ZUHURATİYEY’İ GEYLANİYE
BEŞİNCİ YEDİ BEŞLER:
|
Birinci Sıra İkinci Sıra En Tesirli ibadet Üçüncü Sıra Bir kimse beş şeyi terk
etmeli. Dördüncü Sıra Akıl on dur.
Beşe taksim olundu. Beşinci Sıra Beş kapıdan içeri
beştir. Altıncı Sıra Kardeşler beştir Yedinci sıra Kuvvet beştir. |
(a) Gece Namaz kılmak Cezbe ile aşk Müslüman ya lanı, haramı
terk etmeli. Sükut zahir, batın
tefekkür etmektir. Ahdi misakta kardeşler
Nusratı İlahiyedir |
(b) Abdeste devam etmek Mücahede ile zühd Münkir, inkarı, fıskı, terk
etmelidir. Zahir hilim, batın ibret eder. İkinci Kapı Nefsin, hayvani,
melekut alemidir. Neseben kardeşler Melâikeler Yardımı |
(c) Gizliaşikâre Takva Devam ile teslim Ulema, tamağı ve ruhsatı terk
etmeli. Zahirde tevazû, batında
günahını büyük bilmek.
Üçüncü Kapı Kalp nuru, ruh
alemidir. Dinen kardeşler Ruhlar Yardımı |
(d) Helal yemek Muhabbetle ibadet Havası dünyayı ve
Hakk'tan gayrıyı terk etmeli. Zahirde vaaz, batında
Allah korkusu. Dördüncü Kapı Akıl nuru
nuraniyet alemidir. Ceberut
İntisaben Kardeşler Diri olan Evliyalar
Yardımı |
(e) Misvak kullanmak İtikad ile edeb Mukarreb
Mürşid-i Kâmil dünya ve ahiret
sevabını terk etmeli.
Beşinci Kapı Can, ruh sırrı
alemî emirdir. Va'den ve Akden kardeşler Eldeki Silahlar. |
BEŞİNCİ YEDİ BEŞLER- Birinci Sıra:
a-
Gece namaz kılmak:
Resulullah (Sallallahu
aleyhi vesellem) Efendimiz buyurmuştur ki:
- Beş şey kalbi nurlandırır. Biri gece kalkıp namaz
kılmaktır, gece namaz kılanın gündüz yüzü nurlu olur. İki rek'attan oniki
rek'ata kadar, kılınır. Kaza namazı olan kimseler, kazaya niyet ederler ise
olur. Gecenin makbul zamanı üçte biri kaldıktan, şafak yeri ağarıncaya kadar
kılınır. Zikirde etmek iyidir.
b- Abdeste devam etmek:
İnsanı her zaman muhafaza eder. Abdeste devam edenin
gönlünde her daim ilm-i hikmet kapıları açık olur. Şeytan fırsat bulamaz.
Feyz-i ilahi her zaman onun kalbine akar. Hıfzı kuvvetlenir, ezber etmek kolay
olur. Abdest, müslümanın silahıdır.
Zikir ederse şeytan yanar, asla yakın olamaz.
Zikir ederse şeytan yakın olamaz
demek şudur:
O zikir Allah'ın emrettiği,
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in yaptığına Hadîs-i şeriflerine
uygun olmalı, bunların dışına çıkarak zikir edene şeytan müdahale eder,
karışır.
Hadîs-i Şerif:
İbadete yarayan bid'atlar hariç
diğerleri delâlettir. Azgınlık ve sapkınlıktır. Yarayan dediğimiz şunlardır.
Camilerde hoparlör, elektrik lambaları, minare, vaaz kasetleri ve bantları gibi
benzeri olanlar.
c-
Gizli aşikâre takva demek:
Hadîs-i Şerif
«Bir kimse üç şeyi
tutar ise evliyadır. Biri gizli ve aşikar gusul etmek, ikinci gizli ve aşikar namazını
kılmak, üçüncüsü gizli ve aşikar orucunu tutmaktır.» (Dürret'ül-Vaizin, Cild 1,
Sayfa: 156) Takva gizlide, aşikarda Allahu Teala kendini görüyor, kendine
kendinden daha yakın bilip emrini tutmamakdan, nehyini yapmakdan korkandır. Yap
ve yapma dediğini bilendir.
Gizli aşikâr namaz, oruç, gusul
yapar, demek şudur:
Susar, yüreği yanar, hiç kimse
yok, bir dağ başında pınar var, içse kimse görmüyor. Ne kadar susuz, canı su
istiyor, yüzünü yıkar, başına su serper. Ağzına su alır, yutamaz.
Gusulde: kışın ihtilam olur, Su
bulamaz yüreğinde bir sıkıntı, üstüne dağ devrilmiş gibi olur, bilen duyan yok.
Bir su bulup yıkanmadan kalbi rahat etmez.
Namazda: kimsenin görmediği
yerde ne kadarda yorgun olsa namaz kılmadan olmaz. Eğer kılamamış ise yüreğine
dert olur. Kaza eder, kendini çok suçlu hisseder. İşte bunları Allah biliyor.
Allahu Teala melekleri şahid tutar.
- Bunlar niçin böyle yapıyorlar
diye sorar. Melekler:
- Senin korkundan derler.
- Ey benim meleklerim! Sizler
şahid olun. Ben bunları evliya ittihaz ettim, der. İşte evliya olur.
Evliyalığın ilk birinci basamağı budur.
d-
Helâl yemek şudur:
Helâl yiyenin gönlünde nur olur. Kalbinde feyiz olur. Bir
kimse helâl yemek yer iken güzel bir huzur ile yerse o kimsenin kalbinde bir
nur kopar. Yüreği kaynar, ağzından bir ateş gibi çıkar. Hemen ansızın bir ah
çeker. Bir geniş nefes alır. Yüreği kamaşır, yanar. İşte hal ehl-i olan kimse
helal yemekte böyle olur. Haramda hastalıktır.
Mezheb imamlarından bir tanesi diğer
bir mezheb imamının evine gitmiş, babaları vefat etmiş. Evlerinde yemeği yiyip
yatmış. Sabahtan kalkınca:
- Sizin yemeğiniz bana çok iyi
geldi. Yüz kusur meselede tereddütlü idim. Tam tatmin olup karar veremiyordum.
Burda sizin evde yemek yedim, yattım. Allahu Teala bunların hepsinin ilmini,
sizin yemeği yedikten sonra kalbime doğdurdu, der.
Hasan Basri Hazretlerinin annesi hasta idi. Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem) Efendimizin ailesinden birisinin sütünü emdi. Hasan Basri Hazretlerinin bütün ilminin
hepsinin ondan geldiği söylenir.
e-
Misvak kullanmak:
Misvak gözün,
kalbin nurunu artırır. Gönülde bir lezzet-i manevi hasıl olur. Dili açılır, söz
söylemek kolaylaşır. İlm-i hikmet söyler. Kalbinde feyiz olur, haklıyı ve
haksızı fark etmek kolay olur. Hak kendine bu ilmi verir.
Bilal Babama sordular:
- Kitapta okuduk, bir memleket hepsi misvak
kullanmayı terk eder ise o memleketi kafir kırar gibi kırmak lâzım amma o
memlekette pek az bir kimse misvak kullanırsa diğerlerine kefaret olur. Cenaze
namazı da aynıdır. Bu konuya sen ne dersin?
dediler. Bilâl Babam:
- Evet, doğrudur öyledir dedi. Soruyu soran:
- Öyle ise neden bizim hocalarımız söylemiyor dedi.
- Bilâl babam söyleyenler var, sen rast gelmemişsin
buyurdu.
BEŞİNCİ YEDİ BEŞLER- İkinci Sıra:
En
tesirli ibadet beştir:
1-
Cezbe ile aşk:
Öyle bir şeydir
ki, her kimde bunlar varsa Cenab-ı Hak o kimseye iki dünyanın saadetini
vermiştir. Cezbe şudur: Bir kimse Cenab-ı Hakk'ın nuruna; kalbini, ruhunu,
yetiştirmiş ise o nur-u ilahi onun kalbine elektrik gibi çarpar. Kulun kalbi
Cenab-ı Hakk'ın nurunun şevkına dayanamaz. İşte o zaman titremeler,
haykırmalar, çarpınmalar olur. Hazreti Ömer üç gün yatardı. Bir kimse bundan
kalır ise, o kimse terakkiyden kalmıştır. Aşk, muhabbet, cezbe üçü bir
demektir. Bunlar olmadan menzil alınmaz.
Zikrullahı çok yapanlarda bir
çok çeşitli haller olur. Zikirde esirme yani geçici bir zaman için aklı
başından gider gibi olur. Deli gibi konuşur, ne dediğini ne yaptığını bilmez.
Hasta gibi olur, kendine gelemez, yatar.
Ben yürürem yane yane,
Aşk boyadı beni kane,
Ne akilem ne divane,
Gel gör beni aşk neyledi.
Gah
eserim yeller gibi,
Gah
tozaram yeller gibi,
Gah
çağlaram sular gibi,
Gel
gör beni aşk neyledi.
Akar sular gibi çağlaram,
Dertli yüreğimi dağlaram,
Dostum için ben ağlaram,
Gel gör beni aşk neyledi.
Ben
yürürem ilden ile,
Dost
soraram dilden dile,
Gurbette
halimi kim bile,
Gel
gör beni aşk neyledi.
Gurbet ilinde yürürem,
Dostu düşmanda görürem,
Uyanıp melûl oluram,
Gel gör beni aşk neyledi.
Benzim
sarı gözlerim yaş,
Bağrım
pare ciğerim taş,
Halım
bilen dertli kardaş,
Gel
gör beni aşk neyledi.
Aşkın beni mest eyledi,
Aldı aklım hast eyledi,
Öldürmeye kast eyledi,
Gel gör beni aşk neyledi.
Ben
Yunus'um biçareyim
Aşk
elinden avareyim
Baştan
ayağa yareyim
Gel
gör beni aşk neyledi.
Yunus
EMRE.
b-
Mücahede ile zühd şudur:
Cezbe ile aşk
bunların sebebi ile kazanılır. Mücahede az yemek, az söylemek, az uyumaktır. Bu
üçü ile Hakk'ın zikrine devam edilir ise cezbe hasıl olur. Cezbe ile aşkı dünya
sevgisi söndürür. Dünya malına, şanına ve şöhretine meyil etmek bunları
söndürür. Geri kapanır gider. Bu adam zanneder ki kemâl buldum. Halbuki haldan
kaldı, ölünceye kadar hal vardır, kesilmez. Zühd olmaz ise dünyaya meyil eder,
gider. Zühd dünyadan kaçmaktır.
Zühd dünyadan kaçmaktır.
Dünyadan kaçmak, Allah ile başbaşa kalmakdır. Diğer bir deyim ile uzlettir.
Halk senin nefsini tanımaya perde, nefsin de Rabb'ını sana tanımaya perde.
Halka karışan ne kadar nefsimi bildim dese bilemez. Halktan kesilir, evinde
ibadetle meşgul olur. O zaman nefsinin ve şeytanın kendini aldattığını bilir.
Halk senin nefsini sana tanımaya perde olur. Nefsinde hakkı, Allah'ını tanımaya
perde olur. Kendi kendini unutmadan hakka vasıl olamazsın. Aşk, sevgi, hal öyle
olur ki insan kendi kendini unutur. Hayrete düşer.
Ben
bilmedim ki ben kimim,
Hayretteyim,
Hayretteyim.
Ben
bana hiç ben diyemem,
Hayretteyim
Hayretteyim.
Seyid
NİZAMOĞLU.
Severim ben seni candan içeri
Yolum ötmez bu erkandan içeri
Nere
varır isem gönlüm dolusun
Seni
kanda koyam bundan içeri.
Beni sorman bana bende değilim,
Sûretim boş gezer, dondan içeri.
Beni
benden alana ermez elim.
Kadem
kim basa sultândan içeri.
Tecellîden nasib erdi kimine
Kiminin maksûdu bundan içeri.
Kime
dokundısa ol dost nazarı,
Onun
şûlesi var kandan içeri.
Senin aşkın beni benden alıptır,
Ne şirîn derd bu dermandan
içeri.
Şeriat,
tarikat yoldur varana,
Hakîkat
Marifet ondan içeri.
Süleyman kuş dili bilir dediler,
Süleyman var Süleyman'dan içeri.
Sülûk
seyir eden aşkın erine
Nice
mezheb olur dinden içeri,
Dinin terk edenin küfürdür işi
Bu ne küfürdür imandan içeri.
O
bir dilber durur hiç yok nişanı
Nişan
olur mu nişandan içeri.
Ta kim Yunus gözü tuş oldu dosta
Ki kaldı kapıda ondan içeri.
Yunus EMRE.
Aşk bedesteninden mercan
almışam,
İrfan meclisinde, erkan
kurmuşam,
Bu canı veripte, bir can almışam,
Saklaram o canı candan içeri.
Şeriatı Muhammede verdiler,
Tarikat
üstüne bir yol kurdular,
Hakikat
babından sual sordular,
Hakikat
var hakikattan içeri.
Kaygısızım eder bir nutku hakla,
Varıp bir Mürşide kalbini pakla,
Mürşidin verdiğin tut kavi
sakla,
İlikten kemikten kandan içeri.
KAYGISIZ
Hazretleri.
c-
Devam ile teslim şudur:
Bir kimseyi
Cenab-ı Hak nasıl ibadete başlattı ise ondan nasibini alıncaya kadar öylece o
başladığı zamandaki halini bozmadan devam edip o ibadetine çalışmalıdır. Böyle
olunca muhakkak nasibini alır.
Cenab-ı Hakk Teala Hazretleri
ibadete başlattı ise devam etmeli demek şudur:
Kendi okuduğu veya öğrendiği en
fazlada bir şeyhten ders alıp onunla çalışmasıdır.
Beyazıd-ı Bestami Hazretlerinin
bir müride tavsiyesi:
«Evvela bir Mürşid-i Kâmil bul,
Ondan tevbe istiğfar yaprağı al,
Gönül havanına koy,
Tevhid tokmağı ile döv,
Aşk ateşi ile pişir.
Adalet eleği ile ele,
Muhabbet balına kat.
Kanaat kaşığı ile ye ve buna
devam et demesi.
Askerlikte kumandan hedef felan
yer, marş, marş der. Asker o hedefe ulaşıncaya kadar koşar. Müride de hedef
Kur'an-ı Kerim ve Hadîs-i şeriflerdir. Ona göre ibadeti çok yapma usullerini
şeyhi gösterir. Marş, marş verir. Aynı onun gibi olmalıdır. Nasibini alıncaya
kadar dediği sulûkünu ikmal edinceye kadar devam eder. Ondan sonra çalışma
şekli değişir.
Teslim odur ki; Cenab-ı Hakk'a teslim olan kimse, onun
kendini teslim ettiği yerede teslim olur. Hakk'ın teslim ettiğini bilir, teslim
olur.
Allah; kulu hakiki şeyhe teslim
eder. Ona teslim olmak, Allah için olursa Allah'adır. Misal: Ben onu senin için
yaptım, sen demesen, ben onu yapmazdım demek yanlıştır.
d-
Muhabbetle ibadet şudur:
İbadet ederken
vücuduna Cenab-ı Hakk'ın muhabbetinden bir ateş düşer. Namazda huf, püf gibi
geniş nefes almalar, haykırmalar, titremeler olur. Ses ile haykırır. İşte bu
hal kimde var ise bu kimse Cenab-ı Hakkın ibadetine muhabbet etmiştir. En
makbul ibadet budur. Bu ibadet sahibi ümmi olsa, alim olsa, ikisi de birdir.
Hadîs-i
Şerif:
«Gözümün nuru namazdır» (İhya'u Ulumi'd-Dîn, Cild 4,
Hadis No: 394, Sayfa: 539 (benzeri); Kimya-i Saadet, Sayfa: 213,
Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa: 369)
Resulullah'ın
dediği budur.
e-
İtikad ile edeb şudur:
İtikadında şöyle
olmalıdır ki Cenab-ı Hakk'a güvenip ibadet edenleri muhakkak mahrum etmez.
Allahu Teala yoğu var eder, varı yok eder. Muhakkak muradını verir. Murat
maksat sırf Allah rızası olmalıdır. Edeb öyle gerektir ki Cenab-ı Hakk'ın
huzurunda olduğunu bilip, az ayağını uzatır gibi olsa, hemen korkup geri
toplar, Hakkın gördüğünü muhakkak bilir.
İmam-ı Azam'a kölesi,
hizmetçisi:
- Ya İmam! Kırk senedir
hizmetini gördüm. Hiç ayağını uzatıp oturmadın. Burda kimse yok bir ben varım,
ayaklarını uzat, rahat et dedi. İmam-ı Azam:
- Ben halk yanında edebli
oturup, ayağımı uzatmayıp, kimsenin olmadığı zaman ayağımı uzatırsam, bu edebi
riya için, halk için, gösteriş için, yapmış olacağım. Halkın yanında edebli
oturduğumdan daha fazla tenhada Allah ile başbaşa kaldığım zaman edebe daha
fazla riayet etmezsem, bu edeb halka gösteriş olur, riya olur.
Yeşildir sancağın nurdan alemin,
Yalnız varılmaz yollar harâmi,
Delilim Kur'an'dır Hakkın
kelamı,
Gel ölüm gelmezden tedarik eyle,
Gezdiğin yerlerde Hakkı
zikreyle.
Cenneti
Ala'ya gireyim dersen,
Gonca
güllerini dereyim dersen,
Hakk'ın
cemalini göreyim dersen,
Gel
ölüm gelmezden tedarik eyle,
Gezdiğin
yerlerde Hakkı zikreyle.
Cenneti Ala'da ırmaklar akar,
Oturmuş huriler seyrine bakar,
Münafık olanı cehennem yakar,
Gel ölüm gelmezden tedarik eyle,
Gezdiğin yerlerde Hakkı
zikreyle.
Aşık
Yunus der ki dünya yalandır,
Ömrüm
geldi geçti halım yamandır,
Aşık
olanlara uyku haramdır,
Gel
ölüm gelmezden tedarik eyle
Gezdiğin
yerlerde hakkı zikreyle.
Yunus
EMRE.
BEŞİNCİ YEDİ BEŞLER- Üçüncü Sıra:
Beş
kimse, beş şeyi terk etmelidir.
a- Müslüman
yalanı, haramı terk etmeli:
Yalan
söylemek haramdır, ehl-i Hak olupta yalan söyler ise, muhakkak bir ceza çeker.
Yalan söylemek ehl-i halın feyzini keser, halından düşürür, kalbini
körleştirir, iman tadını bulamaz. Haram yemek vücudun nurunu söndürür. Haram,
ehl-i halın cehennemidir. Haram yer ise mutlaka bir hastalık gibi bir şeyle o
haramın vücudundan çıkması için bir cefa çeker. O haramdan temizlenir.
b- Münkir,
inkârı, fıskı terk etmeli:
Bazı kimseler çok şeyleri inkâr ederler. Halbuki hakikatını bilmeden inkâr ederler. Hiç bir müslümanın halına, şer'i
şerife muhalif iyice aşikar olmadıkça yemesinde, içmesinde inkâr üzere olup
itiraz etmemelidir. Tarikatı inkar etmek fasıklıktır. Fasıkta bunu terk etmeli,
çünkü Resulullah Hıra dağında mağarada tarikat üsûlüne Cebrail (Aleyhis-selam)
vasıtasıyla çalıştı.
Fısk şudur: İmanı var, ameli
var, her iyi ameli, bir kötü amel ile yok eder. Allah'ın emrini tutar,
nehyinden sakınmaz. Mesela: Camiye gider, namaz kılar, camiden çıkar kahveye
gider, kağıt oynar. Gıybet yapar, bu gibileri her iki iyi amelin arasında bir
kötü amel yapar. Fasık, fısk; manası bozan demektir. Fesada veren iyi amelini,
kötü ameli bozuyor. İyiliği ağır gelirse cennetlik, kötülüğü ağır gelirse
cehennemlik olur.
c-
Ulemâ tamağı ve ruhsatı terk etmeli:
Ülemanın en
şerlisi tamahkar olanıdır. Alim tamahkar olursa dini yıkar. Alim verâ sahibi
olursa dîni yapar. Tamahkar bir alimi halk sevince ona mal toplamak kolay olur.
Eğer tamah eder, mal toplar ise, nazardan düşer. Ülemaya hürmet kaybolur. Dîn
yıkılır, mal sahibi olmak mallı olmak, şer'an bir ruhsattır. Ulema Hakk'a
tevekkül edip bunu terk etmelidir.
Nazardan düşer demek şudur:
1- Allah, onun sevgisini halktan
alır. Çünkü kendisi başladığı gibi kalmadı, değişti.
2- Halk, belki bize söylüyor,
niçin kendi yapmıyor, der. Takva dikkatle şüphelilerden sakınmaktır.
Vera ehli; Hem dikkatle
şüphelilerden sakınır, onları kendisine haram sayar, hem de helâl olup fazladan
yapılan ibadeti noksana düşürecek her şeyden sakınır. Mesela: Gece kalkıp namaz
kılacak, gece kalkıp namaz kılmasına engel olacak her şeyden sakınır. Onu çok
mühim sayar. Yapamadığı zaman çok büyük kayba uğradım, der.
Dîni yıkar şudur: Alim ne yapar,
alem onu yapar. Alem ilmi alimden öğrenir. Kendinin tatbik etmediğini başkasına
öğretemez. İki bölük kumandanı olsa, birisi: sadece ders verip eğitime askerle
çıkmasa, birisi de: hem ders verip, hem de askerle yatıp, kalkıp, marş marş,
dur, sağa-sola dön, göstererek, söyleyerek, eğitim yaparsa bu tam öğretir. O biri
öğretemez. Bunun gibi Allah'ın ne emirleri varsa önden kendi yapar, söyler,
öğretir. Ne nehyi, yasağı varsa onu yapmamayı gösterir, öğretir. Allah Kur'an-ı
kerim'de nice yerde infak, fakire fukaraya, misafirlere yedirme, içirme emri
var. İbrahim (Aleyhis-selam) Süt emen buzağıyı kesmesi var. (Sure-i Zariyat,
Ayet 26) Bunlar sözle öğretilmez, tatbikatla öğretilir.
Misal: Sigara içen bir alimin
içki içmeyi terk ettirmesi zor olur. Herkesin yaptığından daha fazla sakınması
lâzımdır. Malayani konuşan alim sövmeyi terk ettiremez. Cimri bir alim
cimriliği terk ettiremez
Hazreti Ömer deve üzerinde
elinden kamçısı düşüyor deveden inip kamçıyı alıyor. Kölesi:
- Niçin bana söylemedin, ben verirdim diyor.
Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu):
- Dilim istemeye alışmasın,
bugün kamçıyı istersem, yarın başkasını isterim der.
Hazreti Pir Şeyh Abdulkadir
Geylani:
- “Dilim ile bir şey istersem dilimi kesin,
hediye verirseniz almazsam elimi kesin” demiştir.
Yine Bilâl Babam:
- Hazreti Şeyh Abdulkadir Geylani'nin
evlatlarına vasiyetinin aynısını bende size yapıyorum. Dünyalık için, istek
için, kul kapısına gitmeyin. Ödünç almak hariçtir, Alem ilmi alimden öğrenir
dediğimiz şudur: Alim söyler yapmazsa öğretemez. Şimdi zamenemizde mevlud okuma
sevabtır, Allah Kur'an'da peygamberimizi övüyor, alemlere rahmettir, Allah'ın
övdüğünü övmek farzdır. Bir kimsenin çok övdüğünü onun övülmesini engellemez.
Engellemek o adamı yalanlamak oluyor. Kur'an'da ve Hadîs-i Kudsiler'de çok
yerde Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i övüyor. 54 farzın 25. cisi
Allah ve Resulüne itaattır. Kur'an'da pek çok yerde Allah'a ve Resûlüne itaat
edin emri (ayet) vardır. Bu ancak mevlidde kaldı hocalarımızın bir kısmı mevlid
okutmayın bid'attır diyor. Diğer bir kısmı para ile okumayı, para kazanmayı düşünüyor.
Kendi okutmayı hiç düşünmüyor. Cenazeden sonra devir çekmek keffareti yemin
savm bunlar ne farz, ne vacib ne de sünnettir. Bunun üzerinde çok fazla sıkı
duran alimlerimiz var. Çünkü bunda da para ve menfaatlenme var. Bunu millet
veriyor, alimler alıyor. Bunun hepsi de
dünya sevgisinden ileri geliyor. Namazı, abdesti, orucu söyleyip, yapıp tatbik
edip gösteriliyor. Mevlid okutma, devir, sadaka verme, infak, fakirlere
yedirme, içirme, bunları okumuşluğu olmayanlar ömür boyu yapıyor yapıyor
yapıyor. Ama hocalara öğretemiyor. Bunlar iyi ise sevabsa bunları kim öğrenmiş,
kim yapıyor, kim öğrenememiş kim yapmıyor. İşte dünya sevgisi bizleri
aldatıyor.
d-
Havas-ı dünyayı ve Haktan gayriyi terk etmek şudur ki:
Tarikata girip sülûk edenlere, bu yolda gidenlere derler. Havas olan kimse:
Dünya malını, sevgisini terk etmeden ibadetinde tat bulamaz, sonunda yıkılır,
gider. Bunu terk ettikten sonra Cenab-ı Hak'tan gayrı olan her ne tat, lezzet
mal, melâl cümlesini terk etmez ise yol
bulamaz. Hakk'a güvenen mahrum kalmaz.
Avam Nas: Tarikata girmeyip
kendiliğinden çalışanlara,
Has (Havas): Tarikata girip çalışıp üzerinde
titizlikle duranlara.
Has'ul Has: Tarikatta ya uzun müddet çalışmış büyük
bir hal kazanmış ya da dîni islamiyet
yolunda hiç kimsenin yapamayacağı çok büyük bir hizmet yapmış, bu da Allahu
Teala'ya hoş gelmiş. O yüzden kendisini yükseltmiş, has'ül has olmuş. Misalde:
Bir yoğurdun ayranı yoğurdun içindeki yağ gibidir. Yoğurt has ise yağ has'ül
has'tır. Bir anda yükselir. Hatta günahları sevaba çevrilir. (Sure-i Furkan,
Ayet 70) dediği olur.
e- Mugarrebler
Mürşitlerdir:
Bunlar büsbütün dünya, ahiret sevabını ve
hayrını terk edip Cenab-ı Hakkın atılmış bir oku gibi olurlar. Kendilerinin
dileği ile hiç bir şey işlemezler. Cenab-ı Hak nasıl ve ne işte kullanır ise
onda sebat ederler. Ne dünya kaygısı olur, ne ahiret kaygısı olur. Yalnız
Cenab-ı Hak ne işe memur eylemiş ise, ona bakarlar. Şeriatı tamam olur.
Sohbet
edip söyler sözü
Lakin
Hak iledir özü
dediği gibi olur.
BEŞİNCİ YEDİ BEŞLER- Dördüncü Sıra:
Akıl ondur, beşe
taksim olundu.
a- Sükût-zahir,
batın- tefekkür etmektir:
Sükût şudur: Bir aklın en büyük sermaye olduğu
muhakkaktır. Bir insan akıllı ve en makbul adam ise bu on akla dikkat eder.
Sizde dikkat ediniz, rica ederim.
Hadîs-i Şerif:
«Sükut
ulemanın ziynetidir.» (Ramuzu'l-Ehadîs, Hadis No: 2661)
Aklın
başıdır. Zahirde sukut eder. Batında tefekkür eder.
«Et
tefekkürü tezadül muhabbet»
Tefekkür muhabbeti artırır, tefekkür düşünmektir.
Düşününce Hakk'ı düşünmelidir. Yürekte muhabbet uyanır.
b-
Zahirde hilim eder, batında ibret eder demek şudur:
Hilim demek:
Kötülük edeni affedip iyilik etmektir, acımaktır. Her kimde bu var ise, iki
dünyada sultandır. Kendi zahirinde hilim ile muamele edip batınında da Cenab-ı
Hak böyle olan kimselere neler eylediğini düşünüp ibret almaktır. Kötülük
edenin cezasını hilim edenin mükafatını Hak verince ibret almalıdır.
c-
Zahirde tevazu, batında günahını bilmek şöyledir:
Zahirde halka
gönül enginliği yapar, batınında kendini günahkar bilip Hak'tan korkar. Zahirde
halka tevazu gösterir. Batınında kendini büyük bilen kimse şeytanidir,
akılsızdır. Yani ben büyük olduğumu biliyorum. Fakat halka gönül alçaklığı
ediyorum diyen şeytanidir. Muhakkak kendini günahkar gören kimse akıllıdır.
Dikkat lazımdır.
Kişi noksanını bilmek kadar
irfan olamaz. En büyük ilim ve irfan kendi noksanını bilmektir. Allah
sevdiklerine daima noksanını aczini bildirir. Sevmediklerine de iyi tarafını
bildirir.
AKIL
ONDUR; 5 'İ ZAHİR, 5 'İ BATIN, 5 'İ GİZLİ, 5 'İ AŞİKAR
Aşikâr olanlar (Zahir) Batında
olanlar (Gizli)
1- Sükut................. Tefekkür
2- Hilim................. İbret
3- Tevazu................. Günahını bilmek
4- Halka vaaz.......... Allah'tan korkmak
5- Ameli Salih.......... Nefsini hor tutar (ayıblar)
d-
Zahirinde halka vaaz eder demek şudur:
Halka Allahu Teala
için vaaz eder. Batınında Allah'tan korkar.
(Sure-i Bakara, Ayet 44)
«Kendi nefislerini unutup halka birri takva
ile emrederler.»
Dediğini düşünür. Kendi nefsine vaazını
e-
Zahirinde Ameli salihi çok işler:
Lâkin batında
nefsini hor tutar, yani çok namaz kılar. Çok ibadet eder, fakat nefsini hor tutar,
nefsine inanmaz zalimsin der. İşte bu on aklın beşi zahir, beşi batındır. Vay
haline zahirini tutup batının bırakanın; hem zahirini, hem batınını tutanlar,
iki cihana sultan oldular. (Allahümme yessir aleyna haza)
BEŞİNCİ YEDİ BEŞLER- Beşinci Sıra:
Beş
kapıdan içeri beştir:
a- Birinci Kapı: Bu görünen suret alemidir. İnsan burada
şeriatla amel edip, çok nafile namaz, çok nafile oruç, çok zikir, tesbih
ederek, riyazet mücahede ve ihlas ile Cenab-ı Hakka amel eder. İbadet ederken
niyetini yalnız Allahu Teala'nın cemaline aşık olup rızasını ve cemalini bulmak
olmalıdır. Bu ibadetler kalbine nur olur. Kalbinden bu suret karanlığını
kaldırır. Melekût görünür.
b-
İkinci Kapı: Nefsin hayvani, melekut alemidir.
Sonra bu kapıya varır ki; bu nefsin iç yüzüdür. Burada insana
acaib haller olur. Asıl nefsi, şeytanı gözüne bir çok şeyler gösterir,
hayallara düşürür. Her gördüğünü doğru sanıp, nefsin havasına hoş gelen şeyleri
c- Üçüncü Kapı:
Kalb nuru, Ruh alemidir.
Cenab-ı Hakk'ın
kullarına hidayeti üçtür:
Biri iman
hidayeti,
Biri ibadet
hidayeti,
Biri kendi
aybını bilmek hidayeti.
En
büyük hidayet bu sonraki hidayettir. İnsan çalışa çalışa bu kalb nuru ruh
alemine varmadan kendi ayıbını bildim der ise yalandır. Her ne kadar bildim
dese o kimsenin zekası kuvvetiyle olsa bile gene yalandır. Bu hidayet bu makamda açılır, insan
burada şeriatın ne kadar büyük olduğunu keşfeder, geçer.
d- Dördüncü
Kapı: Akıl nuru nuraniyet alemidir, Ceberut.
Keşfi
keramet ancak cisim sahibi olup görülmesi mümkün olanları görür. Arşda, ferşde ne var ise cennet, cehennem hepsi bu keşifle olur. Kalb nuru
ile görünür. Fakat akıl nuru ile hiç görülmesi mümkün olmayan, hakikatı
ilahiyeyi ve sırrı subhaniyeyeyi görür, bilir. Akıl
yetişir, bulur, anlar fehmeder. Göz kalb ile görmekten daha ziyade anlar.
Kerameti ilmiyye keşfiyyeden efdaldır, demek budur.
Keşif keramet yine zahir
sayılıyor. Görülmesi mümkün olanı görüyor, görülmesi mümkün olmayanı göremiyor.
Cenab-ı Hakk Teala Hazretlerinin büyüklüğü ve onun yaptıkları, ef'ali
ilahiyyeye ruhun anlatılışı, yaptıkları, Allah'ın gizli esasları, bunlar çok
mühim. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e Cebrail (Aleyhis-selam) hem
bu dünyada irşad bakımından, hem de miraçta sidreye kadar delil olabildi.
Buraya kadar keşifte olsa, ilhamda olsa, vahiyde olsa, burdan ötesine nazaran
zahir ve basit sayılıyor. Vahyin geldiği yeri, Allah ile başbaşa miraçta
konuşmayı, Bismillahirrahmanirrahiym'in B harfinde havzı kevser çıkıp her
Mim'in deliğinden akarken bir çeşit daha ayrılması, yağ, bal, süt gibi bunları
Cebrail (Aleyhis-selam)'de bilemiyor. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem) görüyor, biliyor. Zahirde Peygamberimizi Cebrail (Aleyhis-selam)
irşad ediyor. Batında Cebrail (Aleyhis-selam) geride kalıyor. Zahirde doğumu,
tanınması, muhafazası, arkadaşı, eğiticisi Cebrail (Aleyhis-selam)'dır. Batında
Cebrail (Aleyhis-selam) ve meleklerin her şeyin aslı, evveli Allah'ın nuru,
sonra Peygamberimizin nurundan. ruhundan halk olunuyor. Peygamberimizin ki
Cebrail (Aleyhis-selam)'den daha mühim oluyor.
e-
Beşinci Kapı: Can Ruh, Sırrı Alemi şudur:
İlim bu makama
geçer ise, can ruhu hayrete düşer. Cenab-ı Hakkın sırrı esrarı ilahiyyesini
ancak, ruh anlar ve hayretten kendini alamaz.
Hadîs-i
Şerif:
«Seni hakkı ile arif olamadım» (İmadiyel İslam, Sayfa:
29)
Buyurmuştur. bakınız insan çalışa çalışa nelere varıyor.
Fakat bu devletten çok kimseler mahrum kalıyor. Sebebi de şudur: Bu zamanda bu
makama yetişecek adam yoktur ve olamaz demesidir. Çok çalışan bulur.
Bu makama Alem-i Gayb (Alemi
Hayret) derler. Gayb Alemi bilinmesi zor olan, zor bilenen demektir. Hayret
makamı denilmesi hiç görmediği ve hayalinden de geçirmediği bir şeyi gören
hayrete düştüğü gibi o makamda da hayrete düşer. Her evliyaullah o makama
varınca hayret etmişler. Seyid Nizamoğlunun kasidesinde: «Hayretteyim
hayrettediyim» dediği de odur.
BEŞİNCİ YEDİ BEŞLER- Altıncı Sıra:
a-
Ahdi misakta kardeşler:
Ervahı ezelde,
ahdi misakta Cenab-ı Hak embiyalardan ahd-i misak aldığında cümle ümmetlerden
de ruhlardan da ahd-i misak aldı. O zaman ruhlar hep ruhu Muhammed'den zuhur
edip bir kardeş oldular. Babaları ruhu Muhammedi, Resulullah'ın ruhu idi.
Cüneydi Bağdadi'ye sordular.
-
Tarikat, şeyhlık, babalık, evlatlık nedir? dediler.
- Ezeldeki ahdi misakı yenilemektir dedi. Orada birbiri
ile buluşanlar, burada da buluşur.
b-
Neseben Kardeşler:
Cenabı Hak Hazreti
Adem (Aleyhis-selam)'den bu insanları türetip dünyaya dağıldılar. Dünyada hiç
insan oğlu yok iken Cenab-ı Hak Cebrail'e emredip, yeryüzünden toprak aldırıp,
cennette Ademin kalıbını düzdürdü. Sonra ona can verdi. Cennetten yeryüzüne
indirdi. Havva'yı onun sol eğesinden yarattı, (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa:
109-110) ikisinden bütün insanlar geldi. İkinci baba Nuh (Aleyhis-selam) idi.
Sonra ana ile babadan kardeşler geldiler. Her kim bu dediğimiz gibi inanmazsa
insanlar başka türlü yaratıldı dese kafirdir. Çünkü Kur'an böyle söyler.
c-
Dinen kardeşler: