KABİR AZABINDAN KURTARAN ŞEYLER
(İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 302-304)
Taberani "el_Kebir" de, Hakim-i
Tirmizi "Nevadir el-Usul'de, İsbehani "Tergib" de Abdurrahman
ibn-i Semurete (ra)'dan rivâyet ettiklerine göre, şöyle demiştir:
Bir gün Resûlullah
(sav) yanımıza geldi. Buyurdu ki:
- Dün akşam acayip bir
şey gördüm. Ümmetimden, ruhunu almak için kendisine melek'ül-mevt gelen bir
adam gördüm. Onun, ana babasına yaptığı iyilikler, o meleği çevirdiler.
Ve ümmetimden, kabir
azabına kapılmış bir adam gördüm. Onun aldığı abdestler gelip o azaptan
onu kurtardılar.
Ve ümmetimden bir adam
gördüm, şeytanlar etrafını sarmışlardı. Onun Allah'a yaptığı zikir
geldi. Zikrullah, Allah'ı zikretmek geldi. Onu onların arasından kurtardı.
Ve ümmetimden, azap
meleklerinin etrafını sardığı bir adam gördüm. Namazı gelip onu, onların
elinden kurtardı. (Demek ki, zikir şeytanlardan kurtardı. Namaz ise azap
meleklerinden kurtarıyor. (Zikir ve namaz ayrı ayrı olduğu meydana çıkıyor).
Ve ümmetimden bir adam
gördüm, susuzluktan ağzını açmıştı. Vardığı her havuzdan kovuluyordu. Sonra orucu
gelip ona su verdi, onu doyurdu.
Ve ümmetimden bir adam
gördüm; yanında Peygamberler halka halka oturmuşlar. O adamın, yaklaştığı her
halka onu kovuyordu. Sonra cenabetten yıkanması geldi, elinden tutup onu
yanıma oturttu.
Ve ümmetimden bir adam
gördüm, önü karanlık, arkası karanlık, sağı karanlık, solu karanlık, altı
karanlık, üstü karanlık. O karanlıklar içinde şaşırmıştı. Sonra Hacc ve
umresi geldi, onu o karanlıklardan kurtardılar. Etrafını nurlarla
doldurdular.
Ve ümmetimden bir adam
gördüm, mü'minlerle konuşur. Onlar onunla konuşmazdı. Sıla-i rahim
geldi, "Ey mü'minler cemâatı! Onunla konuşun" deyince onunla
konuşmaya başladılar.
Ve ümmetimden birisini
gördüm, eliyle ateşin alev ve kıvılcımlarını yüzünden kovuyordu. Sonra, verdiği
sadakalar geldi, yüzüne bir örtü, başında gölgelik oldular.
Ve ümmetimden birisini
gördüm, her taraftan gelen zebaniler onu yakalamıştılar. Adamın yaptığı emr-i
bi'l-Mâruf nehyi ani'l-münker gelip onu onların ellerinden kurtardılar,
rahmet meleklerinin ellerine teslim ettiler.
Ve ümmetimden bir adam
gördüm, dizleri üzerine çözelmiş. Allah ile onun arasında bir perde vardı. Güzel
ahlâkı geldi, elinden tuttu. Onu Allah'ın huzuruna bıraktı.
Ve ümmetimden sahifesi, sol eline verilmiş bir adam
gördüm. Onun Allah'tan korkusu geldi, sahifesini
sağ eline verdi.
Ve ümmetimden terazisi hafif kalmış bir adam gördüm.
Yaptığı iyilikteki aşırılıklar gelip terazisini ağırlaştırdı.
Ve ümmetimden, cehennem kenarında olan bir adam gördüm. Allah
korkusu gelip onu kurtardı. Adam ordan geçti.
Ve ümmetimden bir adamı ateş içinde gördüm. Dünyada Allah
korkusundan akan göz yaşları gelip onu ateşten çekti."
Ve ümmetimden bir adam gördüm. Sırat köprüsü üstünde
durmuş, hurma yaprağının titrediği gibi titriyordu. Allah'a olan hüsn-ü
zannı geldi. Titremesi durdu. Adam köprüden geçti.
Ve ümmetimden, sırat köprüsü üstünde bir adam gördüm.
Bazen yavaş yürür, bazen sürünürdü. Bana olan salâvatları geldi, elinden
tutup onu ayağa kaldırdılar ve adam geçti.
Peygamberimiz (sav)'e
bağışladığı dualar, tesbihler ve salâvat-ı şerife sırattan kurtarıyor.
(İşte camide salâvat
getirilmez musafaha olmaz diyenlere: Salâvat-ı Şerîfe cehennemden kurtarıyor,
camide namaz kılmak da cehennemden kurtulmak değil mi? Niçin caiz olmasın).
Ve ümmetimden bir adam gördüm. Cennet kapılarına varmış,
fakat kapılar ona kapalı... Lâ ilâhet illallah şehadeti geldi, ona
kapıları açtı ve onu cennete koydu.
Hadîs-i Kudsi:
("Lâ ilâhe illallah
benim kalemdir. Kim o kaleye girerse her türlü kötülükten emin olur.")
Ve dudakları makaslanan bir halk yığını gördüm:
- Yâ Cibril, kimdir bunlar? dedim. O dedi ki:
- Bunlar halk arasında
koğuculukla gezen insanlardır.
Ve dillerinden asılmış, erkekler gördüm:
- Kimdir bunlar, dedim Cibril dedi ki:
- Bunlar, mü'min kadın
ve erlere haksız olarak iftira atanlardır.
Kurtubi, dedi ki: "Bu büyük bir hadîstir. Resûlullah (sav), özel ve korkunç hallerinden kurtaran özel amelleri onda zikretmiştir."
(Hadîs-i Şerîf, REH No: 3971)
Manâ'sı:
İki göze katiyyen ateş dokunmaz:
1. Allah korkusundan
ağlayan göz,
2. Allah yolunda (düşmana
karşı) nöbet tutan göz. (Hadîs-i Şerîf, REH 3053,
3347, 3425, 3427, 3428.)
(İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 304)
Tirmizi (hasen gördüğü bir rivâyetle), İbn-i Mâce ve Beyhaki, Selman ibn-i Sard
ve Halid ibn-i Artaka (ra)'dan rivâyet ettiklerine göre, Resûlullah (sav) şöyle
buyurmuştur:
- Kim ki, karın
ağrısından ölürse, kabrinde azap görmez.
(İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 305)
Neseî, İbn-i Mes'ud (ra)'dan rivâyet
ettiğine göre, şöyle demiştir:
- Kim Tebâreke
sûresini her gece okusa, Allah onunla onu kabir azabından korur. Biz Resûlullah
(sav) zamanında, bu sûreyi "koruyucu" diye isimlendirdik."
(İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 305)
Halef ibn-i Hişam,
"Fezâilü'l-Kur'ân"da, ve Hakim, sahih gördüğü bir rivâyette ve
Beyhaki, ibn-i Mes'ud (ra)'dan rivâyet ettiklerine göre, şöyle demiştir:
- Tebâreke sûresi,
koruyucudur. Kabir azabından kurtarır. Azap kabirde onu okuyanın baş ucuna
gelir. Baş der ki: "
(İmam Celâleddin
Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 307)
Daremi "Müsned"inde, Halid ibn-i Madan'dan rivâyet ettiğine
göre, şöyle demiştir:
Bana ulaş ki, secde sûresi, kabirde sahibini korur:
"Yâ Rabbi eğer benim senin kitabından isem, beni ona şefâatçı kıl, eğer
kitabından değil isem beni ondan imha et" der. Kuş şekline girer,
kanatlarını açıp ona şefâat eder, onu, kalan azabından kurtarır.
(Yani ilk defa azap
çekiyor en sonunda o kuş şeklinde gelip kendini kurtarıyor).
(İmam Celâleddin
Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 307)
Daremi ve Tirmizi, Cabir (ra)'den rivâyet ettiklerine göre şöyle
demiştir:
- Resûlullah (sav), sece sûresi ile mülk sûrelerini
okumadan uyumazdı.
(İmam Celâleddin
Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 307)
Rafii'nin de rivâyet ettiğine göre:
Yemenli salih kullarından biri, bir ölüyü defnetmiş. Halk
ayrıldığında, o, kabirden şiddetli bir vuruş seslerini işitmiş. Sonra,
kabirden, siyah bir köpek çıkmış. O salih; "helâk olasın, nesin sen?"
demiş. O demiş ki:
- Ben ölünün ameliyim. Şeyh:
- O vuruşlar sana mıydı, ona mıydı? demiş. O:
- Hayır bana idi, yanında Yasin ve benzeri sûreleri
gördüm, benimle onun arasına girdiler. Böylece dövüldüm ve kovuldum."
(İmam Celâleddin
Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 308)
İsfehani, "Tergib"de, İbn-i Abbas (ra)'dan rivâyet ettiğine
göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:
- Kim Cum' gecesi akşam namazından sonra iki rekat namaz
kılıp, her bir rekatta, Kurân Fatihasını bir sefer, "iza
zülzileti'l-ard" sûresini onbeş sefer okusa, Allah ona ölüm sekeratını
kolaylaştırır. Onu kabir azabından kurtarır. Kıyamet gününde, Sırat Köprüsü
üstünden de geçmeyi ona kolaylaştırır. (Hadîs-i
Şerif, REH No: 5325.)
(İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 308)
Beyhaki, İkrime ibn-i Halid el-Mahzumi'den
rivâyet ettiğine göre şöyle demiştir:
- Kim cum'a günü veya
cum'a gecesi ölse iman üzere hayatına hitam verilir. Ve kabir azabından
korunur.
(Cum'a günü ölen bir mü'min iman ile ölür.
Kabir azabından da korunur.)
(İmam Celâleddin
Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 308)
Beyhaki'den ibn-i Recep şöyle demiştir:
Enes ibn-i Malik (ra)'den zaif bir senedle:
- Ramazan ayında ölüler üzerinden kabir azabı kaldırılır,
diye rivâyet edilmiştir.
Bilâl Babam da başka bir
hadîs-i şerîfin manâsında ezan okununca ikinci ezan vaktine kadar kabir azabı
kalkar. Şartı: Okunan ezan mezarlıktan duyulması lazım. Her beş vakit ezan
vakti vaktine okunursa kabir azabı tüm kalkar. Hangi ezan vaktinde okunmazsa
tekrar ezan okununcaya kadar kabir azabı yine olur, buyurdu.
(Hadîs-i Şerîf, REH
No: 313)
Manâ'sı:
Müezzin ezan okuduğu zaman şeytan
mescitten şiddetle uzaklaşır; müezzin (ezanı bitirip) susunca tekrar gelir. Müezzin kamet getirmeye başladığında şeytan
mescidden yellenerek çıkar ve bitirince tekrar dönüp gelir, ilâ âhir...
(İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 308)
Yafii "Ravz er-Reyyahin"de veli
birisinden rivâyet ettiğine göre şöyle demiştir:
- Ben Allah'tan
kabirdekilerin makamlarını bana göstermesini istedim. Bir gece kabirlerin
yarıldığını gördüm. Bazılarının en A'la kumaş üstünde, bazılarının ipek üstünde
bazılarının çiçekler üstünde, bazılarının koltuklar üstünde yattıklarını,
bazılarının ağladığını, bazılarının güldüğünü gördüm. Ben:
- Yâ Rabbi,
- Yâ filan, bunlar amellerin dereceleridir.
İşte atlas kumaşta yatanlar güzel ahlâk sahipleridir.
İpek üstünde yatanlar, şehidlerdir. Reyhan çiçekleri üstünde yatanlar, oruç
tutanlardır. Tahtlar üstünde yatanlar ise, Allah yolunda birbirini sevenlerdir.
Ağlayanlar ise, günahkârlardır. Gülenler ise tevbe edenlerdir", dedi.
(İmam Celâleddin
Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 310)
Taberani, Ebû Ya'la, Beyhaki, "Şuab"da, İsfehani
"Tergib"de ibn-i Ömer (ra)'den rivâyet ettiklerine göre Resûlullah
(sav) şöyle buyurmuştur:
- Lâ ilâhe illallah diyenler ölümde, kabirde ve haşirde
vahşet ve sıkıntı görmezler.
(İmam
Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 530)
Neseî ve İbn-i Hibban "Sahih"inde ve Merdeveyh ve Darekutni
Ebû Ümâme (ra)'den rivâyet ettiklerine göre Resûlullah (sav) şöyle buyurdu:
- Kim, farz namazlarının sonunda âyetel-kürsiyi okusa
ölümden başka cennet ile onun arasında perde olacak hiç birşey yoktur.
Beyhaki "Şuab"da aynısını Hz. Ali (ra)'den
rivâyet etmiştir: Yine Beyhaki, Salsal ibn-i Delhemiş hadîsinden bunu şu ibare
ile rivâyet etmiştir:
- Kim her namaz sonunda âyet-el kürsiyi okusa, onunla
cennet arasında ölümden başka hiçbir şey kalmaz. Öldüğü zaman cennete girer.
Hadîs-i Şerîfte Peygamberimiz (sav); "Kabir, ya cennet bahçelerinden bir bahçe ya cehennem çukurlarından bir çukurdur", diye buyuruyor. Bu hadîs de bir benzeridir.
Vehhabiler
kabir ziyâretini, Mevlid-i Şerifi inkar eder, insan ölünce öldü gitti der.
Kabir sorgu sualini inkar
- Sizin Zuum ettiğiniz gibi Peygamber diri
mi? Yoksa bizim itikad ettiğimiz gibi Peygamber ölü mü? diye soruyor.
Kendilerininkini itikad sayıyor, bizim itikadımızı zuum sayıyor. Halbuki
kendilerininki zuum, bizimki itikadtır. Zuum, asılsız, aslı var zannedilene, itikad,
asıllı, gerçek olan manâsınadır.
Kabire vardığında:
- Esselamü Aleyküm ya ehli
kubur diye selam vermen lazım. Selamı almayacaklarsa neden selam veriyorsun.
Bedir şehitlerinin Cum'a
geceleri def çalarak zikrullah ettiklerini zahir kulağımızla dinledik diyen
bazı kimseler olmuş. İmam-ı Rabbani Hazretleri "Ben de aynısını dinlemek
ve kitaba yazmak için özel olarak gidip, iyice zahir kulağımla dinleyip
yazacağım" diye Bedir'e geldim ve dinledim "Gece def çalaraktan
aşikare cehri zikrullah yaptıklarını zahir kulağımla dinledim" diye buyuruyor.
Bu da ölen iyi kimselerin ibadet yapabileceklerine ve yaptıklarına delildir.
(İmam Celâleddin
Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 310)
Ebû Ya'la, Beyhaki, İbn-i Mende, Enes (ra)'den rivâyet ettiklerine
göre, Resûlullah (sav):
- Peygamberler, kabirlerinde diridirler ve namaz
kılarlar, diye buyurdu.
(Sûre-i Bakara, âyet 154)
Meâl'i: Allah yolunda ölenleri öldü sanmayın, onlar
diridir, velâkin siz bilemezsiniz.
O zat dedi ki:
(Fe hüve hayyun fi
kabrihi)
"O kabrinde
diridir" hadisini okur. Vali:
- Diri ise diriliğini
göster. Eğer gösteremezsen seni öldürürüm. Aslında maksadı bu, ulemayı
öldürmek. Çünkü ehli sünnet itikadını yok etmek istiyor. O zat diyor ki:
- Seninle Resûlullah'ın
kabrine gidelim. Ben çağırayım. Ya Resûlullah, biz seni diri olarak biliyoruz,
inanıyoruz. Bunlar senin ölü olduğuna inanıyor. Sen diri isen bize diriliğini
göster diyeceğim. Göstermezse o zaman beni öldür, diyor. Vali o zatı huzurundan
kovuyor.
- Git diyor. Yanındakiler
Valiye:
- İş açığa çıkacaktı.
Neden kabul etmedin? deyince Vali:
- Belki Peygamber
diriliğini gösterirse bizim Vehhâbî mezhebinin itikadı kökten sarsılı, yıkılır
diye korktum.
Vali o zatı öldürtmek için
gideceği yolun üzerine silahlı adamlar çıkardı. O zat oraya yetişmeden
hastalandı, vefat etti. Vehhâbîlerin kinleri buğuzları Ehl-i Sünnet'e karşı
böyledir.
(Hâdîs-i Şerîf, REH
No: 207)
Manâ'sı:
Ölülerinizn kefenlerini iyisinden yapın.
Çünkü kabirlerinde onlar, onunla birbirlerine iftihar edip ziyâret ederler.
(Es-Süyûtî, s. 318'de.)
(Hâdîs-i Şerîf, REH No: 1322)
Manâ'sı: Peygamberler kabirlerinde 40 geceden fazla terkedilmezler. Sura
üfürülünceye dek Allah'ın huzurunda namaz kılarlar.
(Sahih-i Buhari Tecridi Sarih, Cild 4, Hadîs No: 678)
Manâ'sı:
Abdullah ibni Ömer (ra) den:
Sizden biriniz vefat
ettiğinde sabah ve akşam ona kendi makamı gösterilir. O kimse ehli cennetten
ise, ehli cennet makamından bir makam, ehli nâr'dan ise cehennem hücrelerinden
bir karargah gösterilir ve ona (burası senin müstakbel ve ebedi durağındır.
Kıyamet günü Allah seni buraya gönderecek)
denilir. (Sahîh-i
Müslim, Cild 8, Hadîs No: (2866) 65; Hadîs-i Şerîf, REH No: 1525, 4506, 859.)
(İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 310)
Müslim, Enes (ra)'den rivâyetine göre,
Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:
- Mi'raca çıktığım
gece Mûsa (as)'ın yanından geçtim. O kabrinde namaza durmuştu.
(İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 311)
"Ebû Nuaym... Sabit'den rivâyet
ettiğine göre, o Hamid et-Tavile:
- Peygamberlerden
başka kimsenin kabrinde namaz kıldığını biliyor musun, demiş. O:
- Hayır, demiş. Sabit:
- Yâ Rabbi!
(İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 312)
"Ebû Nuaym, Cübeyr'den şöyle dediğini
rivâyet etmiştir:
Ondan başka ilâh
olmayan Allah'a yemin ederim ki, ben Sabit el Bennani'yi kabrine koyduğum zaman
Halid et-Tavil de yanımda idi. Kabrinin duvarını ördüğümüzde, lahdine bir taş
düştü, baktım namaz kılıyor. O daima şöyle dua
"Yâ Rabbi!
(İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 312)
İbn-i Mende... Ebû Hammad el-Haffar'dan
(güvenilir ve muttaki bir zat idi) senediyle rivâyet ettiğine göre şöyle
demiştir:
- Cum'a günü, öyle
vaktinde, kabristana girdim. Hangi kabrin yanından geçtiysem, onda Kur'ân
okunduğunu işitiyordum.
(İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 312-313)
Tirmizi, hasen gördüğü bir rivâyette, Hakim
ve Beyhaki Abdullah ibn-i Abbas (ra)'dan rivâyet ettiklerine göre, O şöyle
demiştir:
- Resûlullah (sav)'ın
sahâbilerinden birisi çadırını bir kabrin üstünde kurdu.
- O, kurtarıcıdır, o
koruyucudur, insanı kabir azabından kurtarır, diye buyurdu.
Ebû'-Kasım es-Sa'di,
Ruh kitabında şöyle demiştir:
- Bu Peygamberimiz (sav)'den bir tasdiktir ki, ölü kabrinde Kur'ân okur.
Çünkü Abdullah (ra), Peygamberimize haber vermiş, O (sav) da, tasdik etmiştir.
(İmam Celâleddin
Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 313)
Hafız Zeyneddin ibn-i Recep "Ehl-ul Kubur" kitabında, şöyle
demiştir:
- Allah Berzah âleminin ehlinden bazılarına salih
amelleri ikram eder, amelleri kesildiğinden onunla onlara sevap hasıl olmasa
da, Allah'ın zikir ve taatiyle nimetlenmek için daha önce yaptığı ibadet o
âlemde devam eder. Tıpkı, melekler ve cennet ehlinin zikir ve ibadetle nimetlendikleri
gibi... Sevap olmasa dahi zikir ve ibadetler, erbabı için, bütün dünya
nimetlerinden daha büyük bir nimettirler. Ve lezzetleri daha fazladır.
(Hakiki)
mutlular, Allah'ın zikir ve taatinden
başka şeylerle mutlu olamamışlardır."
Bilal Babam, Bu dünyada
sülûkunu ikmal edemeyen müritler eğer dersine deva ediyorsa ömrü de kifayet
etmemişse o kabrinde sülûkunu ikmal edinceye kadar çalışır. Kâdirî tarikatında
olanı bizzat ben rüyamda gördüm. Kendine:
- Ne yapıyorsun
Mustafa dedim. Mustafa:
- Hz. Pir'in burda dergahı var. Sülûkunu ikmal edemeyen müridleri çalıştırıp sülûkunu devam ettiriyorlar, ben de onlardan biriyim dedi, buyurmuştur.
(İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 313)
Ebû'l-Hasen ibn-i el-Berrâ
"Ravza" kitabında, Abdullah ibn-i Muhammed ibn-i Mansur'dan İbrahim
el-Haffar'ın ona şöyle dediğini nakletmiştir:
- Bir kabir kazdım,
bir taş göründü, taş kabrin önünden açıldığında misk kokusunu hissettim. Baktım
yaşlı bir adam, kabrinde oturmuş Kur'ân okuyor.
(İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 314)
Hafız, Ebû'l-Alâ El-Hemedani ölümünden
sonra rüyada duvarları kitaplardan olan bir şehirde görünmüş.
- Nedir bu? diye
sorulduğunda O demiş ki:
- Allah'tan istedim
ki, hayatımda ilimle meşgul olduğum gibi kabrimde de beni ilimle meşgul etsin.
İşte kabrimde de ilimle meşgulum.
(İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 315)
Beyhaki, Ebû Hüreyre (ra)'den, Resûlullah
(sav)'ın şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir:
- Ben kendimi cennette gördüm. Orda, bir adamın Kur'ân okuduğunu işittim,
kimdir bu dedim. "Hârise ibn-i Numan'dır, dediler. İşte hayırlı insan
böyledir, böyledir, böyledir.
(İmam Celâleddin
Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 315)
İbn-i Ebû Dünya, Yezid er-Rekkai'tan naklettiğine göre; şöyle demiştir.
- Bana ulaştı ki, mü'min öldüğü zaman, Kur'ân'dan
öğrenmediği parça kalmışsa; Cenâb-ı Hakk, ona Kur'ân öğretecek melekleri
gönderir. Bu durumu kıyamete kadar devam eder.
Hem Kur'ân hem de diğer
derslerden hangisi yarıda kalmışsa sülukunu ikmal edememişse o kabrinde
sulûkunu ikmal edinceye kadar çalışır. Kur'an okuyup hafız olmak istiyor, o da
yarıda kalmışsa, onun sülûku da eksik kalan hafızlığını ikmal etmektir.
(İmam Celâleddin
Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 322)
İbn-i Asakir, Meymûn ibn-i Mehran yoluyla ibn-i Abbas (ra)'dan rivâyet
ettiğine göre şöyle demiştir:
Resûlullah (sav)'a:
- Seni rüyada gördüm. Dıhyetü'l-Kelbi ile konuşuyordunuz,
konuşmanızı kesmek istemedim, dedim. O buyurdu:
- Gerçekten gördün mü? Ben:
- Evet, dedim. Buyurdu ki:
- O Cibril'dir uyanık ol, gözün kapanacak. Allah,
ölümünde onu sana bir daha gösterecek.
Ravi dedi ki:
İbn-i Abbas (ra) defnedildiği zaman, yatağına bırakıldı,
çok beyaz bir kuş geldi, kefenine girdi. Bunun üzerine o kuşu aramaya
başladılar.
İkrime
bunun aynısını rivâyet edip şunu da ilave etmiş:
- Kabrine bırakıldığı zaman ordaki herkesin işittiği bir sesle "Ey
nefs-i mutmainne. Rabb'ine dön Razi ve marzi olarak... Kullarımın içine gir,
cennetime dahil ol. (Sûre-i Fecir, Âyet 27-30.)
(Rabbın senden, sen de Rabbından razı olduğun halde kullarımın içine gir, cennetime dahil ol, demektir.)
(İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 324)
İbn-i Ebû Dünya, Yahya ibn-i Râşit'den
nakline göre, Ömer ibn-i el-Hattap (ra) vasiyetinde şöyle demiştir:
- Kefenimde iktisad
edin,
Ve kabrimde de iktisat
edin. Çünkü eğer, Allah katından bana verirse, gözüm alacağı kadar bana kabrimi
genişlettirir. Eğer başka şekilde isem, kaburgalarım birbirine geçinceye kadar
üzerime daraltılır.
(İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 324)
Abdullah ibn-i Ahmed
"Zevaidüz-Zühd"de, Ubâdete ibn-i Nusayy (ra)'den rivâyet ettiğine
göre, şöyle demiştir:
- Ebû Bekir (ra) ölüme
yaklaştığı an, Aişe (ra)'ye şöyle dedi:
-
Ya en güzel şekilde
giydirilecektir veya hepten soyulacaktır.
(İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 325)
İbn-i Neccar "Tarih"
Bir adam öldü, kefen
evinden ona bir kefen getirildi. Kefen fazla geldi. Ben fazlalığı kestim. Gece
olunca biri gelip dedi:
- Sen Allah'ın
velisinin kefeninde bahilik yaptın. İşte senin kefenini
(Hz. Meryem'e hergün
devamlı cennetten meyve geliyor. (Sûre-i A'li İmran, Âyet 37.) Kitabımızda geniş şekilde açıkladık. Bu
âyetin karşılığında bu hadiste de kefeni niçin az yaptın, kefen senin olsun biz
ona cennetten kefen verdik, buyuruyor.)
(İmam Celâleddin
Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 326)
Beyhaki "Delâil" de Enes ibn-i Mâlik (ra)'den rivâyetine
göre:
Ömer ibn-i el-Hattâp (ra) bir ordu düzenledi, Alâ ibn-i
el-Hadremi'yi de başlarına komutan yaptı. Ben de o gaziler içinde idim.
Seferden döndüğümüzde Alâ (ra) öldü, defnettik. İş bitince bir adam geldi:
- Kimdir bu? dedi. Biz:
- İnsanların iyilerinden Alâ ibn-i el-Hadremi'dir, dedik.
O:
- Bu arazi, ölüleri dışarı atar, iyisi onu bir iki mil
ilerde, ölüleri kabul eden yere nakledin. Bunun üzerine kabri deştik, lahdine
ulaştığımız zaman, baktık arkadaşımız içinde yok ve kabri göz alacak kadar
nurla genişleyip parlıyor. Biz üzerine toprağı attık ve yolumuza devam ettik.
Bu kıssa, Ebû Hüreyre (ra)'den de varit
olmuştur. Ebû Nuaym "Delâil" de rivâyet etmiştir. Rivâyetin lafzı
şöyledir:
"...Arkadaşımız öldü, biz onu kuma gömdük. Sonra,
vahşi hayvanlar gelir, onu yer dedik ve kabrini deştik, fakat onu
bulamadık."
(Bilâl Babam sordular; bir
evliyanın kabrini kazdık bomboştu. Başka yere mi defnedilmiş acaba? Büyük zat
olunca çürümemesi lazım. Bilâl
Babam da: O kabrinde olur görünmez, isterse kabrinde ceset ile görünür. Orda
göremedim deyince hemen yok, burda değil manasına gelmez. Onda türlü hikmetler
vardır. Maneviyatta orda olur, zahiri göze görünmez. Bunu maneviyat gözü açık
olanlar bilir, buyurdu. Bu hadiste de aynısı oluyor.)
(İmam Celâleddin
Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 327)
İbn-i Ebû Dünya, "Rikka ve Beka" kitabında Miskin ibn-i
Bekir'den rivâyet ettiğine göre:
- Verrad el-İcli, öldüğü zaman, kabrine götürülüp lahdine
bırakılacağında baktılar ki, lahdi reyhan çiçeği ile döşenmiş. Bazıları o
çiçekten bir miktar aldılar. Yetmiş gün yaş durdu, bozulmadı. İnsanlar gidip
onları seyrediyordular. Etrafında kalabalık oluyordu. Bunun üzerine Emir, fitne
korkusundan çiçeği aldı, halkı dağıttı. Sonra, Emir evinde o çiçeği kaybetti ve
nereye gittiğini bilemedi.
(İmam Celâleddin
Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 340)
Rafii'nin rivâyetine göre, Zeyneddin el-Busi fakih Abdurrahman
en-Neviri' hakkında demiş ki:
O Mansûra'da iken müslümanlarla beraber esir düştüğünde
Kur'ân'dan şu âyeti okuyordu:
"Allah yolunda katledilenleri ölü sanmayınız. Onlar
Allah katında diridirler, rızıklanırlar." (Sûre-i
A'li İmran, Âyet 169.)
Nihayet fakih
Abdurrahman öldürüldü. Haçlı ordularından biri geldi. Elinde bir gırba vardı,
iki eliyle ona vurdu ve:
- Ey müslümanların
papazı, sen diyorsun ki: Rabb'imiz diyor: "Onlar diridirler,
rızıklarnırlar" göster bakalım, dedi. Birden fakih Abdurrahman başını
kaldırdı ve iki sefer:
- Kâbe'nin Rabb'ine
yemin ederim diridirler, dedi.
Bunun üzerine Haçlı
atından
(İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 340)
Kuşeyri'nin "Risale"sinde,
senediyle Şeyh Ebû Said el-Harraz'dan rivâyet edildiğine göre şöyle demiştir:
- Ben Mekke'de idim.
- Yâ Ebû Saîd, bilmez
miydin, Allah'ın dostları ölseler de diridirler. Onlar ölmezler, ancak bu
diyardan başka bir diyara gö ederler.
Yine Kuşeyri'nin
"Risâle"sinde, Şeyh Ebû Ali er-Ruzbâri'den rivâyet edildiğine göre:
O bir fakiri kabrine
koymuş. Kefeninin başını açtığında başını toprağa bırakmış ki, Allah
fakirliğine rahmet etsin.
Ebû Ali dedi ki: O
fakir gözlerini açtı ve:
- Yâ Ebû Ali, nazımı
çekenin önünde beni sefil gösterme, dedi. Ben:
- Efendim, ölümden
sonra hayat mı olur, dedim. Bana dedi ki:
- Hayır ben diriyim,
Allah'ın bütün dostları diridirler, yarın makamımla
(İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 348)
Hafız Zehebi, "Tarih"
Halife Vasık, hadîs
imamlarından birisi olan Ahmed ibn-i Nasr el-Huzai'ye Kur'ân'ın mahluk olduğunu
dedirtmek istedi. O
- Geceleyin baş hep
kıbleye döner, açık bir lisan ile Yâsin sûresini okurdu.
Zehebi demiş ki, bu
kıssa çok yönlerden rivâyet edilmiştir. Bir yönü Hatibin İbrahim ibn-i İsmail
ibn-i Halef'den rivâyet ettiğidir. Demiş ki:
- Dayım Ahmed ibn-i
Nasr, işkence ile öldürüldüğü ve asıldığı zaman, dediler ki: "Başı
geceleyin Kur'ân okuyor". Ben gittim, yakın bir yerde geceledim. Millet
yattığında Ankebût sûresinin şu beş âyetlerini okuyordu:
"Elif Lam Mim.
İnsanlar inandık deyip kurtulacaklarını mı sanırlar." (Sûre-i Ankebût, Âyet 1-2.)
Bunun üzerine
titremeye başladım.
Bilâl Babam buyurdu:
Kur'ân mahluk mudur, halik midir, sorusuna büyük evliyaullahlar ittifakla Kur'ân halikten ayrı değildir, Kur'ân mahluk değildir. Kur'ân yaratandan ayrı değildir. Bu hadiste de aynısını söylüyor.
Diyen Kur'ân'a mâhluk kâfir,
Ki natik biledir lafz ile herdem,
Sen seni bildin mi hey
Adem,
Hakk seni yarattı gayet
mükerrrem.
Gönül ayinesin
sil gubarın,
Tecelli
Bilirsen kendini Seyfi hakkı bildin,
Budur ben
bildiğim vallahu âlem.
Seyyid
NİZAMOĞLU
(İmam Celâleddin
Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 348)
İbn-i Asâkir, İmam Leys'in katibi Ebû Salih tarikiyle, Yahya ibn-i Ebû
Eyyûb el-Huzai'den rivâyet ettiğine göre şöyle demiştir:
Birisinden işittim anlatıyordu:
- Ömer ibn-i Hattap (ra) zamanında mescide kapanmış, âbid
bir genç vardı. Ömer (ra)'in çok hoşuna giderdi. Yaşlı bir babası da vardı.
Genç yatsıyı kıldığı zaman, babasına dönerdi. Yolu da bir kadının kapısından geçerdi.
Kadın ona meftun olmuştu. Yol üzerinde kendini ona takdim ederdi. Bir gece genç
ordan geçerken, kadın aldatmaya başladı. Ta genci peşine taktı. Genç kapıya
vardığında kadın içeri girdi. O da içeri girdi. Allah'ı zikretti. Sıkıntısını
gidermek istedi. Ve şu âyet-i kerime dili üzerine aktı.
"Şeytandan, muttaki olanlara bir musibet dokunsa
Allah'ı anar hemen yolu görürler." (Sûre-i
Araf, Âyet 201.)
Sonra bayıldı. Kadın
hizmetçisini çağırdı, yardımlaşarak, onu evine bıraktılar. O akşam babasına
gelmekte gecikmişti. Babası çıkıp onu arıyordu. Baktı kapıda baygın yatmış.
Bazı akrabalarını çağırdı, onu içeri aldılar. Geceden hayli zaman geçtikten
sonra ancak ayıldı. Babası:
- Oğlum ne oldu
- Hayırdır baba, dedi.
Babası:
- Allah hakkı için
söyle ne oldu? Oğlum! dedi. O da, babasına durumu anlattı. Babası:
- Evet oğlum, hangi âyeti okudun. Genç yukarıdaki âyeti
birdaha okudu. Ve hemen bir daha bayıldı, dokundular, baktılar ki ölüdür.
Yıkadılar, geceleyin çıkıp defnettiler. Sabah olunca haber Hz. Ömer (ra)'e
ulaştı. Geldi babasını taziye etti.
- Neden beni çağırmadın, dedi. Babası:
- Yâ Emir'el-Mü'minin geceleyin oldu, dedi. Hz.
Ömer (ra):
- Öyle ise beni kabrine götürün, dedi. O ve beraberindekiler kabre
gittiler. Hz. Ömer:
- Yâ filan, dedi. "Rabb'inden korkan için iki cennet
vardır. (Sûre-i Rahman, Âyet 46.) meâlindeki âyeti okudu. Genç kabrin içinden:
- Yâ Ömer! Allah onları cennette bana iki sefer verdi,
dedi.
(İmam Celâleddin
Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 382)
İbn-i Mende, Ümm-ü Kebşe bint-i Ma'rur'dan rivâyet ettiğine göre şöyle
demiştir:
Resûlullah (sav) yanımıza girdi. Biz ondan mü'minlerin
ruhlarını sorduk. Öyle anlattı ki, evdekileri ağlattı. Buyurdu ki:
- Mü'minlerin ruhları, yeşil kuşlar içindedirler.
Cennette gezerler. Meyvelerinden yer, suyundan içerler. Arşa asılı altın
kandiller içinde barınırlar:
- Yâ Rabbi! Kardeşlerimizi de bize kavuştur. Bize vaad
ettiğini ver, derler.
Kâfierlerin ruhları ise, siyah kuşlar içindedirler.
Ateşten yer, ateşten içerler. Cehennem taşlarında barınırlar.
- Yâ Rabbi! Dost ve kardeşlerimizi bize kavuşturma, bize
vaad ettiğini verme, derler.
(İmam Celâleddin
Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 428)
İmam Ahmed, Hakim-i Tirmizi "Nevadirü'l-Usûl"de ve İbn-i
Mende Enes (ra)'den rivâyet ettiklerine göre Resûlullah (sav); şöyle buyurdu:
- Amelleriniz ölü, akraba ve yakınlarınıza arz edilir.
Ameliniz hayırlı ise, müjdelenirler. Değilse, "Yâ Rabbi! Bize hidayet
verdiğin gibi, hidâyet vermeden onları öldürme" derler.
(İmam
Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 428)
İbn-i Mübârek, ibn-i Ebû Dünya, Ebû Eyyûb (ra)'dan rivâyet ettiklerine
göre şöyle demiştir:
- Amelleriniz ölülerinize arzedilir. Güzelse, sevinir ve
müjdelenirler, kötü ise "Yâ Rabbi geri çevir" derler.
(İmam
Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 428-429)
İbn-i Ebû Şeybe "Musannef"de, Hakim-i Tirmizi ve ibn-i Ebû
Dünya, İbrahim ibn-i Meysere'den rivâyet ettiklerine göre, şöyle nakletmiştir:
Ebû Eyyûb (el-Ensari) (ra) İstanbul'a savaşa
çıktı. Çok kıssa anlatan bir adamın yanından geçti. Adam şöyle diyordu:
- Kulun gündüzleyin erken yaptığı ameller, akşamleyin, kabirdeki
tanıdıklarına arzedilir. Akşama doğru yaptığı ameller, sabahleyin kabirdeki
tanıdıklarına arzedilir. Ebû Eyyûb:
- Ne diyorsun? dedi. Kıssacı:
- O dediğim gibidir. Ebû Eyyûb:
- Yâ Rabbi! Ubâde ibn-i Sâmit ve Sa'd ibn-i
Ubâde'nin yanında ayıbımı açığa çıkartma dedi. Kıssacı:
- Allah, kişinin
ayıbını örtüp en iyi ameliyle onu övmeden onu yanına
(İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 430-431)
İbn-i el-Mübârek, Osman ibn-i Abdullah
ibn-i Evs'ten rivâyet ettiğine göre Said ibn-i Cübeyr şöyle demiştir:
- Kardeşim Amr ibn-i
Evs'in kızı, Osman'ın hanımıydı. Abdullah ibn-i Evs yanına girmek için izin
isedi. İzin verdi. Yanına girdi:
- Kocan
- İyilik yapabildiği
kadar iyidir, dedi. Abdullah:
- Oğlum Osman!
Hanımına iyi davran. Çünkü ona iyilik yaparsan mutlaka Amr ibn-i Evs'e gider,
dedi. Osman dedi ki; ben:
- Dirilerin haberi ölülere gider mi? diye sordum. O:
- Evet, dostu olan herkesin akrabalarının haberi ona
ulaşır. İyi haber verilse sevinir, ferahlanır, tebrik edilir. Haber kötü ise
darılır, üzülür. Öyle ki, onlar, yeni ölmüş adamı hayatta sanıp ne yapıyor,
diye sorarlar. "O öldü, size gelmedi mi?" denilince, onlar:
- Hayır, demek sığınağı olan cehenneme gitti, derler.
(İmam Celâleddin
Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 432)
Ebû Nuaym, ibn-i Mes'ud'dan rivâyet ettiğine göre şöyle demiştir:
- Babanın dost olduğuyla, sen de dost ol. Çünkü kabirde,
ölüyle yapılan iyilik ve alaka ancak onun dünyada kalan dostlarına iyilik
yapmak ve ilişkiyi kesmemekle olur.
(Babanın dostlarına her ne
kadar iyilik yaparsan, bunların hepsi babana bildirilir. O derece senden memnun
olur, demektir.)
(İmam Celâleddin
Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 432)
İbn-i Hibban, İbn-i Ömer (ra)'den rivâyet ettiğine göre Resûlullah
Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur:
- Babasını kabirde ziyâret etmek isteyen kimse, babasının
sağ kalan kardeş ve dostlarını ziyâret etsin.
(Ben babamı kabir de
göremiyorum, babamı muhakkak görmek istiyorum, diyen babasının sağ kalan
kardeşlerini, dostlarını ziyâret etsin. Şart onları islâma uygun olarak ziyâret
etsin. İslâma uygunsa sohbet etsin değilse, bildiğinden onlara söyleyip
düzeltmeye çalışsın. Gitmemezlik yapmasın.)
(İmam Celâleddin
Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 432)
"Ebû Dâvûd ve ibn-i Hibban, Ebû Esved es-Saidi'den şöyle rivâyet
etmişlerdir:
Resûlullah Efendimiz (sav) yanına bir adam geldi ve:
- Ebeveynimin ölümünden sonra, onlara yapabileceğim bir
iyilik kaldı mı? diye sordu. Resûlullah (sav):
- Evet, dedi. Yapılacak dört şeyin kaldı. Onlar dua
etmek, onların sağken verdikleri sözlerini gerçekleştirmek, onların dostlarına
ikramda bulunmak ve onlar tarafından olan akrabalarla ilgiyi kesmemektir.