ZUHURATİYEY’İ GEYLANİYE
İKİNCİ YEDİ DÖRTLER:
(Tezkiyeyi
Nefis, Tasfiyeyi Kalp)
“Lev salleytüm
hatta tekûnü kel hanaya lev sumtü hatta tekûnü kel evtar fema yenfekün illel
verâ üş-şâfi”
| A | B | C | D |
| Birinci Sıra |
Fetva ile amel |
Takva ile amel |
Ruhsatı terk etmek |
Vera ile kemâl bula |
| İkinci Sıra Alemde
rasıhlar nişanı |
Hakka Tevekkül |
Halka tevazu |
Dünyaya zühdü |
Nefsine mücahedesi |
|
Üçüncü Sıra İnsanda dört cevherler. |
Aklı Maadi ile Haya |
Ruhu Sultani ile iman |
Ruhu Hayvani |
İlim cevheridir. |
| Dördüncü Sıra İnsanda
dört ilim. |
Şeriat İlmi |
Tasavvuf İlmi |
Tevhid İlmi |
Havâi (şeytâni) İlim |
| Beşinci Sıra Belâ
Sebebleri imtihan için |
İstikametini imtihan için |
Derecesi artmak için |
Dergahından sürmek için |
Kötü amelinin cezası için |
| Altıncı Sıra Dünyanın
kıyamı sebebi |
Ulemanın ilmi |
Fukaranın duası |
Tacirlerin hayırlısı. |
Memurların adaleti. |
| Yedinci Sıra Emniyet
edilmeyenler |
Kışın Güneşi |
Düşmanın nasihatı |
Memurların dostluğu |
Ülfeti nisa (Kadınlar) |
(Tezkiyeyi
Nefis, Tasfiyeyi Kalp)
“Lev salleytüm
hatta tekûnü kel hanaya lev sumtü hatta tekûnü kel evtar fema yenfekün illel
verâ üş-şâfi”
İKİNCİ YEDİ DÖRTLER- Birinci Sıra:
a- Fetva ile amel:
Fetva
mucibince amel eder. Şeriatın caiz gördüğü caiz, caiz görmediği caiz değildir.
Böyle amel eder, ayrılmaz.
Fetva demek: Bizim dinimizce yapılması ve yapılmaması
gereken şeylere dikkat edip çalışmaktır.
b- Takva ile amel:
Takva
ehli daha ziyade dikkat edip, fetvada caiz olup, lâkin aslında şüpheli olan
sınıflardan sakınmak, Takva halidir. Helâl malından bile çok yemeye sakınır.
Bir insan karnı doyana kadar yiyebilir, helâldır.
Bunlar daha fazla ibadet yapıp, Allah'a sevilebilmek için, yemeyi, içmeyi
azaltır. Bunlar azalmadan, çok ibadet yapılmaz.
c- Ruhsatı terk etmek:
Ruhsatı terk
etmek şudur:
Yani
şeriatta ruhsat vardır, yemeye, içmeye ruhsat varken Hak yolunda nefis ile
mücahede eder, nefsini ondan keser.
d- Vera ile kemâl bula:
Vera
şudur: Helâlından bile sakınır. Daima havfı ilahi kalbinde olduğundan yukarda:
Hadîs-i Şerif:
«Siz
beliniz bükülünceye kadar namaz kılınız, dudağınız kuruyuncaya kadar oruç
tutun» Vera olmadan fayda etmez.
Vera takvadan yüksektir.
Hadîs-i Şerif:
«Siz beliniz bükülünceye kadar namaz kılınız,
dudağınız kuruyuncaya kadar oruç tutun.» Bunlar Vera ehlinedir.
Vera; Şeyhlik mertebesine yetişmeden, müridliğin en
yüksek makamıdır. Şeriat ehli haramdan sakınır. Tarikat ehli hem haramdan, hem
şüpheliden sakınır. Vera ehli, haramdan, şüpheliden, bir de helâldan sakınır.
Karnını doyurana kadar yemek helal,
yatsı namazından sabaha kadar uyumak, helal. Beş vakit namazı kılarsan
diğer nafile namazlara mecburi değilsin. Bir ay ramazan orucunu tutarsan diğer
aylarda yiyebilirsin. Vera ehlini gördüğün zaman ya zikreder, ya fikreder yani
Allah'ı düşünür. Ağzı oruçlu, dudakları kurumuş, benzi sarı görürsün. Biraz
evvel saydığımız mübah olan, helâl olan dediğimiz her şeyi kendisine haram
eder. Kat kat ziyadesi ile fazlasını yapar.
Şeriat der: Şu
senindir şu benim
Tarikat der: Hem senindir hem benim
Hakikat der: Ne senindir ne benim.
Kaside:
Şirin olur sözleri, Gündüzleri
olur sâim,
Hakka geçer nazları, Geceleri olum kaim,
Nurlanır benizleri, İstekleri Haktır
daim
Allah'ı sevenlerin. Allah'ı seven
aşıkların.
Dünyaya bakmaz gözleri, Elden kor mülk ile malı
Zikrullah olur sözleri, Terk eder, ehl-i
ayalı
Topraktır yerde yüzleri, Mevlası ile olur halı,
Allah'ı seven aşıkların. Allah'ı seven
aşıkların.
Seyid
Nizamoğlu yine,
Hakka
gider, döne döne,
Kül
olmuşlar yana yana,
Allah'ı
seven aşıkların.
Seyyid
NİZAMOĞLU.
Kaside de terk ederler ehl-i
ayalı dediği yüz binde bir Yunus Emre gibi her şeyi terk edip şeyhin kapısında
çalışanlar olmuş ama ekserisi evinde çoluk-çocuğunun içinde oturup,
çalışmışlardır.
Bir Kurmay Bnb. bir Müftü'ye
sorar:
- Mevlidte geçen:
Sadrı Nûrundan karanlık geceler,
Yolda yürürdü yiğitler kocalar.
bu sözler doğru mudur? Müftü:
- Evet, der. Binbaşı tekrar
sorar:
İnci dişleri şuâından gece,
İğne düşse bulunurdu ey hoca.
bu sözler de doğru mu?
- Evet, der Binbaşı bir kitap
çıkarıp okuyor:
- Hz. Aişe; “Gece kalktım.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)
yanımda yoktu. Aradım, ışık da sönmüştü. Nerede olduğunu da
bilemiyordum. Elimle ararken elime Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in
topuğu değdi. (Sünen-i ibn-i Mace, Cild 10, Hadîs No: 3841) Anladım ki namazda
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) selâm verdikten sonra bana (Hazreti
Aişe Validemize) sordu:
- Ne arıyorsun? Ben [Hz. Aişe
(Radiyallahu anhu)]:
- Seni arıyorum, dedim.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):
- Ben kimi arıyorum, sen kimi
arıyorsun? Sen, beni arıyorsun. Ben, beni yaratan Rabb'ımı arıyorum. O'nun
huzurunda namaza duruyorum.” buyurdu.
İşte malı-mülkü terkedip Mevlâsı
ile hâlı oluyor. Allahu Teâlâ' nın sevgisi, dünya malından, ev ailesinden,
çoluk çocuk sevgisinden her şeyden fazla oluyor. Yani herkes yattıktan sonra
kendisi kalkar, gecelerin yarısında ibadet eder. Kendinin namaza kalktığını
ailesi de bilmiyor. Öyle olması lâzım. Hz. Aişe Validemiz:
- Yâ Resûlullah! Allahu Teâlâ,
senin evvel-âhir, gelmiş-gelecek günahlarını affettiğini vaad ediyor. Niçin
gece kalkıp ibadet ediyorsun? dedim. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)
buyurdu:
- Yâ Aişe! Sen bu geceyi bilir misin? Bu gece bin
aydan hayırlı olan gecedir. [Sure-i Kadir, Ayet 3; Sahih-i Buhari Tecrîd-i
Sarih, Cild 6, Sayfa: 313-314; Kütüb-i Sitte, Cild 4, Hadis No: 9 (876)]
[Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) gece
kalkıp ibadet edince, bizim de ibadet etmemiz lâzımdır.]
Yukarıdaki hadîsi okuyan Binbaşı:
- Yâ Göğsünden ve dişlerinden nur fışkırdığı»
(Şevahidü'n-Nübüvve, Sayfa: 196) yalan,
ya da “topuğuna elim değince bildim ki namazda” dediği yalan, diyor. Bu konunun
açıklanmasını istiyor. Bu hususta müsbet cevap alamayınca pek çok yerlere
soruyor. Binbaşı oralardan da tatmin edici bir cevap alamıyor. O cemaatte hazır
bulunan bir ihvan kardeşimiz:
- Ben bunun cevabını getiririm, diyor. Soruyu bir
kağıda yazıp kendisine veriyorlar. İhvan kardeşimiz o soruyu Bilâl Babama
getiriyor. Bilâl Babam sorunun cevabını yazıp tekrar kendisine veriyor.
Bilâl Babam o soruyu şöyle açıklıyor:
- Allahu Teâlâ Hz.'nin 99 Esma-ül Hüsnası vardır.
Bunların hepsi ile Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e tecelli ederdi.
Allahu Teâlâ'nın Rahman ve Rahiym isimleri nurdur. Allahu Teâlâ o isimlerle
tecelli edince Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) çok nurlu olurdu.
Kahhar, Cebbar isimleri zulumattır, karanlıktır. Onlarla tecelli ettiği zaman
da Allahu Teâlâ kahrı ile tecelli edince, zulumat ve karanlık olurdu.
“Karanlıktı, kendisini görmedim, topuğuna elim değince bildim” dediği
Kahhar-Cebbar isimlerinin tecelli ettiği zamandı. “Göğsünün nurundan herkes
yürürdü” dediği Allahu Teâlâ'nın Rahman ve Rahiym ismi ile tecelli etmesidir,
diyor.
(Râmûz-ul Ehâdîs (30. Bölüm), Hadîs No: 552)
“Gece karanlığında, gündüzün ışığında gördüğü gibi,
görürdü.”
Binbaşı o zaman kabulleniyor ve tatmin oluyor.
İşte terk eder, ehl-i ayalı dediği ailesi uyur,
ailesinin de haberi olmaz. Gece kalkar namazla, tesbihle, Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'in yaptığı gibi yapar dua eder. Yoksa ailesinin
yatağını terk eder demek değildir.
İKİNCİ YEDİ DÖRTLER- İkinci Sıra:
Alemde Rasıhlar
Nişânı
a- Hakka tevekkül olur:
Hakka
tevekkül şudur: Allahu Teala'ya rızk için katiyyen gam çekmez, iki taşın
arasında da olsa rızkım nereden gelir, demez. Mutmainne işareti budur.
Mutmainneye varmayan ilimde rasıh değildir.
b- Halka tevazu şudur:
Fukaralar
ile çok sohbet eder. Fukaraya çok hürmet eder.
(Sure-i Maide,
Ayet 54)
(Kafirlere
yüksek, mü'minlere engin olur.)
(Sure-i Fetih, Ayet 29)
Kafirlere karşı şiddetli olur. Mü'minlere karşı gönlü
engin olur.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) her üç,
dört ayda bir:
- «Ey ümmeti ashabım! Allah için sizi harbe davet
ediyorum der. Ata biner, kılıcı havaya kaldırır.
Hadîs-i Şerif:
«Allah her peygamberin rızkını bir yerden verdi.
Benim rızkımıda bu kılıcın altından verdi. (Ramuzu'l-Ehadis, Hadis Ho: 3068)
Vuracağım kafiri, alacağım malını, yiyeceğim. Ya müslüman olsunlar, ya harb
olacak.»
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ömrünün
son senelerinde kafir beyleri, kralları korkularından barış için elçiler
gönderirler. Her gün yirmi, yirmibeş elçi
Hadîs-i Şerif:
«Bana üç şeyde yetişemezsiniz. Sahavette, Şecaatta,
Cima'da demiştir. (Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 4013)
c- Dünyaya zühtü
şudur:
Dünyayı ve ehl-i dünyayı kendinden uzak eder,
dünya malından sakınır. Dünya malına meyil etmeyip ondan kesilmektir. Allah'a o
kadar güvenir ki dünya
Çünkü Kur'an-ı Kerim'de nice yerlerde rızgı veren,
bollaştıran, darlaştıran, Allah olduğu, Allah yoluna verilen malın artacağı
bire on, yüz, yediyüz, bin vereceği ayetlerine güvenir. Oraya varamayan ne
kadar inandım, güvendim, yapıyorum dese yapamaz, eksiktir, noksandır. Allah
tarafına kalbi açılanın eli cömertliğe açılır.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e sordular:
- O dediğin Mürşid-i Kâmili nesinden bilelim? Buyurdu
ki:
Hadîs-i Şerif:
Cömertliğinden ve müslümanlara bol nasihatından
bilirsiniz. (Mevahib-i Ledünniyye, Cild 1, Sayfa: 778-779)
Doğru yola gittin ise,
Şeyh eteğin tuttun ise,
Bir hayırda ettin ise,
Birine bindir az değil.
Yunus
bu sözleri çatar,
Sanki balı yağa katar,
Halka
metaını satar,
Yükü
cevahirdir, tuz değil.
Yunus
EMRE.
d-
Nefsine mücahedesi:
“Mücahede görmek getirir.” Şart üçtür, az yemek, az
söylemek, az uyumak, nefsine hoş gelenleri terk ve istemediklerini yapmaktır.
Mücahede: Uğraşmak, harb etmek,
nefisle harb etmek, Rabb'ını tam bilip, tam anlayıp, onun hikmetlerini,
esrarlarını görmek getirir, demektir.
İKİNCİ YEDİ DÖRTLER- Üçüncü Sıra:
İnsanda
dört cevherler.
a- Akl-i Maadi
ile Haya:
Öyle bir cevherdir ki, akl-i maadi Hak yoluna ve Hakka
yarar işleri bildirir. Haya bir cevherdir ki; kimde ise Hak ondan razı olur.
b-
Rûhu Sultanı ile iman:
Ruhu Sultani odur ki; insanın vücudunda iki sultan
vardır. Biri ruhu sultani, biri ruhu hayvanidir. Ruhu Sultani vücuda malik
olursa Hakk'a aşıktır. İnsanı Hakk'a çeker.
c- Ruhu Hayvani:
Aynı hayvandır. İnsanın bindiği at gibi, atın üzerine
binen ne kadar kâmil ise de at hayvandır. (Kaparda, deperde) Büyük adama hayvanın
öyle etmesi noksanlık vermez. Atına sahib olmak borcudur. Ruhu hayvaniyi tutan
imandır.
d- İlim Cevheri:
İlim bir cevherdir. Rıza-i Hakk'ı tanıtır ve Hakk'ı
bildirir. Hakk'ı bilenler ilim ile bilmişlerdir. İlim üçtür:
1- Şeriat ilmi
2- Tarikat ilmi
3- Tevhid ilmi.
Bir
müşkilde bu üç ilmi tatbik etmelidir.
İKİNCİ YEDİ DÖRTLER- Dördüncü Sıra:
a-
Şeriat İlmi:
Bu ilim Kur'an-ı
Kerim ve Hadîs-i şeriften alınmış imamların ihrac edip sünnet, icma-i ümmet,
kıyası fukahadır. Bundan hariç söyleyen ve işleyen münafıktır. Cümlesinin cem'i
budur.
b-
Tasavvuf İlmi:
Tarikatta hal ile
bilinen ilimdir. Bu haldan ibarettir. Dil ile söylenmez, söylenenlerin cümlesi
şeriattır. Biz tarikatı yine şeriatla bileceğiz. Cümlesini bilen şeriattır.
Bunda cümlesi vardır.
c-
Tevhid ilmi:
Tevhid ilmi: «Lâ
ilahe illallah» ilmidir. Hazreti Pir'e şeytan ben sizin Rabb'ınızım dediğinde
red eyledi. Sordular:
-
Neden bildin?
- Üç
ilimle bildim:
1- Şeriat ilmi ile; Allah kuluna şer'a muhalif söylemez ve
işaret eylemez, bu şer'a muhalif söyledi.
2- Tasavvufda; Hakkı görenler mekansız görürler. Bu
mekan gösterdi.
3- Tevhid ilmi; Hakk'ın söylemesi, harfsiz, savtsız olur.
Bu harf, savt ile söyledi.
Hazreti Pir'e şeytan yüksek bir yerde,
yeşil elbise giymiş insan suretinde:
- Ya AbdulKadir! Ben senin Rabb'ınım. Sana
orucu helâl kıldım diyor. Yüksek bir yerde tahtın üzerinde söylüyor. Herkes
inanıyor. İnandıracak şekilde söylüyor. Allah'ın söylemesinde harf, savt ve yön olmaz. Harf, savt, yön olursa o söz
Allah'dan değildir.
Mevlid-i Şerif'te:
Bi hurufu lafzı savt ol padişah
Mustafa'ya söyledi bi iştibah.
Peygamberimizin Allahu Teala ile
konuşması da harfsiz, yönsüz oluyor. Harf ağızdan çıkar. Allahu Teala her yerde
olunca senin kalbiyin içinde de var. Olmadığı yer yok. Bunun için yönde olmaz.
Yön olabilmesi için bir tarafta olup, diğer yerlerde olmaması lazımdır.
d- Havâ-i
(Şeytanî) İlim:
Bunun Hak'dır diye söylediği şeytanîdir. Bu
ilmin sahibi şeriata hor bakarak ibadet eder. Şeriata hor baktığı için Cenab-ı
Hak onu şeytana havale eder. Kendi gibi hor bakanları şeytana tabi eyler.
Kendi de şeytana tabi olduğu için hali ile kendine
tabi olan şeytana tabi olmuş olur.
İKİNCİ YEDİ DÖRTLER:
Beşinci Sıra:
a- İstikametini
imtihan için:
İstikametini imtihan şudur: Nefsin keramet
ister. Allah istikamet ister. İstikametinden ayrılır mı? diye belâ ile imtihan
eder.
Hadîs-i Şerif:
“Belânın
hayırlısı ol belâdır ki sahibini tebdil etmeye.”
İstikametini imtihan için olan, Allah yolunda
çalışana, Allahu Teala imtihan edip derecesini artırmak için belâ verir.
Meşakkat çekmeyen bulmaz terakki
Belâsız vuslatı canan olunmaz.
Dert
çekmede Eyyub ol
Gam
çekmede Yakub ol
Yusuf gibi mahbub ol.
Kenan'a
erem dersen.
* * *
Ey sanem noldun cana kasdin var
Bağrımı deldin kana kasdin var
Başım
önünde çevkan elinde
Çalmadan
gayri ya ne kasdin var.
Tîğ-ı gamzenle doğradın bağrım
Cism u canı kurbana kasdin var.
Onmadık
başım kavgaya saldın
Padişahım
seyrana kasdin var.
Beni gör n'oldum sararıp soldum.
Vaslın umarken hicrana kasdin
var.
Bu
vücudumu odlara yaktın
Ben
de bildim büryana kasdin var.
Bu Niyazi'yi ağlattığından
Anlanur kim ihsana kasdin var.
Niyazi
MISRİ.
b-
Derecesi artmak için:
İnsan ibadetle bir dereceye varır. Oraya kadar
varabilir. O dereceden ileriye belâ çekmeden geçilmez.
(Sure-i Enfal,
Ayet 17)
(Güzel bir
imtihan ile imtihan etmek için) dediği budur.
c- Dergahından
sürmek için:
Dergahından sürmek için olan belâ sebebi ile
Allahu Teala o kulu kendinden uzaklaştırır. Bir kimse ibadet eder, Allah'ı
zikreder ve dergahına yakınlık bulur. Sonra Hakk'a yaramaz işlerde bulunur.
Allah hayrı, şerri birbirine karıştırmayı sevmez.
Dergahından sürmek için olan belâ: İbadet yapar, Allah'a
yakınlık kazanır, Allah'a sevilir. Sonunda Allah'ın gadabını kazanacak şekilde
kötü amelde bulunur. Tarikat meşayıhlarından (Bel'am ibn-i Baura ve Barsisa)
çok büyük evliya olmuş iken, kötü amellerinin karşısında imansız gidip,
cehennemlik olmuşlardır. İyi amelleri vardı, ama kötü amelle karıştırdı. Halk
Tabiri «Minareden düşenin parçası bulunur, gözden düşenin parçası bulunmaz.»
Gözden dediği en fazla Allah'ın nazarından düşen, ibliste melâikelere hoca idi.
Ama Allah nazarından düşünce murtad (merdud) oldu.
d- Kötü amelin
cezası:
Fakirleri; ya yetimleri, yahut mazlumu
incitmiş olur. Kötü amelde bulunur. Onun cezasıdır. Bir kimse bir belâya
düşünce her ne kıyafette ise belâ sonunda yine o kıyafette olursa hayırlıdır.
Kötü amelin cezası, fakiri, yetimi, mazlumu
incitmektir. Kur'an-ı Kerim'de fakire, yetime, mazluma, garibe hürmet etmektir.
Onların gönlünü almak, yedirmek, içirmek, onlara infak etmek, fitre, zekat,
sadaka gibi şeyleri verdikten sonra fazladan onlara yiyeceğinden vermektir. Bu
dünyada yetime elbise giydirene mahşerde Allah elbise giydirecek, diğerleri
çıplak kalkar. Bunlara malının kırkta birini zekat olarak vermezsen
cehennemliksin. Ne kadar fazla verirsen, o kadar Allah'a sevilirsin. Hele
onlara verilecek hayrı, şunu bunu bahane edip vermez veya kendi alır veya elle,
dille onu incitirsen, her ne kadar ibadetçi olursan ol, o kötü amelinin
karşılığında cehennemde muhakkak yanarsın. Bu dünyada da Allah
1- Allah ahirette çekeceği cezayı bu dünyada
çektirir. Ahirete cezasız çıkar.
2- Bu dünyada cezayı çektirir, ahirette devam
ettirir. Maazallah belki de imansız gider.
Kıyafeti evvelce düzgün değildi. Tarikata girdi
kıyafetini düzeltti. Saç, sakal, bıyık sünnetlerini, elbise giyim sünnetlerini,
sünnete uygun şekilde yaptı. Eğer kıyafetini bozdu ise şahsi görünüşü, giyimi
islama uygun olmayacak şekilde sünnetlerin yerine bid'atları doldurdu.
İKİNCİ YEDİ DÖRTLER- Altıncı Sıra:
Dünyanın Kıyamı
Sebebi
a- Ülemanın
ilmi:
Ülemanın ilmi olmaz, yani yeryüzünde ülema
kalmaz ise dünyadan dîn kalkar. Dünyanın direği dindir. Dîn olmaz ise dünya
yıkılır.
b- Fukaranın
Duası:
Fukara dervişler vardır, Allahu Teala'yı gece gündüz
zikrederler. Zikir meclislerinde veya tenhada ibadethanelerinde her zaman dîni
islama ve ümmeti Muhammede dua ederler. Bunların duası olmasa dünya yıkılır.
c- Tacirlerin
hayırlısı:
Yani ehl-i ticarettir, ehl-i ticaret olmasa
dünyada iş dönmez. Ümmeti Muhammedin aradığı onlar vasıtasıyla bulunur. Camiler
ve mescidler gibi.
d- Memurların
Adaleti:
Adaletle hükümet devam eder. Adalet olmaz ise
hükümet de yıkılır, dünya da yıkılır.
Hadîs-i Şerif:
“Küfür devam
eder amma zülüm devam etmez.”
İKİNCİ YEDİ DÖRTLER- Yedinci Sıra:
a- Kışın Güneşi:
Şemsi şita, kışın güneşi ne kadar açık olsa
güvenilmez. Bu misaldir. Her kara günlerde bu böyledir. Yani
bir kimse belâya düşünce şiddetler birbirini takib eder.
b-
Düşmanın nasihatı:
Nasihi Adu,
düşmanın nasihatı şudur: Düşman düşmana doğru söylemez. Ahmak inanır, bu
misaldir. Nefis, şeytan düşmandır. İnsan zikir ederken, ibadet ederken şeytan
karışmaz diyen ya şeytan, ya da nefistir, ahmaklar böyle zannederler.
c-
Memurların dostluğu:
Müsahabeti ümera,
memurlarla dostluk ederler. Emniyet etseler ahmaktırlar. Enayi ahmaklar
inanırlar. Bu misaldir. Nefsine inanan, güvenen aynı böyledir. Katiyyen
inanılmaz çünkü hayvandır.
d- Ülfet-i Nisa (Kadınlar):
Kadınlar ile ülfet etmesine emniyet edilmez. Yani
kadınlar ile ülfet eden, onlara yol gösteren, onlara kapılmaktan sakına. Misal:
Dünya ile olan dünyaya kapılmaktan sakınsın, evini başına yıkar.