İlim ve ilimle amel etmenin gerekliliği hakkında bilgiler 


İkinci Vaaz:

 

Hadîs-i Şerif:

An Muaz ibn-i Cebel (Radiyallahu anhu) ennehu gâle Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:

“Ey Nas! Ancak ilim bilmek, öğrenmek ile olur.” (Marifetnâme, Sayfa: 872, Berika, Cild 2, Sayfa: 303)

Şimdi ilmin ne kadar yüksek olduğunu anlatıyor. En evvel ilim lazımdır ki; Allahu Teâlâ bu kâinatın hepsini ilim öğrenip Allahu Teâlâ'yı tanımak için yaratmışdır.

 

Hadîs-i Kudsi:

“Ben bir gizli hazine idim, ben sevdim ki beni tanıtayım bu halkı halk ettim.” (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 19; Marifetnâme, Sayfa: 417; Müzekki'n-Nüfus, Sayfa: 16)

Bizim bu dünyaya gelmemiz Allahu Teâlâ'yı bilip tanıyıp ona göre korkup ve ona göre sevmemiz için, kulluk ibadet etmemiz için ve “Lâ ilahe illallah” deyip tevhid ve tasdik etmemiz için, geldik. Bilip iman etmek, üç şey ile olur:

a- Kalb ile tasdik etmek

b- Dil ile ikrar etmek

c- Erkânı ile amel etmek

Bu üç tamam olmaz ise iman etmiş olmaz.

 

Hadîs-i Şerif:

“İlim ikidir:

Birinci ilim: Kalbde duran, sabit olan ilimdir. İşte en faydalı bilgi budur. (Kırk Mevzuda Kırk Hadîs Kitabı, Hadîs No: 15; Sayfa: 216; Muhtarü'l-Ehadisin Nebeviyye, Hadîs No: 788)

 

Bir ilimde: Kitabtadır. “Bu da kullarına Allahu Teâlâ'nın huccetidir.”

Yani bunun ile söylenen söz isbat edilir. İlim; bilgi öğrenmek için, kalbi diriltmek, o kalbde ilm-i nafi doğdurmak içindir. Bak ne diyor.

 

Hadîs-i Şerif:

An Hafsa (Radiyallahu anha)

“Ya Hafsa! Sana çok konuşmamayı tavsiye ederim. Zikrullahtan başka çok konuşmak kalbi öldürür. Ve sana tavsiye ederim ki; zikrullah sözünü çok söyle. Zikrullah sözünü çok etmek, kalbi diriltir.” (Ramuzu'l-Ehâdis, Hadîs No: 6173)

 

Bu Hadîs-i Şerifi söyleyen Hafsa (Radiyallahu anha) validemizdir. Resulullah Efendimizin ailesidir.

Bak Kardeşim!

Bilgi; ilim, irfan, hikmet ilm-i her türlü bilgi zikrullahı çok edenlerin kalbinden zuhur eder. Buna delil (olarak) Kur'an-ı Kerim'den ayet istersen şu ayeti gör.

 

(Sure-i Rad, Ayet 28)

“Onlar o kimselerdir ki; Allah'ın zikri ile kalpleri mutmain olduğu halde iman etmişlerdir. Haberiniz olsun Allah'ın zikri ile kalpler mutmain olur.”

 

“Bilmiş olun ki Allah zikri kalbleri tatmin eder.”

 

Yani inandırır. Ve büyük ilimler öğretir. İyi ameli salih işleyenler yani şeriatla amel, tarikatla suluk edip ibadet edenlerin kalbinde, ilm-i hikmet pınarları açılır. Diline dökülür. Bak Sultanı Enbiya Efendimiz ne diyor, iyi bak. Vallahi inanmayanların yarın iki gözü kör olarak mahşere gelir.

 

Dikkat et kardeşim!

Zikrullahı hoş gör, kabul et. Her ilim onun içinden zuhur eder.

 

Hadîs-i Şerif:

“Her kim kırk sabaha halisen Allahu Teâlâ'nın zikri ile güzel ihlaslı dahil olsa, çıksa o kimsenin kalbinden diline hikmet pınarları zuhur eder, açılır.” (Berika, Cild 2, Sayfa: 292; Marifetnâme, Sayfa: 869; Müzekki'n-Nüfus, Sayfa: 546)

 

Bu kimse Kur'an okusa veya dinlese herkesin anladığından (daha fazla) Kur'an'ın manalarını anlar. Çünkü hikmet çok büyüktür.

Allahu Teâlâ bunun için buyuruyor ki:

 

(Sure-i Bakara, Ayet 269)

“Allahu Teâlâ dilediğine hikmet verir. Her kime hikmet verdi ise çok büyük hayır verilmiş olur. Bunu ancak halis akıl sahipleri tefekkür eder.”

İşte ilim öğrenmek de bu ilimlerin usulünü bilen yani ilim okutmasını bilen hoca, ilm-i hikmete nail ehl-i zikri bulup öğrenmek, amel etmek, lazımdır. İlm-i galbi, ilm-i kitabihi öğrenmek lazımdır.

 

(Sure-i Bakara, Ayet 151)

“Sizin içinizden size peygamber gönderdim. Ayetlerimizi okudu ve size akıl öğretti ve kitab ilmini öğretti. Ve hikmet ilmini öğretti.”

 

İşte bizim yolumuz budur. İlm-i hikmeti ve ilm-i kitabı öğreniyoruz. İlm-i kitap; hocalardan öğrenilir. İlm-i hikmet: Hoca olup, hem de ehl-i zikir olanlardan öğrenilir.

 

(Sure-i Enbiya, Ayet 7)

“Eğer bilmiyor isinez ehl-i zikirden sorunuz.”

Anlayana bu kafidir. Anlamayana faide etmez. Çünkü o mahrum kalır, kendini mahrum ediyor. Ehl-i zikri ve zikrullahı sevmeyenler mahşere kör olarak gelir. (Marifetnâme, Sayfa: 666)

 

(Sure-i Taha, Ayet 124)

“Her kim zikrimden uzak durur, kulak asmazsa dünyada dar bir geçim, ahirette kör olarak haşrederim.” Zikrullah ve Kur'an-ı Kerim ve namaz bu üçten birinden yüz çeviren kimse yarın mahşer günü iki gözü kör olarak gelir.

 

 Namaz, Kur'an, zikrullah ile çalışanlar dünyanın ve ahiretin bilgisine sahib olurlar. Zikrullah yolunda her belâya sabredenler ilm-i hikmete ve ilm-i kitaba sahib olurlar. Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor:

 

(Sure-i Yusuf, Ayet 22)

“Biz Yusuf (Aleyhis-selam)'a hüküm, hikmet ve ilim verdik. İşte güzel davrananları biz böyle mükafatlandırırız.”

 Tefsirde der ki: Her kim gençliklerinde Allah'dan gelen ezaya, cefaya ve belâya sabrederse ihtiyarlığında Allahu Teâlâ ona hüküm ve ilim verir.

 

Ey Kardeşim!

Allahu Teâlâ bu kadar açık vaadler eylemişken bazı kimseler var ki, âlim ve ilim sahibi görünürler de, bu ayetlere ve bu hadîslere aykırı söylemek cesaretinde bulunurlar. Zikrullah edenlerin hal'larına karışırlar. Bu ayetlerden Allah korkusunu hatırlamazlar. Mahşere iki gözü kör varacağını düşünmezler. Allahu Teâlâ'nın korkusu nasıl ki; ateş gümüşü ve altını eritip sağlama çıkarıyor ise, zikrullahta insanı ham iken pişirir. Kötü iken iyi eder. Asi ise muti eder, cahil iken âlim eder. İlim deryasına daldırır, canını, kalbini nurlandırır. Allahu Teâlâ'yı sevdirir ve Resulünü sevdirir. Dünyanın ve ahiretin nimetine erdirir. Bu dünyada yüzünü güldürür, Allahu Teâlâ rızkına kefil, kazasına, belâsına, müdafacı olur. Bu hususlarda Kur'an-ı Kerim'de çok büyük vaadları vardır. İlm-i Nafi; Arif-i Billah olanlarındır. Bu bir ilimdir ki insan onun ile her şeyin hakikatına akıl ile anlar. O insanın dimağında lezzettir ki; akla kuvvet verir. Bu akıl nurdur, hayır ve şerri insan bununla fark eder. Menfaati, mazarratı, imanı, küfrü, insan bununla bilir. İnsan hayvandan bununla ayrılır. Bu akıl, bu ilim, bu nur olmayanlar hayvandan kötüdürler.

 

(Sure-i Araf, Ayet 179)

“Yemin ederim ki; Cinden ve ins'den çoklarını Cehennem için yarattık. Onların kalbleri vardır. onlar ile anlamazlar. onların gözleri vardır, onlarla göremezler. Onların kulakları vardır, onlarla işitmezler. Onlar hayvanlar gibidirler. Belki onlar daha sapıktırlar. İşte gafil olanlar onlardır.”

 

Kur'an'da onlar hayvandan daha kötüdür der. Ayette Allahu Teâlâ'yı inkar edenler bu akla sahib olmadıkları için İlm-i Nafileri, nurları yoktur. Allahu Teâlâ'yı çekinmeden, korkmadan inkar ederler. Hayvandan kötüdürler. Aklın temsili şöyledir: Vücutta güneş gibidir, dünyada ilmin temsilinde ay gibidir. İlim, akıl nurundan istifade eder.

 

Hadîs-i Şerif:

Yani Allahu Teâlâ halk ettiği mahlukatından aklın üstünde bir şey halk etmemiştir. (Ramuzu'l-Ehâdis, Hadîs No: 4369; Marifetnâme, Sayfa: 566)

 

Ay güneşden ziyasını aldığı gibi, ilim de akıl nurundan alır. İnsan; iman ile ameli salih işler ise, Allahu Teâlâ aklına nur verir. Bu nurdan İlm-i Nafi istifade eder. Her kim iman ve ameli salih etmez ise aklında nur olmaz. Hakk'ı inkâra cesaret eder. Bu hal ilm-i herkese farzdır. İnsan; Allah'ını ve nefsini bununla bilir. Kitab ilmi, farzı kifayedir, insanın hepsini bilmesi imkansızdır. Öğrenebildiği kadar çalışır. Fakat bu kalb ilmine herkes sıdk ile, ameli salih ile, nail olur.

 

(Sure-i Bakara, Ayet 82)

“İman edip salih amellerde bulunanlar ise işte onlar cennet ashabıdır. Onlar orada devamlı kalacaklardır.”

Bunu çok yerde söyler. O kullarım iman ettiler ve amel-i salih işlediler. Onlar hem dünya, hem ahiret nimetine nail oldular dediği bunlardır. Allahu Teâlâ'yı inkâr edenler, bu ilimden akıl nurundan mahrum olanlardır. Kendilerini eşşekler ile beraber maymun ile müsavi görenler, bu akıl nurundan haberleri yoktur. Ve aradıkları da yoktur. Çünkü hayvandan kötüdürler.

 

(Sure-i Araf, Ayet 179)

“Yemin ederim ki; Cin ve insandan çoklarını cehennem için yaratmışız. Onların kalbleri vardır ama onlarla gerçeği kavrayamazlar. Gözleri vardır, lâkin onlarla görmezler. Kulakları vardır fakat onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir. Belki de daha sapıktırlar. Onlar gaflete düşenlerin tâ kendisidir.”

Bir fen memuru itiraz etti. Çok söyledim anlamadı, sonra dedim ki:

- Sen hiç rüya görmedin mi? Allahu Teâlâ sana ileride geleceği göstermedi mi? gösterdi ise sadaka verip o belâdan veya tehlikeden kurtulmak için değil mi idi. Sadaka versen, tövbe etsen, onlar başına gelmese idi, dedim. Hemen gözleri sulandı, ciğeri yandı, ağladı.

- Hocam yüreğimden vurdun, benim iki çocuğum var idi. Kayın validem dedi.

- Bir rüya gördüm, iki güvercinimiz var imiş. Elimden uçurdum. Oğlum bir şey ver, sadaka yap, ben korkuyorum dedi. Ben:

- Canım öyle şeylere bakma, sen öyle şeylere kıymet verme dedim. Fakat az vakitte o iki yavrumu kayıb ettik. Şimdi yaramı tazeledin dedi, dedim:

- Kardeşim sen o rüya üzerine sadakaya devam etse idin, Allahu Teâlâ onları sana bağışlar idi. Zaten rüyayı göstermesindeki sebeb odur. Geleceği göstereyim bakalım ne yapacak? Tövbe edip sadaka verirse (ne ala) ya vermezse ona göre yaparım der. Deyince derhal pişman oldu.

- Şimdi sözlerini kabul ettim dedi. Siz bunları nereden öğreniyorsunuz dedi. Ben dedim:

- Kur'an'dan öğreniyoruz.

- Ben Kur'an okumasını bilmem, Kur'an'ın türkçe yazılmış tefsirleri var al deyince tefsirlerin isimlerini aldı. İşte bunların nihayeti bu kadar. Belâdan uzak kaldılar mı? Allahu Teâlâ'yı ve Kur'an'ı inkâr ederler. Belâ'ya düşünce Allah derler. Selâmet hissedince tekrar inkâr ederler. Akıl nuru yoktur. İnansalar ameli salih işleseler, Allahu Teâlâ verir. Bunların bildikleri alâ kaderince yani dünya hâcetini bilecek kadardır. İlmin amelden efdal olduğuna (efdal idiğini) bir çok hadîs-i şerifler vardır.

 

Hadîs-i Şerif:

«Megâmül ilmi megâmül Enbiya»

İlmin makamı Enbiya makamıdır.

 

Hadîs-i Şerif:

An Osman (Radiyallahu anhu) ennehu gâle Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:

“Kıyamet gününde (en evvel), peygamberler şefaat eder, sonra ulemalar, sonra şehidler,” diye buyurmuştur. (Muhtarü'l-Ehâdîsin Nebeviyye, Hadîs No: 1392, Sayfa: 642; İmam-ı Şa'rani «Ölüm-Kıyamet-Ahiret» Hadîs No: 327, Sayfa: 225; Berika, Cild 2, Sayfa: 272)

Ulemâ-i İslâm iki türlüdür.

Biri: Bu kalb ilmine sahib olanlardır. Bunlar Hakbeyn'dir.

Biri de: Kitab okur, kendisini âlim sanar, Hutbeyn'dir. Hakk'ı batıl görür, batılı Hakk görür. Ayırd edemez. Bunlar:

 

“Allah'ım bize Hakk'ı Hak göster, batılı batıl göster. Hakk'a tâbi ve batıldan sakınmayı bize rızk et.”

 

Hadîs-i Şerif:

An Ebu Zer Gaffari (Radiyallahu anhu) ennehu gâle Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:

“Sen ilim babından ilim öğrenmek bin rek'at kabul olmuş nafile namazdan hayırlıdır. Sen nasa ilim öğretsen, ister amel etsinler, ister etmesinler, bin rek'at kabul olunmuş nafile namazdan hayırlıdır.” (Ramuzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 495, Berika, Cild 2, Sayfa: 279)

 

 Yani bir kimse âlim ise halka ilim öğretmesi hayırlıdır. Kalkıp nafile namaz kılmaktan bir âdama ilim öğrenmek yani vaaz nasihat olunurken kalkıp namaz kılmaktan dinleyip yahut okuyup öğrenmek (daha) hayırlıdır. Nafile namazın vaktinde namaz kılmalı, ilim öğrenilecek zaman da, ilim öğrenilmeli. Yani öğrenmek yolu var iken başkasına bakmamalı. Zikrullah etmek en iyi öğreticidir. Zikrullah kalbi açar, ilim doğar, kalbe açlık ilim yağdırır.

 

İlim öğrenmeye çalışanlara lazımdır ki:

Az yemek, az söylemek, az gülmek, az uyumak çok zikrullah etmek, çok namaz kılmak. Çok Kur'an (okumak) ve çok salavatı şerife okumak, Hakk'ı çok düşünmek, gece namaz (kılmak), zikrullah etmek. Seher vakti sabah akşam makbuldur.

 

Hadîs-i Şerif:

“Men amile bimâ alime veresetullâhü ilme mâlem ya'lem”

“Her kim bildiği ile amel ederse Allah ona bilmediğini bildirir.” (Abdulkadir Geylani'nin Menkıbeleri, Sayfa: 174; İhya'u Ulumi'd-Dîn, Cild 1, Hadîs No: 154, Sayfa: 183)

Kıbleye karşı oturmak, çarşı ekmeğini yemekden sakınmak (lazımdır.) bunlar kalbe katılık getirir. Kalbi katı olan Allahu Teâlâ'ya uzak olur. Üstazının hizmetini gizli ve aşikare ona dua (etmek)

 

Hadîs-i Şerif:

Ravi: An Cabir (Radiyallahu anhu) ennehu gâle Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem,)

“En ziyade korktuğum korku şudur: Ümmetim karnını büyütür ve uykuya devam eder, tembelleşir, yakîni zayıflar.” (Muhtarü'l-Ehâdîsin Nebeviyye, Hadîs No: 46, Sayfa: 74; Ramuzu'l-Ehâdis, Hadîs No: 227)

Yakîn kalb ilmidir. Bunları yapar ise ilm-ü kalb hasıl ise de zayıflar. İlm-ü yakın çok büyüktür. Ümmetin kıyamı bu ilm-i yakîn iledir. Bütün dünyanın kıyamı da bunun hürmetinedir. Bunlar ne zaman yeryüzünde kalmaz ise kıyamet kopar.

 

Hadîs-i Şerif:

An Sevr (Radiyallahu anhu) An İmam-ı Ahmed Hanbelî'den ennehu gâle Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:

“Kur'an öğrendiğiniz gibi yakîn ilmini de öğreniniz, Hatta öğrenebilesiniz. Ben muhakkak öğretirim.” (Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa: 458; Ramuzu'l-Ehadîs, Hadîs No: 3187 Benzeri)

 Sultan-ı Enbiya'nın nuru Nübüvveti ve işareti ile bu ilm-i yakîne vasıl olurlar.

Kardeşim! Nuru Nübüvvet Sultan-ı Enbiya insana neler öğretir. Allahu Teâlâ:

 

(Sure-i Bakara, Ayet 151)

“Nitekim sizin içinizden, sizden bir Resûl gönderdik. Size bizim ayetlerimizi okuyor. Sizleri temizliyor. Sizlere kitap, hikmet talim ediyor. Size bilmedikleriniz şeyleri öğretiyor.”

Size kitab, Kur'an ilmini öğretip ve İlm-i Hikmeti de öğretir yakîn hasıl ederseniz dedi.

 

Hadîs-i Şerif:

“İlim öğreniniz (Berika, Cild 2, Sayfa: 275) bir de sekine, durgunluk, olgunluk, şeref ilmini bir de vakâr kendini küçük göstermemek.”

Yüz suyunu olmaz yere dökmeyip, şerefli ilmi muhafaza, çerçilikten, isteyicilikten sakınıp, tenezzül etmemek, ilmini de öğreniniz. İlim öğrendiğiniz kimseye çok hürmetle gönül enginliği yapınız. Kendinizin ilminin yükseliğini de biliniz.