ZUHURATİYEY’İ GEYLANİYE
BİRİNCİ YEDİ BEŞLER:
(İcad-ı Alemler)
İmam-ı
Ali (Radiyallahu anhu) «Ene noktatin Tahtel B» dediği (B) tayini evvel, (T)
tayini sani, (S) subutu âlem, üç nokta üçüne işarettir.
| A | B | C | D | E |
| Birinci Sıra |
Şuunatı İlahiyye |
Nefsi Rahmani Sıfatı |
Tayini evvel zuhuratı
Muhammediye |
Tayini sanı sıfatıdır. |
Tayini Alem Zahiri. |
|
İkinci Sıra Alemlerin nurunun rengi. |
Nuru ilahi Beyaz (Dürrü Beyza) |
Nuru Siyah (Sevadı Azam) |
Nuru Yeşil (Alemi Ceberut) |
Nuru Sarı (Alem-i Melekut) |
Nuru sarı-Kırmızı (Alem-i
Nasut) |
| Üçüncü Sıra Tasarruflar ile idrak. |
İrfan ile idrak |
Aklın tasarrufu |
Ruhun tasarrufu |
Kalbin tasarrufu |
Nefsin tasarrufu |
|
Dördüncü Sıra Cenab-ı Hakkın sınamasıdenemesi |
Minel havf (korku ile) |
Vel-Cûi (açlık ile) |
Ve naksin minel emval (mal
ile) |
Vel enfüsi (can ile) |
Vessemarat (ekin ile) |
| Beşinci Sıra |
Alemi ervahta |
İki El |
RahmaniŞeytani |
Nur ile Zulumat |
Mü'min ile Kafir |
|
Altıncı Sıra Hikmete karşı lazımlara dikkat. |
Sabır; belâya, kazaya karşı | Umura, tevekküle karşı. |
Havfullaha, emniyete karşı. |
Sahavete, Pahile karşı |
Sıtkı yalana karşı |
| Yedinci Sıra Şu alemin misali karpuza benzer. |
Çekirdek içinde beyaz dürrü
beyza. |
Çekirdek dışı karası Sevad-ı
Azam. |
Karpuz kırmızısı hakikat. |
Karpuz beyazı tarikat | Karpuz dışının yeşili
şeriat. |
BİRİNCİ YEDİ BEŞLER- Birinci Sıra:
a- Şuunatı
İlahiye:
(Sure-i Nur,
Ayet 35)
“Allahu
Teala göklerin ve yerin nurudur.”
Cenab-ı Hak kendinden gayri hiç bir şey yok iken alemleri
yaratmak diledi. Buna şuunatı ilahiye derler. Yani murad etti. Yalnız kendi
nurunu eyledi. Yerlerin ve göklerin nuru Allahu Teala'dır. Gayri yoktur,
gayride olmaz.
b-
Nefsi Rahmani sıfatı:
Nefsi alem rahmani, rahman sıfatı, rahman
ismidir.
(Sure-i
Taha, Ayet 5)
“O
rahman olan zattır ki arş üzerine hakim olmuştur.”
Hadîs-i Şerif:
«Allahu
Teala Ademi en alâ surette halk etti.» (Kimya-i Saadet, Sayfa: 47; İhya'u
Ulumi'd-Dîn, Cild 4, Hadîs No: 398, Sayfa: 554, Berika, Cild 2, Sayfa: 306)
Batını
Muhammediye, hakikatı Muhammediye, nuru Muhammediye, alemlerin aslı budur.
Bundan zuhur etmiştir. Cümle mevcudat, cümle mahlukata olan in'amı ilahiye
rahman ismindendir. Cümle meyvalar, yemişler esmaül Hüsnalardan zuhura gelir.
Her peygamber bir isme mazhardır.
c- Tayini evvel
zuhuratı Muhammediye:
Tayini alem zatıdır zuhuratı Muhammediyedir.
(Sure-i Rahman,
Ayet 3-4)
İnsanı halk
eyledi, alemi beyan eyledi.
Hadîs-i Şerif:
Ben
insanın sırrıyım benim sırrım insandadır. (Marifetname, Sayfa: 1004, benzeri)
İnsanı
kamil zuhuratı Muhammediyyedir. Tayini evvel budur
d- Tayini sani
sıfatıdır:
Tayini alem sıfatıdır.
(Sure-i Ali
İmran, Ayet 190)
Yani
“Gökleri, yerleri halk eyledi, sıfatlar manalarının melekutün cümlesini halk
olunmasıdır.”
«Melekutü
semavatı vel ard dediği» cümle manalar ervahların cümlesinin alemidir.
e- Tayini alem
zahiridir:
Bu zahirde gördüğümüz dünyadır. Vücud sahibi
yani dağlar, taşlar, topraklar, sular, insanlar, hayvanlar cümle vücut sahibi
zahir olanları yarattı. Bunlar tayini buldular. Kafirlerin bildiği ancak bu
beşten biridir. Bunu görür, bunu bilirler.
BİRİNCİ YEDİ BEŞLER- İkinci Sıra:
(Alemlerin
nurunun rengi)
a- Nuru İlahi
beyaz (Dürrü beyza)
Nuru İlahi Dürrü beyza, nur sefid nuru zatiye
derler.
Kendinden
gayri yok iken nefsi rahmani ile insani kâmil tayinini gösterdi. Cabir
(Radiyallahu anhu):
- Resulullahtan
en evvel ne yaratıldığını sordum? O:
-
Peygamberiyin nurunu, kendi nurundan yaratmıştır, dedi. Makam-ı kurbedir.
b- Nuru Siyah
(Sevad-ı Azam):
Alemi lahut, nuru siyahtır, sevadı azam
derler. Sıfatır-Rahman, hakikatı Muhammediyedir. Esmalarının sıfatı ve farkı
Muhammediyedir.
Hadîs-i Şerif;
«Seven
kişi sevdiğini kendi sıfatında mahvetmedikçe kendi zatında isbat edemez.»
Makamı
haydır. Nuru Muhammed (Sallallahu Teala aleyhi vesellem) her makamda oniki bin
sene kalmıştır. Her makamda dörder kısım olarak bir kısmı, nuru Muhammediye
(Sallallahu aleyhi vesellem)'dir.
c- Nuru Yeşil
(Alem-i Ceberut):
Alem-i ceberut nuru yeşildir. Makamı havftır,
Alem-i Ervahtır ruh alemidir. Her şeylerin hakikatıdır. Şeriatda, vücut
mahvolunca kalb eski haline varır. Alemleri geçe geçe geldiği gibi, eski aslını
bulur. Bu yol insanın batınıdır.
d- Nuru Sarı
(Alem-i melekût):
Makamı recadır. İnsanın hayali, manası ve
misali rüya âlemidir. Hayalinde, içerisinde, gönlündeki sırlarıdır. Buna
melekut derler. Kesafeti zulmaniye derler. İçerdeki karanlıktır. Nuru sarı
kırmızıdır.
e- Nuru
Sarı-Kırmızı (Alem-i Nasut):
Alemi Nasut; makamı ilahiye nuru kırmızıdır.
Boz rengine meyyaldır. Nefis alemidir. Bu görülen alemdir, melekut ile nefs-i
emmare arasıdır. Nasut, Melekut ile karşı karşıyadır. Bir yüzü Nasut, bir yüzü
Melekuttur. Bu alemde canlı cansız cümlesinin iç yüzü melekut, dış yüzü
Nasuttur. Batını melekût, zahiri Nasuttur.
Beş alem vardır. Beşinci Aleme Alem-i Gayb (Alem-i
Hayret) derler. Bilâl babam; beşinci alemden aşağı doğru sayıyor. Dürrü Beyza
(Beyaz nur) demektir. Aslında beyaz değildir. O nurun renginde dünyada renk
yoktur. En fazla beyaza benzediği için beyazdır demişler.
İkinci; Sevad-ı Azam: Siyahtır. Kabenin siyah örtüsü
ona işarettir. Siyah deyince bizim bildiğimiz siyah değil, insanı hayran
bırakacak bakımına doyum olmayan bir siyahtır.
Üçüncü nuru yeşil, Ceberut, Dördüncü Nuru sarı
Melekut, beşinci nuru kırmızı Nasut.
Dürrü Beyza Allah'ın zatına ait onun için misli yok.
Cabir (Radiyallahu anhu) Hazretleri:
- Ya Resulullah! En evvel Allahu Teala neyi yarattı
diye sordu?
- En evvel Allah sizin Nebinizin
nurunu yarattı. Bu gözümüzle gördüğümüz ay, güneş, yıldızlar hepsine birden
Nasut Alemi derler. Bunun bir yüzü Melekut, bir yüzü Nasut, görünen tarafı
Nasut, görünmeyen tarafı Melekuttur.
BİRİNCİ YEDİ BEŞLER- Üçüncü Sıra:
Tasarruflar
ile idrak:
a-
İrfan ile idrak:
Bu makamı gurbe,
irfan, idrak ile olur. Mahf-i fena makamıdır.
Hadîs-i Şerif:
“Fani olun,
sonra fani olun, sonra fani olun.”
İnsan
mahf-i fena bulunca irfan ile Hakkı budur. İdrak eyler, bilir.
b- Aklın
tasarrufu:
Makamı lübdedir. Sıfatı esmada fani olup
mahfiyet bulunca nuru Muhammediyeden hakikatı Resule aşina olur. Aklın nuru çok
kuvvetlidir. Nuru Muhammediyye mü'min'in kalbinde aklın nuru budur. Farkı
Muhammediyedir, fark eder.
Hadîs-i Şerif:
«Kim
Ali'yi fark etti, beni fark etti. Kim beni fark etti, Allahu Teala'yı fark
etti» dedi.
c- Ruhun
tasarrufu:
Arşı, kürsü, levhi, kalemi, cenneti,
cehennemi, semavatı bulur görür. Makamı havftır. Şeriatta mahvolunca ruh
seyreder,
d- Kalbin
tasarrufu:
Kalbin tasarrufu vücutdadır. Kalb
vücudunda, bedende olan halları
seyreder. Yani kalbin tasarrufu insanın kalb alemini bedende olan halları
seyreder. Seyir tasarrufu kalbedir. Yani vücuttan kalbe ilga olanı bilir.
e- Nefsin
tasarrufu:
Bu alemde olan işlerdir. Dünyada geçim ve
ibadet işleri ile meşguldur. Haya eder ise kendini yaratanı bilip, gizli
aşikare Allah'tan korkar, utanır. İbadet yolunu ve helal kazanç yollarını
düşünür. Haya etmez ise havaya tabi olur, taptığı hevası olur, maazallah.
BİRİNCİ YEDİ BEŞLER- Dördüncü Sıra:
Cenab-ı Hakkın
sınaması denemesi
(Sure-i Bakara,
Ayet 155)
a- (Minel
Havf) bir korku ile:
«Vallahi biz sizleri elbette biraz korku ile,
açlık ile, mallardan, canlardan, mahsulattan biraz eksiklik ile imtihan
edeceğiz. Sabredenlere müjdele.”
Allah kulunu imtihan eder. Kula haddini
kararını bildirmek için bir korkuya düşürür
kulun derecesi yükseldiğinde kul Haktan büyük şeyler umar. Cenab-ı Hak o
kulu sınar. O bulunduğu makama göre ne yapar, kulun ne olduğunu zaten bilir.
Lakin kula haddini bildirir.
(Bakara Suresi,
Ayet 155)
b- (Vel Cui) Bir
açlık ile:
“Bir açlık ile sınar, imtihan eder”. Tevekkülü
tam olup, olmadığını kula bildirir. Kullar ezelden vaad eylediği gibi Hakkın
muhabbetinden ayrılmayanlardır. Dünyaya gelince yüzde doksanı vaadi bozdular,
dünyaya aldandılar. O yüzde ona keşif, keramet, cennet verince, yüzde doksanı aldandılar. Vaadi
Hakkın muhabbetinden onlara muhabbetleri döndü. O yüzden ona belâlar, korkular
verdi. Cümle belâlar, yüzde doksanı belâ'dan korktu kaldı, kalan ona didarını
verdi.
(Sure-i
Bakara, Ayet 155)
c- Ve
naksın minel emval: Mal ile
“Malı noksan ile
sınar, imtihan eder.” Allah malını sarf edecek yerleri gösterir. Allah malından
geçer mi? Allah için malından geçmek büyük meseledir. Allah tarafına kalbi
açılanın eli cömertliğe açılıverir.
(Bakara
Suresi, Ayet 155)
d- Vel
Enfüsi; Can ile:
Can korkusu ile
kulu sınar. İmtihan eder. Kendi nefsinden korkar, yani Hak yolunda bulunduğu halde kendi
nefsinin helak olma korkularını zuhur ettirir. Amma kendi korkmasın hiç arkası
yoktur.
(Sure-i
Bakara, Ayet 155)
e-
(Ves-Semarat) ekin ile:
Ekin, meyvalar,
bağ, bahçeler ile imtihan eder. Ekinleri noksan eder, hasılatına ziyan verir.
Lâkin gayri yerden, nice mislini verecektir. Cümlesi zahirde bir korkudur. Amma
hiç arkası yoktur. Kulun korktuğu gibi olmaz. Bilmeyen mahrum kalır.
BİRİNCİ YEDİ BEŞLER- Beşinci Sıra:
b-
İnsan da iki el:
İnsanda iki el birisi sağ, birisi sol. Sağ eli ile
tutulan işlerde hayır bereket vardır. Sol el taharet yani yıkamak içindir. Sağ
el ile yenen yemekte muhakkak nur olur. Sol elde muhakkak şeytan fesat koyar.
İnsan sağını-solunu bilip dikkat etmeli. Sol el ile rızık noksanlığı olur.
c-
Rahmanî ile şeytanî:
Biri sağ, biri soldur. Nur sağda, zulmet solda, rahmani
işaretler sağda, şeytani solda; hayır
işler sağda işaret olur. Şer işler solda işaret olur. Bir insan, kendi sağını-solunu
fark etmez ise ondan hayır beklememelidir.
Rüyada, huzurda, rabıtada
rahmani olan ses, işaret, hareket sağda, sağdan gelir. Şeytani olanlar daima solda
olur, soldan gelir.
d- Nur
ile Zulmet:
Nur sağda, zulmet
soldadır. Nefis solda, ruh sağdadır. Ruh hak rızasını ister. Nefis hevai yolunu
ister. Hevayı bilmez ehl-i Hak sağa, münafık sola dikkat.
Bilâl Babam'a sordular:
- Siz her iyi şey, sağda, sağdan
gelir, diyorsunuz. İnsanda kalb zikir eder, kalb ıslah olur, kalb nurlanır,
kalbe Allah tecelli eder, diyorsunuz. Kalb insanın solunda değil mi? Kalbin
insandaki zahiren, batınan görevi her şeyden üstündür. Sol bu kadar kötü ise
kalbi Allah niçin solda yarattı? Bilâl Babam cevab verdi:
- Ruh Allah'tan gelmedir. Kalb
ruha göre zahirdir, basittir. Kalbi idare eden ruhtur. Ruh sağdadır. Ruh
Allah'dan gelmedir.
(Sure-i İsra, Ayet 85)
“Ruh Rabb'ımın bir emridir.”
Kalb bütün kuvveti ruhtan alıyor. Allah ruhu sağa, kalbi sola yerleştirmiş, ruh
maneviyat, kalb zahirdir.
(Sure-i
Ven-nâziat, Ayet 40)
Fakat
kim ki Rabb'ının makamından korkmuş ve nefsini hevadan nehy etmiş ise.
e-
Mü'min ile Kâfir:
Mü'min sağa, kafir
sola dikkat ederler. Kafirlerin her dikkati soladır. Mü'minlerin her dikkati
sağadır. Eshab'ul Meş'eme soldur. Eshab'ul Meymene sağdır. (Sure-i Vakıa, Ayet
8-9) Bunu böyle bilip edebine dikkat eder. Zira edebtir. Bu yolda edeb hep
tarikattır.
BİRİNCİ YEDİ BEŞLER- Altıncı Sıra:
Hikmete
karşı lazımlara dikkat
a-
Sabır: (belâya, kazaya karşı)
(Sure-i
Bakara, Ayet 153)
“Şüphe
yok ki Allah'u Teala sabredenlerle beraberdir.”
Dikkat muhakkak Allahu Teala kulun sadakatını sabır ile
sınar. Her halde bir iş başa geldiğinde sabır etmek lâzımdır. Lâkin bu sabır
öyle bir büyük şeydir ki; İnsan ne kadar sabırlı olsa o zamanda gafil olur.
b- Tevekkül
(umura karşı):
(Sure-i Talak,
Ayet 3)
«Her
kim Allah'a tevekkül ederse, o ona kâfidir.»
Muhakkak
Allahu Teala kulunu rızık, ev geçimi, ev işleri ile yahut her bir işte Allah'ı
vekil eder mi, etmez mi? diye sınar. Kul kendi işi eline alıp kendi çabalar mı?
diye kulun haddini kendine bildirir. Mutmainne de tevekkül, kemâl bulur.
Allah'a bile tevekkül eder.
Tevekkül Allah'adır. Her şeyi Allah'ın yapmasına
havale eder. Esas
bu da hakiki aşıklara eksikliktir. Eyyüb (Aleyhis-selam)'un sabrı: Kur'an'da
acizliğini sabredemediğini söylüyor. Beni zarar meshetti dedi. (Sure-i Enbiya,
Ayet 83) Aslında sabredemediğinden değildi. Hakka vasıl olmak için arada bir
dağ var. Bu dağı bir türlü geçemiyor. Bunu Allahu Teala'dan sordu. Allahu
Teala:
- Senin yaptığın sabırdır. Sen
sabır yaptıkça bu dağı geçemezsin dedi. Eyyüb (Aleyhis-selam) Hakka kavuşmak
için sabırsızlandı, aslında hastalığa tahammül edemediğinden değildi.
Muhiddin Arabi Hazretleri
zindandaydı. Zindandayken kendisine soru sormaya geldiler. Onlara cennetten
yemek getirtti. Kendisi her günkü yemeğini yani darı ekmeği yedi. Zindandan
kaçmak için Allahu Teala kendisine selahiyet verdi. Ama kaç diye emr etmezse
kaçmayacağım, asılacağım dedi. Allah'ın verdiği selahiyeti kullanmıyor. Allahu
Teala'nın bizzat kaç diye emir vermesini istiyor. İşte tevekkülden daha ileri
tevekkül.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem) miraca çıkarken (Sure-i İsra, Ayet 1) Cebrail (Aleyhis-selam)'ın
makamından ileriye Cebrail (Aleyhis-selam) gidemedi. Acz içinde kaldı. Bu
hususta mevlid-i Nebevi'de:
Ger
geçem bir zerre denlu ileri
Yanaram
baştan ayağa ey ulu
dedi. Geçemedi. Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) için yanma mühim değildi. Yine mevlid'de:
Çün
ezelden bana aşk oldu delil,
Yanar
isem yanayım ben ey Halîl
İbrahim (Aleyhis-selam) (Sure-i Enbiya, Ayet 69;
Sure-i Saffat, ayet 97-98)'de Nemrud tarafından ateşe atıldı. Havada giderken
Cebrail (Aleyhis-selam) geldi:
- Ya Rabbi! İbrahim'i kurtarayım mı? Allahu Teala:
- İbrahim'e sor. Havada ateşe düşerken Cebrail
(Aleyhis-selam):
- Ya İbrahim! Seni kurtarayım mı? İbrahim (Aleyhis-selam):
- Rabbim bilir, o kurtar derse
kurtar dedi. Bu konuşma bir rivayette üç, bir rivayette yedi sefer Cebrail
(Aleyhis-selam) İbrahim (Aleyhis-selam) ile Allahu Teala arasında gitti, geldi.
İşte tevekkülü bırakıyor. Rabbım nasıl bilirse öyle olsun. Yani «Ya Cebrail!
Sen aradan çekil» der gibi söylüyor. (Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa: 71-72; Delail-i
Hayrat Şerhi «Kara Davud», Sayfa: 859-860)
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem) Taif'e halkı islama davet etmeğe gittiği zaman halk karşı geldi.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i ve arkadaşını çocuklara
taşlattılar. Taş vurma devam ediyordu. Cebrail (Aleyhis-selam) Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'e geldi.
- Taif'i yere batırayım mı?
Allah beni sana gönderdi. İstersen şimdi batırırım dedi. Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem):
- Ben Allah'a tevekkül ettim
dedi. Cebrail (aleyhis-selam) İbrahim (Aleyhis-selam)'e yalvardığı gibi
yalvardı. Cebrail (Aleyhis-selam) bir kaç defa Allahu Teala'dan emir ile
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e ve Allahu Teala arasında gitti,
geldi. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) asla razı olmadı. En son
Cebrail (Aleyhis-selam):
- Allahu Teala senden kesin bir
cevab istiyor. Batır dersen batıracağım dedi. O anda arkadaşının ve kendinin
bacaklarından, ayaklarından kanlar akıyordu. Çok güç durumdaydılar. [İslam
Tarihi (M. Asım Köksal), Mekke Devri, Sayfa: 344; Siyer-i Nebi, Cild 2, Sayfa:
253; Mevahib-i Ledünniyye, Cild 1, Sayfa: 86-87; Sahih-i Buhari Tecrîd-i Sarih,
Cild 2, Sayfa: 757-758) Bu halde bile
sevgili Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):
- Ya Cebrail! Bunlar bilmiyorlar.
Bilseler böyle yapmazlardı. Ne olur üç gün bekle, içlerinde bir tane iman eden
çıkmazsa o zaman batır. İman eden olursa sakın batırma dedi. Üç gün içinde
Taif'li bir köle iman etti ve Taif'de yere batırılmaktan kurtuldu.
İşte bu taşlanmadan Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) ve arkadaşı üç gün baygın yattı. Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'de çok güç durumda idi. Dışarı çıkacak halleri
yoktu. Buna rağmen Taif'in batırılmasına rıza göstermedi. İşte bunlar Allahu
Teala'ya tevekkül'den daha da ileriye gidiyor. Allahu Teala'ya tevekkül demek:
Ben aradan çıkıyorum, bunları sen nasıl bilirsen öyle yap demektir. Bunlarınki
ise Allah'ın emrini Cebrail (Aleyhis-selam)'e tehir ettirip tevekkülden daha
fazla ileri tevekkül oluyor. Tevekkül aslında her hakiki müslüman ve her
evliyanın yapacağı bir şeydir. Eğer büyük Ulul azim bir peygamber ve büyük
zatların ki gibi olursa Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in
yaptıklarının bir kıymeti kalmaz.
İbrahim (Aleyhis-selam) eşi
Hacer Validemizi Allah'tan aldığı emirle şimdiki Kâ'be'nin olduğu susuz çöle
yiyeceksiz bıraktı. Allahu Teala'ya tevekkül etti. Ortada ne yiyecek ve ne de
su bulmanın işareti dahi yoktu. Hacer Validemiz ibrahim (Aleyhis-selam)'e:
- Bizi böyle bir yere bırakmanı
Allahu Teala'mı emretti? diye sordu. İbrahim (Aleyhis-selam):
- Evet dedi. Hacer Validemiz:
- Öyleyse Rabbımız hafîzımızdır,
bizi burada perişan etmez dedi. (Sure-i İbrahim
Ayet 37; Kütüb-i Sitte, Cild 14, Hadis No: 4992)
İşte bunların tevekkülü çok kuvvetli olduğundan
yapıyorlar. Allah bize de böyle tevekkül etmek nasib etsin. (Amin)
c- (Havfullaha)
emniyete karşı.
(Sure-i Rahman,
Ayet 46)
“Ve
Rabb'inin makamından korkan kimse için iki cennet vardır.”
Hadîs-i Şerif:
«Hikmetin başı
Allah korkusudur.» (İrşad, Cild 1, Sayfa: 227; İhya'u Ulumi'd-Dîn, Cild 4,
Hadîs No: 202, Sayfa: 297)
Muhakkak
insanlar kendi nefsinin bir emniyeti olur. İbadet, taat çokluğu, zikir, keşfi
keramet bunlar insana emniyet getirir. Nefsin keşfi keramet ister, Allah
istikamet ister. Allah korkusu daima yürekte olup emniyet olmasın der.
d- (Sahavet)
pahile karşı:
«Cömerd olur, mü'minlere nasihat eder.»
Cömertlik, fakir sülüke faziletinin nişanı.
Hadîs-i Şerif:
Pahil cennete girmez, zahit olsa da, cömert
cennete girer fasık ise de.
Cömertlik sadaka değil. lazım geldiği yere
esirgemeden vermektir. Sadaka borçtur. Adak, zekat, fitre, sadaka yalana
karşıdır.
Bahil, (cimri, mıhrız) cennete girmez. Zahid
(ibadetçi) olsa da. Cömert cennete girer, fasık ise de. Fasık iyi amel ile kötü
emeli birbirine karıştıran demektir. Cömertlik fazla olunca Allah'ın dostu
oluyor. Allah dostu kötü amelleri terk eder, iyi kimse olur, demektir.
e- (Sıdkı)
Yalana karşı:
Hadîs-i Şerif:
Sıddık
doğru söylemek, doğru olmak, kurtulmak doğruluktadır. Yalan helaklıktır. Yani
helak yalandadır. Ehl-i takvaya göre her yalan yalandır. Avama caiz olan, ehl-i
takvaya caiz değildir. Yalan insanın feyzini, terakkisini, her şeyini bozar.
BİRİNCİ YEDİ BEŞLER- Yedinci Sıra:
Şu
alemin misali karpuza benzer.
a-
Çekirdek içindeki beyaz (Dürrü Beyza):
Karpuzun içindeki
beyaz dürrü beyzaya misaldir. Yani şu alemler bir karpuza temsil edilir ise,
çekirdeğin içindeki beyazı birinci aleme benzer. Bu alemler birbiri içindedir.
Yani insanın aradığı kendi içerisindedir. Her şeyin kendinden derununa yürür.
b- Çekirdek Karası (Sevadı Azam):
Nur rengi
siyahtır. Karpuzun çekirdeği siyahtır, içi beyazdır. İkinci alem nuru karadır.
Bu alemlerin insanın kendi hakikatında bulunacağı şüphesizdir.
Hadîs-i
Şerif
İnsanın
her halayıkın kendinde Hakk'a yolu vardır.
c-
Karpuz kırmızısı (Hakikat):
Yani temsildir.
Hakikatın aynası şeriattır. Hakikat karpuzun içidir. Şeriat kabuğu yeşildir.
Kabuk içerisini himaye ettiği gibi tarikatı şeriatı himaye eder.
d-
Karpuz beyazı (Tarikat):
Tarikat; hakikatın
içeri yoludur. İnsanın içerisine aittir. Dışarı ile alakası yoktur. Karpuzun
içerisi görünürse hemen çürür.
e- Karpuzun dışının yeşili (Şeriat):
Cümlesi bunun
derunundadır. Şeriat zahiridir, maddidir, surudur. Bu görülen ve hükmedilendir.
Tarikat şeriatın iç yüzüdür, derunu batınıdır. Karpuzun yeşilinin içidir.
Tarikatdayız diye şeriate muhalif gösterenler delâlete düşmüştür. Karpuzun
içinin dışından görünmesi gibi çürür, gider.
Allah'ın varlığını, birliğini
tasdik etmeyen ve ibret alınmayan hiç bir şeyi Allah yaratmamıştır. Mürşid-i
Kâmiller her baktığından ibret aldığı için Arifi billah denir. Allah'ın
yarattığında hiç kimsenin bilemediği gizli sırlarını bildiği için Arifi Billah
denmiştir. Arif bilen demektir, billah Allah'ı bilen demektir. Allah'ı herkes
biliyorum der de Allah'ın gizli sır ve hikmetlerini bilemez. İşte o kimse
Allah'ı tam bilmiş sayılmaz. Allah'ını bilir, bildikçe ilerisi var, hayrete
düşer kalır. Alemi Hayret budur.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem) buyuruyor:
Hadîs-i Şerif:
«Ben sana hakkı ile arif olup
bilemedim.» demektir.
Bilâl Babamında sadece bir tek
karpuz misali üzerinde çeşitli bir çok vaazları vardır. Bu zuhuratiye kitabını
bütün ilimlerin hülâsası, özeti olarak yazmıştır. Bunun gibi kitap baştan ayağa
özettir. Her hangi mevzuyu inceleyip üzerinde dursan o başlı başına muazzam bir
kitap olur.
Hadîs-i Şerif:
«Mü'minin firasetinden sakının. Çünkü onlar Allahu Teala'nın
nuru ile bakarlar.» (500 Hadis-i Şerif Kitabı, Hadîs No: 45, Sayfa: 39;
Şevahidü'n-Nübüvve, Sayfa: 236; Kenzü'l-İrfan, Hadîs No: 180)
Allah'ın nuru ile bakan Allah'ın
nurunu görür, Allah'ın gizli hikmet sırlarını görür, Allah'ın yarattıklarındaki
gizli sırrı görür. Kendinden onun ilmi zuhur eder. İlim sıfatullahtır dedikleri
de budur. Allah'tan gelen ilim Allah'ın sıfatındandır. Karpuz misalinin
genişletilmişini Bilâl Babam bir vaazında çok uzun olarak açıkladı. Üzerinden
en az otuzbeş sene geçti, Bu misalin aklımda kalanlarını yazacağım. İnşallahu
Teala.
Karpuz beş aleme işarettir. Beş
alemin sırasıyla en yükseği Alemi Gayb (Alemi Hayret) bunun rengi yoktur.
Oranın hiç bir halinin misali yoktur. En fazla beyaza benzediği için Dürrü
Beyza demişler. Oralar kaleme gelmez. Bu karpuzun ortasındaki siyah çekirdeğin
beyaz içidir. Ondan bir aşağı çekirdek siyahı beyazın etrafında örtü olur, onu
göstermez, yetiştirir, muhafaza eder. Kabe'nin örtüsünün siyah olma sebebi
budur.
Sevadı Azam derler, siyah
nurdur, çok güzeldir. İnsanların bütün günahlarının affolunduğu, manevi
rahmetin yağdığı, kabenin örtüsü siyah, içi Dürrü Beyza budur. Alem olarak
dervişin ruhu yükselir, beşinci alemde dürrü beyzayı bulur. Hakiki hacı da
kabeye gider, Dürrü Beyzayı bulur. Hasan Basri Hazretleri Kâ'be'ye gidip
Kâ'be'nin maneviyatını bulamayınca:
- Ya Rabbi! Ben herkes gibi
Kabe'nin taşını, toprağını değil, maneviyatını ziyarete geldim demiştir. Allahu
Teala:
- Kabe'nin maneviyatı Rabia
Hatun'a karşı gitti dedi.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem) doğunca Kabe Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e secde etti.
(Altı Parmak, Sayfa: 254; İrşad, Cild 2, Sayfa: 373; Siyer-i Nebi, Cild 1,
Sayfa: 250; Delail-i Hayrat Şerhi «Kara Davud», Sayfa: 160)
Hadîs-i Şerif:
«Mü'min Kabe'den efdaldır.» (İhya Ulumi'd-Dîn, Cild 4, Hadis No: 174, Sayfa: 275;
Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 4323)
Karpuzun ortası kırmızısı Alem-i Ceberuttur, nuru
kırmızıdır. Karpuz
ortası en tatlı yerine misaldir. Eğer çekirdek olmazsa karpuzun kökü geçer. İyi
düşün karpuzu devam ettiren çekirdektir. Zahir, batın bütün ilimleri üreten,
yayan Dürrü Beyzadır. Sevad-ı Azamdır, karpuz çekirdeği ve içidir.
Ondan aşağısı Alem-i Melekut,
nuru beyazdır. Bu ne dışı gibi acı, ne kırmızısı gibi tatlıdır, suludur. Alemi
Melekuta geçen kimse beyaz nur görür. İbadet, namaz, şeriattaki gibi zor
değildir. Az da olsa sulu sulu tat gelir.
Alem-i Nasut; Şeriatta olanlar
Alemi Nasuttur, nuru yeşildir. Karpuzun çekirdeğinin acı olduğu gibi yenmesi zor, şeriatta, Nasutta böyledir.
İbadet yapması zor gelir. Beyazı sulu olduğu gibi nisbeten kolaydır. Asıl
lezzet kırmızısındadır. Dikkat edilirse saydığımız beyazı, kırmızıyı, siyahı,
siyahın içi beyazı hepsini muhafaza eden karpuzun dışıdır. Karpuzun yeşili
(dışı) içe doğru delinirse oradan hava girip içini çürüttüğü gibi şeriattan bir
delik delinirse saydığımızın hepsi mahvolur. Cümle işlerin başı şeriattır.
Şeriat olmazsa içeri şeytan ve
nefis havası girer. İçerisi, maneviyatı çürür, helak olur. Delinen karpuz
gübreliğe atılır, hayvanlara yem olur. Dış kabuğunu muhafaza edip deldirmeyen
karpuz tam kemâl bulunca Cumhurreisinin, Padişahın sofrasına konur. Nefis,
şeytan hayvandır. Sen adam ol karpuzun kabuğunu deldirme. Şeriatı muhafaza et,
şeriatı tam tatbik et, tam yap, padişah olan Allahu Teala'ya, didara, cemala
kavuş. Cemalullah sofrasına gir. Muhafaza edemez şeriatın emrinin dışına
çıkarsan delinirsin. Hava alır, çürür, gübreliğe atılır, hayvanlara yem
olursun. Yani nefise, şeytana yem olursun. Onun için demişler ki:
Şeriattır
cümle işlerin başı,
Şeriatsız
tarikat şeytan işi,
Tarikat
ehlinde yok ise şeriat,
Onun
şeyhi şeytandır mutlak.
Bir karpuz kökünden kuvvet alır.
Toprak ne kadar imar olursa karpuz köküne o kadar çok kuvvet verir. İbadet,
taat, namaz, oruç, takva ile şüpheli şeylerden sakınmaktır. İmarlı toprağın
karpuzu, köküne kuvvet verir. Bir karpuzun kökü toprakla ilişkiyi keserse, o
karpuz tiyeği (teveği) kurur, gazel olur. Allah'ın emrinden ilişkiyi kesen, o
karpuz tiyeğinin kuruyup gazel olduğu gibi mahvolur.
Karpuz tarlasının imarı
itikattır. Bir dervişte itikad yanlış olursa, tarlaya karpuz yerine zehirli bir
ot ekmiş gibi olur. İtikad bozuk olursa yaptığı ibadet, amel kendini
zehirlemeye yarar. Karpuz tarlasının imarı, iyi olacak, iyi cins karpuz çekirdeği
alacaksın, karpuzun dışını delmeyeceksin. İftiharla ben şunu yaptım, şu kadar
şöyle, böyle amel yaptım dersen, yine millete içini göstermiş olursun, yani
delinirsin. Tam yetişene kadar acele etmezsen, padişah sofrasına konacak karpuz
olursun. Zehirli ot dediğimiz tarikat bozukluğudur. O zaman Allah'ın gadabını
kazanırsın, zındık olursun.
(Sure-i Bakara, Ayet 7)
«Allah onların kalblerini,
kulaklarını, gözlerini mühürler onlara söz, haber anlatılmaz.»
Bilal Babam daha çok misaller
verdi, karpuz üzerine çok vaaz yaptı. İşte Allah'ın her yarattığında böyle
ibretler vardır. Ama biz ibret alamadığımızdan bilemiyoruz.
Haktan
ayan bir nesne yok
Gözsüzlere
pünhan imiş.
dediği budur. Bu kadar
uzatmamdaki gayem sende iyi oku, iyi düşün, iyi anla, iyi bil küçümseme.