ZUHURATİYEY’İ   GEYLANİYE

 

 

I- Yok iken var  olup  yaratılan:

 

1- Dürrü beyza:               Yaratıp tecelli eyledi.

2- Sevad-ı azam:             İsrafil (Aleyhis-selâm)'in makamıdır.

3- Refref'in yeri:

4- Kürsü:                        Mikail (Aleyhis-selam)'in makamıdır.

5- Sidret'ül-Münteha:       Cebrail (Aleyhis-selâm)'in makamıdır.

6- Tuğbâ-ı cennettir.

7- Göklerdir, bellidir.

 

 1- En evvel Cenab-ı Hakkın nurudur, kendi nuru budur. Buna dürrü beyza derler. Gayet beyaz, açık, nuru ilahidir. Has kullar bu nurun tecellisi ile bilirler.

2- Sevad-ı azamdır. Cenab-ı Hakk'ın alemleri yarattığı nurudur. Gayet güzel, çok şevklı kara nurdur. Kabenin kara örtüsüne işarettir.

3- Refref'in yeridir. Birinciden hayat ondan gelir. İkinciden mahluk oradan gelir ve ruhlar gelir. Üçüncü refrefin yeridir. Arifler buraları seyrederler.

4- Kürsüdür. Mucizatı keramet bundadır. Arşın altında  kürsü, kürsünün altında cennettir. Cenab-ı Hak sevdiği kuluna buraları gösterir.

5- Sıdret'ül müntehadır. Cebrail (Aleyhis-selâm)'in kaldığı yerdir. Fen sahibi olanların, Rasathane sahiblerinin ilmi bundan aşağıyı bilirler. Dünya semasını bilirler yukarıyı bilemezler.

 

Kur'an-ı Kerim:

 

(Sure-i Mülk, Ayet 5)

«Biz dünya semasını ziynetlendirdik, ışıklandırdık. Dünya semasının ziyneti havaya bakınca gördüğün ay, güneş, yıldızlar, ziynet bu olunca buralara kadar bilinir. Buralar dünya semasıdır. Buradan ileri bilinmez.

Bilal babam'ın yanına bir hoca geldi. Babam kitap yazıyordu. Hoca hazırladığı soruları sormaya başladı. Ay güneşten ziya alıyor diyorlar. Doğru mu?

- Doğrudur.

- Ay dördüncü kat semada değil mi? deyince Bilâl babam:

- Yukarda geçen «Velegad zeyyennes semâ» İlâ Ahir ayetini okudu. Siz bir kitaba kafanızı takıyorsunuz. Kur'an'da aramıyorsunuz. Bu ayete göre ayda, güneşte, yıldızlarda, bu dünyanın malı, dünya semasındadır.

- Amerikalılar Ay'a çıktı diyorlar. Ay nurdur nasıl çıkılır?

- Her şey Allah'ın nurundan yaratıldı. Dünyada o nurdan yaratıldı. Aslı nur olduğu için kendi de nurdur. Şimdi fen islam dîninin büyüklüğünü gösteriyor. Asıl islam dînini yayacak zaman geldi. Ben ihtiyarladım sizde aksini iddia ediyorsunuz.

- Bunların hepsini kafirler biliyorda bizim dîn adamlarımız neden bilmiyor?

- Asırlarca evvel Seyid Nizamoğlu'nun yazdığı kasideyi söyledi. Manasını açıkladı.

 

Ayinei ilahi didarı evliyadır,

Bu ayineye gel bak camı cihan numadır.

              Baktıkça afitaba sofu gözün kamaşır

              Aksini aya salsan bakmak ana revadır.

Bir Mürşid-i Kâmil'e teslimi canı dil kıl,

Varlık ana yaraşır ez gayrı Hak fenadır.

              Dünyada görmeyenler göremezler ahirette

              Aç gözünü ana bak bu kavli Mustafa'dır.

Seyid Nizamoğlunun aşktır muradı Haktan

Aşk olmayan ameller bil cümle masivadır.

                                                 Seyid NİZAMOĞLU.

 

Seyid Nizamoğlu bu kasidesinde başta iki beyit ayın güneşten ziya aldığını bu Allah'ın kula tecellisine benzediğini misal vererek anlatıyor. Yirminci asır bunu yeni keşfediyor.

 

“Ayinei İlahi didarı evliyadır.”

Allah'ın ayinesi evliyasının yüzüdür.

 

“Bu ayineye gel bak camı cihan numadır.”

Allah'ın kuvvetini, kudretini büyüklüğünü başka bir şeyde göremezsiniz. Allah evliyasına tecelli ederse o onun aynasıdır. Onda görürsün. Dertlilerin deva bulması, hastaların şifa bulması, müşkül işlerin hallolması, budur. Bu neye benzer.

 

“Baktıkça afitaba sofu gözün kamaşır.”

Afitab dediği  Güneş'dir. Güneşe bakamazsın, gözünü kamaştırır.

 

“Aksini aya salsan bakmak ana revadır.”

Güneşe bakamazsın, gözünü kamaştırır. Güneş ziyasını aya verirse aya bakabilirsin aynı onun gibi Allah güneşe benzer, bakamazsın, gözünü kamaştırır. Evliyası aya benzer ondaki olan hal Allah'tandır. Aydaki olan ışığın güneşten olduğu gibi Seyyid Nizamoğlu Hazretleri asırlarca evvel bunu keşfetmiş, yazmış, bilmiş kasidesinde misal olarak söylemiş. Yani  iyice kanaat getirdikten sonra kasidesinde misal veriyor.

 

 Pedit arende-i horda talepkâr

Deron derdiş ne mestendo ne hoş yar

Ne derhadent, ne bihadent ne bikâr.

 

İmam-ı Gazali hazretlerinin kasidesinde hepsi de kendillerini yaratanı arayarak kendi mihvilleri etrafında dönerler. Bu dönüşlerinde ne sarhoşturlar, ne ayık, ne  uykudadırlar, ne uyanık. Sarhoşla ayık arasında, uykuda ile uyanık arasında mest olup kendilerini yaratanı arayarak dönerler. Bilâl Babama sorduk.

- Kime söylüyor?

- Yıldızlara

- Niçin söylüyor?   

- Elestübi rabbiküm sözüne  Ay, Güneş ve Yıldızlar ve bu dünya bütün ruhların hepsi beli (doğru) Rabbımızsın dediler. Aşka gelip dönmeye başladılar. Dönme ve mest olma ordan geliyor.

Cennette didar, Cemalullah olacak. Hem yasini şerifi Allah kendi sesinden okuyacak hem de görünecek. Görünmeden bir çift kelime yüzbinlerce sene aşk veriyor. Hem görünür, hem konuşur, hem de

 

(Sure-i Yasin, Ayet 58)

«Bağışlayıcı Rab olan Allah'dan onlara selam gelir.”

diye selâm verirse bunun aşkı o birinîn aşkından binlerce, yüz binlerce kat daha fazlası olur. İşte Cemalullahı görebilenlerle, göremeyenler arasındaki fark budur.

 

6- Tubadır, cennettir. Açığa çıktı cennetde, cehennemde hali hazırda mevcuttur.

 

Hadîs-i Şerif:

“Cennet, cehennem mevcutturlar.”

Bu burçlar buradandır. Yedi gökler birbirinden yukarıdır. Bu alemden yukarı çıktıkça nurludur. Bir mü'minin ruhu yükselmeğe başlar ise gider, kendi bilmese de gider.

 

 

II- Her nefiste bir yol vardır:

 

1- Nefis: Cenab-ı Hakka yakınlık için kul çalışınca evvel nefsini tanır.(Hadîs-i Şerif)«Nefsini bilen Rabb'ısını bildi.»Sırrı zuhur eder. O zaman Hakk'a yakınlık hasıl eder.

 

2-Gurbet derler;  Sonra Hakk'ın yukarda saydığımız sırları  idrak eder.

 

3- Vuslat:  Kavuşmaktır. İdrak ve ilim görmekten daha yüksektir. Bunu bazı arifler idrak   eder, görmezler görmek keşiftir.

 

4- Sohbet:

 

5- Rü'yet:Derler, marifet tanımaktır.Arifler Hakkı öyle tanırlar ki her gördükleri şeylerde Hakk'ı hakikatı, hakkı ile tanırlar.Artık onun her hali ve her işi Hakkın dilemesine bağlı olur.

 

7- Üns:Daima Hakkı düşünür, daima Hakk'a  hizmet eder, kalbi Hakk'tan ayrılmaz. Bu ünstür.

 

 

III- Dereceler şudur:

 

1- Ahlak:            Cenabı Hakka yakınlık için çalışan kimse, en evvelahlakını temizler onunla meşgul olur.

2- Nefis:             Sonra nefsinin ayıplarını tanımaya çalışır.

3- Kalb:              Sonra zikri kalbe yetişir.

4- Ruh:               Sonra ruha yetişir. Ruh sağdadır. Kalb soldadır.

5- Sır:                 Sonra sırra varır. Sır göbekten az yukarıdır.

6- Hifaye:           Hife sağ böğürdedir,

7- Ihfa:               İhfa daha gizlidir. Bunlar zikrullah ile pişerek her mertebede aynı yumruk gibi vurur. Belli olur, bu da çilede ve halvette hasıl olur.

 

Kur'an'da Cenneti Naime İbrahim (Aleyhis-selam) imrendi.

 

(Sure-i Vakıa, Ayet 10)

Allah; Muhammed ümmetinden fazla çalışana vereceğini vaad ediyor.

İsa (Aleyhis-selam) imrendi onun için göğe çekildi.

Bu bir babanın evladı yanında olmazsa memnun olmaz. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in esas evladı olanlar onun izini takib edenlerdir. Onun için o makam Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) hürmetine  veriliyor.

 

Hadîs-i Şerif:

“Allah için sevişenlerin makamlarına peygamberler, şehidler, sıddıklar imrenirler.” (Sure-i Nisa, Ayet 69; Sünen-i Tirmizi, Cild 4, Hadis No: 2499; Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 1861)

 

 

IV- Sekiz cennet vardır, isimleri malumdur.

 

Birbirinden yukarıdır. En yukarısı evliyalar, embiyalar, ehli zikirler makamıdır Cennet o kadar büyüktür ki ağaçlarının gölgesine bu dağlar sığar. Her şeyleri ona göredir, evleri kapıları atları mahluku hep büyüktür. İnsanlarda orada öyle büyük olacaktırlar. Eğer bu dünyadaki kadar olacak olsalardı, cennetten bir tat alamazlardı.

Bir eve bir pire girse evden ne anlar pire şu kadar görür. Pire  bir mandanın (camızın) vücudunda bir kaç kıl dibini görür.

 

 

V- Yedi kat gökler vardır, isimleri malumdur.

 

Bu yedi kat gökler birbirinden yukarıdır. Hep içleri melâikeler ile doludur. Melâikelerin ibadetleri vardır. Kimi tesbih, kimi zikir okur. Her biri bir türlü ibadettedirler. Bakınız en evvel Cenab-ı Hakk'ın nuru yarattığı dürrü beyza'dan, bu yedi göklerin sonu bu dünyanın göğüdür. Mü'mini kâmilin ruhu yükselerek bu makamları geçerek gider. Kendi bu dünyada durduğu yerden, oraları ruhu seyreder.  Yahut idrak eder ve yahut Cenab-ı Hak perdeleri açar gösterir.

 

 

VI- Sülûkun mahiyeti yedidir.

 

1- Fark

2- Cem

3- Mahfi

4- Sehvi

5- Fena.

6- Beka.

7- Zuhur.

 

İnsan bu yukarıda yazılı olan yedi kat, yediydi. Katlar kaç oldu. Bunların her biri bir felektir. Dünya gibidir cem'i eflaktır. İnsan bunların cümlesinin kapısıdır. Yani hepsi insandadır. İnsanın aynasına bunların hepsi sığar.

 

Hadis-i kudsi:

Cenab-ı Hakk: “Yerlerim göklerim geniş gelmedi, mü'min kulumun gönlü geniş geldi” (İmadiye'l-İslam, Sayfa: 15; Mevahib-i Ledünniyye, Cild 1, Sayfa: 447; Müzekki'n-Nüfus, Sayfa: 43 ) dediği budur.

Mürüd süluk esnasında çalışırken evveli fark, sonra cem'i, sonra mahfi,  sonra sahvi, sonra fena'ya, sonra bekâ'ya, sonra zuhur'a varır. İnsan denecek insan, bunları geçendir.

 

 

VII- Bu kapıları açan anahtarları da zincirleri de yedidir.

 

(Sure-i Necim, Ayet 39)

«Şüphesiz ki insan için kendi çalıştığından başkası yoktur.»

Ancak insan çalışmak içindir.

 

1- İman-ı kâmil

2- İlim ile amel

3- Sahavet, cömertliktir.

4- Kanaat ile vera

5- Tevazu ile ibadet

6- Tövbe ile ihlas

7- Sabır ile cefaya tahammülü.

 

Tevekkülü tam olarak bunlara çalışan kimse bu kapıları açar, dergahı ilahiye'ye kadar geçer. Yerlerde ve göklerde olan perdeleri Hak kaldırır, gösterir. Nefs-i emmare'den, Levvame'ye, Mülhime'ye, Mutmainne'ye, Raziye'ye, Marziye'ye ve Safiye'ye varır. Alem-i Gayb olanları sırrı ilahiyeyi, tecelli-i ilahiyeyi günbe gün ziyadeleşmekte görür, yahut görmez ise idrak eder. İdrak görmekten büyüktür. Cennetten yeryüzündeki zincir budur. İşte bu kimse Cenneti buldu, nur yolunu tuttu, nura kavuştu. Nur oldu, çalışan bulur.

İşte buraya kadar insan yukardan aşağı geldiği gibi geride o Alem-i bulacaktır. İnsan bu dünyada mehri kamil oldu. Yukardakilerin sonunda hepsini gösteren ayinedir. Bir ağacın yere ekilen tohumu ne ise ağacın başındaki meyvesi, tohumun aynısı olur. Evvel yaradılıp insan-ı kâmil suretinde nuru Muhammediyye idi, süzülüp geldi, burada aynı oldu.

 

Çalışa çalışa aynı geldiği makamı buldu demektir.

 

 Mesela sığırlar yayılmaya çıkarlar. Akşam herkes yatağına dönerler. Bunun gibi ruhlar Alem-i ezelden süzülüp geldiler. Hakk Teala bunlar için iki yatak yer yaptı. Biri illiyyîn cennette, biri siccîn cehennemde, cennet cehennem iki esmâ-i ilahiyyedendir. İkiside onundur. Rahmetinden cenneti, gadabından cehennemi halk eyledi. Yani cennet güzel rahim eseridir. Cehennem gadabı ilahi şiddet, korkunç, hiddet eseridir.

Cenab-ı Hak'ta o da vardır, o da vardır. Kullar her hangisinin yolunu tutar ise ona münasib olup ve ona layık olur. Hakk Teala'ya hiç ziyanı yoktur. Layığını verir, nur yolunu tutan, nur olur. Kur'an zikir, ibadet, taat nurdur. Şeriatın emirleri nurdur, nehy ettikleri zulmettir. Bunu tutanların cehennem sıfatı bu dünyada yüzünde görünür. İşte bu dünyada iken ikisi de layığını buldular. İnsan cenneti burada bulur. Kendinde cennet nişanları görünür. Cehennemi de bulur. Nişanları aşikare olur, burada iken buldular vesselam.

Yedi kat yer birbirinin altındadır. Her biri bir Alemdir, yedidir.

Birinci kat: Bu dünyadan aşağı bu gözümüze görünen göklerin ve yerlerin daha ötesindedir. Mesela: Sağdan sola gözümüze görünen göklerden daha ötedir. Öbür kat yer daha ondan ötededir. Böyle böyle yedi kat yerler, her biri bu dünyanın büyüklüğünde olarak aşağı inerler. Ondan sonra daha nice bu dünyanın misli kadar aşağı iner.
 

Bilâl babam dünya diye Alem-i Nasutu kasdediyor. Bu da ay güneş, yıldızlar dünyanın her tarafından bakıldığı zaman görünen yıldızlar ve güneş bunların hepsi bu dünya sayılıyor. Bunlar içinde bulunduğumuz dünyadan tirilyonlarca kerre trilyonlar daha büyük her kat, aşağı indikçe bu dünya kadar iner dediği bunların hepsi kadar iner demektir. Bunlar rakamla yazı ile hesaba gelmez.

 

Yedi cehennem; Her biri bu dünyanın yüzlerce misli olarak aşağı inerler, yedidir. Cehennem bu dünyadan yüzlerce büyük olduğuna inanmayanlara büyük bir delil aşikar olarak göstereyim.

Güneşin bu dünyadan nice kerelerce büyük olduğunu her insan tasdik ediyor. Halbuki göze görünen güneş bir parçadır. Bu muhakkaktır ki, dünyadan büyüktür. Öyle canım insafla kendini yokla. Bu dünyadan kerelerce cennet, cehennemden kerelerce büyüktür. Cehennemin sıcağını anlamak kolaydır. Güneş dünyaya ne kadar uzak iken nasıl yakıyor, artık cehennemi de düşün vesselam.

Bir profesör:

- Cehennem sıcağı binlerce senelik yoldan insanı yakar diyorsunuz. Bu kadar uzaktaki ateş nasıl yakar. Sorusuna Bilal Babam:

- O ateş bu dünyada da var. O ateş güneştir. Nice milyonlarca kilomerte uzaklıktaki güneş atmosfere değince yakıyor. Değmediği veya çok az değdiği yerler kutuplarda buz oluyor. Güneşin dik ve yatık gelmesine göre sıcaklık artıyor veya eksiliyor.