ZUHURATİYEY’İ GEYLANİYE
DÖRDÜNCÜ YEDİ DÖRTLER:
Hazreti
Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'in bir ismi Sahibil Gadabtır.
| A | B | C | D |
| Birinci Sıra, |
Tubayı Cennet |
Tubayı Manevi |
Tubayı Zahiri |
Tubayı Batıni |
| İkinci Sıra, Cezbe-i
Rahmani Kapısı |
Hazreti Peygamberimiz
(Sav) |
İmam-ı Ali (Ra) |
Piri Tarikat Ab. Kadir Geylani |
Pirlerin halifesi şeyhler |
| Üçüncü Sıra, Zikrin
Mahalleri |
Lisan yani dilde |
Kalbde |
Sanavberide |
Lüb'de |
|
Dördüncü Sıra, Kur'an-ı Kerim'de tuba gibdir |
Aslı Kökü Resulullah'dır | Ashablar dallarıdır. |
Tâbiin Budaklarıdır. |
Ümmetler yaprakları
gibidir. |
| Beşinci Sıra, En Makbul
Namazlar |
Salatı Fiili |
Salatı Şuhudi |
Salatı Hakiki |
Salatı Daimi |
| Altıncı Sıra, Adablar |
Adab-ı Hak |
Adab-ı Rasul |
Adab-ı Pir, Tarikat |
Adab-ı Şeyh |
| Yedinci Sıra, Nişanlardır |
Kafirler |
Aşıklar |
Müşrikler (Kalbe ilga
olanlar) |
Dervişler |
(Sure-i Nur,
Ayet 35)
Yani zeytin
ağacına işarettir.
Miskat: Hazreti Peygamberdir.
Misbah: Ol imam-ı Ali'dir.
Misbahi sani: Hazreti Fatima'dır.
Zücaceti: Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin.
Kevkep: Evlatları Hazreti Fatıma hakkında
ferağ.
Şeceretin: Nübüvvetin demiştir.
Nübüvvet
ağacının budağı demiştir.
DÖRDÜNCÜ YEDİ DÖRTLER- Birinci Sıra:
a-
Tubayı Cennet:
Cennettedir, bir
ağaçtır. Kökü yukardadır, başı aşağıdadır. Budakları dalları sarkmıştır.
Cennette ne kadar ev ve pencereler var ise, cümlesinden içeri girmiştir. Cennette
onun girmediği ev yoktur. Cennette ne var ise maddi, manevi zahiri, batını bu
dünyada cümlesinin aynısı vardır.
b-
Tubayı Manevi:
Kökü Hazreti
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'dedir. Budakları imamlardır, dalları
ümmeti Muhammedin cümlesine ermiştir.
Hazreti Peygamber (Sallallahu aleyhi vesellem)'e gönül
kapısını açan ümmetlerinin kalbine tubayı Muhammediye'den nasib gelir. Bu da
Kur'an-ı Kerim'dir. Her ümmetin gönlünde olur. Kur'an kesilmez.
c-
Tubayı zahiri:
Silsile-i
tarikattır. Evvela Hazreti Risalet penah (Sallallahu aleyhi vesellem)
Efendimizden sonra Fatımatüz-Zehra (Radiyallahu anha) doğmuştur. Ve imam-ı Ali
(Radiyallahu anhu)'dir. Kökü Efendimizdir, budakları Ali ve Fatıma (Radiyallahu
anha)'dır. Ebu Bekir (Radiyallahu anhu), Ömer (Radiyallahu anhu), Osman
(Radiyallahu anhu) bunlarda budaklardır. Sonra oniki imamlar bunlara
müntesibtir. Her kim onlara elden ele müntesiptir, tubayı zahiridir.
d- Tubayı Batın:
(Sure-i Nur,
Ayet 35)
Yani ziya verir
ziyalanır, ateş yani dokunmadan yanar dediği Allahu Teala bilir ki:
(Sure-i Enfal,
Ayet 2)
Yani (şunlar ki,
Allahu Teala'yı zikir ettikleri, vakitte kalbleri ürperir, titrer, ateş düşmüş
gibi olur.)
Dervişlere
gelen cezbedir. Şu kadar ki bu cezbe Efendimize çeker.
DÖRDÜNCÜ YEDİ DÖRTLER- İkinci Sıra:
a- Hazreti
Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem):
Hadîs-i Şerif:
«Yani
Ali'yi kim fark eder ise, beni fark etti.
(Sure-i Kehf,
Ayet 84-85)
«Her
şey için sebeb vardır. Artık o bir yol takibe başladı.» Sırrı Subhaniyesine
zahir ahkam sebeb, zahir-batının ayinesi İmam-ı Ali (Radiyallahu anhu)'dir.
Hadîs-i Şerif:
«Rahmani olan cezbe bir insana gelirse cezbesiz olan
insanların ve cinnilerin yapmış olduğu bütün ibadetleri tartar.» (Tam İlmihal,
Sayfa: 419) Sonbaharda şiddetli rüzgar karşısında bütün ağaçların yapraklarının
döküldüğü gibi günahları dökülür.
Mevlid-i Şerif'te:
Bir
kez Allah dese aşk ile lisan
Dökülür
cümle günah misli hazan
bu Hadîs-i şerife göre söylenmiştir.
Her kim bir alime ilminden dolayı muhabbet ederse ( o
ilmi öğreten, yayan peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) olduğu için) o
muhabbet, o sevgi banadır. (Yani Peygamberimizedir)
Diğer bir Hadîs-i şerif:
Her kim bana muhabbet etti ise, o kimse Allah'ı
sevdi, ona muhabbet etti. Her kim Allahu Teala'yı sevdi ise, yeri cennettir.
(Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa: 436) Çünkü Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'e sevgide Allahu Teala'dan gelir.
Allahu Teala'nın gizli sırlarını öğrenmeye zahir
ahkam sebebtir. Yani zahirde verilen ders, söylenen söz onu tam takib etmeye
sebeb olur. Asker yürüyüşü misali, asker rahat, hazır ol, uygun adım marş,
yerinde say, sağa çark, sola çark, bölük dur, geriye dön, ileri marş. Asker tam
uyarsa asker yetişmiş sayılır. Ahkama uymuş olur, hepsini yapar, birini
yapmazsa o asker yetişmiş sayılmaz. Allah'ın sırlarına yetişebilmek için
Kur'an'a Hadîse ve tarif edilen talimata tam uyulması lazımdır.
b- İmam-ı Ali
(Radiyallahu anhu)
Hazreti Ali Resulullah'a Cenab-ı Hakk'ı kapı
kılmıştır. Cenab-ı Hak kendi sırrı subhaniyesine Resülünü, Resülüne İmam-ı
Ali'yi, kapı kılmıştır. Ondan gayrı yerde yol yoktur.
(Sure-i A'li
İmran, Ayet 31)
«Allahu
Teala'yı seviyorsanız bana ittiba ediniz ki Allahu Teala'da sizi sevsin ve
sizin için günahlarınızı yarlığasın.»
Hazreti
Peygamberi delil edinmeyen ve ondan olmadan Cenabı Hakk'a bilâ vasıta, yani
vasıtasız yol bulurum diyen kafir olur.
Ehl-i
Sünnet itikadına göre Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e vasıl
olmadan hiç vasıtasız Allahu Teala'ya vasıl olurum diyen kafir olur.
c- Pir'i Tarikat
Abdulkadir Geylani:
Piri tarikat Seyyidina Abdulkadir Geylani
Efendimizdir. Ali (Radiyallahu anhu)'nin ilmini bulup Ali (Radiyallahu anhu)'yi
Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'a fark etmek için evladına intisab
etmedikçe bulunamaz. Cezbe-i ilahiyenindir, kemâli budur.
Hadîs-i Şerif:
«Ahirin güneşi
odur. Tarikat nuru ondadır.»
Hazreti Pir'in
sözü:
Yani Rabbime
yemin ederim ki, elim müridimin başı üzerinden gitmez demiştir.
(Müzekki'n-Nüfus, Sayfa: 436)
«Hazihi
gademenî ala ragabeti külli veliyyullah»
«Bu
ayağım bütün velilerin omuzunun üstündedir.» (Abdulkadir Geylâni'nin
Menkıbeleri, Sayfa: 52)
demiştir. Evladı
Resule bu keramet azdır.
d- Pirlerin
halifesi Şeyhler:
Hak ve rızasını bulmak isteyen Muhammed
Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'a, Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'ı
bulmak isteyen Ali (Radiyallahu anhu)'ye, Ali (Radiyallahu anhu)'yi bulmak
isteyen Pir Abdulkadir'e, Pir Abdulkadir'i bulmak isteyen halifesi şeyhlere
intisabı ile fark eder. Cezbe-i İlahiye kapısı bunlardır.
Hadîsi Nebi
(Sallallahu aleyhi vesellem):
«Cezbe-i
Rahmani'nin sevabı insanların ve cinlerin yapmış olduğu bütün ibadetlerinin
sevabını tartar.» [Tam İlmihal, (Saadet-i Ebediyye), Sayfa: 419]
Hadîs-i Şerif:
«Ben
ilmin şehriyim Ali kapısıdır.» (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 701)
Hadîsler
bunu isbat eyledi. Her şeyin bir sebebi var. Hakka vasıl olmak için bu yolu
sebeb kılmıştır.
«Her
şey için bir sebeb vardır. Artık o bir yol takibe başladı.» (Sure-i Kehf, Ayet
84-85)
DÖRDÜNCÜ YEDİ DÖRTLER- Üçüncü Sıra:
a- Lisan:
Dilde olan şudur: İnsan zikre devam edip
çalışmaya başladığında zikir dilde olur. O zaman dil güzel güzel nazımlar ile
beyitler söyler, dil durmak istemez, daima Allah'ı zikretmek ve onunla daima
çalışmak ister. Gönülde bir sevinç uyanır. Zikirde titrer, çoşar.
b- Kalbde:
Kalbde olan zikir şudur: Dilden zikir kalbe
nakil eder, kalb çalışa çalışa öyle bir hale gelir ki saat gibi çalışır.
Zikir
kalbinde zuhur eder, onu ehli olanlar bilir, kalbte o zikir devama gelir, amma
asla kararı kalmaz. Ateş düşer, yanar, tutuşur kalbde çok alametler olur.
c- Sanavberi:
Göbekten üç parmak yukarıdır. Zikir kalbde
kemâl bulup nakil edeceğinde kalb çocuk gibi oynar, sonra sanavberiye nakil
eder. Sanavberide zikir o kadar ilerler ki, insan vücudunda her damar her kıl
dibinde zikir işitir. Tepeden tırnağa kadar cümle vücud zikir eder. Taşların,
dağların cümlesinin zikrini işitir.
d- Lub de:
Sağ eğe kemiklerinin tükendiği bittiği
yerdedir. Zikir sanavberiden nakil edeceği zaman cümle mevcudatın sırrı açılır.
O zaman lüb'be geçer. Zikir sedası hareketi lüb'den zuhur eder. Orada kemâl
buluncaya kadar devam eder. Kemâl bulunca ilm-i ledün kapıları açılır.
Hadîsi Şerif:
«Her
kim kırk sabah halisane çalışırsa kalbinden diline ilmi hikmet çeşmeleri akar.
Kırk gün sabahlarsa. (Kırk Mevzuda Kırk Hadis Kitabı, Hadis No: 10, Sayfa: 322;
Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 4930; Müzekki'n-Nüfus, Sayfa: 546)
DÖRDÜNCÜ YEDİ DÖRTLER- Dördüncü Sıra:
Kur'an-ı
Kerim'de tuba gibidir.
a- Aslı kökü
Resulullah'tır:
Kur'an'ın Resulullah'tan olması şudur:
Muhammed Resulullah (Sallallahu Teala aleyhi
vesellem) Efendimizin mübarek ağzından tohum ekilir gibi ashablarına gelmiştir.
Sadırdan sadıra, gönülden gönüle, ekilerek gelmiştir. Kuvveti risalet Penah
Efendimizdendir. Böyle olunca taaccüb olur. Resûl'ün ümmetinden zuhur
b- Ashablar
dallarıdır:
Hazreti Peygamber ashablara, ashablar
tabiinlere, talimi Kur'an eylemişlerdir. Bunların cümlesinin kökü, aslı
Resulullah'tan gelir. Onun için ümmetinden büyük kerametler zuhur etmiştir.
(Ölüleri diriltmek gibi) çok kerametler zuhur eylemiştir. Mucizatı peygamber
ölmemiştir. Kur'an büyük mucizattır. Kur'an okuyanlardan da onun gibi zuhur
eder.
c- Tabiin budaklarıdır:
Eshabı Resule yetişip onlardan Kur'an ilmi,
Hadîs-i şerifler öğrenip kalblerini nuru Muhammediye ile zinetlendirenlerdir.
Eshab-ı Resulullah'ın kalbinden onların kalblerine budak budak ayrılarak
gelmiştir. Kur'an-ı Kerim mucizatı Nebi (Aleyhis-selam)'dır. Ümmetinin Kur'an
okuyup amel
d- Ümmetler
yaprakları gibidir:
Bir ağacın başındaki yaprakları ve çiçekleri
en sonra gelir, meyvesinin, tadı sonunda çıkar. Ağacın kökü ve bedeni
Resulullah, dalları ashablar, budakları tabiin, yaprakları, çiçekleri, meyvesi
ümmetidir. Kuvvet kökten gelir. Bir ağacın kökü sağlam olur ise, meyvesi
malumdur. Onun gibi peygamberi büyük, sağlam bir ümmetten ne zuhur etmez.
Peygamberin ümmetinden zuhur
DÖRDÜNCÜ YEDİ DÖRTLER- Beşinci Sıra:
a- Salât-ı
Fiilî:
Yani aşikaresınde namazı yatar, kalkar kılar,
amma kalbinde huzur bulamaz. Buna salât-i fiilî derler. Namaz kılıyor amma
kendine bir tesiri yoktur zahirde namazdadır.
Salât-ı Fiilî: Namaz kılarken Allah'ı düşünür, huzur
tutturamaz. Kalbi, gönlü daima dünya içinde öyle kılar.
b- Salât-ı
Şuhudî:
Namazda huzur bulur. Bir feyiz, bir câzibe,
cezbe elde edemez; amma Hakkı hazır bilerek kılar. Huzur ile kılar, bir
muhabbet, bir aşk, bir feyiz alamaz.
Salât-ı Şuhudî: Namazda huzurlu olur, Allah'ı
düşünür, huzurla kılar. Yani kalbinde, gönlünde başka düşünceler olmayıp,
Allah'ın huzurunda namazda olduğunu düşünür, cezbe olmaz.
c- Salât-ı
Hakikî:
Namazda cezbe, feyz-i ilahî, muhabbet, aşk
olarak ve aşk ile kılar. Namazda türlü türlü hallar zuhur eder. Bu namaz
sahibini Hakk'a vasıl eder. Buna salât-ı hakikî derler.
Salât-ı Hakikî: Cezbe, feyzi ilahi, aşk, türlü türlü
hallar olur. Allah korkusundan, sevgisinden titreme dediği olur. (Sure-i Zümer,
Ayet 23) Allah korkusundan titreme, sevgiden duramayıp puf, küf gibi sesler
çıkarır. Bazen olur, namazda kendini kaybeder. Nasıl olduğunu, ne kadar zaman
geçtiğini, bilemez.
d- Salât-ı
Dâimi:
Bu namaz öyle bir namazdır ki bir namazı
kılınca o bir namaza kadar lezzeti, aşkı, muhabbeti, huzuru, cezbesi gitmez.
Daima namazdaki gibi kalbi huzurda olur. Yüzü halk ile, özü Hak ile olur.
Salât-i dâim budur.
Salât-ı Dâim: Namazdaki aşk, feyiz, hal, huzur hiç
kendinden gitmez.
Sana bakıp durur gözü,
Sohbet edip söyler sözü,
Lakin Hak iledir özü.
dediği olur. Hatta yatarken huzurlu yatar. Kalkarken huzurlu kalkar,
24 saatin tümünde huzuru bozmaz.
Hadîs-i Şerif:
«Alimin uykusu, abidin
ibadetinden efdaldır» dediği olur.
Ashab-ı Kehf ibadeti yok, yata yata, uyuya uyuya, evliya oldular. Uykuları ibadetten
efdal oldu.
Başka bir hadis-i Şerif'te:
«Alimin uykusu cahil'in
ibadetinden hayırlıdır.» (Müzekki'n-Nüfus, Sayfa: 354; Berika, Cild 2, Sayfa:
489; İrşad, Cild 3, Sayfa: 573)
DÖRDÜNCÜ YEDİ DÖRTLER- Altıncı
Sıra:
Adablardır:
a- Adab-ı Hak:
Hakkı her halde hazır ve nazır işitir, bilir. Daima edeb ile
oturur, edeb ile kalkar, edeb ile davranır.
Edeb bir taç
imiş nuru hüdadan
Giyin, ol tacı
emin ol her belâdan.
Edeb
ile söyleyip, edeb ile yürür. Cenab-ı Hak İbrahim Aleyhis-selam'a namaza giderken
hizmetçi evine mi gidersin? dedi.
b- Adabı Resul:
Adab-ı Resul; sünnetlerine sıkı sarılıp
ayrılmayıp, güneş gibi üzerine doğmuş, üstünde bilip, utanıp edeble huzur eder.
Feyzi Muhammediye her zaman geliyor deyip gafil olmaz.
c- Adab-ı Pir,
tarikat:
Kendine himmet
d- Adabı Şeyh:
Hazreti Pir'den gelen feyzi kapı bilip,
hazırda gaibde yani huzurunda ya gayri yerde şeyhini kendine bakıyor bilip, her
zaman beni görüyor deyip, adabı muhafaza etmelidir. Adaba muhalif söz ve işte
olmamalıdır.
DÖRDÜNCÜ YEDİ DÖRTLER- Yedinci Sıra:
Nişanlarıdır:
a- Kafirler:
Kafirler dörttür.
1- Allah'u Teala'yı ve
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i inkâr eder.
2- Müşrikler Allah'a şirk
koşarlar. Şu da lazımdır: Allah yapar amma derler.
3- Münafıklardır. Mü'min ile
mü'min, kafirle kafir, olurlar.
4- Fasıklar: Hem hayrı işlerler,
hem de şerri işlerler.
b- Aşıklar:
Aşıkın nişani üçtür.
1- Dünyaya istihaneti yani dünyaya
buğuz eder.
2- Cefaya tahammül eder.
3- Belâya sabır eder.
Sadık dostun
nişanı üçtür:
1- Malını malından,
2- Irzını ırzından,
3- Canını canından ileri atar.
Dostunun yoluna
halim, af sahibi nişanı üçtür.
1- Kendinden kesileni, yanına
gelmiyeni, ziyaret eder.
2- Kendinin işini bitirmiyenin,
işini bitirir.
3-
Halim, düşmanına bile iyilik eder.
c-
Müşrikler (Kalbe ilga olanlar);
Dörttür. Biri
Rahmani, biri şeytani, biri Meleki, biri nefsanidir. Kalb açılınca bunların
dördüde birer birer arkasından gelir. Kalb açılmış bir kapıdır. İyide girer,
kötüde girer. Bunlar karışık yani Rahmani ardından şeytani gelir. Zikir ederken
az gafil olunca şeytan sokulur.
d-
Dervişler:
Has dervişin
alameti nişanı üçtür. Ya ağlaması ciddi olur, ya da muhabbetlerle muhabbet
eyler. Cezbe, ya da sevgisi ciddi olup, cezbe-i aşka, cezbe-i rahmaniye ile
cezbelenir.