BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİYM

 

 

Kitabın yazarı; Hacı Muhammed Bilâl-i Nadir Hazretleridir. Yazdığı kitabı biz 35 sene sonra yazmaya başladık. Bu arada kitabın bir çok sahifeleri dağılmış sayfa halinde kalmış. Başını, sonunu bilemediğimiz için sayfaları biz sırayla yazacağız. Yazılmasında ve okunmasında faydalar vardır. Şimdi yazıyorum.

 Fatihay-ı Şerif'in zuhuratı hakkında

Sene 1361, Zuhuratı şöyledir. 5 ismi İlahiye.

Elhamdülillâhi Rabbil âlemîn Errahmânirrahîym mâliki yevmiddîn.

Bunlar bir teki söyler. Tek Allahu Teâlâ'dır. Burada beş ismi şerifi vardır.

 

I-           1-        Allah

              2-        Rabbi

              3-        Rahman

              4-        Rahim

              5-        Malik

 

Bundan sonra kalanı da dörtdür. Bu bir ile beraber beştir.

II-          İyyâ kena'büdü ve iyyâkenestaîn.

III-         İhdinas-sırâtal müstegîm.

 

Mü'minler üçtür.

a- Mü'min

b- Muktesid

c- Mukarrebîn

 

IV-         En-amte aleyhim Minen-Nebiyyine ves-sıddîgîne veş-şühedâ-i ves-sâlihîn, dörttür.

V-          Veled-Dâllîn ehl-i dalâlet beştir.

 

Fatihay-ı Şerif'te Rabbımız Teâlâ'nın ismi beştir. Sonraki ayetlerle tekrar beş olması sıra beşlerimize tamamen delil olduğunu görünce daha ziyade iştahlandım.

 

(Sure-i Hicr, Ayet 87)

“Yemin ederim ki, sana tekrarlanan yediyi (fatiha suresini) ve büyük Kur'an-ı verdik.”

Yukardaki ayet daha ziyade şevkimi arttırdı.

Yedi ikiden Fatiha'yı şerife yedi. Bir de iki işaretlerde tamam. Sonra beşler âlemininde sırası ve ikiye ayrılması oda tamamdır. İşte o âlemlerin yukarı doğrusu nuraniyet, aşağı doğrusu zulmaniyettir. Nur cennet, zulmaniyet cehennemdir. Nur yolunu burada tutan doğru cennete gider. Zulmet yolunu tutan, cehenneme gider. Hiç kimse takdire, mukaddere bahane etmesin. Evet her şeyleri Allahu Teâlâ takdir etmeden olmaz. Fakat insanın isteğine göre meyil ve kararına göre verir. Durup dururken hiç kimseye kötülük takdir etmez. Nice yerlerde takdir ettiğini bozar. Nice takdir olmayanı, takdir eder. Asi olursa seni terbiye için, yahut helâk etmek için, sana belâlar takdir eder. Dilediğini yapar, niçin yaptın denmez ve sorulmaz.

Fatiha-ı Şerife'nin bir görünüşü de şöyledir.

İman bir tek Allahu Teâlâ'yadır. Birinci hane budur.

Bismillâhirrahmânirrahîym üç isimdir.

Allah, Rahman, Rahim.

Elhamdülillahi rabbil âlemîn,

Er-Rahmânirrahîym,

Mâliki yevmiddîn.

Hamd ederim Allah'a o âlemlerin Rabb'ısıdır. Rahman'dır, Rahimdir. İki cihan mülkünün sahibidir. Allah, Rabbi, Rahman, Rahim, Malik, beş isimdir. Bunlar bir tekin isimleridir. Hepsi o Allahu Teâlâ'nın isimleri olduğu gibi her bir ismi hem sıfatı, hem ef'âli, hem zuhuratı vardır.

Sıfat-ı Kâimdir. Bâki'dir, Ef'ali yapması, icadı, imhası, var etmesi, yok etmesi, her zaman, her daim vardır. Her an şimdi dilediğini mahv eder. Yani yok, dilediğini var etmektir. Zuhurata gelince:

Yer yüzünde toprak bir su ile sulanır. O kokmuş sular ile pis gübreli topraktan biten otlar, çiçekler türlü türlü kokulu ve türlü renkli, türlü lezzetli olmaları isimlerin zuhuratıdır. Türlü ilaçlar gene isimlerin zuhuratıdır. Bir de bu sefil insanların anlayamadığı dünyada zarar, ziyan, fitne, fesad hepsi isimlerin zuhuratıdır. Fakat bunların zuhura, meydana çıkmasına sebeb insanlardır. Şöyle ki insanlar Allahu Teâlâ'ya güzel, itaatte, ibadette ona kullukta, zikir, kur'an, namaz, oruç, zekat, hac, malını Allah yoluna sarf etmek, din yolunda malı ile, canı ile, harp etmek. Fukaraya merhamet eder ise dünyaya ve yahut yalnız bir kimseye rahim isimleri ile tecelli eder. Onda hayır, bereket menfaatler zuhur eder. Ne vakit ki insanlar Allahu Teâlâ'yı unuttular, ibadet etmediler inkâr edenlere ise azab sıfatı ile tecelli eder. Fitne fesadlar, zarar, ziyanlar zuhur eder. Sebebi insanlardır.

 

Bu sahifeyi sütunlar halinde yazmış, tarikat, delâlet. Şimdi şeriat sütununa başlıyoruz.

 

Şeriat Sütunu:

Üç. Üçler sırası hidayeti ilahiye

Üç, Zalimler, Muktesidler, Sabıklar, Mukarrebler, Cenab-ı Hakk'ın kitap gönderdiği kullardır.

Nefsine Zulûm edenler:

1- Amel edenler

2- Nefsine zulum edenler

3- Sabık mukarrebler

 

(Sure-i Fatiha, Ayet 6)

Bize yardım eyle, doğru yolu göster Ya Rabbi! Bu ayeti Kerimede üç yol yaratmıştır.

Biri bu dünyadan aşağıya Tahtesseraya gider.

Biri cennete gider.

Biri'de Hakk Teâlâ'ya kavuşur.

 

(Sure-i Fatır, Ayet 32)

Tefsir'de yazıyor ki:

“Sonra o Kur'an-ı Mübin kullarımdan seçmek ve ihtiyar ettiği ümmet ki miras ettik. O ümmetten bir kısmı mucibince amelde noksanı ile nefsine zulm etti. Bir kısmı da mucibince amel etti. Bir kısmı da Allahu Teâlâ'nın izniyle, hayra, hasenatta ileri derece musabakat etti. Bu musabakatta Allahu Teâlâ fazlı, kebirdir, büyüktür.”

 

İkinci sutün tarikat:

Üçler sırası: Mü'minlerin dereceleri üçtür. (Sıratal müstegim) budur ki kulların birbirlerinden dereceleri yüksektir. Şu ayetle delildir.

 

(Sure-i Maide, Ayet 93)

“İman edip ameli salihde bulunanlar için madem ki haramdan sakındılar ve haram olduğuna inandılar. Daha sonra haramlara ziyade inandılar. İmanları kuvvetlendi. Daha ziyade ameli salihada bulundular. Daha sonra daha ziyade sakındılar ve iyiliklerde bulundular. Bunların evvelki yedikleri için ziyan yoktur. Allahu Teâlâ iyilik edenleri sever.”

 

Burada üç'e ayrıldı.

1- İman edip ibadette emri nehyi tutanlar şeriattır.

2- Sonra tarikata girip emri nehyi tuttuktan sonra tarikat yükünü de alıp ona imanı ve ondan korkusu artarak imanları daha ziyade olmuştur. Onlar esrara vakıflardır.

3- Daha ziyade sakınarak kuvvetli imandan sonra Allah'ın kullarına yardımda bulunur. Kendileri aramaz.

 

Üçüncü Sütûn Delâlet:

Üçler sırası kafirlerin sırası üçtür. Bunlarda birbirlerinden ileridir.

 

(Sure-i Nisa, Ayet 137)

Şu kimseler ki iman ettikten sonra tekrar kâfir oldular. Tekrar iman ettiler, sonra yine kâfir oldular. Sonra bundan kâfirliklerini inkarlarını arttırdılar. Onlar sonra tövbe etselerde kabul olunmaz. İşte burada da üç oldu.

Biri; iman eder, fakat cehalette bilmeyip tekrar küfür eder. Cenab-ı Hakk'ta ona belâlar verir. O korku ile tekrar iman eder. Tevbesi kabul olur.

İkinci; bunları gördükten sonra unutur. Bollukta yine inkâra başlar. Hiç muhtaç değilmiş gibi.

Üçüncü; maazallah Allahu Teâlâ buna gadab eder. Buna küfür etmek için kolaylık verilir. Malını, mülkünü, evladını, kuvvetini arttırır. Bu kimse yine küfrünü arttırır ise cehenneme kadar gider. Onu döndermez.

 

Üçüncü Sütûn:

Şehitler ve şühedalar: Onlardan üçüncüsü şehidlerdir.

 

(Sure-i Tevbe, Ayet 20)

“O zatlar ki, iman ettiler ve muhacerette bulundular ve Allahu Teala'nın yolunda mallarıyla, nefisleriyle cihada atıldılar. İnd-i İlahide dereceleri pek büyüktür. Ve işte necata erenler de onlardır.”

Allahu Teâlâ'nın yolunda malları ile canları ile çok çalışıp o yolda ölenlerdir. Bunlar iki kısımdır. Biri küffar elinden şehid olmuştur. Biri de gaffar elinden şehid olmuştur.

Küffar elinden şehid: Sırf Allahu Teâlâ'nın yolunda din düşmanı kafirlerle harpte şehid olmuşlardır.

Gaffar elinden şehid: Gece-gündüz Allahu Teâlâ'nın zikriyle, sevgisi ile, aşkı ile yanmış, bütün vücudunu, varlığını, hayatını dünyasını mahvetmiştir.

 

(Sure-i Bakara, Ayet 165)

“Ve insanlardan öyleleri vardır ki; Allah'tan başkalarını Allah'a emsal ittihaz ederler. Onları Allah'ı sever gibi severler. Mü'minlerin ise Allahu Teâlâ'ya muhabbetleri daha ziyadedir. Eğer zulmedenler azabı görecekleri zaman bütün kuvvetin Allah'a mahsus olduğunu ve hakikaten Allah'ın şedîdü'l-azâb bulunduğunu görüp anlasalar (ne kadar nadim ve pişman olacaklardır.)”

Şunlar ki iman ettiler. İşte çok ziyade olarak Allahu Teâlâ'yı severler. Allahu Teâlâ'ya sevgileri çok ziyade olur buyurmuştur.

Dördüncü sütun salihler, (Ves-sâlihin):

 

(Sure-i Kehf, Ayet 107)

“Yani şunlar iman eder. Ameli salih işler. Onlar için cennetler vardır. Cenneti Firdevs onlarındır.”

Ayeti bunların cennetlik olduğunu gösteriyor.

 

(Sure-i Kehf, Ayet 110)

“De ki: Ben ancak sizin gibi bir beşerim, bana vahyolunuyor ki, sizin ilâhınız ancak bir ilâhtır. Artık her kim Rabb'inin huzur-u manevisine ermek niyazında bulunur oldu ise salih amel işlesin ve Rabbinin ibadetine hiç bir kimseyi ortak edinmesin.”

 

Kim olursa olsun, kendini yaradan Rabb'ısını huzuruna çıkmak ve kavuşmak ister ise ameli salih, güzel halis, muhlis sırf Allah için ibadet etsin. Allahu Teâlâ'ya ibadet ederken şuna niyet ettim, şu işim şöyle olmak için niyet ettim demek kalbinde Allahu Teâlâ'nın rızasını tahsilden başka bir şey olmaz ise muhakkak muradı hak'tır. Hakk'ın rızasını bulur.

 

Amma kim olursa olsun bazı kimselerin itikatı çok kötüdür. Hatta kitaplar yazmışlar ki, ezelde ne ise o olur. İbadet, taat ne fayda eder demişler. Çok iftirada bulunmuşlardır. Bütün Kur'an-ı Azimüş-şan'ın ayetleri ve (Peygamberimizin) hadîslerine muhaliftir.

 

(Sure-i Fetih, Ayet 29)

“Muhammed (Aleyhis-selâm) Allah'ın peygamberidir. O'nunla beraber bulunanlar, kafirlere karşı pek şiddetlidirler, kendi aralarında ise pek merhametlidirler. Onları rükû ediciler, secde ediciler olarak görürsün. Allah'u Teâlâ'dan inayet ve rıdvan dilerler, yüzlerindeki nişâneleri, secdelerinin eserindendir. Bu (nat) onların Tevrat'taki vasıflarıdır ve onların İncil'de ki meselleri (vasıfları) ise bir ekin gibidir ki, filizini çıkarmış, sonra onu kuvvetlendirmiş, sonra da kalınlaşmış, sonra da sakları üzerine yükselmiş (istikamet almış) ekincilerin hoşlarına gidiyor, onlar ile kafirleri öfkelendirmek için Allahu Teâlâ onlardan iman edip salih salih amellerde bulundukları için bir mağfiret ve pek büyük bir mükafat vaad buyurmuştur.”

 

Allah'ın vadi yalnız iman ile güzel ibadet ve taat edenleredir. Cennet, cehennemde iman ve amel etmeyenleredir. Aşağıda oku, neler var görürsün. İnşallahu Teâlâ.

 

Birinci Sütun:

Kafirler, beşler sırası ile. «Gayrıl mağdubu aleyhim»

Ya Rabb! Onların üzerine gadab eylemedin. Bizi onların yoluna gönder ve o yolu göster. Cenab-ı Hakkın gadabına uğramaktan ancak şu gerideki beş sınıf insanlar korkmazlar.

 

(Sure-i Fetih, Ayet 6)

“Ve tâ ki, şân-ı ilâhîde kötü kuruntuda bulunan münafıklar (münafık erkekler) ile münafıkaları da (münafık kadınları da) ve müşrikler (müşrik erkekler) ile müşrikeleri de (müşrik kadınları da) muazzeb kılsın. (azab etsin) O kötü kuruntuları kendi üzerlerine geliversin. Ve Allah, onlara gazab etmiş ve onlara lânet eylemiştir ve onlar için bir cehennem de hazırlamıştır. Ve ne fenâ bir uğranacak yer.”

 

Allahın gadabı bu sıradaki beş kısım kimselerin üzerinedir.

 

Birincisi kafirlerdir: Bu sütun onları bildirir.

 

(Sure-i Bakara, Ayet 6)

“Ey sevgili habiybim şunlar ki; Allahu Teâlâ'yı inkâr ettiler. Onun için Allahu Teâlâ'da onlara gadab etti. Onları azdırdı. Sen onlara ne söylesen, ne korkular versende vermesende onları Allahu Teâlâ gadabı ile azdırır. Onlar iman etmezler.”

 

(Sure-i Bakara, Ayet 7)

“Çünkü Allahu Teâlâ onlara inkârları sebebi ile gadap etti. Kalplerinin üzerini mühürledi ki hakkı hatırlayamasınlar. Kulakları da Hak sözü işitip anlamasınlar. Gözleri de Hakk'ı ibretle görüp tanımasınlar.”

Bu mühürlemek sebebi şudur:

 

(Sure-i Bakara, Ayet 8)

“İnsanlardan bir takımı da: «Biz Allah'a ve ahiret gününe inandık» der. Halbuki onlar inanmış değillerdir.”

 

(Sure-i Bakara, Ayet 9)

“Onlar Allah'ı ve imân etmiş zatları aldatmak isterler. Halbuki onlar kendi nefislerinden başkasını aldatamazlar da bunun farkında olamazlar.”

 

(Sure-i Bakara, Ayet 10)

“Onların kalblerinde bir hastalık vardır. Allahu Teala'da onlar için hastalığı artırmıştır. Ve onlar için yalan söylemeleri sebebiyle gayet acı bir azab vardır.”

Ayetleri. Onlar yalandan mü'minleri de Allahu Teâlâ'yı da kandırmak isterler. Onların kalplerinde marazları, kinleri vardır. Bunu da bildiğim için.

 

(Sure-i Bakara, Ayet 15)

“Allahu Teâlâ ise onlar ile istihza eder.(Alay eder) Onları kendi azgınlıklarında şaşkın bir halde bırakır.”

Allah da onları aldattı. Onların keyflerini zevklerini artırıp onlara belâlar kazandırdı.

 

İkinci Sûtün; Dâllîn:

Hakk yolundan sapanlar «veleddâllîn»

Ya Rabbi! Onlar delâlet yoluna gitmediler. Ya Rabbi bizi de senin rıza-i şerifinde olan yoldan çıkarma. Bir kimse anadan doğdumu Hakk yolunda doğar. Sonradan Hakk'dan Hakk yolundan sapanlar saparlar. Doğuşta hepsi Hakk üzere doğar. Bu meselede bir çok insanlar kötü itikadları yüzünden yoldan sapmışlardır. Kur'an-ı Kerim açıktan açığa haber verip belki her surenin nice yerlerinde muhtelif (şekilde) tekrar tekrar bu hakikatı söyler iken, nice sapkın itikat sahipleri kaderi, takdiri, mukadderi ortaya yanlış tefsir ederek, halkı da kendisi gibi şaşırtmak için kitaplar yazmışlar, şiirler yazmışlar. Kelâmi kibarlar söylemişler. Bütün Kur'an'a, hadîs'e ehl-i sünnete muhalefet etmişlerdir. Kulun iradesi kendi elinde iken bu fenalığı Allah yaptırmasa yapabilir miydiler?

Ehl-i sünnetin «Efalullah mualleletün» Yani Allahu Teâlâ'nın her işi bir sebebe ve illete bağlıdır. Hüküm ile hikmeti iledir. Hüküm:

Bir kimse onun gadabına uğrayacak bir niyette ve teşebbüsde bulunur. Sonra ona belâlar, azab takdir der. Bu kimsenin haberi olmaz Beş sene sonra, on sene sonra o belâ ne ise gelir. Onu Allahu Teâlâ'dan başka kimse çeviremez. Takdir bozulmaz demek budur. Yoksa kul tevbe etse, yalvarsa, Allahu Teâlâ dilerse takdiri bozar, mahveder. Buna dair nice ayetler ve hadîsler vardır.

Bir de hikmet var ki, hikmeti ile iş yapar. Bu da bir kimse Allahu Teâlâ'ya güzel ibadet taatta iken ona belâ verir. Hikmetini kimse anlayamaz. Hikmeti o kimseyi pişirmektir. Pişsin makamlara layık olsun. Pişsin cennetlik ise cennetlik, cehennemlik ise cehennemlik derler. Muhakkak sonu olacaktır derler. Halkı şaşırırlar.

 

(Sure-i İbrahim, Ayet 7)

“Sizin elinizdedir. Eğer şükrederseniz sizin imanınızı artırırım. Eğer küfrederseniz size edeceğim azab şiddetlidir.”

Buna göre hareket ediniz.

 

(Sure-i Yusuf, Ayet 106)

“Onlar Allahu Teâlâ'ya şirk koşanlardır.”

Allah iki, ya üç derler. İsa, Meryem, Uzeyir (Aleyhisselam) gibileri de Allah'dır derler. Allahu Teâlâ'ya ortak ederler.

Bazı râfızılar, kızılbaşlar derler ki: Sizi size ısmarladık bu söz küfürdür.

Bazıları insan Hakk'a vasıl olduktan sonra o kimse Hakk olur derler. Bu da küfürdür. Amma ehl-i sünnetten yetişen evliyalar kul Hakk'a vasıl olursa da yine o kulun vücudu, bütün halı Allahu Teâlâ'nın elindedir. O kul kendi kendine bir şey yapamaz. Allahu Teâlâ yaptırır, yapar, gösterir. Gaipleri görür, göstermez, göremez. Allahu Teâlâ o kulu sevmiştir. Onun sebebi ile nice düşmüşleri kaldırır, derler. Bu da doğrudur. Bir kimseye Allahu Teâlâ'ya ibadet et, her işinde Allahu Teâlâ yapar deseler. Hayır çalışıp yaptım dese kafir olur. Ben istedim Allah verdi demelidir. Çalışmak, Allahu Teâlâ'dan istemektir. İstemek üçtür.

Biri dil ile

Biri el ile

Biri niyetledir.

Bunun her hangisi ile isterse verir.

 

(Sure-i Mü'min, Ayet 60)

“Ve Rabbiniz buyurdu ki: Bana dua ediniz, sizin için icabet edeyim. Şüphe yok o kimseler ki, benim ibadetimden kibirlenirler onlar yakında zeliller oldukları halde cehenneme gireceklerdir.”

“Benden isteyiniz vereyim” diye buyurmuştur. İnsan her ne iş ile meşgul ise ondan muradı Allah'dan istemek olmalıdır. Kader; nasib mi, değil mi, düşünmemelidir. Kaderde yoksa, var eder. Nasip değilse, nasib eder.

 

Dördüncü Sütün

 

(Sure-i Nahl, Ayet 105)

“Yalanı; ancak Allah'ın ayetlerine iman etmeyenler uydurur. İşte yalancı olanlar onlardır.”

“Onlar yalancıdırlar. Allahu Teâlâ'ya iftira ederler.”

 

(Sure-i Yunus, Ayet 4)

“Dönüşünüz cümleten O'nadır. Bu, Allah Teâlâ'nın muhakkak olan vaadidir. Şüphe yok ki O halkı bidâyeten (önce) vücuda getirir, sonra da geriye çevirir ki, iman etmiş ve salih amellerde bulunmuş olanları adaletle mükafaata nail buyursun. Kafir olanlar için de küfreder oldukları sebebiyle kızgın sudan bir içki ve pek acıklı bir azab vardır.

Çünkü bunlar Allahu Teâlâ'ya iftiralarında yalancıdırlar.

Bunlar derler ki; Allahu Teâlâ ezelde bizim başımıza geleceği her ne ise yazmıştır. Şimdi biz ne yapsak faydasızdır. Öyle dilemiş derler. İşte bu söz büyük iftiradır. Bühtandır, şeytan mezhebidir. Cebriye'dir.

Mezhebler üç şeyde sözleri ile anlaşılır.

 

Biri Cebriye,

Biri Kaderiye,

Biri Eh-i Sünnettir.

 

Cebriye Mezhebi:

Derler ki; Ezelde ne var, ne yok, hepsi tayin edilmiş, iyi ve kötü ne ise olacak, olmuş. Hem de kulun elinde bir şey yoktur. Hepsini yapan Allahu Teâlâ'dır. O takdir etmese kim yapabilir derler. Bunlar bu sözleri ile yalancıdırlar.

 

Kaderiye Mezhebi:

Biz ne işler isek işleriz. Allah ne karışır. Kul her istediğini yapabilir derler. Bunlar da yalancıdır.

 

Ehl-i Sünnet Mezhebi:

Allahu Teâlâ Hâlıkdır. Kul faili muhtardır. Yani kul olan kul evvelâ işe niyetle teşebbüs eder. O işe karar verir. Ondan sonra o işi yapmasın. Allahu Teâlâ Halk eder. Kul yapar, kul istemeden Allahu Teâlâ yapmaz, halk etmez. Kuvvet, kudret vermez. Sonra o verir derler. Bu söz doğrudur.

 

(Sure-i Nur, Ayet 4)

“Onlar fasıklardır. Allahu Teâlâ'yı unuturlar. Onlar kendi nefislerinin menfaatını unuttular.”

Yani Allahu Teâlâ'yı unutmaları Allahu Teâlâ'ya yalvarmamalarına sebeb oldu. Belki yalvarsalardı, kurtulurlardı. Bu fasıklar derler ki;

- Canım sende Allahu Teâlâ'nın kazasından, kaderinden kurtulunmaz derler. Böylece kaygısız olurlar. Def-i için Allahu Teâlâ'ya yalvarıp çaresine bakmazlar. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) Medayin şehrinde ki hastalıktan şehre girmeyince Muaz ibn-i Cebel (Radiyallahu anhu):

- Allah'ın kazasından mı kaçıyorsun? deyince Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) demiştir ki:

- Allah'ın takdiri kazaya geçmedi. Def'i için Cenab-ı Hak'ka dua edilir, dedi. Bu söz çok büyüktür. Anlayan anlarda anlamayan didikler durur. Buna dair nice hadîsler vardır. Allahu Teâlâ kimseyi kafir, cehennemlik, azablık (azab vermek için) yaratmamıştır.

 

(Sure-i Kehf, Ayet 55)

“Kendilerine Hüda (Kur'an) geldiği zaman nâsı imân etmelerinden ve Rablerine istiğfarda bulunmalarından men eden olmadı. Ancak kendilerine evvelkilerin sünnetinin (haklarında mukadder olan helâkin) gelmesini veya kendilerini azabın ayânen (ansızın) gelmesini istemeleri olmuştur.”

Allah'a ve ahirete iman etmekten men eden ne vardır, bakınız. Eğer cehennemlik yaratmış olsaydı mani var mıdır? demezdi.

 

(Sure-i Nisa, Ayet 147)

“Eğer siz iman eder ve şükrederseniz Allah size neden azab etsin. Halbuki Allah şükre karşılık veren ve her şeyi bilendir.”

 

İlel Ahir eğer siz iman vaad etseniz, Allahu Teâlâ size azab etmezdi. Siz iman ettikten sonra size azab etmekte Allahu Teâlâ'ya ne fayda vardır. Siz imanla ameli salih ederseniz size azabta yoktur” diye buyurmuş iken ne iftira edenler var.

 

(Sure-i Necm, Ayet 39)

“Biz insanları sai gayretle rızamızı aramaları için yarattık. Başka bir şey için değildir. Çalışan bulur.”

 

(Sure-i Necim , Ayet 40)

“O çalıştığının mükafatını da görecektir” demiş. Bi namaz özrü edenleri, Allahu Teâlâ süründürecektir.

 

Euzu billahimineş-şeytânir-racîym

Bismillahir-rahmânir-rahîym

Elhümdülillahi Rabbil Alemîn ves-salâtü ves-selâmü alâ seyyidina Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihi ecmaîn.

Sonra malum olsun ki; cümle mahlukatı yoktan var eden Allahu Teâlâ'dır. Her şeyleri sonradan halk eden odur amma boşa yaratmamıştır. İnsanları kendine ibadet etmeleri için halk edip yaratmıştır. Her kim ibadet eder, ona kulluk eder ise, ondan razı olacağını vaad eylemiş ve o kimseleri cennete koyacağım demiştir. Cehennemi de kendisine kulluk, ibadet ve itaat etmeyenleri oraya koyacağına vaad eylemiştir. Bu sözlere hiç başka türlü itiraz edecek bir şey yoktur. Kitab göndermiş, Resûllarına söyletmiş, cennet ve cehennem yollarını göstermiş. Bu sözleri Kur'an-ı Azimüş-şan'ın her suresinde nice yerlerde tekrar tekrar söylemiş, sonra itiraz kabul etmem demiş. Hepsini bize haber vermiş. Bu kitabın hepsini okursanız bulursunuz, İnşaallah.

 

Hadîs-i Şerif:

İbn-i Cevzi (Radiyallahu anhu) ve İbn-i Amr (Radiyallahu anhu):

“Her kim benden  kırk hadîs-i şerif yazar ise, Allahu Teâlâ'dan affı mağfiret isterse, Allahu Teâlâ onu af ve mağfiret eder. Ona şehidlerin sevabını verir” diye buyurmuştur.

Ümmet olan bunlara havas etmez mi? Bir de şu Hadîs-i Şerif daha ziyade yazmada cesaret vermektedir.

 

Hadîs-i Şerif:

El Hâkim an Vasiyeti (Radiyallahu anhu)

“Hadîsi Şerif'in manası doğru olduğu halde, söylenmesi ileri geri olmasında, bir bahis yoktur” diye buyurmuştur.

Gelelim bazı kimseler Doktor Abdullah gibiler Cenab-ı Hakk'ı  haşa zulm etmiştir, derler. Allahu Teâlâ'ya iftirada bulunurlar.  Allahu Teâlâ kimseyi kafir yaratmamıştır.

- Nice ayetler, hadîsler ile sabittir ki; kul havasına tâbi olur. Sonra Cenab-ı Hakk azab takdir eder. Cenab-ı Hakk kullara sai gayret ile çalışmak, Allahu Teâlâ'ya yalvarmak ve istemek için kendisi de her ne isterler ise onu vermek için yaratmıştır.

 

Hadîs-i Şerif:

İmam-ı Buhari, İmam-ı Müslim, Şu'bel iyman, İmam-ı Begavi, Vel Hakim an Muaz (Radiyallahu anhu) Mecalise'tül Ulema an Ubbe'de Ed-Deylemi An İbn-i Abbas (Radiyallahu anhu) ennehu gâle Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:

«Kaderden sakınmak fayda vermez. Velâkin dua etmek fayda verir. İster inmiş (olsun), isterse kader ve kazaları def'i için faydası olur, def eder.»

Ey Allah'ın Kulları! Size kader meselesinde def'ine çalışmanız için Allahu Teâlâ'ya dua edip yalvarmanızı tavsiye ederim. Fakat bir kısım kimseler yalandan halkı şaşırtırlar. Yazılmış, bozulmaz, takdir ne ise o olacaktır derler. Yalvarmayı bırakın, yazan bozar derler.

 

Hadîs-i Şerif:

Ed-Deylemi An Huzeyfe (Radiyallahu anhu)

Dört Hadîs başka başka kimselerden aynen rivayet edilmiştir:

“İki sınıf kimseler var ki Allah'ın lâneti onlara olsun. Biri kaderiyyedir, biri murciyedir. Bunlar iman yalnız ikrardadır onda amel yoktur derler” diye buyurmuştur.

 

Kaderiyeciler derler ki:

İnsan ne ister ise yapar. Allah ne karışır. Kul fiilinin Halıkıdır derler. Bunlar Allahu Teâlâ'nın Halk etme, kudret ve kuvvet vermesini inkâr ederler. Kafir, zındık olurlar.

 

Murcie ve Cebriyeciler derler ki:

Bunlar her şey Allah'dandır. Kulun elinde ne vardır, hepsini yapan Allah'tır. Ezeldeki kader ne ise olacaktır. Hiç çarede yoktur. Kul ondan çıkamaz. Cennetlik, cehennemlik ezelde olmuştur. Kulun çalışması fayda vermez der de yukardaki hadîs-i inkâr ederler. Kur'an-ı Kerim'e ve Hadîs-i Şeriflere muhalif sözler ile kafir, zındık olurlar. Bunların ikisinin arası ehl-i sünnettir.

 

Ehl-i Sünnet derler ki;

Halık, Allahu Teâlâ'dır. Kul fail muhtardır. Evvela işe kul niyyeti ile, teşebbüsü ile meyil eder, karar verir, ister. Allahu Teâlâ'da ondan sonra o işi Halk eder. Kula kuvvet, kudret verir. Hayırda rızası olarak verir. Şer'i de rızası olmuyarak verir, derler. Ehl-i sünnetin sözleri budur. Bundan başkası lânettir.

 

Hadîs-i Şerif:

Kitabları: Şu'bel İyman, İmam-ı Taberânî fil kebir, İmam-ı Buhari, Ebuş-Şeyh Vel Hatıp an Ali (Radiyallahu anhu) ennehu gâle Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:

“İman kalp ile ma'rifeti anlamak bilmektir. Dil ile ikrârdır. Erkân-ı ile amel etmektir,” buyurmuştur. Bu üçün biri olmadan o kimse de iman olmaz.

 

Hadîs-i Şerif:

Kitabı fi tarihen ed-Deylemi an Ali (Radiyallahu anhu) ennehu gâle Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:

“İman, amel ikisi bir memlekette bir karinde ortaktırlar. Allahu Teâlâ birini öteki arkadaşı olmadan kabul etmez. Yalnız arkadaşı ile kabul eder,” buyurmuştur.

 

Bak imansız katiyyen cennete girilmez. İmanda ameli salihle, ibadetle, taatla, kabul olur. Katiyyen amelsiz kabul olmaz. Amelin ne faydası vardır diyenler gerisini düşünsünler. Ameli salih işleyenleri Allahu Teâlâ sever. Her ne ister ise verir. Ameli salih işlemeyenleri sevmez. Nice azablar takdir ve Halk eder, yani başına gelir. Şeriat ve amel iki çifttir.

Biri nuru ilahiye.

Biri Nuru Muhammediye'dir.

Cenab-ı Hakk kendi ismi nurundan, Muhammed nurunu Halk eyledi. Sonra onun nurundan cümle âlemleri ve mahlukatı yarattı.

 

(Sure-i Fatiha, Ayet 5)

“Sana ibadet, kulluk ederiz ve sana sığınırız.”

Mesele ikileşti. Biri ibadet, Allahu Teâlâ'ya kulluktur. Biri de onun kazalara uğrayıp delâlet denizine düşüp helâk olmaktan Allahu Teâlâ'ya sığınmaktır. Cenab-ı Hakk Teâlâ bu ayetten iki deniz yaratmıştır. Birisi âdet denizi, birisi şekâvet denizi.

İyya kena'büdü: İbadettir, taattır, bir denizdir. Bu saadet denizinde yüzerek sana çalışır, seni isteriz.

Ve iyyake nestain: Şakilik, şaki, eşkiya denizidir ki; Ya Rabbi! Bu şekâvet denizine dalıp, orada helâk olup, senden uzak düşmekten sana sığınırız.

Ya Rabbi! Cenneti nurundan yarattın, nur denizi de Kur'an-ı Kerim'dir. Nuru mübindir, bu nurunla her daim seni zikir eden, bu nur denizinde yüzen, kimseler nur olur. Nura cennete, cemâle kavuşur. İnkâr günah denizi içinde yüzenler senden uzaklaşır, sana sığınırız Ya Rabbi!

 

Tarikat iki çift, teskiyeyi nefis, tasfiyeyi kalb, nefsini islahtır. O da zikrullah ve ibadettir. İntisabla hasıl olur. Kalbini temizlemektir Allahu Teâlâ'nın rızasından başkalarını terk etmektir.

 

(Sure-i Şems, Ayet 9)

«Nefsini islah eden kurtuldu.»

“Muhakkak ki nefsini noksana düşüren de hüsrana uğramıştır.”

 

(Sure-i Şems, Ayet 10)

«Kurnazlıkla halkı kibir ile aldatanlar tutuldu.»

 Her insanın nefsi bu dünyaya geldikten sonra hamdır. Yetişip güzel kokulu meyva gibi tatlı olacaktır. Yani batını nuru ilahiye cennetine kavuşacaktır. Bu dünyada ham'lıkta acıyıp, kokup çürüyecektir veyahut zulumati ilahiyeye kavuşacaktır.

 

İkinci Sütûn:

Meşayıhlar bunlardan ikincisi sıddıklardır. Bunlar Cenab-ı Hakk Teâlâ'nın sadık kullarıdır. Bunlar şeyhlardır. Evliyalardır, Peygamberlerdir. Sonra bunlar çok büyük derece sahibidirler. Çünkü bunlar bir zaman bir şeyhe sırf Allahu Teâlâ'nın rızasını tahsil için nice seneler kula kulluk etmişlerdir. Nice zahmetlere Allahu Teâlâ'nın yolunda katlanmışlar. Nice imtihanlardan geçmişlerdir. Hoca Efendilerden bazıları var ki; bu yola gitmemiş ne olduğundan haberi de olmamıştır. Bu ayetleri düşünmez, bunların işine, yani Allahu Teâlâ'nın zikrini çok ettiklerine, söz ve tân ederler. Halbuki Allahu Teâlâ:

 

(Sure-i Nisa, Ayet 69)

“Her kim Allahu Teâlâ'ya ve Peygambere itaat ederse, işte onlar Allahu Teâlâ'nın kendilerine in'am buyurmuş olduğu, Nebiler ile ve Sıddıklar ile ve Şehidler ile ve Salih zatlar ile beraberdirler. Onlar ise ne güzel refiktirler.”

 

Onlar arkadaşlık için ne güzeldir buyuruyor.

 

(Sure-i Tevbe, Ayet 119)

“Ey mü'minler! Allahu Teâlâ'dan korkunuz ve sadık kullarımla beraber onların mahiyetinde olunuz” diye buyurmuştur.

 

Bu beraberlikte her zaman muhabbetle olun. Kalbini yakın tut ki, sende sadık olasın. Allahu Teâlâ seni de sever, cennetine koyar. Bu dünyada Allahu Teâlâ'nın zikri nurdur. Kelime-i tevhidin nuru ile nurlananın bütün zahiri ve batını nur olur. Cennette yarın göreceği nimetlerin hepsini bu dünyada iken bulur. Kalbi katı olup zikrullah etmeyende bu dünyada cehennemi bulur.

 

Peygamberler dörtler sırası:

«Sıratallezîne en'amte»

 

“Doğru yolunu onların üzerlerine in'am eyledim.” Cenab-ı Vacib'ül Vücud Hazretleri kendini seven, kendinin gösterdiği yoluna giden kullarına nimetler vermiştir. İşte şu ayet delildir.

 

(Sure-i Nisa, Ayet 69)

“Her kim Allahu Teala'ya ve Peygambere itaat ederse işte onlar, Allah'u Teâlâ'nın kendilerine in'am buyurmuş olduğu Nebiler ile ve sıddîklar ile ve şehitler ile ve salih zatlar ile beraberdirler. Onlar ise ne güzel refiktirler.”

Onlara ki Allahu Azimüş-şan in'am ve ihsanını eyledi. Bu insanlar dört kısımdır:

1- Biri Enbiyalar

2- Biri Şehidler

3- Biri Sıddıklar

4- Biri Salihler.

 

Bunlarla beraber arkadaş olmak ne güzel şeydir. Allah'ım nasib eylesin. (Amin) Bunlar Allahu Teâlâ'nın yolunda her türlü cefalara göğüs gererek, gece-gündüz nefislerine rahat göstermeyip sıdk ile çalışmışlardır. Sadakatlarının karşılığı olarak Cenab-ı Hakk Teâlâ bunları çok yüksek makamlara ve yüksek derecelere yetiştirmiştir. Bunlara yakın olanlara da büyük dereceler vermiştir. Bunlar ölmezler. Yalnız dünyasını değiştirirler.

Bu dördün birincisi Peygamberlerdir:

Allahu Teâlâ bunları çok sevmiştir. Bunlara Cebrail (Aleyhis-selam) ile kitap göndermiştir. Her kim inanmaz ise kafir olur. Salavatullahi teâlâ aleyhim ecmaîn.

Bu sayfalara da Hadîs-i Şerifler yazılacaktır. Bize bunları yazmaya muhabbet veren Resûl-ü Ekrem ve Nebiyyi Muhterem (Sallallahu aleyhi vesellem) Efendimizin güzel sözleridir.

 

Hadîs-i Şerif:

Ramuzu'l-Ehadis kitabı, An Enes (Radiyallahu anhu) ve İbn-i Ömer (Radiyallahu anhu) ennehu gâle Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:

“Ümmetim siz ilmi yazmakla kayıt ediniz.” (Kırk Mevzuda Kırk Hadîs Kitabı, Hadîs No: 7, Sayfa: 214)

İlim okumakla sır olur,  yazmak o sırra kayıt olur. Fakat ilmimiz müsaid olmaz diye korkardık. Bir yanlış olurda günah işleriz derdik. Bunu da şu Hadîs-i Şerif kapattı. Artık korkusuz yazmaya başladık.

 

Hadîs-i Şerif:

Ed-Deylemi an ibn-i Ömer (Radiyallahu anhu) ennehu gâle Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:

“Bir kimse gündüzleri oruçlu ve geceleri namazlı olsa onu Allahu Teâlâ niyetine göre haşr eder. Cennet ise cennet, cehennem ise cehennem.”

Madem ki Cenab-ı Hakk Teâlâ kulun niyetine göre mükafat verecektir. Niyetimizi Allahu Teâlâ biliyor ki, kendinin rızası ve Rasûlunün rızası ve dîn-i mübînin yükselmesidir. Niyet halis iman selâmet olur.

Bir de şu Hadîs-i Şerifi görürsünde nasıl yazmazsın.

 

Hadîs-i Şerif:

Kitapları: İmam-ı Ebû Naim vel Hilye Ve Ebu Nasır ve ibn-i Şahin An ibn-i Abbas (Radiyallahu anhu) ennehu gâle Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):

“Her kim ümmetime bir Hadîs-i Şerif verse, onunla sünnetimin birini isbat ve ikâme etmek veyahut bid'atı isbatla onu terk ettirmek için ise, yarın o kimse cennettedir” diye buyurmuştur.

Nasıl imrenmezsin hele şu Hadîs-i Şerif bizi büsbütün havaslandırdı.

 

Hadîs-i Şerif:

“Her kim ümmetim olarak kırk hadîs-i şerif ezber eder, yanında veya evinde bulundursa, muhafaza etse, bundan maksadı da dîni korumak ve amel etmek olsa, Allahu Teâlâ o kimseyi fukahalar ve ulemalar ile baas eder (haşreder).”

 

Bir başka zatın rivayetinde de Allahu Teâlâ o kimseyi fakih ve âlim olarak kıyamette baas eder buyrulmuştur.

 

O kimse ulemalar ile kendi de âlim olarak baas olunca bizde buna çok imrendik. Zaten bu hadîs-i şeriflerin hakkını yerli yerini bilip yazmak hiç kimseye müyesser değildir. Rabbım noksanımızı tamama kabul eylesin. Bizden sonra arkadaşlarımız tamamlasın.

 

Hadîs-i Şerif:

“Her kim kendi öldükten sonra kırk hadîs yazıp bıraksa, o benimle cennettedir ve ona şefaatim vacib olur ve ben ona şahid olurum, kurtarırım” diye buyurmuştur. (İhya'u Ulumi'd-Dîn, Cild 1, Sayfa: 19)

 

Yine ona denir ki: Cennetin hangi kapısından istersen gir denir. Böyle daha pek çoktur. Elinden gelirse sende yaz.