ZUHURATİYEY’İ   GEYLANİYE

 

ÜÇÜNCÜ YEDİ DÖRTLER:

 

Abdulkadir Geylani'nin sözü

 

«İttihad bir haldır söylemekle bilinmez.»

 

  A B C D
Birinci Sıra İlim Serveti Gal İlmi Hal ilmi Feyzi Kur'an Nuru Kur'an

İkinci Sıra Kevser İlmi

Cennet Kevseri Batın Kevseri Kevseri Muhammedî Feyzi Muhammediye kevseri
Üçüncü Sıra Evliya Nişanları Ebu Bekir (Ra) Meşrebi Ömer (Ra) Meşrebi Osman (Ra) Meşrebi Ali (Ra) Meşrebi
Dördüncü Sıra Dörtlerin Hikmeti Allah İsmi Muhammed İsmi Ulema-i Sofiyye Ulema-i Fıkhiyye
Beşinci Sıra Resulullah'ın Sevdikleri Ebu Bekir (Ra)

Ömer (Ra)

Osman (Ra)

Ali (Ra)

Altıncı Sıra Emri Helâl Farzlar Vacibler Sünnetler Müstehablar
Yedinci Sıra Haram Mekruh Müsrif Mübah

 

 

ÜÇÜNCÜ YEDİ DÖRTLER-  Birinci Sıra :

İlim serveti şudur:

 

a- Gal İlmi:

  Müfessir efendilerin tefsirlerinde yazdıkları ilimdir. Bu ilim bir hocadan okumakla, tahsil etmekle olur. Her kim bu ilme çalışır ise öğrenir, okur. İster mü'min, ister münafık, ister fasık bunu bilirler.

 

b- Hal ilmi:

  Bu ilim şeriatla amel, tarikatla sülûk eden, ehli sülûk halıdır. Bu ilim hal ile anlaşılır, halları zuhur eder, batınıdır. Pek sağlam kalbe doğar. Bu söylemekle bilinmez, hal ile bilinir.

Hal ilmi kalbten doğar. Hal ile bilinir.

 

Hadîs-i Şerif:

“Her kim kırk gün sabaha kadar çalışırsa kalbinden diline ilmi hikmet çeşmeleri akmaya başlar.” (Kırk Mevzuda Kırk Hadis Kitabı, Hadis No: 10, Sayfa: 322; Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 4930; Berika, Cild 2, Sayfa: 292)

 

Hadîs-i Şerif:

«Siz bildiğiniz ile çalışırsanız Allah size bilmediklerinizi bildirir.» (Abdulkadir Geylani'nin Menkıbeleri, Sayfa: 174; İhya'u Ulumi'd-Dîn, Cild 1, Hadîs No: 154, Sayfa: 183)

 

(Sure-i Enbiya, Ayet 7)

“Siz bilmediğinizi ehli zikirden sorun.” (Sure-i Nahl, ayet 43)

 

c- Feyzi Kur'an:

  Zikrin, Kur'an'ın feyzi vardır. Kevseri manevi budur. Batından batına gelir. Kevseri Muhammediyedir. Kur'an'ın zahiri vardır, batını vardır, halı vardır, nuru vardır. Zahiri ile batına, batını ile halına, halı ile nuruna erilir.

Zikirde, Kur'an'da feyiz vardır. Kevseri manevi budur. Kur'-an'da İnnâ a'tayna suresinde kevser gibi verdim dediği esas kevser, manevi kevserdir.

Manevi kevser: Feyizdir. Bu dünyada Allah yolunda çalışan dervişlere gelir. Batından batına gelir. Çıktığı ve geldiği yer batındır. İnsana geldiğini kimse bilmez, kendi de bilmez. Batının Halı vardır, nuru vardır. Hal; okurken insana gelen aşk, iştah, sevgi nuru batındır. Zulumatı, karanlığı, kötülüğü, yenendir. Kur'an'ın dertlere deva, hastalara şifa olmasıdır.

 

(Sure-i İsra, Ayet 82)

«Kur'an mü'minler için şifa ve rahmettir.»

Zahirde okuya okuya batınına, batını ile (çalışa çalışa) halına, halı ile nuruna yetişilir.

 

d- Nuru Kur'an:

  Kur'an'da nur vardır. Zikirde Kur'an'dır. Zikrin nuru, zikri çok çok etmekle kalbe nur verir. Kalb, Kur'an'ın halına vasıl olunca Kur'an'ın nuru zahir olur. Zahirde kalanlar bunları anlamaz.

 

 

ÜÇÜNCÜ YEDİ DÖRTLER- İkinci Sıra:

Kevser ilmi:

 

a- Cennet Kevseri:

  Başı birdir Bismillah'ın  B'sinden çıkar. Ayağı dörttür. Biri bal, biri şerbet, biri süt, biri su'dur. Başı MUHAMMED'İ, ayakları Ebu Bekir (Radiyallahu anhu)'i, Ömer (Radiyallahu anhu)'i, Osman (Radiyallahu anhu)'ı ve Ali (Radiyallahu anhu)'yi temsil eder. Yani kevserin başı bir, ayağı dört ashabı güzindir.

 

b- Batın kevseri:

  Başı Muhammed (Sallallahu aleyhi vesellem), ayağı Ebu Bekir (Radiyallahu anhu), Ömer (Radiyallahu anhu), Osman (Radiyallahu anhu), Ali (Radiyallahu anhu)'den ehli hal olanlara silsileten gelmektedir. Bunun bu insanın maneviyatından gelir. Onların maneviyatı ölmemiştir. Şimdi gene gelir.

 

c- Feyzi Muhammedî:

  Feyzi Muhammediye, Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) Efendimizin maneviyatı, mübarek başı Arş-ı aladan yukarıdır. Mübarek ayakları, yedi yerlerden aşağıdır. Mübarek ğöğsü, binlerce bu dünyadan büyüktür. Ondan gelen kevseri, feyzi Muhammediye, taliblere kol kol dağılır.

 

d- Kevseri Muhammedî:

  Evlatdan evlada, elden ele gelir. Bu evlat manevidir. Resûl'un evladını sevenler, elinden biat edenlerdir. Evladı Resul on iki imamdır. Her kim o imamlara biat eder ise, ya da onlar tarikine girerse, evlad-ı Resûl'dür.

 

 

ÜÇÜNCÜ YEDİ DÖRTLER- Üçüncü Sıra:

Evliya nişanları:

 

a- Hazreti Ebu Bekir Meşrebi:

  Evliyalar'ın meşrebleri (nişanları) ayrı olur. Bir evliya bir peygamberi temsil eder ve onun hali üzerine olur. Her bir peygamber bir esmaül-hüsna zuhuratıdır. Evliyalar dört sınıftırlar. Ebu Bekir marifetullahta müstağrak olmuştur. Onun için ondan harikûlade (hallar) olmadı.

 

Bilâl Babam buyurdu: Nofel Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in en sevgili sahabelerindendi. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) şehitliğin faziletinden anlatınca Nofel eve gidip iki çocuğu ile karısını getirdi:

- Ya Resulullah! Ben bir dua edeyim, sen de amin de dedi. (Allah Nofel'e şehitlik nasib etsin, karısını dul, çocuklarını da yetim bıraksın) dedi.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ve ashablar amin dediler. Nofel duayı gizli yaptığı için sordular. Nofel duasını anlattı, çok üzüldüler. Harbe gidince Nofel bir çok kafiri öldürdükten sonra şehid düştü. Defin ettiler. Harb bitti, Medine'ye geldiler. Nofel'in ailesi iki çocuğunu elinden tutmuş:

- Ya Resulullah! Nofel nerde diye sordu. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) şehid düştü diyemedi, yetimleri ağlatmak istemedi. Baş parmağı ile arka tarafı işaret etti. Arkada geliyor demede olur, geride şehid düştü kaldı demede olur. Ashabların her birisi birer bölük asker ile geldiler. Nofel'in kadını ve çocukları telaşlı, her gelenden Nofel'i soruyorlar. Hepsi:

- Peygamberimize sormadın mı?

- Sordum.

- Ne dedi?

- Arkayı işaret etti. Onlarda arkayı işaret ettiler. En arkada gelen Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu anhu) idi, ondan sordu. Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu anhu) öğrendi ki Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu), Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) arkayı işaret etmişler. Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu anhu)'e bir hal geldi. Ellerini havaya kaldırdı:

- «Ya Rabbi! Sevgili habibine ve benden evvelkilere kırdırmadığın kalbi bana mı kırdırmak istiyorsun? Şimdi Nofel'i burda sağ olarak  istiyorum dedi ve Allah diye haykırdı». O anda Nofel atı ve silahı ile rüzgar gibi geldi.

- Beni kabrimde yatırmayıp havf ile çağıran kim? dedi. Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu anhu):

- Ailenle, çocukların seni bekliyor dedi. Bu haber Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e geldi. Ebu Bekir (Radiyallahu anhu) ile Nofel geliyor dediler. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) sükut etti. Cebrail (Aleyhis-selam) geldi.

- Ya Muhammed! Allahu Teala eğer Ebu Bekir o çağırdığı gibi bir daha çağırsa idi, bu harbte şehid düşenlerin hepsini diriltecektim dedi. Zaman geçti Nofel'in oğlu dört oldu. Yine bir harbte şehid düştü. [Dört Büyük Halife Kitabı, (Şemsüddîn Ahmed Efendi), 30. Menkıbe, Sayfa: 42-47]

                 Girdi Nofel meydan içre harb ile,

                 Vurduğunu düşürürdü bir darb ile,

                 Ahir atını yıkıp kendini ettiler harab.

diye kaside devam eder.

 

b- Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) Meşrebi:

  Hazreti Musa (Aleyhis-selam) gibi şeriatta meşrebi zahir idi. Onun için Sariye'yi iki aylık yoldan çağırdı.

 

 Hem gördü, hem çağırdı, hem sesini duyurdu.

 

Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu anhu) mahfi idi, yok olmuş idi, yoktan bir şey zuhur etmez. (Nofel'in dirilmesi kendi içtihadı) Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) aşikar zahir idi, güzel haller zuhur ederdi.

 

Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'de ve Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'de harikulade hallar gayet çok olurdu. Nofel Hâdisesi ve benzeri yüzlerce hal görülmüştür. Hazreti Osman (Radiyallahu anhu) ve Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu anhu)'de olmadı. Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu anhu)'de bir tek Nofel Hâdisesi vardır.

 

c- Hazreti Osman (Radiyallahu anhu) Meşrebi:

  Kur'an ilmi onda tamam tecelli eyledi. Meşrebi su gibi idi, engin, utanır idi.

Her şeyleri hayata getiren dört şeydir. Güneş, hava, su, toprak. Bunlar da: Güneş; Ebu Bekir (Radiyallahu anhu)'i, Hava; Ömer (Radiyallahu anhu)'i, Su; Osman (Radiyallahu anhu)'ı, Toprak; Ali (Radiyallahu anhu) meşreblerini gösterir.

 

d- Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) Meşrebi:

  Ledün ilmi ondadır. Muhammed Resulullah meşrebidir. Turab gibidir. Bir ismi «Ebu turab'dır». Onun için Emeviler, Yezidler Turabi diye isim koydular. Halbuki toprakta ne bitmez, her ne biter ise onda biter, insan yağmur gibi her yere yağmalı, güneş gibi her yere doğmalı, su gibi akmalı, toprak gibi engin olmalıdır.

 

 

ÜÇÜNÇÜ YEDİ DÖRTLER- Dördüncü Sıra:

Dörtlerin  hikmeti

 

a- Allah ismi:

  Allah ismi dört harftir. Kitaplar dört, (büyük)  Melaike-i kiram dört, Arş-ı götüren melekler dört, (kitap inen) peygamber meşrebi dört, anasırı erbaa dört, evliyalar meşrebi dörttür.

 

b- Muhammed ismi:

  Muhammed ismi dört harf, cihar-ı yarı dört, edille-i yani bizim delilimiz dört; Kitap, Sünnet, icmai-ümmet ve kıyası fukahadır. Mezheb dört, imamlar. (İmam-ı Malik, İmam-ı Azam, İmam-ı Şafi, İmam-ı Ahmed Hanbeli)  dörttürler.

 

c- Ülemâ-i Sofiye:

  Mürşid-i kâmil, müridi hakiki, müridi teberrük, muhib, dörtdürler. Muhibte rahmete dahildir. Ehl-i Hak olanlara inen rahmete onlarda sonunda dahildir. Aklı olan bu dörtlerden ibret alır. Bu hikaye değildir.

 

d- Ülemâ-i Fıkhiyye:

  Ülemâ-i amilîn, salihîn bunun ile Mürşidi Kâmil'in sözü aynı birbirini tutar.

Biri mahcubtur, ondan her şeyler gizlidir. Hakikattan, maneviyattan koku almamıştır.

Biri ülema-i mağbundur. Şanı şerefi vardır. O da mağbundur.

Biri ülema-i mubgızdır, bunlar sözlerini bilmezler ALLAH mahfazna.

 

Ulemâ-i Fıkhiyye dörttür. Yani zahir fıkıh alimleri dörde ayrılır.

1- Amilîn, salihîn yani kâmil ulema. Bunlarla Mürşid-i Kamil'inin sözü aynıdır, birbirini tutar, diğerlerinin ki tutmaz.

2- Mahçub: Mahçub olan, utanan, soracağını tam soramaz, anlatacağını tam anlatamaz. Onun için ameli, bilgisi eksik kalır.

3- Mağbun: Mağbun, ahmak demektir. Alim, okumuş, ilmi var ama mağbundur, ahmaktır. Bu da tam anlayamaz, tam anlatamaz.

4- Nakıs: Nakıs noksan demektir. Alimdir, ilmi var kendisi noksandadır, eksiktir. Sözünde, işinde, vaazında eksiklik olur.

 

 

ÜÇÜNCÜ YEDİ DÖRTLER- Beşinci Sıra:

Resulullah'ın sevdikleri.

 

a- Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu anhu):

  Hazreti Ebu Bekir Sıddık (Radiyallahu Teala anhu) için Hazreti Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) işiden  kulağımdır demiştir. Hakikat bahrinde müstağraktır. Güneş gibidir. Marifetullahta fani olmuştur. cümle iman onun imanındandır ve bedeldir.

 

b- Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu):

  Ömer'ül Faruk (Radiyallahu anhu) için, Hz. Rasulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) gören gözümdür demiştir. Gözü şeriatı görür. Benden sonra Peygamber gelse idi, Ömer gelirdi dediği budur. Hüvel Hayyul Baki Allah Teala'nın sırlarıdır. Bunlar vesselam.

 

c - Hazreti Osman (Radiyallahu anhu):

  Hz. Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem), Hz. Osman (Radiyallahu anhu) için söyleyen dilimdir  dedi. Osman (Radıyallahu anhu) Kur'an okurdu. Bir rekatta Kur'anı hatim ederdi. Söyleyen dil ne ile söyler, Kur'an söyler bunları iyi anla babacağım. Kainat dörtten aslı birdendir.

 

d- Hazreti Ali (Radiyallahu anhu):

  Ali ibn-i Ebû Talib (Kerremallahu Veche) vücudumda kalbimdir dedi. Kalbinin ne olduğunu düşün, eti etimden, kanı kanımdan dedi. Kalbi Resul ne idiğini düşün; insanın hayatını taşıyan beş şeydir, biri baş, iki el, iki ayak, baş Muhammed, vücut cihar-ı yar'ıdır.

 

 

ÜÇÜNCÜ YEDİ DÖRTLER- Altıncı Sıra:

Emri Helâl:

 

a- Farzlar:

  Allahu Teala'nın emridir. Tutmayanlar azab çekerler. Cehenneme girerler, haramları işleyenler muhakkak felakete düşerler. Haram nuru bozar, nurun söndürücüsü haramdır. İster alim, velevki evliya olsa haram haramdır.

 

b- Vacibler:

  Vacibi Hakk Teala işaret eylemiştir. Vacibi işlemeyen azab çeker. Allah'a asi olur. Zikrullah farzdır, tarikat vacibtir.

 

(Sure-i Maide, Ayet 35)

«Ey iman edenler! Allahu Teala'dan korkunuz ve ona kavuşmak için vesile çareler arayınız.»

 

(Sure-i Maide, Ayet 48)

« Sizin için bir şeriat, bir tarikat koydum. Bunlar tarikata işarettir.»

 

c- Sünnetler:

  Resulullah Efendimizin emridir ve fiilidir. Yaptığı, işlediğidir. Bu cihetten tarikat sünnettir. Efendimiz bunu mutlak işlemiştir.

«Eş-şerîatı akvali vet-tarîkatı ef'ali» dedi.

Sünneti tutmayan, şefaatımda mahrum olur. (Tam İlmihal, Sayfa: 286)

 

d- Müstehablar:

  Sevabı ziyade olması için yapılan ameldir. İşleyenler sevaba nail olur, tarikatta farz var, vacib var, sünnet var, müstehab var. Bunların cümlesi farzı farz, sünneti sünnet, vacibi vacib, müstehabı müstehabtır.

 

 

ÜÇÜNCÜ YEDİ DÖRTLER- Yedinci sıra:

a- Haram:

  Allahu Teala'nın haram buyurduğudur. Haramı helâl itikat eden kafir olur. Filan zat, haramı helâle tebdil ederde içer diye itikad etse, kafir olur. Allah'ın haram dediğini kimse tebdil etmez, edemez.

 

Mesela: Felan zat rakıyı kevser şarabına tebdil edip içiyor derler. Allahu Teala Kur'an'da haram desin, onu ömür boyu sevgili habibine haram etsin, sonra da felan zata helal etti veya o zat helâle tebdil etti, içti demek haramdır. Habibine haram ettiğini kimseye helâl etmez. Yalnız habibine ait ayetler inip, bize o ayet inmemişse o zaman değişebilir. Mesela: Bize beş vakit namaz farz, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e altı vakit namaz farzdır.

 

(Sure-i İsra, Ayet 79)

«Sen gece kalk sana mahsus bir nafile olmak üzere gece namaz kıl,» emri gibileri hariçtir.

 

b- Mekruh:

  Mekruh olan şeylerdir. İnsanın ibadetinin nurunu bozar. İbadet eyleyip mekruhu işleyenin, yüzünde nur olmaz. Kalbinde nur olanın yüzünde nur olur. Yüzünde nur olmayanın kalbinde nur olmaz.

 

c- Müfsid:

  Her şeyleri bozan şeylerdir. Namazı, orucu, abdesti bozanlardır. Her şeyin müfsidi vardır.

 

d- Mübah:

  Ne işlemesinde sevab, ne terk etmesinde günah olmayan şeylerdir. Şeriatta mübah, tarikatta küçük günah derler. Büyük adamlar mübahı da terk ederler.