Hz. OSMAN (ra)'IN HALİFELİĞİ

 

 Mervan İbn-i Hakem'in Ali imran suresinin adını değiştirmesi

            Hz. Osman (ra) halife olunca, Peygamberimiz (sav)'in yanında Vahiy kâtibi olan Mervan İbn-i Hakem zamanla, "Â'li İmrân" sûresini kasıtlı olarak Â'li Mervân sûresi diye yazmıştı. İmrân, Peygamberimiz (sav)'in, Mervân kendilerinin dedelerine denirdi. Yani Peygamberimiz (sav)'in, dedelerinin hakkında inen sûreyi kendi dedelerinin hakkında inmiş gibi yazınca, bunu Peygamberimiz (sav) çağırdı:

            – Niçin Â'li İmrân yazmadın, Â'li Mervân yazdın? dedi.

            – Sen öyle dedin. Peygamberimiz (sav) buyurdu:

            – Yalan söylüyorsun, dedi ve yalanı meydana çıktı. Bu suçtan dolayı bunları çocuklarıyla birlikte, Medine'nin dışında bir günlük yol uzaklığında bir yere sürgün etmişti. Hz. Ebû Bekir (ra) halife olunca; Peygamberimiz (sav) sürdü diye, bir günlük yola da o sürdü. Hz. Ömer (ra) halife olunca bir günlük yola da o sürdü. Hz. Osman (ra) halife olunca (Hz. Osman (ra)'a bunlar akraba gelirdi.) yalvardılar:

            – Bizi affet dediler. Peygamberimiz (sav) bunları sürerken buyurmuştu ki:

            – Bunlar ne zaman olsa bir fitne çıkarır. Mektubu yazan ölmüş, çocukları kalmıştı. Hz.  Osman (ra)'a:

            – Ya Osman! Eğer sen, bizim için bir af çıkarmazsan biz bir günlük daha gidersek, öbür tarafı deniz, denizin öbür tarafına geçmemiz lâzım, diye yalvardılar. Hz. Osman (ra) onları zaffetti. Bunlar Medine'ye gelince bütün müslümanlar, Hz. Osman (ra)'a bu yaptığı işten dolayı topluca karşı çıktılar.

            – Peygamberimiz (sav) ne zaman olsa bunlar bir şer çıkarır buyurdu. Sen niçin bunları affettin, neden getirdin? Hz. Osman(ra):

            – Benim sağlığımda bir şer çıkarttırmam. Göz altında bulundururum. Deyince millet yatıştı ve dağıldı.
Osman (ra)'ın Hz.lerinin şehid edilmesine neden olan olay
Hz. Ebû Bekir (ra)'in oğlu işsiz kalıp Hz. Osman (ra)'ın yanına iş istemek için geldi. Hz. Osman (ra) sürgünlerin bir tanesine kâtiplik yaptırıyordu. O kâtibe, Hz. Ebû Bekir (ra)'in oğlunu vâli tayin etmesinin mektubunu yazmasını söyledi. Katip yazdı. (Arapçada Feyakbilûhü diye yazarsa, "başkan edin" manasına gelir. Feyaktilûhü diye yazarsa "öldürün" anlamına gelir. Eski yazıda Feyakbilûhü ile Feyaktilûhü arasında harf yok, nokta var. Aynı yazının üstüne iki nokta koyarsan öldürün olur. Altına bir nokta koyarsan başkan edin olur.) Aynı yazının altına bir nokta koydu, başkan edin oldu. Hz. Osman (ra)'a okuttu, mühürlettikten sonra üstüne iki nokta koydu, öldürün oldu. Çünkü Peygamberimiz (sav)'in:

            – Bunlar ne zaman olsa fitne çıkarır, sözü çıkmıştı. Hz. Ebû Bekir (ra)'in oğlu, o gün Hz. Ali (ra)'in evinde müsafir kaldı. Hz. Ali (ra) sordu:

            – Nereye gidiyorsun? Hz. Ebû Bekir (ra)'in oğlu:

            – Hz. Osman (ra), beni Kûfe valiliğine tayin etti. Oraya gidiyorum, dedi. Hz. Ali (ra)'in keşfi açıktı. İleride geleceği çok iyi bilirdi. Çünkü Peygamberimiz (sav) hadîsinde:

            – Ben ilmin şehriyim, Ali kapısıdır, buyurmuştu. Hz. Ali (ra):

            – Bana kalırsa sen Kûfe'ye gitme, bu yol senin hakkında sana uğur getirmez, demişti. Hz. Ebû Bekir (ra)'in oğlu:

            – Hz. Osman (ra), benim hakkımda kötülük düşünür mü? Hz. Ali (ra):

            – Düşünmez.

            – Öyleyse giderim, dedi. Hz. Ebû Bekir (ra)'in oğlu, Kûfe yolunun üstünde o zamanda aslan olduğunu, bazı adamları parçaladığını düşünerek, "Olsa olsa bizim önümüze aslan çıkacak" diye düşündü. Hz. Ali (ra)'nin sözünün boşa çıkmayacağını biliyordu. Yanına silahlı adamlar aldı. Gittiği yerde çok itinalı gitmeye başladı. Gece yattıkları yerde bekçiler, gündüz gittikleri yerde gözcüler koyuyordu. Gözcülerin bir tanesi geldi, çölde (hecin) koşu devesine binmiş bir adamın çok sür'atle tek başına gittiğini haber verdi. Hz. Ebû Bekir (ra)'in oğlu, adamın yakalanmasını emretti. Adamı yakaladılar, getirdiler:

            – Çölde tek başına koşu devesiyle bu kadar sür'atle nereye gidiyorsun. Adam bir cevap vermeyince yine sordu:

            – Seni kovalayan mı var?

            – Yok.

            – Birinden mi kaçıyorsun?

            – Yok.

            – Niçin böyle gidiyorsun? Cevap yok. Hz. Ebû Bekir (ra)'in oğlu:

            – Elbisesini soyun, arayın dedi. Aradılar bir şey bulamadılar.

            – Devesini arayın, dedi. Devede de bir şey bulamadılar.

            – Devenin havudu (semerini) kırın bakın, dedi. Kırıp baktılar içinde bir matra, matra içinde bir mektup buldular. Kûfe valisine yazılmış: "Ey Kûfe vâlisi gözünü aç! Ebû Bekir'in oğlu elinden vâliliği almaya geliyor. Öldür yazısı altındaki mühür, Halife Osman'a aittir. Bütün suç onun olur. Oraya Ebû Bekir'in oğlu gelirse tereddütsüz öldür. Ben burayı idare ederim." Mektubu aldılar, adamı öldürdüler, geri döndüler. Karşılarından bir kafile geldi. Ashâbtan çok kıymetli bir zâtın oğluydu. Sordular.

            – Nereye gidiyorsun? O zât dedi ki:

            – Halife Osman, beni Şam'a vâli tayin etti. Ona gidiyorum. Hz. Ebû Bekir (ra)'in oğlu:

            – Beni de Kûfe'ye vali tayin etmişti. Mektupta öldürün diye yazmış. İşte mektup, senin mektubu da açalım bakalım. Mektup açıldı. Onda da öldürün yazılmış. Onlar da geri döndüler. Medine halkına mektupları gösterdiler. Halk, Hz. Osman (ra)'ın evinin önünde toplandılar.

            — Mektubu yazanın ailesi, çocukları bunlar ne zaman olsa fesat çıkarır, diye Peygamberimiz onları sürmüştü. Fesatçılar fesatlığını yaptı. Bu dokuz nüfusun hepsinin cezası ölümdür. Hepsini bize teslim et, hepsini öldüreceğiz. Hz. Osman (ra):

            – Bir tek mektup yazan suçludur. Ortada adam ölmediği için onun da cezası ölüm değildir. Ben, size teslim edersem, hepsini öldürürsünüz. Allah yanında ben suçlu olurum. Şer'i Mahkemeye verelim, suçlu cezasını çeksin, dedi. İsyâncılar gittikçe çoğalıyordu. Hz. Osman (ra), Hz. Ali (ra)'den yardım istedi:

            – Hasan'la, Hüseyin'i bana gönder. Millet çok kızgın, kapıda kimi bekçi koysam öldürürler. Hasan'la, Hüseyin'e kimse kılıç çekmez. Bu dava ancak böyle yatışır. Hz. Ali (ra) ikisini de gönderdi. İkisi nöbetleşe Hz. Osman (ra)'ın kapısında nöbet tutunca kimse onlara karşı kılıç çekmemişti. Ortalık yatışır gibi oldu. Hz. Ebû Bekir (ra)'in oğlu yanına adamlarını almış, gizli tâlimat veriyordu:

            – Gece siz eve hücuma kalkın çok bağırın, çağırın, çok gürültü yapın, ben arkadan duvarı deleceğim. Bütün muhafızlar öne biriksin, benim kazma seslerim duyulmasın. Dört kişiyle ben, evin kerpiç duvarını deler, içeriye girer öldürür çıkarım. Bu işte bitmiş olur. Aynısını yaptılar, duvarı deldiler. Ebû Bekir (ra)'in oğlu önde elinde hançer içeri girdi. Girdikleri oda, Hz. Osman(ra)'ın yatak odasıydı. Doksan küsûr yaşında ki Hz. Osman (ra) Kur'ân okuyordu. Hz. Ebû Bekir (ra)'in oğlunun hançerle üzerine geldiğini görünce, mektupta kendinin mührü var, kendini öldürmeye geldiğini zannetti ve çağırdı.

            – Baban seni şimdi şu vaziyette görse ne derdi. Hz. Ebû Bekir (ra)'in oğlu çok utanmış, söyleyecek söz bulamamıştı. Arkadan gelen üç kişiye dönüp:

            – Bana kalırsa, biz bu davadan vazgeçelim. Buradan zorla girip, bunları öldürmek, bize yakışmaz ve Halife Osman'a saygısızlık olur, demiş ve geri dönmüşlerdi. O dört kişi dışarı çıktılar. İçerdeki dokuz kişinin akrabaları gizliden Hz. Ebû Bekir (ra)'in oğlunu takip ediyorlardı. Ancak Hz. Ebû Bekir (ra)'in oğlunun üzerine gelmeye cesaret edemiyorlardı. Bu altı kişi çok sinsi hareket ediyordu. Bu dört kişi uzaklaşınca pusuda olanlar kalktı. Altı kişi "Duvar yarılmış. Biz, Halife Osman'ı öldürürsek, Ebû Bekir'in oğlunun üzerine katil suçu kalır" diye gizliden, (açılan delikten) girdiler. Hz. Osman (ra)'ı hançerle vururken, Hz. Osman(ra)'ın ailesi üzerine atıldı. Hz. Osman (ra)'ın ailesinin üç parmağı kesildi, koptu. Hz. Osman (ra) şehid düştü. Kanı, okuduğu Kur'ân'ın üzerine aktı. (O Kur'ân kanıyla beraber hâlen İstanbul'da Topkapı Müzesi'ndedir.)

 

 

 

         Hz. OSMAN (ra)'IN ÖLÜMÜ

 

 

            Hz. Osman (ra)'ın ölümü bahsi İmâm-ı Gazâlî Hz.nin İhyâu Ulûmi'd-dîn adlı eserinden alınmıştır.

 

            Hz. Osman (ra)'ın şehâdet olayı meşhurdur. Abdullah b. Selâm anlatıyor: Muhâsarada bulunan Osman (ra)'ı ziyâret etmek üzere yanına girdim, selâm verdim. Hz. Osman, beni hoş-beş ettikten sonra:

            – Kardeşim, bu gece rüyâmda şu pencereden Resûl-i Ekrem'i gördüm, bana:

            – Osman, seni sardılar, öyle mi? diye sordu. Ben de:

            – Evet, öyle ya Resûlullah dedim. Resûl-i Ekrem:

            – Seni susuz bıraktılar, öyle mi? diye sordu. Ben de:

            – Evet, öyle dedim. Bunun üzerine bana bir bardak su verdi ve içtim. Hattâ soğukluğunu göğsümde duyarcasına kandım. Sonra bana:

            – İstersen seni onlara gâlib getirelim, istersen iftarı bizim yanımızda yap, dedi. Ben de Resûl-i Ekrem'in nezdinde iftarı tercih ettim, dedi ve o günde de şehid oldu. Abdullah b. Selâm, Osman (ra)'ın şehâdeti esnasında yanında bulunanlara: "Osman son olarak o esnada ne dedi?" diye sordu. Dediler ki, Osman: "Allah' ım, ümmet-i Muhammed'in tefrikasını kaldır ve kendilerini birleştir" diye üç kere dua etti. Abdullah diyor ki: "Eğer Osman böyle dua etmese, kıyâmete kadar müslümanlar bir araya toplanamazlardı."

            Semame b. Hazenü'l-Kuşeyrî diyor ki: "Osman (ra) evini saran adamların karşısına çıktığı vakit, orada idim. Osman (ra):

            – Sizi benim üzerime teşvik ve tahrik eden o iki kişiyi getirin göreyim, dedi. Kızıl deve veya eşek gibi iki adam Osman'ın (ra) karşısına çıktı. Hz. Osman:

            – Size Allah ve Resûlüne yemin verdirerek soruyorum; Resûl-i Ekrem Medine'ye geldiği vakit, Rûme kuyusundan başka içilecek tatlı su bulunmadığı için:

            "Kimdir Rûme kuyusunu satın alıp müslümanları suvaran ve her kovasına ondan daha hayırlı ve Cennet'te bir kova alan?" (Tirmizî ve Neseî rivâyet etmiştir.) buyurduğu vakit, bol para verip onu satın alan ve millete vakfeden ben değil miyim? Şimdi siz ondan, hatta bir bardak acı sudan olsun beni men'ediyorsunuz, dedi. Onlar:

            – Evet, doğrudur, dediler. Hz. osman:

            – Allah ve İslâmiyet hakkı için size soruyorum; darda olan İslâm ordusunu tamamiyle kendi servetimden techiz etmedim mi? diye sordu. Onlar:

            – Evet, doğrudur, dediler. Hz. Osman:

            – Allah ve İslâmiyet adına size yemin verdiriyorum; mescid müslümanlara dar geldiği vakit, Resûl-i Ekrem:

            "Cennet'te daha hayırlısını almak üzere falancanın arsasını kim alıp mescide ilâve eder?" (Sumame’nin bu rivâyetlerini Tirmizî ve Neseî almış, ayrıca Tirmizî sahih olduğunu söylemiştir.) buyurduğu vakit onu satın alıp mescide katan ben değil miyim? Böyle iken, şimdi siz benim mescidde namaz kılmama mâni oluyorsunuz, dedi. Onlar:

            – Evet, doğrudur, dediler. Hz. Osman:

            – Allah'a ve İslâmiyet adına yemin verdirerek soruyorum; Resûl-i Ekrem, Ebû Bekir, Ömer ve benimle Şebir dağında otururken, dağ sallanıp taşı yuvarlandığı ve Resûl-i Ekrem taşı ayağı ile itip:

            "Ey Şebir dağı dur. Zîra senin üzerinde bir peygamber, bir sıddîk ve iki şehidden başka kimse yoktur." (Sumame’nin bu rivâyetlerini Tirmizî ve Neseî almış, ayrıca Tirmizî sahih olduğunu söylemiştir) buyurmadı mı? dedi Onlar:

            – Vallahi doğru söylüyorsun, dediler. Bunun üzerine Hz. Osman: "Allahu Ekber" diye tekbir aldıktan sonra:

            – Kâbe'nin Rabbi hakkı için şahid olun ki, ben şehidim, dedi.

            Dâbbe kabîlesinin yaşlılarından bir zâttan rivâyet edildiğine göre, Hz. Osman vurulup, kanlar sakalı üzerine akarken; "Allah'ım, seni noksanlardan tenzih ederim. İbâdete lâyık olan ancak sensin, ben ise nefsime zulmedenlerdenim. Onları sana havâle eder, her hususta senden yardım diler ve mübtelâ olduğum bu hâl karşısında senden sabırlar dilerim" dedi.

 

            İhyâu Ulûmi'd-dîn adlı kitabdan alınan kısım burada sona erdi.

 

 

ÖNCEKİ KONU                               KONULAR                            SONRAKİ KONU