Hz. SALİH (as)

 

 

            (Sûre-i Araf, âyet 73)

            Meâl'i: Ve Semûd kavmine kardeşleri Salih'i gönderdik. Dedi ki:

            – Ey kavmim! Allah'a ibadet ediniz. Sizin için Ondan başka bir ilah yoktur. Sizlere muhakkak ki, Rabb'iniz tarafından apaçık bir bürhan gelmiştir. İşte Allah'ın şu devesi sizin için bir âyettir. Şimdi onu bırakınız, Allah'ın arzında otlasın ve ona bir kötülükle dokunmayınız. Sonra sizi çok şiddetli bir azap yakalar.

 

            Salih (as) kavmine; ne kadar "ben peygamberim bana iman edin" dediyse de inanmadılar.

 

            (Sûre-i Şuara, âyet 154)

            Meâl'i: Sen başka değil, bizim gibi bir insansın. Eğer sadıklardan isen haydi bir âlamet getiriver.

 

            Kavmi:

            – Sen peygambersen, bize mûcizat göster, peygamberde mûcize olur. O da aşikâr olur, dediler. Salih (as):

            – Benim Rabb'ım yapar. Ne istiyorsunuz? Sizin istediğiniz gibi olsun. Ben kendiliğimden göstertsem, sihirdir dersiniz, dedi. Onlar toplandılar, kendi aralarında müşavere yaptılar, konuştular. En son kararlarını verdiler. Ova, düzlük bir yazının ortasında bir dağ vardı.

 

            (Sûre-i Kamer, âyet 27)

            Meâl'i: Şüphe yok ki, biz, onlar için bir fitne olmak üzere o dişi deveyi göndericileriz. Artık onları gözetle ve sabret.

 

            – Sen dua et, bu dağ yarılsın, içinden büyük bir deve hamile olarak çıksın, gelsin. Hepimizin gözü önünde yavrulasın, doğursun. Deve de yavrusu da ölmeyip, içimizde yaşasın. Her yerden kumandanlar, beyler, aşiret reisleri, bütün halk ve krallar gelsinler. Bunların hepsinin gözünün önünde olsun. Sihir geçersiz olur, kaybolur. Mucize kaybolmaz dediler. Deve kaybolmasın içimizde yaşasın; her zaman görelim. Diğer develerden ayırt edilmesi için daha büyük ve iri olsun. O zaman senin peygamberliğine inanırız, sözü üzerine Allahu Teâlâ:

            – O deve içlerinde yaşayacak, deveyi öldürmesinler, deveyi öldürürlerse kendilerini helâk ederim. Madem ki yaşamasını istiyorlar. Onlar öldürmedikçe, deve içlerinde devamlı yaşayacak, buyurdu.  Salih (as):

            – Benim Rabb'ım yapar, dedi. Felan ayın, felan günü diye gün tayin ettiler. Haftalarca, aylarca o düzlüğe millet, beyler, reisler, kumandanlar ve adamları toplandılar. O gün Salih (as)  da geldi. Bunların hepsinin gözünün önünde dua yaptı. Ovadaki büyük dağ yarıldı. İçinden iri cüsseli bir deve çıktı. Yürüdü bu kalabalığın ortasına geldi. Hemen doğuracak şekilde (ağır) hamileydi. Herkesin gözünün önünde yavruladı. Yavrusu ile beraber içlerinde yaşadı. Yavrusu da büyüdü. O da annesi gibi iri oldu. Bunların vücutları, normal develerden çok büyüktü. Yirmi beş sene içlerinde yaşadı.

            Bir sürü sahibinin develeri çoktu. O yerde su az olduğundan su çok kıymetli idi. Suyu kuyudan çekip su oluklarına dolduruyorlar, (yani hayvanların içebilmesi için yapılan uzun su oluklarına doldururlar) hayvanları getirirler. Hayvanlar oluktan içer, giderdi.

 

            (Sûre-i Şuara, âyet 155-156)

            Meâl'i: Dedi ki:

            – İşte bu bir dişi devedir. Bunun için bir su içme hakkı vardır, sizin içinde malûm bir günün su içme hakkı vardır. Ve buna bir kötülük ile dokunmayın, sizi hemen pek büyük bir günün azabı yakalar.

 

            O develer çok su içtiklerinden, diğer hayvanların, içmesi için su kalmıyordu. Onun için o develere iki günde bir su vermelerini, Allahu Teâlâ bu âyetle emir buyurdu. Bu sefer develer, iki günlük suyu içiyorlar, yine kendileri zor duruma düşüyordu.

            Bu develer çok iri olduğundan, büyük su oluklarının içindeki suyun hepsini içip gidiyorlardı. Develer çok büyük idi, onların gelmesini çobanlar engelleyemiyordu.

 

            (Sûre-i Şuara, âyet 157)

            Meâl'i: Derken onu boğazladılar, sonra pişman olarak sabahladılar.

 

            (Sûre-i Kamer, âyet 28)

            Meâl'i: Ve onlara haber ver ki: Muhakkak su, onların aralarında taksimlidir, her bir içiş için (nöbetinde sahibi) hazır bulunmuş olacaktır.

 

            Bunların elinden sürü sahibi bezmişti. "Develeri öldürürseniz, Allah belâ verir" sözü herkesi korkutuyordu. Onun için develeri öldürmüyorlardı. Sürü sahibi, iki eşkiya ile görüştü.

            – Siz develeri öldürürseniz, size şu kadar çok bahşiş vereceğim, dedi. Onların atları güçlü, kendileri yiğit ve cesur kimselerdi. Allah (cc)'dan, Peygamberden korkmazlar; kendileri kâfir, inançları yoktu. Eşkiyalar:

            – Biz öldürürüz, dediler. Yalnız, develerin ikisini de öldürüp, bahşişi ondan sonra alacaklardı.

 

            (Sûre-i Araf, âyet 77)

            Meâl'i: Sonra o dişi deveyi boğazladılar, ve Rabb'lerinin emrinden tekebbürde bulunup kaçındılar. Ve:

            – Ey Salih! Eğer sen gönderilmiş peygamberlerden isen bizi korkutur olduğun şeyi bize getir, dediler.

 

            (Sûre-i Kamer, âyet 29)

            Meâl'i: Artık arkadaşlarını çağırdılar, o da alacağını aldı da (deveyi) sihirleyip öldürdü.

            Önce, ana devenin arka ayaklarının sinirlerini kestiler. O deve bağırıp, arkası üstüne çökünce yavru deve kaçtı. Düşen deveyi boğazladılar. Yavru deveyi öldürmek için arkasına düşüp, atla kovaladılar. Atlar deveye yetişemiyordu. Eyalet, eyalet her tarafı kovalaya, kovalaya ortalığı toz dumana karıştırdılar. Salih (as)'a iman edenler; "Yapmayın bu deveyi öldürmeyin, Allah bize belâ verecek" dedilerse de bunlar söz dinlemediler. Allahu Teâlâ ibret için bütün eyaletleri dolaştırttırıyor. Yani bu iki kişiye mani olsunlar, deveyi öldürtmesinler diye dolaştırıyor. Fakat bunlara mani olan çıkmıyordu. En son deve kaçtı geldi. Çıktığı dağın dibine gelerek bağırdı. Yine dağ yarıldı, deve içine girdi, dağ kapandı.

 

            (Sahih-i Müslim, Cild 8, Hadis No: 2855)

            Manâsı: Abdullah ibn Zem'a (ra) şöyle dedi:

            – Resûlullah (sav) hitâbe yaptı ve Salih Peygamberin dişi devesini ve onun ayak sinirlerini kesip öldüren kimseyi zikrederek:

            "(İz in baase eşkâhâ) derken Semûd kavminin en şakî adamı ayağa kalkıp, fırladı. (eş-Şems: 12). Dişi deveye karşı kalkıp fırlayan kimse kendi kavmi içinde arkalı, kuvvetli, şerir ve çok men edici bir adamdı. Tıpkı Mekke'deki Ebû Zem'a gibi" buyurdu.
 

Resûlullah (sav)'in kadınlar hakkındaki öğütleri
Resûlullah (sav) hutbesine devamla kadınları zikretti ve onlar hakkında öğütler verdi. Sonra:

            "Sizden biriniz karısını niçin döver?" Ebû Bekir İbn Ebi Şeybe'nin rivâyetinde "esir ve köle kadın döver gibi", Ebu Kureyb'in rivayetinde ise "Erkek köle döver gibi" ifadesi vardır. "Belki de gününün sonunda bu zat, o kadınla yatak arkadaşlığı da yapar!" buyurdu.  Sonra Resûlullah hutbesine devamla  Sahâbilere içtimâî edeblerden, bir hata eseri yellenmeden dolayı gülmeleri hususunda da öğütler verdi. (Gülmek sûretiyle onu teşhir etmenin fenâlığından bahsederek:) "Herhangi biriniz, kendisinin de yapar bulunduğu bir işten dolayı niçin güler ki?" buyurdu.

 

            Bu hadis, kitabındaki açıklamasında:

            Resûlullah (sav)'in bu hutbesi, üç konuya temas etmektedir. Bunlardan biri Semûd kıssasına ait olan vak'adır. Salih Peygamber ile Semûd kavmi arasında geçen vak'alar, A'raf: 74-80; Şuarâ: 141-159; Neml: 43-53 sûrelerinde tafsil olunmuş, Şems sûresinde de kısaca dişi deveye sinirlenip kesme vak'asına işaret edilmiştir. Salih  Peygamberin  mucizesi  olan dişi deveyi ayaklarının sinirlerini kesmek suretiyle devirip öldüren şakinin adı Kudar ibn Sâlif'dir ki hâdiste, Peygamber tarafından Ebû Zem'a'ya benzetilmiştir. Ebû Zem'a, hadisin diğer rivâyet tarikında bildirildiği üzere Zûbeyr İbn Avvâm'ın amcasıdır. Adı Esved' tir. Müslümanlarla alay edenlerden birisidir. Salih Peygamberin devesini öldüren şakinin ona benzetilmesinin sebeplerinden biri budur. Ebû Cehil'in maiyetinde Bedir harbine iştirak etmiş ve orada müşrik olarak öldürülmüştür. Zem'a'nın oğlu Abdullah ise meşhur Sahâbîlerdendir.

            Resûlullah (sav) bu hutbesinin bir fıkrasında kadınları dövmeyi ayıplayıp men eylemiş ve böylece kadınlara saygılı davranılmasını öğütlemiştir.

            Hutbenin üçüncü konusu da bazı muâşeret âdâbları hakkındadır. Bir hata eseri yellenen kişiye gülünmemesi, onunla hiç ilgilenilmemesi dolayısıyla, onun utandırılmaması lazım geldiği öğretilmiştir.

 

            (Sûre-i Araf, âyet 79)

            Meâl'i: Artık onlardan yüz çevirdi ve dedi ki:

            – Ey kavmim!  Ben size Rabb'imin risaletini muhakkak ki, tebliğ ettim ve sizin için öğüt verdim. Ve lâkin siz hayırhah olanları sevmezsiniz.

            Allahu Teâlâ:

            – Ya Salih! Onlara söyle, yedi gün yaşasınlar. Yedi gün sonra onlara belâ vereceğim buyurdu. Yedi gün yaşadılar. Ondan sonra sekizinci gün, Allahu Teâlâ bunlara belâ verdi, hepsi helâk oldular.

 

            (Sûre-i Şuara, âyet 158)

            Meâl'i: Artık onları azap yakaladı. Şüphe yok ki, bunda bir ibret vardır. Böyle iken onların çokları iman etmiş olmalıdır.

 

            (Sûre-i Kamer, âyet 31)

            Meâl'i: Muhakkak ki, onların üzerlerine bir sayha gönderdik, artık onlar ağıla konmuş kuru ot gibi oldular. 

 

 

 

 

ÖNCEKİ KONU                               KONULAR                            SONRAKİ KONU