MEŞREB

 

 

            Peygamberimiz (sav) zamanında herkes yapacağı işi, hareketi Peygamberimiz (sav)'e sorardı. Onun için mezheblere lüzum yoktu. Dört halîfe devrinde yine aynı herkes yapacağını onlardan sorardı. Meşreb ayrılığı olsa da yine halîfenin sözü dinlenirdi. Meşreb ayrılığı, görünüşte fikir ve görüş ayrılığı gibidir. Peygamberimiz (sav) buyuruyor:

            – Bir dağ bir dağın üzerine bindi derlerse inanın, bir adamın ahlâkı değişti derlerse inanmayın. Bir adamda kalp islâh olursa, vücut azalarının hepsi islâh olur. Hepsi iyiye yönelir. Kalp karalır, körelirse zulumat pislik kaplarsa, vücut azâlarının hepsi kötüye yönelir. Ahlâk yine değişmez. Bir insana ahlâkını değişti diyorlarsa yalandır, yanlıştır. O alışkanlığını terketmiştir.

            Misâl: Hz. Ömer (ra) müslüman olunca, ahlâkı zerre kadar değişmedi. Ahlâkının yönü değişti. Müslümanlara şiddet gösteren Hz. Ömer, o şiddeti kâfirlere gösterdi. Allah'ın en sevmediği ahlâk en sevdiği ahlâk oldu. İşte ahlâka en benzeyen de meşrebtir. Aradaki fark şudur:

            Ahlâk doğuşta, yaradılışta insan ile beraber doğar. Ölünce hatta öldükten sonra insandan hiç ayrılmayandır. İnsandaki bu ahlâkın hepsi de iyiye yönelirse çok iyi, kötüye yönelirse çok kötüdür.

            Meşreb: Doğuşta değil, orta yaşlılıkta değil, ya orta yaşlılık veya fazla yaşlılıkta Allah (cc) yolunda devamlı çalışanlar kemal bulunca zuhûr eder. Çalışmazsa kapalı kalır. Çalışa çalışa en sonunda kendisine yaradılışta Allah'ın vermiş olduğu meşrebi zuhûr eder. Meşreb zuhûr edince kemâl bulmuş büyük bir zât demektir. Müridler, meşreb zuhûr etmeden şeyhinin ziyaretine ne kadar sık gelir, ne kadar çok kalır. Vaazı nasihatını ne kadar çok dinlerse, istifadesi de o kadar çok olur. Meşreb zuhûr ederse, o müridde görüş ayrılığı başlar. O mürid, Şeyhinin yanına geç gelir, az oturur, tez kalkar. Şeyhinin sağlığında kendi meşrebini onun muhitinde açıklamaz. Sair yerde açıklar. O mürid, şeyhi ile bir beldede oturmaz. Yûnus Emre'nin Şeyhi son zamanlarda, bir postta iki aslan oturmaz diye kendini başka beldeye gönderdi. Tarîkat pîrlerindeki erkân, görüş ayrılığı mezheb imamlarındaki görüş ayrılıklarının başı bu meşreblere dayanır. Tasavvuf kitaplarını incelersen, bu meşreb ayrılıklarını Şeyhler arasında daha iyi anlarsın. Şart şu: Âyete, Hadîse, Edille-i Şer'iyyeye her uygun söz kabul edilir. Hepsi de uygundur.

 

*  *  *

 

            Peygamberimiz (sav)'den sonra birisi Hz. Ömer-ül Faruk ile Seyfullah Allah'ın kılıcı Halid bin Velid, Ebû Zer-il Gıffarî, Hz. Ali, Hz. Ömer-ül Faruk arasında Hz. Ömer ile Veysel Karânî Hz.leri arasında, Hz. Ebû Bekir'le Hz. Ömer arasında olan meşreb ve görüş ayrılıkları tafsilatı ile kitabımızda yazdık.

            Bir baba kuyumcu olur. Oğlunu demirci olarak yetiştirir. Ama oğlunun kabiliyeti kuyumculuğa değilde demirciliğedir. Onu demirci olarak yetiştirir. Çocukluğundan büyüyüp evlenip, yeni bir dükkan idare edebilecek kapasiteye gelinceye kadar, babasının yanında her ihtiyacını babası karşılar. Babasının her sözü ona hoş gelir. Kendisi ayrı bir dükkan açarsa babasının sözü kendisine ters gelir. Kendinin mesleği başka, babasının mesleği başkadır. O zaman demirciye hangi memlekette daha fazla ihtiyaç varsa, babası daha iyi bilir ve oraya gönderir. İki meslekte de görüş ayrılığı var. Amma fikir aynıdır. Onun gibi bir Şeyh de müridini tam yetiştirip, o müridde meşreb zuhur edince, Şeyhinin istediği memlekete, istediği yere belki yabancı lisân konuşulan hiçbir şey bilmeyen(gayri müslim) memlekete gönderir. Orada dergâh kurar. Yanına herkes gelir toplanır. İslâmiyet genişler, büyür. Hatta kendi Türkiye'de oturup Avrupa'daki kâfirleri kendi kabrine getirir. Onları rüyada ve sair ikâzlarla çoklarını müslüman eder. (Hz. Mevlânâ gibi) Bu hâl kendinden öldükten sonra da gitmez artar, eksilmez. Çoğalır azalmaz. Çünkü yardımı, desteği bizzat Allahu Teâlâ'dan almaktadır.

 

            Sana bakıp durur gözü

            Sohbet edip söyler sözü

            Lâkin Hakk iledir özü.

 

Yine:

            Sen anı öyle sanırsın,

            Sencileyin bir ademdir,

 

                        Evliyânın sırrı vardır,

                        Gizli, âyân elindedir.

 

                                               Kaygısız Hz. leri

 

            İşte Şeyh Abdulkadir Geylânî Hz., Şeyh Muhiddîn-i Arabî Hz. Seyyid Ahmed-ür Rıfaî Hz. , Veysel Karânî Hz.nin, Mevlâna Celaleddin-i Rûmi Hz.nin vefât edeli asırlar olmuş, onların yaptığını kimse yapamaz.  İkâzı, irşâdı, ayıktırması hasılı bu gibileri kimse yapamaz. Yaparım diyene de deli derler. İşte bu Allah'tan gelen kuvvettir. Allahu Teâlâ'dan gelen kuvvet artar, eksilmez. Kul, kula bir şey verir. Ödünç verdim veya benim dediğim gibi yap der. Aksi yapılırsa elinden alır veya kendinde ihtiyaç çok olur. Yine elinden alır. Allah (cc) da bu âdet yoktur. Kesinlikle lûtfundan verdiğini almaz, artırır. Çünkü verdiği hazinesinden hiç bir şey eksilmez. Yine insan düşmanına emniyet edip, serbest olmaz. Belki bir noksanımı bulur der, temkinli davranır. Allah (cc) da bu âdet yoktur. Gadabından verdiğini de almaz.

 

            (Sûre-i Â'li İmran, Âyet 54)

            Meâl'i: (Yahûdiler gizlice) tuzak kurdular. Allah da onların hilelerine karşılık verdi. Allah hilelere karşılık vermede en güçlü olandır. (Yahûdiler Hz. İsâ'yı öldürmeyi planladılar ve öldürecek kimseyi tayin ettiler).

 

            (Sûre-i Ankebut, Âyet 38)

            Meâl'i: Ad ve Semud'u da helâk ettik. sizin için, (onların başına neler geldiği) oturdukları yerlerden apaçık anlaşılmaktadır. Şeytân onlara yaptıkları işleri güzel gösterip onları doğru yoldan çıkardı. Oysa bakıp görebilecek durumdaydılar.

 

            Şeytân amellerini ziynetlendirir. Bunun için Allah kahrından verdiğini almaz. İcabederse aklını alır, lûtfundan verdiğini de almaz. Azdırırsa kahrına uğrarsa aklını alır.

 

            (Hadîs-i Şerîf, REH No: 5118)

            Manâ'sı: Kim bâtıl olan yalanı terkederse Allah, ona cennetin kenarında bir bina yapar. Kim haklı olduğu halde mücadeleyi (tartışmayı) terk ederse, Allah ona cennetin ortasında bir köşk yapar. Kim âhlakını güzelleştirirse Allah ona cennetin en üst köşesinde bir köşk konduruverir.

 

*  *  *

 

            Evliyâullahtan bir zât şöyle buyurur:

            İnsanda bir et parçası vardır. O ıslâh olursa vücut âzâlarının hepsi iyiye çalışır. O ıslâh olmazsa vücut âzâlarının hepsi kötüye çalışır. O et parçası da "kalptir".

 

            (Sahîh-i Buhârî Tecrîd-i Sarîh, Cild: 1, Hadîs No: 48)

            Manâ'sı: Cismin içinde bir lokmacık et parçası vardır. İyi olursa bütün cesed iyi olur. Bozuk olursa bütün cesed bozulur. İşte o et parçası kalptir. İlâ âhir...

 

            Misâl: Hz. Ömer'in cehalet devrindeki ahlâkı ile Ebû Cehil'in ahlâkı bir birinden farksızdı. Peygamberimiz (sav)'e düşmanlıkları aynı idi. Her bakımdan görüşleri aynı idi. Müslüman olunca ahlâk değişmedi. Ahlâkın yönü değişti. Evvelce müslümana karşı şiddet gösteren Hz. Ömer müslüman olunca aynı şiddeti kâfirlere karşı göstermeye başladı. Cenâb-ı Hakk-teâlâ hazretleri:

 

            (Sûre-i Fetih, Âyet 29)

            Meâl'i: Muhammed Allah'ın elçisidir. Beraberinde bulunanlarda kâfirlere karşı çetin, şiddetli, kendi aralarında merhametlidirler. İlâ âhir...

 

            Kâfire karşı şiddet göstermesini severim dediği bu şiddettir. Peygamberimiz (sav) Medine'ye hicret edeceği zaman Cebrâil (as) "Seni bu gece öldürmeye gelecekler. On iki bey'in adamları evin etrafını sarmış durumda" dedi. Peygamberimiz (sav):

            – Benim yatağımda kim yatar? buyurdu. Kim yatarsa onun öldürülme ihtimali çok kuvvetli. Hz. Ali'den başka hiç kimse cesaret edemedi. Hz. Ali yattı. Onun için (Esedullah) dendi. Allah'ın aslanı demektir. Peygamberimiz (sav) yanına arkadaş olaraktan Hz. Ebû Bekir'i seçti. Ona da, o ne güzel refiktir. Yani "o ne güzel arkadaştır" diye buyurdu.

 

*  *  *

 

            Bahsetmiş olduğumuz meşrebler üzerinde Ebû Hureyre (ra) Hz., Hayvanlara merhamet üzerinde çok ileri idi. Bir gün Ebû Hureyre'nin eteğinin üzerinde bir kedi yatıp uyumuştu. Kendisinin kalkıp gitmesi lazım, kediyi uyandırmaya kıyamadı. Eteğini kesti ve kalktı.

 

 

 

ÖNCEKİ KONU                               KONULAR                            SONRAKİ KONU