ZUHURATİYEY’İ   GEYLANİYE

 

ÜÇÜNCÜ YEDİ ÜÇLER:

 

  A B C
Birinci Sıra Mü'mini Kâmil alameti üçtür

Hüsnü Hulk Es-Sahai Ven-Nasihatı lil Mü'miniyn

İkinci Sıra Ameli Salih binası üçtür

Tevekkül Ameli Salih Adab
Üçüncü Sıra Ahid, ikrar ehli

Ashabül Yemin

Ashabül Şimal

Ulâikel Mukarrebun

Dördüncü Sıra Tövbe-i Telkin

Tövbe Usulü zikirde Caiz

Sema etmek
Beşinci Sıra Cenab-ı Hakkın söylemesi

Kelam-ı İlahi

İlham-ı İlahi Melek vasıtası ile

Altıncı Sıra Hak yolu vasıtası

Fena-fiş-Şeyh

Fena-Fir-Resul

Fena-fillah
Yedinci Sıra Halleri bozan münafık alâmeti

Yalan söylemek

Söz verip sözünde durmamak

Emanete hıyanet.

 

 

 

(Sure-i Şems, Ayet 9)

Nefsini temizlemiş olan şüphe yok ki felaha ermiştir.

 

«Men saadi bi adetil ezel»

Hadis-i Şerif:

Yani ben mükerrem ahlakları tamamlamak için geldim. (Mevahib-i Ledünniyye, Cild 1, Sayfa: 466)

 

 

ÜÇÜNCÜ YEDİ ÜÇLER- Birinci Sıra:

Mü'mini kâmil'in alâmeti üçtür.

 

a- Hüsnü Hulk:

Güzel ahlâk yani bilâ minnet  güzel ahlâk, insanların en kâmili, ahlâkı güzel olanıdır. Müslümanlık güzel ahlaktır. (Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 5118; İslam Tarihi (M. Asım Köksal), Cild 11, Hadîs No: 13-15, Sayfa: 428)

 

«Ebdalların alâmeti cömert olur, halka nasihatı bol olur.» Sözü ilm-i hikmetten, ilm-i ledünden söyler. Ümmeti Muhammedi ayıktırır, ikaz eder. Hem cömertliği, hem de ilm-i hikmetli ayete ve Hadîse uygun ikaz edici sözleri söyler, yayar.

 

b- Es-Sahâ-i:

Sahavet cömertlik bilâ garaz yani garazsız hiç bir şeyi ummaz cömertlik eder.

 

Hadis-i Şerif:

Sadaka zekat vermek, cömertlik değildir.

 

Sahavet cömertlik bilâ garaz, hiç garazsız, maksatsız hiç bir şey ummaz. Sırf Allah için cömertlik eder. Sadaka ve zekatta gaye var, maksat var. Hiç bir şey ummaz, cömertlik eder. Sadaka, zekat vermek cömertlik değildir. Çünkü sadaka belânın, kazanın def'i için, bir de sevabı için verilir. İçinde senin hayatının korunması var. Zekat ise borcundur. Vermezsen cehennem var, mecburi vereceksin. Başıma bir sıkıntı gelince bundan kurtulursam şu kadar sadaka veririm. Allah için şu hayrı yaparım veya ben bu fakirlere, yetimlere şunları verirsem, bunlar hürmetine benim sıkıntımı Allah kaldırır. Sadaka, zekatta böyledir. Cömertlik değildir. Bunları yaptıktan sonra daha fazlasını yapana cömert denilir.

 

3- Ven-Nasihati lil mü'miniyn:

  Müminlere nasihat bilâ ücret, yani ücretsiz nasihat eder.

 Siz onları sadaka, zekat vermekle, namaz ve oruçla bilemezsiniz. İllâ (yalnız) meğer (ancak) sahavet ile bilirsiniz. Onlar yüzü hürmetine belâlar def olur. Yağmurlar yağar.

 

 

ÜÇÜNCÜ YEDİ ÜÇLER- İkinci Sıra:

Ameli Salih binası üçtür:

 

a- Tevekkül

Allahu Teala huzuruna her işini, her umurunu ısmarlayıp tevekkülü sağlam ile Allahu Teala'yı vekil etmektir. Rızk için gam yememelidir.

 

(Sure-i Maide, Ayet 23)

«Artık siz mü'min kimseler iseniz, Allahu Teala'ya tevekkül ediniz» ayetini unutmamalıdır. İbadette istikamet ile tevekkül edip nasıl başladı öyle devam ettirir.

 

b- Ameli Salih

 Amel eder, ihlas ile yani amelden muradı ancak Allah rızası olur. Amel ibadet etmektir. Ameli salih dedikleri; ibadetine riya yahut şeriata yaramaz işler karıştırmayıp, hayrı şerri birbirine katmayıp, temiz etmektir. Hayra şer karışır ise, o bina sonunda yıkılır.

 

c- Adab:

Hakkı gözler şartı ile tarikat, adab üzerine kurulmuştur. Şeriat farz, vacib, sünnet gibi şeyleri tutmayanlar azab görürler. Adaba daha ziyade dikkat edenler Hakkın cemaline, vaslına nail olur.

Adab: Hak adabı, şeriat adabı, Resul adabı, pir adabı, maişette bunlara dikkat.

Adab, edeb, terbiye kalbi ile, hareketleri ile, her şeyi ile, olmalıdır.

 

 

ÜÇÜNCÜ YEDİ ÜÇLER- Üçüncü Sıra:

Ahid ikrar Ehli,

 

a- Ashab-ı yemin:

Ruhlar yaratıldığında, Cenab-ı Hak ruhlardan vaad ve ahid aldı. Cümlesi vaad ve ahid eylediler. Cenab-ı Hak'tan gayriyi sevmemek ve Hakkı unutmamak için, sonra dünyaya gelince üçe ayrıldılar. Eshab-ı Yemin mü'minlerdir.

 

b- Eshab-ı Şimal:

Bunlar kafir, münafık Allah'ı unutanlardır. Cehennem ehlidirler. Ezelki vadi, ahdi, ikrarı unuttular, dünyaya ve havalarına tabii oldular. Bunlar ehl-i cehennem oldular, mü'minler unutmadı.

 

c- Ülâikel Mukarrebûn

Onlar mukarrebler demektir. Yani Allah'a yakın olanlardır. Bunlar dünyaya gelince dünyada evvelki ahdi, ikrarı yenileyip bir kâmilin elinden tövbe edip evvelki ikrarı burada yerine getirdiler. Sıtk ile çalışıp Allah'a yakın oldular. İnsanlar böyle üçe ayrıldılar. Bu ikrarlarını bulur.

Bu üçten neye gayret gösterirse onu bulur.

 

 

ÜÇÜNCÜ YEDİ ÜÇLER- Dördüncü Sıra:

Tövbe-i Telkin

 

a- Tövbe-i Telkin:

Bir ehli kâmil elinden tövbe almaktır. Ezelki ikrarı yenilemek için bir Mürşid-i Kâmil'den inabe eylemektir. Cüneyd-i Bağdadi Hazretleri diyor: Ezelde ahd-i misakta Peygamberlerden vaad, şahadetlerine ikrar olarak ümmetlerinden vaad aldılar.

 

b- Usulü Zikir:

Zikirde caiz olanlar; beyit söylemek caizdir. Hazreti Peygamberin ümmetinde caiz olduğu malumdur. Şairleri, hadileri var idi. Dört kimse idi. Ebu Bekir  ve Ali Hazretlerinin beyitleri vardır. Zikir esnasında Kur'an okumak ve def çalmak caizdir.

 

c- Sema:

Dönmek ve dinlemektir. Kur'an okumak ve dinlemek ile yahut beyit işitmekle gelen bir ızdırabla dönmek, hareket etmektir.

Bu esnada def çalmakda şevki artırır. İmam-ı Taberâni Hazretleri Bedirde şehitlerimiz mezarında defler çalındığını işitdim, inanmadım. Lakin vardım, oturdum işitdim  iyice dinledim, dedi. (Mevahib-i Ledünniyye, Cild 1, Sayfa: 138-139)

 

Sema; Dönmek bunu umumiyetle Mevleviler yapar. Diğer tarikatlar normal zamanda dönmez. Ancak tevacud halında döner, elinde olmayarak döner. Kendi kendini zapt edemediğinden döner. En sessiz, en hafi, en gizli Nakşi zikri, onda hiç hareket yok derler. Nakşi Piri Hazreti Ebu Bekir dönüyor. O dönünce onda da caizdir. O hal gelince döner. Dönmeye mecbur kalır. Nakşi tarikatının piri Hazreti Ebu Bekir için Cebrail (Aleyhis-selam) Hakk Teala'dan selamla geldi.

- Ya Muhammed! Ben Ebu Bekir'den razıyım, kendine söyle, kendi de benden razı mı? Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Allahu Teâlâ senden razı olduğunu söylüyor. Kendi de benden razı mı diyor. Ne dersin? deyince Hazreti Ebu Bekir'e bir aşk gelip tepeden tırnağa kadar cayır cayır yandı. Tevacud halı ile ayağa kalkıp avazının çıktığı kadar bağırarak:

- Ene razı, Ene razı diye saatlerce dönüp bağırdı. [Dört Büyük Halife Kitabı (Şemsüddîn Ahmed Efendi), Menkıbe 24, Sayfa: 39-40»] Tevacud halında ya olduğu yerde döner, ya uzun bir mesafeyi koşar, döner. Ya da düz gider, koşar. Ayıktığı zaman anlar. Hazreti Şeyh Abdul Gadir Geylani'ye tevacud halı gelip kendini kaybedip giderdi. Ayıktığı zaman kendini 12 günlük yolda bulurdu. Nasıl geldiğini ne kadar zaman geçtiğini bilemiyor.

Seyid Ahmed Rufai Hazretlerinin 24 saat namazda ayıkmadan, Allahu Ekber deyince kendini kaybetip namaza durması var. Veysel Karani'nin sabaha kadar iki rek'at namaz kılıyorum, Rükûda, secdede üçer sefer sübhane Rabbi'yel Azim, Sübhane Rabbiyel A'la demeyi kavuşturamıyorum. Sabah oluyor. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) iki rek'at namazı yatsı namazından sabah namazına kadar sürerdi. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Mekke çarşısında «Lâ ilahe illallahu vahdehu» İlâ Ahir.... «Sübhanallahü velhamdülillahi» İla Ahir....sonuna kadar gece kalkar, bağırarak okur, koşar, bağırır, gezer. Evvelâ kafirler Muhammed mecnun oldu, deli oldu dediler. Sonra yolunun üzerine dikenli odunlar attılar. Tebbet suresi onlar hakkında indi. Daha sonra duramayıp Hıra dağına çekilip orada çalıştı, orda bağırdı.

 

Hadîs-i Şerif:

«Siz zikrullahı o kadar çok yapın ki münafıklar size deli oldu dedirinceye kadar yapın.» (Kırk Mevzuda Kırk Hadis Kitabı, Hadis No: 10, Sayfa: 268; Feyzü'l-Kadir, Cild 2, Sayfa: 84; Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 1111)

 

Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) namazda firavunun «Ben sizin a'la olan Rabb'ınız değil miyim?» (Sure-i Naziat, Ayet 24) dediği ayetini Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) namazda okuyunca Hazreti Ömer belinden kılıcı çekip, havaya kaldırıp, namaz safları arasında dolaşıp, avazının çıktığı kadar bağırarak:

- «Vallahi ben o zamanda olsam bu kılıç ile onun başını keserdim» diye bağırmıştır. Bu namazdan sonra Cebrail (Aleyhis-selam) geldi:

- Bu namazda, Allah en fazla Ömer'in bağırmasından memnun oldu dedi. Bunlar hep tevacud halıdır. Tevacud halı gelen bir kimse hangi tarikattan olursa olsun namazda, kur'an okurken, zikirde bu hal gelirse ya döner, ya koşar, ya bağırır, ya da bir müddet için kendini kaybeder.

Misal: Bir insan çok acıklı, çok korkulu veya çok sevindirici bir rüya görse uyanınca onun etkisi bir zamana kadar gitmez. Yıldızların, ayın, güneşin bu dünyanın dönmesi sebebi tevacud halıdır. Bunları Allahu Teala yaratınca:

- «Elestü bi Rabbiküm» diye ruhlarımıza ve bunlara da seslendi.

- «Ben sizin Rabb'ınız değil miyim?» dedi. Hepsi aşka gelip:

- «Galu bela» «Beli, doğru Rabb'ımızsın» diye dönmeye başladılar.

Bilâl babam buyurdu ki:

Dönmeyen hiç bir şey hareket etmez. Canlı cansız hepsi döner. Bir araba tekeri döner, dinamosu döner, yağ devri, su devri döner. Hava çeker, hava devri döner. İnsanda hayvanda kan devri döner. Kalb çalışır, dönderir. Dönme durursa hayat durur. İnsan ölür. Kur'an'da:

«O sizin duruyor zannettiğiniz dağlar dönmektedir.(Sure-i Neml, Ayet 88) Hatta bulutların havada gittiği gibi gitmektedir. Atmosferden yukarı çıkıp dünyaya baktığında, dünya döndüğünden hali ile dağlarında döndüğü görülür. Eğer dünya dönmezse dünyada çekim olmaz. Çekim olmazsa, taş, deniz ve insanlar havaya savrulur. Dünya yörüngesinden gider. Yıldızlar, ay, güneşde aynı olur. İşte bunların hepsini yaşatan, idare eden bu dönmedir. Bu dönme «Elestü bi Rabbiküm»'den gelir. O sırra eren her insan tevacud halındadır. İradesi elinden gider, döner.

 

Seyid NİZAMOĞLU der ki:

Yeller eser deniz coşar

Irmaklar dağlardan aşar

Döne döne sular taşar

Ya ben nice dönmeyeyim.

                                      Biziz ümmeti naciler

                                      Dîn yolunda duacılar

                                      Kâbede döner hacılar

                                      Ya ben nice dönmeyeyim.

Bu sırra münkirler ermez,

Dost yüzünü körler görmez,

Çarkı felek döner durmaz,

Ya ben nice dönmeyeyim.

                                      Seyid Nizamoğlu tekdir

                                      Münafığın işi şektir

                                      Evvel ahir dönmek haktır

                                      Ya ben nice dönmeyeyim.

 

 

ÜÇÜNCÜ YEDİ ÜÇLER- Beşinci Sıra:

Cenab-ı Hakk'ın söylemesi,

 

a- Kelâmı İlahi:

Cenab-ı Hakk'ın söylemesidir.

 

(Sure-i Şura, Ayet 51)

İnsan o dereceye vasıl olunca Cenab-ı Hak insanın sırrında harfsiz, savtsız söyler. İnsan kendi derununda, sırrında harfsiz bilir.

 

(Hadîs-i Şerif)

«Ben insanın sırrıyım, sırrım insanın sırrındadır.»

 

b- İlham-ı İlahi: Kalbe Hak Teala'dan ilham olur, ilham-i Rabbani, ilham-i meleki, ilham-i nefsani, ilham-i şeytani derler.

Allah'tan olan ilham şeksiz Allah'tan olduğu malum olur. Melekiden ziyan olmaz. Nefsaniden nefsin hilesi vardır.

 

İlham-ı Rabbani derler. Allah'tan olan ilham şeksiz-şübhesiz Allah'tan olduğu malum olur. Harf olmaz. Yön olmaz. Kalbe doğmasıdır. Allah'ın kelamı ile konuşması da yine harf, yön olmaz. Allah mekandan münezzeh olduğu için yön olmaz. Ağızla, dille söylemediği için harf olmaz.

Mevlid-i Şerif'te:

                                                 Bi hurufi lafsı savt ol padişah

                                                 Mustafa'ya söyledi bi iştibah

 

Mustafa'ya hiç harfsiz, hiç yönsüz söylemeye başladı, demektir. Melekiden ziyan olmaz. Nefsaniden olanda nefsin hilesi var dediği şudur. Nefis daima kendi havasına çeker. Yani senin nefsine hoş gelecek nefsin hoşlanacağı var, başka bir şey yok, bu ilhamlar nefistendir.

 

c- Melek Vasıtasıyla: Peygamberlere söyler, dilediği gibi dilediği kuluna söyler. İlhamlar dörttür: Nefsan-i ilhamda nefsin hilesi vardır. İnsanın nefsine arzusuna muvafık olan nefsin ilhamıdır, sakınmalıdır. Şeytani ilham kalbin zikrin ve manasından veyahut Haktan gafil olunca ilham eder.

Cenab-ı Hakk Teala Hazretleri insanlarla üç çeşit konuşur.

 

1- Musa (Aleyhis-selam) ile Tur dağında;

 

(Sure-i Taha, Ayet 12)

“Şüphe yok benim, ben senin Rabb'inim imdi pabuçlarını çıkar. Muhakkak ki, sen mübarek bir vadide, Tuvâ'dasın.”

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ile mi'raçta konuştuğu gibi karşılıklı kelâm ile konuşur. Musa (Aleyhis-selam) ömür boyu konuştu. Konuşma bu dünya saati iledir. Onun için konuşma tam olmadı. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in konuşması Cenab-ı Hakk Teala Hazretlerinin zamanı mekana, mekanı zamana tebdil etmesi ile idi. Derler ki Allah bir saati bin saat eder, bin saati bir saat eder. Bu söz eksiktir, yanlıştır. Yalnız her insanın anlayabileceği kabul edebileceği şekilde söylenmiştir.

 

Soru: Peki Allahu Teala bir saati bin saat ederde, bir saati yüzbin saat edemez mi?

- Biz öyle inanırız ki Allahu Teala dilerse bir saniyeyi yüz milyon sene eder. Daha da fazla eder. İşte Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) miraca gittim, geldim, yatağımı sıcak buldum, soğumamıştı. Yani beş dakika gibi geçmişti. Amma doksanbin kelam soru-cevab konuştu. Gök ehli ile konuştu. Bu dünyadan başka içinde insan yaşayan başka alemlere gitti. Onları ümmet edindi. Bu dünyadan yüz milyarlarca kerre milyarlar büyüklüğünde olan cenneti gezdi. Çünkü cennette en az bir insana bu dünya kadar yer verilecek. Her yerini gezdi. Cebrail (Aleyhis-selam)'ın gidemediği, göremediği, havzı kevser ırmağının çıkış yerini gördü. Bismillahirrahmanirrahiym ('in) yazısını gördü. B harfinin noktasından çıktığını, her mim harfinin deliğinden ayrıldığını, gördü. Cehennemi gördü. Bunların her çeşidi ile konuştu. Nice alemlere uğradı, orda yaşayan insanlara şeriatı öğretip ümmet edindi. Bunların hepsi binlerce seneye sığmaz, hepsi bir kaç dakikanın içine sığdı. İşte Peygamberimizin konuşması ile Musa (Aleyhis-selam)'nın konuşması arasındaki fark budur.

Yeryüzüne gelen her peygamber karşılığında onun gibi bir evliya gelmiştir. Bu da Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in hürmetinedir. Musa (Aleyhis-selam) karşılığında olan Gavsul Azam Şeyh Abdul Kadir Geylani'dir. Karşılıklı Allah ile 196 soru-cevab konuşmuştur.

 

Hadîs-i Şerif:

«Ümmetimin alimleri, Ben-i İsrail Peygamberleri gibidir.» (Berika, Cild 1, Sayfa: 58; Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 619; Müzekki'n-Nüfus, Sayfa: 417)

 

2- Kendi derunundan ilham olur: Allah yapacağı işi, hali kendisine ilhamla söyler. Bu da ilm-i hikmettir. Musa (Aleyhis-selam) Sure-i Kehf'te Hızır (Aleyhis-selam) ile arasında olan konuşmalar, hallarda, Allah her şeyi ilm-i ledün ile ilhamla Hızır (Aleyhis-selam)'a bildiriyor. Musa (Aleyhis-selam) bilemiyor. Bilemediği için muhalefet ediyor.

 

(Sure-i Kasas, Ayet 7)

“Biz Musanın annesine ilham ettik. Çocuğunu sandığın içine koy, suya at” dedik. Anlaşılıyor ki, Allahu Teala dilerse bu üçü ile de evliyalarına bildiriyor. Amma umumiyetle bu üçü ile peygamberimize bildirir. İlham ile evliyalara bildirir.

 

3- Melek vasıtası ile olan konuşma: Allah'u Teâlâ Cebrail (Aleyhis-selam)'e bildirir, Cebrail (Aleyhis-selam) gelip haber verir. Bunlar yalnız Peygamberlere aittir, derler, yanlıştır. Hazreti Meryem peygamber değil evliyadır. Cebrail (Aleyhis-selam) Allah'tan emirle geldi, İsa (Aleyhis-selâm)'nın doğacağını şübheye kapılmamasını söyledi.

 

 

ÜÇÜNÇÜ YEDİ ÜÇLER- Altıncı Sıra:

Hak yolu vasıtası

 

a- Fenafiş-şeyh: Şeyhde fani olmak odur ki, teveccühünde şeyhinin muhabbetinde fani olup, yok olup, şeyhinin vücudunu kendi kalbinde isbat eder. Ya kendi şeyhının suretine girmiş, ya şeyhi kendinin kalbine, suretine girmiş olur.

 

b- Fenafir-Resûl: Resulda fani olmaktır. Yani şeyhde fani olduğu tahakkuk edince Resulullah (Sallallahu Teala Aleyhi vesellem) Efendimize teveccüh ettirilir. Hatta Resulullah'ın suretinde, sıfatında fani oluncaya kadar Resulullah'ın ruhaniyetine vasıl olup orda mahvolur.

 

c- Fena-fillah: Hakta fani odur ki; Resulullah'ta fani olduğu tahakkuk edince Cenab-ı Hakka teveccüh ettirilir, mevcudatta fani oluncaya kadar [LÂ İLAHE İLLALLAH] dediğinde Lâ mevcude illallah deyip düşüne, kendi vücudu fani, Hakta baki, cümle mevcudattan fani, Hak baki ola.

 

1- Şeyhte fani şudur: Çalışa çalışa, huzuru Rabıta ederken huzurda, Rabıtada, kendi yok şeyhi var, görür. Hatta gözünü açınca görür. Kendi vücudu yok, var olan şeyhidir.

Babamın parmağında enli, kaşlı yüzük vardı. Bir mürid şeyhte fani olunca babamı görüyor. Kendi yok, babam var. Gözünü açıyor. Yine kendini babam olarak görüyor. Sağ elinin parmağına bakıyor, kendi parmağında aynı yüzüğü görüyor. Kısa bir müddet sonra kendi kendini görüyor. Kaside:

 

                                      Her nereye baksam şeyhim kendi var

                                      Şimdi boynumuzda şeyh kemendi var.

 

2-  Şeyhde fani olunca Resulullah'a teveccüh ettirilir. Her gün dersini çektikten sonra bizzat Peygamberimizin huzurunda gözleri kapalı, kıbleye karşı hiç ara vermeden, her gün devamla dersinden sonra peygamber huzurunda duruyormuş, şimdi açılıp görecekmiş gibi diz be diz oturup, ona selam veriyormuş gibi en az 200 defa «Esselatü vesselamü aleyke ya Resulullah» çeker. Çekerken çekerken gayet nurlu, güzel bir şekilde zaman zaman, sıra ile ilk defa gözleri, daha sonra burnu, yanakları, daha sonra mübarek başı, daha sonra mübarek vücudu, pembe camın üzerine güneş vurmuş gibi nurlu olur. Bakınca vücudun diğer tarafı görünecekmiş gibi görür. Gayet aşklı, feyizli tarifi kabil değil. İşte bu Resulullah'ta fani olmaktır.

 

3- Bundan sonra Allahu Teala'ya huzur ettirilir. Çalışa çalışa her şey yok olur. Hakkın vücudundan başka bir şey kalmaz. Kendi de bilmez nasıl olduğunu, oraya her varan insan hayrete düştüğü ve bilinmediği için Alem-i Hayret, (Alem-i Gayb) demişler.

 

Seyid NİZAMOĞLU:

Doğan sensin, dolanan sen,

Ne doğar, ne dolanırsın,

Mekanın Lâ-mekân senin,

Her mekanda bulunursun.

 

                          Bilen sensin, bilinen sen,

                          Sen bilirsin, seni yine,

                          Tecelli etdiğin dosta,

                          Lütfun ile bilinirsin.

 

Bir gönülde senden gayri,

Ağyar gidip yar olmasın,

Muhabbetin nuru ile,

Ol gönülde salınırsın.

 

                          Seyid Nizamoğlu sakın,

                          Ölem deyu gussa yeme,

                          Dost ilinde doğarsın sen,

                          Gerçi bunda dolanırsın.                                           

 

*  *  *

 

Ben bilmedim ki ben kimim,

Hayretteyim, hayretteyim,

Ben bana hiç ben diyemem,

Hayretteyim, hayretteyim.

 

                            Gözümdeki kimdir gören,

                            Gönlümdeki kimdir duran,

                            Kimdir nefes alıp veren,

                            Hayretteyim hayretteyim.

 

Dilimde kimdir söyleyen,

Kulakta kimdir dinleyen,

Kimdir bu idrak eyleyen,

Hayretteyim hayretteyim.

 

                            Bu adımı kimdir atan,

                            Ağzımdaki lezzet neden,

                            Bu çiğneyip kimdir yutan,

                            Hayretteyim hayretteyim.

 

Elimden kimdir tutan,

Tuttuğunu geri atan,

Kimdir alan, kimdir satan,

Hayretteyim hayretteyim.

 

                            Tenimdeki canım neden,

                            Gözümdeki kanım neden,

                            Bu dînim, imanım neden,

                            Hayretteyim, hayretteyim.

 

Seyid Nizamoğlu hemân

Her iş Hakk'ın tutma gümân

Ya pes nedir yahşi yaman

Hayretteyim hayretteyim.

 

Fena-fillah'tan sonra Beka-Billah, Allah'ın nurundan Peygamberimizin nurunun ayrıldığı makam.

 

Mülkü bekadan gelmişem,

Fani cihanı neylerem,

Ben Hak cemalin görmüşem,

Huri cenanı neylerem.

 

                            Aşık Yunus maşukuna,

                            Vuslat edince mest olur,

                            Ben şişeyi taşa çaldım,

                            Arı namusu neylerem.

                                      Yunus EMRE.

 

Son dörtlüğün açıklaması:

Ben Rabb'ıma kavuştum. Herkesin bana gülmesinden, alay etmesinden utanmam, arlanmam.

 

 

ÜÇÜNCÜ YEDİ ÜÇLER- Yedinci Sıra:

Halları bozan münafık alâmeti

 

a- Yalan söylemek:

Odur ki; münafık alametidir. Müslüman yalan söylemez, demiştir. Yalan; ehl-i tarık olanın halını, feyzini keser. Kalbini karartır. Ehli tarık olup yalan söyleyen muhakkak gadabı ilahiyeye düşer. Dîn için, dîn düşmanına yalan söylenir.

 

Cephede kafire karşı yalan söylenir. (Kütüb-i Sitte, Cild 14, Hadis No: 5209)

 

Hadîs-i Şerif:

“Harb hiledir.” (Altı Parmak, Sayfa: 719; Mevahib-i Ledünniye, Cild 1, Sayfa: 424; Kütüb-i Sitte, Cild 14, Hadis No: 5209)

 

b- Sözünde durmaz şudur:

Söz verip sözünün üstünde durmaz. Münafıktır.  Yani bir adama söz verir, güvendirir, sonra pişman olur, yahut keyf için yalan söyler, kandırıyorum der. O kimsenin kendini beklediğini düşünmez.

 

c- Emanete hıyanet eder:

Yani emanete hiyanet; emanet Allah'ta var, emanet Resulda var, bir kimse yanına emanet bırakırsa, ona hainlik eder. Ahd-i misakta olan emanete, vaade vefa etmez. Sözde emanettir. Şeyhiyle vaad emanettir. Ondan yalan, yalan çıkmamalıdır, Haktan döner.

 

Evvela Allahu Teala kendi nurundan Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in nurunu yarattı. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in o nurundan Peygamberimizin ruhunu yarattı. Peygamberimizin ruhundan bizim ruhlarımızı yarattı.

Bunlara:

 

(Sure-i Araf, Ayet 172)

- Ben sizin Rabb'ınız değil miyim?

- Gâlû Belâ. Hepsi birden «Beli» (Doğru) Sen bizim Rabb'ımızsın dediler. Yani, Allahu Teala;

- Benim gösterdiğim yoldan ayrılmayacağınıza söz veriyor musunuz? Hepimiz «Gâlû Belâ» diye söz verdik. Vaade vefa etmez demek:

Allah'a karşı vermiş olduğu sözün aksini yapar demektir. Allah'ta olan emanet budur. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Hadibiye'de elden tutup biat verdi. Her peygamber ümmetlerinden ahdi misaktaki ahdi tazeledi. Kur'an'da buna dair çok ayet var. Peygamberimiz de Hadibiye'de tazeledi. Şeyhlerde aynısını Peygamberimize vekaleten tazelediler. Mürşidlere: biat, intisab, inabe, elden tutup biat verme, bunların hepsi evvelki ahdi misakı tazelemektir. Peygamberimizin de, peygamberlerin de şeyhlerinde yaptığı aynıdır. İnabe ile ilgili ayetler: (Sure-i Raad-20, 25; Sure-i Hadid-8; Sure-i Fetih, Ayet 10, 18; Sure-i Mümtehin, Ayet 12.)