Hz. YÂKUB (as)
(Sûre-i En'am, âyet 84)
Meâl'i: Ve ona İshak'ı ve Yakub'u ihsan ettik ve hepsini de hidayete erdirdik. Daha evvel de Nuh'u ve onun neslinden Davud'u, Süleyman'ı, Eyyub'u, Yusuf'u, Musa'yı ve Harun'u da hidayete erdirmiştik. Ve işte biz güzel hareket edenleri böyle mükâfatlandırırız.
(Sûre-i Hud, âyet 71)
Meâl'i: Ve onun refikası ayakta bulunuyordu,
gülüverdi. Artık onu İshak ile ve İshak'ın ardından da Yâkub ile müjdeledik.
(Sûre-i Hud, âyet 72)
Meâl'i: (İbrahim'in
karısı), Vay halime, ben bir koca karı
bu kocam da yaşlı bir şeyh iken çocuk mu doğuracağım? Bu gerçekten şaşılacak
bir şey, dedi.
İbrahim (as)'ın ve Sara Validemizin doksan küsür yaşından sonra oğulları İshak (as) doğdu. Bunun iki oğlu vardı. Biri İs, birisi Yakub (as) idi. İs göğsü kıllı, kendisi sert mizaçlı, Yakub (as) sûkut (sakin) mizaçlı bir adamdı.
(Sûre-i Hud, âyet 75)
Meâl'i: Şüphe yok ki, İbrahim elbette pek hilm (yumuşak
huylu) sahibidir, çok ah-ü enîn
edicidir, ve Hakk'a rucû edicidir.
Babaları öleceği zaman İs geldi:
– Bana dua et, benden olan çocuklar peygamber olsun, dedi. İshak (as):
– Sen git,
bir geyik vur,
Annesi Yâkub'u çok seviyordu. Annesi Yakub'a:
– Sen git, ondan evvel geyiği vur, gel. Dedi. Geyiğin olduğu yer uzaktı. Yakub (as) oku, yayı aldı. Allahu Teâlâ Yakub (as)'a nasip etmek için köyün kenarında bir geyik gelmiş duruyordu. Geyiği vurdu, getirdi. Babasına:
– İşte
geyiği getirdim, dedi. Babasının gözleri görmüyordu. Çok ihtiyar, çok
zayıflamış ve öleceği zaman yaklaşmıştı. Bunun için yerine bir veliaht,
peygamber olmasını istiyordu. Bunu da; Allahu Teâlâ ne hayırlıysa onu yapsın.
(Falın her çeşidi haramdır derler. Allahu Teâlâ'ya havale edilen, onun yapmasıyla yapılan fal haram değildir. Bu da aynı. Bilal babam:
– Falın en
iyisi; abdest alırsın, iki rekat namaz kılarsın. Üç kulhuvallahu ahad, bir
elham (fatiha) sûresini okur, huzur eder; huzurla selavat-ı şerife okursun.
Kulağın ses dinler. Sonra lüzumlu olan şeyi Allahu Teâlâ ya çocuk, ya büyük bir
kimsenin ağzından
Bilal Babam Giresun'da, bizim ev halkı kâmilen (cümleten, topluca) zehirli ot kökü yemiş hepsi hastanede yatıyor. Bilal Babam çok merak ediyor. Aynı dediğimizşekilde selavat-ı şerifeye devam edip, kulağı ile ses dinliyor. Allahu Teâlâ geçenlerin ağzından aynı kendisinin müşkülünü hallettirecek şekilde söylettiriyor. Bir kadın; "Benim çocuklarım olsa hepsi kırılırdı. Antep'den geldi, hepsi de ölmedi yaşıyor" diye konuşuyor. Bilal Babam: "Falın en makbulu budur" buyurdu. Bilal Babamınki de, İshâk (as)'inkinin aynısıdır.)
(Sünen-i İbn-i Mâce, Cild 6, Hadis No: 2345)
Manâ'sı: İmrân bin Husayn (ra)'den: Şöyl edemiştir:
– (Ensar'dan) bir adamın altı kölesi vardı ve
bundan başka
Yâkub, İs'miş gibi geldi, geyiği getirdi. Babası İs'mi diye göğsüne dokunacaktı. Çünkü İs'in göğsünün kıllı olduğunu biliyordu. Geyiğin tüylerine dokundu, kıllı idi. Ellerini havaya açtı, dua etti.
– Senin neslinden peygamberler gelsin, sen de benim yerime peygamber ol, demişti. Annesi Yâkub'a:
– İs seni görürse öldürür, sen hala'nın yanına kaç, gizlen, demişti. Halasının yeri, yaya üç günlük yoldu. Yâkub, üç günlük yiyeceğini aldı. Annesi:
– Gündüz yoldan gitme, seni görür, arkandan yetişir, gece git, yoldan uzak yürü dedi. Yâkub, annesinin dediği gibi halasının yanına yola çıktı. Yoldan uzak, gece gider, gündüz yatardı. İs geldi, babasına:
– Geyiği getirdim. Bana dua et, dedi. İshak (as):
– Ben
– Dua ettim, onun elinden peygamberliği
alamazsın. Gel
– İs'e deyin ki; senin bir kölen varmış, o da kaçmış, korkusundan gelemiyormuş. Şimdi gelmiş, senden müsaade ve görüşmek istiyor, dedi. İs'in yanına geldi. İs padişah olmuştu. Yâkub(as)'a yüz vermedi, yanından kovdu.
Yâkub (as) Kenan'a geldi. Yusuf (as)'ın ve kardeşlerinin hadiseleri Kenan'da olmuş ve Mısır'a yerleşmişlerdi. Yâkub (as) ömrünün en son günlerinde çok ihtiyarlamıştı.
– Ben babamın memleketine gideceğim, dedi yola çıktı. İs'de padişahlığı oğullarına devredip, o da babasının memleketine gelmek için yola çıktı. Yolda iki kâfile birbirlerini gördüler. Birbirlerinin yanına adam gönderdiler. Yâkub'un kâfilesi, gelen kâfilenin İs'in kâfilesi olduğunu; İs ile gelen kâfile de Yâkub (as)'ın kâfilesi olduğunu öğrenince her ikisi de attan indiler, kucaklaştılar. Gözlerinin yaşları, elbiselerinden yere doğru aktı. Her ikisi de ruhlarını teslim ettiler. Doğuşlarında ikizdiler. İkisini de bir kabire defnettiler.
Osmanlı padişahlarının, Çin padişahlarının ve bazı padişah sülâlesinin kökü, İs'e dayanır. Dünyanın bir çok yerlerinde onun evlatları krallık, padişahlık yaptılar. Allah şefaatlerinden ayırmasın. (Amin)