HZ. EBU BEKİR SIDDIK (ra)

 

 

            (Sahih-i Buhari Tecrid-i Sarih, Cild 9, Hadis No: 1488)

            Manâ'sı: Amr İbn-i As (ra)'den:

            Nebi (sav) Amr'ı, Zat-ı Selasil (gazası için teçhiz olunan) asker üzerine kumandan nasbedib göndermişti. Ravi Amr dedi ki: (Bu gazadan döndüğümüzde) Resulullah'ın huzuruna girdim ve:

            – Ya Resulullah, Ashab içinde size en sevimli kimdir? diye sordum. Resulullah:

            – Aişe'dir, buyurdu. Ben:

            – Erkeklerden kimdir? dedim. Resulullah:

            – Aişe'nin babası, buyurdu. Ben:

            – Sonra kimdir? dedim. Resulullah:

            – Ömer İbn-i Hattab, buyurdu. Sonra Resulullah bir takım ricalin adlarını saydı. (Amr İbn-i As der ki: Resulullah beni en sonraya bırakır korkusuyla sustum da başkalarını sormadım.)

 

            (Hadis-i Şerif, REH No: 6123)

            Manâ'sı: Ey Ebu Bekr, şüphesiz Allah sana "sıddık" adını vermiştir.

 

            (Hadis-i Şerif, REH No: 6303)

            Manâ'sı: Cennete (bila hisab) bir adam girecek. Cennetin her evinde ve odasında bulunan herkes ona "Merhaba, merhaba bize buyrun" diyecekler. İşte o adam sensin ey Ebu Bekr.

 Hz.Ebubekir (ra)'ın Nofel'i diriltmesi

            Hz. Ebû Bekir (ra)'nün, harpte şehit olan Nofel'i diriltmesine inanamazlar. Ben şahsen Nakşi tarikatından birisi ile karşılaştım. Bana Nakşi tarikatının piri Hz. Ebû Bekir'i övüyor, diyor ki:

            – Peygamberimiz Mekke'den, Medine'ye hicret ederken yanına arkadaş olaraktan, Hz. Ebû Bekir (ra)'i seçti. Ondan daha fazla sevdiği ashab yok idi ki onu arkadaş olarak seçti, dedi. Ben dedim ki:

            – Daha evvel beni öldürmeye gelecekler, benim yatağımda fedai olarak kim yatabilir. Çünkü yatağımda yatan olmazsa kaçmış derler, arkamızdan çabuk yetişirler. Hiç kimse yatağında yatmaya cesaret edemedi. Kâdîri Tarikatının Piri olan, Hz. Ali (ra): "Ben yatarım" dedi. Ve yattı. Kendisine dedim ki:

            – Peygamberimiz (sav), ashabdan hangisine söylese kendisiyle yolculuk yapardı. Hz. Ebû Bekir (ra)'e Peygamberimize arkadaş olduğu için büyük adamdı demek Hz. Ebû Bekir (ra)'i küçültmek olur. Şahsen biz de olsak o yolculuğa canla, başla seve seve katılırdık. Ama Hz. Ebû Bekir (ra)'ün hiç kimsenin yapamayacağı şeyleri yaptığını söyleyin de büyüklüğü meydana çıksın, dedim. Ve Nofel meselesini anlattım.

            Peygamberimiz (sav) şehitliğin faziletlerinden söyledi. Nofel isminde bir zat, havaslandı.

            – Ya Resulallah, ben bir dua edeyim, sen de amin de. Peygamberimiz:

            – Kötü bir dua olmasın, dedi. Nofel dua etti, Peygamberimiz (sav), "amin" dedi. Nofel'e:

            – Nasıl dua yaptın? diye Peygamberimiz sorunca; Nofel:

            – Allah (cc), Nofel'e şehitlik nasip etsin, karısını dul, çocuklarını da yetim bıraksın, dedim. Peygamberimiz (sav) ve ashab acıdılar. Harp oldu, Nofel harbe girdi.

 

 

            Bir rivâyet söyleyim Âli itibâr,

            Böyle yazmış menâkibi cihâr-ı yâr.

 

                                   Bir gün ol Şah-ı Resul vaaz eyledi,

                                   Fi sebilillah gazayı söyledi.

 

            Ol kadar ki verdi gazadan müjdeler,

            Arz eden yaş akıtsın dideler.

 

                                   Hem buyurdu bir kişi olsa şehit,

                                   Bi hesap verir ecrini Rabbül Mecid,

 

            Hayrı yazılsa sığmaz defterlere,

            Hem şefaat ede yetmiş bin ere.

 

                                    Şevk ile kalktı yerinden bir civan,

                                   İsmi Nofel evine vardı heman.

 

            İki masum oğlu, bir hatunu var,

            Gittiler tâ mescid icre bi kârar.

 

                                   Dedi Nofel; Ya Resulü Mücteba,

                                   Ben dua edem sen amin et bana.

 

            Hak şehit etsin bu Nofel kulunu,

            Hem yetim koysun, bu iki oğlunu.

 

                                   Cümle amin etti ashabı güzin,

                                   Hem gazaya çıktılar çok ehli din.

 

            Gitti peygamber bile cihâr-ı yâr,

            Girdi meydan içre Nofel cenk arar.

 

                                   Her tarafa sürdü atın harp ile,

                                   Düşürürdü vurduğunu bir darp ile.

 

            Sonra atın yıktılar düştü harap,

            Hem şehit oldu duası müstecap.

 

                                   Başı üzre vardı peygamber bile,

                                   Gözlerinden döktü yaş ashab ile.

 

            Gördüler kana boyanmış pür cemâl,

            Başını dizine aldı pür kemâl.

 

                                   Dedi Nofel hep senindir izdişâm,

                                   Aldılar seni şimdi huri cenân.

 

            Çok melek namaz kıldı ashab ile,

            Defn olundu kan ile, esvab ile.

 

                                   Kabrine giderdi her gün ol Resûl,

                                   Nusratullah harbe eyledi duhûl.

 

            Cümle küfür ehli kılıçtan geçtiler,

            Kaldılar iman eden ehli hüner.

 

                                   Döndüler cümle sahabe şadumân,

                                   Oldular malı ganimet ile revan.

 

            Geldiler tâ ki Medine garbine,

            Çıktılar herkes temaşâ seyrine.

 

                                   Geldi bir hatun dahi yol üstüne,

                                   İki masumun yapışmış destine.

 

            Nofel'i peygambere etti sual,

            Ağladı ashab ile ol pür kemâl.

 

                                   Ağlayıp kıldı işaret ol Resûl,

                                   Sürdü atın geçti ama pür melûl.

 

            Çünkü hatun bulmadı sıhhat haber,

            Ağladı çocuklar boynun büktüler.

 

                                   Anası ağlarsa çocuklar neylesin,

                                   Lazım oldu bunlar efgan eylesin.

 

            Çekti geldi sonra bir alay Âli,

            Sordu ol hatun ondan Nofel'i.

 

                                   Ağladı Hazreti Âli gizlice,

                                   Ardına işaret etti öylece.

 

            Bildi peygamber ki vermemiş haber,

            Ben nice asi olam verem keder.

 

                                    Kaldı hatun yolda ağlar söylenir,

                                   Oğluna der ağlama şimdi gelir.

 

            Çekti geldi bir alay Osman ile,

            Sordu hatun hüzn ile, giryan ile,

 

                                   Ağlayıp işaret kıldı ardına,

                                   Dedi benden yanmasın bu derdine.

 

            Dedi Hatun Gam hücum etti bize,

            Her gelen yanar gider derdimize.

 

                                   Çekti geldi sonra bir alay Ömer,

                                   Ol hatun dahi sual etti haber.

 

            Ağladı işaret ile öte,

            Dedi benden yanmasın bu mihnete.

 

                                   Bildi hatun Nofel olmuştur şehit,

                                    Her gelen işaretle verir ümit.

 

            Sonra Sıddık uğradı ikbal ile,

            Sordu hatun bir perişan hal ile.

 

                                   Anası ağlar, çocuklar zar eder,

                                   Babamız yok mu diye israr eder.

 

            Başını eğdi Ebû Bekir ağladı,

            Cümlesin nârı firaga dağladı.

 

                                   Bildi peygamber ki vermemiş haber,

                                   Ben nice asi olam verem keder.

 

            Yıkmamış bu kalbi Osman ile Ömer,

            Hem Ali etmiş bu mihnetten hazer.

 

                                   Ben de gitsem ya kime etsin sual,

                                   Akıbet boynumda kaldı bu vebâl.

 

            Söylesem kalbi hüzün elden gider,

            Kizp katsam doğru din elden gider.

 

                                   Dedi bu derde deva oldu helâl,

                                   Kalbi ile etti Cenab-ı arzu hâl.

 

            Çağırıp bir kerre "Allah" eyledi,

            Avni Hakla kabir negâh eyledi.

 

                                   Geldi Nofel yel gibi hem seyf ile,

                                   Dedi beni kim çağırdı hayf ile.

 

            Cihar-ı yâr ile görüştü ol civân,

            Ta Cenab-ı Ahmed'e geldi hemân.

 

                                   Geldi Hakk'tan Cebrâil verdi haber,

                                   Bir dahi böyle çağırsaydı eğer.

 

            Bu gaza da her kim olduysa şehit,

            Cümlesini ihya eder Rabb-ül Mecid,

 

                                   Hakk Ebû Bekr'im dedi razımıdır,

                                   Nofel'i sağ eyledim kâfi midir.

 

            Oğlu dört oldu hayli sene,

            Akibet bir gün şehit oldu yine.

 

                                   Cihar-ı Yârda olursa bu hüner,

                                   Anladın mı kimdir ol hayr-ül beşer.

 

            Yine andandır bu himmet ver selât,

            Sen seni bab-u Resulullah'a at.

 

                                   Failatun failatun failat,

                                   Ver Muhammed Mustafa'ya selavat.

 

            Nofel şehit düştü. Peygamberimiz (sav), savaş süresince her gün kabrine giderdi. Zafer kazanıldı. Medine'ye geldiler. Nofel'in ailesi iki çocuğunu elinden tutmuş, Medine'nin dışında bekliyordu. Önde Peygamberimiz (sav) geliyor.

            – Nofel nerde Ya Resulallah? dedi. Çünkü şehit düşeceğini biliyor. Peygamberimiz (sav) sağ elini yukarı kaldırıp baş parmağı ile arkayı işaret etti. Atı sürdü. Sırası ile Hz. Osman (ra), Hz. Ömer (ra), Hz. Ali (ra) onlardan da sordu. Çünkü her bölük askerin başında bunlar geliyordu. Onlarda, arkayı işaret ettiler. En son Hz. Ebû Bekir (ra) yaralıları getiriyordu. Kadın, Hz. Ebû Bekir (ra)'den Nofel'i sordu. Hz. Ebû Bekir (ra)'e:

            – Hepsi seni işaret ettiler. Arkayı gösterdiler. Hz. Ebû Bekir (ra) ellerini havaya kaldırıp:

            – Ey Allah'ım, sevgili Habibine ve evvelkilere kırdırmadığın kalbi bana mı kırdırmak istiyorsun? Şimdi Nofel'i sağ olarak burda isterim, dedi ve "Allah" diye bağırdı. Nofel atıyla, silahıyla tam teçhizat atını koşturarak geldi.

            – Beni kabrimde yatırmayıp hayfla çağıran kimdi? Hz. Ebû Bekir (ra):

            – Ailen ve çocukların seni bekliyor. Ben çağırdım, dedi.

            Bu hadiseyi Peygamberimiz (sav)'e haber verdiler. Peygamberimiz (sav)'e, o anda Cebrail (as) geldi ve Allahu Teâlâ'dan selam getirdi. Allahu Teâlâ buyurdu:

            "Eğer Ebu Bekir, o çağırdığı gibi bir daha çağırsa idi, bu harpteki şehitlerin hepsini diriltecektim. Ebu Bekir'e söyle ben kendinden razıyım. Kendi de benden razı mı?" Hz. Ebu Bekir (ra) gelince Peygamberimiz (sav) Ebu Bekir (ra)'e:

            "Allah'ın sana selamı var. Ben kendinden razıyım, kendi de benzen razı mı, kendini razı edebildim mi?" deyince o anda Hz. Ebu Bekir (ra)'e bir tevacut hali geldi. Yüksek sesle avazının çıktığı kadar bağırıp ayakta dönmeye başladı. Başparmağının üzerinde dönerek:

            "(Ene razı, ene razı), ben razıyım, ben razıyım" diyerek saatlerce döndü. Hz. Ebu Bekir (ra) o anda cehri zikir yaptı. Nakşi tarikatında cehri zikir yok derler, cehri zikir varmış.

            İşte Hadis-i Kudsi'de "söyleyen dili ben olurum", dediği oldu.

            Bu gibi haller Hz. Ebû Bekir (ra) ile Hz. Osman (ra)'da da pek az görülmüş. Onlarınki nisbeten gizli kalmış. Hz. Ömer (ra) ile Hz. Ali (ra) de çok görülmüş. O Nakşi devrişine dedim ki:

            – Hz. Ebû Bekir (ra) böyle methedilir.

            Böylesi büyük kerameti kabul edemiyorlar. Elli beş sene evvel Kahraman Maraş'ta; Nofel'in dirilmesi, hocalar arasında tartışma konusu oluyor. Kitapta okuyorlar, inanamıyorlar. Böyle bir şey olmaz, diye karar verince Çakmak köyünden, Babama bağlı Ahmed Efendi isimli bir zat:

            – Siz, Allah Allah'tır da bunu yapamaz mı diyorsunuz? Peygamberimiz (sav) büyüktür ama onun da yapacağı, ashâb'ının yapacağı iş değil mi diyorsunuz? Hz. Ebû Bekir büyük evliyâdır ama bu gibi kerâmet ona lâyık değil mi demek istiyorsunuz? deyince, özür diliyorlar.

 

            (Sünen-i Tirmizi, Cild 6, Hadis No: 3916)

            Manâ'sı: Aişe (ra)'den:

            Peygamber (sav) "Ebu Bekir'e söyleyiniz, cemaata namaz kıldırsın" buyurmuştu. Aişe, "Ya Resulullah" dedi:

            – Ebu Bekir senin makamına geçerse (sesini) ağlamaktan cemaate işittiremez. Ömer'e emret, cemaate namaz kıldırsın. Resul-i Ekrem (yine):

            – Ebu Bekir'e söyleyiniz, cemaate namaz kıldırsın, buyurdu. Aişe dedi ki:

            – Hafsa'ya, "Resul-i Ekrem'e söyle" dedim. "Ebu Bekir senin makamı (mihrabı)na geçerse (sesini) ağlamaktan cemaate işittiremez. Ömer'e emret, cemaate namaz kıldırsın" Hafsa (dediğimi) yaptı. Peygamber (sav) şöyle buyurdu:

            – Hiç şüphe yok ki, siz Yusuf'un kadınlarından farksızsınız. Ebu Bekir'e söyleyiniz, cemaate namaz kıldırsın. Bunun üzerine Hafsa, Aişe'ye:

            – Senden bir hayır görmeyecek miyim? demişti.

 

            (Hadis-i Şerif, REH No: 3096)

            Manâ'sı: (Kıyamet günü) melekler, Peygamberler ve Sıddıklarla beraber Ebu Bekir (ra)'e gelirler. Onu alıp hemen alelacele doğru cennete götürürler.

 

            (Sünen-i Tirmizi, Cild 6, Hadis No: 3909)

            Manâ'sı: Ali (Kerremallahü Vechehu)'den:

            Ebu Bekir ve Ömer, Nebi ve Resullerden başka, öncekilerden ve sonrakilerden cennet ehlinin orta yaşlılarının efendileridirler. Ya Ali, kendilerine bildirme. (Kenzül İrfan, Hadis No: 104; Münâvi Künüzü-l Hakaik, s. 47.)

 

            Hz. Ebû Bekir (ra) ile Mekke'nin Beyleri bir arada otururlarken bir haber geliyor, "Kudüs'ü, Rumların elinden Mecûsiler, aldılar." haberi gelince Mekke'nin Beylerinden Ubey ibn-i Halef gülerek Hz. Ebû Bekir (ra)'in yanına geliyor ve diyor ki:

            – Allah bir diyenler birbirleriyle kardeş, Allah  çok diyenlerde birbirleriyle kardeştirler. Rum'lar Allah bir diyor, siz de Allah bir diyorsunuz. Mecûsiler de Allah çok diyor, biz de Allah çok diyoruz. Allah bir diyenlerin elinden, Allah çok diyenler Kudüs'ü aldılar. Allah bir ise neden yardım etmedi de, çok diyenleri galip getirdi, (diye alay ediyor.) Demek ki, Allah çokmuş çok olunca yardım etmiş. Bizim kardeşlerimiz, sizin kardeşlerinizin elinden Kudüs'ü aldı, deyince bütün müşrik Beyleri, Hz. Ebû Bekir (ra)'e bakıp gülüşmeye başadılar. Hz. Ebû Bekir (ra) cevaben:

            – Bizim kardeşlerimiz, Allah (cc)'ı bir bilir. Allah'ta, onlara yardım eder. Sizin kardeşlerinizin elinden, Kudüs'ü tekrar alır.

            Ubey ibn-i Halef:

            – Alamazlar, bizim tanrılarımız bizimkilere yardım eder. Bizimkilerin elinden alamazlar, der. Alırlar, alamazlar derken iş bahse girer. İkisi de:

            – Bir seneye kadar bizim kardeşlerimiz, Kudüs'ü alırsa sen bana kaç deve vereceksin, alamazlarsa ben sana kaç deve vereceğim derken on deveye bahsettiler. Hz. Ebû Bekir (ra):

            – Benim soracağım bir adam var, ona sormadan imzalayamam, deyince Ubey ibn-i Halef:

            – Ben biliyorum, Muhammed'e soracaksın. Ona sormadan yapamazsın, git sor, deyince Hz. Ebû Bekir (ra), peygamberimizin yanına geldi:

            – Ya  Rasulallah, Ubey ibn-i Halef'le böyle bir iddiamız oldu. Bir seneye kadar bizim kardeşlerimiz yani Rumlar, Kudüs'ü, Mecûsilerin ellerinden alırlarsa bana kendisi on deve verecek. Bir seneye kadar alamazlarsa, ben kendisine on deve vereceğim. Senet yanımda imzalayayım mı, imzalamayayım mı? dedi. Peygamberimiz (sav)'in, o hususta bilgisi olmadığı için sukût etti. Düşünürken Cebrâil (as) geldi. Sûre-i Rum'u getirdi.

 

            (Sûre-i Rum, âyet: 1, 2, 4)

            Meâl'i: Rumlar galip gelecek senelerin parçasında...

 

            Peygamberimiz (sav)'e sordular:

            – Bu senelerin parçası ne demektir? Peygamberimiz (sav) buyurdu:

            – Senelerin parçası bir olur, üç olur, beş olur, yedi olur, dokuz olur. Dokuzdan ilerisi parça sayılmaz. Sen seneyi on et, deveyi yüz et, öyle senet yap.

            Hz. Ebû Bekir (ra), Ubey ibn-i Halef'in yanına gelip:

            – Sen kendine güveniyorsan bir sene az olur, seneyi on edelim, deveyi yüz edelim, dedi. Ve öyle yaptılar. Aradan çok sene geçmiş. Hadibiye'de, kâfirler, Ashab-ı, Mekke'ye bırakmayıp, engel olunca, Hadibiye'de müslümanlar arasında kıtlık baş göstermişti. O sırada "Mecûsilerin elinden, Rumlar, Kudüs'ü tekrar aldılar" diye bir haber geldi. Hz. Ebû Bekir (ra) senedi, Peygamberimiz (sav)'e gösterdi:

            – Rumlar, Kudüs'ü almışlar ne emir buyurursun? Peygamberimiz (sav):

            – Git yüz deveyi getir, diye buyurdu. Hz. Ebû Bekir (ra) gitti, adam ölmüş çocukları var. Çocuklarına senedi gösterdi. Çocuklar kendi aralarında yüz deveyi tedarik edip verdiler. Hz. Ebû Bekir(ra), yüz deveyi, Peygamberimiz (sav)'e götürdü:

            – Ne yapayım ya Resulallah? Peygamberimiz (sav):

            – Kesin, ashab yesin, buyurdu. Kestiler ashap yedi. (Din meselesinde bir kâfir veya inkarcıyla aynı böyle bahsetmek (bahse girmek) caizdir.

 

            (Kenzül İrfan, Hadis No: 101)

            Manâ'sı: Nebi müstesna olduğu halde Ebû Bekir (ra) herkesten efdaldır.

 

            (Kenzül İrfan, Hadis No: 103)

            Manâ'sı: Ebû Bekir Sıddıyka deyiniz İmam olup halka namaz kıldırsın. (Bu Hâdîs-i Şerîf dahi hazreti Sıddıykanın hilafetine işaret olan hadislerdendir.)

 

            (Kenzül İrfan, Hadis No: 104)

            Manâ'sı: Ümmetimden en evvel cennete dahil olan Ebû Bekir'dir.

 

            (Kenzül İrfan, Hadis No: 105)

            Manâ'sı: Yevmi Kıyamette herkesle hesap görülür. Ancak Ebû Bekir müstesnadır.

 

            (Kenzül İrfan, Hadis No: 112)

            Manâ'sı: Ehli cennet kamillerinin seyyidi (efendisi) Ebû Bekir ve Ömer'dir. Hakikatta Ebû Bekir cennet ehli meyanında semada serya yıldızı gibi parlaktır.

 

            (Kenzül İrfan, Hadis No: 114)

            Manâ'sı: Benden sonra makamı hilafete Ebû Bekir ve andan sonra Ömer gider. Bunlardan sonra ihtilaf zuhur eder.

 

 

 

 

ÖNCEKİ KONU                               KONULAR                            SONRAKİ KONU