BEN ADAM OLAMADIM DİYEN ARKADAŞA YAZILAN
MEKTUP BAHSİ
Ben adam olamadım diyen arkadaşa mektuptur:
Ne istiyorsun? Havada uçmak mı? Deniz de yürümek
mi, ateşte yanmamak mı? Bizce bunların hepsi masivaullahtır. Hakk'tan gayrıyı
istemektir.
Keşf-i keramet mi istiyorsun? Manen yedi gökleri
geçsen, cenneti-cehennemi, bütün melekûti seyretsen, bunların hepsi bizce
masivaullahtır. Bunlara heveslenmek ve istemek Hakk'tan gayriyi istemektir.
Dînimizde
üç ilim vardır buna ilim de derler, keramette derler.
1- İlm-i Keşfiyye (Kerameti Keşfiyye)
2- İlmi- Hissiyye (Kerameti hissiyye)
3- İlm-i ilmiyye. (Kerameti ilmiyye.)
1- İlm-i keşfiyye: Gaibi keşfetmek bu ilim en fazla Nakşilerde
olur. Gelmişi-geleceği, insanın kalbinden geçeni, kabirdekinin azapta mı,
cennette mi olduğunu, bunları keşifle bilmek buna kerameti keşfiyye derler.
2- İlmi Hissiyye: Bu kâdirilerde, Rufailerde
olur. Ateş tutmak, şiş vurmak, topuz vurmak, su da yürümek vs... Hissiye ile
Keşfiyye bunun her ikisininde rahmanisi var, şeytanisi var. Allahu Teâlâ
sevdiklerine lütfundan, sevmediklerine gadabından bildirir. Kafirlerde aynısı
görülürse, buna istidraç denir. Allah'a sevilen müslümanlarda görülürse keramet
denir. Bunlarda rahmani ve şeytani müşterektir. Allahu Teâlâ sevdiğinden ve
lütfundan mı, yoksa gadabından mı verdiği belli olmaz. Lütfundan Peygamberlere
ve Evliyalara bildirir. Kahrından verdiğini şeytana havale eder. Şeytan yolu
ile bildirdiği şunlardır:
Firavun; Musa (Aleyhis-selam)'nın doğmadan
evvel doğacağını bildi. Musa isminde bir çocuk doğacak büyük peygamber olacak
ve seni helâk edecek dedi. Bunun için
firavun doğan erkek çocuklarını kestirdi. (Delail-i Hayrat Şerhi «Kara Davud»,
Sayfa: 893; Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa: 112-113) İşte Allah kahrından ve gadabından
bildirdi. Bu istidraçtır. Nemrut'da aynıdır.
Nemrut; İbrahim (Aleyhis-selam)'in doğmadan
evvel doğacağını, ilerde kendinin
helâkine sebeb olacağını bildi. Doğacak erkek çocuklarını kestirdi. (Delail-i
Hayrat Şerhi «kara Davud», Sayfa: 851; Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa: 68)
İşte şeytanın bildirmesi ile biliyor.
Bunlara Allah kahrından, gadabından bildirmiştir. Sende şeyh ol, âlim ol, ne
olursan ol, sende de bu hal varsa, Allah gadabından mı, yoksa lütfundan mı
bildirdi, bilinmez.
3- İlmi ilmiyyedir: Bu ilmin rahmanisi var,
şeytanisi yoktur. Bu ilim şöyledir: Bizim çalışıp kazanıp bulmak istediğimiz
şudur:
Her zaman her daim Allahu Teâlâ'dan ilim ve
fütuhat gelen bir kalbe sahib olmak, söyleyeceği her sözü, yapacağı her işi,
Allahu Teâlâ'nın kalbine doğdurmasıyla bilmektir. Kendinin ve başkalarının
müşküllerini, şeytanın müdahelesini, Allahu Teâlâ bu ilim ile kalbine anbean
bildirir. Bu çok mühimdir.
Adem (Aleyhis-selam)'i cennetten kovduran
şeytan; İbrahim (Aleyhis-selam) önde İsmail (Aleyhis-selam) arkada giderken
ikisinin arasına giren ve babana asi gel diyen yine o şeytandır. Orada, İsmail
(Aleyhis-selam) şeytana taş vurdu. Bir gözünü çıkardı. (Delâil-i Hayrat Şerhi
«Kara Davud», Sayfa: 875)
İkinci şeytan geldi. Onada bir taş vurdu.
Üçüncü şeytan geldi ona da bir taş vurdu. Şimdi o taş vurduğu yerde hacılar
şeytanı taşlarlar. Bunun birisi Peygamber, o birisi ilerde peygamber olacak
yani peygamber adayı. İkisinin arasına giren yine şeytandır.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)
ashaba namaz kıldırırken buyurdu:
- Şeytanın kara koyun suretinde aranızda
gezdiğini görüyorum, saflarınızı sık tutun. (Ramuzu'l-Ehadis, Hadîs No: 1257;
Riyazü's-Salihin Hadîs No: 1089, Sayfa: 675)
Şeytan aranızda dolaşıyor, dediği de şeytan
onun için bizim keşfimize ve Hissiyye ilmimize de şeytan karışır. Ancak
ilmiyye'ye karışamaz. Peygamberlerin en büyük mucizatı bu ilimdir. Evliyaların
en büyük kerameti yine bu ilimdir. Bu ilimden üstün bir şey olamaz. Sende bunu
iste, buna çalış, buna kavuş başkalarından ileri savuş (geç). Hakka vasıl ol,
vesselâm.
Kur'an-ı Kerim'de buna dair ayet:
Musa (Aleyhis-selam) Allahu Teâlâ'dan ilmi
ledün'ü, bu ilmi istedi. Allahu Teâlâ
kuluma git, öğren diye Hızır (Aleyhis-selam)'a gönderdi. Hızır (Aleyhis-selam)
bu ilmi; bindiği gemiyi delme ile (Sure-i Kehf, Ayet 71), oğlan çocuğunu
boğazlama ile, (Sure-i Kehf, Ayet 74), yıkık duvarı yapma ile (Sure-i Kehf,
Ayet 77) öğretti. İşte en büyük ilim, bu ilimdir.
Sûre-i Kehf'i oku bak, Kelimullah ve
Resûlullah olan Musa (Aleyhis-selâm), Allahu Teâlâ'dan kendisine kitap inen
Musa (Aleyhis-selâm), Allahu Teâlâ ile istediği zaman Turu Sinada konuşan yine
Musa (Aleyhis-selâm). Amma bu ilmi bilmiyor ve Hızır (Aleyhis-selâm)'dan
öğreniyor. Hızır (Aleyhis-selâm)'ın yaptıkları kendine ters geliyor. Allahu
Teâlâ'ya ondan öğreneceğim diye söz verdi. Hızır (Aleyhis-selâm):
- Sen benimle beraber olmaya sabr edemezsin
dedi. (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 210) Musa (Aleyhis-selâm):
- Sabr ederim dedi. Sonunda yine sabr
edemedi. Ve işine karıştı. Halbuki Musa (Aleyhis-selam)'nın derecesi Hızır
(Aleyhis-selam)'ın derecesinden çok yüksektir. Bu ilim dereceye de bakmıyor.
İşte İlm-i Ledün bilen âlime diğer zahiri âlimler itiraz eder ve işine karışır,
sende hiç bir zaman Musa (Aleyhis-selâm)'dan üstün olamazsın. Bu ilmi bilene
gidip, sorup öğrenmen lazım. Onun yaptığı işleri sana ne kadar ters gelse de
kabul etmen, sabr etmen lâzımmış. Bu yazdıklarım hep âyettir. Sûre-i Kehf'i
okursan öğrenirsin. Keşif etsen, Melekûti Arş-ı Alâyı, Cenneti, Cehennemi
seyretsen, hepsi masivaullahtır.
Hakk'tan gayriyi istemektir. Şiş vursan, ateş tutsan gelmişi-geleceği
keşfetsen, bunların hepsi Hakk'tan gayriyi istemektir.
Allah'a beğendirmek için kıldığın namaz,
Allah rızası için olursa sevab oluyor. Halka göstermek için onların görmesinden
zevk alıp, halka gösteriş için kıldığın namaz riya sayılıyor. O namaz riya ile
olduğu için sevab değil, günah kazanıyorsun. Sen, Allah için zikre başlayıp,
kula gösteriş için zikrin ortasında ateş tutar, şiş vurursan, ortaya çıkar
dönersen, bundan da sen hali ile herkesin görmesinden zevk alıyorsun. Bunlar
Allah rızası için değil nefsin hevası, şeytanın iğvası için oluyor. Meselâ;
Sarıkla namaz kılmak, sarıksız kılınan namazın 70 misli sevap alıyor.
(Ramuzu'l-Ehâdis, Hadîs No: 3643)
Hadîs-i Şerif:
“Kim sarığının
ucunu kibir için aşağı doğru çekerse; Allahu Teâlâ o kimseye kıyamet günü
rahmet nazarı ile bakmasın”. (Riyâzü's-Salîhîn (Aslı ve Tercümesi), Hadîs No:
792, Sayfa: 532) buyuruyor.
En
ufak riya insanı cehennemlik ediyor; bu büsbütün riya ve gösteriş olursa ne
olur? Namaz gösteriş için olursa riya oluyor da, bu gösteriş için olunca neden
riya olmasın? Aşıklar demişler ki:
“Keşfû keramet aşıka perde du cihan”
Keşif keramet; Hakk aşıklarına iki cihanda
Allah'la kendi arasında perde olur.
Nefsin
senden keşif keramet ister,
Rabb'ın
senden sabır istikamet ister.
Sen halkı görürken kendi
nefsini göremezsin,
Kendi nefsini görürken
Rabb'ını göremezsin.
Halk senin nefsinden sana
perde,
Nefsinde Hakk'ı görmeye sana
perde.
Sen ilk defa Halk'ı unut,
Kendi nefsini tanı,
Kendi nefsini de unut Hakk'ı
tanı,
Ve Hakk'a vasıl ol vesselâm.
Hacı Muhammed Bilâl-i Nâdir
Bir kimse
gelmişi geleceği bilse, ateş tutsa, şiş vursa Arş-ı alâ'yı seyretse ve
keşfetse, bizce bir kıymeti yoktur. Yalnız ilim , irfan, ilm-i ledün, halkı
ikâz, irşad ve Hakk'ı söylemek, Hakk'ı anlamak, anlatmak olmalıdır ve kalbinden
İlm-i Ledün doğmalıdır.
Kalbinden
İlm-i Ledün doğması dediği Allahu Teâlâ yapacağı işi, söyleyeceği sözü, kalbine
doğdurur. Allah'ın bildirmesi ile bilir. Söylediği her söz Ayete Hadîs-i Şerife
tam uygun olur. Herkesi ayıktırıcı, ikaz edici olmalıdır.
Hadîs-i Şerif:
“Siz bildiğiniz ile çalışırsanız Allah size
bilmediklerinizi bildirir.” (Marifetnâme, Sayfa: 869, Abdulkadir Geylani'nin
Menkıbeleri, Sayfa: 174; İhya'u Ulumi'd-Dîn, Cild 1, Hadîs No: 154, Sayfa: 183)
“Siz
bilmediğinizi ehli zikirden sorun.” (Sûre-i Enbiya, Ayet 7; Sûre-i Nahl, Ayet
43; Müzekki'n-Nüfus, Sayfa: 427)
Bir
mecliste ayıktırıcı, ikaz edici söz, söyler. Bu sözü Allahu Teâlâ sevdiği
kulların kalbine anbean verir. Sözü kendi iradesi ile değil, Allah'ın kalbine
doğdurması ile bilir ve söyler. Bizim istediğimiz keşf'u keramet, gösteriş
değil, her zaman her daim Allahu Teâlâ tarafından ilim ve futuhat gelen bir
kalbe sahib olmaktır. Kendisi bir mecliste
otururlarken; onların ve kendinin noksanını, eksik, yanlış, taraflarını
ve Allahu Teâlâ'nın hoşuna gelmeyecek en gizli bir işi de, Allah'ın kendisine
vermiş olduğu o İlm-i İlmiyye ile bilir. Allah'ın nuru ile bakar. O ilimle
bilir. Kendinde İlm-i Hikmet, İlm-i Ledün doğar. İlerde geleceği, olacağı
Allahu Teâlâ kendisine bildirir. Allahu Teâlâ'nın nurunun karşısında şeytan
tutunamaz, şeytanın bütün hileleri geçersiz kalır.
“Mü'minin
firasetinden sakınınız. Çünkü onlar, Allah'ın nuru ile bakarlar.” (250 Hadîs-i
Şerîf kitabı, Hadîs No: 10, s. 12; 500 Hadîs-i Şerif Kitabı, Hadîs No: 45, s.
39; Kenzü'l-İrfan, Hadîs No: 180)
Eğerçi sevgin candadır,
Bilmem mekânın kandedir,
Bu derde dermân sendedir,
Bildir bana mevlâm seni.
Nurunla bir göz ver bana,
Ol göz ile bakam sana,
Seyreyledikçe her yana,
Bildir bana mevlâm seni.
Gözüm yüzünden ırmayam,
Hiç senden ayrı görmeyem,
Bir lahza sensiz durmayam,
Bildir bana mevlâm seni.
Seyyid Nizamoğlu yanar,
Seni bulam deyü döner,
Koma arada derbeder,
Bildir bana mevlam seni.
Seyyid NİZAMOĞLU.
İşte
o ilim ile, o göz ile kendi kendinin noksanını, bir mecliste bir cemaatte
otururken, orda yapılan iş, hareket, söz, Allah'ın rızasında mı, gadabında mı
onu bilir.
Onun için atalarımız
demişler ki:
“Kişi noksanını bilmek kadar
irfan olamaz.”
En
büyük ilim; gece-gündüz, akşam-sabah, Cenâb-ı Hakk Teâlâ Hazretleri kendisinin
sözü, işi hareketlerinde en ufak bir rızası varsa, veya yoksa onları derhal
anında kalbine bildirir. Bir hoca seksen yıl yaşar, sigarayı içer, malâyani
konuşur, bunların hata veya yanlış olduğunu ya bilemez, ya bilir. Yahutta
bildiği halde kendini ondan çekemez. Halbuki bu İlmiyye İlm-i olan kimseye
Allahu Teâlâ'nın bildirdiği sevdiği, sevmediği veya kötü ameli değil yapmak,
kalbinden geçse bile bildirir. Allahu Teâlâ'nın İlm-i Ledünle, İlm-i İlmiyye
ile kalbine bildirdiği o hal, kendinde olmayan ne kadar okumuş olsa da bunları
ya bilir yapamaz, ya da bilmez yapamaz. Allahu Teâlâ sevdiklerine çok ince
noktasına kadar bildirir. İyi ise yapmaya devam eder. Kötü ise sakınır. Bütün
Evliyaullahlar dualarında:
“Allahümme
erinel Hakk'a Hakk'an verzukna ittibaehu ve erinel batıla batılan verzukna
içtinabehu”
Allah'ım;
sen bize Hakkı' Hakk olarak bildir, ona tâbi olmak nasib eyle, batılı (yanlışı)
batıl olarak bildir, ondan sakınmak nasip eyle.
İşte
en büyük ilim bu ilimdir. Bu ilim Mevhibe-i ilahiyye'dir. (Allah
vergisidir.) Kalbten doğar.
İki
gözüm kardeşim! Sende bunu iste, buna çalış, buna kavuş, başkalarından ileri
savuş, bununla her şeyi ayırd et! Hakk'a vasıl ol, Hakk'a kavuş, vesselâm!
İbrahim Halîlullah (Aleyhis-selâm) gibi amma
bunları her kendini beğenen bende bunlar var der. Fakat bir mecliste ayıktırıcı
bir söz söyleyemez ve kabul ettiremez. İşte anlatması ve anlaması zor olan
budur.
Hulâsa-i kelâm: Bizim istediğimiz bu yolda şudur:
Her gün, her zaman, Allahu Teâlâ tarafından ilim ve fütuhat gelen bir kalbe
sahib olmaktır. Daima sözü Hakk'tan alıp, söylemektir. Sen bilsende, bilmesende
Allahu Teâlâ'nın senin kalbine doğdurması ile söylersin. İşte bu ilim kime
gelirse, o kimse Hakk'ı görmek isterim derse, küfür dediği budur. Çünkü Allahu
Teâlâ bu ilim ile beraberdir. O ilmi kalbe anbean koyan Allahu Teâlâ'dır. Bizim
çalışıp bulmak istediğimiz bu ilimdir. Dünya ve ahiret devleti bu ilimdedir. En
menfaatli ilim budur.
Hadîs-i Şeriflerde;
“İlim ikidir. En menfaatlisi kalbte sabit olan
ilimdir.
(Sure-i Bakara,
Ayet 269)
“Allah
dilediğine hikmet verir. Kendisine hikmet verilmiş olan kimse ise, muhakkak ona
bir çok hayır verilmiş olur. Bunu ancak halis akıl sahibleri tefekkür eder.”
Hadîs-i Şerif:
Allahu
Teâlâ'nın sırlarından bir sırdır ve hikmetlerinden bir hikmettir.” (Ramuzu'l-Ehadis,
Hadis No: 3925;) dediği bu ilimdir.
Ben insanın sırrıyım dediği ilim yine bu
ilimdir. (Marifetnâme, Sayfa: 1004 Benzeri.) Bizim yolumuz ilim yoludur.
İşte bu ilim,
Allahu Teâlâ'ya vasıl olanlarda zuhur eder. Vuslatta (Allah'a kavuşmakta) budur. Kim bu ilme vasıl oldu ise Hakk'a vasıl
oldu, keşf-i keramet hepsi geride kaldı.
Bilâl Babam bu husustaki vaazında buyuruyor
ki:
Bir kimseye bu ilim gelir yine Hakk'a vasıl
olup, Hakk'a kavuşmak istiyorum derse küfre varır. Çünkü Allahu Teâlâ o ilimden
ayrı değildir.
Bizim ihvanımız
bir mecliste olsa, onların sözlerinde ki ve itikadlarında ki hatayı bilir.
Söyler ve hiç birisi karşısında cevap veremez.
Hazreti Pirimiz
Şeyh Abdulkadir Geylani (Gaddesallahu Sırrahul Aziz):
“Bizim
yumurtamız, sair (diğer) tarikatın horozuna bedeldir,” dediği bu ilme sahib
olanlardır.
Tam konuşan bir papağan kuşunun fiyatı yüz
altındır. Onun yumurtası alınsa, kuluçkadan civciv çıksa ileride yüz altın
edecek. Onun için o yumurta horozdan kıymetli ve pahalı olur.
Şeyh Muhiddîn-i
Arabi (Gaddesallahu Sırrahu):
- “Biz ilmi
sahibinden alırız” dediği bu ilimdir.
Bizim
kazancımız keramet-i ilmiyedir. Keramet-i keşfiye, keramet-i hissiye, geride
kalır. Büyük Peygamberlere, büyük Evliyalara verilen ilim, irfan; İlm-i Ledün. Bu ilimdir, bunun bir adına da İlm-i batın
derler. Bir adına da İlmi Ledün, İlm-i Nafi diğer bir adına da tasavvuf ilmi
halk arasında hepside söylenir. Enbiyaların en büyük mucizatı bu ilimdir.
Evliyaların en büyük kerameti bu ilimdir. Bu ilim mevhibe-i ilahiyyedir.
Kalbten doğar, iki gözüm sende buna çalış, bunu iste, buna kavuş, başkalarından
ileri savuş (geç), Hakk'a vasıl ol, vesselâm.