M    E    Z    A    R  

 

Mezar nasıl olmalıdır :

Ölü için kazılacak mezarın her suretle iyi olması lazımdır. Mezarın iyi olması, evvel emirde iyi adamların yanında ve güzel bir yerde kazılması ve Resûl-u Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem) in tarif buyurduğu şekilde olması ile olur.

           

1) Hadis alimlerinden Deylemî, Ümmü Seleme (Radiyallahu anha) den rivayet etmiş olduğu şahidi çok bir hadisle  Resûl-ü Ekrem  (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurmuştur ki:

            Kefeni güzel yapın, bağıra çağıra ağlamakla, ve hakkında kötü söylemekle, vasiyetini yapmayıp tehir etmekle, usul ve furuunu veya kabrini ziyareti terk etmekle, ölünüze eziyet etmeyin. Ölünüzün borcunu ödemekte  acele edin. Ölünüzü kötü kimselerin yanına defn etmeyin ve kötü kimselere komşu yapmaktan uzak bulundurun ve mezarını derin ve geniş yapın.         

            Ulema ve Fukahanın beyan buyurdukları üzere ölü için kazılacak mezarın uzunluğu ölünün boyu  nisbetinde olacaktır.Yani mezarı kazılacak ölünün boyu ölçülür ve ölçü mezarlığa getirilip bir karış baş tarafından bir karışda ayak tarafından ölçünün üzerine fark  konulup mezar kazılır.

            Mezarın eni, uzunluğunun yarısı kadar olacaktır. Mezarın derinliği, enaz bir insan boyunun yarısı kadar olacaktır. Daha derin olupta bir erkeğin göğsüne kadar olursa daha efdal olur. Tam bir insan boyu derinliğinde olursa hepsinden efdal olur.

 

Mezarda lahd yapmak :

            Mezar kazılıp tamam olduktan sonra kıble cihetinde ölüyü koymak için lahd yapılması sünnettir.

 

            2) Ebû Davud ve Tirmizî İbn-i Abbas (Radiyallahu anhü) den Ahmed bin Hanbel Cerir (Radiyallahu anhü) den rivayet etmiş oldukları bir hadis de :

            Lahd bizim içindir. Şak bizden başkaları içindir.

            Lahd : Mezarın kıble tarafından  yar kazılıp ölü konulacak bir yer yapmaktır. Ölü lahde konulup, yüzü kıbleye karşı sağ omuzunun üzerine lahdin içerisine yatırılır. Arkası kerpiç veya tahta ve emsali bir şeyle örülüp kapatılır. Fakat lahd geniş olup tahta veya kerpiçlerin ölünün cesedine değmemesi lazımdır.

            Şak :Mezarın tabanının  ortasından yarıp ölü sığacak kadar kanal şeklinde bir hendek açmaktır. Şakk’ın üzerine tahtalar, tavan gibi düz olarak örtülür.

            Lahd : Kuvvetli ve sert toprakta olur. Eğer toprak yumuşak veya kum gibi dağılır olursa, lahd yapılamıyacağından şak yapılmak zarureti hasıl olur. Nakledilen hadis-i şerifin delâleti ile lahd yapmak en iyisidir. Şayet lahd yapılması mümkün olmazsa Şak yapılmasında bir beis yoktur. Hatta toprak çok yumuşak ve gevşek olurda Şakkın yanları tutmayacak olursa, ölünün yanları tahta ile tutturulur veyahut kerpiçle duvar gibi örülür. Ne surette olursa olsun tahta veya kerpiçler üzerine konulacak ağaç ve emsali şeyler ölünün cesedine değmeyecek şekilde olması lazımdır. (H. K. Sayfa 596; İbn-i Saad Sayfa 835; Lev. Cild-1, Sayfa 136; Münavî, Cild-2, Sayfa 335)

             Binaenaleyh, mezar kazdırmak için ehil ve erbap olan mezar kazıcılarını bulmak ona kazdırmak gerekir.

            Bazı yerlerde de mezarın nasıl kazılacağını bilmeyen kıbleyi tayın edemeyen angarya cinsinden mezar kazdırmak çok hatalıdır.

 

Ölüyü kabre indirmek :

 

            Ölüyü kabrine indirmekte müstehap olan, cenaze mezarın kıble tarafında yere konulup mezara inenlerin yüzleri kıbleye karşı oldukları halde yukarıdakiler tarafından ölü bunların kucağına  verilir. Bunlar ölüyü kollarının üzerine alarak ve eğildiklerinde ölünün düşmemesi için kollarının birini ölünün üzerinden aşırarak kabre indirip lahdine koymaktır. Yerin darlığından veya lahdin çökme tehlikesi olduğunda böyle yapmak mümkün olmazsa, kolaya geldiği ve mümkün olduğu surette ölü kabre indirilir. (H. K. Sayfa 596; Tahtavî Sayfa 334)

            Ölü düz olarak, yani başı aşağı asılmış olmayıp düz şekilde  kabrine indirmek sünnettir. Çünkü başı aşağı asılırsa midesinden bir takım şeylerin ağzına ve burnuna  gelmesi ile abdestinin bozulma ihtimali vardır. Binaenaleyh, mümkün olduğu kadar ölüyü düz olarak kabrine indirmeğe dikkat edilmelidir. (H. K. Sayfa 579; Tahtavî Sayfa 333; Ramuz’ul Ehadis, Sayfa 105; Lev. Cild-1, Sayfa 681.)

            Ölüyü kabrine indirip lahdine koyan kimsenin:

            Bismillahi ve billâhi Alâ milleti Rasûlillâhi demesi sevaptır (mendupdur)

           

3) Ahmed İbn-i Hanbel, İbnu Hibban, Taberânî, Hâkim ve Beyhakî, Abdullah ibn-i Ömer (Radiyallahu anhü) den rivayet etmiş oldukları sahih bir hadis de Resûl-ü Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurmuştur ki:

Ölünüzü kabirlere koyduğunuzda “Bismillâhi ve alâ sünneti Rasûlillâhi deyin.

Ebû Mansur Muhammed Maturîdî hazretleri demiştir ki :

“Bu ölü için bir dua değildir. Çünkü eğer  milleti Resûl  (Aleyhis-Selâm) üzerine vefat etmişse tebdil olmasına imkân yoktur. Ve eğer –El İyazü billah – milleti Resûl (Aleyhis-Selâm) in gayri olarak  vefat etmişse onun da değişmesine yine imkân yoktur. Lâkin Mü’minler, yer yüzünde Allah’ın şahidleridir. Onun  da milleti Resûl (AleyhisSelâm) üzerine vefat ettiğine şehadet etmeleri ile sünnet yerine gelmiş olur. (H. K. Sayfa 597, 598; İbn-i Saad Sayfa 837)

 

            Ölüyü kabre indirecek kimseler kuvvetli, erbap, emin ve Salih kimseler olmalıdırlar.

Çünkü kuvvetli olmaları ölüyü yüklenip mezara indirmeğe kudretleri olmak için,

 Erbap olmaları, nasıl konulacağını bilip ölüyü sünnet vechi üzere lahdine koymaları için,

Emin olmaları, her hangi bir sırrı gizleyip ifşa etmemeleri için,

Salih olmaları da şehvet karışmaması için lâzımdır.

            Kadın ölüsünü mezarına indirmekte kadının akrabasından olan  mahremlerinin indirmeleri daha iyidir. Kadının akrabasında erkek mahremi bulunmazsa, akraba olmayan süt veya hısımlık ile mahremi bulunanların kabrine indirmeleri  iyidir. Bunlardan hiçbiri bulunmayan kadın ölüsünü komşularından yaşı geçgin, Salih ve itimada şayan  takva kimselerin, bunlarda bulunmazsa takva ve Salih gençlerin kabre indirmeleri  iyidir.

            Kadınlar ölüyü yıkayıp kefenledikten sonra kabre kadar getirmeleri, hatta yıkandığı yerden tabuta koyup ve erkeklere teslim etmelidirler.

           

Kadın mezarını tesciye etmek:

            Kadın mezarını çarşaf ve emsali bir şeyle tesciye etmek müstehaptır. Ölü hünsa olsa dahi mezarının tesciye edilmesi iyi olur.

            Tesciye: Ölü kadın cesedi mezara indirildikte mezara inmiş olanlar tahta veya kerpiçleri yerlerine düzünceye kadar mezarın üzerini çarşaf ve emsali geniş bir şey mezarın  üzerine açıp mezarı örtmektir. Fakat tesciye yalnız kadınlar için müstehaptır. Erkekler için bid’at ve mekruhdur. Ancak yağmur veya kardan kabre inmiş olanları korumak gibi bir zaruret olursa, erkek mezarını da tesciye  etmek bid’at ve mekruh olmaz.

İmam-ı Ali (Radiyallahu anhü) hazretleri bir yerde erkek mezarını tesciye edenleri görmüş “bu hal kadınların mezarına mahsusdur” diyerek men etmiştir. (Dür. Ve İbn-i Saad Sayfa 833; Merak’ul-Felah ve Tahtavî Sayfa 335)

            Ölü kabre indirildiğinde kabrin içerisi lahd olsun veya şak olsun her ikisinde de ölü sağ omuzu üzerine yatırılıp sağ kulağı yere getirilerek yüzü kıbleye karşı olacaktır. Çünkü ölüyü kabirde sağ omuzu üzerine yatırıp yüzünü kıbleye karşı getirmek vacip veyahut vacip derecesinde müekked sünnettir.

            4)  Zamanı saadette Abdul-Muttalip Oğullarından bir zat vefat etmiş, Resul-u Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem) imam-ı  Ali (Radiyallahu anhü) hazretlerine hitaben :

             Ya Ali! Ölü kabre indirildiğinde sağ omuzu üzerine yatırıp yüzünü kıbleye getir ve hepiniz beraber:  

“Bismillâhi ve billâhi alâ milleti Rasulillah“ deyiniz. Ölüyü yüzü koyun veya arkası üzeri yatırmayın buyurmuştur.

           

            5) Ebû Davud ve Nese-î’nin rivayet etmiş oldukları bir hadisle de :

            Beytullahil-Haram, sağ iken de ölü iken de kıblenizdir. Buyurmuştur. (Cevhere 132; H. K. Sayfa598; Merak’ul-Felah ve Tahtavî Sayfa 334;  İbn-i Saad Sayfa 837)

 

Ölü kabirde sağ omuz üzerine yatırıldığında, yıkılmaması için ölünün arkası ve yanları toprak veya emsali bir şeyle beslenir.

            Kabirde ölünün altına minder veya hasır gibi şeyler sermek veya başının altına yastık, kerpiç, tuğla, taş ve emsali şeyleri koymak, kabirde gülsuyu ve benzeri kokular cenazenin üzerine dökmek tahrimen mekruhtur. Çünkü bunların hiçbiri selef-i salihinde görülmemiş ve işitilmemiştir. Bizler dinde ve dini işlerde seleften gördüğümüze tabi oluruz, kendimiz yeniden bir şey ihdas etmeyiz. Dinde yenilik ihdas etmek bid’attır. (Tahtavi sayfa 333; İbn-i Saad sayfa 836) .

            Ölü kabirde lahdine konulup arkası beslendikten sonra kefenin  başucu ve ayakları bağlamışlarsa bu bağlar çözülürler. Çünkü Ashabı Kiramdan Semure (Radiyallahu anhü) ölen oğlunun kefenini açılmak tehlikesinden bağlamıştı, kabre indirildikten sonra bağların çözülmesini Resul-ü Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem) emir buyurdu. Zira bunlar, yolda açılmak korkusuyla bağlanır, kabre indirilip lahdine konulduktan sonra açılmak korkusu kalmaz.

           

Kabirde kefenin bağlarını açan kimse :

            Allahümme lâ tahrimnâ ecrehu velâ teftinnâ  ba’dehu

            Duasını okur. Ondan sonra tahta veya kerpiçler dizilerek ölünün arkası lahde kadar örülüp tamamen örtüldükten sonra üzerine toprak dökülür.

            Kabre dizilen tahta veya kerpiçler aralı olupta aralarından ölünün üzerine toprak dökülmek ihtimali olursa muhafaza için ara yerlere ot, kamış veya hasır parçası gibi şeylerle tıkanır ve ondan sonra toprak dökülür.

            6) İbn-i Mâce, Ebû Hüreyre(Radiyallahu anhü)‘den rivayet etmiş olduğu üzere:

Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) bir cenazenin namazını kılmış ve kabre kadar giderek ölü defn edildikte üç defa birer avuç toprak alıp baş tarafından kabre atmıştır.

           

Fukahanın beyan eylemiş olduğu üzere cenaze ile kabre kadar gitmiş bulunan cemaatin her biri üç avuç toprak alıp :

            Birincide : Minhâ halaknâküm

            İkincide : Ve fihâ nuîdüküm

            Üçüncüde:Ve minhâ nuhricüküm târeten uhrâ  (Sure-i Taha Ayet 55)

            Kavli şeriflerini okuyup baş tarafından kabre atmaları müstehaptır.

           

            Kabirden bir avuç toprak alıp da üzerine yedi kere sure-i kadri yani, ( İnnâ enzelnâhü fî leyletil kadri  ila ahir) sureyi okuyup ölünün yanına atılırsa, azabının hafiflenmesi fukahadan mervidir.

            Kabre toprak dökülmekte eliyle, kürekle ve mümkün olan her şeyle toprağın dökülmesinde bir sakınca yoktur. ( Merak’ul – Felah ve Tahtavî sayfa 334 , 335 ; Cevhere sayfa 132 , 133 ; H. K. S. 599 ; İbn-i Saad sayfa 838 )

            Kabrin üzerine toprağı çekipde üzeri semer gibi sırt yapıldıktan sonra toprak birbirini tutup berkleşmesi için kabrin üzerine su serpmek menduptur.

 

            7) İbn-i Mace’nin rivayet etmiş olduğu üzere Resul-u Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem) ashaptan Said (Radiyalla-hu anhü) kabrinin üzerine Ebu Davud’un rivayet etmiş olduğu bir hadisle de mahdum-u mükerremi İbrahim (Radiyallahu anhü) ‘in kabrini bir karış kadar kaldırıp üzerini semer gibi sırt yaptıktan sonra toprağın üzerine su serptiği mervidir. (Merak’ul Felah ve Tahdavi sayfa 335 ; Dür. ve İbn-i Saad sayfa 838)

            Ölünün defin işi tamam olup toprakla kapatılıp kabrin üzeri sırt gibi düzeltildikten sonra kabrin yanında bir müddet durmak ve bir deve kesip eti taksim olunacak kadar vakit beklemek ve ölü için dua edip Kur’an okumak müstehaptır.

           

8) Ebu Davud’un Sünen’inde rivayet etmiş olduğu üzere Resul-u Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem) ölüyü defin işi bittikten sonra kabrin yanında durmuş ve :

            Kardeşiniz için Allah’tan mağfiret isteyin, kardeşiniz şimdi sual olunmaktadır. Allah’tan tesbit buyurmasını niyaz edin. Buyurmuştur.

           

9) Taberani ve Beyhaki’nin İbn-i Ömer (Radiyallahu anhü)‘den rivayet etmiş oldukları bir hadiste de :

            Sizin biriniz vefat ettiğinde onu fuzuli bekletmeyin, bir an evvel kabrine ulaştırın. Kabrinde başının yanında Fatiha’yı, ayaklarının yanında Bakara Suresinin nihayetini (Amener- Resûl-ünü) biriniz okusun.

            Hadisin bir rivayetinde ( Fatihatül-kitap ) yerine Fatihatül-Bakara yazılıdır ki, Bakara suresinin başlangıcını okusun demek olur. Her ikisi de birleştirilerek Fatiha ve Bakara’nın başı olan müflihuna kadar ve nihayeti Âmene Resul-ü’den sonuna kadar okunursa daha iyi olur.

(Yukardaki yazı Dür-ret’ül-Fahire  Sayfa  222-235 arasından alınmıştır. Ayrıca  Mukadder yolculuk Sayfa 180-192  arasında da vardır.)