ZUHURATİYEY’İ   GEYLANİYE

 

BİRİNCİ YEDİ ÜÇLER:

 

 

Aşk Hali Tevhidden Fani

 

 

 

 

  A B C
Birinci Sıra Malından, zikir Tevhidde Fani. Evladından Fani Canından Fani
İkinci Sıra           İlmin Esası İlmi Tevhid  (Ledün) İlmi Kesbiy (Fıkıh) İlmi Hikmet
Üçüncü Sıra        Sebepleri Feyzi Rahmani,Sırrı Subhaniyeye Sebeb Rızayı  Hakka Cennete,CemaleSebeb Dünya İşlerine Sebeb
Dördüncü  Sıra   Aşıka lazım şeyler Sözü Zikrullah Sükûtu Fikrullah Baktığı İbretullah
Beşinci Sıra        Dikkatli olacak Hal İstikamete Devam Mütealayı Kitab Kadınlara şehvetten (sakınmak)
Altıncı Sıra         Bilinmesi Güç olan Kabızda mı Basıtta mı? Müntesib,Veysi Nazarı Hakiki, Nazarı Hakbeyn
Yedinci Sıra       Zevk Halı Et Tâibü halı Hazır zevki Ven-Nisa gurbet zevki Gurret'il ayni fis Salat (namaz)

 

 

 

BİRİNCİ YEDİ ÜÇLER- Birinci Sıra:

 

a- Malından fani, zikri tevhidde fani:

 Malından geçmek, aşık zatın eseri zuhurunda malından geçer. Yani Malı gözüne görünmez, kalbi hakka açılanın, eli cömertliğe açılır.

Zikirde aşkından malından geçer.

 

b- Evladından fani:

 Sıfatta fani olmanın nişanıdır. Aşk girdiği yeri yakar, yıkar, eser kalmaz.

Zikre çok devam edenin Allah'a olan sevgisi, evlat sevgisini bastırır.

 

c- Canından fani:

Zatta fani olmak nişanıdır.

 

Sıfatta fani olan aşık, zatta baki olur.

Daha fazla çalışır, canından geçer.

 

 

BİRİNCİ YEDİ ÜÇLER- İkinci Sıra:

 

İlmin Esası:

a- İlmi Tevhid (Ledün):

Zikrullaha devam ile hasıl olur, sevdiğine verir. İlm-i Tevhid gönülde bir hal ile Cenab-ı Hakk'ın gösterdiği ve kulunu irşad eylediği ilimdir. İlmi ledündür.

 

(Hadîs-i Şerif)

b- İlmi Kesbiy (Fıkıh):

Okumakla hasıl olur. Sevdiğine de verir, sevmediğine de verir.

 

c- İlmi Hikmet:

Hadîs-i Şerif:

 

Şiir gibi veyahut hikmet kelâmlarıdır. Bunlar mü'minlerde de olur. Kafirlerde de olur.

 

 

BİRİNCİ YEDİ ÜÇLER- Üçüncü Sıra:

 

Sebebleri:

a- Feyzi rahmani, sırrı subhaniyyeye sebeb,

Zahiri ahkam sebebtir. Üstaz taleb edip o sebeble ermek insanlara farzdır.

 

(Sure-i Tevbe, Ayet 119)

"Sadıklarla beraber olunuz.”

 

b- Rızayı hakka, cennete, cemala, taat ve ibadete sebebtir. Dünya malını kazanmak için çalışmak sebeb olduğu gibi Hakkı bulmada da sebeb lâzımdır.

 

(Sure-i Maide, Ayet 35)

«Ona vesile arayınız» Ayeti kafi.

 

c- Dünya işlerine esbabına teşebbüs, sebebtir. Amma yine Hak dilediğine verir. Mutlak çalışmak şart değildir. Çalıştırmadanda verir, yalnız sebeb olur.

 

Hadîs-i Şerif:

 

 

BİRİNCİ YEDİ ÜÇLER- Dördüncü Sıra:

 

Aşıka lazım şeyler:

a- Sözü zikrullah:

Her daim, her nefeste, her vakitte, her zaman, devam üzre LA İLAHE İLLALLAH diye sözü Allah'tan söyler.

 

b- Sükûtu fikrullah:

Allah'ı her yerde nazır bilip, sükût halinde tefekkür eyler.

Sükût eder, Allah'ı düşünür.

 

Hadîs-i Şerif:

«Bir saat tefekkür bin sene ibadetten hayırlıdır» Dediğini düşünmelidir. (Marifetname, Sayfa: 689)

 

c- Baktığı ibretullah:

Cümle her şeyleri görünce ibretle bakar dediğini düşünmelidir.

 

(Sure-i Haşır, Ayet 2)

“Akıl sahibleri ibret alınız.”

 

 

Uyan be hey gafil uyan gafletten,

Ömrün geldi geçti haberin var mı?

 

              Bir haber aldın mı sırrı vahdetten,

              Ömrün geldi geçti haberin var mı?

 

Misafirhanedir burda kalınmaz,

En son fenadır murad alınmaz.

 

              Kafile kalkınca geri dönülmez,

              Kervan başı göçtü haberin var mı?

 

Azığın var mıdır yola gitmeye,

Döşeğin hazır mı serip yatmaya,

 

              Ejderhalar gibi dem çekip yutmaya,

              Toprak ağzını açmış haberin var mı?

 

Masiyet yükünü aldın boynuna

Hiç ölüm korkusu gelmez aynına

 

              Felek bir kaç arşın bezle eynine

              Yakasız don biçer haberin var mı?

 

Derviş Yunus senden evvel gelenler,

Kimisi kul, kimi sultan, olanlar,

 

              Dünya benim mülküm deyip gezenler,

              Ecel camın (şerbetin) içmiş haberin var mı?

 

*  *  *

 

Zahirde aç gözünü sahraya bakda ibret al

Şu direksiz kubbeyi elvana bakda ibret al.

Zikri mevlâ ile her dem kalbini saf eyleyip

Daim ayınaya dünyaya bak da ibret al.

 

                          Arif isen çekme, zerrece fenânın mihnetin

                          Herkesın yârı Hudâdır elbet verir kısmetin.

                          Görmek ister isen Cenab-ı Kibriya'nın hikmetin

                          Her gün seher vakti kalk deryaya bakda ibret al.

 

Kande gitti, geldiler bunca dünyaya kahraman

Bir birine fend edip onlarda oldu imtihan

Yel götürdü tahtını hanı Süleyman'ı zaman

Aç gözünü devleti İskender'e bakda ibret al.

 

                          Derviş Yunus gel güvenme bu fani mihnetine

                          Bu dünya bir zillettir aldanma ziynetine

                          Padişah olsanda derler er kişi niyetine,

                          Var musallada yatan mevtaya bak da ibret al.

                                                                                                                                                                                                                                                                                 Yunus EMRE.

 

 İnsanın dikkatli olacağı haller nelerdir?

BİRİNCİ YEDİ ÜÇLER - Beşinci sıra:

 

Dikkatli olacak Hal

a- İstikamete devam:

Devam üzre her zaman darlıkta, genişlikte, bikarar olup, istikamette olup, ayrılmamaktır. Ömrünün evvelinde, ahirinde istikameti bir olmak lazımdır.

 

(Sure-i Ahkaf, Ayet 13)

«Şübhe yok o kimseler ki Rabbımız Allah'tır dediler. Sonra istikamette bulundular. Artık onların üzerine bir korku yoktur. Ve onlar mahsunda olmayacaklardır.»

 

Bir insan tarikata girdiğinden itibaren çalışmasını azaltmaz. Askerlikte istikâmet felân yer marş, marş derler. Asker oraya doğru koşar, yıkılır, düşer, kalkar, yorulur yine koşar. Müritte istikametinde aynı olmalıdır.

 

b- Mütealayı kitap

Gece-gündüz kitapları çok okuyup devam etmeli, kitap ruhun memesidir. Ruhu besler, kitap okumayan adam körleşir.

 

c- Kadınlardan sakınmak:

Kara çalı dikeni gibi, sen sana dolaştırma, yani abdest haneye giren elbisesini sakındığı gibi, onlara gönül kaptırma sakın.

 

Ümmetimin salihlerini şeytan hiç bir şeyle kandıramaz. İki tuzağı ile kandırmaya çalışır. Biri: Kadınlara şehvet, biri de dünya malı, hırsı şeytanın en büyük tuzağıdır.

 

 İnsanın bilmekte zorlanacağı haller nelerdir ?

BİRİNCİ YEDİ ÜÇLER- Altıncı Sıra:

 

Bilinmesi güç olan,

1- Kabızda mı Basıtta mı?

Mürid kabız halında mı? basıt halında mı bilemez? Müride ibadetin sonunda futuh lazımdır. Eğer futuh açılmaz ise kabızda kalmıştır. Futuh haktan rızk kapısıdır.

 

Kabız Hali, Basıt Hali:

Kabız halı: Terakkiden, ilerlemeden kesilmektir. Kendisi de başkası da bilemez. İlerliyorum zanneder. Yanına gelenlerde ilerliyor zanneder. Ama haldan kesilmiştir. Bilinmesi güçtür. Hal, çalışan bir kimsede, zakirde sık sık değişir. Hal söylemekle anlaşılmaz. «İttihat bir haldır ki söyleme ile anlaşılmaz.» Bir insan ilerleyip ilerleyemediğini kendisi anlayamaz. Ancak geride bıraktığı senelere bakar. Bir sene evvel ki halı ile şimdi ki halını karşılaştırır. Bir sene evvel söylediği sözü yaptığı işi hatırlar. Geçmişte yaptığını beğeniyor, şimdi ki halından iyi görüyorsa o kimse terakkiden kesilmiştir. Amma o kimse bir kaç sene evvel ki halını, söylediği sözü, yaptığı işi hatırlayınca benim ki o zamane kadar cahillikmiş, şimdi olsa o sözü söyler miyim, o işi yapar mıyım? diyorsa, o kimse terakkidedir. Dışardaki mü'minlerde bilir.

 

Hadîs-i Şerif:

«Mü'min mü'minin aynasıdır.» (Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 2838; Sünen-i Tirmizi, Cild 3, Hadis No: 1994, Sayfa: 367; Marifetname, Sayfa: 986)

 

Bilâl Babam buyurdu:

- En fazla kabız hali olmasına sebeb; kendisi haksız olduğu halde, Allah'ı zikreden zakirin, hakiki bir mü'minin kalbini haksız yere kırmadan ileri gelir. Bunun en büyük telafisi seher vaktinde istiğfarı şerifi çok getirmek, tevbe ve istiğfara devam etmek, halında varsa fakirlere, yetimlere sadaka vermektir. Bir de en mühimi himmeti evliya alabilmektir.

Basıt Halı: İlerleme halı. Bu da belli olmaz. Bu da yine geride bıraktığı senelere bakar, ondan belli olur. Kabız halının tersidir. Sözünde sohbetinde ayıkmak, ayıktırmak. İlim, fütühat ve dünya işlerinde kolaylık olur. Ummadığı yerden, kendiliğinden rızık kapısı açılır. Manevi halı düzelir. Belki kendi de bilemez, el de bilemez. Bir mecliste otururken orda yapılan iş, söylenen söz, hal ve hareketlerde Allah'ın en ufak bir rızası varsa, hiç kimse bilemezse, kendinin kalbine bir ferahlık bir sevgi, bir aşk gelir. Allah'ın rızası olduğunu sezer. En ufak bir aksi, kötü hal olsa kendi de hiç kimsede bilemese yine gönlüne bir kırgınlık, suç işlemiş gibi bir hal gelir, bilir, sezer. O kimse terakkidedir. Amma belki kendi de başkası da terakkide olduğunu bilemez.

 

2- Müntesib, Veysi:

  Derviş ikiden hangisinde olduğunu güç bilir. Müntesib; bir kamilden intisabla, Veysi olanlar pirlerin ruhaniyetinden alırlar. meşrebine göre belli olur.

 

Müntesib bir şeyhten ders alır. O şeyhden aldığı izahatla çalışır. Manen aldığı himmetle ilerler. Bir kimse ilerleme halında mı, haldan kesilmiş mi? Mürşid-i Kâmil'den biat ve tabi olma ile mi? yoksa Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ruhaniyetinden mi yetişiyor?

Veysi: Bir şeyhten ders alsada almasa da ilerler. Şeyhin himmeti ile mi, Veysi olarak mı ilerler bilinmesi güçtür. Veysi dediği Veysel Karani Hazretlerini Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) hiç zahirde görmeden manen yetiştirdi. Ashabları zahirde yetiştirdi. Veysi, Veysel Karani gibi manen Peygamberimizin ruhaniyetinin yardımı ile yetişir, kendisi anlayamaz. Başkası da anlayamaz.

 

3-           Nazarı hakiki, Nazarı Hak beyn.

              Bilmesi güçtür. Nazarı hakiki olan kimse Hakkı tanır. Daima en lâzım sözleri söyler.

              Nazarı hak beyn: Haktan söylerim derken en lüzumsuz sözleri, iddiaları olur.

 

Nazarı Hakbeyn olanlar; kendi akıl gücü ile ve kendi zahir ilmi ile, en güzel, en hakiki, millete en gerekli lüzumlu vaazları yapıyorum zanneder. Vaazı yapanda, dinleyende, cemaatta, çok güzel tam vaaz yapıldı, zanneder. Halbuki aslında yapılan vaaz lüzümsuz bir vaazdır. Belki ayetle, Hadîsle, tam tefsir edilip söylenmiş ama, o an, o zaman, o gün, orada o vaazın yapılması isabetli değildi. Orada yapılacak vaaz ayrı, istek ayrı, yapılan vaaz ayrıdır. Bir doktor yazdığı ilacı hastanın durumuna göre muayene neticesinde yazar. Muayenesiz o doktorun ilacı diğer hastalara verilirse olmaz. Amma ilaç ilaçtır. Vaazda  onun gibi olur. O vaaz menfaatten de hali değildir. O vaazda irşad da olmaz.

Nazarı Hakbeyn: Bildiği ilmi söyler, Allah'dan alır, söyler.

Nazarı Hudbeyn: Herkes alim bilir. Şeriatın muhalifi konuşur. Ona herkes sapık alim der. Yukardaki ikiyi kimse bilmez.

Nazarı Hakiki: Kendi irade, akıl gücü ve evvelce hazırlama ile değil, o meclise, o an için ne lüzumlu ise, ne söylenmesi lazımsa, manen müracat eder. Söyleyeceği vaaz ve söz, kalbinden diline paketle gelmiş gibi söyler. Söylediği söze, vaaza kendisi de hayret eder.

 

Hadîs-i Şerif:

«Her kim kırk sabah, halisen, muhlisen ibadetle sabahlarsa, kalbinden diline ilmi hikmet pınarları akmaya başlar.» (Marifetname, Sayfa: 869; Kırk Mevzuda Kırk Hadis Kitabı, Hadis No: 10, Sayfa: 321)

 

 

BİRİNCİ YEDİ  ÜÇLER- Yedinci Sıra:

 

1- Ettâibi halı: Hazır zevkidir, güzel koku hissedilen lezzettir. Üns, zikir zevkidir. Derviş halidir. Bu insanın hakiki şanındandır, tadını tadan bilir.

2- Ven-nisa-i zevki: gurbet ve vuslattır, kavuşmaktır, Hakka kavuşanlar bilirler. Vuslat ehli anlar bunu.

 

Hadîs-i Şerif:

«Seven kişi sevdiğini sıfatında mahvetmedikçe kendi zatında isbat edemez.»

 

3-  Ve Gurretil ayni fis-selât (Namaz):

Zevki mükaşefedir, görüşmek rü'yettir. Namazda Hakk'la görüşmektir.

 

Hadîs-i Şerif:

«Bana  dünyanızdan üç şey sevgili oldu: Güzel koku, güzel kadın, namazda aydınlatan.» (İhya'u Ulumi'd-Dîn, Cild 4, Hadis No: 394, Sayfa: 539)

 -İnsana manevi haller ne zaman gelir ?

Namazda aydınlatan: Vecid, Tevacud, Vücud

Bilal babam buyurdu: «İnsanda üç hal vardır. Çalışan insan devamla bu üç hale erer. Bu üç halde, üç ibadette gelir.

1- Zikrullahta,

2- Namazda,

3- Kur'an okurken,

 

Bu hallerde:

a- Vecid,

b- Tevacud,

c- Vücud halleridir.

 

a- Vecid Halı: İlk tarikata giren müridlerde olur. Bu da en fazla zikrullahta olur. Çarpınır, aklı başında ama kendini zapt edemez. Namazdaki vecid hali, Allah korkusundan titremektir. Kur'an okurken kendinden geçer. Bu haller ilk hallerdir.

 

b- Tevacud Halı: En fazla halakâ-i Zikirde olur. Tepeden tırnağa kadar, ateş düşmüş gibi yanar. Zikirde kalkmak, koşmak, bağırmak, çağırmak, uzun bir mesafeyi dönmek gibi haller olur. Bu Tevacud halıdır.

Namazda ki tevacud: Namazda aşk fazlalığından kendinden geçer, bağırma, Allah, hay, hu, puf, küf gibi sesler olur. Hazreti Ömer Peygamberimizin arkasında namaz kılarken firavunun:

«Ene Rabbikümül A'la» dediği sureyi okudu. Yani «Firavun dedi ki: Ben sizin ala olan Rabbınız değil miyim?» (Sure-i Naziat, Ayet 24) Deyince Hazreti Ömer'e tevacud halı geldi. Kılıcı çekip havaya kaldırdı ve avazının çıktığı kadar bağırdı. «Vallahi ben o zamanda olsam, bu kılıçla onun başını keserdim.» deyip saflar arasında dolaştı. O hal kendinden gidince baktı ki namazda hemen yerine durdu. Namazdan sonra Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e:

- Ya Resulullah! Ömer bizim namazımızı fesada verdi! Yani namazımızı bozdu dediler. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) sükut etti. Hazreti Ömer'in yaptığı yanlış dese bir hal ile yaptığını biliyor. Doğru dese yaptığı hareket namazı bozacak hareket. Cebrail (Aleyhis-selam) geldi:

- Allah'tan selamla, bu günkü namazınızın içinde Allah'ın en hoşuna giden taraf, Ömer'in Firavun'un sözüne dayanamayıp, kendinden geçip, bağırması idi.

Namazda aynı hal Hazreti Ali'de de oldu. Onda ki hal yatmak, yuvarlanmak, bağırmak, çağırmak dönmek sonra ayıkmak. Ona da Peygamberimiz Hazreti Ömer'in ki gibi dedi. Kur'an okurken aşk çokluğundan kendinden geçip bayılanlar olmuştur. Tüyleri elbiseyi yarıp dışarı çıkacakmış gibi olduğunda tevacud ve benzeri şeyleri unutup kendinden geçerek okur.

 

c- Vücud Halı: Zikirde de, namazda da, Kur'an okurken de kendine hiç hal gelmemiş, hiç aşk yokmuş, zorla yapıyorum gibi görünür. Ama vecidde, tevacudda kendinde olur. Vücûd halında kimse bilmez. Allah ile kendi arasında olur, olan halden kendinin haberi olmaz. Bu üçüncü hal Mürşid-i Kamillere mahsustur. Bu da en fazla Kur'an okurken olur.

Sual:

- Zikir mi efdaldır, namaz mı efdaldır, Kur'an okumak mı efdaldır?

- Bu hallar namazda geliyorsa namaz, zikirde geliyorsa zikir, Kur'an okurken geliyorsa Kur'an okumak efdaldır.

İlk tarikata giren müridlerde, en fazla zikirde bu haller olduğu için, onlar için zikir efdaldır. Tarikatta çalışıp ilerleyen müridlerin bazılarında, bu haller namazda olur. Onun için namaz kılmak efdaldır. Farz, sünnet, nafile ve kaza kılar. Mürşid-i Kâmillerde Kur'an okurken bu hallar zuhur eder. Diğerlerinde olsa da en fazla Kur'an okurken olur. Onun içinde Kur'an okumak efdal olur.