BİLAL BABAM'IN MEVLİD VAAZI
Bilâl Babam kendi teybine kendi sesinden verdiği mevlid okutma hakkında ki
vaazıdır.
Şimdi size Mevlîd-i Şerif
hakkında söyleyeceğiz İnşallahu Teâlâ.
Faslu fi beyani fadlı
Mevlid'in Nebiy (Sallallahu teâlâ Aleyhi Vesellem)
Bu fasıl Peygamberimiz
Muhammed Mustafa (Sallallahü Aleyhi Vesellem)'nin Mevlîd'i Nebi'sini beyan
eder.
Gâle Ebî Bekir Sıddık
(Radiyallahü Teâlâ Anhü):
"Men enfega dirhemen ala
graati Mevlîd'in Nebiy Sallallahü Aleyhi vesellem kâne refikın fil
cenneti."
Türkçesi: Ebû Bekir Sıddık
(Radiyallahü teâlâ Anhü) buyurdu:
- Her kim Mevlid'i Şerif'i
okutmak için bir dirhem harcasa cennette benim yoldaşım olur, diye buyurmuştur.
Gene "Ve gâle an Ömer
İbni Hattap (Radiyallahü teâlâ) Anhü: Men azzama Mevlid'in Nebiy (Sallallahü
Aleyhi Vesellem) Fegah ahyel islam.
Türkçesi: Ömer İbni Hattap
(Radiyallahü teâlâ anhü) Hazretleri buyuruyor ki:
- Her kim Muhammed
(Sallallahu aleyhi vesellem)'in Mevlid'i Şerif'ini büyükleyerek, hürmetle tazim
ederse o kimse İslamı ihya eder. Yani İslam'ı diriltir, demek diye buyurmuştur.
Gene "Ve gâle Osman (Radiyallahü teâlâ Anhü):
"Men enfega dirhemen
graati Nebiy (Sallallahü aleyhi vesellem Feke ennema şehide gazvete Bedrin ve
Huneyn."
Türkçesi: Osman (Radiyallahü
Teâlâ Anhü) buyurdu ki:
- Her kim Mevlid'i Şerif'i
okutmak için bir dirhem, bir şey harcasa, sanki Bedir gazasında ve Hüneyn
gazasında Peygamberimizle beraber bulunmuş gibidir. Yani Resûlullah (Sallallahü
aleyhi vesellem) ile beraber o harblerde bulunmuş gibi olur, diye buyurmuştur.
Gene Hadîs-i
Şerif'te buyuruyor ki:
"Ve gâle Aliy İbni Ebû Talip [Kerremallahu Vechehu, Radiyallahu
teâlâ anhü]:
"Men azzeme Mevlid'in Nebiy (Sallallahü Aleyhi Vesellem) Ve kâne
sebeben lî graatihi lâ yahrucu mined-dünya illâ bil iman ve yedhulül cennete bi
ğayri hisap:"
Türkçesi: Hz. Ali (Radiyallahü teâlâ anhü, Kerremallahü vechehu)
buyuruyor ki:
- Her kim Resûlullah (Sallallahü teâlâ aleyhi vesellem)'ın Mevlid'i
Şerifi'ni hürmetle, tazimle okunulmasına sebep olsa, o kimse dünyadan iman ile
çıkar ve hesap görmeden Cennete girer, diye buyurmuştur.
Gene "Ve gâle el Hasan'il Basri (Rahmetullahi teâlâ anhü)
Hazretleri buyurmuş ki:
"Vedettü levkâne lî misli cebelin, Uhudün zeheben fe en-faktühü ala
graati Mevlid'in Nebiy (Sallallahü aleyhi vesellem)"
Türkçesi: Hazreti Hasan'ıl Basri (Rahmetullahi teâlâ anhü) Hazretleri
buyurmuştur ki:
- Ben severim ki Uhud dağı kadar altınım olsa, onu Mevlid'i Şerif
okutmaya sarfetsem, Muhammed (Sallallahü aleyhi vesellem) için deyu buyurmuştur.
Yani nolaydı benim Uhud dağı kadar altınım olaydı. Onu da Peygamberin
Mevlîd'inin okutmasına sarfetse idim deyu buyurmuştur.
"Ve gâle Cüneyd'i Bağdad'i (Rahmetullahi teâlâ anhü, Gaddesallahu
Sırrahu):
"Men Hadara Mevlid'in Nebiy (Sallallahü aleyhi vesellem) ve azzama
gaderehu fegad haze bil iman."
Türkçesi: Hazreti Cüneydi Bağdadi Gaddesallahu Sırrahu Hazretleri
buyuruyor ki:
- Her kim Mevlid'i Nebiy (Sallallahü Aleyhi Vesellem) de hazır bulunsa
yani Mevlid'i Şerif okunurken hazır bulunsa, hürmetle, tazimle, büyüklüğünü
takdir ederek dinlese, otursa o kimse imanını kurtarır, diye buyurmuştur.
Gene "Ve gâle Mâruful Kürhî Gaddesallahü Sırrahu Men Heyyee taamen
li ecri graati Mevlid'i Nebiy (Sallallahü Aleyhi Vesellem) ve cemae ihvanen ve
evgade sıracen ve lebi'se cediden ve tebahhere ve teattere tazimen bi Mevlid'in
Nebiy (Sallallahü Aleyhi Vesellem) haşarehullahi yevmel kıyameti maal firgatil
ulâ minen Nebiyyin ve kâne fi alâ illiyyin."
Türkçesi: Hazreti Mâruful Kürhi Gaddesallahü Sırrahu buyurmuştur ki:
- Her kim Mevlid'i Nebiy Muhammed (Sallallahü Aleyhi Veselleme) okutmak
için o niyetle yemekler hazır etse ve ihvanları çağırıp toplasa, ışıklar yaksa,
yeni elbiselerin giyse ve süslense, güzel kokular saçsa, hürmetle, tazimle
okutsa Allahu Teâlâ o kimseyi kıyamet gününde evvelki Peygamberlerin fırkası
ile beraber haşreder. Onlar Alâ'yı illiyyin'dedir. Bu kimse onlar ile beraber
olur diye buyurmuştur. Yani Peygamberler en evvel fırka olarak o yola giderler.
Onun için o kimse Peygamberler fırkası ile beraber olur.
Ben Muhammed Bilâl Nadir, gördüğümü söyleyeceğim. Bu sahifeyi boş
buldum. Giresun'a gittiğimde orada bir adam var idi. Bu adam öldü. Bunun iki
ailesi vardı. Bu adamın aileleri yanıma geldiler. Bu adam ölmeden evvel bize
dedi ki, dediler:
- Evi güzelce yıkayınız, bana temiz elbiseler giydiriniz, temiz gül yağı
kokuları serpiniz. Benim yanıma Peygamberler, Evliyâlar geldiler. Yarın kuşluk
vakti filan saat öleceğim. Erkenden suyumu kızdırın, durmayın gidin. Şimdi yine
Peygamberler gelecekler, siz benim odama gelmeyin. Kefenimi alın, bunlar
şimdiden hazır olsun, dedi diye söylediler, hazırladık. Kendi sağ iken eve
girdik, güzel koku, evin içini kokuladık, Öyle olmuş ki koku dolmuş. Kapının
yarığından içeriye baktık. Safi yeşil nûrdan başka bir şey görmedik. Evin içi
görülmüyor, bir yeşil nûr görünüyor. Evin eşyası dahi görünmüyordu. Güzel
kokunun, kokusu başımıza vurması bizi sarhoş gibi etti. İçerden çağırdı:
- Orada durmayın gidin. Biz odamıza geldik. Az sonra bizi çağırdı
vardık:
- İşte şimdi gidiyorum, vakit geldi dedi. Şahadet getirdi, hemen teslim
oldu. Biz buna şaştık, nedir bu? Rahmani midir? Şeytani midir? dediler. Ben
dedim ki:
- Kocanız ne ile meşgul idi? Onun işi gücü ne idi? deyince dediler ki:
- O mevlîd okutmaya çok
heveslenirdi. Kim mevlid okutursa onun hizmetini yapar, her şeyini, her
muamelesini o görürdü. Mevlid'lerde hizmet ederdi dediler. Hakikaten ben de
gördüm. Her kim Mevlid okutacak olsa onu bulur, çağırırlardı. Ona para
verir, o her şeyini alır, o her hizmetini yapar. Ayakta durur hizmet ederdi.
İşte bundan dolayı cümle Peygamberlerin üzerine Mevlîd'de dualar okunduğu için
cümle Peygamberler bunun ziyaretine gelmişler dedim. Siz bunun için merak
etmeyin dedim.
Gene "Ve gâle ahdi asrihi ve feriydü dehrihi el İmam-ı Fahrettîn-i
Razi":
Yani kendi zamanında, asrında bir tek, bir tane olan kendi dehrinde
ferid olan El İmam-ı Fahrettin-i Razi Hazretleri buyuruyor ki:
"Ma min şahsın garae Mevlid'in Nebiy (Sallallahü Aleyhi
Vesellem)":
Bir şahıs Mevlid'i Nebiyi okutsa (alâ melihi ev birrin ev şey'in aha
minel mai mevkulati illâ zaharat) Bu uzun biraz bunun türkçesini söyleyelim.
Türkçesi şöyle:
Kendi asrında bir tek olan İmam Fahrettin-i Razi Hazretleri buyuruyor ki:
- Bir kimse Mevlîd'i Nebiy'yi (Sallallahü Aleyhi Vesellem)'i tuza,
veyahut başka bir yenecek şeye Mevlid'i okursa, okuyup başka yeneceklerin içine
katsa o yenecekler de bereket zâhir olur. Her ne şeylere ki bu katılırsa hiç
sıkıntı ve zahmet olmaz. Allahu Teâlâ onlardan yiyenleri aff-ı ve mağfiret
eder. Yani bu üzerine Mevlîd okunan şeyleri öbürlerine katarsa onlardan
yiyenleri Allah affeder. Mevlid'i şerif'i suya okuyup, içenlerin kalplerine bin
nûr ve bin rahmet girer ve bin de kötü şeyler kalbinden çıkar ve kalplerin
öldüğü günde o adamın kalbi ölmez. Her kim Mevlid'i Şerif'i sikkeli bir para
üzerine okusa, başka paralara katsa, ya altun, ya gümüş ona bereket olur.
Sahibi fakir olmaz. Peygamberimizin bereketi hiç kesilmez. Şu halde Mevlîd'i
Şerif okunurken yanına tuz gibi, su gibi, para gibi şeyler konulsa ve kullanılsa
çok iyi olacaktır. Yani Mevlid'den sonra su içilse, tuz yalatılsa çok iyi olur.
"Ve gale İmam-ı Şafi Rahmetullahi men cemea Mevlid'in Nebiy
(Sallallahü Aleyhi Vesellem) ihvanen ve heyyee taamen ve ahla mekanen ve amide
ihsanen ve sale sebeben li graatihi bâ'sehullahü taala yevmel kıyameti maas
Sıddıkin Şühedai ves- Salihin ve kûnû fi cennâtin naîm."
Türkçesi: İmam-ı Şafi Rahmetullahi Aleyhi buyurmuştur ki:
- Mevlid'i Nebiy Muhammed (Sallalahü Aleyhi Vesellem) için bir kimse
ihvanları toplasa, yemek yedirse, yerler düzlese, düzeltse, güzel hizmet etse,
okunmasına sebep olsa, Allahu Teâlâ o kimseyi kıyamet gününde Sıddıklar ve
şehitler ile ve salihlerle haşreder ve cenneti Naim'de olur. Onlarla beraber
olur. Bunları söyleyen İmam-ı Şafiî Rahmetullahi Aleyhi hazretleridir.
"Ve gâle sırrı sakatiy Gaddesallahu Sırrahu men gasada mevdian
yekreu fihi Mevlid'in Nebiy (Sallallahü Aleyhi Vesellem) Vegad gasada Ravzaten
min riyazil cenneti ve ennehu ma gasade zalikel mevdû illel muhabbeti Nebiy
(Sallallahü Aleyhi Vesellem) vegad gâle (Sallallahü Aleyhi Vesellem) men
ahabbenî kâne maye fi cenneh."
Türkçesi: Sırrı Sakati Hazretleri (Gaddesallahu Sırrahu) buyuruyor ki:
- Her kim Mevlid'i Nebiy (Sallallahü Aleyhi Vesellem)'i yani
Peygamberimiz (Sallallahü Aleyhi Vesellem)'in Mevlid'ini okutmak için bir yeri kast eylese, hazırlasa, niyet
eylese, o kimse cennet bahçelerinden bir bahçe hazırlamış olur. Yani Mevlid
okutmaya bir yer hazırlasa o kimse cennet bahçesinden bir bahçe hazırlamış
olur. Çünkü bu hazırladığı yeri Resûlullah (Sallallahü aleyhi vesellem)'in sevgisinin için hazırladı. Çünkü
(Sallallahü aleyhi vesellem) Efendimiz buyurmuştur ki:
- Her kim beni severse cennette o kimse benimle beraber olur, diye
buyurmuştur. Bu Mevlid'i böyle okuyan, okutan kimse Resûlullah (Sallalahü aleyhi vesellem) Hazretleri ile cennette
beraber olur. Burayı boş buldum, ben yazdım, yazıyorum.
Rasûlü Ekrem ve Nebiyyi Muhterem (Sallallahü teâlâ aleyhi vesellem)
buyuruyor ki:
"Men ahabbeniy fegad
ahabballah, men ahabballah dahalel cenneh."
Türkçesi: Her kim beni severse Allahu Teâlâ'yı sevmiş oldu. Allahu
Teâlâ'yı sevenin yeri cennet oldu. (Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa: 434) O cennete
girer demektir. Mevlid'i Şerif okutmakta ancak Resûlullah Efendimizi sevmekle
olur. Ashab zamanında Resûl-i Ekrem Efendimizi evine davet etmeyi büyük devlet
bilerek davet ederlerdi. Her müşkülleri hallolur, hayır bereket artar, evine
feyz-i ilahi, rahmet-i ilahi dolardı. Biz de o zamanda bulunsaydık, biz de
davet ederdik. Amma Mevlid okur veya okutursak aynı daveti biz de yapmış
oluruz. Çünkü Cum'a günü getirilen Salâvat-i Şerifeyi bizzat kendisi alıyor.
Öyleyse davete, Mevlîd'e o da geliyor.
Bunu yazan Bilâl:
"Ve gale Sultanül Arifiyn El İmam-ı Celâleddin-i Suyûtî
(Gaddesallahu Sırrahu) Ve nevvere barihahu fiy kitabihil müs-semma bil vesail
fiy şerhi şemayil ma min beyti ev mescidin ev mahilletin grue fihi Mevlid'in
Nebiy (Sallallahü Aleyhi Vesellem) illa haffetül melâiketü zalikel beyti ev el
mescid ev el mahilleti ve salletil melâiketi alâ ehli zalikel mekan ve amme
humullahu bi rahmeti ver-rıdvan ve emma mutavvakunu binnûri"
Yani:
- Cebrâil, Mikail, İsrafil ve Azrail (Aleyhis-selâm) ve "innehüm
yusallune alâ menkâne sebeben bi graeti Mevlid'in Nebiy (Sallallahü Aleyhi Vesellem.)"
Türkçesi şu: Ariflerin Sultanı
İmam Celaleddin Suyutî Hazretleri (Gaddesallahu Sırrahu) (Allah sırrını takdis eylesin ve kabrini pür nûr eylesin).
"Bil vesail" isimli kitabında "Şemayili Şerif" yazarken
onun şerhinde şöyle buyurmuştur ki:
- Bir evde, ya bir mahalle de, ya bir camide, mescitte orada Mevlid'i
şerif okunsa, orayı melekler sarar, O ev yahut mescit, yahut mahalleyi
sararlar. Melekler Salâvat getirirler. Oradaki bulunan cemaate Allahu Teâlâ
onlara rahmetini ve rızasını verir. Yani Melekler o cemaate dua ederler.
Cenab-ı Hakk'ta onlara, onun duaları, o meleklerin duası üzerine rahmetini ve
rızasını verir. O cemaate:
"Ve gale eyden ma min müslimin graetihi beytihi Mevlid'in Nebiy
(Sallallahü Aleyhi Vesellem), İllâ refea
Allahu Sübhanehû ve Teâlâ el gahdu, vel vebau, vel harku, vel ğarku, vel âfâtu,
vel beliyyat."
Bunun manası
yazılmamış burayı ben söyleyim.
"Vel gâle
eyden": Aynı onun gibi söylediler.
"Ma min müslümin garee": Her hangi bir
müslüman okur.
"Fi beytihi Mevlid'in
Nebiy (Sallallahu aleyhi vesellem)": Evinde Mevlid'i Şerif okur.
"İlla rafea Allah
Sübhanehu ve Teâlâ": Allahu Teâlâ Hazretleri ordan kaldırır. Neyi
kaldırır?
"El Kahdu": Kıtlığı,
"Vel veba": Veba hastalığını,
"Vel hargu": Yangını,
"Vel
garku": Suya gark olmayı,
"Vel
Afat": Afatı,
"Vel
Beliyyat": Belâları,
"Vel
Buğzu": Ordan buğzu, hasedi,
"Ve ayni
sui": Yani göz değmesinden,
"Vel
nususi": Hırsızdan,
"An ehli zalikel beyt": Bu evin ehlini onlardan Cenab-ı Hakk
muhafaza eder.
"Ve izâmete hevven Allahu aleyhi": O kimse ölürse Allahu Teâlâ
o kimsenin üzerine kolaylık getirir. Cevaben
Münkerin ve Nekirin: Münkir ve Nekir meleklerinin suali ve cevabı kolay
gelir.
"Ve yegûdu mag'adi sıdgın inde melîkin mugtedir": Yani Allahu
Teâlâ Hazretleri Kur'an-ı Kerim'de der ki:
(Sûre-i Kamer, Ayet 55)
"Fi meg'adi sıdgın inde melîkin mugtedir" O melik muktedir
olan Allahu Teâlâ'nın yakınında olur.
"Fe men erade tazimen mevlîd'in Nebiy (Sallallahü Aleyhi
Vesellem.)"
"Her kim Mevlîd'in Nebiyye, Mevlîd'i Resûllullah (Sallallahu Aleyhi
Vesellem)'a hürmet etse
(Yekfihihi hazel kadrü) o kimseye o kifâyet eder.
"Ve men lem yekün indehu tazimü Mevlîd'in Nebiy
(Aleyhis-selam)":
Her kim mevlîd-i şerife tazim etmezse, kıymet vermezse, (lev meleete
lehül dünya fi methihi):
Eğer bütün dünyada onun methi senası ile dolmuş olsa bile, o kimse
Allah'ın nazarında değildir.
"Lem yuharrek
kalbihu": Onun kalbine hareket gelmez.
"Fil muhabbeti
lehu": Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'in muhabbeti onun kalbine
gelmez.
"Cealen Allahu ve
iyyaküm Allahu": Sizi de bizi de onun muhabbetinden ayırmasın.
"Min men yuazzimuhu ve
ya'rifu kadruhu": Her kim onu tazim eder, onun kadrini de bilirse.
"Ve min ahassi hassın
muhibbihi": Her kim O'na hakkı ile muhabbet ederse.
"Ve edbahihi": Onun
tâbilerine
Cenabı Hak Teâlâ hazretleri
bizleri onlara uyanlardan etsin. Amin. "Yâ Rabbel alemiyn ve Sallallahu
alâ seyyidina Muhammed ve alâ âlihi ve sahbihi ecmaîn. İlâ yevmiddiyn
salavatullahi ve selâmühu ecmaîn sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ. Hatta tenalû
cenneten ve Naîmâ. Amîn ya muîn ve selâmün alel mürseliyn vel hamdü lillahi
rabbil alemîyn" El Fâtiha.
İşte Resûlullah Sallallahu
Aleyhi Vesellem'in mevlîd-i şerifine hürmet böyledir. Bu mevlîd'i şerif'in
hakkında aleyhinde söyleyen hocalarımız var, vaazlarımız var. Bunun ne gereği
var. Mevlîd'in ne gereği var, diyenler bunu okusunlar. Allah'tan korksunlar,
Rasûlullah'tan utansınlar. Cenab-ı Peygamberimiz Muhammed Mustafa (Sallallahü
aleyhi vesellem) Efendimiz Hazretlerini, Cenab-ı Hakk bütün kâinatı onun yüzü
hürmetine yaratmıştır. Hazreti Şeyh Abdulkadir Geylani Efendimiz Hazretleri
buyuruyor ki:
- Allahu Teâlâ Ya Muhammed!
diyor, eğer sen olmasan ben yerleri ve gökleri yaratmazdım. Senin yüzün
hürmetine yarattım diyor. (İrşad, Cild 2, Sayfa: 446; Delâli-i Hayrat Şerhi
«Kara Davud», Sayfa: 334)
Öyleyse Vehhabi mezhepli
zındıkların, fasıkların sözlerine bakmayın, kendi imanınızdan itikadınızdan
ayrılmayın. Çok kötü hocalar var, Vehhabi mezhepli, Vehhabi gidişatlı hoca
olmuş, müftü olmuş, müderris olmuş, kendisinde takva olmadıktan sonra
neylemeli, ehl-i takva olanları Allah korusun, Cenab-ı Hak Teâlâ ehl-i takva
olan hocaları, müftüleri, müderrisleri, vaazları korusun. Cenab-ı Hakk onlara
yardımcı olsun. Fasıkları da Cenab-ı Hakk Teâlâ Hazretleri islah etsin. Onları
Cenab-ı Hakk doğru yola getirsin. Amîn
Bilâl Babam buyurdu:
- Derler ki: "Mevlîdi
ilk yazan Süleyman Çelebi Hazretleridir. Ondan evvel mevlîd yoktu." Bu söz
yanlıştır.
Mevlîd Hazreti Ebû Bekir
zamanından beri okunmaktadır. Türkler müslüman olunca Arapça olan kitapları Türkçeye
çeviriyorlardı. Her zat bir veya bir kaç kitabın arapçasını türkçeye çevirip
tercüme ediyordu. Mevlîd-i Şerif'i ilk defa Türkçeye çeviren, biraz da
geliştiren Süleyman Çelebi Hazretleri olmuştur. Şimdi iyice düşünmek lazım.
Ashab bu güne kadar Peygamberimizin yıkandığı suyunu, nalinini, mektubunu, ayak
izini, sakalının telini, hepsinin tarihçesini öğrenip, yazıp saklayıp muhafaza
ediyor da Allahu Teâlâ'nın Habîbi, âlemlerin efendisi, Peygamberlerin baş tacı,
âlemlere rahmet olan, canlı cansız her şey onun yüzü, gözü hürmetine yaratılan,
meziyetleri yazmakla, saymakla bitmeyen Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'in en büyük seferi (yolculuğu) olan Arş-ı A'la'ya gitmesi mevlîdde
yazılmayan daha bir çok halleri olan
Peygamberimizin mevlîdinin elden ele, dilden dile söyleyip hürmetle, tazimle
okumazlar mı?
Ashab bizden çok büyük
diyoruz, Onlar Peygamberimizi (Sallallahu aleyhi vesellem)'i herkesten fazla
seviyorlar. Onlar hiç mevlîdi okumazlar mı? Asıl onlar okurlar. Peygamberimize
en fazla kıymeti Ashâb verir. Canlarını esirgemeyip her zorluğa Allah için,
Rasûlullah için katlanmışlardır.
Peygamberimizi Ashâb evlerine
davet etmeyi kendilerine çok büyük bir nimet bilirlerdi. Peygamberimizin
geldiği evde hayır, bereket eksik olmazdı. Birçok mucizeleri görülür,
müşkülleri hallolur, o evde dirlik, düzen, hayır, bereket çok olurdu. Bunun
için ashab Peygamberimizi davet etmek için sıraya girerlerdi. Hazreti Osman
(Radiyallahu anhu) Peygamberimizi evine davet edince kendine baktılar ki
Peygamberimizin ayaklarına bakıyor. Hikmetini sordular; buyurdu ki:
- Peygamberimiz evinden çıkıp
bizim eve gelinceye kadar kaç adım attıysa onun sayısı kadar kurban keseceğim,
dedi ve kesti. Kitabımızda Hazreti Cabir'in Peygamberimizi nasıl davet ettiğini
yazmıştık; öyle davet ederlerdi. Biz de o zamanda olsak aynı daveti yapardık.
Ne yazık ki o zamana yetişemedik. Şimdi biz, Peygamberimizin namına fakir,
fukaraya yemek yedirir. O'nun hürmetine mevlîdde kokular serper, O'nun
doğumunu, yaşantısını, miracını över, söyler. O'nun namına Kur'an okutur, dualar
eder. Peygamberimizin doğumunda ayağa kalkar salâvatı şerife, tekbir
getirirsek, o sahabilerin aynı yapmış olduğu daveti bizde yapmış oluruz. Şimdi
bile bir insanın namına onun sevgisine, hürmeten onu överek, onun sevdiğini
davet edersek onu davet etmiş sayılmazmıyız. Bu da aynısı davet sayılır.
Allah'ım öyle kabul etsin, ederde inşallah. (Amîn.)