ZUHURATİYEY’İ   GEYLANİYE

 

DÖRDÜNCÜ YEDİ BEŞLER:

 

 

 

 

Birinci Sıra Peyg ve ashabına ibret.

 

İkinci Sıra insana kıyamette sual.

 

Üçüncü Sıra Dünyada dört halka ahirette bir.

 

Dördüncü Sıra Mezhebler imamların ihtilafları

 

Beşinci Sıra Dinin metaı, eşyası beştir.

 

 

Altıncı Sıra Has müslümanın nişanı beştir.

 

Yedinci Sıra İbadetin metaı eşyası beştir.

(a)

 

İnsanda Cevher Beş

 

 

İlminden sual olunur.

 

 

Ahirette Liva'ül Hamd Halkası 

 

İmamlar ehl-i sünnette

 

 

 

Dinin kendisi güzel ahlaktır.

  

 

Akrabaya gayretli olur.

 

 

 

Kazancı Mahfı Fena ile Marifetullahtır.

(b)

 

Başta namaz İslam'ın şartı beş.

 

Malından sual olunur.

 

 

Akşam yemeği halkası

 

 

Felsefeler filozoflar sözü

  

 

Dinin ziyneti yalanı terk etmektir.

 

 

Hak yolunda şecaatlı olur.

  

 

Sermayesi havf ile ricadır.

(c)

 

Havası hamse beş.

 

 

İhtiyarlığından sual olunur.

  

Nikah Halkası

 

  

Ulemâ-ı Muhakkikin ve Mütekellimîn

 

 

Dinin direği namazdır

 

 

 

Dostluğu muhafaza eder.

 

 

Muhafazası sabır istikamettir.

(d)

 

İnsanda baş, el, ayak beş. 

 

Gençliğinden sual olunur.

  

Tevhid Halkası Lâ ilahe illallah

  

Fırka-i Dâlle ihtilafları

 

 

 

Tabibi yani doktoru ulemadır.

 

 

Sözünde vaadinde mert durur.

 

 

Nuru ihlas ile itikattır.

(e)

 

Muhammed Resulullah dört cihar-ı Yarı

 

Nefsinden sual olunur.

 

 

Namaz Halkası.

  

 

Ehl-i Sünnete Vel-Cemaat

 

  

Temeli temizlik ve verağdır.

 

  

Din düşmanına karşı vakarlı olur.

 

 

Temeli Takva ile tevekküldür.

 

(Sure-i Haşr, Ayet-2)

 

«Ey basiret sahipleri! İbret alın.»

İbret alın demiştir. Bu beş hesablarına dikkat eyle, nazar edilsin. Bunlarda çok hisse vardır. Cenab-ı Allahu Teala bu beş üzerine neler halk etmiştir. Muhammed Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) cihar-ı yarı ile beştir. Şu'unatı ilahiye ile mahlukatı beştir. Yani nasut, melekut, ceberut, ervah, lahut şuunatı beştir. Bu ne hikmet, bu ne kudret insanda baş bir, iki el, iki ayak ile bu da beştir. El parmakları beştir. Baş parmağı, şahadet parmağına kavuşturur isen Lafza-i Celâl olur. El öpmek el öpen kimse sırf Allah için öper ise Allah ismini öpmüş olur. Seyid Ahmed Rufai Efendimiz böyle demiştir.

 

 

DÖRDÜNCÜ YEDİ BEŞLER- Birinci Sıra:

Peygamber ve ashabına ibret;

 

a- Muhammed Resulullah ve dört cihar-ı yarı beş.

  Muhammed (Sallallahu aleyhi vesellem) bu mevcudatta canı gibi, Hz. Ebu Bekir (Radiyallahu anhu) iliği gibi, Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) kemiği gibi, Hazreti Osman (Radiyallahu anhu) kanı ve eti gibi, Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) derisi gibi (Rıdvanullahi Teala aleyhim ecmain). Bunlar maneviyatta böyledir. Kudretullah delildir. İbret bunlar.

 

b- İnsanda baş, el, ayak  beş:

  İnsanda baş, eller, ayaklar bunlarda beştir. İnsan neye temsil olduğunu anlamalıdır. Allahu Teala'nın varlığına birliğine bunlar delildir. İnsan bu ilmi öğrenip kendi nefsine ibret ile bakar ise Allah'ı görmüş gibi tasdik eder.

 

Allah'ın yarattıklarının içinde ibret alınmayacak hiç bir şey yoktur. Hepsi Allahu Teala'nın varlığına, birliğine, kuvvetine delildir. Eğer herhangi bir şeyden ibret alamadı isek, onda ibret olmadığından değil, bizim ondaki ibreti anlayamadığımızdandır. Yunus Emre'nin ibret alma hakkında çok meşhur kasideleri vardır.

 

c- İnsanda havası hamse beş:

  Beş haslat vardır: Biri görmek, biri işitmek, biri koklamak, biri mesyanı yani el ayak, dokununca, dokunanın ne olduğunu bilmek; biri de ağızda lezzet, tatmak, bunları bilen nereden geldiğini anlayan Allah'ı bilir. Bunlara tabiat diyenler için Veyil Cehennemi hazırdır.

 

Seyid NİZAMOĞLU:

              Gözümdeki kimdir gören

              Gönlümdeki kimdir duran

              Kimdir nefes alıp veren

              Hayretteyim hayretteyim.

 

d- Başta namaz, İslamın şartı beş:

  Namaz kılmak, oruç tutmak, haç, zekat, kelime-i şehadet. İnsanda bunların birisi olmaz ise yukardakilerin birini bırakmış gibi olur. Bu beş tamam olmaz ise ibadet kabul olmaz. Birini inkar eden kafir olur.

 

e- İnsanda cevher beş:

  Bir iman, iki akıl, üç haya, dört ruhu sultanî, beş ruhu hayvanî. İnsanı bu beş şeyle yaşatan Allah (Celle Celâlühü)'dır. Bunu bilip bu beşlerde ne hikmet olduğunu anlamalı, düşünmelidir.

 

(Sure-i Bakara, Ayet 197)

«Benden korkunuz ey akıl sahibleri, zikrullahı lübbe yetiştirenler.”

 

İnsanda iki ruh vardır. Birisine ruhu sultanî, diğerine de ruhu hayvanî denir.

Ruhu sultanî:

Daima  Allahu Teala'nın emirlerine uymaya yasaklarından çekinmeye çeker. İbadet, taat daima ruhu sultaniye kuvvet verir.

Ruhu Hayvani:

Nefsin havasına, şeytanın iğvasına, havaya çeker. Küfür, masiyet ruhu hayvaniye kuvvet verir. Ruhu hayvani ekseriyetle vücutta kalır. Ruhu sultani gider, keşfeder gelir. Eğer bunlar bir olsa ruh cesetten ayrılınca insanın ölmesi lâzımdır. Huzurda, rabıtada keşfetmek ve benzerleri ruhu sultanidendir. Rüyayı da yine aynı ruhu sultani görür. Gözün uykuya dalar dalmaz, binlerce kilometrelik mesafedeki göreceği yeri derhal bir anda görür. Oraya sonradan gidince rüyada gördüğünü hatırlar. Binlerce km'lik mesafedeki gördüğü rüya veya hal, ayıkır veya uyanırsa bir anda burda olur.

 

(Sure-i İsra, Ayet 85)

“Ruh Rabb'ımın bir emridir.”  Ne ben hakkı ile söyleyebilirim, ne de söylesem siz tam anlayabilirsiniz demektir.

 

 

DÖRDÜNCÜ YEDİ BEŞLER- İkinci Sıra:

İnsana kıyamette sual.

 

a- Nefsinden sual olunur:

  Derler ki; sen günde alet tahmin (tahminen) 24 saatte 24 bin  nefes alıp verir idin. Sen bu nefesleri ne ile geçirdin? Uyku ile mi, gaflet ile mi, gerekmez sözler ile mi, ne ile geçirdin ise? defterde hazırdır. Allah zikri ile, ibadetle ve Kuran okumak ile geçirmelidir.

 

b- Gençliğinden sual olunur:

  Sen Allahu Teala'nın verdiği gençlik kuvvetini nereye sarf ettin? İbadet, taat yoluna mı, Allah'ı zikir ile mi, Allah yolunda mı, Yoksa nefsin yolunda mı? Bu gençliği sarf ettin derler, sorarlar. Onu düşünmelidir. Bunu böyle bilince Allah zikri ile, ibadetlerle ve Kur'an okumak ile geçirmelidir. Bu dünyada iken gözünü açmalı ona göre çalışmalıdır.

 

c- İhtiyarlığından, kocalığından ömründen sual olunur:

  İhtiyarlığından sual olunursun, bu kadar ömrü nereye sarf ettin? Allahu Teala sana bu kadar ömür verdi. Sen bu ömür ile ne kazandın, hani neyin var? derler. Ömür bir sermayedir. Ömrünü boşa geçirenler sermayeyi harcayıp, açıkta aç, çıplak kalan kimseye benzer, ömrün kıymetini bilmelidir

 

d- Malından sual olunur:

  Sen Allahu Teala'nın sana verdiği malı hangi yerlere sarf ettin, sakladın mı yoksa?

 

(Sure-i Hümeze, Ayet 1-2)

«Arkadan çekiştiren, gözü ve kaşı ile eğlenen, bir malı toplamış, onu tekrar tekrar saymayı adet edinenlerin vay haline!»

Dediği gibi mi oldun, veylün cehennemi şunlara ki halkı müslümanları oyuncağa alırlar. Onlar içindir. Onlar şol kimselerdir ki, malı cem ederler yani para, mal toplarlar. Geriye yığarlar. Veyl cehennemi bunlar içindir. Bunlar fukaraya vermezler.

 

Malı cem ederler. (Yığarlar) Yani Allahu Teala fitre, zekat, sadaka fukaraya verilmesini emrediyor. Bunun dışında infak ayetleri var. Fukaraya yedirin, içirin, bakın ölen kimsenin malından fakirlere pay ayırın. Bunlar bu gibi şeylere ya hiç vermemiş veya çok kısıntıya gitmiş. Allah'ın emrettiği şeyi noksana düşürecek kadar kısmış, o sebebten Allahu Teala'nın gadabını kazanmıştır.

 

e- İlminden sual olunur:

  Sen bu ilmi Allah'ın yardımı ile okudun, öğrendin bildin bu ilmi okumaktan murad Allah'ı bilmek, peygamberi bilmektir. Sen Allah'ı bildin ise hani Allah ve Resulüne ne aşk, ne muhabbet eyledin. Onları bilen muhakkak muhabbet eder, nişanı olur. Sen ne malından geçtin, ne muhabbet, ne aşk var sende. Hani Allah için dünyadan geçtin mi? derler: Var ise ne ala yoksa vay haline.

 

İlim sıfatullahtır. Sıfatı subutiyenin ikincisi ilimdir. İlim Allahu Teala'nın kullara emanetidir. Mahşerde o emaneti nerde, nasıl, ne şekilde sarf ettin diye soracaklar.

 

Hadîs-i Şerif:

«Alimi seven beni sevdi, beni seven Allah'ı sevdi, Allah'ı sevenin yeri cennettir.» Bu ilimden dolayıdır. (Envarü'l-Aşıkîyn, Sayfa: 436)

 

Hadis-i Şerif:

İbn-i Abbas (Radiyallahu anhu)'dan bu hadîs-i şerifin manası şöyledir:

Alimler iki türlüdür; biri ilmini Allah için okur, taleb eder. Onun üzerine tamahkârlık yapmaz. O ilmini kazanç aleti etmez. Onu, dünyalığa satmaz. Allah yolunda Allah'ın kullarına öğretir.

Bir alim de var ki; dünya malını kazanmak için ilmi öğrenir, onu kıymetsiz olan dünya malına satar, onun üzerine tamah eder, bahiyl olur. Allah'ın kullarına vermez, Allahu Teala onun ağzına ateşten gem vurur, kıyamet gününde melaikelerden bir melek çağırır bilmiş olunuz ki bu filanın oğlu filandır. Allahu Teala kendine darı dünyada ilim verdi idi. Onu dünya malına harcadı. O malın üstüne tamah etti, bahillik etti, kimseye yedirmedi diye çağırır. Mahşer halkı dağılıncaya kadar ayrılmaz deyi buyurmuştur. (Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa: 434; Ramuzu'l-Ehâdîs, Hadis No: 2701)

 

Hadîs-i Şerif:

Yarın mahşerde bir insanı getirirler. Zebaniler cehennemden getirdikleri ateşten gemi ağzına atarlar. Baş ucunda bir melâike yüksek sesle bağırarak:

- Ey Ahali! Bilmiş olun, bu adam filan oğlu filandır. Dünyada iken abdesti, namazı. haccı. zekatı tamamdı. İbadet hususunda hiç bir noksanı yoktu. Bunun bir suçu Allah'ın kendine vermiş olduğu en kıymetli ilmi, en kıymetsiz olan dünya malına sattı, değişti. Yani bir alimin söylemesi mahzurlu olan sözleri ağanın, beyin hoşuna gidecek bana ondan dünya menfaati gelecek diye söylemedi. Cimrilik, bahillik etti. Bazanda söylenmesi lazım gelen sözleri dünya menfaati kesilecek diye söylemedi. En kıymetli olan Allahu Teala'nın kendisine vermiş olduğu ilmini dünya malına değişti, bunun bundan başka suçu yoktur, diyecektir.

 

 

DÖRDÜNCÜ YEDİ BEŞLER- Üçüncü Sıra:

Dünyada dört halka, ahirette bir:

 

a- Namaz Halkası:

Beş vakitte, bayram ve cuma namazlarında, cümle mü'minler hep bir halka olurlar. Kâbe dünyanın ortasındadır. Yirmidört saatin her zamanında devam üzere müslümanlar halkadır. Bu halkaya girenler yarın mahşerde beşinci halka livaül hamd (sancağı) altında ki halkada birleşir.

 

Halkadır demek: Kabe'nin doğusunda kalanlar batıya, batısında olanlar doğuya, güneyinde olanlar kuzeye, kuzeyinde olanlar güneye secde edince haliyle bunlar bir halka teşkil ediyor. Namaz vakitleri her dakikada bir memleket diğer yerden fark ediyor. Ya evvel ya sonra namaz vakti oluyor. Diğer bir namaz vaktine kadar yine aralıklı evvel veya sonra namaz vakitleri oluyor. Müslümanlar bu hesaba göre 24 saatin tümünde Kabe'ye halka olup namaz kılıyor. Bir saniye olsun bu halka namazı kılınmadığı zaman olmuyor. Bu hesaba göre 24 saatin tümünde bu namaz halkası hiç bozulmuyor, devam ediyor. Bu namazı bitirmeden diğer namaz saati geliyor. Halka gece-gündüz devam ediyor. Beş vakit namazı kılan kimse devamlı bu halkanın içinde oluyor.

 

b- Tevhid; Lâ İlahe İllallah Halkası:

  Buna halkayı tevhid derler. Halka olup çevrilip otururlar. Hak Teala'yı zikrederler. Sultanı Enbiya buna Ravza-i Cennet demiştir. Sizler cennet bahçelerine girince yemişinden yeyiniz dedi. Sordular halkayı zikirdir dedi. Bir kimse zikir halkasından çıkıp giderken, nereden geliyorsun denilse, cennet bahçesinden dese caizdir.

 

c- Nikah Halkası:

  Sünneti Resuldür. Nikah, icab, kabul, tarafeynin rızası şarttır. Amma halka olup sünneti Resulü icra etmek sünnettir.

  Her kim bunu terk eder ise livaül hamd sancağı altına giremez. Şahid, Vekil, Asil derken mihri müec'cel, Mihri müehhir  İmam-ı Azam mezhebi bunlar söylenmeli sünnet yerine getirilmelidir.

 

Hadîs-i Şerif:

“Nikah benim sünnetimdir, kim ona rağbet ederse ümmetimdir, ona rağbet etmeyen benim ümmetim değildir.” (İhya'u Ulumi'd-Dîn, Cild 2, Hadîs No: 75, Sayfa: 61)

 

Hadîs-i Şerif:

«Evlenin, çoğalın, sizin çoğalmanızla sair ümmetlere karşı iftihar ederim»  (İhya'u Ulumi'd-Dîn, Cild 2, Hadis No: 74; Sayfa: 61)

 

Hadîs-i Şerif:

«Geçim korkusu sebebi ile evlenmeyen bizden değildir.” (İhya'u Ulumi'd-Dîn, Cild 2, Hadis Ho: 76, Sayfa: 61) Çünkü Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem): «Bizden değildir» diyor. Peygamberimizin kabul etmediği de Peygamber halkası olan Liva'ül Hamd sancağı altındaki halkaya giremez.

Sahibi özür ise böyle değildir.

Nikah ve Boşanma hakkında bilgiler 

Hadîs-i Şerif:

«Zaruret zamanında mahzur olan şeyler yapılır.» (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 525)

Nikah şudur: İcab, kabul, tarafeynin rızası.

1- Bu evlenenlere herkesin duyması, bir şeyler takılması, altın bilezik gibi. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) çok fakir bir adam evleneceği zaman bir şeyler takmasını söyledi. Adam çok fakirdi, takacak bir şeyi yoktu. Mihir olarak takılması lazımdı. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Evinden bir demir halka bul getir, tak dedi. Adam gitti, geldi. Onu da bulamadı. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Hiç bir şeyin yok mu? Adam:

- Yok. En son Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Sırtındaki Abanın yarısını ailene mihir olarak borçlan, yarısı senin, yarısı bunun dedi. Şimdi nişanda takılan altınlar mihir yerine geçer. Herkes haline göre yapar.

2- Kız tarafı rıza gösterip kabul etmesi bu da nişanda tamam oluyor.

3- Her iki tarafın razı olması tarafeynin rızası budur. Bu da tamam oluyor. Nişan haliyle nikah şartları tamam oluyor. Ayrıyeten nikah kıyılınca nikahın sünnetlerinin yerini bulması içindir.

Bizim dinimizde üç şeyin şakası yoktur. Şaka ile de söylese kabuldur, tamamdır.

1- Evlenme, nikah: Bir kız, bir oğlan ikisinin yaşıda 22'yi geçmiş ise birbirlerine şaka olarak Allah'ın emri ile ben seni aldım, sen de beni kabul ettin mi? Kızda şaka ile bende Allah'ın emri ile sana vardım dese, iki de şahit olsa nikah tamamdır, kimse ayıramaz. Yaşları küçük olursa analarının ve babalarının rızası olmadan olmaz. Çünkü Allah'ın emrinin şakası olmaz.

2- Kadın boşama: Onunda şakası olmaz. İki şahit yanında boşasa ben bunu şaka etti idim, demesi olmaz. Allah emrinin şakası olmaz.

3- Yemin etmenin şakası olmaz. Allah'ın adına yemin etmek şaka ile vallahi şu şöyle, billahi bu böyle, dinime, imanıma Allah şahit, ben böyle yaptım, şöyle yaptım yapacağım bununda şakası olmaz.

 

d- Akşam Yemeği Halkası:

  Müslüman olan kimse akşam çoluk-çocuk yahut misafirler ile halka olur. Akşam yemeğinde böyle adet olmaz ise, o eve gelen misafir aç kalır. Müslüman olan bunu hesab edip Misafiri bekler, hazır bulunur ve misafire kolaylık için akşam yemeğinde halka olmayı adet eder. Misafiri bekler.

İbrahim Halilullah, halilullahlığı Allah için misafire hürmette buldu. Kur'an-ı Kerim'de bu hususta infak ayetleri çoktur.

 

e- Ahirette livaül hamd halkası:

Sancağı Resulün altında her kimse minberleri, kürsüleri üzerinde livaül hamd ortada olarak otururlar. Dört taraftan halka olur. Dünyada bu dört halkaya giren Ahirette livaül hamd altına girer. Burada girmez ise orada o halkaya giremez. Misafirine ikram etmeyen katiyyen buralara varamaz.

 

Bu kasideyi Antakyalı Halil İNCECİK yazmıştı. Babam bu kasideyi çok beğendi. Kasidenin devamını Bilâl babam yazdı.

Nebilerden miras ümmetlerine,

Ahvali hatırın sor misafirin,

Uğramak istersen himmetlerine,

Hürmet et gözüne gir misafirin.

                          Misafire hürmet sevablar başı,

                          Ekşitme çehreni tatlı dil taşı.

                          Elin kanda ise terk eyle işi,

                          Çabucak işini gör misafirin.

İster çingen olsun, isterse fellah

Hürmet et, şerefin eksilmez billah

Emretti Kur'an'da Hazreti Allah

Tükenmez sevabı var misafirin

                          Misafirden evvel atına bakın,

                          Arpayı kar edip saklama sakın

                          Olur ki hışmına uğrarsın Hakkın

                          Eyleme kalbini dar misafirin

Şu dünyada malik olsan nidersin

Ömrüm hitam bulur bir gün giderim

Bazı ahmak der ki zarar ederim

Halbuki zararı kâr misafirin.

                          Mükafatın verir, Hüdayı Bari

                          Misafir sahibi hiç görmez narı

                          Bir tekellüf etse vus'ün miktarı

                          Çabucak işin gör misafirin.

Konuk memnun olmaz şekerden baldan,

İnsan kadrince ne gelir elden,

Gayet nazik olur, kırılır telden,

Gönlümün yapılması zor misafirin.

                          Haydi  din kardeşim odanı döşe,

                          Ömrünü beyhude geçirme boşa

                          Cenneti Ala'dan istersen köşe

                          Varını yoluna koy misafirin.

Misafirpervere müjdeler olsun

Sırat köprüsünden kuş gibi geçsin,

Ahmed-i Muhtar'a hemen kavuşsun

Daim hizmetini gör misafirin.

                          İşte böyle misafirlik ahvali

                          Cenneti ala'ya gidiyor yolu,

                          Onlardır Allah'ın sevgili kulu

                          Daim hizmetini gör misafirin.

                                                             Halil İNCECİK.

 

                          * * *

 

Misafir sahibi olsa Halil,

Onu pek sevdi, o Rabb'ül Celil,

Onun için oldu, sevgili Halil,

Hak yanında çok hürmeti var misafirin.

                          Dedi misafir rızkı ile gelir,

                          Ev sahibinin belâsını alır,

                          Misafir sahibi belasız kalır,

                          Nice kerameti var misafirin.

Misafir olunca hiç bela gelmez,

O eve asla şeytan yol bulmaz,

Misafir sahibi hiç mahrum kalmaz,

Hakk'tan gelen feyzi var misafirin.

                          Misafirin ettiği dua kabuldür,

                          Hak yanında hem de gayet makbuldür,

                          Misafir sahibinin rızkı çok boldur,

                          Cömerde duası var misafirin.

Cömerd odur ki malın yedirir

Yedirdim diye hemde sevinir

Hakk Teala ona muradın verir

Nice kerameti var misafirin.

                          Misafire olan ikram Hakk'adır

                          Gayri maksad olmaz ise sa'dır,

                          Verir dileğin o Rabb'ul Kadr,

                          Nice fazileti var misafirin.

                                                 Hacı Muhammed BİLAL-İ NADİR HZ.

 

(Ramuzu'l-Ehadis, Hadîs No: 5078)

“Allah kime bir nimet verirse Allah'a çok hamd etsin. Üzüntüsü çok olan kişi de Allah'a istiğfar etsin. Rızkı ağır gelen kimse ise «La havle vela kuvvete illa billahi» kelimesini çok söylesin. Bir toplulukla birlikte bir yere misafir giderse onların izni olmadan oruç tutmasın. Bir eve girdiği zaman nereye buyur ederlerse oraya otursun. Çünkü ev halkı misafiri nereye oturtacaklarını herkesten iyi bilirler. Kin, hased, ibadette tembellik maişette sıkıntı; sahibini çileden çıkaran hallerdir.»

 

(Ramuzu'l-Ehadis, Hadîs No: 5479)

“Kim Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsa misafirine ikramda bulunsun.

- Misafire ikram nasıl olur ey Allah'ın Resulü? diye sordular.

- Misafire ikram üç gün ikram edilir. Üç günü aşarsa artık yaptığı ikram bir sadaka sayılır diye buyurdu.

 

(Ramuzu'l-Ehadis, Hadîs No: 2677)

“Misafir rızkı ile gelir, ev halkının günahlarını temizleyerek ayrılıp gider.”

 

(Ramuzu'l-Ehadis, Hadîs No: 5018)

“Kim dört müslümanı misafir edip de onlara evlerindeki gibi yedirip, içirip, giydirirse bir köle azad etmiş kadar sevab alır.”

 

 

DÖRDÜNCÜ YEDİ BEŞLER- Dördüncü Sıra:

Mezhebler, imamların ihtilafları:

 

a- Ehl-i Sünnet İtikadı:

  Resulullah (Sallahu aleyhi vesellem) ve ashabı ne itikat üzere iseler onun üzeredirler. Fırkai Naciye derler. Ayette, Hadîste, tamamen itikatları sahihtir. Bizim cümlemiz ehl-i sünnet mezhebi üzereyiz. İtikatta mezhebimiz ehl-i sünnet vel cemaattır. Amelde mezhebimiz İmam-ı Azam'dır. İtikatta imamımız EBU MANSUR maturudidir.

 

b- Fırka-i Dâlle İhtilafları:

  Rasulullah (Sallallahu aleyhi vesellem): Ümmetim 73 fırkaya ayrılırlar, cümlesi cehennemliktir. Yalnız biri cennetliktir, O da benim ve ashabımın yolu, itikadı üzere olanlardır, dedi. O dalâletteki fırkalar Kur'an'a yanlış manalar vererek doğru yoldan çıkmışlardır. Hala şimdi zamanımızda onların Kur'an'a verdikleri manalar ile Kur'an tefsirleri kitaplar yazmaktadırlar.

 

Hadîs-i Şerif:

“....Avf bin Malik (Radiyallahu anhu)'den rivayet edildiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu demiştir:

Yahudiler yetmiş bir fırkaya ayrıldı. (Bunlardan) biri cennette ve yetmişi ateştedir. Hristiyanlar da yetmiş iki fırkaya ayrıldı. (Onlardan da ) yetmiş bir fırka ateşte ve biri cennettedir. Muhammed'in canı (kudret) elinde bulunan (Allah)'a yemin ederim ki, benim ümmetim muhakkak yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. bir fırka cennette ve yetmiş iki fırka ateştedir.

- Ya Resulullah! Cennette olan fırka kimlerdir? diye soruldu.

- (Sahabilerin yolunda olan) cemaat diye cevab verdi. (Sünen-i İbn-i Mace, Cild 10, Hadis No: 3992)

 

c- Ülemâ-i Muhakkikin-Ulemâ-i Mütekellimin:

  Ulemâ-i Muhakkikîn: Tarikat sahibi meşayıhlardır. Bunlar her şeylerin hakikatına hüküm ederler.

  Ülema-i Mütekellimîn: Bunlar her şeylerin zahirine hükmederler. Velâkin her ikisi de bir söyler, asla ayrılmaz. Mesela: Resulullah Muhammed (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ezeline mütekellimîn'ler nuru Muhammediye derler. Efendimiz, Allah benim nurumu evvel yarattı demektir. Muhakkikîn olanlar hakikatı Muhammediyeyi aynen görürler ve söylerler.

Ulemâ-i Muhakkikîn herşeyin hakikatını bilendir.

 

Hadîs-i Şerif:

« Hakikat halimdir, marifet sırrımdır.» (Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa: 369) Bunlar okumakla değil, hal ile bilinir. Ulemâ-i Mütekellimîn: Okumakla, dinlemekle, öğrenir, bilirler. Her şeyin zahirine hükmederler. Misal:

Musa (Aleyhis-selam) zahire, Hızır (Aleyhis-selam) batına hükmediyor. (Sure-i Kehf, Ayet 70-71) İbrahim (Aleyhis-selam) evvelisinde mutmain değildi. Gözü ile görünce mutmain oldu. (Sure-i Bakara, Ayet 260) Her insanın önü, ilki mütekellimîndir, çalışa çalışa en sonu muhakkikîn olur. Musa (Aleyhis-selam) ve İbrahim (Aleyhis-selam) öyle olunca herkesin öyle olması lâzımdır. Muhakkikînler, hakikatı Muhammediyeyi aynen görürler ve söylerler dediği kendisi onun içinde olur. Bizzat yaşar.

«Mü'minin firasetinden sakının, çünkü onlar Allah'ın nuru ile bakarlar.»  (Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 136) Allah'ın nuru ile bakanlar her yeri görürler.

 

d- Felsefe-filozoflar sözü:

  Bunlar her şeylerin, hemen yalnız bu görüşüne bakarlar. Bunlar ahirete iman etmezler. Yalnız imanları olanları da şu itikat üzeredir: Allah her şeyleri yapmış, yaratmış her şey kendi kendine zamanı geldikçe olur. Şimdi bizim dilememizle çalışmamızla geri kalmaz derler. Halbuki böyle değil, Allahu Teâlâ kulun fiiline göre halk eder.

Ehl-i Sünnetin; beşinci mezheblerin sorularına cevabı:

«Ma yef alullahi mualleletün» Manası: Allah'ın yapacağı kulun fiiline niyetine göredir. Her şeyi Allah takdir eder. Allah'ın takdiri kulun niyetine göre olur. Ayeti Kerime:

 

(Sure-i Raad, Ayet 39)

“Levhi Mahfuz Allahu Teala'nın yanındadır. Dilediğini siler, dilediğini sabit kılar.”

Bir daktilo makinası senin hakkında bir şeyler yazabilmesi, senin daktilonun tuşlarına vurmana göre değişir. Yazan daktilo amma yazdıran sensin.

Ebu Cehil elindeki üzüm salkımını Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e göstererek:

- Benim takdirimde bunu yeme var mı, yok mu? dedi.

Takdirinde var dese ayağının altına alıp tepeleyecek. Yok dese onu yiyecek. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu:

- Allahu Teala onu rızık olarak yarattı, nasib olarak avucunun içine kadar getirdi. Sana da irade-i cüz'iyye denilen kuvveti verdi. Bu iradeyi yemeye kullanırsan nasibin, ezmeye, yememeye kullanırsan nasibin değil dedi.

 

e- İmamlar, Ehl-i Sünnette üçtür:

  İmam-ı Ebu Mansuri Maturidi bizim Hanefi mezhebimizin itikatta imamıdır. İmam-ı Eş'ari şafilerin itikatta imamıdır. Diğeri de İmam-ı Hambeli'dir. Bunlar dört mezhebin imamlarıdır.

  Bize itikatta bunlar ne demişler ise onunla amel ederiz. Yoksa zamanımızda dini bozuklar ve bozanlar çoktur.

 

 

DÖRDÜNCÜ YEDİ BEŞLER- Beşinci Sıra:

Dînin metâ-ı eşyası beştir.

 

a- Dînin temeli temizlik ve veradır:

  Her kim temiz, pak olur ise Hakk'a yakın olur. Allah nurdur, nur olmayan nura eremez, nur temizdir, pislik kabul etmez.

Ey Salik! İyi anla, ağzını pis kokulardan, kalbini fesatlıktan, karnını şüpheli şeylerden sakınmadan Hakka erilmez. Bir kimse Hakk'a yakınlık peydah etti ise temizliğe dikkat eder. Eğer etmiyor ise yakınlığı yalandır.  Hak dostunu temiz sever. Verağda şüpheli şeylerden sakınmaktır. Cerden (Dilencilik)'den cidden sakınır.

 

Hadîsi Şerif :

Vera takvadan yüksektir.

Takva şüpheliden sakınmaktır. Vera daha fazla inceleyip sakınmaktır. Hatta helâl olan şeylerdende sakınır. Eğer ibadeti çok yapmaya engel olacaksa helâlda olsa sakınır. Misal: Karnını doyurana kadar yemek helâldir, mübahtır. Amma bu doyurma kendisini gece kalkıp ibadet etmesine engel oluyorsa gece kalkıp ibadet edebilmek için helâl olan yemekle karnını doyurmaktan sakınır. Çünkü karnı tok olan kimseye gece kalkıp ibadet yapabilmek çok zor gelir. Kalksa da az ibadet yapar. (Sayfa takliylül taam'a  bak.)

 

b- Tabibi doktoru ulemadır:

  Ülemâ olmazsa dîn yıkılır. Dîn yıkılınca âlem yıkılır. Dînin her türlü bozukluklarını ülemâ düzeltir. İlim sıfatullahtır. Hak mahlukatı ilim için yaratmıştır. Alim daima dinin çobanıdır. Mal sahibidir. Dinin mirascısıdır. Din Allah'ın ve Resulullah'ındır. Ülemâ'ya teslimdir. Ve bundan mes'uldür.

 

c- Dînin direği beş vakit namazdır:

  Namaz insanı Hakk'a sevdirmeye sebebtir. Namazı çok kılan muhakkak Allahu Teala'ya sevilir. Namaz mü'minin miracıdır. Namaz öyle bir şeydir ki güneşin karşısında her şeyin eriyip kuruyup temizlenmesi gibi insanı Hakka layık eder.

 

d- Dînin ziyneti yalanı terk etmektir:

  Yalan insanı Haktan uzaklaştırır. Yalanı söyleyenin imanı ve maneviyatı çürür. Yalan söyleyen Allahu Teala'nın düşmanıdır. Doğru söylemek insanı Hakka yakın eder. İnsan kendinin zarar göreceği yerde bile doğru söyleyenler kâmildir.

Peygamberimiz (Sallalahu aleyhi vessellem)'e:

- Müslüman şu günahı yapar mı, bu günahı yapar mı diye  sordular?  Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesselem):

- Belki yanılır, yapar, belki şeytana uyar, yapar. En sonunda:

- Müslüman yalan söyler mi diye sordular? Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) iki diz üzerine kalkıp şehadet parmağını uzatıp:

- Lâ vallahi müslüman yalan söylemez.

Yalan üç yerde caizdir.

1- Çocuklarını idare etmek için, ağlayan durmayan çocuğa annen seni çağırıyor. Sana şunu alacak, bunu alacak der. Yalan caizdir.

2- İki müslüman kardeşin birbirlerine karşı çok kızgın, çok kötü söylüyorlar. Onun sözünü olduğu gibi söylersen, ötekinin sözünü de olduğu gibi ona söylesen belkide katillik olacak. Ortalığı yatıştırarak, barıştıracak şekilde yalan olsa söylersin, caizdir.

3- Cebhede din düşmanına karşı yalan söylemek caizdir. Kafire karşı kibirlenmek te caizdir. 

 

e- Dînin kendisi güzel ahlaktır:

  Cebrail (Aleyhis-selâm) sormuş:

- Ya Muhammed dîn nedir? Resulullah cevab vermiş:

- Din güzel ahlaktır, dîndar olan kimselerin ahlakı güzel olur. Dîni olmayanın ahlakı yoktur  vesselâm.

 

 

DÖRDÜNCÜ YEDİ BEŞLER- Altıncı Sıra:

Has müslümanın nişanı beştir:

 

a- Din düşmanına karşı vakarlı olur.

  Kafirlere, münafıklara, fasıklara alçak tarafını göstermez.

 

  (Sure-i Maide, Ayet 54)

Burdaki mü'minlere gelince gayet yumuşak gönüllü, gönlü engin olur. Kafirlere karşı izzetli ve onurlu olur.

 

b- Sözünde, vaadinde mert durur:

  Sözünde, vadinde durmak mertliktir. Müslümanın şanındandır, müslümanlık horluk değildir. Şimdi öyle bazı kimseler var ki müslümanlık horluk zelillik imiş gibi zannederler, öyle değildir. Müslümanlık pehlivanlıktır, cesurluktur, kahramanlıktır.

 

c- Dostluğu muhafaza eder:

  Müslüman dostuna ve dostluğuna o kadar sebatlı olur ki malını malından, evladını evladından, namasunu namusundan ayrı kayırmaz. Hemde az boz (uz) şeyler için dostundan ayrılmaz, daima ileriyi düşünür, sebat eder.

 

Yani sevdiği dostunun malını kendi malı gibi, canını kendi canı gibi, namusunu kendi namusu gibi kayırır, korur, muhafaza eder. Hatta daha fazla muhafaza eder. Kur'an'da Lut (Aleyhis-selâm) evine Cebrail, Mikail, İsrafil (Aleyhis-selam) genç parlak oğlan şeklinde geldiler. O şehrin halkı bunlara tecavüz etmek için harekete geçince Lut (Aleyhis-selam) kapıları kapattı. (Sure-i Şuara, Ayet 165) Duvarı delmeye başladılar. Lut (Aleyhis-selam) içeri giriyor, misafirlerine kıyamıyor ve doğruyu anlatamıyor. Dışardakilerle konuşuyor onlara haber anlatamıyor. En son, son çare misafirlerin namuslarını korumak için bunların yerine benim kızlarımı götürün dedi. Onlar: Biz misafirleri götüreceğiz dediler. Cebrail (Aleyhis-selam) kanadını şehrin altına sokup şehri havaya kaldırdı, aktardı. Kur'an'da çamurlu taşlar aktarıldı.(Sure-i Zariyat, Ayet 32-33)

Burda hem misafirin kadrinin ve kıymetinin ne kadar büyük olduğu hem de dostunun namusunu kendi namusundan daha fazla kayırıyor. Sen hacı ol, hoca ol, müftü ol, şeyh ol, ne olursan ol, eğer sende misafir alma sevgisi, Allah için yedirme içirme sevgisi; mü'min kardeşine, Allah için olan dostuna, onlar gibi acıma, kayırma yoksa Allah yanında kıymetinde yok. Zahirde bir ünvanın var o da geçersizdir. İbrahim (Aleyhis-selam) misafirleri olan Cebrail, Mikail ve İsrafil (Aleyhis-selam)'e o an yedirecek bir şeyi olmadığı için, onlara ikram olarak süt emen buzağıyı kesti. Bunlarda bizim için ibretler vardır.

 

d- Hak yolunda şecaatlı olur :

  Bir müslüman öyle metin olur ki, cümle alem silah ile üstüne gelseler, Cenab-ı Hakka sığınıp asla gözü yılıp, korkmaz. Müslümanlık her kime olursa ona boyun eğmek değildir, cesarettir.

 

e- Akrabaya gayretli olur:

  Katiyyen akrabası ile düşman olmaz, akrabayı unutmaz, sütsüzlük yapmaz. Akrabasına hor bakan sütsüzdür. Hürmet etmek muhakkak lazımdır.

 

 

DÖRDÜNCÜ YEDİ BEŞLER- Yedinci Sıra:

İbadetin metâ-ı, eşyası beştir.

 

a- İbadetin temeli takva ile tevekküldür.

  Takva Allahu Teala'dan sakınmaktır, emrini tutmamağa korkar, nehyini tutmaya korkar. Allahu Teala bir belâ verir  der. Dînin temeli budur, amma tevekkül olmadan ibadet edilmez. Tevekkülü olmayan kimse oturup ibadet edemez. Tevekkül Allahu Teala'ya güvenip her şeyi ona tevekkül edip ibadetle çalışmaktır.

 

b- İbadetin nuru ihlas ile itikattır:

  İhlas; ibadet eden kimsenin niyetinde hiç şunu şöyle okuyayımda, şu tesbihi çekeyimde şu işim olsun demeyip sırf Allahu Teala için olmalıdır. İtikat öyle gerektir ki Cenab-ı Hakk'a ibadet ederse mutlaka Hak onun karşılığını verir. Kendini kimseye muhtaç eylemez, bilmelidir. Vesselâm.

 

c- Dînin, ibadetin muhafazası sabır ile istikamettir:

  Sabır büyük sermayedir, sabırı çok büyük olan bu yolda büyük alış-veriş eder. İstikamet olmaz ise, sabırda fayda etmez. Sabır olmaz ise istikamette olmaz. İstikamet bir işe Allah için başladığı gibi sonuna kadar dayanıp kendini değiştirmeyip öylece uçlamaktır. (devam etmektir)

 

d- İbadetin sermayesi havf ile recadır. Demek şöyledir:

  Havf odur ki, Cenab-ı Hakk'a karşı her ne kadar ibadeti az olsa da Allahu Teala'nın korkusu yüreğinden çıkmaz ve çıkaramaz. Çünkü Hakk'ın bir gazabına uğradı mı hepsi gider, ne hük