Fi Beyani Tarikat:
Altı şarttan birincisi
Eshabına tâbi olmaktır. Bizde ondan başlayalım inşaallahu Teâlâ.
Ashabına tâbi olmak:
İnayeti Hakk ile şimdi
tarikata dair olan hadîs-i şerifler delilleri ile ve Kur'an-ı Kerim'in ayetleri
ile yazılacaktır.
Dikkat et Kardeşim!
İlmi Ledün, ilmi batın ne imiş sende bil.
Hadîs-i Şerif'ler çok sahih ve söyleyenler
sahabedir.
Kitapları: Ahmed ibn-i
Hanbel, Tahavî, İmam-ı Taberani fil kebir, İmam-ı Beyhaki, Hakim fil müstedrek;
Sultanı Enbiya (Sallallahu
aleyhi vesellem) Mahmud ibn-i Hatıp (Radiyallahu anhu) buyurdu ki:
“İlmi batın Allahu Teâlâ'nın
sırlarından bir sırdır. Allahu Teâlâ'nın hikmetlerinden bir hikmettir dilediği kulunun
kalbine koyar. Kullarından birine verir.” (Sure-i Bakara, Ayet 269;
Ramuzu'l-Ehadis, Hadîs No: 3925)
Kur'an-ı
Kerim'de:
(Sure-i Kehf,
Ayet 65)
Musa (Aleyhis-selâm) ile arkadaşı kullarımızdan bir kulumuzu buldular.
Biz ona rahmet verdik ve ilm-i ledünü öğrettik dediği buna delildir ki bu Ayeti
Kerime'de isteyen Kur'an'da Musa (Aleyhis-selâm) kıssasını okusun. Musa
(Aleyhis-selâm) kendinden daha rütbesi aşağı olan bir kulun yanına gitti. İlm-i
Ledünü ondan öğrenmesi bizlere ibrettir. Yol göstermektir. Sizde kuluma gidin
demektir. O kullarda Mürşid-i Kâmillerdir. Onlara varmadan bu ilim alınmaz.
İlim ikidir.
Biri: Fıkhiye ilmidir, biri
de pirlerin ilmidir. (Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa: 433; Kırk Mevzuda Kırk Hadis
Kitabı, Hadîs No: 15, Sayfa: 216)
Hadîs-i Şerif:
İkincisi:
Kitapları Ebu Naim ve
Ramuz'ul-Ehadis. An Enes (Radiyallahu anhu) ennehu gâle Resulullah (Sallallahu
aleyhi vesellem)
Dikkat et Kardeşim!
İlm-i Nafiyi sende elde et.
İlim ikidir. Bir ilim kalbte sabit olan ilimdir ki, kalbte Hakk'ın sırrıdır.
Asıl ilm-i Nafi budur. Hakk'ın vergisi odur.
Bir ilimde dillerde söylenir.
Dildedir ki: Kullarına Hakk'ın hüccetidir. Bu ilim hüccettir ki; İnsanlar
birbirini bununla ikna ederler. İlm-i batın kalbte anlayıştır ve nurdur. Bu
nurda zikrullahsız olmaz. Cenab-ı Hakk Teâlâ zikre çalışan kullarına verir.
İlm-i Ledünün kapısı açılır.
Dikkat et Kardeşim!
Zikrullahta neler varmış ve
nelere sahib olurlar imiş. Gözünü aç, uyuma, sende çalış, ömrün geçmeden sende
biraz bir şeyler öğren, sakın bu fırsat geçer, pişman olursun. Bak bunlar
kimdir? Bunlardan ayrılma kardeşim, daima beraber ol.
Hadîs-i Kudsî:
Allahu Teâlâ Hadîs-i Kudsi'de buyurdu ki:
Kitapları: İmam-ı Ebû Naim
Vel Hilye, Ramuzu'l-Ehâdîs
An Hasan (Radiyallahu anhu)
ennehu gâle Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem)
“Kulumun bana daima benim ile
meşgul olması galip ve ziyade olunca, o kulumun derununu, gönlünün isteklerini
ve lezzetini benim zikrime koyarım. Ne vakit ki, onun gönlünün isteği ve
lezzeti benim zikrimde oldu mu; o kulum bana aşık olur. Bende ona aşık olurum. Ne vakit ki ben ona, o bana
aşık oldu mu, aradaki perdeleri açarım. Kendisi ile benim aramda perdeleri
kaldırırım. Onu kâmil, üstaz, akıllı kulum eylerim. İşte bunlar ne zaman onun
üzerine galebe çaldı mı; o kulum artık nasın yanıldığı zaman yanılmaz. Onların
sözleri Enbiyaların sözleri gibidir. Onlar hakkı ile ebdaldır ki; bizim
lisanımızda kırklar derler. Onlar öyle kimselerdir ki ne vakit ki yeryüzüne
uğubet veya azab vermeyi istediğimde, onların yeryüzünde bulunduğunu anarak sırf
onların yüzünden vaz geçerim. (Ramuzu'l-Ehadis, Hadîs No: 6385;
Müzekki'n-Nüfus, Sayfa: 416)
İşte bu yeryüzüne gelecek ugubetin gelmemesi
bundandır.
Buyurdu ki:
Bak şimdi İlm-i Ledünü
kazanmak zikrullaha çalışmakla ve ne büyük adam oldukları Mürşid-i Kâmillerin
lâzım olduğu aşikâre oldu. Şimdi bak ashab-ı sevmek devlet demektir.
Sevgili kardeşim bak!
Muhammed ümmetinde neler varmış. Gözünü aç, gafil olup kalma, bu dünya bir av
gibidir. Gözüyün önünden gaib olunca bir daha bulamazsın. Sakın. Allah için sevişenlerden
ol ha....
Hadîs-i Kudsi:
Allahu Tebarek teâlâ Hadîs-i Kudsi'sin de buyurdu
ki:
Alındığı Kitaplar: İbn-i
Davud Tayalisi, İmam-ı Müslim, Şu'bel İyman, İmam-ı Taberâni fil kebîr, Hakim
fil müstedrek, Et-Diyail magdesi fil muhtar;
An İbade (Radiyallahu anhu)
ennehü gâle Resûlullah (Sallalahu aleyhi vesellem):
“Benim sevgim Hakk olur,
benim için sevişenlere. Benim sevgim Hakk olur benim için kavuşanlara. Benim
muhabbetim, sevgim Hakk olur, benim için nasihatleşenlere. Benim sevgim hakk
olur, benim için ziyaretleşenlere. Benim sevgim hakk olur, benim için mallarını
esirgemeyip birbirlerine sarf, bezl edenlere. Benim için birbirlerine bağlanıp
canı gönülden sevişenlere. Yarın onlar nurdan kürsüler üzerindedirler. Onlara
gıbta yani imrenirler. Enbiyalar, sıddıklar ve şehidler” diye buyurdu.
(Ramuzu'l-Ehadis, Hadîs No: 4070)
Vah vah...... Yazıklar olsun
onlara ki; bu hadîs-i şerifleri okurlarda tarikat nedir, müridlik nedir,
şeyhlik nedir? bu yollara heves etmezler.
Bak Sultan-ı Enbiya neler
söylüyor, daha sen bunu şunu bahane ediyorsun. Benim için sevişenler dediği
bunlar değil mi? Bunlar öyle sevişirler ki Allah için birbirinin yoluna can
verirler. Bazı serserilerde bunların deliliğine atıf eyleyip, bunlar
delilerdir derler. Halbuki Sultan-ı
Enbiya ne diyor:
Allah için bunlar gibi
birbirlerine kavuşup, yakın olanlar var mı? Bunlar gibi birbirlerine Allah için
nasihat edenler var mı? Bunlar gibi Allah için birbirini ziyaret edenler var
mı? Bunlar gibi Allah için mallarını birbirlerinden esirgemiyen var mı?
Bunların yeri, bunların bazı serseri halkın elinden, dilinden çektiklerine göre
hiçtir. Cenab-ı Hakk bunlara akıllardan geçmemiş nimetler verecektir. Bunun
içine girmeyen biçare hocalar ne bilir? Bunu ancak onlar bilir ki Hakk
söylemiştir. Ve anın irşad eylediği bilir ki; bu yolu erkânı kurmuşlardır.
Hadîs-i Şerif:
Kitabları: İmam-ı Taberânî
fil kebir, İmam-ı Buhari şerif, fil edeb. An İbn-i Ömer (Radiyallahu anhu)
ennehu gâle Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem):
“Allahu Teâlâ için her kim
kardeş olup (birbirini) sever ise,
Allah yolunda sıdkı sadakatle, ben seni Allah için sevdim dese, o dakikadan
itibaren hemen Allahu Tealâ o kimseyi sever. Allahu Teâlâ (o kimseyi) sevdimi hep cümlesi birlikte beraber toplanıp
büyüklerinin sancağının altında cennete giderler. Çünkü onlar Allah yolunda
seviştiler idi. Ne kadar seviştiler ise o kadar dereceleri yükselir” buyurdu.
(Ramuzu'l-Ehadis, Hadîs No: 4906)
Bak Allahu Teâlâ için
bağlanıp birbirlerinin sevgisini taşıyanlara ne dedi. Sen sana insaf eyle, ben
kendi kendime yalnız olarak kimseye uymadan çalışırım deyip bu devletten mahrum
olma vesselâm. Bunun için bu hususta Cenab-ı Hakk Teâlâ Kur'an-ı Kerim'in de
buyurdu ki:
(Sure-i Tevbe, Ayet 119)
“Allahu Teâlâ'ya iman eden
mü'minler! Allahu Teâlâ'dan korkunuz ve sadık kullarım ile beraber olunuz,”
dedi.
Bu ayetde üç emir vardır.
Biri iman: Allahu Teâlâ'ya,
Kitabına, Rasûlune ve onun sözlerine, Cibril'e ve meleklere, Peygamberlere,
Kıyamet gününe, hayır ve şer Hakk'ın izniyle geri dirileceğine iman edip
inanmaktır.
Biri; İman edenler Allahu
Teâlâ'nın emrini tutmamaktan ve nehyini tutmaktan Allah'ın azab edeceğinden
korkunuz.
Biri de; Böyle hakkı ile amel
ediniz, takva ile çalışınız. İmandan ve ameli takvadan sonra da büyük dereceler
olduğu yukarıda yazıldı. O dereceleri kazanmak, Hakk'ı sevmek için ve Hakk'ı
hakkı ile bilmek için, sadık kullarımla onların maiyetinde olunuz da bende sizi
seveyim, buyurdu.
Ayette: Bu üç emri tamamıyle
her birini tutmayanlar Hakk'a hakkıyle sevilmezler. Bak iman olup amel olmazsa
hiçtir. İman, amelden sonra sadıkların zümresine dahil olmayanlar, hakkı ile
Hakk'a sevilemezler. Çünkü bu ayet emirdir, maiyet vardır. Kitabın başındaki
Fahri âleme tâbi olmanın altı şartının birincisi Ashabına tâbi olmaktır. Onun
ashabı, ahbabı kıyamete kadar gelmektedir. Aşağıda anlarsın inşâallah. İşte
dervişler zahiren ve batınan onların maiyetlerindedir. Rabıta kalp ile
maiyetlerindedir. Kur'an-ı Kerim'de bu ayet Sure-i Tevbe'dedir. Tefsirinde
tevbe ve ahidde salihlerin birbirine maiyetlerinde olunuz diye emir eylemiştir.
Meşayıhtan alınan telkin, tevbe, zikir işte bu emre imtisaldir. Akid ve Ahid budur.
Hadîs-i Kudsî:
Kitabları: fî Gunyetü't-Tâlibîn ve Ramuzu'l-Ehadîs
An Ebû Hüreyre (Radiyallahu
anhu) ennehu gâle Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:
“Her kim benim evliyamdan
birine düşmanlık eder ise, bana karşı harb ilân eyledi. Bende o kuluma düşman
olurum.
Kulum bana Farz (namazı)
kılarken yakın olduğu gibi (başka) bir şey ile yakın olamaz. O kulum nafilelere
çalıştığı halde benden uzak olamaz, bana yakınlık nafile ibadet iledir. Bu
yakınlığı nafile ibadetle kazanır. (Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa: 277) Hatta o kulumu
severim. Bir kulumu sevdim
mi; onun işiten kulağı ben olurum, benim ile işitir. Gören gözü ben olurum,
benim ile görür. Eli benim ile tutar ve ayağı benim ile yürür. Eğer benden
ister ise istediğini veririm. Bana sığınır ise ben muhafazama alırım” buyurdu
deyip haber verdi. (Sahih-i Buhari Tecrîd-i Sarih, Cild 12, Hadîs No: 2042;
Gunyetü't-Talibin, Sayfa: 1048-1049; Ramuzu'l-Ehadis, Hadîs No: 4094;
Riyazü's-Salihîn, Hadîs No: 385, Sayfa: 293)
Bak şimdi! Bunların elinden
tutan kimin elinden tutar imiş.
Kur'an-ı Kerim'de Ayeti Kerime:
(Sure-i Fetih, Ayet 10)
“Şüphe yok, sana bîat
edenler, muhakkak ki, Allah'a biat ederler. Allah'ın yed'i onların ellerinin
üstündedir. Artık kim ahdini bozarsa kendi aleyhine bozmuş olur ve her kim de
Allah ile üzerine muahede de bulunduğu şeyi yerine getirirse ona da (Allah
Teâlâ) büyük bir mükâfaat verecektir.”
Ayeti bunu ifade eyledi.
Habîbim! Senin elinden tutanlar benim elimden tutmuştur dediği de budur.
(Sure-i Fetih, Ayet 18)
“Yemin ederim ki, Allah
mü'minlerden razı oldu. O vakit ki, ağacın altında seninle mübayaada
bulundular. Onların kalblerinde olanı bildi de üzerlerine o huzuru indirdi. Onları
yakın bir fetih ile mükafatlandırdı.”
“Ey Habibim! Şu zamanlarda
mü'minler ağacın altında senin elinden tutup biat ettiler. Onlardan Allah razı
oldu deyup elden tutmakta ne kadar faideler oldu. Elden ele Hakka demektir.
Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) bu biat ettirmesi ezeldeki ahd-i misakı
yenilemektir. Bizde elden tutmak için Resûlullah'a yetişemedik ise de, onun
varisleri olan ondan birinin elden ele gelmiş olan meşayıhların ellerinden
tutup bu sebeble elden ele Resulullahın elini tutmuş oluruz. (Müzekki'n-Nüfus,
Sayfa: 446) Hatta kadınlar bile bu emre
borçludur.”
(Sure-i Mümtehin, Ayet 12)
Ey Nebi Zişan'ım! Kadınlarda
senin elinden tutup biat etmeye geldiklerinde şu şartlar üzerine olmak şartı
ile söz alıp sonra biat ettir deyup Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) bir
leğen dolusu suyun içine elini sokup karıştırdıktan sonra kadınlarda gelip
ellerini (suyun içine) sokup bununla Resulullahın elinden tutmuş oldular.
(Rûhu'l-Beyan Tefsiri, Cild 9, Sayfa: 34-35)
Bak bundan anla ki kadınlara
yalnız islamın şartını tutunuz dese olmaz mı idi? Böyle değil Cenab-ı Hakk
Teâlâ Ervahı ezelde “Elestü bi-Rabbiküm” (Sure-i Araf, Ayet 72) ahd-i misakı
aldı. Cümle Nebiler ümmetlerinden aynı ahdi almaklığa Allahu Teâlâ'ya söz
verdiler. Hem de dünyaya gelince her peygamber kendi ümmetlerinin ellerinden
tutup ahdi yenilediler. Yetişemeyenler ümmetlerin ellerinden aldılar.
Bak şimdi bu yukarı Hadîs-i
Şerif'te gözü ben olurum, benimle görür diyor. Vahlar olsun ki; Cenab-ı Hakk'ın
Cemalini aşıkların görebileceğini inkâr edenlere ki, onlar hidayetten
mahrumdur. Bu hadîs-i şerifteki gözü ben olurum, benimle görür demesini
anlamazlarda inkâr ederler. Halbuki Hakk gözü olunca Hakkı Hak ile görmek ne
kadar kolay olur. İşte bu babda mesele bitti. Hakk ile işiten, Hakk ile gören,
Hakk ile tutan ne yapmaz, ne görmez ves-selâm. Bu kimselerde ümmeti Muhammedin
içinde vardır. Kırk kişiden üçyüz kişiye kadar vardır.
Hadîs-i Şerif:
Alındığı Kitablar: El hılâlü
fî kerâmâtil Evliya ved-Deylemü An Enes (Radiyallahu anhu) ennehu gâle
Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:
“Ebdal; kırk erkek ve kırkda
kadındır. Erkeklerden biri ölünce, Allahu Teâlâ yerine tebdil eder. Kadından
biri ölünce, Allahu Teâlâ yerine bir kadın getirir.” (Mevahib-i Ledünniyye,
Cild 1, Sayfa: 776; Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 626)
İşte böyle böyle yirmiye
yakın hadîs-i şerif vardır. Bunların kıyamete kadar böyle olacaklarına İmam-ı
Ali (Radiyallahu anhu)'nin bunların kalbleri İbrahim (Aleyhis-selam) kalbi
gibidir. Sahih hadîs-i şeriflerdir. (Mevahib-i Ledünniyye, Cild 1, Sayfa: 778;
Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 626)
Hadîs-i Şerif:
Alındığı Kitaplar: İbn-i
Ebû'd-Dünya, fi kitabil evliya an Ali (Radiyallahu anhu) ennehu gâle Resûlullah
(Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:
“Ebdallar altmış kişidir.
Onlar kendi menfaatlerini aramazlar. Onlar asla bid'at işlemezler. Onlar her
dünya işlerinde derinlere dalmazlar. Onlar bu hallerine ucub eylemezler. Bunlar
bu nail oldukları devlete çok namaz kılmak ve çok oruç tutmakla ve çok sadaka vermekle
ermediler, nail olmadılar. Velâkin yalnız şunlar ile nail oldular.
1- Kendi nefislerinde gayet cömerd olurlar.
2- Kalplerini dünya kaygıları
ve bağları ve sevgileri olan şeylerin üstüne çıkarmışlardır. Ve nasihatları
gayet bol olup, kendi reylerine hükümdar olsa bile, sakınmadan söyler ve
nasihat ederler. İşte bunlar bu devlete bunlar ile nail olur ve oldular.
Tahkik ve muhakkak ya Ali! onlar ümmetimin içindedirler. Diyebilirim ve derim
ki: Ya Ali! Onlar kırmızı kibrit başı gibidirler.” (Ramuzu'l-Ehadîs, Hadîs No:
2202)
Ümmetimi derhal tutuştururlar, aşılarlar. Yanlarına gelip onlara teslim
olanları bir ateşe düşmüş gibi yakarlar” diye buyurdu.
Ey Kardeşim! Dikkat et, Gözünü aç, sende bunlara yakın ol, seni de
ateşlesinler, gözünü aç, bu dünya gidiyor. Bak Sultan-ı Enbiya bunları meth
ediyor. Tekrar tekrar oku, bak. Dikkat et; uyuma, bunları ara bul.
(Sure-i Maide,
Ayet 35)
“Ey mü'minler! Allahu Teâlâ'dan sakınarak, korkarak halis amel
işleyiniz. Bununla da kalmayıp Allahu Teâlâ'ya yakınlık kazanmak için vesile,
çare, vasıta arayınız. Bundan sonra da durmayıp hem dışarıdaki dîn
düşmanlarınız ile ve hem de içerideki kalbinizde olan düşmanlarınız ile
mücahede ve muharebe edip Allah yolunda çalışınız. Her korkulardan kurtulup
iflah olup, halas olasınız” buyurdu.
Bak Ayeti
Kerime ne diyor.
Ey Kardeşim! İnsafla bir kere
kendi kendine düşün. Vallahi bu dünya geçer, vallahi ölenler geri dirilir.
Hakkın huzuruna toplanır, her kimin ne ettiği gözünün önüne dökülür. Bu
ayetleri, bu hadîsleri okumadın mı, görmedin mi? diye sorulur. Bu dünya
böyledir. Herkes istediğini söyler. Amma orada böyle değildir. Kimseyi
haddinden ziyade söyletmezler.
Bak şu ayete evveli imandan,
sonra takva ile güzel şeriatla amelden, sonra Cenab-ı Hakk'a yakınlık için
vesile olup, seni Hakk'a götürecek o yolları görmüş, bilmiş olan bir zatı
aramayı, sonra bunlarla beraber olup nefsin, şeytanınla mücahede ve muharebe
eyleyerek, Allah yolunda suluk eylemeyi gösteriyor. Çünkü böyle olmayınca
nefsin şeytanın hilelerinden kurtulup felah bulamazsınız. Ancak böyle ederseniz
felah bulursunuz diye buyurmuştur. Sakın Allahu Teâlâ'nın ayetlerini ve
Rasûlunun hadîslerini işitip okuyup kulak vermemek eyleme.
(Sure-i Bakara, Ayet 41)
“Ve sizin yanınızdakini
tasdik edici olarak indirilmiş olduğuma iman ediniz. Onu ilk inkâr edenlerden
olmayın. Ve âyetlerimi az bir paha ile satmayın. Ve ancak benden sakının.”
Kolay bahaya satma
ha....Sakın kafir olursun. Cenab-ı Hakk'ın böyle olan kullarını bulmak için
bize ne diyor.
(Sure-i Furkan, Ayet 63)
“Allahu Teâlâ'nın kulları
vardır ki yeryüzünde Allah'ın kullarını Allah'a davet ederek gönül alçaklığı
ile dolaşırlar. Bazı cahiller bunların aleyhinde bulunur.”
Fena fena sözler söylerler.
Bunların maksadları halkı sırf Hakk'a davet olduğu için her sözlere katlanırlar
da aramızda bir şeyler, sebebler yoktur, iyiliktir derler de, hepsini Allah
için yutarlar. Şimdi bakınız ki Allahu Teâlâ'nın zikrini yükseltmek, Cenab-ı
Hakk'ı tanıtmak için halkı Hakk'a davet edenleri görmüyormusun. Allah'ın şükrü
çoktur.
İşte Hadîs-i Şerif:
“Yani onların sözleri Enbiyaların sözleri
gibidir.” (Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 6385)
Bunlarda dervişlerdir. Dervişlikten yetişme şeyhlardır. Hakk yolunda
nice cefalar, nice ezalar ve nice horluklar çekerek bu halları kazanırlar.
Zikrullah ateşi ile kalpleri pişmiş olan yavrulardır ki sonunda baba
olmuşlardır. Ehl-i sünnet yolunda pirler, tarikinde çalışıp kazanmışlardır.
Kur'an-ı
Kerim'de ne diyor:
(Sure-i Araf,
Ayet 180)
“Cenab-ı Hakk'ın Esma"ül-Hüsna'ları güzel isimleri vardır. O güzel
isimlerin hepsi ile Allahu Teâlâ'ya dua edip onunla Allahu Teâlâ'yı zikredin,
yalvarın. Eğer ki sizin bu zikrinize, bu yalvarmalarınıza, mülhidler,
münafıklar ve bazı kimseler söz, saz ederler, size Allah zikrinden dolayı eza,
cefa ederler, Allah'ın ismini zikir edenlere karşı sözler söylerler ise siz de
onları Allahu Teâlâ'ya havale ediniz. Onların yaptıklarının cezasını biz
Azimüş-şan veririz” buyurdu.
Bak Kardeşim! Gözünü aç, bu Allahu Teâlâ'nın kendi sözüdür. Benim güzel
isimlerim var, onlar ile beni zikredip, yalvarın diyor. Muhakkak yalvaranlara
söz olduğunu bildiği için, siz onları bana havale ediniz diyor. Çünkü muhakkak
yukarıdaki büyüklüğü kazanmak ancak Esma'ül-Hüsnaları zikir etmekle olur. Bak
ayet ne diyor.
(Sure-i Araf,
Ayet 181)
“Halk ettiklerimizin içinde bir taife, bir takım insanlar vardır ki;
halkı Hakk'a irşad ederler. Onların işleri, güçleri budur. Bu halkın içinde
güzel, adil adaletle iş görürler” diye buyurdu.
Bak kardeşim! hidayet ederler diyor. Sen Allah'tan başkası hidayet
edemez dersin, insandan hiç bir şey beklemezsin Halbuki Cenab-ı Hakk Teâlâ
hidayet ederler diyor. Bunlar Peygamberler değildir.
(Sure-i Araf,
Ayet 159)
Ayeti “Musa (Aleyhisselam)'nın gavminden bazı taife insanlar vardır.
Halkı Hakk'a irşad, hidayet ederler, adaleti tutarlar” buyurdu.
Şimdi bak! Musa (Aleyhis-selâm)'nın gavminde bulunanlardan daha yükseği
Sultan-ı Enbiya'nın kavminde olacağı aşikardır. Sen dersin ki; bu zamanda
bunları göremiyorum. Bu da senin noksanlığındandır. Aramıyorsun ki bulasın.
Hadîs-i Şerif:
İlmi öğrenmek çareleri olan Mürşid-i Kâmil Çin'de ise de talep edip
arayıp bulunuz dediği budur. (Muhtarü'l-Ehadisin Nebeviyye, Hadîs No: 182;
İhya'u Ulumi'd-Dîn, Cild 1, Sayfa: 27; Saadeti Ebediyye (Tam İlmihal), Sayfa:
546)
Sen diyeceksin ki; Ben bu
adamı nesinden bileyim. Kitabın yukarısında Sultan-ı Enbiya Efendimiz Hadîs-i
Şerifinde söyledi. Oku bak, cömerd olur.
1- Kalbini dünyadan
temizlemiş olur, yani akşam-sabah yanında otursan, kendinde dünyaca bir kaygı,
ya bir dünya sözü bulamazsın.
2- Bir de her ne kadar
yanında bulunur isen, her daim sana Allah'ın zikrinden, ibadetinden söyler.
3- Bir de şeriatı tamam olur,
tamam olmaz ise o kimse noksandır.
4- Takva ile amel eder.
5- Dünya işine çalışmaz.
Kardeşim iyi bak! Bunları sana bildireyim.
Hadîs-i Kudsi:
Alındığı Kitaplar. El Hakim, İmam-ı ebû Naim vel hilye, Amr ibn-i
El-Cemuh (Radiyallahu anhu) ennehu gâle Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem)
Allahu Teâlâ
buyurdu:
“Benim kullarım vardır ki; Halk eylediklerimin içindedirler. Onlar benim
çok sevgili kullarımdır. Onları kendime ahbab eyledim. Ne vakit ki; onlar beni
zikrederler, ben de onları zikrederim. Onlar öyle bir kavimdir ki; benim
zikrimi ederler, ben de onların zikrini ederim” buyurdu.
İşte bunlar her daim Hakk'ı zikredenlerdir.
Hadîs-i Şerif:
Alındığı Kitaplar: El-Hakim
vel Haraitü ve ibnü'n-Neccar an ibn-i Abbas (Radiyallahu anhu) ennehu gâle
Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:
“Senin meclisinde olup onunla
bulunacağınız kimselerin en hayırlısı onu gördüğünüzde hemen size Allah'ı
zikredendir. Ve onun sözlerinden ilminiz bilginiz ziyadeleşir ve onun
yaptıklarını görünce ondan ahiretinizi düşünmeklik getirenlerdir. Ahiret
aklınıza gelir.” (Kırk Mevzuda Kırk Hadis Kitabı, Hadîs No: 20, Sayfa: 272;
Sünen-i ibn-i Mace, Cild 10, Hadîs No: 4119; Kenzü'l-İrfan, Hadîs No: 280,
Sayfa: 76)
Ey Kardeşim Bak!
Allahu Teâlâ kullarının
içinde neler, ne kimseler vardır. Vakit geçmeden arada bul, bunları sana daha açıktan söyleyeyim. Bak
Hadîs-i Şerif'tir inanmayan, imanından dîninden çıkar. Dikkat et! Bu sözler
Sultan-ı Enbiya'nın sözüdür.
Hadîs-i Şerif:
Alındığı Kitaplar:
Ramuzu'l-Ehadis, İmam-ı Taberânî fil kebir, Neshatin an Utbe ibn-i Gazvan
(Radiyallahu anhu) ennehu gâle Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu:
«Sizden biriniz bir şeyinizi
gayb etseniz, yolunuzu şaşırmak gibi veyahut gavs yardımcı isterseniz, size hiç
yoldaş kimse bulunamadığı yerde size eş, yoldaş olmak için çağırınız.» O
kimseye deyin ki:
«Ya İbadallah» Ey Allah'ın
has kulları«Ağîsûnî» bana yardım ediniz “Ya İbadallah,” Ey Allah'ın has kulları
«eînûnî» bana muavenet ediniz, desin. Çünkü Allahu Teâlâ'nın has kulları
vardır, göze görünmeden yardım ederler.” dedi. (Ziynet'ül-Gulub, Sayfa: 73)
Onlar ister görünür, ister görünmezler
ves-selam....
Bak Kardeşim! Bunların
zümresinden olmayı sevmez misin? Bunlar bunu zikrullah ile kazanmışlardır.
Muhakkak sende de bu kâbiliyet vardır. Cenab-ı Hakk Teâlâ insanlara kâbiliyet
vermiştir. Bu kâbiliyet her insanda vardır ve lâkin Hakk Teâlâ bunu arayıp,
bulup, çalışanlara ve isteyenlere verir.
(Sure-i Ankebut, Ayet 69)
“Şunlar ki bizim yolumuzda
cehdi gayretle çalışırlar ise, bizde o kulumuzu Hakk'a giden yolumuzda olup,
muradı maksudu ne ise Hakk yolunda ona hidayet eyleyip, o yolların güçlüklerini
kolaylaştırıp, yardım ederiz” diye buyurdu.
Kardeşim! Sen neden
ümidsizliğe düşersin, mahrum kalırsın, gayret et. Allahu Teâlâ'ya güven,
adamını bul, çalış, bulursun.
Bak kardeşim! Bunların ne
olduğunu anla. Şu
Hadîs-i Şerif'te ne diyor. Onları aramak, bulmak ne kadar lâzımdır.
Hadîs-i Şerif:
Alındığı Kitaplar: Ebû
Davud, ve-fil evsat. An Ebû Hüreyre (Radiyallahu anhu) ve An Enes (Radiyallahu
anhu) ennehu gâle Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu:
“Muhakkak mü'min mü'minin ayinesidir” dedi. (İlahi Armağan, Sayfa: 60;
500 Hadîs-i Şerif Kitabı, Hadîs No: 451, Sayfa: 367)
Hadîs-i Şerif:
“Her kim beni gördü, muhakkak Hakk'ı gördü” dediği budur. Bak bu ne
demektir.
Bir Hadîs-i
Şerif:
“Her kim Ali'yi fark eyledi, beni fark eyledi. Her kim beni fark etti
Allahu Teâlâ'yı fark eyledi” diye buyurdu.
Mü'min mü'minin aynasıdır demekle de:
Hadîs-i Şerif:
“Mü'min Ka'be'den efdaldır,”
dedi. Bu ne demektir. (İhya'u Ulumi'd-Dîn, Cild 4, Sayfa: 275; Râmûzu'l-Ehâdis,
Hadîs No: 4323)
Usul de vardır ki ehl-i
tarikat evvela fena-fiş-Şeyh olurlar. Sonra fena-fir-Resul olurlar.
Sonra fena-Fillah olurlar. Evvel Şeyh'de fani olurlar, sonra Rasûl'de fani
olurlar, sonra Hakk'ta fani olurlar. Bunun burasını suluk ehl-i olup bu yolda
çalışanlar pek âlâ bilirler. İşte yukarı hadîs-i şerifte görünmeden yardım ederler dediği bu Hakk'ın
aynası olanlardır.
İşte bunlar tuttuklarını Hakk'la tutarlar. İşte Hakk Teâlâ bunlara
tecelli eder de Hakk'ın aynasıdırlar.
Hadîs-i Şerif:
Yani Nasa (halka) akıllarının
kavrayacağı kadarını söyleyiniz deyip kendisi de bundan fazla söylememiştir.
Çünkü iyice biliyor ki, bunu ehl-i olanlar bilecektir. Söylemeye hacet
görmemiştir. (İhya'u Ulumi'd-Dîn, Cild 1, Sayfa: 96; Ramuzu'l-Ehâdis, Hadîs No:
5825)
Hadîs-i Şerif:
Alındığı Kitap; Şu'bel iyman, An ibn-i Abbas (Radiyallahu anhu) ennehu
gâle Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu:
“Kabe'yi Muazzama'yı görüp merhaba, bu senin görünüşüyün hürmetinden
büyük değildir. Hürmetin çok büyüktür. Fakat Allahu Teâlâ'nın yanında mü'min'in
hürmeti senin hürmetinden büyüktür” (Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 4849) dediği
işte bu mü'minlerdir ki, yukarıdadır.
Bak iki gözüm
kardeşim!
İşte böyle mü'min olmaya bak, yoksa hürmeti kabe'den büyük olan her kim
mü'minim diyenlerin hepsi değildir. Bak sana göstereyim kim imiş.
Hadîs-i Şerif:
Kitaplar: Şu'bel iyman ve Ramuzu'l-Ehadîs, An Eb-i Said (Radiyallahu
anhu) ennehu gâle Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem):
“Nasın Allahu Teâlâ tarafından en yüksek dereceye sahib olanları, Allahu
Teâlâ'yı her daim çok zikir eyleyip, zikir etmeyi adet edinen zakirlerdir”
dedi. (Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 1027)
Türkçesi:
Zikircilerdir, dervişlerdir, müridlerdir, şeyhlardır.
Sen eğer dersen
ki: Bu zamanda senin dediklerin nerede dersen, sen çok büyük hata edersin?
Hadîs-i Şerif:
Kitabı Ramuz'ul-Ehadis, An Ebi Hüreyre (Radiyallahu anhu) ennehu gâle
Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:
“Ne vakit bir adam dese ki nâs bütün helâke gitti. Hiç işe yarar bu
yukarıda söylenen adamlar kalmadı, bütün helak oldu. Bu zamanda yoktur dese, o
kimse o zamanın adamlarının en ziyade helak olanıdır” diye buyurdu. (Kimya-i
Saadet, Sayfa: 538; Berika, Cild 4, Sayfa: 479)
Bak kardeşim! Nasda adam yoktur diyenlerin kendilerinin adam
olmadığındandır.
Allahu Teâlâ'ya yüz binlerce şükür olsun dîni İslam ümmeti Muhammed
(Sallallahu aleyhi vesellem) günden güne terakkidedir. Gittikçe dîn
kuvvetlenmektedir. Çünkü Kur'an'ın hükmü bâkidir. Mucizatı her zaman zahirdir.
Onu tutanlarda zuhur eder. Ümmetin hali Rasûlun şanıdır.
Bak kardeşim! Muhakkak inan ki, her zaman bu söylediğimiz adamlar
vardır. Şu hadîs-i oku da iyice bak, düşün.
Hadîs-i Şerif:
Alındığı Kitap: Ed-Deylemi, Ramuzu'l-Ehadis, An Ebu Hüreyre (Radiyallahu
anhu) ennehu gâle Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:
“Meryem oğlu İsa (Aleyhis-selâm) yeryüzüne iner. O zamanda evvelden
geçmiş olan Sülehalardan derecesi daha ziyade olan 800 erkek, 400 kadın üzerine
iner.” (İmam-ı Şa'rani «Ölüm-Kıyamet-Ahiret», Hadîs No: 930, Sayfa: 498)
Yani bu hadîs-i Şerif ile İsa (Aleyhis-selam) yeryüzüne indiği vakit
yeryüzünde Hazreti İsa (Aleyhis-selâm)'yı bekleyen evvelki ümmetin salihleri
gibi 800 erkek, 400 kadın mevcud olup, onların içine inecektir diye
buyurmuştur. İşte daha o zaman ileridedir, gelecektir. Aşikâre oldu ki
yeryüzünde büyükler vardır. İşte bunlar bu dereceleri tarikatta zikir ile
buldular. Bunların aleyhinde olanlar münafıklardır. Bak şeyh ne imiş, (Şimdi)
sana onu bildireyim inşaallah.
Hadîs-i Şerif:
Alındığı Kitaplar: El Halil ve ibn-in Neccar; Ved-Deylemi,
Ramuzu'l-Ehadis, An Rafî bin Ebî Rafî (Radiyallahu anhu) ennehu gâle Resulullah
(Sallallahu aleyhi vesellem):
“Kendi bulunduğu ehli kendisine tâbi olanların içindeki şeyh,
peygamberin kendi ümmeti içinde olduğu gibidir,” diye buyurdu.
(Ramuzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 2618)
Yani bir Peygamber ümmetini Hakk'a nasıl irşad ve ikaz üzere ise bu da
öyledir.
Sen dersin ki; bu hadîs-i şerif ihtiyarlara büyükleredir. Kendi evinde
böyledir dersen, Bak şu Hadîs-i Şerif'ten Şeyh ve ihtiyarı anlayabilirsin.
İnşaallahu Teâlâ.
Hadîs-i Şerif:
Kitapları; Ramuzu'l-Ehadis An Enes (Radiyallahu anhu) ennehu gâle
Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:
“Bir kimse yaşlı yaşında büyük olan bir müslümana ikram eylese, sanki
Nuh (Aleyhis-selâm) ikram eylemiş olur. Allahu Teâlâ'da o kimseye ikram eder”
dedi. (Ramuzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 5061)
İşte bu hadîs-i şerif'te yaşlı ile şeyhın kim olduğunu ayırıp söyledi.
Bu şeyh o kimsedir ki insanın içini paklar temize çıkarır. Buna teveccüh ile
temizlenir. Hocadan zahiren okuyup insan cehaletten kurtulur. Şeyha teveccühle
batınını, içini temizler.
Hadîs-i Şerif:
Yani “Senin vucudunda bir günah ocağı vardır, başka günahlar ile hiç
kıyas olunmaz” diye buyurdu.
Bu da insanın kalbinde olan benliktir ki şeytan bununla Hakk'a asi oldu.
İnsan-ı bununla hidayetten mahrum eder. Derler ki:
- Sen kendine güven, başkalarına ne ihtiyacın vardır. Sen Allah'ına bak, başka kimseden fayda bekleme
der. Halbuki kendi yüzü karada böyle deyip Adem (Aleyhis-selâm) topraktan oldu.
(Şeytan;) Bana ne faydası olacaktır deyip ben Allahu Teâlâ'ya ibadet ediyorum, (başka) kimseye ihtiyacım yoktur ki,
Adem'e secde edeyim deyip lânete müstehak oldu.
(Sure-i Fatır,
Ayet 5)
“Ey insanlar! Şüphe yok ki Allah'ın vaadi hakdır. Artık sizi bu dünya
hayatı aldatmasın ve şeytan da sizi Allah ile (O'nun affına güvendirerek)
aldatmasın.”
“Hakk Teâlâ bize kendi kendimize güvenmek için şeytan size emniyet
gösterir.”
(Sure-i Maide,
Ayet 35)
“Ey Mü'minler! Allahu Teâlâ'dan sakınarak, korkarak halis amel
işleyiniz. Bununla da kalmayıp Allahu Teâlâ'ya yakınlık kazanmak için vesile,
çâre, vasıta arayınız. Bundan sonra da durmayıp hem dışardaki dîn düşmanlarınız
ile ve hem de içeride ki kalbinizde olan düşmanlarınız ile mücahede ve muharebe
edip Allah yolunda çalışınız. Her korkulardan kurtulup iflah olup halas olasınız”
buyurdu.
Siz katiyyen o emniyetle kalmayıp Hakk'a varmak için her türlü çarelere
sarılınız ki Hakk'ı bulasınız, şeytan gibi benim kimseye ihtiyacım muhtaçlığım
yoktur. Ben yalnız Allah'ı tanırım diyen Hakk'ın rızasından mahrum kalır. Çünkü
Allahu Teâlâ şeytana Adem'e secde edin dedi etmedi. Lânet tokunu giydi, aynı
bize de:
(Sure-i Tevbe,
Ayet 119)
“Yani sadık kullarımın maiyetinde olunuz. Tevbe ve ahidde de onların
maiyetinde olunuz ki; sizi de şeytan gibi benlik bağlamasın. Emniyetinize
mağrur olmayınız,” dedi.
İşte bu şeyhi kâmiller Allahu Teâlâ'nın sadık kullarıdır.
Hadîs-i Şerif:
“Yani sözleri peygamber sözleri gibidir,” dedi. (Ramuzu'l-Ehâdîs, Hadîs
No: 6385)
Hadîs-i Şerif:
“Ümmetinin içindeki peygamber gibidir” dediği bunlardır. (Ramuzu'l-Ehâdis,
Hadîs No: 2618; İhya'u Ulumi'd-Dîn, Cild 1, Sayfa: 209) Peygambere tâbi olmayan
şeytan gibi olur.
Bak Kardeşim! Bunlar kimlerdir? Ve ne ile bu dereceleri kazanırlar gör.
Hadîs-i Şerif:
Alınan Kitap;
İbn-in Neccar; Ramuzu'l-Ehadis;
An ibn-i Abbas (Radiyallahu anhu) ennehu gâle Resulullah (Sallallahu
aleyhi vesellem) buyurdu ki:
“Allahu Teâlâ'nın evliyaları vardır. Halkın içindedir, gezerler,
yürürler. Bunlar açlığı susuzluğu kendine aded edenlerdir. Her kim onlara eza
ve cefa eder, onların aleyhinde bulunur ise Allahu Teâlâ o kimseden intikamını
alır ve o kimsenin üstünden Hakk Teâlâ muhafazasını kaldırır, onu muhafaza
etmez. O kimse helâk olur. Ve cennette olan zevk ve sefayı da o kimseye haram
eder“ diye buyurdu. Çünkü bu kimse Cenab-ı Hakk'ın evliyasını inciddi.
(Marifetnâme, Sayfa: 882)
Bak bu hadîs-i Şerif'te Evliyaullah açlığı, susuzluğu kendine aded
edenler olunca bu dervişlerin riyazet, mücahede deyip yıllarca açlık çekerek,
şeyhin kumandası altında perhizler ve nefsin arzularının aksini yaparak
kendilerine açlık, susuzluk ile senelerce canının istediği yemeklerden
sakınarak nefsine vermeyip mücahede ederler. Vücudlarını kuruturlar. Çile
hanelerde ne zahmetler çekerler. Bu da muhakkak insanın kendi yalnız
yapabileceği şey değildir. İşte şeyhlerin tarifi üzere olur. İşte evliyalar
bunlardır. Nasıl evliya olmasınlar. Allah için ne cefalar çekerler. İşte Yukarı
Hadîs'te ehli içinde Nebi (peygamber)
gibidir dediği bunlardır. Yoksa riyazet nedir, mücahede nedir, ne görmüş, ne
işlemiş, hiç bunlardan haberi olmayan ben Alimim diyenler değildir. Ümmetin
uleması bunlardır.
Bak kardeşim!
Meşayıh, şeyhlar ne imiş gör.
Hadîs-i Şerif:
Kitapları; İbn-i Hubban; ibn-i Abdîy fil-kâmil; Ved-Deylemi an Enes
(Radiyallahu anhu) ennehu gâle Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu
ki:
“Sizler şeyhları ululayınız, hürmet ediniz ve tazim ve tevkir ediniz.
Çünkü muhakkak şeyhlara edilen tebcil ve tevkîr ve tazim Allahu Teâlâ'yadır.
Her kim şeyhlara tebcil eylemezse o kimse benden değildir” diye buyurdu.
Tevkîr: Ağırlama, ululama, güzel
karşılama.
Tebcîl: Tazim, hürmet, ağırlama.
İşte Kardeşim! Şimdi gördün mü, bunlar kim imiş, bunlar kendi
menfaatlerini unutup, halkın menfaatına Allahu Teâlâ için çalışırlar değil mi?
Cenab-ı Hakk
Teâlâ Hadîs-i Kudsi'de:
“Ben insanın
sırrıyım, benim sırrım onun sırrındadır,” dedi. (Marifetnâme, Sayfa: 1004,
Benzeri)
Bu Hadîs-i Kudsi'den ne anladın kardeşim! İşte bunlar şeyhlardır, kâmil
olanlardır. Riyazet, mücahedeyi, nefis ile kendilerini kemâl sahibi eyleyip en
güzel ahlaklara sahib olanlardır. Mürşid-i Kâmillerdir, İşte bunların sırrı
Hakk'ın sırrıdır. Bunlardan Cenab-ı Hakk'ın sırları zuhur eder. Bir misal ile
anlayalım. Mesela:
Ateş fabrikası yani elektrik fabrikası her tarafa ceryan veriyor. Her
taraftan zuhur eden ceryanın kuvveti fabrikanındır. Yalnız tel ile bağlansın
yeter. Ceryan gelir, Ceryanın göze görünmeden geldiği gibi Hakk'a yakın olan
kullara Hakk'ın Esmâ'ül-Hüsna'larının ceryan kuvveti zuhur eder. Bunun için
bunların celâline uğrayan helâk olur. Bunların cemaline uğrayan ebedi şâd olur.
Bunların gadabı Hakk'ın gadabındandır. Bunların lütfu Allah'ın
lütfundandır. Bunları oku, berrak atar ha demeden cana batar. Bunlardan Cenab-ı
Hakk'ın sırları zuhur eder. Bunlara dokunan Hakk'ın kılıcına çarpılır. Bunların
sevgisini kazananlar Hakk'a sevilirler. Bunların sırrında Hakk'ın sırrı vardır.
Bunlar daima Hakk'tan ceryan alırlar. Bunlar ceryanı Hakk'tan alırlar, kullara
verirler. İşte Sultan-ı Enbiya'nin göze görünmeden yardım eder dediği
bunlardır. Bunlar kendi yerlerinde oldukları halde mağrıbda (batıda), Maşrıkda
(doğuda) iş görürler. Bunlar ölmez sağdır (inne ibadullah) dediği bunlardır.
Kardeşim bunlardan ayrılma!
Bak Kardeşim! Bunlar bu dereceyi ne ile kazanmışlar. Kuldan talep ve
istek, gayret, heves, çalışma olmadan Allahu Teâlâ vermez.
(Sure-i Necm,
Ayet 39)
«Biz insanı
sayi gayret için halk eyledik.»
(Sure-i Mü'min,
Ayet 60)
“Rabb'ınız
buyurdu ki:
Bana dua edin, size icabet edeyim. Şübhe yok, o kimseler ki, Benim
ibadetimden kibirlenirler. Onlar yakında zeliller oldukları halde cehenneme
gireceklerdir.”
Siz isteyiniz
vereceğim dedi. Sende iste sanada versin.
Hadîs-i Şerif:
Kitapları: Ved-Deylemi ve Ramuzu'l-Ehadis, An Enes (Radiyallahu anhu)
ennehu gâle Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:
“Dünyayı terk etmek sabrın özü, kökü, ruhudur. Ve terk-i dünya etmek,
dîn düşmanı ile Allah için vuruşmaktan şiddetlidir. Her kim onu terk ederse
Allahu Teâlâ o kimseyi dünyada iken şehitlere verdiği sevabı onada verir.
Dünyayı terk etmek şudur:
Allah için nefsini, şeytanını mağlub etmek, az yemek yemek, suyu az
içmek ve kendini medhü sena ettirmeyi sevmemek. Halkın söylediğini hoş görmemek
ve sakınmaktır.” Çünkü muhakkak halkın kendini medhü sena eylediğini hoş gören
kimse dünyayı terk etmemiştir. İşte bu dünya sevgisindendir. Ve dünya
sevmesindendir. Her kim ahiret ve Hakk'ın vereceği nimetleri severse dünyayı
terk etsin ve halkın kendisini övmesini medhü senasını terk etsin diye buyurdu.
Bak kardeşim! Dünyayı terk etmek, fukara olmak, muhtaç olmak değildir.
Malı, mülkü yiyeceği içeceği dolu iken yememektir, içmemektir. Halkın içinde
şan, şöhret sahibi olup da onunla bu kimse dünyayı terk eyledi dedikleri ile
kendine süs vermek değildir.
Bak Kardeşim! Bunlar ne sultanlardır, Bunlar Allah için kendilerini açlık,
susuzluk ile halkın medhü senasından kaçarak halkı Hakk'a irşad ederler. Ve kendilerini de elinden geldiği kadar
dünyadan dat almaktan sakınırlar.
Bak Kardeşim! Ben âlimim, ben
hocayım faide etmezmiş, Allah yolunda nefsini, şeytanını mağlub eyleyip,
kalbini Allah aşkı ile yakıp kül eyleyip, kalbindeki perdeleri yakıp, Hakk'ın
yolunda vücudunu yıpratmış, olanlardır. Belki herkes benim der ne fayda.
Hadîs-i Şerif:
“Evvel ilm-i fıkhı öğren,
sonra da kalbini temizlemek tarafına dön. Hakk'a yakın ol” demektir.
Hadîs-i Şerif:
Kitapları; İmam-ı Tirmizi;
Hasen Sahih-i vel asgari; ibn-i Abbas (Radiyallahu anhu) ennehu gâle Resulullah
(Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:
“Asıl mücahede eden o
kimsedir ki; her kim kendi nefsinde, kalbinde kendi vücudu ile Allah yolunda,
tarikata süluk eyleyip Hakk'a yakınlığa çalışan kimsedir” diye buyurdu.
Bu gönül yolunda bu gönül
yolunu tutup Hakk'a gidenler demektir.
Hadîs-i Şerif:
“Mücahede görmeklik getirir.” Mücahede nedir?
derseniz;
Az yemek yemek, (Ramuzu'l-Ehâdîs,
Hadîs No: 415; Marifetnâme, Sayfa: 598, Benzeri)
Az su içmek, az söylemek.
Hakk'ı çok söylemek şartı ile az uyumaktır. (İhya'u Ulumi'd-Dîn, Cild 3, sayfa:
174)
Bu üç şey mücahededir.
Mücahede nefsi ile uğraşmaktır.
Hadîs-i Şerif:
“Kalpleri bir şey öldürmez,
çok yemek yeme öldürür.” (Müzekki'n-Nüfus, Sayfa: 293; Kimya-i Saadet, Sayfa:
399)
Hadîs-i Şerif:
“Amellerin başı açlık,
nefsini hor tutmak ve elden dokunmuş yün elbise giymek.” (Müzekki'n-Nüfus,
Sayfa: 291)
Bu üçtür:
Açlık hikmetin bulutudur. (Marifetnâme,
Sayfa: 600; İhya'u Ulumi'd-Dîn, Cild 3, Sayfa: 195; Kenzü'l-İrfan, Hadîs No:
920, Sayfa: 216)
Açlıktan hikmet doğar.
(Marifetnâme, Sayfa: 598)
Açlık ilmin kapısıdır. (Marifetnâme, Sayfa: 597) Ve Hakk'a sevilmeye
sebebdir. Keşfi açılmaya sebebdir. Bu yolun silahı açlıktır, kalesi açlıktır.
(Sure-i Bakara, Ayet 269)
“Her kime hikmet verildi ise
ona çok hayır, verilmiş olur. Bunu ancak halis akıl sahibleri tefekkür eder.”
İlm-i Nafi kalbde Allah'a
Arif olmakdır. Bu da mücahede
ile, açlık ile olur. Cam silinir ise her şey görünür. Paslı olursa bir şey
görünmez.
Şimdi Kardeşim! Bak bunların
mürid olup çalışdıkları işte bunun içindir.
Hadîs-i Şerif:
“Çocuklar babanın
sırrındadır.” Yani babada ne sır varsa, çocukta da o sır zuhur eder, dedi. İşte
bu müridlik, şeyhlik babalık, evladlık bundandır.
Hadîs-i Şerif:
“Süt veren ana tabiatı
değiştirir.” (Kütüb-i Sitte, Cild 16, Sayfa: 41; Mir'at-ı Kainat, Cild
1, Sayfa: 524)
Bunun için bu salihlerin
meclisinde bulunanlar bulundukları derecede hal bulurlar. Zahiren sohbetlerde
olup bulunanlar, zahiren istifade ederler. Batınan ve zahiren olanlar, hem
zahiren, hem batınan, istifade ederler. Çalışanlar bulur.
Hadîs-i Şerif:
“Durmayınız çalışınız,
çalışanlar ileri geçdiler ve ilerlediler,” buyurdu.
Bak Kardeşim! Çalışanlar
ileri geçdiler dediği çalışmalı neye çalışmalı imiş. Dikkat et Kardeşim! İyice
bak, oku gözüm.
Hadîs-i Şerif:
Kitapları: İbn-i Şahin
Fiz-zikir Ramuzu'l-Ehadis, an Enes (Radiyallahu anhu) ennehu gâle Resulullah
(Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:
“Allahu Teâlâ'yı sevmenin
alâmeti zikrullahtır. Allah'ı çok zikir eylemektir ve sevmektir. Allahu
Teâlâ'yı sevmemenin alâmeti zikir etmeyi sevmemektir” (Ramuzu'l-Ehâdîs, Hadîs
No: 5614) diye buyurdu.
Zikir mihenk taşıdır.
Münafıklar zikirde çok sıkılırlar, zikir meclislerinde duramazlar. Mü'minler
zikir meclislerinde çok lezzet bulurlar ve severler. Sabaha kadar olsa da
yaparlar.
Hadîs-i Şerif:
Kitapları: İmam-ı Taberâni
fil kebir, Ed-diyail magdesi fil muhtar;
An Ebi Ümâme (Radiyallahu anhu)
ennehu gâle Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:
“Allahu Teâlâ'yı kullarına
sevdiriniz ki Allahu Teâlâ'da sizi sever.” (Ramuzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 3411;
Kenzü'l-İrfan, Hadîs No: 289, Sayfa: 78)
Bak Kardeşim!
Bu sözleri küçük sayan kimse
kafir olur. Allahu Teâlâ'yı sevmenin alâmeti zikrini çok etmek olunca kullarına
sevdiriniz ki o da sizi sevsin diye buyurdu.
Biz de zikrini sevdireceğiz
zikrini çok etmek, zikrini çok etmeyi seven, onu çok sever. Çünkü sen dersin
ki; herkes zikir eder. Amma münafıklar zikri az eder diye Kur'an-ı Kerim'de
münafıklar hakkında ayet:
(Sure-i Nisa, Ayet 142)
“Şüphesiz münafıklar Allah'a
oyun etmeye kalkışıyorlar. Halbuki Allah onların oyunlarını başlarına
çevirmektedir. Onlar namaza üşenerek kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar.
Allah'ı da pek az zikrederler.”
«Münafıklar zikri çok
etmezler az ederler» buyurdu. Bunun için Allahu Teâlâ'yı gayet çok
zikretmeliyiz.
(Sure-i Ahzab, Ayet 41)
“Ey Allah'a iman edenler
Allahu Teâlâ'yı çok çok zikir ediniz ki, her korkulardan emin olasınız,” dediği
budur.
(Sure-i Cum'a, Ayet 10)
“Cum'a namazı bitince
yeryüzüne dağılın ve Allah'ın fazlından (lütfundan) (nasib) arayınız ve Allah'ı
çokca zikredin, tâa ki necata eresiniz.”
Hubbullahi ilâ İbadihi”
hadîs-i şerifi bu zikrin usulünü bilen Mürşid-i Kâmillerdir. Çünkü onlar
kullara Allahu Teâlâ'yı sevdirmek usulünü bilirler. Onlara gidiniz demektir.
Bak Kardeşim! Şu Hadîs-i Şerif ne kadar açığa
çıkardı.
Hadîs-i Şerif:
Kitapları: El-Hasan İbn-i
Süfyan, İmam-ı Taberâni fil kebir, İbn-i Asakiri fiy tayalisi, Ed-diyail
magdesi fil muhtar, Şu'bel iyman; Ramuzu'l-Ehadis. An Vâkıdî ibn-i Ömer
(Radiyallahu anhu) ennehu gâle Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu
ki:
“Her kim Allahu Teâlâ'ya
itaatte muti olup Hakk'ın rızasında ise o kimse Allahu Teâlâ'yı her rast
geldiği yerde çok çok zikir eder. Zikir meclislerinde çok bulunur. Eğer o
kimsenin namazı, orucu, Kur'an okuması az ise de, o kimse Allahu Teâlâ'ya
mutidir ve onun rızasındadır.”
Çünkü zikri çok eder. Her kim
Allahu Teâlâ'ya asi ise zikrullahı sevmez, zikir meclislerini sevmez. O kimse
Allahu Teâlâ'ya asidir. Eğer o kimsenin namazı orucu, Kur'an'ı çok ise de
Allahu Teâlâ'ya asidir. Çünkü zikir meclislerini sevmez dedi.
Bak Kardeşim!
Bu sözleri Sultan-ı Enbiya
söylüyor. Bundan başka bir söz varsa o da Kur'an'dır. Bundan yüksek olan başka
sözlere benzemez. İnanmayan, zerre kadar şüphe getiren, kafir olur. Bak şimdi
ne oldu.
Sen hiç kimseye bakma. Namaz
kıl, orucu tut, Kur'an oku, başka zikir idi. Zikir meclisleri idi. Onlara bakma
diyenlerin sözleri ne kadar yanlıştır. Ve ne kadar büyük hatadır. Zikrullah her
ibadetin başıdır. Sonra ibadet onlardır. Zikrullah olmadan bu ibadet kabul
olmaz dediği bu hadîs-i şerifle bilindi. Yazıklar olsun ki; bu halkda bazı
kimseler vardır ki; bundan gafildir.
Bir sene zikrullah bin
senelik ibadete bedeldir demek şudur ki;
Zikrullah ile zikir
meclislerinde bulunarak bir senelik ibadet bin senelik zikrullahsız ibadetten
efdaldır. Çünkü zikrullahta nur vardır, kalbi açar. Bak zikrullaha, zikrullah
ile ne büyük mertebeler kazanılır. Yüksek adam olurlar imiş.
Hadîs-i Şerif:
İbn-i Nese-i, ibn-i Şahin,
Ramuzu'l-Ehadis, an Ali (Radiyallahu anhu) ennehu gâle Resûlullah (Sallallahu
aleyhi vesellem) buyurdu ki:
“Vallahü çok ileri geçtiler.
Cenneti Naime ümmetimden bir kavimler ki; onların bu ilerlemesi nas'tan
(halk'dan) herkesten ziyade namaz ve oruçları ve yaşları çokluğundan değildir.
Velâkin onlar Allahu Teâlâ'yı çok zikrederek, Allahu Teâlâ'nın azametini kendi
kendilerine çok yakın hatta kendileri yok olacak (şekilde), mahfu fena
sahrasında Hakk'ı isbat eylemişlerdir. Bundan dolayı kalpleri ürperip
kendilerine celâlet, celâl, cezbe ve aşk gelip bundan dolayı kalpleri itminan
yani Hakk'ı tasdik ve tahkik ile anlamışlardır. Bu cihetten kendi kendilerini,
nefislerini Hakk'a gındırmışlardır. Ve kendilerine bu hal gelincek bütün
azalarına korku, titremek, ızdırap düşüp, benizlerinin renkleri değişip, bütün
cevahirlerini bir zelzelede düşüp, kendi hilgatleri, (yaratılışları) bundan
dolayı mahfi fenaya varıp, güzel ahlakları gelmiştir. Bu sayede Hakk'tan güzel
menzilleri geçerek çok güzel ve yüksek derecelere ermişlerdir. Bundan dolayı
Hakk'da mü'minler ve cümle nasın yanında yüksek dereceye ermişlerdir. Allahu
Teâlâ'nın indinde, yanında ahirette daha büyük dereceler vardır” dedi.
(Sure-i Rad, Ayet 28)
“Onlar o kimselerdir ki;
Allah'ın zikri ile kalpleri mutmain olduğu halde iman etmişlerdir. Haberiniz
olsun; Allah'ın zikri ile kalpler mutmain olur.”
“Bilmiş olunuz ki Allah zikri kalpleri kemâle erdirir.”
Allah'ın zikri kalpleri
mutmain olduğu halde iman etmişlerdir.
Bir ayet daha vardır:
(Sure-i Enfal, Ayet 2)
“Ancak mü'min o kimselerdir
ki Allahu Teâlâ'yı zikrullah ettikleri vakitte kalpleri ürperir, cilalanır.
Celâl, cezbe gelir, titrer, ızdıraba düşer ve imanları bundan dolayı kuvvet
bulur” dediği budur. Dervişlerin cezbesine söylenene yazıklar olsun.
Bak şimdi Kardeşim! Zikir meclislerinde ne var
imiş.
Hadîs-i Şerif:
Kitapları: Ebûş-Şeyh; Ramuzu'l-Ehadîs;
An Ebu Hüreyre (Radiyallahu
anhu) ennehu gâle Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:
“Herhangi bir meclis ki; o
mecliste Allahu Teâlâ'yı zikir etmeye başladılar. Hemen melekler o meclisi dört
tarafından kuşatırlar, sararlar. Hatta o zaman melâikeler muhakkak şu sözleri
söylerler ki: Ey Mü'minler!
Siz bu zikrinizi artırın.
- Çok ziyade ediniz ki;
Allahu Teâlâ'da sizin aşkınızı ve muhabbetinizi artırsın derler. Artık o
mecliste zikrin şiddeti, şevki, ıstırabları ve sadaları ziyadeleşip yükselince
aralarında zikrullah kuvvetlendiğinde hemen melâikeler kanatlarını açarlar,
onları muhafaza ederler.” (Ramuzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 4247; El-Uhudü'l-Kübra
(İmam-ı Şa'rani), Sayfa: 318)
Bakınız! İbret alınız.
Sultan-ı Enbiya Efendimiz ne buyurdu. Cenab-ı Vacibûl Vücud bizi bu
zümrelerden, bunların muhabbetlerinden, meclislerinden, ayırmasın. Amin.
(Sure-i Enfal, Ayet 2)
“Hakk Teâlâ Kur'an-ı
Kerim'inde buyuruyor ki: Ancak mü'minler onlardır ki; Allahu Teâlâ'yı
zikretmeye başlayıp zikrullah ettikleri vakitte kalpleri Allahu Teâlâ'nın
zikrinin kuvvetinden celâllenir de kendilerine korkular ve titremeler gelir,
tüyleri ürperip kendilerine celâllenmek hatta yakasını parçalamak gelir.”
İşte
halis mü'minler bunlardır.
(Sure-i Zümer,
Ayet 23)
“Allahu Teâlâ'nın zikrine devam ede ede hatta vücudlarında derileri
yumşar ve zikrullahın kuvveti ile kalplerinden sertlikler, gasavetler gidip
Allah zikrini çok çok etmek ve ondan lezzet almak, daima onlarla zikrullah
etmek olur.”.... İlâ Ahir.
Hadîs-i Şerif:
Kitapları: Ebu
Şeyh ve; Ramuzu'l Ehadis
An Enes (Radiyallahu anhu) ennehu gâle Resulullah (Sallallahu aleyhi
vesellem) buyurdu ki:
“Hiç bir yer olmaz ki; orada Allahu Teâlâ'nın zikrullahı olsunda
etrafında olan yerlere beşaret gösterip (müjde edip) iftihar eylemesin.
Muhakkak beşaret eyler ki; benim üzerimde oturup zikrullah eylediler diye başka
yerlere söyler. Hatta yedi kat yerlerin altına kadar bulunan yerlere beşaret
(müjde) eder. Muhakkak mü'min bir yere durup namaz kılmak istese, yer onun için
zînetlenir süslenir” diye buyurdu.
Yazıklar olsun zikredenlerin
yerlerinde namaz kılınmaz deyipte mahrum olanlara.
Hadîs-i Şerif:
“İnsan kimi sever ise dünyada ve ahirette onun ile beraberdir.” (Hayat
Düsturları, Sayfa: 374; Riyazü's-Salihîn, Sayfa: 281, 282; Mevahib-i
Ledünniyye, Cild 1, Sayfa: 422)
Bunları sevenler bunlar ile
mahşere varır, bunlar ile haşr olur. Bunlar ile gider.
Hadîs-i Şerif:
Kitapları
Ramuz'ul-Ehadis, ibn-i Hubban;
An Ebî Mûs'el Eş'arî (Radiyallahu anhu) ennehu gâle Resulullah
(Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:
“Zikrullah edilen ev ile, zikrullah edilmeyen evin temsili ölü ile diri
gibidir” buyurdu. (Kırk Mevzuda Kırk Hadîs Kitabı, Hadîs No: 13, Sayfa: 269;
Muhtarü'l-Ehâdîsin Nebeviyye, Hadîs No: 1097, Sayfa: 549; Ramuzu'l-Ehâdîs,
Hadîs No: 4826)
Bir evde zikir eden kimse var ise, o ev diridir. Zikir eden kimse yok
ise, o ev ölü gibidir. Bu zikir en çok ziyade zikr eden demektir. Az eden
değildir. Muhakkak tarikata girip çok edenin evidir, yoksa bizde zikir ediyoruz
diyen, kimselerin evleri değildir.
(Sure-i Nisa,
Ayet 142)
“Şüphesiz münafıklar Allah'a oyun etmeye kalkışıyorlar. Halbuki Allah
onların oyunlarını başlarına çevirmektedir. Onlar namaza üşenerek kalkarlar.
İnsanlara gösteriş yaparlar. Allah'ı da pek az zikrederler.”
“Kur'an-ı Kerim'de münafıklar Allahu Teâlâ'yı çok zikir etmezler. Meğer
az ederler” buyurdu.
Münafıkların evleri ölü gibidir. Münafıkların evleri ölü gibidir ki ne
ses olur, ne soluk yani zikir sesi işitilmez. Mü'minlerin evleri daima zikir,
tevhid sesi, Allah Allah sadaları, duyulur. İşte bu ev diridir, tarikatı
sevmek, zikri sevmek, mü'minlere mahsustur. Tarikata girmez ise de sever.
Hadîs-i Şerif:
Kitapları:
İmam-ı Taberâni fil kebir, Ramuz'ul-Ehâdis
An Süheyl ibn-i Dayf (Radiyallahu anhu) ennehu gâle Resûlullah
(Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:
“Zikrullah etmekle meclislerin hakkını veriniz ve bununla Allahu
Teâlâ'nın yoluna irşad olunuz ve gözlerinizi kapayınız, dünya sevmekten,
haramlardan, sakınınız.”
Hadîs-i Şerif:
An Enes
(Radiyallahu anhu):
“Siz Allahu Teâlâ'yı o kadar zikir ediniz ki hatta münafıklar size
mürayisiniz desinler ve derler. Siz zikir değil müraiyilik ediyorsunuz. Bu
zikirleriniz riyadır derler” (El-Uhudü'l-Kübra, Sayfa: 317)
Bak şimdi!
Ehl-i zikir; zikrullah ettiklerinde, bunların aleyhinde söz söyleyenler
münafıktırlar.
Hadîs-i Şerif:
Kitabı: Hakim
fil müstedrek
An Enes (Radiyallahu anhu) ennehu gâle Resulullah (Sallallahu aleyhi
vesellem)
Yani “Allah zikrini edenlerin, zikrullah eder iken bir kimse ağlar ise,
Allah korkusu ile ağladığı zaman gözünün yaşı yere düşse, Allahu Teâlâ o
kimseye kıyamette azab etmez” diye buyurdu. (Kırk Mevzuda Kırk Hadîs Kitabı,
Hadîs No: 6, Sayfa: 267; Ramuzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 5229)
Hadîs-i Şerif:
Kitapları: Ahmed ibn-i Hanbel, ibn-i Hubban, Hakim fil müstedrek, Şu'bel
iyman, Ed-Diyail magdesi fil muhtar.
An Ebî Said (Radiyallahu anhu) ennehu gâle Resulullah (Sallallahu aleyhi
vesellem) buyurdu ki:
“Siz Allahu Teâlâ'yı o kadar çok zikir ediniz ki; hatta size delidir
derler. Deli dedirinciye kadar zikri ediniz” diye buyurmuştur. (Kenzü'l-İrfan, Hadîs
No: 257, Sayfa: 70; Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 1111; Kırk Mevzuda Kırk Hadîs
Kitabı, Hadîs No: 10, Sayfa: 268)
Hakikaten müridler toplanıp zikretmeye başladıklarında aynı deli gibi
olurlar. Bağırma, çağırma, haykırma gibi şeyler bunlardan zuhur eder. Görenler
deli oldular zanneder. İşte Resûlullah bunu işaret ile bu hadîs-i buyurmuştur.
Kur'an-ı
Kerim'de şu ayet delildir:
(Sure-i Kehf,
Ayet 24)
“Allahu Teâlâ dileyecek olursa yapacağım de. Unuttuğun vakit Rabb'ını
zikret ve de ki:
Umulur ki, Rabbım beni bundan daha yakın, doğru, hayra (muvaffakiyete) eriştirir.”
Yani sen Rabb'ını kendi nefsini unuttuğun halde zikir eyle bir kimse
zikre çok devam eder ise o kimseye öyle bir hal gelir ki Allah'tan başka her
şeyleri unutur hatta kendini de unutur yalnız Allah demeyi bilir. İşte en
makbul zikrullah budur.
(Sure-i Enfal,
Ayet 2)
“Ancak mü'minler o kimselerdir ki Allahu Teâlâ'yı zikrullah ettiklerinde
kalpleri celâllenir de tüyleri ürperir” dedi.
İşte dervişler zikrederken
aynı hallar zuhur eder, deli gibi olurlar. Bilmeyen kimse bunlar deli oldu
zannederler. Titremek, bağırmak, çağırmak, yıkılma, yuvarlanma, yakasını
parçalama gibi şeyler çok olur. Bunların bu halları Allah sevgisindendir.
Bunlar yeryüzünün nurudurlar. Hakk'ın en sevgilisi bunlardır.
Hadîs-i Şerif:
Kitapları: Ramuzu'l-Ehadîs, Şu'bel İyman.
An ibn-i Abbas (Radiyallahu
anhu) ennehu gâle Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:
“İşte şu ağacın temsili
mü'minin temsili gibidir. Allahu Teâlâ'nın heybeti korkusundan titrer, tüyleri
ürperir. İşte o zaman günahının hepisi dökülür ve sevabı dökülmez kalır.”
(Ramuzu'l-Ehâdis, Hadîs No: 414)
Ey Kardeşim! Sen bu
dervişlerdeki halları çok yanlış görürsün, böyle zikir mi olur dersin. Bak
Sultan-ı Enbiya neler söylüyor. Bunların aleyhlerinde söylemek çok büyük
günahtır.
Hadîs-i Şerif:
Kitapları: Ebûş-Şeyh, Ebû
Naim İmam-ı Taberânî fil kebir; An ebû Zerr (Radiyallahu anhu) ennehu gâle
Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:
“Her kim müslümanların
tarikatlarında eza, cefa eyler ise, onlara lânetimiz vacib olur.”
Lânet olsun müslümanlara
tarikatında eza cefa edenler.
Bak kardeşim! Sultanı Enbiya
bunlara ne kadar acıyor.
Yine bir
Hadîs-i Şerifin'de:
Kitabı: Ve fil
esvad,
An Enes (Radiyallahu anhu) ennehu gâle Resulullah (Sallallahu aleyhi
vesellem) buyurdu ki:
“Her kim bir müslümana eza, cefa ederse bana etti. Her kim bana ezâ ve
cefa eder ise Allahu Teâlâ'ya etti” diye buyurmuştur. (Sahih-i Buhari Tecrîd-i
Sarih, Cild 3, Sayfa: 67-68)
Hadîs-i Şerif:
Kitapları:
İbn-i Şahin, Hakim, fil müstedrek, Şu'bel iyman;
An ibn-i Abbas (Radiyallahu anhu) ennehü gâle Resulululah (Sallallahu
aleyhi vesellem) buyurdu ki:
«Her kim zikrullahı etmeyi çoğaltırsa, münafıklıktan beri olur» buyurdu.
(Kırk Mevzuda Kırk Hadîs Kitabı, Hadîs No: 1, Sayfa: 265; Ramuzu'l-Ehadîs,
Hadîs No: 5060)
Her kim zikrullahı az ederse münafıktır.
(Sure-i Nisa, Ayet 142)
“Şüphesiz münafıklar Allahu
Teâlâ'ya karşı oyun etmeye kalkışırlar. Halbuki Allahu Teâlâ onların oyunlarını
başlarına çevirmektedir. Onlar namaza kalktıkları zaman tembelcesine (üşenerek) kalkarlar. İnsanlara da
gösteriş yaparlar. Allahu Teâlâ'yı da pek az zikrederler.”
«Münafıklar Allah'ı
zikretmez, değil amma az ederler» diye buyurdu.
Bakınız münafıkta tarikat
olmaz . Münafığın yeri cehnennemin dibidir, buyurdu.
Hadîs-i Şerif:
Kitabları: İbn-ül Mübarek,
(Abdulkadir Geylânî'nin şeyhidir.) Ramuzu'l-Ehadîs.
An Muhammed ibn-i Hamza
(Radiyallahu anhu) ennehu gâle Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu
ki:
“İki haslet münafıkta
bulunmaz:
Biri: Hüsnü semt yani tarikat
Diğeri: Dîn yolunda fıkıh ile
amel etmez yani şeriatın emirlerinin çoğunu tutmaz. (Kırk Mevzuda Kırk Hadîs
Kitabı, Hadîs No: 24, Sayfa: 219; Ramuzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 3472)
Kendisi Şeyh, Alim, hoca
olduğu halde yine şeytanın işini işler. Zamanımızda şeyhler, hocalar, sofular
vardır. Ehl-i zikir olduklarını halka gösterirler. Şeytan işi olan tütünü
içerler. İşte bunlarda fıkıh olsa içmezler. Muhakkak bilirler ki, nefsin
arzusundan başka bir şey değildir. Kerahati tahrime ile haram olan bir şeydir.
Ülemâ'ya haramdır. Muhakkak şer-i şerif'de:
Namazda giydiği elbisenin
göğsünü iliklemeden kılan ülemaya büyük günah olduğunu yazar. Sebebi halka
ulemalar göstericidir, (öğreticidir). Bundan görenler yaparlar. Ondan bu da
aynıdır. Bunları şeyhler, ulemalar, Rasûlullah'ın mücahedesini bilmeyenlerdir.
Hadîs-i Şerif:
Kitapları: Ed-Deylemü, Ramuzu'l-Ehâdis,
An Cabir (Radiyallahu anhu)
ennehu gâle Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:
“Size takdim edilecek şeyin
en hayırlısını takdim edin ki; o da küçük muharebeden büyük muharebeye'dir.
Sordular:
- Ya Resulullah! Bu nedir? Buyurdu ki:
- Kulun kendi hevası ile
muhalefette olup mücahede eylemesidir.” (Ramuzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 4135;
İhya'u Ulumi'd-Dîn, Cild 3, Sayfa: 150; Gunyetü't-Talibîn, Sayfa: 316.)
Bak! Şimdi âlimler, şeyhler,
sofular demek halkın onlardan örnek alacaklarıdırlar.
Bak! Sultan-ı Enbiya ne diyor:
Büyük bir muharebeden geri
gelirken siz en büyük hayırlı olan bir mücahedeyi ki; Hakk'ın büyük
mücahedesidir. Bundan evvelki mücahededen ileri gördünüz. Bu nefsin hevası ile
mücahede eylemektir. Cehd-i gayret ile uğraşmaktır.
(Sure-i Casiye, Ayet 23)
“Gördün mü o kimseyi ki kendi
hevasını kendisine ilah edinmiş ve onu Allah bir bilgi üzerine şaşırtmış,
kulağı ve kalbi üzerine mühür basmış ve gözü üzerine bir perde kılmış. Artık
ona Allah'dan sonra kim hidayet edebilir? Hala düşünmez misiniz?”
Yani “sen görmezmisiniz ki
kendi hevasını kendine ilah eden kimseyi kendi nefsinin hevasını kendine ilah
tutunmuştur” buyurmuştur.
Aç gözünü Kur'an-ı Kerim'i
kendi hevasını kendine ilah eden dediği sen değil misin? Bu tütün içmek nedir?
Kendisi pis, kokusu pis, ağzını leş gibi kokutur. Yanındaki namaz kılan kimse
bin kere senden ikrah eder. Melâike sana yakın olamaz. Kötü kokarsın, vücudun
bütün kokar. Ölünce ağzından kara katran gibi gelir. Bid'atı Seyyie değil
midir?
Hadîs-i Şerif:
“Hep bid'atlar haramdır”
[Ramuzu'l-Ehâdis, Hadîs No:
2098, Benzeri; Hayatü's-Sahabe, Cild 1, Sayfa: 19, Benzeri; El-Uhudü'l-Kübra
(İmam-ı Şa'rani), Sayfa: 44, Benzeri.] demedi mi? Bid'atı hasene haram
değildir. Dîne yarar şeylerdir. Dîne yaramayan bid'atlar haram değil midir?
Hadîs-i Şerif:
Kitabı: Ramuzu'l-Ehadîs;
Muhammed ibn-i Abdul Vahid
(Radiyallahu anhu) ennehu gâle Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu
ki:
“Bid'at ehli olanlar
cehennemin köpekleridirler,” (Ramuzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 995) diye buyurdu.
Sultanı Enbiya
ne dedi.
Hadîs-i Şerîf:
Kitabı:
Ramuzu'l-Ehâdis
“Ağzınızı gayet temiz tutunuz ki çünkü ağzınız Kur'an'ın yoludur.”
(Ramuzu'l-Ehâdis, Hadîs No: 3893)
Bak ne büyük sözdür.
Bak sen kendi havandan vaz geçmediğin halde halka