ÖLÜMÜ TEMENNİ ETMEMEK

 

 

            (Sûre-i İsra, Âyet 99)

            Meâl'i: Onlar görmediler mi ki, gökleri ve yeri yaratmış olan Allahu Teâlâ elbette ki, onların mislini yaratmaya da kadirdir ve onlar için bir ecel de tayin etmiştir ki, onda bir şüphe yoktur. Böyle iken zalimler, ancak küfürden israr eder durur, başkasından çekinmiş bulunurlar.

 

            (Sûre-i Rahman, Âyet 26-27)

            Meâl'i: Onun üzerinde bulunan herkes fânidir.

            Celâl ve ikram sahibi olan Rabb'inin zatı ise bâki kalacaktır.

 

            (Sahîh-i Buhâri Tecrid-i Sarîh, Cild 12, Hadîs No: 1916)

            Manâ'sı: Enes ibn-i Mâlik (ra)'den Nebî (sav)'nin şöyle buyurduğu rivâyet olunmuştur:

            – Sizden biriniz kendisine (hastalık gibi)  bir zarar isabet ettiğinden dolayı sakın ölümü temenni etmesin! Eğer muhakkak temenni etmek zorunda bulunursa, şöyle söylesin: "Allah'ım! Yaşamak benim için hayırlı olduğu müddetçe beni yaşat, ölmek hayırlı olduğu zaman da beni öldür!" (Sünen-i Tirmizi, C. 2, Hadîs No: 978; Sünen’ün-Neseî, C.3-4, Hadîs No: 1821, 1822; Hadîs-i Şerif, REH No: 4520, 2192; Muhtar’ül-Ehadîsin Nebeviyye No: 1366-1367.)

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 21)

            Taberâni'nin Ubâde ibn-i Sâmit (ra)'den rivâyetine göre, Resûlullah (sav):

            – En iyinizin kim olduğunu söyleyeyim mi? dedi.

            Sahâbiler:

            – Evet ey Allah'ın Resûlu!.. Resûlullah (sav):

            – Doğru dürüst gitmek şartıyla İslâmiyet içinde en uzunyaşayanınızdır, diye buyurdu.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 25)

            Taberâni'nin Amr ibn-i Absete (ra)'den, onun da Resûlullah (sav)'den rivâyetine göre, şöyle buyurmuştur:

            – Ameline güvenmedikten sonra, kimse ölümü istememeli. Eğer müslümanlar içinde altı hasleti görürseniz o zaman ölümü isteyiniz. Eğer nefsiniz elinizde ise onu âhirete gönderin... (O hasletler de şunlardır):

 

            1. Kan dökmek:

            (Parası malı için adam öldürmekten çekinmemek).

 

            2. Çocukların amir olması:

            (Yaşlı büyüklerin sözü geçmez, çocukların sözü geçer. Aslında babası çocuklarını ve yakınlarını toplar. Müşavere yapar. Hepsini dinler, hangisi daha uygunsa onu uygulaması lazımdır).

 

            3. Rezillerin bol olması:

            (Bütün herkes bakar bu ne rezillik, bu ne kepazelik derler. Bir hadîste rezilleriniz âlim olup size hükmederse diye buyuruyor. Bu çok yönlüdür, saymak uzun sürer, halk arasında söylenen; gittim kendini rezil ettim. İçkiyi içmiş ayağa kalkamıyor, ne söylediğini bilmiyor, herkes başında kendi saçma sapan söylüyor. Kendinde bir rezillik, kepazelik ben o  eve iyi niyet ile gitmiştim. Benim yüzüme karşı o kadar, o kadar söylediler ki beni elâleme rezil kepaze ettiler gibi).

            4. Sefihlerin amir olması:

            (Adi, alçak, bayağı, her olur olmaz sözü söyler, küçük görülen işleri yapar. İşte sefih olanlar onlardır.)

 

            5. Hakem satışlarının olması:

            (Bir köy mer'a yüzünden diğer köy ile ihtilafa girer, döğüşür. Onları sulh etmek için hakem tayin ederler. Hakeme kararı sen ver, derler. İşte o ortadaki hakemi herkes emin, doğru bilmiş fakat o hakem bir taraftan gizlice para yer, o tarafa satılır. Allah için söylemez.)

 

            6. Kur'ân'ı çalgı edinen sarhoşların bulunması:

            (Kur'ân'ın şarkı, türkü gibi kaidelerle okunması haramdır. Mesela: içkiyi içer, birisi saz çalar, veyahut ağzı ile çalar. O biride o saz makamında veya hiç saz çalınmıyorsa niyetinden, fikrinden onun makamında söylüyor gibi söyler, okur, o haramdır.)

 

            Ebû Hüreyre (ra)'den olan bir diğer rivâyette de: "Sıla-i rahimin kopukluğu ve günahları hafif görmek" ziyadesi vardır.

 

            (İmam Şa'rani, Ölüm-Kıyamet-Âhiret, Hadîs No: 5, s. 18-19)

            "Rivâyet olundu ki:

            Ölüm meleği (Azrail), İbrahim (as)'in canını almak için yanına geldi. İbrahim (as), ölüm meleğine:

            – Dostunun ruhunu alan bir dost gördün mü? dedi. Bunun üzerine ölüm meleği, yüce ve münezzah olan Rabb'ının (mânevi nezdine) yüksel (ib durumu arz ed) ince Allahu Teâlâ Azrail'e hitaben:

            – Ya İbrahim! Dostuna kavuşmak istemeyen hiç bir dost gördün mü? diye sor, buyurdu. Sonra ölüm meleği (Azrail) İbrahim(as)'ın yanına dönüp (Allah'ın emrettiğini ona) sorunca İbrahim(as):

            – Öyle ise canımı al, diyerek rıza gösterdi".

 

            İşte İbrahim (as) insanların Peygamberi, Azrail (as) melaikelerin peygamberidir. İnsanların peygamberinin sorusuna melaikelerin peygamberi cevap veremiyor. Allahu Teâlâ'ya soruyor. Ondan aldığı emri söyleyince İbrahim (as) cevap veremiyor. İşte insan melaikeden üstündür. Yalnız melek beşer değil, insan beşerdir.(Kitabımıza bakın).

 

            (Sûre-i Nisa, Âyet 18)

            Meâl'i: Yoksa kötülükleri yapıp da içlerinden birine ölüm gelip çatınca "Ben şimdi tevbe ettim" diyen ve kâfir olarak ölenler için (kabul edilecek) tevbe yoktur. Onlar için acı bir azab hazırlamışızdır.

 Vasiyet  ölüm anında yapılır mı?

            Öleceğine yakın ölüm döşeğinde birisi malından camiye verilmesini söyledi. Bilâl Babam:

            – O kabul olmaz, diye buyurdu. Şimdi aksine adam öleceği zaman "vasiyet et, vasiyet et" diye sıkıştıra sıkıştıra vasiyet ettiriyorlar. Camiye, köprüye, çeşmeye vermeleri için vasiyet et, bağışla, hediye et, mahşerde bu seni kurtarır diyorlar. Bu adam hiç kimse demeden kendiliğinden vasiyet yaparsa, o da çocuklarının ağrına gelmeyip seve seve bu vasiyeti yerine getirirlerse, caizdir. Her ne kadar caiz olsa da kendi sağlığındaki eli ile verdiği gibi olmasının ancak bir zerresi olabilir.

            Bilâl Babam, bu konuda:

            – Senin elin ayağın sağlam, vücudun sıhhatli yaşamada umudun var, ne tevbe edip, ne hayır yapacaksan o zaman yapmalısın. O zamanda malına kıyıp vermezsin, dünyadan tam ümidini kesince verirsin. İşte o kabul olmaz. Ama sağlığında eli ayağı tutarken, fazla fazla yapmışsa, ister kendinin vasiyetini yapıp, isterse hiç vasiyet etmeden çocukları onun için ne hayır yaparlarsa az da olsa sevabını alır. "Sele giden bir malı kim tutarsa onun olsun" der gibi zaten kendisi ölüm seline tutulmuş gidiyor. Dünyadan umudunu kesmiş, kalan mal mirasçılara kalıyor. Hayrına cami, çeşme, köprü, fakirlere şunu verin, bunu verin demek; sele giden malı kim tutarsa onun olsun der gibidir, tutmazsa sele gidiyor.

            Peygamberimiz (sav)'in yanına, babalarının hayrına yemeleri için bir sepet hurma getirdiler: Peygamberimiz (sav)'e:

            – Yâ Resûlullah! Bu hayır babamızı buldu mu? Peygamberimiz (sav):

            – Evet, bu hayır babanızı buldu. Şunu iyice bilmiş olun ki babanız hasta olmadan evvel şu tek bir hurmayı sadaka edip fakire yedirseydi, sizin bir sepet hurmayı babanızın hayrına dağıttığınızdan daha fazla sevap alırdı. Bu hayır da babanızı ancak o nisbette buldu, diye buyurmuştur.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 69)

            İmam Ahmed, Zühd'de,Mervizi, cenazeler konusunda Ebû Müleyke'den rivâyet ettiklerine göre:

            Hz. İbrahim (as) Allah'a kavuştuğu zaman ona denilmiş ki:

            – Ölümü nasıl buldun? Hz. İbrahim:

            – Sanki, ruhum dikenlerle alınıyor gibiydi. Bir ses ona:

            – Muhakkak ki sana ölümü kolaylaştırdık, dedi.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 69)

            Enes (ra)'den rivâyet edildiğine göre:

            Resûlullah (sav):

            – Melekler ölüyü kuşatır, tutarlar. Yoksa, ölü, ölüm sekeratından dolayı, dağ ve çöllere kaçacaktı.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 70)

            İbn-i Sa'd, Avene ibn-i Hakem'den rivâyet ettğine göre, Amr ibn-i As şöyle derdi:

            – Acaba neden sekerata giren ve dengesini kaybetmeyenler ölümü anlatmıyorlar. Sonra kendisi sekerata girince, oğlu ona dedi:

            – Ey baba, sen şöyle şöyle derdin. İşte bize anlat... Dedi:

            – Ey oğulcuğum! Ölüm anlatılmaktan çok daha büyüktür. Fakat içinde bulunduğum halimden bir şeyleri sana anlatacağım. İşte sanki boynuma Ravze dağları binmiş ve sanki içimden dikenli dallar çekiliyor ve kendimi iğne deliğinden nefes aldığımı sanıyorum.

 

 

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 71)

            İbn-i Ebi'd Dünya sahâbi olan Şeddat ibn-i Evs (ra)'den rivâyet ettiğine göre, şöyle demiştir:

            – Mü'minler için dünya ve âhirette en büyük korkunç hâdise ölümdür. Ölüm, bıçkıyla kesilmeten, makasla parçalanmaktan, kazanlarda kaynamaktan daha şiddetlidir. Eğer bir ölü dirilip ölüm acısını, dönüp ehline haber verseydi, yaşamaktan hiç yararlanamayacaktılar ve uykudan hiç lezzet alamayacaktılar.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 71)

            Ebû Nuaym 'Hilye'de, Vâsile ibn-i Aska (ra)'dan; şöyle demiştir:

            Resûlullah (sav):

            – Sekeratta olanlarınızı, hazırlayıp onlara "Lâ ilâhe illallah"ı telkin edin, cennetle müjdeleyin, çünkü, kadın olsun, erkek olsun, bu döğüşme de muhayyer kalır ve şeytan insana en yakın olduğu hâl bu savaş alanıdır (ilâ âhir).

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 72)

            İbn-i Ebî'd Dünya, Beyhâki "Şuâb-i İman" da, Ubeyd ibn-i Umeyr (ra)'den rivâyet ettiğine göre:

            Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:

            – Mü'minin her damarı ölümden elem duyar, fakat Rabb'inden ona gelen elçi müjdeler ki, bundan sonra sana azap yoktur.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 74)

            İbn-i Ebi'd Dünya, Muhammed ibn-i Kââb el-Kurezî'den rivâyet ettiğine göre şöyle demiştir:

            – Bana ulaştı ki en son ölen ölüm meleğidir. Ona denilir ki: Öl. O öyle bağırır ki eğer yeryüzü ve göklerin ahalisi işitseydi korkudan ölürlerdi. Bu bağırmadan sonra o da ölür.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 77)

            Abdullah ibn-i Ubeyd ibn-i Umery (ra)'den rivâyet edildiğine göre, şöyle demiştir:

            Hz. Aişe (ra)'den sordum; Fücceten (ansızın) ölmek iğrenç midir? Dedi:

            – Neden iğrenç olsun. Ben bunu Resûlullah (sav)'dan sordum. Şöyle buyurdu: "Fücceten ölmek mü'min için bir rahatlıktır. Fâcir (günahkâr) için, esef tutmaktır.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 78)

            "İmam-ı Ahmed, ibn-i Ebi'd Dünya ve Deylemi, Ebi'd-Derda (ra)'dan rivâyet ettiklerine göre Resûlullah (sav):

            – Ölünün başında Yasin-i Şerîf okununca Allah ona ölümü kolaylaştırır, diye buyurmuştur."

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 78)

            "İbn-i Ebû Şeybe ve Mervizi,Cabir ibn-i Zeyd (ra)'den rivâyet ettiklerine göre, şöyle demiştir:

            Kişi ölüme yaklaştığı zaman başında Ra'd Sûresinin okunmasını müstehap görüyordular. Çünkü bu, ondan zorlukları giderir. Ruhunun alınmasını hafiflendirir ve halini kolaylaştırır."

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 78)

            "Resûlullah (sav)'ın hayatında adam ölüme yaklaştığı saat içinde şöyle denilir idi:

            – Yâ Rabbi! Filan oğlu filana mağfiret et. Yatacağı yeri hoş kıl, kabrini genişlendir. Ölümünden sonra, ona rahat ver, onu Peygamberine kavuştur. Kendisine sahip ol, ruhunu sâlihlerin ruhları içinde yükselt. İçinde, sağlık daimi olan, yorgunluk ve zafiyet bulunmayan bir âlemde bizi birleştir, denilir ve Resûlullah (sav)'a selavat getirilirdi.

            Ruhu alınıncaya kadar, bu şekil tekrar ediliyordu."

 

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 79)

            "İbn-i Ebû Şeybe ve Mervizi, Şa'bi'den rivâyet ettiklerine göre, şöyle demiştir:

            – Ensar ölünün başında Bakara sûresini okurlardı."

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 79)

            Ebû Nuaym, Katâde (ra) den rivâyet ettiğine göre o:

            – "Kim Allah'a karşı takvalı ise Allah ona bir çıkış kılar" (Sûre-i Talak, Âyet 2.) meâlindeki âyette geçen "çıkış"tan maksad dünya şüphelerinden, ölümün sıkıntısından ve kıyamet günündeki duraklardan kurtuluş demektir, demiş."

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 79)

            Muâz ibn-i Cebel (ra)'den rivâyet edildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:

            – Kim ki, son sözü "Lâ ilâhe illallah" olsa, o cennete girer.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 80)

            "Beyhâki, Şuâb-ı İman'da İbn-i Abbas (ra)'dan rivâyet ettiğine göre:

            Resûlullah (sav) şöyle buyurdu:

            – Çocuklarınıza ilk olarak Lâ ilâhe illallah'ı telkin ediniz. Çünkü, ilk sözü ve son sözü "Lâ ilâle illallah" olan kişi, bin sene yaşasa, hiç bir günahtan sorguya tutulmaz."

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 80)

            "Abdullah ibn-i Ebû Evfâ (ra)'dan rivâyet edildiğine göre:

            Resûlullah (sav)'a bir adam geldi:

            – Yâ Resûlullah, biraz ilerde bir adam ölüme yaklaştı, ona "Lâ ilâhe illallah" telkin ediliyor, (ama) o söyleyemiyor, dedi.

            Bunun üzerine Resûlullah (sav) buyurdu:

            – Bu kelimeyi hayatında söylemiyor muydu?

            – Evet, dediler. Resûlullah (sav):

            – Öyle ise, neden ölümünde söyleyemiyor, deyip kalktı. Biz de onunla beraber kalktık. Adama gittik. Resûlullah (sav):

            – Ey Genç "Lâ ilâhe illallah" söyle, buyurdu. O:

            – Söyleyemiyorum, dedi.

            – Neden, buyurdu. Dedi:

            – Anama karşı geldiğimden. Buyurdu:

            – Anan sağ mı?

            – Evet, dedi. Bunun üzerine Resûlullah (sav):

            – Anasını çağırın, buyurdu. Çağırdılar, geldi. Resûlullah (sav) ona buyurdu:

            – Bu oğlun mu?

            – Evet, dedi.

            – Buna şefâat etmediğin zaman, biz bunu yüksek sıcaklıkta bir ateş içinde, yaksak nasıl görürsün? Kadın:

            – Ona hakkımı helâl etsem ne olur, dedi. Resûlullah (sav):

            – Allah ve biz de şahidiz ki sen oğluna hakkını helâl ettin. Kadın:

            – Evet, ben oğlumdan razıyım, dedi. Bunun üzerine Resûlullah (sav):

            – Ey Genç "Lâ ilâhe illallah" söyle, buyurdu. Genç de:

            – "Lâ ilâhe illallah", dedi. Bunun üzerine Resûlullah (sav):

            – Benimle onu ateşten kurtaran Allah'a hamd olsun, diye buyurdu."

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 82)

            "Ebû Nuaym, Ferkad es-Senci'den rivâyet ettiğine göre şöyle demiştir:

            – Kul ölüme yaklaştığı zaman, soldaki melek sağdaki meleğe "artık ondan in" der. Sağdaki melek der ki, "İnmiyorum. Umulur ki, 'Lâ ilâhe illallah' der. Onu da yazarım."

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 82)

            "Taberâni, Evsat kitabında, Ebû Hüreyre ve Ebû Said el-Hudri (ra)'den merfuan şöyle rivâyet etmiştir:

            – Kim ölüm anında "Lâ ilâhe illallah", "Allahu Ekber velâ havle velâ kuvvete, illa billahi'l-aliyyi'l-azim" dese ebede kadar ateşin yakmasından mahfuz kalır."

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 82)

            "Hâkim Sa'd ibn-i Ebû Vakkas (ra)'dan rivâyet ettiğine göre:

            Resûlullah (sav):

            – Size Allah'ın ism-i azamını öğreteyim mi? İşte o, Yûnus'un duası: "Lâ ilâhe illa ente sübhâneke inni küntü mine'z-zâlimin"dir.

            Herhangi bir müslüman ölüm başladığında bunu kırk sefer söylese, ve o hastalıkla ölse ona bir şehid ücreti verilmiş olur. Şayet kurtulsa mağfiret edilmiş olarak kurtulur", buyurdu.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 83)

            "Ebû Hüreyre (ra)'den merfuan rivâyet edildiğine göre:

            Resûlullah (sav) ona:

            – Yâ Ebû Hüreyre, hak bir şeyi sana söyleyeyim mi? Kim ilk hastalıktan yatığında onu okusa Allah onu ateşten kurtarır. Ben:

            – Evet, dedim. O buyurdu:

            – "LÂ İLÂHE İLLÂLLAHU YUHYİ VE YUMİTU VE HUVE HAYYUN LA YUMUTU SÜBHANALLAHİ RABBİL İBADİ VE RABBİL BİLADİ VELHAMDÜLİLLAHİ HAMDEN TAYYİBEN MÜBÂREKEN FÎ Hİ ALÂ KÜLLİ HALİN VALLAHU EKBERU KEBİRAN KİBRİYAUHÛ VE CELÂLUHÛ VE KUDRETUHÛ Bİ KÜLLİ MEKANİN"

            "Allah birdir. Öldüren dirilten O'dur. O ezeli ve ebedidir. Herkesin ve her tarafın Rabb'idir. Pâktır. Bütün hallere karşı yapılan bütün güzel hamdlar O'na mahsustur. Zat ve sıfatı mukaddes ve yücedirler. Kudreti her tarafı istila etmiştir." de ve şöyle dua et:

            "Yâ Rabbi! Eğer ruhumu amlak için beni hasta etmişsen ruhumu, senden cenneti kazananların ruhları içine dahil et, onları ateşten kurtardığın gibi beni de ateşten kurtar."

 

            İşte şayet bu hastalıkta ölsen Allah'ın rızasına kavuşur ve cennetine gidersin, eğer günahların varsa da Allah onları afv eder.

 

 Ölüm esnasında olanlar ve yapılması gerekenler

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 83)

            "İbn-i Asâkir, Ali ibn-i Ebû Talip (ra)'den rivâyet ettiğine göre şöyle demiştir:

            Resûlullah (sav)'dan işittim ki böyle diyor:

            – Bazı kelimeler ki, kim ölümünde onları söylese cennete gider. O kelimeler şunlardır:

            Üç sefer: "LÂ İLÂHE İLLÂLLAHUL HALİMUL KERÎM"

            Üç sefer: "ELHAMDÜLİLLAHİ RABBİL ALEMİN"

            "TEBARAKELLEZİ BİYEDİHİ MÜLKÜ YUHYİ VE YUMİTU VE HUVE ALA KÜLLİ ŞEY'İN KADÎR"

            "Bütün kâinat, elinde olan öldürüp dirilten, gücü her şeye yeten Allah her kusurdan münezzehtir." bir sefer..."

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 84)

            "Beyhakî, Şuab-ı İman'da, ibn-i Abbas (ra)'dan rivâyet ettiğine göre:

            Resûlullah (sav) şöyle buyurdu:

            – Mü'minin ruhu, vücudundan çıkarken Allah (cc)'a hamdeder."

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 85)

            "Taberanî, Evsat kitabında, Ebû Bekrete'den rivâyet ettiğine göre, şöyle demiştir:

            Resûlullah (sav) Ebû Seleme'nin yanına girdi, sekeratta idi. Gözünü açtığı zaman Resûlullah (sav) elini uzatıp gözünü kapattı. Resûlullah (sav) onun gözünü kapattığı zaman, evdekiler bağırmaya başladılar. Resûlullah (sav) onları susturdu ve buyurdu:

            – Ruh çıktığı zaman göz onu takip eder. Melekler ölünün yanına gelip evdekilerin dediklerine amin derler. Sonra Resûlullah (sav) şöyle devam etti:

            – Yâ Rabbi! Ebû Seleme'yi hidâyete ermişlerin katına yükselt. Onun yerinde, zürriyetine sahip ol. Kıyamet gününde bizi ve onu mağfiret et..."

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 85)

            "Beyhakî, Şuab-ı İman'da ve Ebû Nuaym, Hilye'de, Mücahid'den rivâyet ettiklerine göre ibn-i Abbas ona şöyle demiştir:

            – Abdestsiz hiç bir zaman yatma. Çünkü ruhlar, alındıkları vaziyette dirilirler."

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 86)

            "Taberâni, Enes (ra)'den rivâyet ettiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurdu:

            – Kim abdestli iken kendisine ölüm meleği gelse ona şehadet (şehitlik) mertebesi verilir."

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 86)

            Mervizi, Ebû Bekir ibn-i Abdillah el-Müzeni'den rivâyet ettiğine göre şöyle demiştir:

            – Bir ölünün gözünü yumduğun zaman "Bismillahi, ala milleti Resûlullah (sav)" de."

 

            Kabre indirdiğin zaman da aynı dua okunur.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 89)

            "İbn-i Ebû Şeybe ve İbn-i Ebû Hatem ve Ebû'ş-Şeyh "Âzamet" kitabında ve Beyhakî Şuab-ı İman'da, İbn-i Sabit'den rivâyet ettiklerine göre şöyle demiştir:

            – Melekü'l-mevt, "dünya umûrunu dört kişi yönetir. Cebrâil, Mikâil, İsrâfil, Azrâil. İsrâfil, hayvanlar ve rüzgara müekkeldir. Mikâil; yağmur ve bitkilere müekkeldir. Melekü'l-mevt (Azrâil) ruhları almakla mükelleftir. Cebrâil, onlara ilâhi emirleri tebliğ eder.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 89)

            "İbn-i Ebi'd Dünya (Emri yönetenler) âyetinde ibn-i Abbas (ra)' dan rivâyet ettiğine göre şöyle demiştir:

            Onlar Melekü'l-mevt ile beraber ruhları alırken ölünün yanında bulunan meleklerdir. Bir kısmı ruhla beraber yükselir. Bir kısmı orda yapılan dualara 'amin' der. Bir kısmı da ölünün namazı kılınıp defnedilinceye kadar onun için istiğfar ederler."

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 89-90)

            "İbn-i Ebi'd Dünya, İkrime'den rivâyet ettiğine göre, şöyle demiştir:

            Ölüm meleğinin yardımcıları birbirlerine derler:

            Kimdir ruhunu ayağının başından çıkacağı yere yükseltiyor".

 

            Hars ibn-i Hazrec'in babası (ra)'dan rivâyet edildiğine göre, şöyle demiştir:

            "Bir ensarinin başında, Melekü'l-mevte bakarken Resûlullah (sav) den şöyle dediğini işittim:

            – Ey melekü'l-mevt! Arkadaşıma yumuşak davran, çünkü o mü'mindir. Melekü'l-mevt, dedi:

            – Rahat ol, gözün aydın! Ben bütün mü'minlere yumuşak davranırım.

            Bil yâ Muhammed! Ben insan oğlunun ruhunu alırım. Bağıran birisi oldu mu ruhu elimde iken kalkar ve: "Kimdir bu bağıran? Vallahi biz ona zulmetmedik, ecelini de önceye almadık. Kaderini aceleye getirmedik. Ruhunu almakta bizim bir günahımız yoktur. Eğer Allah'ın yaptığına razı olsanız ücretlenirsiniz; eğer kızarsanız günaha girersiniz. Biz sık sık geliriz. Sakının, sakının. İyi-kötü, göçebe-yerli, dağlı-ovalı herkesi, hergün inceliyoruz. Biz onların büyüğünü, küçüğünü, kendilerinden daha iyi biliriz. Vallahi şayet bir sineğin ruhunu almak istesem Allah izin vermeden alamam" derim.

 

            Ca'fer ibn-i Muhammed dedi ki:

            "Bu melek, namaz vakitlerinde insanları teftiş eder. Ölüm anında, baktığı zaman; eğer namaza devam edenlerden ise, melek ona yanaşır, şeytanı kovar. O tehlikeli anda ona kelime-i şehadeti telkin eder." (Bu Hadîs-i Ebû Hatem tefsirinde Ebû Şeyh ’Azamet’ kitabında, Cafer ibn-i Muhammed’den o da babasından, Mu’dal-merfu (yani Resûlullah (sav)’a varan senedinde, sahâbeden önce iki kişi eksik olarak); İmam Şa’râni, Ölüm-Kıyamet-Ahiret kitabında Hadis No: 94 Sayfa: 78’de rivayet etmişlerdir.)

 

            Demek ki, insanların, hayvanların hepsinin ruhunu  alan Azrail (as):

            – Ben sineğin de ruhunu Allah'tan emirsiz alamam, diyor.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 92-93)

            "İbn-i Mes'ud ve İbn-i Abbas (ra)'dan rivâyet edildiğine göre, şöyle demişlerdir:

            – Allah (cc) Hz. İbrahim (as)'i dost ve halil edindiği zaman, ölüm meleği ona müjde vermek için Rabb'inden izin istemiş, ona izin vermiş, gelip Hz. İbrahim (as)'e müjde vermiş. Hz. İbrahim(as):

            – El-Hamdülillah, deyip ölüm meleğine kâfirlerin ruhlarını nasıl aldığını bana göster, demiş. Ölüm meleği:

            – Yâ İbrahim, sen buna dayanamazsın. İbrahim (as):

            – Dayanırım, demiş. Melek:

            – Öyle ise yüzünü çevir. O da yüzünü çevirmiş bir de ne görsün, önünde katran gibi bir adam: Başı göğe değiyor. Ağzından ateş alevleri yükseliyor. Kılları adam büyüklüğünde, ağzından kulaklarından ateş saçıyor. Bunun üzerine bayılmış. Ayılırken meleğin eski şekline döndüğünü görmüş. Sonra meleğe:

            – Ey ölüm meleği eğer kâfir senin o şeklinden başka hiçbir musibet ve belâya uğramasa da o ona yeterdir... demiş.

            – Madem öyledir bana mü'minlerin ruhlarını nasıl aldığını da göster. O demiş:

            – Yüzünü çevir. O da çevirip döndüğünde; insanların en güzellerinden en güzel yüzü, hoş kokulu, beyaz bir elbise içinde bir genci görmüş. Hz. İbrahim (as):

            – Ey ölüm meleği, eğer mü'min ölüm anında hiç bir ikram ve göz nuru göremezse de, bu şeklin ona kâfidir, demiş."

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 95)

            "İbn-i Ebû Hatem ve Ebû Şeyh ibn-i Abbas (ra)'dan rivâyet ettiklerine göre, ondan şöyle sorulmuştur:

            – Aynı anda biri mağripte, biri maşrıkta olan iki kişiye ölüm meleğinin gücü nasıl erişir? O demiş:

            – Ölüm meleğinin şark garp ahalisine, karanlığa, havaya, denize ulaşması, birinizin eli altındaki sofraya elini uzatması gibidir. İstediği taraftan alabilir."

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 97)

            "İbn-i Asakir, Hayseme'den şöyle dediğini rivâyet etmiştir:

            Süleyman ibn-i Davud, ölüm meleğine demiş:

            – Ruhumu almak istediğin zaman, bana bildir. Melek:

            – Ben onu bilmem. Bana ancak içinde isimler olan kitaplar verilir, demiş."

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 97)

            "İbn-i Ebû Hatem, İbn-i Abbas (ra)'dan şöyle dediğini rivâyet etmiştir:

            Bir melek İdris (as)'e gelmek için izin istemiş; izin aldıktan sonra, gelip ona selam vermiş. İdris (as) ona:

            – Seninle ölüm meleği arasında bir ilişki var mı? Melek:

            – Melekler içinde O benim kardeşimdir, demiş. İdris (as):

            – Öyle ise, onun yanında bana bir yararın olabilir mi? Melek:

            – Eceli takdim ve tehir etmek ise o yok. Fakat ölüm anında sana yumuşak davranması için ona söyleyeceğim. Melek:

            – Kanatlarımın arasına bin, demiş. İdris (as) binmiş. Onu en yüksek göğe çıkartmış. Orda İdris (as) kanatlar arasında iken, ölüm meleğiyle karşılaşmışlar. O melek, ölüm meleğine demiş:

            – Benim senden bir ricam var. Ölüm meleği:

            – Biliyorum, İdris için bana birşeyler söyleyeceksin. Onun ismi silindi. Göz kırpmasının yarısı kadar eceli kaldı. İşte o zaman İdris (as) meleğin kanatlarının arasında öldü.

 

 

 

 

ÖNCEKİ KONU                               KONULAR                            SONRAKİ KONU