Taziye kelimesi hüsnü sabır manasındadır. Şeriatta ise yakını ölen bir kimseye teselli verilecek sözler söylemek; musibete maruz kalan insanlara sabır ve tahammül tavsiyesinde bulunmak ve onların hüzün ve kederlerini muayyen bir zaman için de olsa izâleye çalışmak anlamına gelmektedir.
Günümüzde “T a z i y e “ sadece ölü yakınlarına başsağlığı olarak kullanılmaktadır.
Taziye (baş sağlığı) : Ölü defnedildikten sonra hısım ve akrabalarına sabır tavsiyesinde bulunulup, onları teselliye çalışmak müstehaptır. Ölü defnedilmeden baş sağlığında bulunulursa da, definden sonra taziyede bulunmak daha iyidir.
taziyede bulunmak daha ıyıdır.
Taziye : ölü sahibinin evinde veya mescitte yapılır. Münasip olan herhangi bir yerde de taziyede bulunmak caizdir. Fakat taziyenin kabristanda veya ölünün kapısı önünde yapılması bid’at niteliğindendir, dîynen mekruh görülmektedir.
Taziye: ölünün defnini müteakip üç gün içinde bir defaya mahsus olarak yapılması müstehaptır. Eğer taziye verilecek kimse arandığında bulunamazsa veya başka bir yerde ise, bu müddet uzatılabilir.
Taziyenin üç gün içinde yapılmasının Sünnet olduğunu söyleyenler, çoğunluğu teşkil etmektedir.
Taziyenin sünnet olduğuna delil olarak Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesel-
lem) efendimizin şu hadisi şerifleridir :
“Musibete maruz kalan kimseye başsağlığında bulunana, musibete uğramış olanın sevabı kadar, sevab vardır.” (Tirmizi rivayet etmiştir.)
Burada hadis-i şerifin bir “Sünnet-i kavliyye” olduğu dikkate alınırsa, delil kendiliğinden ortaya çıkmış olur.
Taziyeleri kabul etmek için cenaze sahibinin evinde oturması caizdir. Oturmamaları ise daha evlâdır.
Erkeklere olduğu gibi, kadınlara da taziyede bulunmak müstehaptır. Şu kadar ki; Erkek erkeğe, kadının da kadına taziyede bulunması daha evlâdır. İstenildiği takdirde ölünün bütün akrabalarına taziye verilebilir. Çünkü böyle bir taziye çeşitli zamanlarda meydana gelmiş veya meydana gelmesi muhtemel kırgınlıkları da izale edebilir..
Uzakta olupta gelip gitmeleri zor olan kimseler telefon , tegraf ve mektupla da taziyede bulunabilirler.
Tekrar tekrar taziyede bulunmak asla doğru değildir. Kapanmaya yüz tutan yaralara neşter vurmaya benzer. (Mukadder Yolculuk Sayfa 210-212)
Ölünün velisi, ölünün defninden sonra birinci günden yedinci güne kadar kolayına gelen şeyi fakirlere tasadduk ederek sevabını ölüye bağışlamalıdır. Bu bir sünnettir. Buna kadir olamazsa iki rekat namaz kılarak sevabını bağışlamalıdır. Fakat ölü sahiplerinin birinci, üçüncü günlerde veya bir hafta sonra ziyafet vermeleri mekruhtur. Ancak ölünün komşularının veya uzak akrabasının taam hazırlayarak ölü sahiplerine ikram ve yemeleri için onlarla meşgul olmaları müstehaptır. Çünkü onlar kendilerine yemek hazırlayacak bir halde bulunmayabilirler.
Ölü sahiplerinin yapılacak taziyeleri kabul için üç gün kadar hanelerinde oturmaları caizdir. Mamafih oturulmaması evlâdır. Cenazenin defninden sonra nihayet üç güne kadar bir defaya mahsus olmak üzere taziye yapılması müstehaptır.
Böyle bir musibete uğrayana :
Allah’u tealâ size sabrı cemil, ecri cezil ihsan buyursun. Gibi sözler ile taziye edilir, teselli verilir. Bir musibete uğrayan da:
İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn. diye Hakka tevessül etmelidir.
[Büyük İslâm İlmihali Sayfa 341-342 (İstanbul-1960)
Ulema ve Fukahanın bildirdiklerine göre kabir ziyaretinde sevap olan, kabrin ayak tarafından gidip :
Es-selâmü aleyküm dare kavmin mü’miniyne ve innâ inşaallâhü biküm lâhikûne ve nes’elüllâhe lenâ velekümül-afiyeh
Lafzı ile selam verdikten sonra ayakta veya oturup kur’an okumalı ve dua etmelidir. Kabre yakın veya uzak oturmak, hayatındaki yakınlığı nisbetindedir. Yani sağlığında emsal ve akran olup da ziyaretinde yanına yakın oturabilen kimse kabrıne de yakın oturur.
Sağlığında tazim ve hürmeten çok yaklaşmayıp edepli oturan , kabrine de çok sokulmayıp biraz uzakta hürmet ve edeple oturur. Kur’an-ı Kerim’den bildiği ve okuması kolayhına gelen yerlerden okur.
Fatiha-i Şerifeyi, Bakara suresinin evvelini Müflihuna kadar, Ayetel Kürsiyi, Amener-Resûlü’yü surenin sonuna kadar, Ayrıca Yasin-i şerifi, Sure-i Mülkü, Sure-i Tekasür ve İhlas suresini okumak evlâdır. Genelde İhlas suresini üç, yedi veya on iki defa okumak menduptur.
Peygamber efendimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Hazretleri Sure-i Bakaranın evvelini kabrin baş ucunda, Bakara’nın nihayetini de ayaklarının yanında okumuş olduğu mervidir.
Ondan sonra dua edip okuduğu Kur’anın sevabını kabir sahibinin veya kabirlerin sahiplerinin ruhlarına bağişlar.
(İbn-i Saad Sayfa 843-844)
(Dürret’ül-Fahire Sayfa 292)
Müslim’in Büreyde (Radiyallahu anhü)den rivayet ettiği bir hadis-i şerif te Re
Sullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurmuşlar ki:
Ashabım sizi ben kabirleri ziyaretten nehyetmiştim. Artık şimdi kabirlerinizi ziyaret ediniz. (Sahih-i Buhari,Cild
-4, Sayfa 371 (Diyanet işleri Bşk. yayınları)
Ashabım! Sizi ben, kabirleri ziyaretten men etmiştim. Fakat Peygamberiniz Muhammed (Sallallahu aleyhi vesellem) e anasının kabrini ziyaret için izin verildi. Siz de kabirleri ziyaret ediniz. Çünkü kabir ziyareti ahireti hatırlatmaktadır. [Tirmiz’i Büreyde (Radiyallahu anhü) den rivayet etmiştir.] (Ahkam’ül Cenaiz adlı eser Sayfa. 187, Beyrut-1969; Ramuz’ul-Ehadis Hadis No:4267)
Mezarlığı ziyaretin efdalıyet açısından uygun günleri :
Pazartesi, Perşembe, Cum’a ve Cumartesi günleridir. Pazartesi ve Perşembe günleri öğleden önce, Cumartesi günü güneş doğmadan, Cum’a günü de, Cum’a namazını kıldıktan sonra yapılması daha evlâdır. Bu vakitlerde fırsat bulamayanlar istediği gün ve saatlerde ziyaret edebilir. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem), Şaban ayının on beşinci gününün gecesi kalkarak Medine’deki Cennet’ül Bâki mezarlığını ziyarete gitmişlerdir
Mezarlığı ziyaret etmeyi niyet eden kişi abdest alarak evinde iki rekat nafile namaz kılarak sevabını ölülerin ruhlarına bağışlaması müstehaptır.
Hanımlar mezarlığı ziyaret edebilir mi?
Bu hususta farklı görüşler vardır. Allah’ın Resûlunun şu hadisi şerifi :
Allah, sık sık kabirleri ziyaret eden kadınlara lânet etsin. (Tirmizî, Ebû Hureyre’den rivayet etmiştir. Sahih-i Buharî, Cild-4, Sayfa 372; Diyanet İş. Bşk. Yay. 2. Baskı.)
Ebû Davud’un İbn-i Abbas (Radiyal
lahu anhü) den rivayet ettikleri bir başka Hadis-i şerif te de peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır:
Allah, kabirleri ziyaret ve secdegâh ittihaz eden; kabirlere kandil yakan kadınlara lânet etsin. (Sahih-i Buhari, Cild-4, Sayfa 373, a.g.e.; Sünen’ün-Neseî, Cild 3-4, Hadis No:2045 )
Mezarlığı ziyarete giden kimse orada medfun bulunan insanları düşünmesi, tavır ve hareketlerini de ona göre tanzim etmesi gerekir. Zira orası cahilinden Âlimine bebesinden şeyhi fanisine evliyasından şehidine kadar binlerce insanın toplandığı yerdir. Allahın hükmüne boyun eğilerek asla rucu edilen bir yerdir.
Böyle bir mümtaz toplumun huzuruna çıktığını bilen ziyaretci herhalde manasız hareketlerden kaçınır. Huşu içerisinde mezarlığın kapısından içeri girer.
Önce orada yatanların hepsine şamil olmak üzere, bir selâm verilir. Bunu takiben üç ihlâs bir fatiha okuyarak ruhlarına hediye edilir.
Şayet ziyaretçi içeri girmeden oradan geçip gitmek istiyorsa ihlâs sayısını on bir’e çıkarır.
Allah’ın Resûl-ü, bir hadislerinde buyurmuşlar ki:
Kabristanın yanından geçen bir kimse, on bir kere İhlâs suresini okur ve sevabını ölülere bağişlarsa; O’na ölüler sayısınca sevap verilir. (Dare Kutnî, İbn-i Ebî Şeybe’den rivayet etmiştir.)
Mezarlığı ziyaret eden kimse şöyle selâm verir:
Es-Selâmü aleyküm yâ ehlel –kubûr! Yağfirullahe lenâ veleküm, entüm selefûnâ ve nahnu bil-isrî (Tirmizî kaydetmiştir. Müslimde farklı olarak görülmektedir.)
Manası : Allah’ın selâmı sizlerin üzerine olsun, Ey kabirde yatanlar! Allah sizlerin ve bizlerin günahlarını bağışlasın. Siz bizlerin seleflerisiniz; biz de izinizden gelenleriz; demektir.
Ziyaretçi, kabrin sağ tarafından hürmetle ölüye yaklaşır. Yüzünü ölünün yüzüne çevirerek, selâm verir. Çömelerek yukarda belirtilen sure ve duaları okur. Kıbleye karşı okunması efdaldır.
Ziyaretçi ayrılmadan önce şöyle bir dua eder.
Ey bütün kâinatın sahibi olan Allah’ım ! Sana imân ederek bu dünyadan ayrılan, senin azabından yine senin rahmetine sığınan bu insanlara acı ve onların azabını hafiflet!
Ey Allah’ım ! senin rahmetini ve benim bu duamı onlara ulaştır. Bizi de bu sevaptan mahrum etme! .. Onlardan sonra bizleri de fitneye düşürme, Yâ Rabbi ! Ölürken bizlere de imân nasib eyle, Yâ Rabbi ! Bütün mü’minlerle beraber Sevgili Peygamberiyin “Livâ’il- hamd” adlı sancağı altında toplanmayı cümlemize nasib-i müyesser eyle, Yâ Rabbî ! (fatiha)
Yukardaki yazı Mukadder yolculuk sayfa 259-262 den alınmıştır.
Kabristanda yapılmaması gerekenler
“Müslim’den rivayet edildiğine göre:
- Kabirlerin üzerine oturmayınız ve onlara (doğru) namaz kılmayınız.
(Muhtar’ül-Ehadisin-Nebeviyye, No:1340)
Deylemi’nin rivayetinde :
Bilhassa kabristana bevl etmekten (idrar yapmaktan) sakınınız… Çünkü O, Bars (baras, alacalık) illeti getirir…
(Muhtar’ül-Ehadisin-Nebeviyye No:413)
Cabir (Radiyallahu anhü) den :
Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) kabir üzerine bina yapmaktan veya kabri yükseltmekten veya kireçle badanalanmasından nehyetti. Süleyman ibn-i Mûsâ :
-Kabir üzerine yazı yazılmasını da (nehyetti) cümlesini ilâve etmiştir. [(Sünen’ün Neseî, Cild 3-4, Hadis No: 2029; Sahih-i Müslim, Cild-3, Hadis No: 94(970) ; Bu hadisi ayrıca İbn-i Mâce de rivayet etmiştir.)]
1. Kabri, anıt deyip baş ucuna çok yüksek taşlar dikmek iyi değildir. Kabir, kabristanlık olduğu en uzak yerden de bakılınca gelen yolcu görebilmeli ve O kabristanlığa fatiha okuyabilmelidir. Yani şimdiki normal kabir bunlar iyi, daha fazla yükseltmek iyi değildir. Kabir çok engin olup, belirsiz gibi olursa uzaktan görünmez. O zaman fatiha okuyanlar çok az olur. Yani kabristanlığın manevi sevap geliri az olur. Bilâl babamla beraber traktörle bir yere giderken üç, beş ve on kilometrelik mesafedeki kabirler için Fatiha okurdu. Uzak yerlerdeki kabirler için Fatiha okumayı bizim ıhvanları
mız yapıyorlar, başkaları yapmıyor. Buna dikkat edin, bunu unutmayın, ihmal davranmayın. Hele büyük evliyaullah ve Peygamber kabirleri olursa onların olduğu tepe göründüğünde hemen onun ruhu için Fatiha deyiniz, herkes Fatiha okusun. Mezarlıklar fatiha okunsun diye, yol kenarına bunun için yapılır.
2) Üzerinden yüzlerce sene geçer. Çok engin olursa çabuk kaybolur, çok yüksek olursa onu da Peygamber (Sallallahu aleyhi vesellem) men ediyor. Kırk elli santim gibi olursa o arada iyidir. Başkası iyi değildir. Büyük zat olursa üzerine türbe yapılmışsa o da normaldir, yapılmamışsa da iyidir. Türbe yapılmamışsa içine rahmet girer, iyi olur. Yapılmamışsa herkesin hüsnü zannını artırır, o da iyidir. Bunlar niyetlerine göredir.
Bezzaziye kitabında diyor ki:
Kabristandaki yeşil otları koparmak mekruhtur. Çünkü bu otlar Allah’ı tesbih eder. Bu tesbihler meyyitin (ölünün) azabtan kurtulmasına yarar. Meyyit bu tesbihlerle rahat eder.
Şern Bilâli’nin “İmdad’ül-Fitah” kitabında Hanefi alimlerinin ve başkalarının kitaplarında da böyle olduğu yazılıdır. Fetva vermek derecesine yükselmiş olan böyle büyük alimlerin bildirdiklerine göre, meyyit (ölü), dirilerin işitemediği yeşil otların tesbihi gibi sesleri işitince, kendisine seslenen insanoğlunun sesini işitmez mi? İşitmez diyenler: Belki dünyada kulak ile işitildiği gibi işitmezler demek istemişlerdir.
Bilâl babam: Kabrin üstünde ot büyümesini iyi görmedi. Sebebini sordular:
Kuş gelir içine girer, yuva yapar, pislik atar. Kabrin başucuna ağaç dikmeyi de iyi görmedi. Ağacın üzerine kuş konar, kuş o kabrin üzerine pislik atar. Bunun dışında yeşil ot, yeşillik ne kadar çok olursa o kadar iyidir. Otlar orada yatan ölü için istiğfar çeker. Bunu da ölüler duyar; bu otları koparmak iyi değildir. (Hac da ihramlı iken yeşil ot koparsan ceza kurbanı kesip etini dağıtman lazımdır )
En fazla rızık darlığı getirenlerden birisi de kabristanın etrafının duvarla çevrili olmamasıdır. Böyle olmazsa hayvanlar kabristanın içine girer, tepeler, pislik atar, bu da rızık darlığı getirir. Kabristanın etrafının çevrili olması halinde içinde ot biter, onlarda istiğfar edince hem ölülerin günahının af olmasına, hem dirilerin rızıklarının genişlemesine faydası olur.
Ebû Hüreyre (Radiyallahu anhü) den: Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:
- Yemin ederim ki, sizden birisinin vücudunu yakıcı bir ateş parçası üzerinde oturması, onun bir kabir üzerinde oturmasından kendisi için daha iyidir. (Sünen-i İbn-i Mâce, Cild-4, Hadis No:1566; Ayrıca bu hadisi Ahmed ibn-i Hanbel, Müslim, Ebû Davud, Neseî, Beyhakî, ve Muhrat’ul-Ehadisin-Nebeviyye No:941 rivayet etmişlerdir.)
Ukbe ibn-i Amir (Radiyallahu anhü) den; Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:
- Yemin ederim ki, bir ateş parçası veya bir kılıç üzerinde yürümem veyahut ayakkabımı ayağımla dikmem bir müslümanın kabri üzerinde yürümemden bana daha sevimlidir. Kabirlerin ortasında abdestimi bozmuşum veya çarşının ortasında. Bence bunlar arasında (çirkinlik açısından) bir fark yoktur. (Sünen-i İbn-i Mâce, Cild 4, Hadis No: 1567; Ayrıca Neseî, İbn-i Hibban, Buhari ve Müslim de
rivayet etmişlerdir.)
(Yukardaki yazı Zuhurat-ı Bilâl-i Nâdirî, Cild-3, Sayfa 483-487 arasından alınmıştır.)
Bir Hadis-i şerif te :
Kabirlerin üzerine oturmayınız, kabirlere doğru da namaz kılmayınız.
Hürmet kasdı ile de olsa, mezarlara el sürmek, taş ve sandukasını öpmek, veya mezar üzerine uzanıp yatmak doğru bir hareket değildir. Zira bu nevi hareketler diğer din mensuplarının hareketi olarak bilinmektedir.
Kabirler üzerine mum dikmek, bid’attır Bid’ata tevessül etmek ise günahtır. (Fetevayı Hindiye, Cild-5, Sayfa 306)
Beyhakî’nin rivayet ettiği hadis te:Kabirleri görüp tefekkür edip muttali olunuz. İbretle kıyameti tezekkür ediniz. Buyrulmuştur.
Öyle ise, düşünmek, ibret almak ve kalan ömrümüzü faydalı yolda harcamak, bize düşen görev olmalıdır.
Mezar taşlarına fotoğraf koymak, ibrişim bağlamak veya buket çiçek yaparak kabrin üzerine koymak dinimizde yeri olmayan adetlerdir.
Kin ve garazını yenemeyen, insanlıktan nasibini alamayan zavallıların, kabir üzerine idrar boşaltması veya pislik dökmesi gibi akla gelmeyen hareketlerde bulunmak, dinimizde haramdır.
(Mukadder Yolculuk, Sayfa 263-264 arasından alınmıştır.)
“Es-selamü alâ menit-tebeal hüdâ (Sûre-i Taha Ayet 47)
Allah’ın selâmı Allah’a tabi olanların üzerine olsun. (Amîn)
(Naşirin Notu : Bu kitapta gördüğünüz italik yazılar Şimdiye kadar neşredilmemiş olan ;
Hacı Muhammed Hilmi Kutlubay Hazretlerine aittir.)