Temsili âlem-i rüya şekli

 

 

1- Hakikat âlemidir.

 

2- İkiler

  a- Zahirle, batın,

  b- Nuru Muhammediye ile hakikatı kevniye,

 

3- Üçler

  a- Şeyhda, Rasulde, Hakk'ta fani

  b- Cisim, kalb ve can gözleri

  c- Lâ mağbuda, lâ maksuda, lâ mevcuda illallah.

 

3- Dörtler

  a- Farz, vacib, sünnet, müstehab

  b- Dilden, kalbden, sanavberiden, lübbe geçer. Tevhid zikridir.

  c- Nasut, Melekut, Ceberut, Lahut alemleri.

  d- Şeriat, Tarikat, Hakikat, Marifet.

 

4- Beşler

  a- Bu suret nefsi hayvani, kalb nuru, akıl nuru, can ve ruh nuru.

  b- Nefsin, kalbin, ruhun, aklın, irfan ile idrak tasarrufları.

  c- Dürrü Beyza, Sevad-ı Azam, Yeşil Ceberut, Sarı melekut ve kırmızı nasut nurları

  d- Şuunat, nefsi rahman, zuhuratı Muhammediye, tayin-i sıfatı, tayin-i zahiri. Bu böyle beş şekilde tamam oldu. Biz de kitabı beş şekilde tamam eyledik.

Sebebi şudur ki:

Allahu Teâlâ birdir, Mukarreb melekleri dörttür. Kendisi ile beştir.

Muhammed Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) birdir. Cihar-ı Yar dörttür. Kendisi ile beştir.

Hakk Teâlâ'nın âlemlerin gaybi ilahiyesi birdir. Alemleri dörttür. Gaybı ilahiyesi ile beştir.

Şer'a bir erkek bir kendisidir. En çok dört kadın alabilir. Kendisi ile beştir. Bundan ziyade alır ise haramdır. İşte bizde buna ittibaen beşide tamam ettik.

 

BEŞ YILDIZ

 

1- Yıldız nur

2- Yıldız zulumat.

 

Çift birbirine zıttır. Misali şöyledir. Bir insanda ikisi de vardır. Yani nur damarı bir tahtanın altındadır. Zulmat damarı bir tahtanın altındadır. Nur tahtasına basarsan nur, patlar fışkırır. Zulmat tahtasına basar isen zulumat patlar, fışkırır. Patladığı yerde patlak eseri bıraktığı gibi yerinde yani sende eser bırakır. Bir kısmı duman gibi havaya çıkar. Havada Kahhar isminin zulumatı vardır. Gadabı İlahiyedir. Bu zulumat o zulumata kadar çıkar kavuşur. Kahhar isminin gazabına dokunur. Gazabdan zehirlenir, oradan geri döner. Fışkırtanın başına geri gelir, iner. Biçare insanlar cehaleti yüzünden takdir, mukadder idi, başıma geldi der. Allahu Teâlâ sana o tahtaya basmaman için Kur'an-ı Kerim'de tekrar tekrar tenbihler eyledi. Niçin bastın?

Bir sebeb cebri yoktur. Yalnız kendi havana hoş geldiği için havana uydun, bastın. Havasını kendine ilah edenlerden oldun. O zulumat tahtasına bastın, ondan çıkan pislikten Allahu Teâlâ gadaba geldi, sana takdir etti, mukadder oldu. Başına o belâ geldi. Sen ise evvelce yaptığın hınzırlığı unuttun. Bahaneyi Allahu Teâlâ'ya buldun. Halbuki Allahu Teâlâ zulümden münezzehtir. Bu sebebten daha ziyade gazaba uğradın.

Nur fışkırınca varır, rahim isminin rahmetine kavuşur, geri gelir. Sahibini dünya ve ahiret rahmete kavuşturur. Yerinde kalır, yani fışkıran nurun eseri sahibinin kalbine yerleşir, nurlandırır. Hakk'ı Hakk, batılı batıl gösterir. Eğer o fışkırma eseri zulumat ise sahibinin kalbine girer, yerleşir. Zulumat fesad, kin, adavet, düşmanlık doldurur. Batılı Hakk, Hakk'ı batıl gösterir. Daima haksız, Hakk'ın rızasının aksini Hakk'dır diyerek iddia eder. Daima batılı Hakk, Hakk'ı ve doğruyu eğri, eğriyi doğru gösterir. Bu kimsenin yanında şeytan solda sıfır kalır.

Bu nur tahtası dediğimiz Allahu Teâlâ'nın emrettiği şeylerden rızasına muvaffık olan ibadetlerdir. Her kim bu ibadetin birini yaparsa onda nur hasıl olur, sahibini nurlandırır. Zulmat tahtası dediğimiz Allahu Teâlâ'nın yapmayınız dediği şerli şeylerdir. Her kim bunlardan birini yaparsa onda zulumat hasıl olur. Sahibinin kalbine fitne, fesad dolar. Hayrı şer, şerri hayır gösterir. Mazaallah.

O kimse ben doğruyum diye inad eder. Allahu Teâlâ takdir etmeden hiç bir şey olamaz. Fakat senin kalbiyin derununda kurduğun niyetini bilir. Bu niyetin kalbinde yuvarlanıp duran kurgunu sana ilham ile veya başkaları ile bildirir. Aklına getirir. Seni düşündürür, sonunda neye karar verdiğini bilir. İşte ondan sonra nelere müstehak oldun. Nelere layık oldun. Onu mukadder eder. İsterse kırk sene sonra zuhur ettirir. Ya sen günah olan ham tahtaya bastığında fışkıran fenalık sebebinden sana bir daha fenalık  yapmak takdir eder. Sen böylece devam ettikçe o da takdiri artırır. Sen bir iyilik olan sağlam tahtaya bastığında fışkıran iyilik sebebinden on iyilik daha yapmanı takdir eder. On iyiliğe yüz, yüz iyiliğe bin iyilik daha yapmanı takdir eder. Böylece ileride gelecekleri de takdir eder. Böylece Levh-i Mahfuza doğmadan yazılır. Fakat bu yazı emrini yerine getiren meleklere karşı melekler bu kimse meçhul olmasın. Melâike Cenab-ı Hakk'ın ilminin, hükmünün, rahmetinin genişliğini bilsinler. Yani bir kimsenin doğmadan evvel Levh-i Mahfuzda şaki olduğunu görürler ve sonunda halinden bilirler. Sonra bu kimse Cenab-ı Hakk'ın rızasına muvafık amelde bulunup Hakk'a hoş gelince onu said yazdığını görüp secdeye kapanırlar. Demek;

- Her şeyi sen yaparsın. Said-i Arş'tan sürer, zındık edersin. Ya Rabbi! Senden korkulur. Bizlerde korkalım hiç kimse haline güvenmesin derler, tir tir titreşirler. Eğer Levh-i Mahfuzda  bozmak, yazmak olmasa, görmeseler, bu korku olmazdı. O da dilediğini yapamazdı. Halbuki Allahu Teâlâ dilediğini yapar. Ona bu takdir, mukadder, şu bu hiç bir şey, mani olamaz. Her ne isterse onu yapar. Melekler, Enbiyalar ve Evliyalardanda bazıları bu Levh-i Mahfuzu görürler, bakarlar. Her gün ve her zaman dünya havadislerinin çıktığı gibi Levh-i Mahfuzda değişiklikler olur. Nice zamandan beri Abid, zahid, said gördükleri kimse şaki olmuş görürler. Kendileri de korkmaya başlarlar. Acaba yarin bizde böyle olur muyuz diye tevbe ederler. Nice günah işlemiş iken, sıdkı hulusla yalvarıp, ciğeri kaynayıp, gözünden akıtarak ağlayanları Esfele safilin'den fevkûl Ulâ'ya çıkardığını görünce büsbütün şaşırırlar.

- Ya Rabbi! Senin rahmetin ne kadar büyüktür. Dağlar ve dünyalar kadar günahı şimdi gördük. Şimdi sevab yazılmış, yazıklar olsun. Sana yalvarıp ağlamayana derler, çok ağlarlar. Kulunda ibadetine karşı her gün başka başka akıllar ermedik derecelere nail olduğunu görünce bu defa daha fazla şaşırırlar. Ne olaydı bizde insan olsaydık. İbadetle bu derecelere erseydik derler. Allahu Teâlâ:

- Ey Meleklerim! Daha sizin bu gördüğünüz sonunda vereceğimin yanında hiçtir der. Fakat abid, zahid, said iken şaki edilmekte ki sebeb şudur:

Kulun kalbinde derununda olanı o bilir. Melekler ve başkası bilmez. Ona ibadet amel ettiği vakit, kalbinde kurduğu niyetine göre sonuna getirir. Ameli salih, ibadeti halis olmayanlar böyle şaki edilir. Melekler iç yüzünü bilmedikleri için şaşarlar. Halbuki adaletin yerini bulduğunu Cenab-ı Hakk haber verdikten sonra bilirler.

- O ibadeti başka maksatla etti der. Hakk Teâlâ kimseyi kafir yaratmamıştır. Sonunda kendi kafir olmuştur. Bir kimse bir anda kafir olur. Bir anda mü'min olur. Cennete girmek iman, ibadet ve taatladır. Cehenneme girmek küfür ve asilikledir. Ruhlar secde etmiş, etmemiş meselesi yalandır. Allahu Teâlâ hayır işleyeni sever, şer işleyeni sevmez. Her ikisininde isteğini verir. Çünkü vericidir. Halk eder. Çünkü Halıktır. İman, iyilik ve ameli salih işleyenleri, zulmetten nura çıkarır, sever. Sevgisi gittikçe artar, kendine yaklaştırır. Hatta arada hiç bir şey kalmaz, ikisi birleşir. Dünyada iken ölmeden bu mertebeyi verir.

Fakat kötülük işleyip küfür, asilik yolunda gidenleri sevmez, şeytana verir. Ona gazabı artar işledikleri kötülük sebebiyle her zaman (kendinden) uzaklaştırır. Hatta öyle öyle sonunda geri dönmeye imkân kalmaz. Rahmet tarafı bütün kapanır. Allahu Teâlâ'nın düşmanı olur. Böylece ikisi de kemâl bulur. Farz edilirse ki bu dünya âlemlerin orta yeri ve göbeğidir. Her kim bu dünyaya geldiyse ne cennettlik, ne cehennemlik, ne iyi, ne kötüdür. O da ortadadır. Her kim Kur'an-ı Kerim'e uydu, iman ile güzel ameli salih işledi. Bu orta dünyadan ruhunda manevi, nurani yükselmeler başladı. Yüksele yüksele hatta fevkûl ûlâya, Arş-ı âlâ'ya, dergah-ı âlâ'ya, maksad-ı âlâya güzel mevlaya erişti. Asıl matlub hasıl oldu.

Her kim bu dünyada Kur'an-ı Azimüş-şan'a uymadı, kötü işlerde bulundu. Küfr etti, ameli salih işlemedi. Onun ruhu manevî zulumata helâka düşürerek dünyadan itibaren aşağı inmeye başladı. Bu inmek manevîdir. Zır zır Esfeli Safilinden-Tahtes-seraya hiç geri çıkmaya imkân olmayan yere indi. Gazab, şiddet, zulumatın tecellisi orasıdır, oraya indirdi. Dünyada iken bu âlemler şöyledir:

Farz edelim ki; bu dünya bir portakal gibidir. Diğer âlemlerin içinden muallakta döner durur. Bir odanın içinde orta yerinde muallakta havada portakal dönmesi gibi görünen göklerde daha başka âlemlerde böyle birbirinin içinde muallakta dönmektedir. Arş-ı Alâ, Levh-i Kalem, Kürsü azam, cennet ve cehennem bunlardan başka her şeyler döner. Hepsi boşlukta bu ne kudret, bu ne azamet, bu ne ilim, bu ne sanat, bu ne ustalık, bu ne yapıcılık, sübhanallahil azim.

Allahu Teâlâ bunları altı günde yarattı. (Sure-i Kaf, Ayet 38) Bir anda da yaratırdı. Kullarına ders içindir. Bir anda yine evvelki gibi yok edecektir. Bir zaman sonra yine tekrar var edecektir. Bunun delili çok kuvvetlidir. Sen bundan bin sene evvel nerede idin, hiç yok idin. Şimdi varsın. Seni yoktan var eden o büyük Allahu Teâlâ'ya, var iken yok olanı geri var etmek kolaydır. Yerler, göklerde böyledir. Bu âlemleri ve bu dünyayı yaratmakta bu kudret, bu azamet, bu ilim, bu sanatı görenlere kendine hamdü sena zikir ve tesbih etsinler ve gazabından korksunlar. Secde etsinler ve böyle olan kimseler dünyada sonu hayırlı, ahirette büyük azim yapılmış kudretin yapılarını ve nimetlerini inam ve ihsanlarını hurilerini, gılmanlarını o zevklerini, nurlarını, Cemali, Didarını, muhabbetini, aşkını, şevkini, lezzetini görenler bunca Allahu Teâlâ'dır ki artık şaştık, bayıldık söz söylemekten kaldık deyüp bayılıp ayılıp yine bayılırlar. Cenab-ı Hakk'ın ibadetine, medh-i senasına, hamdine, şükrüne doyamazlar.

Fakat kafirlerinde başlarına gelen belâlar hiç bir şeyden olmayıp dünyada yalnız kendi havalarına uymaktan ileri geldiğini kendileri ikrar ederler. O şiddet, o azamet, o azaplar insanı, ne öldürür, ne diriltir. O kadar şiddetli olduğu halde yine ölmediklerine daha ziyade yanarlar. Ölmelerini Cenab-ı Hakk'tan isterler. O kadar şiddetli azap ki; en küçüğü bu dünyanın ağırlığı, bir adamın üstüne çökünce bin parça olur. O yine ölmez. Böylece anlarlar tek rahmet zulmete, keramet münkire, namahremdir. Küfrü inadidir hepsi. Onların olduğu yerde zuhur etmez, göstermekte haramdır. Çünkü münkire, rahmeti haramdır.

 

Bir:                     Allahu Nurus-semavatı vel ardı (namahrem)

Çift:                    Halakna küllü şey'in zevcein

Üçler:                 Zuhuratlardır.

Dörtler:              Anâsırdır.

Beşler:                İslam

Serbest sözde sözü serbest söylemeli.

 

Ayet:

«Febizalike fel yefrahu»

 

Peygamberlere eylediğini say, (Musa, İsa, Muhammed (Sallallahu aleyhi vesellem) ve sairlerini eyleyen Allahu Teâlâ'dır.) İhtilaflarından doğuyor. Hakk'ı batıl görmekten doğuyor. Sebebi bir kimse baliğ olduktan sonra kalbinde ve niyetinde ve fikrinde taşıdığı veya itikadı en son karar verdiği Hakk'a karşı bir şüphe veya itiraz etse o zaman Cenab-ı Hakk onun gözüne bir şaş gözlük takar. Sağı sol, solu sağ, Hakk'ı batıl, batılı Hakk görür. Hakk'a o kimsenin şüphe ve itiraz etmesi ağır gelir. Bunun için o kimseyi daha ziyade şaşkınlığa düşürmek için, daha ziyade itikadını bozmak için zararı karlı, karı zararlı gösterir. Tevbe edip şüphe ve itirazını kalbinden çıkarmadıkça gözünden bu ters gözlüğü çıkartmaz. İtikadının bozukluğu yüzünden daha ziyade itikadı bozulup cehennemlik derecesini bulmak içindir. Varsın gitsin oraya girsin, oraya girmekte dereceler kazanmaktadır. Oraya kazanılmadan girilmez.

İtikadı tamam olarak kararını vermiş olanların gözüne bir gözlük takar ki Hakk'ı Hakk, batılı batıl görür. Bunun itikadı Hakk'a hoş geldiğinden daha ziyade itikadını düzeltmek için gizli sırların keşfini de ona verir ki; Güzel itikadla ibadet etsin. Cennetlik derecesini kazansın, oraya girsin. İşte cennete girmek, cehenneme girmek muhakkak bu dediğimiz ibadetlerin sonudur. Muhakkak böyledir. Kur'an'ı Azimüş-şan'ın her suresinde aynını söyler. İşte ihtilaflar, iddialar, inatçılıklar, küfürler, inkârlar, münafıklıklar, mücadeleler, itirazlar, çarpışmalar, sözler, yanlışlıklar olduğu gibi hep bundan doğar. Cennetlik, cehennemlik Hakk'ın rızasına gazaba, şaşkınlıklar bundan doğar. Yoksa Cenab-ı Hakk hiç kimseyi cennetlik, cehennemlik diye ayrıca yaratmamıştır.

Yalnız evvelden sevilmiş peygamberleri Allahu Teâlâ kulları içinde seçmiş ve onlara sizi şu kullarıma doğru yolu göstermeniz için seçtim. Bunların içinden bazılarını da size halife eyledim. Siz ve bunlar kullarımı bana davet ediniz. Bu kullarımdan her hangisi benim istediğim gibi itikad eder inanır, iman ve ibadet ederse, vaad olsun onu cennetime koyarım.

Bu kullarımdan her kim kötü itikad ederse, inanmaz ve ibadet etmezse, vaad olsun onu cehennemime koyarım demiştir. İşte bunu aşikar olarak anlatmak için onları seçmiştir. Kader mukadder hep bunlara bağlıdır. Sen Allahu Teâlâ'ya ne suretle itikad edersen sana ona göre işler takdir eder. Mukadder olur. Nice zamandan sonra başına gelir. Sende mukadder idi başıma geldi dersin. Halbuki bir zaman onu kazanmıştı, unuttu. Levh-i Mahfuzda kimini yazar, kimini bozar. Sebebi güzel güzel itikad etmek, inanmak, ibadet etmek olursa, o kimse için nice zaman sonra gelecekte neler takdir eder, yazar, mukadder olur. Bu kimse için takdir olunmuş, yazılmış mukadder olmuş sonradan gelecek nice fenalıkları bozar mahf eder, yerine iyi şeyleri yazar.

İşte şeytan ve şeytani şaşırtan şaşkın görgülü insanlar, insanı şaşırtmak için adam sende ezelden ne olacaksa olmuş, cennetlik cehennemlik kimdir? Allahu Teâlâ bilir, artmaz eksilmez takdir yerini bulur. Tebdil olmaz derler de, ibadet ehli olup gece-gündüz gayretle Hakk'a ibadet edenlerin nefislerine büyük yardım şeytanlarına verirler, o biçareyi helâke düşürürler. Çünkü onun nefsi bunalmış fırsat bekliyor. Halbuki mukadderi yaratan bozar, var edeni yok eder. Dilediği şey olur. Her ne dilerse onu derhal yapar. Şeytan bunu sana unutturur. Halbuki yarın kıyamette sana diyecektir ki, sen böyle bildiğin halde benim yalanıma kanmana sebeb; senin nefsine hoş geldi. Havana uydun, takdir mukadder hepsi onundur. Ben bilirim ki dilediğini yapar, niçin sıdk ile güvenerek ibadet etmedin. Senin nefsin havası öyle istedi. Allahu Teâlâ'ya iftira edersin diye yakayı kurtarır. Kurtarmasında ne fayda var ki, ikisi de cehenneme girer. İşte ben seni bana arkadaşlık etmek için nefsini okşadım, bana uydun beraber yanalım, şimdi der. Takdir idi, mukadder oldu, diyemezsin. Eğer der isen melekler sana derler ki:

- Madem ki Allahu Teâlâ sana takdir, mukadder eyledi ise, şimdi de bu azabı çekerken, niçin Allahu Teâlâ'dan kurtulmak için rica ediyor, yalvarıyorsun. “Ya Rabbi! Bana merhamet et” diyorsun. Madem takdir idi, niçin feryad ediyorsun, sen zalimlik yaptın. Allahu Teâlâ takdir etti, bilmiyormuydun. O dilediğini yapar. Vallahi sen dünyada iken bu yalvarmanın binde biri kadar yalvarsa idin, bu cehenneme girmezdin. Çünkü girmemeyi sana takdir ederdi. Allahu Teâlâ buraya girmek veya girmemek için en sadık, doğru kulları ile kitaplar gönderdi. Hep buraya ne sebeble girileceğini yeminlerle, gelenler ile söylediler. Tekrar tekrar Allahu Teâlâ'nın vaadini söylediler. Niçin takdire havale ettin. Takdir şuna benzer ki bir hakim bir kimsenin cezasını hüküm ederse o hakim her ne ister, yaparsa hükmünde serbest bir hükümdardır. İşte hükümdarın hükmü, ceza yazması varsa, ceza verilen kimse artık çaresiz kalır. Bu hüküm bozulmaz. O cezayı çeker. Fakat bu cezayı veren geri af'da eder. Sen kendine münacaat edersen seni af eder. Müracaat et, durma diyen peygamberlerin sözüdür. Müracaat etmedin, çek derler. Müracaat eden kurtulur.

Allah'u Teala'ya günahların affı için müracaat nasıl olur ?

Akşam namazından yatsı namazına kadar namazda olup konuşmaz. Her iki rek'atta bir selam ile her rek'atta yedi fatiha yedi kulhu vallahu ahad (ihlas suresini) okuyarak namaz kılar. Yatsıyı cemaatle kılar. Vitir namazını menzilinde evinde kılar. Yatacağında yine aynı namazı kılar. Sonra secdeye varır. Yedi Estağfirullah ve yedi “Subhanallahi velhamdülillahi vela ilahe illallahu vallahu ekber” tesbihini sonuna kadar okur. Sonra secdeden kalkarak ellerini havaya kaldırarak dua eder. Bu duada:

“Ya hayyu ya gayyum ya zül-celali vel ikram, ya ilâhel evvelin, vel ahirin veya rahmaned-dünya vel ahireh veya erhamer-râhimin. Ya Rabbi, ya Rabbi, ya Rabbi veya ya Allah ya Allah, ya Allah”

Dersen kalkıp ayakta aynı duayı eder. Sonra secdede aynı duayı eder. En sonunda kıbleye karşı yatarsın, yattığın yerde salavatı şerifeye devam edersin.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i rüyasında görmek için cuma gecesinde her rekatta bir fatiha, bir ayetel kürsü, 15 Kulhuvallahu ahad okuyarak iki rek'at namaz kılar. Namazdan sonra 100 kere salavatı şerife (Allahümme salli alâ muhammedin ve alâ âli muhammed Nebiyyil ümmiyyi) okuyarak iki rek'at namaz kılan kimse sabah olmadan beni rüyasında görür. Beni gören cennet onun içindir ve cemii günahı af olur.

Sağda hidayet, solda inayet, arkada ismet, önde nusret.

 

(Sure-i Araf, Ayet 17)

(Şeytan Allahu Teâlâ'ya dedi ki:)

“Muhakkak ki onların önlerinden, arkalarından, sağ taraflarından ve sol taraflarından geleceğim ve onların ekserisini şükredicilerden bulmayacaksın.”

İstiaze ile günah kapılarını kapayınız. Besmele ile ibadet kapılarını açınız.

 

İstiâze: Euzubillahimineş-şeytânirracîym diyerek Allah'a sığınma.

Şeytan; mü'minin kalbine günde 360 şeytan gönderir. Cenab-ı Hakk'a istiaze eder ise 360 defa nazar eder. Şeytan iki şeyden korkar. Biri Euzubillahimineş-şeytanirracim, biri de ariflerin kalbinin şuası tel tel ziyasıdır.

Nur marifetidir. Şeytanın ondan ümidini kesmesidir. Yalnız iktiza ibn-i Ebu Hüreyre'den:

Ben ne şekilde korkmamalıyım ki iblis diridir. Telessüs (tutunarak, yapışarak) ile bana vesvese eder. Çok sakınmak lazımdır. İstianeler (Yardım istemeler) ihlas-ı şerif “Lâ ilahe illallah” mucibi ile amel etmektir.