AHSEN-İ TAKVİM

 

 

            Benden sordular:

            - Şimdi Avrupalılar sun’i yağmurlama yapıyor, bunun hakkında ne dersiniz?                  

            - Ben Bilal Babam'ın Ahsen-i Takvim vaazını söyledim. Şimdi de aynısını buraya yazıyorum.

            - Cenab-ı Hakk Teala Hz. bu dünyayı, ahireti, melekleri, Arş-ı Alayı, yaratılan her şeyi, hatta yılan, akrep, zehirli otlar, ze­hirli böcekler gibileri, faydalı olarak (Ahsen-i Takvim) güzel bir hesaplamayla yaratmıştır. Allahu Teala "Yarattıklarının içinde hiç bir abes, yersiz bir şey, yaratmadım" diye buyuruyor. Peygamberle­rin mucizeleri, evliyaların kerametleri, Ahsen-i Aakvimi daha iyi daha güzel şekle getirir. Kâfirlerin ileri gelenleri, ruhbanlar, pa­pazlar Allahu Teala'nın sevmediğinden verdiği istidraçlar, kulun fennen yaptığı yeni buluşlar, bunlar iyiymiş, güzelmiş, yerli yerin-deymiş gibi görülür. Yalnız Ahsen-i Takvim'e faydalı değil zarar­lıdır. Olmasında fayda var, zararı da var. Zararı belki faydasmdan çoktur. Allahu Teala'nın yaptıkları, yarattıkları Ahsen-i Takvim üzeredir. Peygamberlerin mucizeleri ile evliyaların kerametleri de aynıdır. Çünkü o mucizeyi, o kerameti veren, yapan, yaptığından razı olan Allahu Teala'dır. Şimdi konumuzu açıklamaya çalışalım.

 

            (Sûre-i Tin. Ayet 4): Legad halaknal insane ahsenel takvim.

            Meal'i: Muhakkak ki, biz insanı en güzel bir biçimde yarattık.

 

            Dünya yüzünde insanlığa faydalı olan her şey, Ahsen-i Takvim üzeredir. Güzel bir hesapla Allahu Teala yaratmıştır. Onu de­ğiştirmek zararlıdır. Misal: Şimdi zamanımızda taksi, tren, uçak. otobüs gibi araçlar görünüşte çok iyi, çok kolaylık ama Ahsen-i Takvim'i bozuyor. Şöyle ki:

            İnsanın kazma, kürekle çalışması, yolu yürüyerek ve atla gitmesi, insanın hem havayı çok güzel teneffüs etmesine, hem de idmanına, hareketlerine yarar. Daha birçok sayamayacağımız kadar hastalıkları ve insanın yaşamasını; ev, aile hayatını hepsini düzenliyor. Haliyle o hastalıklar ortadan kalkıyor. İnsan çok sağlıklı yaşı­yor, hiç pehriz yapmıyor. Bu dediğim taksi, otobüs vesaire insanı yürütmüyor. Rahat ettiriyor. Ömrünü ilaçlarla, pehrizle geçiren birhastaya:

            - Sen taksiye binmeden, yayan yürüsen, kazmayla, kürekle çalışsan, yolu atla gitsen bu hastalık olmayacaktı. Bunu mu tercih edersin, yoksa taksi ile, uçak île gitmeyi mi? dersen. O adam mu­hakkak ki:

            - Ben yaya yürümeyi, bu hastalıktan kurtulmayı, tercih ede­rim, diyecektir. Ama görünüşte kolaylık çok iyidir. Bir insanın evinde koyun, keçi, sığır gibi sürüleri var. Bunlardan bir tanesinde bulaşıcı hastalık olsa. sürü sahibi onu hemen ayırır. Ya boğazlar (keser), ya ilaçla ayrı bir yerde tedavi eder. Afrika'daki geyik gibi hayvan sürülerinden birisinde bu bulaşıcı hastalık olsa onun sürü­den ayrılması lazım. Aslan, kaplan gibi yırtıcı hayvanlar sürüyü önüne katip kovalayınca hasta en geride kalıyor, işte onu tutup sürüden ayırıyor, yiyor. Bu yırtıcı, et yiyen hayvanlar olmasa haliyle bu sürülerden bir tanesinde olan bulaşıcı hastalık hepsine bulaşır, hepsini hasta eder ve sürü tamamen yok olur. işte Allahu Teala bunları bilerek Ahsen-i Takvim üzere güzel bir hesaplamayla ya­ratmış. O yırtıcı hayvanlara baytarlık yaptırıyor. En zehirli yılan­ların zehirlerini, eczacılar en yüksek parayla satın alırlar. Onun için hususi yılan avcıları o zehri elde edebilmek için yılan avlarlar. Zehiri alır, yılanı ya öldürür, ya bırakırlar.

            Allahu Teala, en ağır hastaların şifalarını en zehirli yılanların zehirlerinden alıp, onları pan zehir gibi şeylerde kullandırıyorlar. En keskin zehir, en iyi ilaç oluyor, işte Ahsen-i Takvim, eğer yer­yüzünde zehirli yılanların kökü kesilse bu hastalık insanoğlunu sa­rar, hastalık artar, çoğalır, önü de alınmaz. Bizim bildiğimiz, duy­duğumuz bu ve daha bunun gibi hastalıkları önlemek için aşı olarak kullanılır. Fen bunu meydana çıkarmışsa yapılıyor, çıkarma­mışsa. ilerde muhakkak yapılır. Çünkü Allahu Teala en tehlikeli. en, zor şeylerin şifasını yine onlarla vermiştir, işte zehirli yılandan Allahu Teala yaratırken en güzel bir Ahsen-i Takvim üzere yarat­mıştır. Sunî yağmurlamaya gelince:

            - Onu da Allahu Teala Ahsen-i Takvim üzere yaratmıştır. Biz şu iş ille şöyle olsun dediğimizde belki zarar var. Bu iş şöyle ol­masın dediğimizde belki fayda var. Musa (as)'nın kavmi:

            - Ya Musa bize bol yağmur yağsa çok bol buğday kaldırsak. Sen, Tur-ı Sîna'ya gidince Allahu Teala'ya söyle yağmuru bizim emrimize yersin, dediler. Musa (as) Tur-ı Sîna'ya gelip, Allahu Teala'ya söyledi. Allahu Teala da:

            - Bazısı yağsın, bazısı yağmasın diyecek. En iyi bilenlerden bir kişiyi vekil tayin etsinler. Onun sözüyle yağmur yağsın, yine onun sözüyle dursun, buyurdu. Toplandılar, çiftçilikten çok iyi bi­len, tarımdan en iyi anlayan bir bilgini seçtiler. O yağsın deyince yağdı, dursun deyince durdu. Güneş doğsun. ısı olsun, serinlik ol­sun, yağmur yağsın, dursun. dedi. Nihayet o zamana kadar görül­memiş tutkun bir ekin oldu. O ekinin her seneki buğdayların kat kat misli buğday vermesi lazımdı. hepsi sevindiler, biçtiler, harman yaptılar ve savurdular, içinde buğday tanesi yoklu. Hepsi aç idi. Musa (as)'a:

            - Ya Musa! Biz açız ne yapalım? Bize Allahu Teala bir yiyecek versin. Bu sefer bizim elediğimiz gibi değil, kendinin dediği gibi olsun, dediler. Allahu Teala:

            - Kupkuru Arabistan çölünde susuz hiç bir şey yetişmeyecek araziye susuzluğa hiç dayanmayacak kabak ekmele­rim söyledi. Kabağı ektiler. Toprak kupkuru, kabak oldu büyüdü. Büyük iri kış kabaklarından oldu. Kestiler ki, içi buğday dolu. Halk tabiri ile "Kündürü buğday" yani bulgurluğa en iyi gelen buğdaya "kündürü buğday" adı verildi. Kündür, kürtçe ve farisice de kabağın adıdır. Kabak buğdayı demektir. Halk arasında "kunduru buğdayı" diye de söylenir. Allahu Teala:

            - Kabağın kökünü çıkartın, buyurdu. Kökünü kazdılar, bak­tılar. Kabağın damarları ateşin içinde. Her kabak ateşten gıda alıyor, işte Allahu Teala bilerek, kendi kendine verirse kabağın içinden en kaliteli buğday verir. Kul yağmur yağsın derse o yağ­muru da yağdınrsa, o yağmur zamansız, yersiz yağar. Zararı faydasından çok olur veya faydalıymış gibi görülür, zararlı olur. Ahsen-i Takvim bozulur.                       

            Musa (as)'nın kavmi mucize istedi. Havadan yağmur yerine kan yağdı. Yağmur yerine kurbağa yağdı. Buğdaylar çok iyi oldu. Kımıl böceği gelip, bütün ekinleri mahvetti. İşte Ahsen-i Takvim'le olmayıp Allahu Teala gadabından verirse, zararlı olur. Ka­firler, İsa (as)'ya mucize göster dediler. Kendileri tarif etti. İsa, (as), çamurdan yarasayı, onların tarifi üzere yaptı. Dua etti.

 

            (Sûre-i A'li İmran, Ayet 49)

            Meal'i: Ve İsrail oğullarına peygamber gönderecektir. Ben size muhakkak bir mucize ile Rabbiniz tarafından geldim. Ben sizin için çamurdan kuş şekli gibi birşey icad ederim, sonra ona üfürürüm, O da Allahu Teala'nın izniyle hemen kuş oluverir. Ve ben Allah'ın izniyle anadan doğma körü ve alacalık illetine tutulanı iyi ederim ve ölüyü diriltirim ve size evlerinizde ne yediğinizi ve ne biriktirdiğinizi de haber veririm. Şüphe yok ki, bunda sizin için bir alamet vardır. Eğer siz müminler iseniz.

 

            Kur'an'da; "okudu, üfürdü" diyor. Yarasa uçtu, türedi ve in­sanlığa en hayırlı kuş olup. sivrisinek, böcek gibi şeyleri yiyor. Rızkı, insanoğluna zararlı sinekleri., böcekleri yemektir. İşte Ahsen-i Takvim düzüldü.

            Peygamberimiz (sav), hurma bulamadı. Amcasından istedi. O da bulamadı. Kurumuş bir hurma ağacım salladı. O zamana kadar  dünya yüzünde ilk defa görülen siyah hurma ağacı (tuttu) yeşerdi ve meyve verdi. O ağacın hurmasını alıp, götürüp, arkadaşlarına hediye etti. Şimdi dünyanın en kaliteli, en şifalı hurması odur. îşte Ahsen-i Takvim yapıldı.

            Peygamberimiz (sav)'in hayatı "Sîret-i Nebi" de bir kocakarı­nın yaptığı bir sihirle, çok kuvvetli yağmur yağdırıp, Peygamberi­miz (sav)'in Ashab'ından dört yüz kişi sele gitti. Peygamberimiz (sav)'in duasıyla. kocakarı öldü. Taraftarları öldürüldü, zafer ka­zanıldı. Bu yağmur sihirle yağdı. Ama ne kocakanya ne de taraftarlarına en ufak bir fayda sağlamadı. Üstelik imandan da mahrum ol­dular. Allah, o yağmuru gadabından verdi. Biz yağmurun yağmasını, durmasını değil, yağsa da. dursa da hayırlısının olmasını isteye­ceğiz. Hayırlı olaraktan yağsın diyeceğiz. Yoksa Ahsen-i Takvimi bozan yağmurun yağması yağmamasından kat kat zararlı olur.

            Eyyüb (as)'un gövdesine düşen kurtlar, bal arısı, ipek böceği, sülük oldu. Kıyamete kadar arı gibi bal yapan, dut yaprağından ipek yapan, sülük gibi temiz kanı emmeyip hastalıklı, kirli, pis kanı süzüp onu emen bir alet yapılmamıştır. Bu mucizeyle Ahsen-i Takvim düzelmiştir.

            Lüt gölü, Allahu Teala'nın gadabından oldu. Onun İçin suyu acı, hiç bir şeye yaramaz. Ahsen-i Takvime zahirde zararlı, batında ibret almak için faydalıdır.

            Evvelce Mekke'nin havası serin, Medine'nin havası sıcaktı. Mekkeliler, Peygamberimiz (sav)'i öldürmeye kast edip, hicretine sebep oldular. Medine'liler de kadın, erkek, kız ne varsa hepsi def çalarak, koşma, kaside söyleyerek Peygamberimiz (sav)'i kar­şıladılar. Son derece kendisine saygı, hürmet gösterdiler. O andan itibaren Medine'nin havası serinledi. Mekke'nin havasından çok iyi oldu. Mekke'nin havasını Allahu Teala hacılar için yararlı ya­rattı. Milyonlarca hacının ihramla yatıp soğuk almamasına sebep oldu. Medine'nin eski sıcak havası kalkıp, yerine serin hava geldi. Ahsen-i Takvim düzeldi. Bunları Allahu Teala severek yaptığı için Ahsen-i Takvimi düzeltti. Yoksa haşa Allah değil de Peygamberimiz (sav) düzeltti demek istemiyoruz.

            Yalancı Peygamber Müseyleme'ye:

            - Muhammed susuz kuyuya tükürdü. su doldu, taştı. Sende şu kuyunun suyu az tükür bu da taşsın. Müseyleme tükürdü kuyudaki görülen su da kayboldu. Peygamberimiz [savj'inki,  Ahsen-i Takvimi düzdü, Müseyleme'ninki bozdu.

            Allahu Teala, Kur'an-ı Kerim'de:

            - "Biz müminlere Kur'an'ı şifa ve rahmet olarak indirdik”(Sûre-i İsrâ, Âyet 82.) diye buyuruyor." Her kim bu şifasını, rahmetini meydana çıkartır, kendinden bütün ümmet-i Muhammed istifade eder, onun okumasıyla, duasıyla, dertliler deva, hastalar şifa bulur, müşkül işler hallolur. Bu ayetle sabittir. Yazdığımız ayet bunu söylüyor. Her kim bunu yaparsa Ahsen-i Takvim yapıldı, yapan yine Allah'tır. Her kiminde yanına gelenler, onun istidracen, sihirle evleri bozma, da­ğıtma, karıyla kocanın arasını açma, hastalık, sıkıntı gibi şeyleri yapıyorsa işte Ahsen-i Takvim bozuldu, bozan yine Allah (cc)'dır. Birisininki sevdiğinden, lütfundan; birisininki sevmediğinden, kahrından olur.

            Allah her işimizin, her şeyimizin hayırlısını versin ve Ahsen-i Takvim üzere olsun. (Amin).

 

*  *  *

 Kafirin duası kabul olur mu ?

            Allah (cc). bir kafirin duasını kabul etmez diyenlere ve İtiraz edenlere:

            Babamın kitabında Musa (as}. Asî suyuna:

            - Ey su! Beni Peygamber biliyorsan dur, dedi su durmadı. Üç sefer çağırdı,    durmadı. Musa (as):

            - Nasıl olsa Allah Firavun'un duasını kabul etmez. Benim duamı kabul eder. diye gece yatmıştı, yalvarmamıştı. Firavun ken­disini sakalından tavana asıp yalvarmıştı. Onun için duası kabul oldu, demesine karşılık bazı hocalar:

            - Hiç bir zaman, Allah (cc) bir Peygamberi mahcup etmez, bir kafirin de duasını kabul etmez, diye itiraz etmişlerdi. Kafir de olsa duasının kabul olunacağına dair deliller:

            Firavunun Nil nehrini durdurmak için, Musa (as) ile iddiaya girdiklerinde Firavun'un sabaha kadar yalvarması, Musa (as)’ nın yatması. Firavun:

            - Ben, seni Allah olarak biliyorum. Sen, bu dünyada benim dediğimi yap, ahirette bana ne azab edersen et, demesi. Musa (as)'a tabi olanlar içinde imanı zayıf olanların imandan çıkması, ya da Musa (as)'ya tam bağlanması için Allah (cc)'ın büyük bir imti­hanı idi. Firavun, suya:

            - “Ey su! Beni Tanrı biliyorsan akma dur” deyince suyun durması, o suya "Asî Su" denilmesi, Musa (as)'a asî geldiği içindir, Mısır'da bulunan .suya yapılan baraja Assuvan barajı denmesi de on­dan kalmıştır.

            Zamanında Musa (as)'a karşı bir evliya Musa (as)'ın askerlerinin hasta olması için dua etti. Duası kabul olup, askerler hasta oldu. Allah (cc): "Askerlerin bu suda yıkansınlar" diye .emretti. Yı­kandılar, iyi oldular. Musa (as) bir peygamber, ona karşı niyetini bozan bir Evliyanın duası kabul oluyor. Musa (as) ve askerlerininki kabul olmuyor. Musa (as) bir Peygamber, diğer biri de niyetini, fikrini bozmuş bir ümmet.

 

            (Sûre-i Enfâl, Âyet 30)

            Meal'i: İnkâr edenler, seni tutup bağlamaları, öldürmeleri, ya da (yurtlarından) çıkarmaları için sana tuzak kuruyorlardı. Onlar tuzak kurarlarken Allah da tuzak kuruyordu. Allah tuzak kuranla­rın en iyisidir. (O, kendisine karşı tuzak kuranların tuzaklarını başlarına geçirir.)

 

            (Sûre-i A'Ii îmran. Ayet 54):

            Meal'i: Onların mekrine karşı Allah mekir (tuzak) yapar. Bi­lerek hile yapmak isterlerse, Allah'ta onlara hile yapar.

 

            Osmanlı Padişahlarının devrinde bir büyük meşayıh vardı. Bu zatın duası kabul idi. Yanına bütün hastalar gelir iyi oturdu. Yine o da nefsinin havasına uyup büyük günahlar işledi. Yine duası kabul idi. En sonunda nefsinin hevasma uyup, helak oldu. Bundan anla­şılıyor ki. Allah sevmediği kimsenin de duasını kabul ediyor.

            Birisinin ismi Belam ibn-i Baura, birisinin ki Barsisa idi. Ta­rikat şeyhlerini karalamak isteyenler, bunun ikisinin ismini söyle­yip Şeyhlerin sonu böyledir derler. Halbuki tarikatta milyonlarca Evliyalar, Allah'a sevilen zatlar yetişmiştir. Onları söylemeyip, bu ikisini misal getirmek ne kadar hazindir.

 

            (Sûre-i Araf, Ayet 175)

            Meal'i: Onlara (Yahudilere) kendisine ayetlerimizden verdi­ğimiz ve fakat onlardan sıyrılıp çıkan, o yüzden de şeytanın takibine uğrayan ve sonunda azgınlardan olan kimsenin haberini oku.

 

            (Bu adam Benî İsrail bilginlerinden Bel'am'dır. Duası makbul bir zat imiş. Kavminin ısrarı üzerine Hz. Müsa'ya beddua etmiş. O yüzden dili göğsüne kadar sarkmış.) "Bu kısım, bir Kur'an tercümesinin notudur."

            Bilal Babam şöyle buyurdu:

            İnsanların adeti, ahlakı ayrıdır. Allah (cc)'ın adeti ayrıdır. İnsan, insana herhangi bir şeyi verir, arası bozulursa verdiğini geri alır. Allah'ın adeti herhangi bir şeyi verir, arası bozulsa da verdiğini geri almaz. İlim verdiyse geri almaz, okumasına şifa ver­diyse geri almaz. Lütfundan her ne verdiyse geri almaz. Ancak bela vermek isterse aklını alır. Akıl olmazsa diğerleri bir işe yaramaz. Nefis de, şeytan da kendini çabuk azdırır. Akl-ı selimi de Allah (cc) insana lütfundan verir.

 

            (Sûre-i Şuara, Ayet 88, 89)

            Meal'i: O günde maldan, evlattan bir fayda yoktur. Ancak se­lim bir kalb getirirse ondan fayda vardır. Buna aklı selim de denir.

 

            Osmanlı padişahlannın zamanında bir şeyhin müridi bir rüya görür. Rüyasında herkes beyaz gömlek giymiş, kendi de giymiş, kendinin gömleği yerde sürünüyor. Hem de gömleğin üzeri, siyah noktalar ile noktalanmış, Şeyhine rüyayı söyleyince. Şeyhi:

            - Allah (cc), sana noktavi ilmini verdi. Yalnız sen bu ilmini ben dünyadan gitmeden aşikareye çıkarma, diyor. Mürid, nefis hevasına uyup, ilmini aşikareye çıkardı. Kur'an-ı Kerim'de olma­yan eski yazı da Türkçe yazıların okunabilmesi için "Çim, Pe, Je" harflerini ve noktalarını kendisi icad etti. Daha nokta üzerine bir çok ilimler yaymıştı. Bu yüzden millette çok büyük rağbet kazandı. En son. "ben Mehdiyim" dedi. Padişah kendinin ıslahı için kumandan ve asker gönderdi. Bu zat:

            - Ben Mehdiyim silah patlamaz, bize tesir etmez, diye sak­lanmadılar. Kumandan çağrıda bulundu.

            - Hepiniz boş yere öleceksiniz, teslim olun. Bunlar teslim olmadı. Askere emir verdi, topları ateşlediler, toplar çalışmadı. ikinci defa yine çalışmadı. Bu sefer Kumandan ellerini havaya kaldırıp:

            - Ya Rabb'i! Bu gerçekten Mehdi ise bunun için bana yarın mahşerde azab etme. Toplar ateş almazsa Mehdidir diye bende buna biat edeceğim. Toplar ateş ederse, bu kadar müslümanın sorumluluğunun hepsini bana değil, bu adama yüklemen lazım, dedi ve ateş etti. Hepsini imha ettiler. O Şeyhim diyen Noktavi ilmine sahip olan adamı hem astılar, hem yaktılar, hem de külünü imha ettiler. Yine anlaşılıyor ki, Allah istemeyerek duasını kabul etti.

 

            (Sûre-i Nemil, Âyet 24)

            Meâl’i: Şeytân onların amellerini ziynetlendirir, dediği oldu. Şeytan, topları ateş aldırmadı. Amma şeytanın yaptığı işin hepsi sonsuzdur. İnsanların aleyhinedir. Öncesi güzel görünür, sonu çok kötüdür. Bu da öyle oldu.

 

*  *  *

 

            Haccac-ı Zalim, Kabe'nin dış avlu duvarına mancınıkla taş atıp yıkmaya çalışırken, gökten şimşek, yıldırım, bulut geldi. Her mancınıkla taş atan askerin üzerine yıldırım düşüp öldürüyordu. Hiç kimse mancınığın başına gidemez oldu. Haccac'a haber verdiler. Haccac'ın karşısında yüzlerce Ashab Haccac'ın ölümü için on binlerce müslüman, Haccac'ın zafer kazanmaması, yıldınm düşüp Haccac'ı da öldürmesi için dua ediyorlardı. Haccac hakkında, İmam-ı Azam, iyidir demeden de, kötüdür demeden de kaçın­mıştır. Haccac iyi olsa bile, bir sahabi Haccac'dan bin kere daha iyidir. Bu bir gerçektir. Ondan Haccac'ın duası kabul oldu. Diğerlerinin ki red oldu. Haccac ellerini havaya kaldınp:

            - Ya Rabb'i! Bu bulutları dağıt. Ben, senin evin olan Kabe'ye hakaret değil, ben gayeme ulaşmak için harp ediyorum ve onun için Kabe'nin avlu duvarına taş atıyorum. Harp bittikten sonra o duvarın daha iyisini yaptıracağım. Ben haksızsam, benim de başıma bir yıldırım düşür, bu iş bitmiş olsun. Benim niyetimi sen bi­liyorsun, diye dua etti. Bulutlar dağıldı, ortalık açıldı, yıldırım düş­medi. Haccac, Kabe'nin avlu duvarını mancınıkla yıkıp, Kabe'nin avlu duvarının içinde, Ka'benin etrafında harp edip orada Mekke Valisi Abdurrahman'ın askerlerini kırdı ve Abdurrahman'ı öldürdü. Bundan da anlaşılıyor ki, on binlerce müslümanın, yüzlerce sahabînin duası kabul olmuyor, Haccac'ın duası kabul oluyor.

 

*  *  *

 

            Peygamberler tarihinde yazar: Yunus (as)'un kavmi, kendine iman etmedi. Yunus (as)'a bela geleceğini söyledi. Tam bela geldiği zaman, kralları baktı ki, havadan ateş yağıyor.

            - Yûnus'u bulun, dedi.

            - Gitmiş, dediler. Kralları:

            -Yunus'un adamlarından birini bulun. Yunus adına ona iman edelim, dedi.                             

            - Sözünü dinleyenlerin hepsini beraber götürmüş, dediler. Kral, insan, hayvan ne varsa ovaya toplattırdı. Kadınları çocuklanndan. hayvanları yavrusundan ayırdı. Kendi de şöyle dua etti:

            - Ben bilsem, Yünus'un ettiği gibi dua edeceğim. Söz veriyorum. Yünus'u ilk bulduğum zaman sana iman edeceğim. Benim şimdi bildiğim, insanları, hayvanları sana karşı bağırtmaktan iba­rettir. Sen, bunu Yünus'un ettiği dua gibi kabul et. dedi. Duası kabul oldu. Hepsi kafîrdi, hepsi müslüman oldu. Yunus (as)'ın gitmesi görünüşte sözü boşa çıkmış oldu. Demek ki, Allah (cc) kafirin duasını isterse kabul edermiş.

Fatih Sultan Mehmet Han Hz.lerinin İstanbul'u alması esnasında dua eden Papazın sırrı 

            Fatih Sultan Mehmed'in İstanbul'u alırken. İstanbul'un içinde Ayasofya'da bir papaz, gizli din taşıyordu. "Ya Vedüd" ismine mazhardı. İslam kanı dökülmemesi için dua ediyordu. İslam kanı dökülmeden İstanbul'un alınamayacağına göre, İstanbul'un fethi uzuyordu. Fatih'in, hakkında Hadîs-i Şerif vardır. Çok büyük zattır. İslam padişahıdır. Yaptığı bütün dualar kabul olmuyor. Kilisede gizli din taşıyan, müslüman olan bir papazın duası kabul oluyor. Fatih'in ve ordusunun duaları tehirleniyor. Bunda bizim için alınacak ders var. Yetmiş, seksen bin kişilik müslüman ordusu onun dışında yüzbinlerce onların çoluk çocuk, akrabaları bunların duası kabul olmuyor. Bir de Fatih'in hakkında Hadîs-i Şerif varken, Peygamberimiz (sav) o kadar övmüş iken bunların hepsinin duaları tehirlenip kabul olmuyor, gizli din taşıyan papazın duası kabul oluyor. 'Ya Vedüd" ismine mazhar olan kilisede kendisinin müslüman olduğunu saklayan papazmış gibi görünen zat:

            - Ya Rabb'i İslam ve müslüman askerlerinin kanını dökme, diye dua ediyordu. Fatih'in şeyhi Akşemseddin, hocası Molla Hüsrev, bütün müslümanlar ve müslüman askerleri İstanbul'un fethedilebilmesi için dua ediyordu. İstanbul'un fetholunabilmesi için çok müslüman kanı dökülmesi îazımdı. O kilisede gizli din taşıyan zatın duası kabul oluyor, kan dökülmüyor. İslam kanı dökülmeyince İstanbul'un fethi uzuyor. Bunu Akşemseddin Hz.. Fatih'e söyleyince; Fatih:

            - Biz. İstanbul'u neden alamıyoruz, diye sorunca Akşemseddin:                    .     

            - Kilisede bulunan o zat. İslam kanı dökülmesin diye dua ediyor. Onun da duası, kabul oluyor. O adam ölmeden İstanbul feth olunmaz. Onunda elli beş günlük ömrü var, diyor. Fatih, gece secdeye kapanıp:

            - Ya Rabb'i! Bu gece ya onun canını al, ya benim canımı al, diye dua etti. Bu sefer de Fatih'in duası kabul oldu. O zat, vefat etti. Sabahtan Akşemseddin, Fatih'in yanına gülerek geldi.

            - Senin duan kabul oldu, o zat vefat etti. İslam kanı dökülmesin diye dua eden olmayınca zaferin çabuk olacak, dedi ve İstanbul fetholundu.

            Akşemseddin Hz. Papazın sırtını açmalarını söyledi. Açtılar. Sırtında, o isme mazhar olduğu için, nûr’dan “ya Vedüd” ismi yazılıydı.

 

 

 

 

ÖNCEKİ KONU                               KONULAR                            SONRAKİ KONU