CENAZEYE AĞLAMA
(Sahîh-i Buhâri Tecrîd-i Sarîh, Cild 4, Hadîs No: 634)
Manâ'sı:
"Nebî (sav)'in zevcesi Ümmü Habîbe
(ra)'dan şöyle rivâyet edilmiştir:
Ümmü Habibe: Ben
Resûlullah (sav)'in şöyle buyurduğunu işittim, demiştir:
– Allah'a ve âhiret
gününe iman
(Sahîh-i Buhâri Tecrîd-i Sarîh, Cild 4, Hadîs No: 635)
Manâ'sı:
"Enes ibn-i Mâlik (ra)'den şöyle
rivâyet edilmiştir:
Hz. Enes demiştir ki:
Nebî (sav) (çocuğunun) kabri yanında
(avaz avaz) ağlamakta olan bir
kadının yanından geçmişti de o kadına:
– (Ey emetu'llah:
Ey Allah'ın mahlûku kadıncağız!)
Allah'ın gadabından kork ve sabreyle, (çığlık koparma!) buyurdu. Kadın:
– Haydi benden
uzaklaş, sen benim musibetim ile müsab değilsin ki, demişti. Halbuki kadın,
Resûlullah (sav)'ı tanımıyordu. Kadına denildi ki:
– Bu zat, Nebî (sav)'dir. Bunun üzerine kadın, Nebî (sav)'ın (hane-i saâdetleri) kapısına geldi. Kadın,
(saray kapıları gibi)
Peygamberimizin kapısı yanında kapıcılar, gözcüler bulmadı. (Hemen huzura
girdi) Ve:
– Yâ Resûlullah! Seni
bilemedim, (beni affediniz) dedi.
Resûlullah (sav):
– Sabrın kemâli, musibetin birinci darbesi sırasında (tahammül edebilmek) dir, buyurdu. (Sahîh-i Müslim, C. 3, Hadîs No: 15 (926); Ebû Dâvud, Tirmizi, Nesei rivâyet etmişlerdir.)
(Sahîh-i Buhâri Tecrîd-i Sarîh, Cild 4, Hadîs No: 638)
Manâ'sı:
Abdullah ibn-i Müleyke demiştir ki:
Osman (ra)'ın kızı
(Ümmü Ebân) Mekke'de vefat etmişti. (Namazında ve defninde) bulunmak için biz de bu cenazeye
gelmiştik. İbn-i Ömer ve İbn-i Abbâs (ra) da bu cenazede hazır bulundular. Ben,
ibn-i Ömer ile İbn-i Abbâs'ın arasına oturmuştum. Yahud İbn-i Ömer'in yanına
oturmuştum da İbn-i Abbas da gelip benim yanıma oturmuştu. (Bu sırada evden
kadınların feryadı yükseldi). Bunun
üzerine İbn-i Ömer (yanında bulunan)
Hz. Osman'ın oğlu Amr'e dedi ki:
– Şu kadınları
susturmaz mısın? Çünkü Resûlullah (sav):
"Şüphesiz ki
meyyit, ailesinin kendisine ağlamasından dolayı azab edilir." buyurdu.
Bunun üzerine İbn-i Abbas da:
– Ömer (ra),
"Meyyit, kendisine ailesinin her ağlaması yüzünden değil, bazı gûnâ
ağlaması sebebiyle azab olunur" der idi, dedi. Sonra da İbn-i Abbas şu
hadiseyi anlattı:
– Ben, Mekke'den Ömer (ra) ile birlikte hacdan dönmüştüm. Biz, (Mekke
ile Medine arasındaki) Beyda mevkiinde
duraklamakta iken büyük bir ağacın altında develi bir yolcu kafilesi göründü.
Ömer (ra) bana:
– Git bak bakalım, bu
kafile içinde kim var? dedi. Ben de baktım. Ve derhal "Suheyb"i tanıdım. Ve (Hazret-i Ömer'e) haber verdim.
– Öyle ise Suheyb'i bana çağırınız, dedi. Suheby'in
yanına döndüm, ve:
– Emîrü'l-mü'min'inin yanına buyurunuz ve (onun mevkibine) iltihâk ediniz, dedim. (beraber Medine'ye geldik. Çok geçmedi), Ömer (ra) vurulduğunda Suheyb:
– Ay kardeşim, ah yoldaşım! diyerek ve ağlayarak yanına
geldi. Ömer (ra):
– Ey Suheyb! Bana mı ağlıyorsun? (Sakın ağlama), Resûlullah (sav): "Meyyit, ailesinin bazı gûnâ ağlamalarından
dolayı azab olunur" (Muhtar’ül-Ehadisin-Nebeviyye, s. 212, Hadîs No: 307.) buyurdu, dedi.
(Sonra) İbn-i Abbas (şöyle) anlattı: Hz. Ömer vefat ettiğinde bu
vak'ayı Hz. Aişe (ra)'ye anlattım. O da dedi ki:
– Allah, Ömer'e rahmet etsin. Allah'a yemin ederim ki,
Resûlullah (sav): "Allah, ehil ve ailesinin ağlamasından dolayı bir mü'
mini azab eder" dememiştir. Lakin Resûlullah (sav): "Allah, ehl-ü
ailesinin kendisine ağlamasından dolayı kâfirin azabını tezyid eder"
buyurdu. Aişe (ra) (sözüne
devamla):
– Size Kur'ân kâfidir. Cenâb-ı Hakk: "Hiç bir günahkâr,
başkasının günahını yüklenmez", buyurmuştur. Aişe (ra)'nin sözlerinin
naklini müteâkıb Abdullah ibn-i Abbas:
– İnsanı Allah güldürür, Allah ağlatır, dedi. (Râvî)
İbn-i Müleyke (bunları
nakl-ü rivâyet ettikten sonra):
– Allah'a yemin ederim ki, İbn-i Ömer (ra) bundan sonra
birşey söylemedi" demiştir. (Sünen-i
Neseî, Cild 3-4, Hadîs No: 1858; Sahîh-i Müslim, C. 3, Hadîs No: 30 (935);
Sünen-i Tirmizi, C. 2, Hadîs No: 1009.)
* * *
(Sahîh-i Buhâri Tecrîd-i Sarîh, Cild 4, Hadîs No: 639)
Manâ'sı:
"Aişe (ra)'den şöyle rivâyet
edilmiştir: Hz. Aişe demiştir ki:
– Resûlullah (sav) (bir kere) ailesi başında ağlaşmakta olan bir Yahûdî karısının (mezarı) yanından geçmişti de: "Bunlar ölülerine ağlıyorlar. Halbuki ölü kabrinde azab olunuyor" buyurmuştu. (Sahîh-i Müslim, C. 3, Hadîs No: 25 (931); Sünen-, Tirmizi, C. 2, Hadîs No: 1005, 1007.)
(Sahîh-i Buhâri Tecrîd-i Sarîh, Cild 4, Hadîs No: 640)
Manâ'sı:
Mugîre (ra)'den şöyle rivâyet
edilmiştir:
Mugîre, Resûlullah
(sav)'in şöyle buyurduğunu işittim, demiştir:
– Benim ağzımdan yalan
söylemek, başka bir kimseyi dedi diye yalan söylemek gibi değildir. Her kim
bile bile benim ağzımdan yalan uydurursa cehennemdeki yerine hazırlansın!"
Nebî (sav)'in şöyle buyurduğunu da işittim:
"Hangi meyyit ki, ona nevha ve figan edilirse, bu nevha sebebiyle azab olunur." (Sünen’ün-Neseî, C. 3-4, Hadîs No: 1863.)
(Sahîh-i Buhâri Tecrîd-i Sarîh, Cild 4, Hadîs No: 641)
Manâ'sı:
Abdullah ibn-i Mes'ûd (ra)'den şöyle
rivâyet edilmiştir: İbn-i Mes'ûd demiştir ki:
Nebî (sav): "Kim ki (ölüler için) avuç içi ile yanaklarını, (yüzünü) döver ve yakalarını yırtar ve cahiliyyet adeti üzere (münâsebetsiz sözler söyleyerek) feryâd-ü figan eylerse, bu kimse biz(im ehl-i sünnetimiz)den değildir" buyurdu. (Sünen’ün-Neseî, C. 3-4, Hadîs No: 1860; Sahîh-i Müslim, C. 3, Hadîs No: 10 (922); 29 (934); 10 (933); Sünen-i Tirmizi, C. 2, Hadîs No: 1004.)
(Sahîh-i Buhâri Tecrîd-i Sarîh, Cild 4, Hadîs No: 644)
Manâ'sı:
"Aişe (ra)'den şöyle rivâyet
edilmiştir: Hz. Aişe demiştir ki:
Nebî (sav) (Mute
şehidleri Zeyd) İbn-i Hârise'nin,
Cafer'in, İbn-i Revâha'nın haber-i şehadeleri geldiğinde Nebî (sav) (Mescid'de) oturmuştu. Yüzünde âsâr-ı hüzn ü keder
görülüyordu. Ben de kapının, Resûlullah görülebilecek bir aralığından kendisine
bakıyordum. Bu sırada Resûlullah'a birisi geldi. Ve:
– Cafer'in (haremiyle
ailesi) kadınları (ağlaşıyorlar) dedi. Ve (nevha ile) ağlaştıklarını söyledi. Resûlullah (sav)
de o kimseye kadınları bu çığlıktan men'etmesini emretti. O adam gitti. Sonra
ikinci defa Resûlullah'a geldi ve kadınların kendisine itaat etmediklerini
haber verdi. Resûlullah gene:
– Kadınları
men'ediniz, buyurdu. O adam üçüncü defa geldi ve:
– Yâ Resûlullah!
Vallahi kadınlar bize galebe ettiler, dedi. (Râvî Ömer'e diyor ki:) Hz. Aişe:
– Resûlullah o adama: "(haydi git) bu kadınların ağızlarına, (yüzlerine) toprak saç", buyurdu, dedi. (Müslim, Ebû Dâvud, Sünen’ün-Neseî, C. 3-4, Hadîs No: 1847’ de rivayet edilmiştir.)
(Sahîh-i Buhâri Tecrid-i Sarîh, Cild 4, Hadîs No: 646)
Manâ'sı:
"Enes ibn-i Mâlik (ra)'den şöyle
rivâyet edilmiştir: Hz. Enes demiştir ki:
(Bir kere) Nebî (sav) ile Haddâd bir san'atkâr olan
Ebû Seyf (Berâ' ibn-i Evs)'in evine
gitmiştik. Ebû Seyf (in zevcesi Ümm-i Bürde Peygamberimizin mahdûmu Hz.) İbrahim'in murdıası, süt ninesi idi. Resûlullah
(sav) İbrahim'i (kucağına) aldı.
İbrahim'i öptü, kokladı. Bundan sonra bir kere daha Ebû Seyf'in evine gittik. (Bu
defa) İbrahim can veriyordu. Resûlullah
(sav)'in iki gözü yaş dökmeğe başladı. Bunun üzerine (Abdurrahman) İbn-i Avf:
– Yâ Resûlullah! Halk
musibet zamanında sabretmeyebilir, fakat sen de mi? diye taaccüb ve istiğrab
eyledi. Resûlullah (sav):
– Ey ibn-i Avf! Bu
hal, (babanın çocuğuna karşı beslediği)
rikkat ve şefkattir. (Benimki sabırsızlık değil, çocuğuma şefkatimden
gözümden yaş geliyor.) Münâfi bir nevha
değildir, buyurdu. Sonra bu göz yaşını bir diğeri takib eyledi. Bu defa da
Resûlullah (sav):
– Göz ağlar ve kalb mahzun olur. Biz, Rabb'imizin razı
olacağı sözden başka bir kelime ile izhar-ı hüzn etmeyiz. Ey İbrahim! Biz,
senin ayrılığınla pek ziyade mahzun ve mükedderiz" buyurdu. (Müslim, İbn-i Mâce, rivayet
etmişlerdir.)
Hadîs-i şerifte: Mü'min'in
ağlaması içten olur, sessiz gözünden yaş gelir. Münafığın ağlaması baykuş
bağırması gibidir. (Yoksa sabır ve tevekküle Allahu Teâlâ'ya tevekkül etmeye
aykırı ters birşey değildir.)
(Sahîh-i Buhâri Tecrîd-i Sarîh, Cild 4, Hadîs No: 647)
Manâ'sı:
Abdullah ibn-i Ömer (ra)'den şöyle
rivâyet edilmiştir: İbn-i Ömer demiştir ki:
Sa'd İbn-i Ubâde (bir
kere) kendisine
– Yoksa Sa'd öldü mü?
diye sordu.
– Hayır yâ Resûlullah!
Ölmedi, diye cevap verdiler. Peygamberimiz (sav) (müteessir olup) ağladı. Resûlullah (sav)'ın ağladığını
görünce oradakiler de ağlaştılar. Bunun üzerine Resûlullah (sav):
– İşitmediniz mi?
Allah gözyaşı ile, iç üzüntüsü ile insanı azab etmez. Ve eliyle (mübârek) diline işaret ederek:
– İşte bunun yüzünden (ya) azab eder, yahud (vaadini infaz etmez) merhamet eder. Ve meyyit, ailesinin kendisine (menhi bir şekilde) ağlamasından dolayı azab olunur, buyurdu. Ömer (ra) de (cahiliyet adeti üzere) ağlandığında (te'dib için) sopa ile döver, çakıl attırır, toprak saçtırırdı." (Sahîh-i Müslim, C. 3, Hadîs No: 12 (924).)
(Sünen'ün-Neseî, Cild 3-4, Hadîs No: 1843)
Manâ'sı: "İbn-i Abbas (ra)'den:
Resûlullah (sav)'ın, küçük bir kızının ölüm vakti
yaklaşınca, Resûlullah (sav) onu kucağına aldı. Sonra elini, onun üzerine
koydu. Kız, Resûlullah (sav)'ın kucağında iken ruhunu teslim etti. Bunun
üzerine Ümmü Eymen ağlamaya başladı. Resûlullah (sav):
– Yâ Ümmü Eymen, Resûlullah yanında iken niçin
ağlıyorsun? diye sordu. Ümmü Eymen:
– Resûlullah (sav) ağlarken, ben niye ağlamayayım? dedi.
Resûlullah (sav):
– Ben ağlamıyorum. Fakat o göz yaşı rahmettir, buyurdu.
Sonra şöyle dedi:
– Mü'min daima hayır üzeredir. Vücudundan ruhu
çıkarılırken o yine Allahu Teâlâ'ya hamdeder."
(Sünen'ün-Neseî, Cild 3-4, Hadîs No: 1851)
Manâ'sı:
"Hakim ibn-i Kays (ra)'dan: Kays
ibn-i Asım şöyle dedi:
– Benim arkamdan feryâd-ü figanla ağlamayınız. Çünkü Resûlullah (sav): "Ölünün arkasından çığlık atarak ağlanmaz" buyurdu. (Hadîs-i Şerîf, REH No: 2955, 2956, 2964, 3106.)
(Sünen'ün-Neseî, Cild 3-4, Hadîs No: 1852)
Manâ'sı:
"Enes (ra)'den:
"Resûlullah (sav)
kadınlarla biat ettiğinde (ölünün arkasından) feryâd-ı figanla ağlamamak üzere de biat etti. Bunun üzerine kadınlar:
– Yâ Resûlullah,
cahiliyyede, bazı kadınlar, ağlarken bize katılmışlardı. Şimdi biz de onlara
katılamaz mıyız? diye sordular. Resûlullah (sav):
– İslâmda bir araya gelip topluca ağlamak yoktur, (Sahîh-i Müslim, C. 3, Hadîs No: 33 (937); Sâhîh-i Buhâri Tecrid-i Sarîh, Cild 4, Hadîs No: 648.) buyurdu".
Peygamberimiz
(sav)'in kadınların elinden tutup biat etmediklerini söylerler. Bu söz
yanlıştır. İlk defa peygamberimiz (sav)' in elinden tutup biat ettiler. Mekke'nin fethinde Peygamberimiz(sav)'e
vekaleten Hz. Ömer (ra)'in elinden tutup biat ettiler. Daha sonra Peygamberimiz
(sav) kadınların elinden tutup biat etmedi ve yasakladı. Bu hadîste de
Peygamberimiz (sav) kadınlarla biat ettiğinde ölünün arkasından feryadı figan
ile ağlamamalarını şart koştu ve öyle biat etti. (Biat: Elinden tutup, yemin
edip, söz verip, sözünden ayrılmayacağına yemin etmektir.)
(Sünen'ün-Neseî, Cild 3-4, Hadîs No: 1861)
Manâ'sı:
"Safvân ibn-i Muhriz (ra)'den:
Ebû Mûsa bayıldı.
Bunun üzerine ağlamaya başladılar. Ebû Mûsa (ayılınca):
– Resûlullah (sav): "Saçını yolan, elbisesini yırtan ve sesini yükselten bizden değildir." buyurarak, bizi, bu nevî şeylerden uzaklaştırdığı gibi, ben de sizi uzaklaştırıyorum (nehyediyorum)" (Hadîs-i Şerif, REH No: 4304; Kenzü’l-İrfan Hadîs No: 695-699; Deylemî, Müsned, Hadîs No: 3778; Sünen’ün-Neseî, C. 3-4, Hadîs No: 1863-1867.)
(İmam Celâleddin Es-Süyûtî, KabirÂlemi, s. 172)
"İbn-i Ebi'd
Dünya, Bekir ibn-i Abdullah el-Müzni'den rivâyet ettiğine göre şöyle demiştir:
– Her ölenin ruhu meleğin elinde kalır. Onu yıkarlarken,
tekfin ederlerken ve onların her yaptıklarını görür. Eğer konuşmaya muktedir
olsaydı, onların yüksek sesle ağlamalarını menederdi."
(İmam Celâleddin
Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 178)
"İbn-i Cerir, İbn-i Abbas (ra)'dan rivâyet
edildiğine göre;
Ondan, "Semâ ve arz onların üzerine ağlamadı" (Sûre-i Duhan, Âyet 29.) meâlindeki âyeti kerime hakkında:
– Semâ ve arz insanlar için ağlayacaklar mı? diye
sorulmuş. İbn-i Abbas:
– Evet. Her kişinin semada iki kapısı var, birisinden
ameli yükselir, öbüründen rızkı iner. Mü'min kul ölünce semadaki o kapılar kapanır
ve onun için ağlarlar.
Zemindeki namazgahı ve zikirgahı da onu kaybedince zemin
de onun için ağlar.
Firavun'un kavmi ise onlar için zeminde hayırlı birşey
olmayınca ve semadaki kapılarında hayırlar yükselmeyince sema ve zemin onlar
için ağlamadı, demiştir."
(İmam Celâleddin
Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 179)
"Saîd ibn-i Mansûr ve Ebû Nuaym Mücahid'den rivâyet
ettiklerine göre:
– Ölen her mü'min için semâ ve zemin kırk sabah ağlarlar,
demiş".
(İmam Celâleddin
Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 179)
"Ebû Nuaym, Atâ el-Horasani'den rivâyet ettiğine
göre şöyle demiştir:
Allah için zeminin her hangi yerinde secde eden âbidin
secde ettiği yer onun için kıyamette şehadet edecek ve ölünce üzerine
ağlayacaktır."
(Muhtar'ül-Ehadîsin-Nebeviyye,
s. 612, No: 1289)
Manâ'sı: "Müslim rivâyet etmiştir:
– NAHİA tevbe etmeden öldüğü takdirde, kıyamet günü
üzerinde, katrandan bir gömlek ve uyuz (yapan) bir zırhla kalkacaktır.
NAHİA: Cahiliyet devrinin hususî mahiyette tutulan
ağlayıcısı ve maniler söyleyicisidir."
Ölülerin ardından destan
yazan kimseler de, bu bölüme girer. Kahramanlık destanları müstesnâ.