Sünnetine tâbi olma:

 

 

Hadîs-i Şerif:

Kitabı: Hakim ve Ramuzu'l-Ehadis

İbn-i Mes'ud (Radiyallahu anhu) ennehu gâle Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem):

“Nasın (insanların) üzerine bir zaman gelir, sünnetimi ümmetimin ihtilafları, uygunsuzlukları zamanında tutmak, sanki ateşi avuçlamış gibidir” buyurdu. (Marifetnâme, Sayfa: 497, Berika, Cild 1, Sayfa: 236)

 

İhtilafın en büyüğünden biri şudur:

 Rasulullah Efendimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) hem şeriatla, hem tarikatla amel eyledi. Bunun ikisi ile amel eden kimse sünnetimi tutmuştur. Cebrail (Aleyhis-selâm) kendine mürşid olmuştur. Bunu bilmeyenler ağzına geleni söylerler. Bak ne diyor.

Tarikat ne dersen;

Allahu Teâlâ'nın emrini tut, islamın şartını yap, başka şeylere kulak verme, tarikat felan yoktur diyen ahmak, (kendini) hocayım zanneden biçareler. Bu kitabımızı okusun. Biz başka dedikodulara bakmayıp, yalnız Resûlullah'ın sözüne bakarız. Bu yazdıklarımız, hep onun sözleridir. Benim sözlerim değildir. Okumalı, ibret almalı, mahrum kalmamalı vesselam. Bundan daha ziyade insanlarda kimsenin sözü makbul değildir. Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) Efendimiz) Bak ne diyor:

 

Hadîs-i Şerif:

Kitabı: Fî şerhil Ehâdis;

Ravi: Ebû Said'ül Hudrî ennehu gâle Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:

Bir gün Ebu Said'ül Hudri (Radiyallahu anhu) diyor ki:

Resûlullah'a bir adam geldi.

  - Ya Resulullah! Bana vasiyet eyle. Rasûlullah:

a- Senin üzerine vasiyet olsun Takva ile amel edesin. Çünkü hayrın hepsi ondadır.

b- Ve üzerine olsun ki; Allah yolunda mücahede ile cihad edesin. Çünkü o müslümanların ruhbanlığıdır. (Ruhban: Mağaralara girip zikrullah ile çalışan evvelki Peygamberlerin ümmetleridir.)

c- Ve senin üzerine zikrullah etmek olsun ve Kur'an okumak olsun. Çünkü bunlar sana nurdur.

d- Ve senin üzerine; dilini tutmak olsun. Yalnız hayırda tutmalı değil, hayrı söylemelisin.

İşte sen bunların hepsini tutarsan, şeytana galip gelirsin,” diye buyurdu. (Berika, Cild 2, Sayfa: 356.)

Kardeşim! İyice düşün ki sen takva ile amel et. Cümle hayır ondadır, dedikten sonra dört şey daha söyledi. Bunları da tutar isen şeytana galip gelirsin dedi. Şimdi bak. Şeytana galip gelmek için riyazet, mücahede ve zikrullah ve Kur'an nurdur. Bunlarda sana nurdur dedi. Sen bunlar ile şeytana galip gelirsin dedi. Sen hâlâ dersin ki;

- Sen Evliya (gibi) öyle şeylere bakma.

- Tarikat ile çalışmayan kimse şeytana galip gelemez.

- Sen dersin ki; ben bunları işliyorum. Fakat toplantılı olan zikri ve zikir halkalarına girmeyip, hiç sevmeyip, inkâr edersin. Zikir halkalarının cemaatin de olan zikrin ne derece yüksek olduğuna bak. Sultanı Enbiya nasıl söylüyor. Kendisi nasıl seviyor. Gör oku da bak, biçare.

 

Hadîs-i Şerif:

Kitapları: İmam-ı Begavi, İmam-ı Ebû Davud, Ramuzu'l-Ehadîs;

An Enes (Radiyallahu anhu) ve An Ebû Ümame (Radiyallahu anhu) ennehu gâle Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:

“Sabah namazından sonra güneş doğuncaya kadar bir cemaatle birlikte zikrullah etmek, İsmail (Aleyhis-selâm) evladından esir olmuş dört kimseyi, her birinin diyeti pahasına onbin verip kurtarmasından sevgilidir.

 

Yine İkindi namazından sonra güneş batıncaya kadar bir cemaatle oturup, zikrullah etmek, İsmail (Aleyhis-selam) evladından dört kimseyi, her birinin diyeti onikibin verip kurtarmakdan daha sevgilidir.” (Ramuzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 4275)

 

Şu halde bir kavim ile, ya bir cemaatle oturup zikrullah etmek, ne kadar sevgili oluyor. Bunu bilenler bilir. Bu zikrin dadını anlayanlar ve bunun içine dalanlar bilir.

 

Ey Aziz Kardeşim! Her itibar kazanmış şeylerin münkir ve inkârcısı çok olur, taklitçisi çok olur. Bahusus şeytan hasedinden ölüme varır. Şimdi kardeşim buraya kadar ayetler, hadîsler ile anlatmaya çalıştım. Ama şimdi de muhakkak ki, tarikat bir kâmil şeyh'in elinden almakla ve emri ile hareket etmek ile, olur.

 

Hadîs-i Şerif:

Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem) Efendimiz saadetle buyuruyor ki:

 

“Yakin ilmini öğrenmeye çalışınız. Kur'an ilmine çalıştığınız gibi. Hatta Kur'an'da olan hikmeti öğreniniz. Ben de hikmeti öğreniyorum.” (Ramuzu'l-Ehâdis, Hadîs No: 3187, Benzeri.)

Buna dair Ayet:

 

(Sure-i Bakara, Ayet 269)

“Her kime hikmet verildi ise ona çok hayır verilmiş olur. Bunu ancak halis akıl sahibleri tefekkür eder.”

 

(Sure-i Bakara, Ayet 151)

“Nitekim kendi içinizden, size ayetlerimizi okuyan, sizi temizleyen, size kitabı getirip, hikmeti talim eyleyen, size bilmediklerinizi öğreten, bir Resûl gönderdik.”

Rasul-u Ekrem size Kur'an, kitap ilmini öğrettiği gibi, hikmet ilmini de öğretti. Allahu Teâlâ dilediği kimseye ilmi hikmeti verir. Her kime ilmi hikmet verdi ise ona çok hayır vermiştir.

 

İşte Kardeşim!

Kitap ilmi; Şeriatı Muhammediyedir, tarikat ilmi; tarikatı Muhammediyedir. Kendisi de tarikata sulük (ederek) Allahu Teâlâ'ya yakını artırmak için çalışmıştır. Ümmetinde bir çok kimselere de öğretmiştir. En büyük Mürşid-i Kâmil kendisidir. Kendinin zamanından beri elden ele gelmiş tarikat-ı Muhammediyedir. Nakşi bendî Tarikatı; Ebu Bekir (Radiyallahu anhu)'e talimindendir, hafi'dir.

Kâdirî tarikatı İmam-ı Ali (Radiyallahu anhu)'e talimindendir, cehridir. Aşikâre zikrullah etmek kâdirî erkanıdır. İmam-ı Ali (Radiyallahu anhu ve Kerremallahu veche) buyuruyor ki:

Resulullah ile beraber zikrullaha başladık, hepimiz birden ayağa kalktık, zikrullah öyle kızıştı ki:

 

Hadîs-i Şerif:

Yani ağaçlar şiddetli rüzgârın karşısında sağa-sola meyl ettiği gibi meyl ediyorlardı.

 

Hadîs-i Şerif:

“Yani gözlerinin yaşları asbablarının üzerine akıyordu,” buyurdu.

Şu halde zikrullah ederken ayağa kalkmak, ağlamak, sallanmak, caizdir. Cezbelenmek, coşmak, zikrullah hal'ları ehl-i hal olanların hal'larıdır. Fakat bu halları hal ehlinden almalı. Ehlinden yani şeyh muhakkak lazımdır. Bu Mürşid-i Kâmiller Allahu Teâlâ'nın ilmi hikmet verdiği kimselerdir. Allahu Teâlâ ilm-i Hikmeti dilediği kimseye verir. Aslına, köküne, soyuna ocak zâdeline bakmaz.

 

(Sure-i Hucurat, Ayet 13)

“Ey İnsanlar! Muhakkak ki biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Sizleri şubelere kabilelere ayırdık ki birbirinizi tanıyasınız. Şüphe yok ki Allah yanında en değerli olanınız en ziyade müttekî olanınızdır. Şüphesiz ki Allah bilendir ve haberi olandır.”

 

Ayeti Kerimenin başı; Ey Mü'minler sizi şubelere ve kabileler üzere ayırdım. Bu sizin birbirinizi bu felanın oğlu, bu felanın evladıdır demek birbirinizi tanımanız içindir. Yoksa benim yanımda hanginizin takvası, Allahu Teâlâ'dan korkusu, itaatı ziyade ise o Allah yanında mükerrem ve makbuldur. Bu Mürşidlik köke, soya bakmaz. Allahu Teâlâ kime dilerse ona verir, hususi vergidir. Mevhibeyi ilahiyedir. Allahu Teâlâ'ya kim fedakarlık gösterir, Allah'ı severse ona verir. Bir de her kavme kendi lisanlarını bilen ve kendilerinden olan bir kimse'ye (verir.)

 

(Sure-i İbrahim, Ayet 4)

“Biz her peygamberi kendi kavminin lisanı ile gönderdik ki, onlara beyan etsin. Allahu Teâlâ dilediğini saptırır ve dilediğini doğru yola iletir. Aziz ve hakim olan odur.”

“Yani ben her ne kadar Rasul gönderdim ise o kavmin lisanı ve dili üzere gönderdim.”

 Allahu Teâlâ Mürşid-i Hakiki olan Rasulleri her kavme kendilerinin dili üzere gönderdiği gibi Mürşidi Kâmilleri de o kavmin lisanını bileni gönderir.

İnsanlarda gaflet ikidir. Bir ibadet gafleti ve biri de murakabe gafleti. İbadetten gafil olanlar bellidir. Amma murakabeden gafil olanlar tarikatın lezzetini tadını alamazlar.

Huzur,Rabıta ve Murakebe nasıl olur ?

 

Murakabe, huzur ve Rabıta bunlar üçtür:

 

1- Kıbleye karşı edeble oturup şeyhinin izniyle huzura başlar.

              a- Huzur: Yani Allahu Teâlâ kendine kendinden yakın ve kendini onun huzurunda olduğunu düşünür.

              b- Rasulü Ekrem Efendimizi güneş gibi üzerinde nuru Nübüvvetinin doğmuş bilir.

              c- Pir Efendimizin eli başının üzerinde bilir.

              d- Şeyhini sanki elbise gibi giymiş bilerek bu oturan ben değil O'dur diyerek huzur eder. Gözleri kapalı temiz kalp ile eder.

 

2- Rabıta: Şeyhinden gelen feyzi, evvela Allahu Teâlâ'dan, sonra Peygamber Efendimizden, sonra şeyhinden kendinin kalbine geldiğini bilir. Kalbini şeyhinin kalbine bağlar.

 

3- Murakabe: Allahu Teâlâ'ya şöyle murakabe eder. Cemi mevcudat Arş'ı Alâ'dan Tahtes-seraya kadar sanki hepsi yok olmuş görüp, yalnız var olan Allahu Teâlâ'dır. Bilip tefekkür eder. Neler olacağına inanıp beklemek bir saat kadar murakabe yapar. Kendisini şeyhinin velayetinde görmek lazımdır. Şeyhlar Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) Efendimizin halifesidir.

 

Hadîs-i Şerif:

“Yani Allah'ım halifelerime rahmet et.

- Halifelerin kimdir ya Resulullah dediler.

- Sünnetlerimi ihya edenlerdir” diye buyurmuştur. (Ramuzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 3633)

Sünnetlerde yukarda yazılıdır. Şeriat sünnetlerini, tarikat sünnetlerini ihya edenler meşayıhlardır. Her yüzyılın başında yekdane (bir tane) olarak yetişirler. Yukarıya bak hadîs-i şerifi oku. (Mir'at-ı Kainat, Cild 2, Sayfa: 33; Müzekki'n-Nüfus, Sayfa: 419)

 

Ves-selamü alâ menittebeal Hüdâ. (Sure-i Taha, Ayet 47)

 

                                                                         Muhammed Bilâl-i Nâdiri El Kâdirî.

 

 

Cenab-ı Allahu Teâlâ ve tegaddes Hazretleri, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e zikrullah ile çalışanların sonunun ne olacağını şu Hadîs-i Kudsi ile bildirmiştir:

 

Hadîs-i Kudsi:

Kitapları: İmam-ı Ebû Naim vel Hilye, Ramuzu'l-Ehadîs;

Anil Hasan (Radiyallahu anhu) ennehu gâle Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem)

 

“Allahu Teâlâ buyuruyor ki: Bir kulumun üzerine benimle meşgul olması artarsa, onun gönlünün derununi ve lezzetini benim zikrime koyarım. Ne vakit gönlünün derununi ve lezzetini zikrime koydum mu? bana aşık olur. Bende ona aşık olurum. O bana bende ona aşık olunca aradaki perdeyi kaldırırım. Onunla benim aramdaki perdeler kalkar. İşte böylece onu her şeyden geçiririm. Üzerine benim varlığım galip gelir. O nasın yanıldığı zaman yanılmaz. Onların sözleri peygamber sözüdür. Onlar halkın ebdalıdır. Onlar öyle ki yeryüzü  ehline bir uğubet veya azab vermek istersem onları anarım. Onlar için vaz geçerim” diye buyurmuştur. (Ramuzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 6385, Müzekki'n-Nüfus, Sayfa: 416)

 

İşte bu kitabın başından buraya kadar gelen hadîs-i şerifler zikrullah, ibadet hep bunu kazanmak içindir. Hakk'ı ile dîn, iman, itikad, kazanç yolu budur. En büyük adam olanlar böyle olmuşlar. Bu hadîs-i şerifte söyledi. Allahu Teâlâ'ya bunun için ibadet ederler, sevilirler, aşık olurlar. Onu da aşık ederler. Aşıkların ikisi de birbirine kavuşurlar. Buna dair ayeti Kerime şudur. Bak.

 

(Sure-i Nur, Ayet 36)

“Mişkat (kandil) bir takım evlerde ki, Allahu Azimüş-şan, o evlerin yükseltilmesine ve içlerinde (mübarek) isminin zikredilmesine izin vermiştir. O evlerde kendisi için sabah ve akşam tesbihte bulunurlar.”

 

(Sure-i Nur, Ayet 37)

“Bir takım insanlar (Allah'ı tebih ederler) ki, ne ticaret, ne de alış-veriş onları Allah'ı zikretmekten, namazı hakk'ı ile kılmaktan ve zekat vermekten alıkoymaz. Onlar kalblerin ve gözlerin allak-bullak olduğu bir günden korkarlar.”

 

Evlerde, camilerde zikrullah akşam sabah yapılır idiği ve zikrullah insanı ticaretten, namazdan, zekattan geri koymaz. Adam olanlar gece ve gündüz çalışacaklarını ibadet edeceklerini söyler. Bu ibadetin niçin yapıldığı şu ayetde söyler:

 

(Sure-i Nur, Ayet 38)

Tefsirde şöyle: “Onlar Allahu Azimüş-Şan'ın kendilerine amellerinin ahsen (iyi, güzeli) ile mükafat ve fazlı kereminden tezyid etmesi (artması) için zikir ve ibadet ederler” buyurdu.

 

İşte bunlar bu Ayette ki kemâli zikrullah ile taatı, ibadeti Allah ayırır. Allahu Teâlâ bunların yaptıklarının nice mislini artırır, fazlından kereminden ihsan eder. Cenab-ı Allahu Teâlâ bizi bunlardan eyleye ve eylesin. En büyük kemâl budur. Bunlarında ehl-i zikir olduğu burada tamamen meydana çıktı.

 

(Sure-i Rad, Ayet 28)

“Onlar o kimselerdir ki; Allah'ın zikri ile kalpleri mutmain olduğu halde iman etmişlerdir. Haberiniz olsun ki; Allah'ın zikri ile kalpler mutmain olur.”

 

“İyi biliniz ki zikrullah kapleri mutmain makamına yetiştirir” diye buyurmuştur.

 Tarikatın erkanı nasıldır ve şartı kaçtır ?

İnsanı büyük adam eder, bu da tarikatsız olamaz. muhakkak böyle bir zatı bulmak lazımdır. Tarikatın erkanını bilmek lazımdır. Bu da Altı şeyi Altı şeyde tamam  ve sağlam gerektir. Bunlarda şunlardır, şarttır.

 

 

     1-     Allahu Teâlâ'ya                            2-     Rasulüne                                     3-     Şeriatına

              Muhabbet                                           Muhabbet                                            Muhabbet

              İtikad                                                  İtikad                                                  İtikad

              Edeb                                                   Edeb                                                   Edeb

              Teslimiyet                                            Teslimiyet                                            Teslimiyet

              Havf                                                    Havf                                                    Havf

              Reca                                                   Reca                                                   Reca

 

     4-     Tarikatına                                    5-     Şeyhına                                       6-     İhvanına

              Muhabbet                                            Muhabbet                                           Muhabbet

              İtikad                                                  İtikad                                                  İtikad

              Edeb                                                   Edeb                                                   Edeb

              Teslimiyet                                            Teslimiyet                                            Teslimiyet

              Havf                                                    Havf                                                    Havf

              Reca                                                   Reca                                                   Reca