ZUHURATİYEY’İ   GEYLANİYE

 

İKİNCİ YEDİ DÖRTLER:

 

(Tezkiyeyi Nefis, Tasfiyeyi Kalp)

 

“Lev salleytüm hatta tekûnü kel hanaya lev sumtü hatta tekûnü kel evtar fema yenfekün illel verâ üş-şâfi”
 

  A B C D
Birinci Sıra Fetva ile amel Takva ile amel Ruhsatı terk etmek Vera ile kemâl bula
İkinci Sıra Alemde rasıhlar nişanı Hakka Tevekkül Halka tevazu Dünyaya zühdü Nefsine mücahedesi

Üçüncü Sıra İnsanda dört cevherler.

Aklı Maadi ile Haya Ruhu Sultani ile iman Ruhu Hayvani İlim cevheridir.
Dördüncü Sıra İnsanda dört ilim.

Şeriat İlmi

Tasavvuf İlmi

Tevhid İlmi

Havâi (şeytâni) İlim
Beşinci Sıra Belâ Sebebleri imtihan için İstikametini imtihan için Derecesi artmak için Dergahından sürmek için Kötü amelinin cezası için
Altıncı Sıra Dünyanın kıyamı sebebi Ulemanın ilmi Fukaranın duası Tacirlerin hayırlısı. Memurların adaleti.
Yedinci Sıra Emniyet edilmeyenler Kışın Güneşi Düşmanın nasihatı Memurların dostluğu Ülfeti nisa (Kadınlar)

(Tezkiyeyi Nefis, Tasfiyeyi Kalp)

 

“Lev salleytüm hatta tekûnü kel hanaya lev sumtü hatta tekûnü kel evtar fema yenfekün illel verâ üş-şâfi”

 

 

 

İKİNCİ YEDİ DÖRTLER- Birinci Sıra:

 

 

  a- Fetva ile amel:

Fetva mucibince amel eder. Şeriatın caiz gördüğü caiz, caiz görmediği caiz değildir. Böyle amel eder, ayrılmaz.

Fetva demek: Bizim dinimizce yapılması ve yapılmaması gereken şeylere dikkat edip çalışmaktır.

 

  b- Takva ile amel:

Takva ehli daha ziyade dikkat edip, fetvada caiz olup, lâkin aslında şüpheli olan sınıflardan sakınmak, Takva halidir. Helâl malından bile çok yemeye sakınır.

Bir insan karnı doyana kadar yiyebilir, helâldır. Bunlar daha fazla ibadet yapıp, Allah'a sevilebilmek için, yemeyi, içmeyi azaltır. Bunlar azalmadan, çok ibadet yapılmaz.

 

  c- Ruhsatı terk etmek:

Ruhsatı terk etmek şudur:

Yani şeriatta ruhsat vardır, yemeye, içmeye ruhsat varken Hak yolunda nefis ile mücahede eder, nefsini ondan keser.

 

  d- Vera ile kemâl bula:

Vera şudur: Helâlından bile sakınır. Daima havfı ilahi kalbinde olduğundan yukarda:

 

Hadîs-i Şerif:

«Siz beliniz bükülünceye kadar namaz kılınız, dudağınız kuruyuncaya kadar oruç tutun» Vera olmadan fayda etmez.

Vera takvadan yüksektir.

 

Hadîs-i Şerif:

«Siz beliniz bükülünceye kadar namaz kılınız, dudağınız kuruyuncaya kadar oruç tutun.» Bunlar Vera ehlinedir.

Vera; Şeyhlik mertebesine yetişmeden, müridliğin en yüksek makamıdır. Şeriat ehli haramdan sakınır. Tarikat ehli hem haramdan, hem şüpheliden sakınır. Vera ehli, haramdan, şüpheliden, bir de helâldan sakınır. Karnını doyurana kadar yemek helal,  yatsı namazından sabaha kadar uyumak, helal. Beş vakit namazı kılarsan diğer nafile namazlara mecburi değilsin. Bir ay ramazan orucunu tutarsan diğer aylarda yiyebilirsin. Vera ehlini gördüğün zaman ya zikreder, ya fikreder yani Allah'ı düşünür. Ağzı oruçlu, dudakları kurumuş, benzi sarı görürsün. Biraz evvel saydığımız mübah olan, helâl olan dediğimiz her şeyi kendisine haram eder. Kat kat ziyadesi ile fazlasını yapar.

Şeriat der:           Şu senindir şu benim

Tarikat der:         Hem senindir hem benim

Hakikat der:        Ne senindir ne benim.

 

Kaside:

Şirin olur sözleri,                                  Gündüzleri olur sâim,

Hakka geçer nazları,                            Geceleri olum kaim,

Nurlanır benizleri,                                İstekleri Haktır daim

Allah'ı sevenlerin.                                 Allah'ı seven aşıkların.

 

Dünyaya bakmaz gözleri,                     Elden kor mülk ile malı

Zikrullah olur sözleri,                           Terk eder, ehl-i ayalı

Topraktır yerde yüzleri,                       Mevlası ile olur halı,

Allah'ı seven aşıkların.                         Allah'ı seven aşıkların.

 

                          Seyid Nizamoğlu yine,

                          Hakka gider, döne döne,

                          Kül olmuşlar yana yana,

                          Allah'ı seven aşıkların.

                                                 Seyyid NİZAMOĞLU.

 

Kaside de terk ederler ehl-i ayalı dediği yüz binde bir Yunus Emre gibi her şeyi terk edip şeyhin kapısında çalışanlar olmuş ama ekserisi evinde çoluk-çocuğunun içinde oturup, çalışmışlardır.

 

Bir Kurmay Bnb. bir Müftü'ye sorar:

- Mevlidte geçen:

Sadrı Nûrundan karanlık geceler,

Yolda yürürdü yiğitler kocalar.

 

bu sözler doğru mudur? Müftü:

- Evet, der. Binbaşı tekrar sorar:

İnci dişleri şuâından gece,

İğne düşse bulunurdu ey hoca.                                               

 

bu sözler de doğru mu?

- Evet, der Binbaşı bir kitap çıkarıp okuyor:

- Hz. Aişe; “Gece kalktım. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)  yanımda yoktu. Aradım, ışık da sönmüştü. Nerede olduğunu da bilemiyordum. Elimle ararken elime Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in topuğu değdi. (Sünen-i ibn-i Mace, Cild 10, Hadîs No: 3841) Anladım ki namazda Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) selâm verdikten sonra bana (Hazreti Aişe Validemize) sordu:

- Ne arıyorsun? Ben [Hz. Aişe (Radiyallahu anhu)]:

- Seni arıyorum, dedim. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Ben kimi arıyorum, sen kimi arıyorsun? Sen, beni arıyorsun. Ben, beni yaratan Rabb'ımı arıyorum. O'nun huzurunda namaza duruyorum.”  buyurdu.

İşte malı-mülkü terkedip Mevlâsı ile hâlı oluyor. Allahu Teâlâ' nın sevgisi, dünya malından, ev ailesinden, çoluk çocuk sevgisinden her şeyden fazla oluyor. Yani herkes yattıktan sonra kendisi kalkar, gecelerin yarısında ibadet eder. Kendinin namaza kalktığını ailesi de bilmiyor. Öyle olması lâzım. Hz. Aişe Validemiz:

- Yâ Resûlullah! Allahu Teâlâ, senin evvel-âhir, gelmiş-gelecek günahlarını affettiğini vaad ediyor. Niçin gece kalkıp ibadet ediyorsun? dedim. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu:

- Yâ Aişe! Sen bu geceyi bilir misin? Bu gece bin aydan hayırlı olan gecedir. [Sure-i Kadir, Ayet 3; Sahih-i Buhari Tecrîd-i Sarih, Cild 6, Sayfa: 313-314; Kütüb-i Sitte, Cild 4, Hadis No: 9 (876)]

[Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) gece kalkıp ibadet edince, bizim de ibadet etmemiz lâzımdır.]

Yukarıdaki hadîsi okuyan Binbaşı:

- Yâ Göğsünden ve dişlerinden nur fışkırdığı» (Şevahidü'n-Nübüvve, Sayfa: 196)  yalan, ya da “topuğuna elim değince bildim ki namazda” dediği yalan, diyor. Bu konunun açıklanmasını istiyor. Bu hususta müsbet cevap alamayınca pek çok yerlere soruyor. Binbaşı oralardan da tatmin edici bir cevap alamıyor. O cemaatte hazır bulunan bir ihvan kardeşimiz:

- Ben bunun cevabını getiririm, diyor. Soruyu bir kağıda yazıp kendisine veriyorlar. İhvan kardeşimiz o soruyu Bilâl Babama getiriyor. Bilâl Babam sorunun cevabını yazıp tekrar kendisine veriyor.

Bilâl Babam o soruyu şöyle açıklıyor:

- Allahu Teâlâ Hz.'nin 99 Esma-ül Hüsnası vardır. Bunların hepsi ile Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e tecelli ederdi. Allahu Teâlâ'nın Rahman ve Rahiym isimleri nurdur. Allahu Teâlâ o isimlerle tecelli edince Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) çok nurlu olurdu. Kahhar, Cebbar isimleri zulumattır, karanlıktır. Onlarla tecelli ettiği zaman da Allahu Teâlâ kahrı ile tecelli edince, zulumat ve karanlık olurdu. “Karanlıktı, kendisini görmedim, topuğuna elim değince bildim” dediği Kahhar-Cebbar isimlerinin tecelli ettiği zamandı. “Göğsünün nurundan herkes yürürdü” dediği Allahu Teâlâ'nın Rahman ve Rahiym ismi ile tecelli etmesidir, diyor.

 

(Râmûz-ul Ehâdîs (30. Bölüm), Hadîs No: 552)

“Gece karanlığında, gündüzün ışığında gördüğü gibi, görürdü.”

Binbaşı o zaman kabulleniyor ve tatmin oluyor.

İşte terk eder, ehl-i ayalı dediği ailesi uyur, ailesinin de haberi olmaz. Gece kalkar namazla, tesbihle, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in yaptığı gibi yapar dua eder. Yoksa ailesinin yatağını terk eder demek değildir.

 

 

İKİNCİ YEDİ DÖRTLER- İkinci Sıra:

Alemde Rasıhlar Nişânı

 

  a- Hakka tevekkül olur:

Hakka tevekkül şudur: Allahu Teala'ya rızk için katiyyen gam çekmez, iki taşın arasında da olsa rızkım nereden gelir, demez. Mutmainne işareti budur. Mutmainneye varmayan ilimde rasıh değildir.

 

  b- Halka tevazu şudur:

Fukaralar ile çok sohbet eder. Fukaraya çok hürmet eder.

 

(Sure-i Maide, Ayet 54)

(Kafirlere yüksek, mü'minlere engin olur.)

 

(Sure-i Fetih, Ayet 29)

Kafirlere karşı şiddetli olur. Mü'minlere karşı gönlü engin olur.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) her üç, dört ayda bir:

- «Ey ümmeti ashabım! Allah için sizi harbe davet ediyorum der. Ata biner, kılıcı havaya kaldırır.

 

Hadîs-i Şerif:

«Allah her peygamberin rızkını bir yerden verdi. Benim rızkımıda bu kılıcın altından verdi. (Ramuzu'l-Ehadis, Hadis Ho: 3068) Vuracağım kafiri, alacağım malını, yiyeceğim. Ya müslüman olsunlar, ya harb olacak.»

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ömrünün son senelerinde kafir beyleri, kralları korkularından barış için elçiler gönderirler. Her gün yirmi, yirmibeş elçi kabul edilirdi. Bunların bir kısmı ile bir kaç seneliğine sulh imzalanır. Her sene için peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e fidye, para ve haraç öderlerdi. Bir kısmının barış teklifini kabul etmez, harb ederdi. Mute harbinden sonra devamlı zaferden zafere koşup, Arap yarımadasını tüm müslüman etti. Son veda haccını yüzyirmi dört bin kişi ile tavaf etti.

 

Hadîs-i Şerif:

«Bana üç şeyde yetişemezsiniz. Sahavette, Şecaatta, Cima'da demiştir. (Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 4013)

 

c- Dünyaya zühtü şudur:

  Dünyayı ve ehl-i dünyayı kendinden uzak eder, dünya malından sakınır. Dünya malına meyil etmeyip ondan kesilmektir. Allah'a o kadar güvenir ki dünya malı hep kendinin bilir. Böyle güvenemiyen alim değildir.

 

Çünkü Kur'an-ı Kerim'de nice yerlerde rızgı veren, bollaştıran, darlaştıran, Allah olduğu, Allah yoluna verilen malın artacağı bire on, yüz, yediyüz, bin vereceği ayetlerine güvenir. Oraya varamayan ne kadar inandım, güvendim, yapıyorum dese yapamaz, eksiktir, noksandır. Allah tarafına kalbi açılanın eli cömertliğe açılır.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e sordular:

- O dediğin Mürşid-i Kâmili nesinden bilelim? Buyurdu ki:

 

Hadîs-i Şerif:

Cömertliğinden ve müslümanlara bol nasihatından bilirsiniz. (Mevahib-i Ledünniyye, Cild 1, Sayfa: 778-779)

 

Doğru yola gittin ise,

Şeyh eteğin tuttun ise,

Bir hayırda ettin ise,

Birine bindir az değil.

 

                          Yunus bu sözleri çatar,

                          Sanki balı yağa katar,

                          Halka metaını satar,

                          Yükü cevahirdir, tuz değil.

                                      Yunus EMRE.

 

d- Nefsine mücahedesi:

“Mücahede görmek getirir.” Şart üçtür, az yemek, az söylemek, az uyumak, nefsine hoş gelenleri terk ve istemediklerini yapmaktır.

Mücahede: Uğraşmak, harb etmek, nefisle harb etmek, Rabb'ını tam bilip, tam anlayıp, onun hikmetlerini, esrarlarını görmek getirir, demektir.

 

 

İKİNCİ YEDİ DÖRTLER- Üçüncü Sıra:

İnsanda dört cevherler.

 

a- Akl-i Maadi ile Haya:

Öyle bir cevherdir ki, akl-i maadi Hak yoluna ve Hakka yarar işleri bildirir. Haya bir cevherdir ki; kimde ise Hak ondan razı olur.

 

b- Rûhu Sultanı ile iman:

Ruhu Sultani odur ki; insanın vücudunda iki sultan vardır. Biri ruhu sultani, biri ruhu hayvanidir. Ruhu Sultani vücuda malik olursa Hakk'a aşıktır. İnsanı Hakk'a çeker.

 

  c- Ruhu Hayvani:

Aynı hayvandır. İnsanın bindiği at gibi, atın üzerine binen ne kadar kâmil ise de at hayvandır. (Kaparda, deperde) Büyük adama hayvanın öyle etmesi noksanlık vermez. Atına sahib olmak borcudur. Ruhu hayvaniyi tutan imandır.

 

 d- İlim Cevheri:

İlim bir cevherdir. Rıza-i Hakk'ı tanıtır ve Hakk'ı bildirir. Hakk'ı bilenler ilim ile bilmişlerdir. İlim üçtür:

              1- Şeriat ilmi

              2- Tarikat ilmi

              3- Tevhid ilmi.

Bir müşkilde bu üç ilmi tatbik etmelidir.

 

 

İKİNCİ YEDİ DÖRTLER- Dördüncü Sıra:

İnsanda dört ilim

 

a- Şeriat İlmi:

  Bu ilim Kur'an-ı Kerim ve Hadîs-i şeriften alınmış imamların ihrac edip sünnet, icma-i ümmet, kıyası fukahadır. Bundan hariç söyleyen ve işleyen münafıktır. Cümlesinin cem'i budur.

 

b- Tasavvuf İlmi:

  Tarikatta hal ile bilinen ilimdir. Bu haldan ibarettir. Dil ile söylenmez, söylenenlerin cümlesi şeriattır. Biz tarikatı yine şeriatla bileceğiz. Cümlesini bilen şeriattır. Bunda cümlesi vardır.

 

c- Tevhid ilmi:

  Tevhid ilmi: «Lâ ilahe illallah» ilmidir. Hazreti Pir'e şeytan ben sizin Rabb'ınızım dediğinde red eyledi. Sordular:

- Neden bildin?

- Üç ilimle bildim:

 

1- Şeriat ilmi ile; Allah kuluna şer'a muhalif söylemez ve işaret eylemez, bu şer'a muhalif söyledi.

2- Tasavvufda; Hakkı görenler mekansız görürler. Bu mekan     gösterdi.

3- Tevhid ilmi; Hakk'ın söylemesi, harfsiz, savtsız olur. Bu harf, savt ile söyledi.

 

Hazreti Pir'e şeytan yüksek bir yerde, yeşil elbise giymiş insan suretinde:

-  Ya AbdulKadir! Ben senin Rabb'ınım. Sana orucu helâl kıldım diyor. Yüksek bir yerde tahtın üzerinde söylüyor. Herkes inanıyor. İnandıracak şekilde söylüyor. Allah'ın söylemesinde harf, savt ve  yön olmaz. Harf, savt, yön olursa o söz Allah'dan değildir.

 

Mevlid-i Şerif'te:

Bi hurufu lafzı savt ol padişah

Mustafa'ya söyledi bi iştibah.

Peygamberimizin Allahu Teala ile konuşması da harfsiz, yönsüz oluyor. Harf ağızdan çıkar. Allahu Teala her yerde olunca senin kalbiyin içinde de var. Olmadığı yer yok. Bunun için yönde olmaz. Yön olabilmesi için bir tarafta olup, diğer yerlerde olmaması lazımdır.

 

d- Havâ-i (Şeytanî) İlim:

  Bunun Hak'dır diye söylediği şeytanîdir. Bu ilmin sahibi şeriata hor bakarak ibadet eder. Şeriata hor baktığı için Cenab-ı Hak onu şeytana havale eder. Kendi gibi hor bakanları şeytana tabi eyler.

Kendi de şeytana tabi olduğu için hali ile kendine tabi olan şeytana tabi olmuş olur.

 

 

İKİNCİ YEDİ DÖRTLER:  Beşinci Sıra:

Belâ sebebleri:

 

a- İstikametini imtihan için:

  İstikametini imtihan şudur: Nefsin keramet ister. Allah istikamet ister. İstikametinden ayrılır mı? diye belâ ile imtihan eder.

 

Hadîs-i Şerif:

“Belânın hayırlısı ol belâdır ki sahibini tebdil etmeye.”

İstikametini imtihan için olan, Allah yolunda çalışana, Allahu Teala imtihan edip derecesini artırmak için belâ verir.

 

Meşakkat çekmeyen bulmaz terakki

Belâsız vuslatı canan olunmaz.

 

                          Dert çekmede Eyyub ol

                          Gam çekmede Yakub ol

                          Yusuf gibi mahbub ol.

                          Kenan'a erem dersen.

 

*  *  *

 

Ey sanem noldun cana kasdin var

Bağrımı deldin kana kasdin var

 

                          Başım önünde çevkan elinde

                          Çalmadan gayri ya ne kasdin var.

 

Tîğ-ı gamzenle doğradın bağrım

Cism u canı kurbana kasdin var.

 

                          Onmadık başım kavgaya saldın

                          Padişahım seyrana kasdin var.

 

Beni gör n'oldum sararıp soldum.

Vaslın umarken hicrana kasdin var.

 

                          Bu vücudumu odlara yaktın

                          Ben de bildim büryana kasdin var.

 

Bu Niyazi'yi ağlattığından

Anlanur kim ihsana kasdin var.

                                                 Niyazi MISRİ.

 

b- Derecesi artmak için:

  İnsan ibadetle bir dereceye varır. Oraya kadar varabilir. O dereceden ileriye belâ çekmeden geçilmez.

 

(Sure-i Enfal, Ayet 17)

(Güzel bir imtihan ile imtihan etmek için) dediği budur.

 

c- Dergahından sürmek için:

  Dergahından sürmek için olan belâ sebebi ile Allahu Teala o kulu kendinden uzaklaştırır. Bir kimse ibadet eder, Allah'ı zikreder ve dergahına yakınlık bulur. Sonra Hakk'a yaramaz işlerde bulunur. Allah hayrı, şerri birbirine karıştırmayı sevmez.

 

Dergahından sürmek için olan belâ: İbadet yapar, Allah'a yakınlık kazanır, Allah'a sevilir. Sonunda Allah'ın gadabını kazanacak şekilde kötü amelde bulunur. Tarikat meşayıhlarından (Bel'am ibn-i Baura ve Barsisa) çok büyük evliya olmuş iken, kötü amellerinin karşısında imansız gidip, cehennemlik olmuşlardır. İyi amelleri vardı, ama kötü amelle karıştırdı. Halk Tabiri «Minareden düşenin parçası bulunur, gözden düşenin parçası bulunmaz.» Gözden dediği en fazla Allah'ın nazarından düşen, ibliste melâikelere hoca idi. Ama Allah nazarından düşünce murtad (merdud) oldu.

 

d- Kötü amelin cezası:

  Fakirleri; ya yetimleri, yahut mazlumu incitmiş olur. Kötü amelde bulunur. Onun cezasıdır. Bir kimse bir belâya düşünce her ne kıyafette ise belâ sonunda yine o kıyafette olursa hayırlıdır.

 

Kötü amelin cezası, fakiri, yetimi, mazlumu incitmektir. Kur'an-ı Kerim'de fakire, yetime, mazluma, garibe hürmet etmektir. Onların gönlünü almak, yedirmek, içirmek, onlara infak etmek, fitre, zekat, sadaka gibi şeyleri verdikten sonra fazladan onlara yiyeceğinden vermektir. Bu dünyada yetime elbise giydirene mahşerde Allah elbise giydirecek, diğerleri çıplak kalkar. Bunlara malının kırkta birini zekat olarak vermezsen cehennemliksin. Ne kadar fazla verirsen, o kadar Allah'a sevilirsin. Hele onlara verilecek hayrı, şunu bunu bahane edip vermez veya kendi alır veya elle, dille onu incitirsen, her ne kadar ibadetçi olursan ol, o kötü amelinin karşılığında cehennemde muhakkak yanarsın. Bu dünyada da Allah sana yine belâ verir. Belâ'nın en hayırlısı üzerine belâ gelir, geçer. Hasta ise, felç ise, diğer başka sıkıntı ise gelip geçici olur. Belâ gelir, geçer, üzerinde hiç bir iz bırakmaz. Sıhhati, aklı, zekası, ilmi hasılı benzeri iyilikler olur. Kendini tanımayanlar tanır, tanıyanlar daha iyi tanır. Mü'minler tarafından sevilmesi gittikçe artar. Bu belâ hayırlı belâdır. Bütün peygamberler ve evliyalar böyle olmuşlardır. Hayırsız belâ üzerinde iz bırakır. Aklı, sıhhati evvelki gibi olmaz. Kendini seven müslümanlar soğur. Kendinin evvelki ibadeti, itikadı değişir, anormalleşir. Bu belâ hayırsızdır. Bu da ikiye ayrılır.

1- Allah ahirette çekeceği cezayı bu dünyada çektirir. Ahirete cezasız çıkar.

2- Bu dünyada cezayı çektirir, ahirette devam ettirir. Maazallah belki de imansız gider.

Kıyafeti evvelce düzgün değildi. Tarikata girdi kıyafetini düzeltti. Saç, sakal, bıyık sünnetlerini, elbise giyim sünnetlerini, sünnete uygun şekilde yaptı. Eğer kıyafetini bozdu ise şahsi görünüşü, giyimi islama uygun olmayacak şekilde sünnetlerin yerine bid'atları doldurdu.

 

 

İKİNCİ YEDİ DÖRTLER- Altıncı Sıra:

Dünyanın Kıyamı Sebebi

 

a- Ülemanın ilmi:

  Ülemanın ilmi olmaz, yani yeryüzünde ülema kalmaz ise dünyadan dîn kalkar. Dünyanın direği dindir. Dîn olmaz ise dünya yıkılır.

 

b- Fukaranın Duası:

  Fukara dervişler vardır, Allahu Teala'yı gece gündüz zikrederler. Zikir meclislerinde veya tenhada ibadethanelerinde her zaman dîni islama ve ümmeti Muhammede dua ederler. Bunların duası olmasa dünya yıkılır.

 

c- Tacirlerin hayırlısı:

  Yani ehl-i ticarettir, ehl-i ticaret olmasa dünyada iş dönmez. Ümmeti Muhammedin aradığı onlar vasıtasıyla bulunur. Camiler ve mescidler gibi.

 

d- Memurların Adaleti:

  Adaletle hükümet devam eder. Adalet olmaz ise hükümet de yıkılır, dünya da yıkılır.

 

Hadîs-i Şerif:

“Küfür devam eder amma zülüm devam etmez.”

 

 

İKİNCİ YEDİ DÖRTLER- Yedinci Sıra:

Emniyet edilmeyenler

 

a- Kışın Güneşi:

  Şemsi şita, kışın güneşi ne kadar açık olsa güvenilmez. Bu misaldir. Her kara günlerde bu böyledir. Yani bir kimse belâya düşünce şiddetler birbirini takib eder.

 

b- Düşmanın nasihatı:

  Nasihi Adu, düşmanın nasihatı şudur: Düşman düşmana doğru söylemez. Ahmak inanır, bu misaldir. Nefis, şeytan düşmandır. İnsan zikir ederken, ibadet ederken şeytan karışmaz diyen ya şeytan, ya da nefistir, ahmaklar böyle zannederler.

 

c- Memurların dostluğu:

  Müsahabeti ümera, memurlarla dostluk ederler. Emniyet etseler ahmaktırlar. Enayi ahmaklar inanırlar. Bu misaldir. Nefsine inanan, güvenen aynı böyledir. Katiyyen inanılmaz çünkü hayvandır.

 

d- Ülfet-i Nisa (Kadınlar):

Kadınlar ile ülfet etmesine emniyet edilmez. Yani kadınlar ile ülfet eden, onlara yol gösteren, onlara kapılmaktan sakına. Misal: Dünya ile olan dünyaya kapılmaktan sakınsın, evini başına yıkar.