Hz. MUAVİYE (ra) DÖNEMİ

 

 

            Amr İbn-il As (ra) o gün hastalanmış, yerine birini vekil tayin etmişti, tayin ettiği vekili, Amr İbn-il As (ra) diye vurup şehid ettiler. Muaviye (ra)'ye bıçağı önden atmış, bıçak kasığına kaymış, iki torbasını kesip, ameliyatla kurtarılmıştı.

            Bunun da sebebi, Peygamberimiz (sav):

            – Ya Muaviye! Senin evlatların, benim evlatlarımın kanını içecek. Muaviye (ra):

            – Ya Resûlullah, öyleyse ben hiç evlenmem, bu çocukta doğmaz demişti.  Peygamberimiz (sav)'in vefatından sonra, Muaviye(ra) bir hastalığa yakalanıyor. Hekimler:

            – Evlenmezsen bu hastalık senden gitmez, diyor.

            – Ben, Resûlullah (sav)'a söz verdim. Benden doğan çocuk evladı Resûle düşman olacağı için evlenmiyorum, deyince hekimler:

            – Yaşlı kadın al, çocuğu olmaz demişler. O zaman Yezid'in annesi yaşlı idi. Çocuk olmayacağını hekimler kanâat getirip, onu Muaviye (ra)'ye aldılar. Ondan Yezid doğdu, Resûlullah'a verdiği vaadi yerine getirmediği için hem erkeklikten düştü, hem de sakat oldu. Bazı kimseler, Muaviye (ra)'ye hakâreten "Hayatı boyunca sarayda cariyelerle bir çok eğlenceler yaptığını, kadınlara çok düşkün olduğunu" iddia ederler. Bilâl Babam buyurdu ki:

            – Erkeklikten düşen bir kimsenin bunları yapmasına imkân yok. Hepsi yalân ve iftiradır. Böylelikle Hz. Ali (ra) şehid düştü, Muaviye (ra) sakat oldu. Amr İbn-il As (ra)'ın yerine vekili şehid oldu. Hz. Ebû Bekir (ra)'in oğlunun feci şekilde öldürülmesinin sebebine gelince, Bedir cenginde alınan esirler bırakılınca:

            – Bunlar sizin evlatlarınıza acımazlar, diye Cebrâil (as) haber vermişti. Esir bırakma işinde Hz. Ebû Bekir (ra)'in reyi ile olduğundan onun da oğlu öldürüldü. (Hz. Ömer (ra)'in esirleri ya öldürelim, ya müslüman olsunlar, demesi Allah yanında tasdik edildi.)

            Gelelim Nehrevan Cengi artıklarına, büyük bir toparlanma yapıp, bir çok taraftarlar toplayıp, üç yüz bin kişilik bir ordu hazırlayıp, Hz. Hasan (ra)'ın başına toplandılar.

            – Seni Halife yapacağız, dediler. Üç yüz bin kişilik Hz. Hasan (ra)'ın ordusu ile Muaviye (ra)'nin ordusu bir su başında birleşti. Tam harb olacağı sırada kumandanlar Hz. Hasan (ra)'a:

            – Sen, Ebû Bekir, Ömer, Osman hakkında ne dersin? Hz. Hasan (ra):

            – Onları Allah'ın rahmetinde bilirim, buyurdu. Yüksek bir tahtın üzerinde oturan Hz. Hasan (ra)'ın altındaki halıyı çekip tahttan düşürdüler, mübârek başı yarıldı. "O sevdiklerin Ebû Bekir, Ömer, Osman, sana asker olsun", dediler ve kendini tekdir ettiler. Hz. Hasan (ra):

            – Benî Hâşim olanlar, benim yanıma gelsinler, dedi. (Benî Hâşim demek; Peygamberimiz (sav)'in yakınları, sevenleri, akrabaları demektir). Onları yanına alıp, köprünün üzerine çıktılar. Hz. Hasan (ra)'ın başı yaralı olduğu halde Muaviye (ra)'yi çağırdı. Yanındakilerin hepsiyle birlikte Muaviye (ra)'ye biât ettiler. Böylelikle iki müslüman ordusu birleşmiş oldu. Hz. Pir Abdülkadir Geylânî Gaddesallahu Sırrahul Aziz kendi kitabında buyuruyor ki: Peygamberimiz (sav), Hz. Hasan (ra)'ı çocukken kucağında seviyor ve diyordu ki:

            – Benim bu oğlum, iki müslüman ordusu birbirini haksız yere kıracağı zaman ikisinin arasını Rey'i Hasenle (yani, güzel bir şekilde) sulh edecektir, diye buyurmuştur.

 

            (Sahîh-i Buhârî Tecrîd-i Sarîh, Cild 8, Hadîs No: 1159)

            Manâ'sı: Ebû Bekre Nufey İbn-i Haris Rad. Anh'den

Resûlullah (sav) minber üzerinde (Hafidi) Hasan İbn-i Ali Rad. Anhuma'yı yanına alarak bir kere cemâate, diğer bir defa da Hasan İbn-i Ali'den yana dönüp, ona işaret ederek:

            – Bu benim oğlumdur, Şeref sahibi bir efendidir. Umarım ki: Allah, oğlumun sebebi ile yakında müslümanlardan iki büyük fırkanın arasını ıslah ede buyurdu.

 

            (Hadîs-i Şerîf, REH No: 1513)

            Manâ'sı: İşte benim bu oğlum "Hasan" Seyyid'dir. Umulur ki Allah onunla müslümanlardan iki büyük taifenin arasını sulh edecektir.

 

            Hz. Hasan (ra)'ın halifeliğini, Muaviye (ra)'e devretmesini Peygamberimiz (sav) güzel karşılıyor. Bu da Hz. Hasan (ra)'ın reyi ile oluyor. Hz. Hasan (ra)'ın, O iki orduyu sulh etmesi burada oldu. Böylelikle Hz. Hasan (ra)'ın, Muaviye (ra)'ye biâtını Peygamberimiz (sav)'in güzel bir şekilde demesinden anlaşılıyor, Hz. Pir "Hz. Hasan (ra)'ın Rey'i Tasvibini kabul etmeyen Resûlullah (sav)'ın sözünü kabul etmemiş oluyor, o da bizden değildir." buyurdu.

            Bilâl Babam buyurdu ki:

            – Şimdi zamanımızda, "Ben Kâdiri Şeyhiyim, Kâdiri müridiyim, Evlad-ı Resûlüm" diyen bazı kişiler, Muaviye (ra)'ye, Hz. Ali(ra) ile harb ettiğinden dolayı buğz edip kötü söylüyorlar. Tarîkatçıların büyükleri ve kurucuları:

            – İyidir demişler. Kadirî tarîkatının kurucusu olan Hz. Pir Abdülkâdir-i Geylânî Gaddesallâhu Sırrahul Aziz'in, ana ve baba tarafı, iki başı Evlad-ı Resûl'dür. Birisi Hz. Hasan (ra)'a, birisi Hz. Hüseyin (ra)'e dayanır. O da der ki, Muaviye (ra)'nin Halifeyi Resûlullah olduğunu kabul etmeyen, Hz. Hasan (ra)'ın, Muaviye (ra)' ye biâtını ve Resûlullah (sav)'ın (biraz evvel bahsetmiş olduğumuz) hadîsini kabul etmemiş olur. Resûlullah (sav)'ın hadîsini, Hz. Hasan (ra)'ın Rey'i Tasvibini kabul etmeyen bizden değildir, diye buyurmuştur.

 

            (Hadîs-i Şerîf, REH No: 2402)

            Manâ'sı: Hasan ve Hüseyin cennet gençlerinin ulularıdır. Onları seven beni sevmiş demektir. Onlardan nefret eden de benden nefret etmiş olur.

 

            Muaviye (ra)'nin zamanında çok yerler alındı, islâmiyet genişledi. Kıbrıs zaptedildi. Ashâbdan ilk deniz harbini yapan Muaviye (ra)'dir. İlk deniz harbiyle alınan yer Kıbrıs'tır.

 

            (Sahîh-i Buhârî Tecrîd-i Sarîh, Cild 12, Hadîs No: 2106)

            Manâ'sı: Peygamberimiz (sav)'in halası Ümmi Haram'ın evinde iken rüyâsında ümmetinin deniz harbi yaptığını görüyor. Halasına anlatıyor. Halası, o gazilerden olması için dua etmesini istiyor. Peygamberimiz (sav)'de dua ediyor. İlâ âhir...

 

            (Peygamberimiz (sav)'in halası Milhan kızı Ümmi Haram Kıbrıs'a yerleşti ve orada vefat etti. Kabri şerifi oradadır.)

            Muaviye (ra), İstanbul'u iki sefer kuşattı, çembere aldı, fethetmeye muvaffak olamadı.

            Peygamberimiz (sav) buyurdu:

            – Ben deniz harbi yapmadım. Benden sonra ilk deniz harbini kim yaparsa cennette benimle en yakınlarımdan olacaktır. Bu da Muaviye (ra)'ye nasip oldu.

 

*  *  *

 

            Peygamberimiz (sav)'in bindiği devenin arkasına Muaviye(ra)'yi de bindirmişti. Peygamberimiz (sav) buyurdu:

            – Ya Muaviye! Bana neren yakın?

            – Ya Resûlullah! Karnım yakın, kalbim yakın. Peygamberimiz (sav):

            – Allah ilimle doldursun.

 

            (Hadîs-i Şerîf, REH No: 2189)

            Manâ'sı: Allah'ım ona kitabı (Kur'ân-ı), hesabı (fıkhı) öğret. Onu ülkelere hakim kıl. Onu azâbtan koru.

 

            Bunu Muaviye (ra) için buyurdu.

 

*  *  *

 Yezid'in komutan hanımına aşık olması ve gelişen olaylar

            Muaviye (ra)'nin oğlu Yezid'in annesi göçebe aşiretlerindendi. Onun için çok zamanlar annesinin yanında durur, Muaviye(ra)'nin yanında çok durmazdı. Yezid son zamanlarda Muaviye(ra)'nin kumandanlarından birisinin karısını görmüş ona aşık olmuştu. Kadın evli olduğundan almasına imkân yok. Yemeden içmeden kesilmiş, hastalanmıştı. Kumandanlar, Yezid'in ziyaretine geliyor. Yezid'de en sonunda açıklıyor. Kumandanlar:

            – Buna ancak Amr İbn-il As çare bulur diyorlar. Amr İbn-il As (ra), çok zor imkânsız olan yerleri zekâ üstünlüğü ile almıştı. Amr İbn-il As (ra) müslümanların birçok yerleri zaptetmesinde, kâfirlerle olan harbin kazanılmasında büyük başarılar göstermiştir ve kendisi de Ashâbtır. (İstanbul'da Karaköy'de Yeraltı camisinde medfûn'dur). Onun için hakkında kötü söylemek doğru değildir. Bütün kumandanlar, Yezid'in ısrarına dayanamayıp, Amr İbn-il As(ra)'a:

            – Olur dedirttiler. Yezid'e de:

            – Bu olur dedikten sonra korkma, yapamayacağı bir iş yoktur, dediler.  Amr İbn-il As (ra) o kumandanı çağırdı.

            – Gözünü aç, başına bir devlet kuşu kondu. Sakın yanılma. Muaviye'nin gözüne girmeye başladın. Seni çok seviyor. Benim tahminime göre kızını sana vermek istiyor. Senden evli misin, bekâr mısın? diye sorarsa, sakın evliyim deme. Amr İbn-il As (ra), Muaviye (ra)'nin yanına gelir:

            – Bu yeni kumandan evli mi, bekâr mı? Buna biraz alaka gösterip bir zahmet sorsan. Hz. Muaviye (ra), Amr İbn-il As (ra)'ın baş kumandanın hatırı için yeni kumandanı huzura çağırır, hal hatır sorar.

            – Sen evli misin, bekâr mısın? Kumandan:

            – Evli değilim, bekarım der. Şer'an bir cemâat içerisinde benim ailem yok, ben bekarım demek, karısını boşamak sayılıyor. Kumandan karısını boşayınca, Amr İbn-il As (ra), Yezid'e:

            – Senin işin tamam, karısını boşadı, dünür gönder, al. Kumandanın karısı memleketinden uzak yerde olduğundan, çok doğru söyleyen bir adamın dünür gönderilmesi lazım. Çünkü Yezid'in saltanatını eksiksiz haber vermesi lazım. Peygamberimiz(sav) bir gün Ashâbtan birisini gösterip:

            – İçinizde bundan daha doğru konuşanı yoktur diye söylemişti. Hiç bir yere bükmeden (değiştirmeden, doğrudan) olduğu gibi konuşurdu. O Ashâbı göndermeyi münasip gördüler. O zât yola çıktı. İmâm Hüseyin (ra)'in evinde müsafir oldu. İmam Hüseyin (ra), o zâta:

            – Ne iş için geldin? dedi.

            – Filân kumandan karısını boşadı. Yezid'e istemeye gidiyorum. İmâm Hüseyin (ra):

            – Şam'da, Yezid'e kız veren yok mu? Bu zât hâdiseyi olduğu gibi anlattı. İmâm Hüseyin (ra)'in yapılan bu haksızlığa canı sıkıldı ve o zâta dedi ki:

            – Oraya gittiğin zaman o kadına, benim de onu istediğimi söyle. O zât bir kaç gün sonra bir şehrin Ashâbtan olan vâlisine müsafir olur. Vâli sorar, meseleyi öğrenince vâli:

            – Benim için de söyle der. En son kadının evinde müsafir olur.

            – Kadına; kocasının kendisini boşadığını, Yezid'in kendini gönderdiğini, Allah'ın emriyle istediğini, yolda İmâm Hüseyin'e uğradığını, onun da kendisine talip olduğunu, bir de vâlinin talip olduğunu anlatır. Kadın sorar:

            – Sen hangisini münasip görüyorsun? deyince, o zât:

            – Dünya saltanatı süreyim dersen Yezid, âhiret saltanatı dersen İmâm Hüseyin, genç, yakışıklı dersen vali. Kadın:

            – Sen, benim yerimde olsan hangisini tercih ederdin? O zât:

            – Hepsi geçicidir, âhiret bâkidir. Oradaki saltanat hiç bir şeye benzemez der ve İmâm Hüseyin'i tavsiye eder. Kadın, İmâm Hüseyin'e haber gönderir. İmâm Hüseyin (ra), o kadını alır. Babamdan değil, başkasından duyduğuma göre o kadının kocası kumandanlıktan azlolunup çok fakir düşüyor. Çok sene sonra İmâm Hüseyin (ra) bunu çölde perişan vaziyette görüyor. O kadını terk ederek, bunların evlenmelerine müsaade eder. Çok para yardımı yapıp, kendilerinin yeniden mesud olmalarına büyük ölçüde yardımcı olur.

            Bilâl Babam buyurdu ki:

            – İmâm Hüseyin (ra)'in vefatında ailelerine, "Acem kızı hariç hepinizin akrabası var, size sahib olurlar dediğinden anlaşılıyor ki, bu kadın o zaman İmâm Hüseyin (ra)'in yanında değildi. Muaviye(ra) vefat edeceği zaman Yezid gelir. Muaviye (ra) yarı gönüllü, yarı gönülsüz halifeliği oğluna verir.

 

 

 

 

ÖNCEKİ KONU                               KONULAR                            SONRAKİ KONU