ZUHURATİYEY’İ GEYLANİYE
DÖRDÜNCÜ YEDİ BEŞLER:
|
Birinci Sıra Peyg ve
ashabına ibret. İkinci Sıra insana
kıyamette sual. Üçüncü Sıra Dünyada dört
halka ahirette bir. Dördüncü Sıra Mezhebler
imamların ihtilafları Beşinci Sıra Dinin metaı,
eşyası beştir. Altıncı Sıra Has
müslümanın nişanı beştir. Yedinci Sıra İbadetin
metaı eşyası beştir. |
(a) İnsanda Cevher Beş İlminden sual olunur. Ahirette Liva'ül Hamd
Halkası İmamlar ehl-i sünnette Dinin kendisi güzel
ahlaktır. Akrabaya gayretli olur. Kazancı Mahfı Fena ile
Marifetullahtır. |
(b) Başta namaz İslam'ın
şartı beş. Malından sual olunur. Akşam yemeği halkası Felsefeler filozoflar
sözü Dinin ziyneti yalanı terk
etmektir. Hak yolunda şecaatlı
olur. Sermayesi havf ile
ricadır. |
(c) Havası hamse beş. İhtiyarlığından sual
olunur. Nikah Halkası Ulemâ-ı Muhakkikin ve
Mütekellimîn Dinin direği namazdır Dostluğu muhafaza eder. Muhafazası sabır
istikamettir. |
(d) İnsanda baş, el, ayak beş. Gençliğinden sual olunur. Tevhid Halkası Lâ ilahe
illallah Fırka-i Dâlle ihtilafları Tabibi yani doktoru ulemadır. Sözünde vaadinde mert durur. Nuru ihlas ile itikattır. |
(e) Muhammed
Resulullah dört cihar-ı Yarı Nefsinden sual olunur. Namaz Halkası. Ehl-i Sünnete Vel-Cemaat Temeli temizlik ve verağdır. Din düşmanına karşı vakarlı
olur. Temeli Takva ile
tevekküldür. |
(Sure-i Haşr,
Ayet-2)
«Ey
basiret sahipleri! İbret alın.»
İbret alın demiştir. Bu beş hesablarına dikkat eyle,
nazar edilsin. Bunlarda çok hisse vardır. Cenab-ı Allahu Teala bu beş üzerine
neler halk etmiştir. Muhammed Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) cihar-ı
yarı ile beştir. Şu'unatı ilahiye ile mahlukatı beştir. Yani nasut, melekut,
ceberut, ervah, lahut şuunatı beştir. Bu ne hikmet, bu ne kudret insanda baş
bir, iki el, iki ayak ile bu da beştir. El parmakları beştir. Baş parmağı,
şahadet parmağına kavuşturur isen Lafza-i Celâl olur. El öpmek el öpen kimse
sırf Allah için öper ise Allah ismini öpmüş olur. Seyid Ahmed Rufai Efendimiz
böyle demiştir.
DÖRDÜNCÜ YEDİ BEŞLER- Birinci Sıra:
Peygamber
ve ashabına ibret;
a-
Muhammed Resulullah ve dört cihar-ı yarı beş.
Muhammed
(Sallallahu aleyhi vesellem) bu mevcudatta canı gibi, Hz. Ebu Bekir
(Radiyallahu anhu) iliği gibi, Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) kemiği gibi,
Hazreti Osman (Radiyallahu anhu) kanı ve eti gibi, Hazreti Ali (Radiyallahu
anhu) derisi gibi (Rıdvanullahi Teala aleyhim ecmain). Bunlar maneviyatta
böyledir. Kudretullah delildir. İbret bunlar.
b-
İnsanda baş, el, ayak beş:
İnsanda baş,
eller, ayaklar bunlarda beştir. İnsan neye temsil olduğunu anlamalıdır. Allahu
Teala'nın varlığına birliğine bunlar delildir. İnsan bu ilmi öğrenip kendi
nefsine ibret ile bakar ise Allah'ı görmüş gibi tasdik eder.
Allah'ın yarattıklarının içinde
ibret alınmayacak hiç bir şey yoktur. Hepsi Allahu Teala'nın varlığına,
birliğine, kuvvetine delildir. Eğer herhangi bir şeyden ibret alamadı isek,
onda ibret olmadığından değil, bizim ondaki ibreti anlayamadığımızdandır. Yunus
Emre'nin ibret alma hakkında çok meşhur kasideleri vardır.
c-
İnsanda havası hamse beş:
Beş haslat vardır:
Biri görmek, biri işitmek, biri koklamak, biri mesyanı yani el ayak, dokununca,
dokunanın ne olduğunu bilmek; biri de ağızda lezzet, tatmak, bunları bilen
nereden geldiğini anlayan Allah'ı bilir. Bunlara tabiat diyenler için Veyil
Cehennemi hazırdır.
Seyid NİZAMOĞLU:
Gözümdeki
kimdir gören
Gönlümdeki kimdir duran
Kimdir
nefes alıp veren
Hayretteyim
hayretteyim.
d-
Başta namaz, İslamın şartı beş:
Namaz kılmak, oruç
tutmak, haç, zekat, kelime-i şehadet. İnsanda bunların birisi olmaz ise
yukardakilerin birini bırakmış gibi olur. Bu beş tamam olmaz ise ibadet kabul
olmaz. Birini inkar eden kafir olur.
e-
İnsanda cevher beş:
Bir iman, iki
akıl, üç haya, dört ruhu sultanî, beş ruhu hayvanî. İnsanı bu beş şeyle yaşatan
Allah (Celle Celâlühü)'dır. Bunu bilip bu beşlerde ne hikmet olduğunu anlamalı,
düşünmelidir.
(Sure-i
Bakara, Ayet 197)
«Benden korkunuz ey akıl sahibleri, zikrullahı lübbe
yetiştirenler.”
İnsanda iki ruh vardır. Birisine
ruhu sultanî, diğerine de ruhu hayvanî denir.
Ruhu sultanî:
Daima Allahu Teala'nın emirlerine uymaya yasaklarından
çekinmeye çeker. İbadet, taat daima ruhu sultaniye kuvvet verir.
Ruhu Hayvani:
Nefsin havasına, şeytanın
iğvasına, havaya çeker. Küfür, masiyet ruhu hayvaniye kuvvet verir. Ruhu
hayvani ekseriyetle vücutta kalır. Ruhu sultani gider, keşfeder gelir. Eğer
bunlar bir olsa ruh cesetten ayrılınca insanın ölmesi lâzımdır. Huzurda,
rabıtada keşfetmek ve benzerleri ruhu sultanidendir. Rüyayı da yine aynı ruhu
sultani görür. Gözün uykuya dalar dalmaz, binlerce kilometrelik mesafedeki
göreceği yeri derhal bir anda görür. Oraya sonradan gidince rüyada gördüğünü
hatırlar. Binlerce km'lik mesafedeki gördüğü rüya veya hal, ayıkır veya
uyanırsa bir anda burda olur.
(Sure-i İsra, Ayet 85)
“Ruh Rabb'ımın bir emridir.” Ne ben hakkı ile söyleyebilirim, ne de söylesem
siz tam anlayabilirsiniz demektir.
DÖRDÜNCÜ YEDİ BEŞLER- İkinci Sıra:
a- Nefsinden
sual olunur:
Derler ki; sen günde alet tahmin
(tahminen) 24 saatte 24 bin nefes alıp
verir idin. Sen bu nefesleri ne ile geçirdin? Uyku ile mi, gaflet ile mi,
gerekmez sözler ile mi, ne ile geçirdin ise? defterde hazırdır. Allah zikri
ile, ibadetle ve Kuran okumak ile geçirmelidir.
b-
Gençliğinden sual olunur:
Sen Allahu
Teala'nın verdiği gençlik kuvvetini nereye sarf ettin? İbadet, taat yoluna mı,
Allah'ı zikir ile mi, Allah yolunda mı, Yoksa nefsin yolunda mı? Bu gençliği
sarf ettin derler, sorarlar. Onu düşünmelidir. Bunu böyle bilince Allah zikri
ile, ibadetlerle ve Kur'an okumak ile geçirmelidir. Bu dünyada iken gözünü
açmalı ona göre çalışmalıdır.
c-
İhtiyarlığından, kocalığından ömründen sual olunur:
İhtiyarlığından
sual olunursun, bu kadar ömrü nereye sarf ettin? Allahu Teala sana bu kadar
ömür verdi. Sen bu ömür ile ne kazandın, hani neyin var? derler. Ömür bir
sermayedir. Ömrünü boşa geçirenler sermayeyi harcayıp, açıkta aç, çıplak kalan
kimseye benzer, ömrün kıymetini bilmelidir
d-
Malından sual olunur:
Sen Allahu
Teala'nın sana verdiği malı hangi yerlere sarf ettin, sakladın mı yoksa?
(Sure-i
Hümeze, Ayet 1-2)
«Arkadan çekiştiren, gözü ve kaşı ile eğlenen, bir malı
toplamış, onu tekrar tekrar saymayı adet edinenlerin vay haline!»
Dediği gibi mi oldun, veylün cehennemi şunlara ki halkı
müslümanları oyuncağa alırlar. Onlar içindir. Onlar şol kimselerdir ki, malı cem
ederler yani para, mal toplarlar. Geriye yığarlar. Veyl cehennemi bunlar
içindir. Bunlar fukaraya vermezler.
Malı cem ederler. (Yığarlar)
Yani Allahu Teala fitre, zekat, sadaka fukaraya verilmesini emrediyor. Bunun
dışında infak ayetleri var. Fukaraya yedirin, içirin, bakın ölen kimsenin
malından fakirlere pay ayırın. Bunlar bu gibi şeylere ya hiç vermemiş veya çok
kısıntıya gitmiş. Allah'ın emrettiği şeyi noksana düşürecek kadar kısmış, o
sebebten Allahu Teala'nın gadabını kazanmıştır.
e-
İlminden sual olunur:
Sen bu ilmi
Allah'ın yardımı ile okudun, öğrendin bildin bu ilmi okumaktan murad Allah'ı
bilmek, peygamberi bilmektir. Sen Allah'ı bildin ise hani Allah ve Resulüne ne
aşk, ne muhabbet eyledin. Onları bilen muhakkak muhabbet eder, nişanı olur. Sen ne malından geçtin, ne muhabbet, ne aşk var sende. Hani Allah için
dünyadan geçtin mi? derler: Var ise ne ala yoksa vay haline.
İlim sıfatullahtır. Sıfatı
subutiyenin ikincisi ilimdir. İlim Allahu Teala'nın kullara emanetidir.
Mahşerde o emaneti nerde, nasıl, ne şekilde sarf ettin diye soracaklar.
Hadîs-i Şerif:
«Alimi seven beni sevdi, beni
seven Allah'ı sevdi, Allah'ı sevenin yeri cennettir.» Bu ilimden dolayıdır.
(Envarü'l-Aşıkîyn, Sayfa: 436)
Hadis-i
Şerif:
İbn-i Abbas (Radiyallahu anhu)'dan bu hadîs-i şerifin
manası şöyledir:
Alimler iki türlüdür; biri ilmini Allah için okur, taleb
eder. Onun üzerine tamahkârlık yapmaz. O ilmini kazanç aleti etmez. Onu,
dünyalığa satmaz. Allah yolunda Allah'ın kullarına öğretir.
Bir alim de var ki; dünya malını kazanmak için ilmi
öğrenir, onu kıymetsiz olan dünya malına satar, onun üzerine tamah eder, bahiyl
olur. Allah'ın kullarına vermez, Allahu Teala onun ağzına ateşten gem vurur,
kıyamet gününde melaikelerden bir melek çağırır bilmiş olunuz ki bu filanın oğlu
filandır. Allahu Teala kendine darı dünyada ilim verdi idi. Onu dünya malına
harcadı. O malın üstüne tamah etti, bahillik etti, kimseye yedirmedi diye
çağırır. Mahşer halkı dağılıncaya kadar ayrılmaz deyi buyurmuştur.
(Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa: 434; Ramuzu'l-Ehâdîs, Hadis No: 2701)
Hadîs-i Şerif:
Yarın mahşerde bir insanı
getirirler. Zebaniler cehennemden getirdikleri ateşten gemi ağzına atarlar. Baş
ucunda bir melâike yüksek sesle bağırarak:
- Ey Ahali! Bilmiş olun, bu adam
filan oğlu filandır. Dünyada iken abdesti, namazı. haccı. zekatı tamamdı.
İbadet hususunda hiç bir noksanı yoktu. Bunun bir suçu Allah'ın kendine vermiş
olduğu en kıymetli ilmi, en kıymetsiz olan dünya malına sattı, değişti. Yani
bir alimin söylemesi mahzurlu olan sözleri ağanın, beyin hoşuna gidecek bana
ondan dünya menfaati gelecek diye söylemedi. Cimrilik, bahillik etti. Bazanda
söylenmesi lazım gelen sözleri dünya menfaati kesilecek diye söylemedi. En
kıymetli olan Allahu Teala'nın kendisine vermiş olduğu ilmini dünya malına
değişti, bunun bundan başka suçu yoktur, diyecektir.
DÖRDÜNCÜ YEDİ BEŞLER- Üçüncü Sıra:
Dünyada
dört halka, ahirette bir:
a-
Namaz Halkası:
Beş vakitte, bayram ve cuma namazlarında, cümle mü'minler
hep bir halka olurlar. Kâbe dünyanın ortasındadır. Yirmidört saatin her
zamanında devam üzere müslümanlar halkadır. Bu halkaya girenler yarın mahşerde
beşinci halka livaül hamd (sancağı) altında
ki halkada birleşir.
Halkadır demek: Kabe'nin
doğusunda kalanlar batıya, batısında olanlar doğuya, güneyinde olanlar kuzeye,
kuzeyinde olanlar güneye secde edince haliyle bunlar bir halka teşkil ediyor.
Namaz vakitleri her dakikada bir memleket diğer yerden fark ediyor. Ya evvel ya
sonra namaz vakti oluyor. Diğer bir namaz vaktine kadar yine aralıklı evvel
veya sonra namaz vakitleri oluyor. Müslümanlar bu hesaba göre 24 saatin tümünde
Kabe'ye halka olup namaz kılıyor. Bir saniye olsun bu halka namazı kılınmadığı
zaman olmuyor. Bu hesaba göre 24 saatin tümünde bu namaz halkası hiç
bozulmuyor, devam ediyor. Bu namazı bitirmeden diğer namaz saati geliyor. Halka
gece-gündüz devam ediyor. Beş vakit namazı kılan kimse devamlı bu halkanın
içinde oluyor.
b-
Tevhid; Lâ İlahe İllallah Halkası:
Buna halkayı
tevhid derler. Halka olup çevrilip otururlar. Hak Teala'yı zikrederler. Sultanı
Enbiya buna Ravza-i Cennet demiştir. Sizler cennet bahçelerine girince
yemişinden yeyiniz dedi. Sordular halkayı zikirdir dedi. Bir kimse zikir
halkasından çıkıp giderken, nereden geliyorsun denilse, cennet bahçesinden dese
caizdir.
c-
Nikah Halkası:
Sünneti Resuldür.
Nikah, icab, kabul, tarafeynin rızası şarttır. Amma halka olup sünneti Resulü
icra etmek sünnettir.
Her kim bunu terk
eder ise livaül hamd sancağı altına giremez. Şahid, Vekil, Asil derken mihri
müec'cel, Mihri müehhir İmam-ı Azam
mezhebi bunlar söylenmeli sünnet yerine getirilmelidir.
Hadîs-i Şerif:
“Nikah benim sünnetimdir, kim
ona rağbet ederse ümmetimdir, ona rağbet etmeyen benim ümmetim değildir.” (İhya'u Ulumi'd-Dîn, Cild 2, Hadîs No: 75, Sayfa: 61)
Hadîs-i Şerif:
«Evlenin, çoğalın, sizin çoğalmanızla sair ümmetlere
karşı iftihar ederim» (İhya'u
Ulumi'd-Dîn, Cild 2, Hadis No: 74; Sayfa: 61)
Hadîs-i Şerif:
«Geçim korkusu sebebi ile evlenmeyen bizden
değildir.” (İhya'u Ulumi'd-Dîn, Cild 2, Hadis Ho: 76, Sayfa: 61) Çünkü
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem): «Bizden değildir» diyor.
Peygamberimizin kabul etmediği de Peygamber halkası olan Liva'ül Hamd sancağı
altındaki halkaya giremez.
Sahibi özür ise böyle değildir.
Hadîs-i Şerif:
«Zaruret zamanında mahzur olan şeyler yapılır.»
(Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 525)
Nikah şudur: İcab, kabul, tarafeynin rızası.
1- Bu evlenenlere herkesin duyması, bir şeyler
takılması, altın bilezik gibi. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) çok
fakir bir adam evleneceği zaman bir şeyler takmasını söyledi. Adam çok fakirdi,
takacak bir şeyi yoktu. Mihir olarak takılması lazımdı. Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem):
- Evinden bir demir halka bul getir, tak dedi. Adam gitti, geldi. Onu da
bulamadı. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):
- Hiç bir şeyin yok mu? Adam:
- Yok. En son Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem):
- Sırtındaki Abanın yarısını
ailene mihir olarak borçlan, yarısı senin, yarısı bunun dedi. Şimdi nişanda
takılan altınlar mihir yerine geçer. Herkes haline göre yapar.
2- Kız tarafı rıza gösterip
kabul etmesi bu da nişanda tamam oluyor.
3- Her iki tarafın razı olması
tarafeynin rızası budur. Bu da tamam oluyor. Nişan haliyle nikah şartları tamam
oluyor. Ayrıyeten nikah kıyılınca nikahın sünnetlerinin yerini bulması içindir.
Bizim dinimizde üç şeyin şakası
yoktur. Şaka ile de söylese kabuldur, tamamdır.
1- Evlenme, nikah: Bir kız, bir
oğlan ikisinin yaşıda 22'yi geçmiş ise birbirlerine şaka olarak Allah'ın emri
ile ben seni aldım, sen de beni kabul ettin mi? Kızda şaka ile bende Allah'ın
emri ile sana vardım dese, iki de şahit olsa nikah tamamdır, kimse ayıramaz.
Yaşları küçük olursa analarının ve babalarının rızası olmadan olmaz. Çünkü
Allah'ın emrinin şakası olmaz.
2- Kadın boşama: Onunda şakası
olmaz. İki şahit yanında boşasa ben bunu şaka etti idim, demesi olmaz. Allah
emrinin şakası olmaz.
3- Yemin etmenin şakası olmaz.
Allah'ın adına yemin etmek şaka ile vallahi şu şöyle, billahi bu böyle, dinime,
imanıma Allah şahit, ben böyle yaptım, şöyle yaptım yapacağım bununda şakası
olmaz.
d-
Akşam Yemeği Halkası:
Müslüman olan
kimse akşam çoluk-çocuk yahut misafirler ile halka olur. Akşam yemeğinde böyle
adet olmaz ise, o eve gelen misafir aç kalır. Müslüman olan bunu hesab edip
Misafiri bekler, hazır bulunur ve misafire kolaylık için akşam yemeğinde halka
olmayı adet eder. Misafiri bekler.
İbrahim Halilullah,
halilullahlığı Allah için misafire hürmette buldu. Kur'an-ı Kerim'de bu hususta
infak ayetleri çoktur.
e-
Ahirette livaül hamd halkası:
Sancağı Resulün altında her kimse minberleri, kürsüleri
üzerinde livaül hamd ortada olarak otururlar. Dört taraftan halka olur. Dünyada
bu dört halkaya giren Ahirette livaül hamd altına girer. Burada girmez ise
orada o halkaya giremez. Misafirine ikram etmeyen katiyyen buralara varamaz.
Bu kasideyi Antakyalı Halil
İNCECİK yazmıştı. Babam bu kasideyi çok beğendi. Kasidenin devamını Bilâl babam
yazdı.
Nebilerden miras ümmetlerine,
Ahvali hatırın sor misafirin,
Uğramak istersen himmetlerine,
Hürmet et gözüne gir misafirin.
Misafire
hürmet sevablar başı,
Ekşitme
çehreni tatlı dil taşı.
Elin
kanda ise terk eyle işi,
Çabucak
işini gör misafirin.
İster çingen olsun, isterse
fellah
Hürmet et, şerefin eksilmez
billah
Emretti Kur'an'da Hazreti Allah
Tükenmez sevabı var misafirin
Misafirden
evvel atına bakın,
Arpayı
kar edip saklama sakın
Olur
ki hışmına uğrarsın Hakkın
Eyleme
kalbini dar misafirin
Şu dünyada malik olsan nidersin
Ömrüm hitam bulur bir gün
giderim
Bazı ahmak der ki zarar ederim
Halbuki zararı kâr misafirin.
Mükafatın
verir, Hüdayı Bari
Misafir
sahibi hiç görmez narı
Bir
tekellüf etse vus'ün miktarı
Çabucak
işin gör misafirin.
Konuk memnun olmaz şekerden
baldan,
İnsan kadrince ne gelir elden,
Gayet nazik olur, kırılır
telden,
Gönlümün yapılması zor
misafirin.
Haydi din kardeşim odanı döşe,
Ömrünü
beyhude geçirme boşa
Cenneti
Ala'dan istersen köşe
Varını
yoluna koy misafirin.
Misafirpervere müjdeler olsun
Sırat köprüsünden kuş gibi
geçsin,
Ahmed-i Muhtar'a hemen kavuşsun
Daim hizmetini gör misafirin.
İşte
böyle misafirlik ahvali
Cenneti
ala'ya gidiyor yolu,
Onlardır
Allah'ın sevgili kulu
Daim
hizmetini gör misafirin.
Halil
İNCECİK.
*
* *
Misafir sahibi olsa Halil,
Onu pek sevdi, o Rabb'ül Celil,
Onun için oldu, sevgili Halil,
Hak yanında çok hürmeti var
misafirin.
Dedi
misafir rızkı ile gelir,
Ev
sahibinin belâsını alır,
Misafir
sahibi belasız kalır,
Nice kerameti var misafirin.
Misafir olunca hiç bela gelmez,
O eve asla şeytan yol bulmaz,
Misafir sahibi hiç mahrum
kalmaz,
Hakk'tan gelen feyzi var
misafirin.
Misafirin
ettiği dua kabuldür,
Hak
yanında hem de gayet makbuldür,
Misafir
sahibinin rızkı çok boldur,
Cömerde
duası var misafirin.
Cömerd odur ki malın yedirir
Yedirdim diye hemde sevinir
Hakk Teala ona muradın verir
Nice kerameti var misafirin.
Misafire
olan ikram Hakk'adır
Gayri
maksad olmaz ise sa'dır,
Verir
dileğin o Rabb'ul Kadr,
Nice
fazileti var misafirin.
Hacı
Muhammed BİLAL-İ NADİR HZ.
(Ramuzu'l-Ehadis, Hadîs No: 5078)
“Allah kime bir nimet verirse Allah'a çok hamd etsin.
Üzüntüsü çok olan kişi de Allah'a istiğfar etsin. Rızkı ağır gelen kimse ise
«La havle vela kuvvete illa billahi» kelimesini çok söylesin. Bir toplulukla
birlikte bir yere misafir giderse onların izni olmadan oruç tutmasın. Bir eve
girdiği zaman nereye buyur ederlerse oraya otursun. Çünkü ev halkı misafiri
nereye oturtacaklarını herkesten iyi bilirler. Kin, hased, ibadette tembellik
maişette sıkıntı; sahibini çileden çıkaran hallerdir.»
(Ramuzu'l-Ehadis, Hadîs No: 5479)
“Kim Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsa misafirine
ikramda bulunsun.
- Misafire ikram nasıl olur ey Allah'ın Resulü? diye
sordular.
- Misafire ikram üç gün ikram edilir. Üç günü aşarsa
artık yaptığı ikram bir sadaka sayılır diye buyurdu.
(Ramuzu'l-Ehadis, Hadîs No: 2677)
“Misafir rızkı ile gelir, ev halkının günahlarını
temizleyerek ayrılıp gider.”
(Ramuzu'l-Ehadis, Hadîs No: 5018)
“Kim dört müslümanı misafir edip de onlara evlerindeki
gibi yedirip, içirip, giydirirse bir köle azad etmiş kadar sevab alır.”
DÖRDÜNCÜ YEDİ BEŞLER- Dördüncü Sıra:
Mezhebler,
imamların ihtilafları:
a- Ehl-i Sünnet
İtikadı:
Resulullah (Sallahu aleyhi vesellem) ve ashabı
ne itikat üzere iseler onun üzeredirler. Fırkai Naciye derler. Ayette, Hadîste,
tamamen itikatları sahihtir. Bizim cümlemiz ehl-i sünnet mezhebi üzereyiz.
İtikatta mezhebimiz ehl-i sünnet vel cemaattır. Amelde mezhebimiz İmam-ı Azam'dır.
İtikatta imamımız EBU MANSUR maturudidir.
b- Fırka-i Dâlle
İhtilafları:
Rasulullah (Sallallahu aleyhi vesellem):
Ümmetim 73 fırkaya ayrılırlar, cümlesi cehennemliktir. Yalnız biri
cennetliktir, O da benim ve ashabımın yolu, itikadı üzere olanlardır, dedi. O
dalâletteki fırkalar Kur'an'a yanlış manalar vererek doğru yoldan çıkmışlardır.
Hala şimdi zamanımızda onların Kur'an'a verdikleri manalar ile Kur'an
tefsirleri kitaplar yazmaktadırlar.
Hadîs-i Şerif:
“....Avf bin Malik (Radiyallahu anhu)'den rivayet
edildiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu demiştir:
Yahudiler yetmiş bir fırkaya ayrıldı. (Bunlardan)
biri cennette ve yetmişi ateştedir. Hristiyanlar da yetmiş iki fırkaya ayrıldı.
(Onlardan da ) yetmiş bir fırka ateşte ve biri cennettedir. Muhammed'in canı
(kudret) elinde bulunan (Allah)'a yemin ederim ki, benim ümmetim muhakkak
yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. bir fırka cennette ve yetmiş iki fırka
ateştedir.
- Ya Resulullah! Cennette olan fırka kimlerdir? diye
soruldu.
- (Sahabilerin yolunda olan) cemaat diye cevab verdi.
(Sünen-i İbn-i Mace, Cild 10, Hadis No: 3992)
c- Ülemâ-i
Muhakkikin-Ulemâ-i Mütekellimin:
Ulemâ-i Muhakkikîn: Tarikat sahibi
meşayıhlardır. Bunlar her şeylerin hakikatına hüküm
ederler.
Ülema-i
Mütekellimîn: Bunlar her şeylerin zahirine hükmederler. Velâkin her ikisi de
bir söyler, asla ayrılmaz. Mesela: Resulullah Muhammed (Sallallahu aleyhi
vesellem)'in ezeline mütekellimîn'ler nuru Muhammediye derler. Efendimiz, Allah
benim nurumu evvel yarattı demektir. Muhakkikîn olanlar hakikatı Muhammediyeyi
aynen görürler ve söylerler.
Ulemâ-i Muhakkikîn herşeyin
hakikatını bilendir.
Hadîs-i Şerif:
« Hakikat halimdir, marifet
sırrımdır.» (Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa: 369) Bunlar okumakla değil, hal ile
bilinir. Ulemâ-i Mütekellimîn: Okumakla, dinlemekle, öğrenir, bilirler. Her
şeyin zahirine hükmederler. Misal:
Musa (Aleyhis-selam) zahire,
Hızır (Aleyhis-selam) batına hükmediyor. (Sure-i Kehf, Ayet 70-71) İbrahim
(Aleyhis-selam) evvelisinde mutmain değildi. Gözü ile görünce mutmain oldu.
(Sure-i Bakara, Ayet 260) Her insanın önü, ilki mütekellimîndir, çalışa çalışa
en sonu muhakkikîn olur. Musa (Aleyhis-selam) ve İbrahim (Aleyhis-selam) öyle
olunca herkesin öyle olması lâzımdır. Muhakkikînler, hakikatı Muhammediyeyi
aynen görürler ve söylerler dediği kendisi onun içinde olur. Bizzat yaşar.
«Mü'minin firasetinden sakının,
çünkü onlar Allah'ın nuru ile bakarlar.»
(Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No:
136) Allah'ın nuru ile bakanlar her yeri görürler.
d- Felsefe-filozoflar
sözü:
Bunlar her şeylerin, hemen yalnız bu görüşüne
bakarlar. Bunlar ahirete iman etmezler. Yalnız imanları olanları da şu itikat
üzeredir: Allah her şeyleri yapmış, yaratmış her şey kendi kendine zamanı
geldikçe olur. Şimdi bizim dilememizle çalışmamızla geri kalmaz derler. Halbuki
böyle değil, Allahu Teâlâ kulun fiiline göre halk eder.
Ehl-i Sünnetin; beşinci mezheblerin sorularına
cevabı:
«Ma yef alullahi mualleletün» Manası: Allah'ın
yapacağı kulun fiiline niyetine göredir. Her şeyi Allah takdir eder. Allah'ın
takdiri kulun niyetine göre olur. Ayeti Kerime:
(Sure-i Raad, Ayet 39)
“Levhi Mahfuz Allahu Teala'nın yanındadır. Dilediğini siler, dilediğini
sabit kılar.”
Bir daktilo makinası senin
hakkında bir şeyler yazabilmesi, senin daktilonun tuşlarına vurmana göre
değişir. Yazan daktilo amma yazdıran sensin.
Ebu Cehil elindeki üzüm
salkımını Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e göstererek:
- Benim takdirimde bunu yeme var
mı, yok mu? dedi.
Takdirinde var dese ayağının
altına alıp tepeleyecek. Yok dese onu yiyecek. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem) buyurdu:
- Allahu Teala onu rızık olarak
yarattı, nasib olarak avucunun içine kadar getirdi. Sana da irade-i cüz'iyye
denilen kuvveti verdi. Bu iradeyi yemeye kullanırsan nasibin, ezmeye, yememeye
kullanırsan nasibin değil dedi.
e-
İmamlar, Ehl-i Sünnette üçtür:
İmam-ı Ebu Mansuri
Maturidi bizim Hanefi mezhebimizin itikatta imamıdır. İmam-ı Eş'ari şafilerin
itikatta imamıdır. Diğeri de İmam-ı Hambeli'dir. Bunlar dört mezhebin
imamlarıdır.
Bize itikatta
bunlar ne demişler ise onunla amel ederiz. Yoksa zamanımızda dini bozuklar ve
bozanlar çoktur.
DÖRDÜNCÜ YEDİ BEŞLER- Beşinci Sıra:
Dînin
metâ-ı eşyası beştir.
a-
Dînin temeli temizlik ve veradır:
Her kim temiz,
pak olur ise Hakk'a yakın olur. Allah nurdur, nur olmayan nura eremez, nur
temizdir, pislik kabul etmez.
Ey
Salik! İyi anla, ağzını pis kokulardan, kalbini fesatlıktan, karnını şüpheli
şeylerden sakınmadan Hakka erilmez. Bir kimse Hakk'a yakınlık peydah etti ise
temizliğe dikkat eder. Eğer etmiyor ise yakınlığı yalandır. Hak dostunu temiz sever. Verağda şüpheli
şeylerden sakınmaktır. Cerden (Dilencilik)'den cidden sakınır.
Hadîsi Şerif :
Vera takvadan yüksektir.
Takva şüpheliden sakınmaktır. Vera daha fazla
inceleyip sakınmaktır. Hatta helâl olan şeylerdende sakınır. Eğer ibadeti çok
yapmaya engel olacaksa helâlda olsa sakınır. Misal: Karnını doyurana kadar
yemek helâldir, mübahtır. Amma bu doyurma kendisini gece kalkıp ibadet etmesine
engel oluyorsa gece kalkıp ibadet edebilmek için helâl olan yemekle karnını
doyurmaktan sakınır. Çünkü karnı tok olan kimseye gece kalkıp ibadet yapabilmek
çok zor gelir. Kalksa da az ibadet yapar. (Sayfa takliylül taam'a bak.)
b- Tabibi
doktoru ulemadır:
Ülemâ olmazsa dîn yıkılır. Dîn yıkılınca âlem
yıkılır. Dînin her türlü bozukluklarını ülemâ düzeltir. İlim sıfatullahtır. Hak
mahlukatı ilim için yaratmıştır. Alim daima dinin çobanıdır. Mal sahibidir.
Dinin mirascısıdır. Din Allah'ın ve Resulullah'ındır. Ülemâ'ya teslimdir. Ve
bundan mes'uldür.
c- Dînin direği
beş vakit namazdır:
Namaz insanı Hakk'a sevdirmeye sebebtir.
Namazı çok kılan muhakkak Allahu Teala'ya sevilir. Namaz mü'minin miracıdır.
Namaz öyle bir şeydir ki güneşin karşısında her şeyin eriyip kuruyup
temizlenmesi gibi insanı Hakka layık eder.
d- Dînin ziyneti
yalanı terk etmektir:
Yalan insanı Haktan uzaklaştırır. Yalanı
söyleyenin imanı ve maneviyatı çürür. Yalan söyleyen Allahu Teala'nın
düşmanıdır. Doğru söylemek insanı Hakka yakın eder. İnsan kendinin zarar
göreceği yerde bile doğru söyleyenler kâmildir.
Peygamberimiz (Sallalahu aleyhi vessellem)'e:
- Müslüman şu günahı yapar mı, bu günahı yapar mı
diye sordular? Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesselem):
- Belki yanılır, yapar, belki şeytana uyar, yapar. En sonunda:
- Müslüman yalan söyler mi diye
sordular? Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) iki diz üzerine kalkıp
şehadet parmağını uzatıp:
- Lâ vallahi müslüman yalan
söylemez.
Yalan üç yerde caizdir.
1- Çocuklarını idare etmek için,
ağlayan durmayan çocuğa annen seni çağırıyor. Sana şunu alacak, bunu alacak
der. Yalan caizdir.
2- İki müslüman kardeşin
birbirlerine karşı çok kızgın, çok kötü söylüyorlar. Onun sözünü olduğu gibi
söylersen, ötekinin sözünü de olduğu gibi ona söylesen belkide katillik olacak.
Ortalığı yatıştırarak, barıştıracak şekilde yalan olsa söylersin, caizdir.
3- Cebhede din düşmanına karşı
yalan söylemek caizdir. Kafire karşı kibirlenmek te caizdir.
e-
Dînin kendisi güzel ahlaktır:
Cebrail (Aleyhis-selâm) sormuş:
- Ya Muhammed
dîn nedir? Resulullah cevab vermiş:
-
Din güzel ahlaktır, dîndar olan kimselerin ahlakı güzel olur. Dîni olmayanın
ahlakı yoktur vesselâm.
DÖRDÜNCÜ YEDİ BEŞLER- Altıncı Sıra:
Has müslümanın
nişanı beştir:
a- Din düşmanına
karşı vakarlı olur.
Kafirlere, münafıklara, fasıklara alçak
tarafını göstermez.
(Sure-i Maide, Ayet 54)
Burdaki
mü'minlere gelince gayet yumuşak gönüllü, gönlü engin olur. Kafirlere karşı izzetli
ve onurlu olur.
b-
Sözünde, vaadinde mert durur:
Sözünde, vadinde
durmak mertliktir. Müslümanın şanındandır, müslümanlık horluk değildir. Şimdi
öyle bazı kimseler var ki müslümanlık horluk zelillik imiş gibi zannederler,
öyle değildir. Müslümanlık pehlivanlıktır, cesurluktur, kahramanlıktır.
c- Dostluğu
muhafaza eder:
Müslüman dostuna ve dostluğuna o kadar sebatlı
olur ki malını malından, evladını evladından, namasunu namusundan ayrı
kayırmaz. Hemde az boz (uz) şeyler için dostundan ayrılmaz, daima ileriyi
düşünür, sebat eder.
Yani sevdiği dostunun malını kendi malı gibi, canını
kendi canı gibi, namusunu kendi namusu gibi kayırır, korur, muhafaza eder.
Hatta daha fazla muhafaza eder. Kur'an'da Lut (Aleyhis-selâm) evine Cebrail,
Mikail, İsrafil (Aleyhis-selam) genç parlak oğlan şeklinde geldiler. O şehrin
halkı bunlara tecavüz etmek için harekete geçince Lut (Aleyhis-selam) kapıları
kapattı. (Sure-i Şuara, Ayet 165) Duvarı delmeye başladılar. Lut (Aleyhis-selam)
içeri giriyor, misafirlerine kıyamıyor ve doğruyu anlatamıyor. Dışardakilerle
konuşuyor onlara haber anlatamıyor. En son, son çare misafirlerin namuslarını
korumak için bunların yerine benim kızlarımı götürün dedi. Onlar: Biz
misafirleri götüreceğiz dediler. Cebrail (Aleyhis-selam) kanadını şehrin altına
sokup şehri havaya kaldırdı, aktardı. Kur'an'da çamurlu taşlar
aktarıldı.(Sure-i Zariyat, Ayet 32-33)
Burda hem misafirin kadrinin ve kıymetinin ne kadar
büyük olduğu hem de dostunun namusunu kendi namusundan daha fazla kayırıyor.
Sen hacı ol, hoca ol, müftü ol, şeyh ol, ne olursan ol, eğer sende misafir alma
sevgisi, Allah için yedirme içirme sevgisi; mü'min kardeşine, Allah için olan
dostuna, onlar gibi acıma, kayırma yoksa Allah yanında kıymetinde yok. Zahirde
bir ünvanın var o da geçersizdir. İbrahim (Aleyhis-selam) misafirleri olan
Cebrail, Mikail ve İsrafil (Aleyhis-selam)'e o an yedirecek bir şeyi olmadığı
için, onlara ikram olarak süt emen buzağıyı kesti. Bunlarda bizim için ibretler
vardır.
d- Hak yolunda
şecaatlı olur :
Bir müslüman öyle metin olur ki, cümle alem
silah ile üstüne gelseler, Cenab-ı Hakka sığınıp asla gözü yılıp, korkmaz.
Müslümanlık her kime olursa ona boyun eğmek değildir, cesarettir.
e- Akrabaya
gayretli olur:
Katiyyen akrabası ile düşman olmaz, akrabayı
unutmaz, sütsüzlük yapmaz. Akrabasına hor bakan sütsüzdür. Hürmet etmek
muhakkak lazımdır.
DÖRDÜNCÜ YEDİ BEŞLER- Yedinci Sıra:
İbadetin metâ-ı,
eşyası beştir.
a- İbadetin
temeli takva ile tevekküldür.
Takva Allahu Teala'dan sakınmaktır, emrini
tutmamağa korkar, nehyini tutmaya korkar. Allahu Teala bir belâ verir der. Dînin temeli budur, amma tevekkül
olmadan ibadet edilmez. Tevekkülü olmayan kimse oturup ibadet edemez. Tevekkül
Allahu Teala'ya güvenip her şeyi ona tevekkül edip ibadetle çalışmaktır.
b-
İbadetin nuru ihlas ile itikattır:
İhlas; ibadet eden
kimsenin niyetinde hiç şunu şöyle okuyayımda, şu tesbihi çekeyimde şu işim
olsun demeyip sırf Allahu Teala için olmalıdır. İtikat öyle gerektir ki Cenab-ı
Hakk'a ibadet ederse mutlaka Hak onun karşılığını verir. Kendini kimseye muhtaç
eylemez, bilmelidir. Vesselâm.
c-
Dînin, ibadetin muhafazası sabır ile istikamettir:
Sabır büyük
sermayedir, sabırı çok büyük olan bu yolda büyük alış-veriş eder. İstikamet
olmaz ise, sabırda fayda etmez. Sabır olmaz ise istikamette olmaz. İstikamet
bir işe Allah için başladığı gibi sonuna kadar dayanıp kendini değiştirmeyip
öylece uçlamaktır. (devam etmektir)
d-
İbadetin sermayesi havf ile recadır. Demek şöyledir:
Havf odur ki, Cenab-ı Hakk'a karşı her ne kadar ibadeti az olsa da Allahu Teala'nın korkusu yüreğinden çıkmaz ve çıkaramaz. Çünkü Hakk'ın bir gazabına uğradı mı hepsi gider, ne hük