AHMED-ÜR RİFÂÎ
(Rahimehullah)
Seyyid Ahmed-ür Rıfaî'de
en büyük evliya, keramet göstereceğim diye herkesin önüne düşüp, Resulullah'ın
elini öpeceğim demesi, Resulullah'ın elini dışarı çıkartmasını istiyor.
Peygamberimiz (sav) elini demir parmaklıktan dışarı çıkarıyor. Herkesin gözü önünde Peygamberimiz (sav)'in elini öpüyor. Sonunda ben, Resulullah'a
karşı terki edep yaptım, diyor. İmam-ı Azam Ravza-i mutahhara'ya ben gidersem yüzüm
yok terki edep olur bana zahirde müsaade etsin de yanına öyle varayım, diyor.
Yine görüşleri bir birine ters yine meşrep ayrılığı birisi bütün Ümmeti
Muhammedi ikna edebilmek, ikaz edebilmek, Resulullah'ın diri olduğunu ispat için
her işi yapabileceğini milleti inandırabilmek için ortada hiç birşey yokken
keramet gösteriyor.
Kadirî tarîkatının bir
kolu, Rifai Tarîkatı'nın Pir'i olan, Seyyit Ahmed-ür Rıfaî Hazretleri evliyalar içerisinde, gençlikte
en fazla keramet gösterendir. Diğer evliyalar kaynayan kazanın kapak tutmayıp
kendiliğinden taştığı gibi keramet gösterir. Seyyit Ahmed-ür Rıfaî Hazretlerine
âlimler, dediler ki: "Evliyaların helakine sebep kerametini aşikâreye çıkarmaktır"
diye Hz. Resulullah buyurmuştur. Bu hadîs-i bilmiyor musun, yoksa kıymete mi
almıyorsun, dediler. Seyyit Ahmed-ür Rıfaî Kaddes-sallâh'u sırrahul aziz
hazretleri buyurdu:
– Benim gösterdiğim
kerametten, Rasulullah razıdır. Âlimler:
–
Resulullah'ın hadîs-i,
–
Sizinle, Rasulullah'ın ravzasına gidelim. Ben derim ki, Ya Rasulullah benim gösterdiğim
keramete bunlar itiraz ediyor. Ben, benim gösterdiğim kerametten Resulullah
razıdır diyorum.
– İnanırız. O zaman haklısın deriz, dediler. Bütün hacılara haber olundu. Herkes, Ravza-i mutahhara'nın içine doldular. Seyyit Ahmed-ür Rıfaî:
–
Ya Rasulullah! Ben keramet gösteriyorum. Sen, evliya kerametini göstermesin
dedin. Sen, evliya kerametini gösterirse helak olur dedin. Ben; senin, benden
ve yaptıklarımdan razı olduğunu biliyorum. Bunları inandıramıyorum. Onların
inanmaları için benden ve benim gösterdiğim kerametten de razı isen, bu kadar
hacının ve herkesin huzurunda mübarek elini parmaklıktan dışarı çıkart öpeyim,
diyor. Peygamberimiz (sav)'nin eli
– Ben, Resulullah'a karşı terki edep yaptım yani edepsizlik yaptım. Allahı (cc)'nı, Peygamberi (sav)'ni seven benim yüzümü tepelemeden dışarıya çıkmasın, diye kapının eşikliğine yattı. Hacılar neye uğradıklarını şaşırdılar.
Hacılar üçe ayrıldı:
1. Bir kısmı yemin verdi. Yüzünü tepelemezsek olmaz diye. Yüzünü tepeleyip geçtiler.
2. İkinci grup; yemin yerine gelsin diye, sağ ayağının baş parmağını yüzüne değdirdi. Üzerinden atladı, geçti.
3. Üçüncü grup; bunun yüzünü tepelemek veya üzerinden atlamak bize terki edep sayılır. Yemin vermezse ne verirse versin bunun yüzü tepelenmez ve üstünden atlanmaz diye başka kapıdan çıkmışlar. İşte yine meşrep ayrılığı, şeriatın, yeminin fazla üzerinde duran meşreptekiler ya tepeledi, ya da parmağının ucunu yanağına değdirdi geçti. Bu meşrep ayrılığına da gelir. Çok fazla ilerisini düşünemediği manasına da gelir. Üçüncü grup meşrebi veya düşüncesi o da ayrı, babama sordum:
– Bunların hangisi daha haklıdır. Babam buyurdu:
– Üçüncü grup daha haklıdır. Esası da öyle olması lazım. Seyyit Ahmed-ür Rıfaî hazretlerinin gösterdiği kerametten, yaptığı tevazu bence daha büyüktür. Keramet nefse hoş gelir. O tevazuyu yapmak Allah (cc)'a ve Rasuluna hoş gelir. Nefse ağır gelir. Allah(cc) bir kulu severse cins at gibidir. Her hali hareketi kendisine hoş gelir. Onun için Seyyid Ahmed-ür Rıfaî'nin her hali Allah (cc)'a ve Rasuluna hoş geliyor. Diğer evliyalarınki de hoş gelir. Amma kitabımızda meşrep ayrılığı, meşrebine göre değişir. Birbirine ters gelir diye yazdık (ilerde açıklayacağız). Bu meşreb, evliyalarda bir tek Seyyit Ahmed-ür Rıfaî'de zuhur etmiştir.