KABİR AZABINDAN KURTARAN ŞEYLER

 

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 302-304)

            Taberani "el_Kebir" de, Hakim-i Tirmizi "Nevadir el-Usul'de, İsbehani "Tergib" de Abdurrahman ibn-i Semurete (ra)'dan rivâyet ettiklerine göre, şöyle demiştir:

            Bir gün Resûlullah (sav) yanımıza geldi. Buyurdu ki:

            - Dün akşam acayip bir şey gördüm. Ümmetimden, ruhunu almak için kendisine melek'ül-mevt gelen bir adam gördüm. Onun, ana babasına yaptığı iyilikler, o meleği çevirdiler.

            Ve ümmetimden, kabir azabına kapılmış bir adam gördüm. Onun aldığı abdestler gelip o azaptan onu kurtardılar.

            Ve ümmetimden bir adam gördüm, şeytanlar etrafını sarmışlardı. Onun Allah'a yaptığı zikir geldi. Zikrullah, Allah'ı zikretmek geldi. Onu onların arasından kurtardı.

            Ve ümmetimden, azap meleklerinin etrafını sardığı bir adam gördüm. Namazı gelip onu, onların elinden kurtardı. (Demek ki, zikir şeytanlardan kurtardı. Namaz ise azap meleklerinden kurtarıyor. (Zikir ve namaz ayrı ayrı olduğu meydana çıkıyor).

            Ve ümmetimden bir adam gördüm, susuzluktan ağzını açmıştı. Vardığı her havuzdan kovuluyordu. Sonra orucu gelip ona su verdi, onu doyurdu.

            Ve ümmetimden bir adam gördüm; yanında Peygamberler halka halka oturmuşlar. O adamın, yaklaştığı her halka onu kovuyordu. Sonra cenabetten yıkanması geldi, elinden tutup onu yanıma oturttu.

            Ve ümmetimden bir adam gördüm, önü karanlık, arkası karanlık, sağı karanlık, solu karanlık, altı karanlık, üstü karanlık. O karanlıklar içinde şaşırmıştı. Sonra Hacc ve umresi geldi, onu o karanlıklardan kurtardılar. Etrafını nurlarla doldurdular.

            Ve ümmetimden bir adam gördüm, mü'minlerle konuşur. Onlar onunla konuşmazdı. Sıla-i rahim geldi, "Ey mü'minler cemâatı! Onunla konuşun" deyince onunla konuşmaya başladılar.

            Ve ümmetimden birisini gördüm, eliyle ateşin alev ve kıvılcımlarını yüzünden kovuyordu. Sonra, verdiği sadakalar geldi, yüzüne bir örtü, başında gölgelik oldular.

            Ve ümmetimden birisini gördüm, her taraftan gelen zebaniler onu yakalamıştılar. Adamın yaptığı emr-i bi'l-Mâruf nehyi ani'l-münker gelip onu onların ellerinden kurtardılar, rahmet meleklerinin ellerine teslim ettiler.

            Ve ümmetimden bir adam gördüm, dizleri üzerine çözelmiş. Allah ile onun arasında bir perde vardı. Güzel ahlâkı geldi, elinden tuttu. Onu Allah'ın huzuruna bıraktı.

            Ve ümmetimden sahifesi, sol eline verilmiş bir adam gördüm. Onun Allah'tan korkusu geldi, sahifesini sağ eline verdi.

            Ve ümmetimden terazisi hafif kalmış bir adam gördüm. Yaptığı iyilikteki aşırılıklar gelip terazisini ağırlaştırdı.

            Ve ümmetimden, cehennem kenarında olan bir adam gördüm. Allah korkusu gelip onu kurtardı. Adam ordan geçti.

            Ve ümmetimden bir adamı ateş içinde gördüm. Dünyada Allah korkusundan akan göz yaşları gelip onu ateşten çekti."

            Ve ümmetimden bir adam gördüm. Sırat köprüsü üstünde durmuş, hurma yaprağının titrediği gibi titriyordu. Allah'a olan hüsn-ü zannı geldi. Titremesi durdu. Adam köprüden geçti.

            Ve ümmetimden, sırat köprüsü üstünde bir adam gördüm. Bazen yavaş yürür, bazen sürünürdü. Bana olan salâvatları geldi, elinden tutup onu ayağa kaldırdılar ve adam geçti.

            Peygamberimiz (sav)'e bağışladığı dualar, tesbihler ve salâvat-ı şerife sırattan kurtarıyor.

            (İşte camide salâvat getirilmez musafaha olmaz diyenlere: Salâvat-ı Şerîfe cehennemden kurtarıyor, camide namaz kılmak da cehennemden kurtulmak değil mi? Niçin caiz olmasın).

            Ve ümmetimden bir adam gördüm. Cennet kapılarına varmış, fakat kapılar ona kapalı... Lâ ilâhet illallah şehadeti geldi, ona kapıları açtı ve onu cennete koydu.

            Hadîs-i Kudsi:

            ("Lâ ilâhe illallah benim kalemdir. Kim o kaleye girerse her türlü kötülükten emin olur.")

            Ve dudakları makaslanan bir halk yığını gördüm:

            - Yâ Cibril, kimdir bunlar? dedim. O dedi ki:

            - Bunlar halk arasında koğuculukla gezen insanlardır.

            Ve dillerinden asılmış, erkekler gördüm:

            - Kimdir bunlar, dedim Cibril dedi ki:

            - Bunlar, mü'min kadın ve erlere haksız olarak iftira atanlardır.

 

            Kurtubi, dedi ki: "Bu büyük bir hadîstir. Resûlullah (sav), özel ve korkunç hallerinden kurtaran özel amelleri onda zikretmiştir."

 

            (Hadîs-i Şerîf, REH No: 3971)

            Manâ'sı: İki göze katiyyen ateş dokunmaz:

            1. Allah korkusundan ağlayan göz,

            2. Allah yolunda (düşmana karşı) nöbet tutan göz. (Hadîs-i Şerîf, REH 3053, 3347, 3425, 3427, 3428.)

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 304)

            Tirmizi (hasen gördüğü bir rivâyetle), İbn-i Mâce ve Beyhaki, Selman ibn-i Sard ve Halid ibn-i Artaka (ra)'dan rivâyet ettiklerine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:

            - Kim ki, karın ağrısından ölürse, kabrinde azap görmez.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 305)

            Neseî, İbn-i Mes'ud (ra)'dan rivâyet ettiğine göre, şöyle demiştir:

            - Kim Tebâreke sûresini her gece okusa, Allah onunla onu kabir azabından korur. Biz Resûlullah (sav) zamanında, bu sûreyi "koruyucu" diye isimlendirdik."

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 305)

            Halef ibn-i Hişam, "Fezâilü'l-Kur'ân"da, ve Hakim, sahih gördüğü bir rivâyette ve Beyhaki, ibn-i Mes'ud (ra)'dan rivâyet ettiklerine göre, şöyle demiştir:

            - Tebâreke sûresi, koruyucudur. Kabir azabından kurtarır. Azap kabirde onu okuyanın baş ucuna gelir. Baş der ki: "Benden geçemezsin, çünkü, bu başta Tebâreke sûresi okunmuştur. Azap ayak ucuna gelir. Ayaklar da: "Benden geçemezsin, bu ayaklar Mülk Sûresi için çok dikilmişlerdir, derler.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 307)

            Daremi "Müsned"inde, Halid ibn-i Madan'dan rivâyet ettiğine göre, şöyle demiştir:

            Bana ulaş ki, secde sûresi, kabirde sahibini korur: "Yâ Rabbi eğer benim senin kitabından isem, beni ona şefâatçı kıl, eğer kitabından değil isem beni ondan imha et" der. Kuş şekline girer, kanatlarını açıp ona şefâat eder, onu, kalan azabından kurtarır.

 

            (Yani ilk defa azap çekiyor en sonunda o kuş şeklinde gelip kendini kurtarıyor).

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 307)

            Daremi ve Tirmizi, Cabir (ra)'den rivâyet ettiklerine göre şöyle demiştir:

            - Resûlullah (sav), sece sûresi ile mülk sûrelerini okumadan uyumazdı.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 307)

            Rafii'nin de rivâyet ettiğine göre:

            Yemenli salih kullarından biri, bir ölüyü defnetmiş. Halk ayrıldığında, o, kabirden şiddetli bir vuruş seslerini işitmiş. Sonra, kabirden, siyah bir köpek çıkmış. O salih; "helâk olasın, nesin sen?" demiş. O demiş ki:

            - Ben ölünün ameliyim. Şeyh:

            - O vuruşlar sana mıydı, ona mıydı? demiş. O:

            - Hayır bana idi, yanında Yasin ve benzeri sûreleri gördüm, benimle onun arasına girdiler. Böylece dövüldüm ve kovuldum."

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 308)

            İsfehani, "Tergib"de, İbn-i Abbas (ra)'dan rivâyet ettiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:

            - Kim Cum' gecesi akşam namazından sonra iki rekat namaz kılıp, her bir rekatta, Kurân Fatihasını bir sefer, "iza zülzileti'l-ard" sûresini onbeş sefer okusa, Allah ona ölüm sekeratını kolaylaştırır. Onu kabir azabından kurtarır. Kıyamet gününde, Sırat Köprüsü üstünden de geçmeyi ona kolaylaştırır. (Hadîs-i Şerif, REH No: 5325.)

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 308)

            Beyhaki, İkrime ibn-i Halid el-Mahzumi'den rivâyet ettiğine göre şöyle demiştir:

            - Kim cum'a günü veya cum'a gecesi ölse iman üzere hayatına hitam verilir. Ve kabir azabından korunur.

 

            (Cum'a günü ölen bir mü'min iman ile ölür. Kabir azabından da korunur.)

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 308)

            Beyhaki'den ibn-i Recep şöyle demiştir:

            Enes ibn-i Malik (ra)'den zaif bir senedle:

            - Ramazan ayında ölüler üzerinden kabir azabı kaldırılır, diye rivâyet edilmiştir.

 

            Bilâl Babam da başka bir hadîs-i şerîfin manâsında ezan okununca ikinci ezan vaktine kadar kabir azabı kalkar. Şartı: Okunan ezan mezarlıktan duyulması lazım. Her beş vakit ezan vakti vaktine okunursa kabir azabı tüm kalkar. Hangi ezan vaktinde okunmazsa tekrar ezan okununcaya kadar kabir azabı yine olur, buyurdu.

 

            (Hadîs-i Şerîf, REH No: 313)

            Manâ'sı: Müezzin ezan okuduğu zaman şeytan mescitten şiddetle uzaklaşır; müezzin (ezanı bitirip) susunca tekrar gelir. Müezzin kamet getirmeye başladığında şeytan mescidden yellenerek çıkar ve bitirince tekrar dönüp gelir, ilâ âhir...

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 308)

            Yafii "Ravz er-Reyyahin"de veli birisinden rivâyet ettiğine göre şöyle demiştir:

            - Ben Allah'tan kabirdekilerin makamlarını bana göstermesini istedim. Bir gece kabirlerin yarıldığını gördüm. Bazılarının en A'la kumaş üstünde, bazılarının ipek üstünde bazılarının çiçekler üstünde, bazılarının koltuklar üstünde yattıklarını, bazılarının ağladığını, bazılarının güldüğünü gördüm. Ben:

            - Yâ Rabbi, eğer isteseydin, ikramda aralarını eşit tutardın, dedim. Birden kabirden bir ses:

            - Yâ filan, bunlar amellerin dereceleridir.

            İşte atlas kumaşta yatanlar güzel ahlâk sahipleridir. İpek üstünde yatanlar, şehidlerdir. Reyhan çiçekleri üstünde yatanlar, oruç tutanlardır. Tahtlar üstünde yatanlar ise, Allah yolunda birbirini sevenlerdir. Ağlayanlar ise, günahkârlardır. Gülenler ise tevbe edenlerdir", dedi.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 310)

            Taberani, Ebû Ya'la, Beyhaki, "Şuab"da, İsfehani "Tergib"de ibn-i Ömer (ra)'den rivâyet ettiklerine göre Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:

            - Lâ ilâhe illallah diyenler ölümde, kabirde ve haşirde vahşet ve sıkıntı görmezler.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 530)

            Neseî ve İbn-i Hibban "Sahih"inde ve Merdeveyh ve Darekutni Ebû Ümâme (ra)'den rivâyet ettiklerine göre Resûlullah (sav) şöyle buyurdu:

            - Kim, farz namazlarının sonunda âyetel-kürsiyi okusa ölümden başka cennet ile onun arasında perde olacak hiç birşey yoktur.

            Beyhaki "Şuab"da aynısını Hz. Ali (ra)'den rivâyet etmiştir: Yine Beyhaki, Salsal ibn-i Delhemiş hadîsinden bunu şu ibare ile rivâyet etmiştir:

            - Kim her namaz sonunda âyet-el kürsiyi okusa, onunla cennet arasında ölümden başka hiçbir şey kalmaz. Öldüğü zaman cennete girer.

 

 

 

         KABİRDE HAYAT

 

 

            Hadîs-i Şerîfte Peygamberimiz (sav); "Kabir, ya cennet bahçelerinden bir bahçe ya cehennem çukurlarından bir çukurdur", diye buyuruyor. Bu hadîs de bir benzeridir.

            Vehhabiler kabir ziyâretini, Mevlid-i Şerifi inkar eder, insan ölünce öldü gitti der. Kabir sorgu sualini inkar eder. Bunlar hacı, hoca, müftü olur, vaaz olur. Belki Diyanet Reisi de olur. Bu iddialar Vehhâbilerin iddialarıdır. Vehhâbiler evvelce Kâ'be'yi zaptedip ehli sünnet ulemalarını öldürüyorlardı. Vehhâbîlerin tayin ettiği bir vali, ehl-i sünnet ulemasından bir zatı çağırıp soruyor:

            - Sizin Zuum ettiğiniz gibi Peygamber diri mi? Yoksa bizim itikad ettiğimiz gibi Peygamber ölü mü? diye soruyor. Kendilerininkini itikad sayıyor, bizim itikadımızı zuum sayıyor. Halbuki kendilerininki zuum, bizimki itikadtır. Zuum, asılsız, aslı var zannedilene, itikad, asıllı, gerçek olan manâsınadır.

            Kabire vardığında:

            - Esselamü Aleyküm ya ehli kubur diye selam vermen lazım. Selamı almayacaklarsa neden selam veriyorsun.

            Bedir şehitlerinin Cum'a geceleri def çalarak zikrullah ettiklerini zahir kulağımızla dinledik diyen bazı kimseler olmuş. İmam-ı Rabbani Hazretleri "Ben de aynısını dinlemek ve kitaba yazmak için özel olarak gidip, iyice zahir kulağımla dinleyip yazacağım" diye Bedir'e geldim ve dinledim "Gece def çalaraktan aşikare cehri zikrullah yaptıklarını zahir kulağımla dinledim" diye buyuruyor. Bu da ölen iyi kimselerin ibadet yapabileceklerine ve yaptıklarına delildir.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 310)

            Ebû Ya'la, Beyhaki, İbn-i Mende, Enes (ra)'den rivâyet ettiklerine göre, Resûlullah (sav):

            - Peygamberler, kabirlerinde diridirler ve namaz kılarlar, diye buyurdu.

 

            (Sûre-i Bakara, âyet 154)

            Meâl'i: Allah yolunda ölenleri öldü sanmayın, onlar diridir, velâkin siz bilemezsiniz.

 

            O zat dedi ki:

            (Fe hüve hayyun fi kabrihi)

            "O kabrinde diridir" hadisini okur. Vali:

            - Diri ise diriliğini göster. Eğer gösteremezsen seni öldürürüm. Aslında maksadı bu, ulemayı öldürmek. Çünkü ehli sünnet itikadını yok etmek istiyor. O zat diyor ki:

            - Seninle Resûlullah'ın kabrine gidelim. Ben çağırayım. Ya Resûlullah, biz seni diri olarak biliyoruz, inanıyoruz. Bunlar senin ölü olduğuna inanıyor. Sen diri isen bize diriliğini göster diyeceğim. Göstermezse o zaman beni öldür, diyor. Vali o zatı huzurundan kovuyor.

            - Git diyor. Yanındakiler Valiye:

            - İş açığa çıkacaktı. Neden kabul etmedin? deyince Vali:

            - Belki Peygamber diriliğini gösterirse bizim Vehhâbî mezhebinin itikadı kökten sarsılı, yıkılır diye korktum.

            Vali o zatı öldürtmek için gideceği yolun üzerine silahlı adamlar çıkardı. O zat oraya yetişmeden hastalandı, vefat etti. Vehhâbîlerin kinleri buğuzları Ehl-i Sünnet'e karşı böyledir.

 

            (Hâdîs-i Şerîf, REH No: 207)

            Manâ'sı: Ölülerinizn kefenlerini iyisinden yapın. Çünkü kabirlerinde onlar, onunla birbirlerine iftihar edip ziyâret ederler. (Es-Süyûtî, s. 318'de.)

 

            (Hâdîs-i Şerîf, REH No: 1322)

            Manâ'sı: Peygamberler kabirlerinde 40 geceden fazla terkedilmezler. Sura üfürülünceye dek Allah'ın huzurunda namaz kılarlar.

 

            (Sahih-i Buhari Tecridi Sarih, Cild 4, Hadîs No: 678)

            Manâ'sı: Abdullah ibni Ömer (ra) den:

            Sizden biriniz vefat ettiğinde sabah ve akşam ona kendi makamı gösterilir. O kimse ehli cennetten ise, ehli cennet makamından bir makam, ehli nâr'dan ise cehennem hücrelerinden bir karargah gösterilir ve ona (burası senin müstakbel ve ebedi durağındır. Kıyamet günü Allah seni buraya gönderecek) denilir. (Sahîh-i Müslim, Cild 8, Hadîs No: (2866) 65; Hadîs-i Şerîf, REH No: 1525, 4506, 859.)

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 310)

            Müslim, Enes (ra)'den rivâyetine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:

            - Mi'raca çıktığım gece Mûsa (as)'ın yanından geçtim. O kabrinde namaza durmuştu.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 311)

            "Ebû Nuaym... Sabit'den rivâyet ettiğine göre, o Hamid et-Tavile:

            - Peygamberlerden başka kimsenin kabrinde namaz kıldığını biliyor musun, demiş. O:

            - Hayır, demiş. Sabit:

            - Yâ Rabbi! Eğer bir kimseye kabrinde namaz kılmak için izin veriyorsan Sabit'e kabrinde namaz kılmak için izin ver".

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 312)

            "Ebû Nuaym, Cübeyr'den şöyle dediğini rivâyet etmiştir:

            Ondan başka ilâh olmayan Allah'a yemin ederim ki, ben Sabit el Bennani'yi kabrine koyduğum zaman Halid et-Tavil de yanımda idi. Kabrinin duvarını ördüğümüzde, lahdine bir taş düştü, baktım namaz kılıyor. O daima şöyle dua ederdi:

            "Yâ Rabbi! Eğer mahlukatından bir kimseye kabirde namaz kılmayı nasip etmişsen, bana da et." İşte, Allah onun duasını reddetmedi."

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 312)

            İbn-i Mende... Ebû Hammad el-Haffar'dan (güvenilir ve muttaki bir zat idi) senediyle rivâyet ettiğine göre şöyle demiştir:

            - Cum'a günü, öyle vaktinde, kabristana girdim. Hangi kabrin yanından geçtiysem, onda Kur'ân okunduğunu işitiyordum.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 312-313)

            Tirmizi, hasen gördüğü bir rivâyette, Hakim ve Beyhaki Abdullah ibn-i Abbas (ra)'dan rivâyet ettiklerine göre, O şöyle demiştir:

            - Resûlullah (sav)'ın sahâbilerinden birisi çadırını bir kabrin üstünde kurdu. Oranın kabir olduğu bilinmiyordu. Sahabi baktı ki, içinde bir insan Tebâreke sûresini sonuna kadar okuyor. Resûlullah (sav)'a gelip ona durumu anlattı. Resûlullah (sav):

            - O, kurtarıcıdır, o koruyucudur, insanı kabir azabından kurtarır, diye buyurdu.

            Ebû'-Kasım es-Sa'di, Ruh kitabında şöyle demiştir:

            - Bu Peygamberimiz (sav)'den bir tasdiktir ki, ölü kabrinde Kur'ân okur. Çünkü Abdullah (ra), Peygamberimize haber vermiş, O (sav) da, tasdik etmiştir.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 313)

            Hafız Zeyneddin ibn-i Recep "Ehl-ul Kubur" kitabında, şöyle demiştir:

            - Allah Berzah âleminin ehlinden bazılarına salih amelleri ikram eder, amelleri kesildiğinden onunla onlara sevap hasıl olmasa da, Allah'ın zikir ve taatiyle nimetlenmek için daha önce yaptığı ibadet o âlemde devam eder. Tıpkı, melekler ve cennet ehlinin zikir ve ibadetle nimetlendikleri gibi... Sevap olmasa dahi zikir ve ibadetler, erbabı için, bütün dünya nimetlerinden daha büyük bir nimettirler. Ve lezzetleri daha fazladır.

            (Hakiki) mutlular, Allah'ın zikir ve taatinden başka şeylerle mutlu olamamışlardır."

 

            Bilal Babam, Bu dünyada sülûkunu ikmal edemeyen müritler eğer dersine deva ediyorsa ömrü de kifayet etmemişse o kabrinde sülûkunu ikmal edinceye kadar çalışır. Kâdirî tarikatında olanı bizzat ben rüyamda gördüm. Kendine:

            - Ne yapıyorsun Mustafa dedim. Mustafa:

            - Hz. Pir'in burda dergahı var. Sülûkunu ikmal edemeyen müridleri çalıştırıp sülûkunu devam ettiriyorlar, ben de onlardan biriyim dedi, buyurmuştur.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 313)

            Ebû'l-Hasen ibn-i el-Berrâ "Ravza" kitabında, Abdullah ibn-i Muhammed ibn-i Mansur'dan İbrahim el-Haffar'ın ona şöyle dediğini nakletmiştir:

            - Bir kabir kazdım, bir taş göründü, taş kabrin önünden açıldığında misk kokusunu hissettim. Baktım yaşlı bir adam, kabrinde oturmuş Kur'ân okuyor.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 314)

            Hafız, Ebû'l-Alâ El-Hemedani ölümünden sonra rüyada duvarları kitaplardan olan bir şehirde görünmüş.

            - Nedir bu? diye sorulduğunda O demiş ki:

            - Allah'tan istedim ki, hayatımda ilimle meşgul olduğum gibi kabrimde de beni ilimle meşgul etsin. İşte kabrimde de ilimle meşgulum.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 315)

            Beyhaki, Ebû Hüreyre (ra)'den, Resûlullah (sav)'ın şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir:

            - Ben kendimi cennette gördüm. Orda, bir adamın Kur'ân okuduğunu işittim, kimdir bu dedim. "Hârise ibn-i Numan'dır, dediler. İşte hayırlı insan böyledir, böyledir, böyledir.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 315)

            İbn-i Ebû Dünya, Yezid er-Rekkai'tan naklettiğine göre; şöyle demiştir.

            - Bana ulaştı ki, mü'min öldüğü zaman, Kur'ân'dan öğrenmediği parça kalmışsa; Cenâb-ı Hakk, ona Kur'ân öğretecek melekleri gönderir. Bu durumu kıyamete kadar devam eder.

 

            Hem Kur'ân hem de diğer derslerden hangisi yarıda kalmışsa sülukunu ikmal edememişse o kabrinde sulûkunu ikmal edinceye kadar çalışır. Kur'an okuyup hafız olmak istiyor, o da yarıda kalmışsa, onun sülûku da eksik kalan hafızlığını ikmal etmektir.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 322)

            İbn-i Asakir, Meymûn ibn-i Mehran yoluyla ibn-i Abbas (ra)'dan rivâyet ettiğine göre şöyle demiştir:

            Resûlullah (sav)'a:

            - Seni rüyada gördüm. Dıhyetü'l-Kelbi ile konuşuyordunuz, konuşmanızı kesmek istemedim, dedim. O buyurdu:

            - Gerçekten gördün mü? Ben:

            - Evet, dedim. Buyurdu ki:

            - O Cibril'dir uyanık ol, gözün kapanacak. Allah, ölümünde onu sana bir daha gösterecek.

            Ravi dedi ki:

            İbn-i Abbas (ra) defnedildiği zaman, yatağına bırakıldı, çok beyaz bir kuş geldi, kefenine girdi. Bunun üzerine o kuşu aramaya başladılar.

 

            İkrime bunun aynısını rivâyet edip şunu da ilave etmiş:

            - Kabrine bırakıldığı zaman ordaki herkesin işittiği bir sesle "Ey nefs-i mutmainne. Rabb'ine dön Razi ve marzi olarak... Kullarımın içine gir, cennetime dahil ol. (Sûre-i Fecir, Âyet 27-30.)

 

            (Rabbın senden, sen de Rabbından razı olduğun halde kullarımın içine gir, cennetime dahil ol, demektir.)

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 324)

            İbn-i Ebû Dünya, Yahya ibn-i Râşit'den nakline göre, Ömer ibn-i el-Hattap (ra) vasiyetinde şöyle demiştir:

            - Kefenimde iktisad edin, eğer Allah katında bana hayır varsa, Allah onları daha hayırlısıyla değiştirir. Eğer durum başka şekilde ise, Allah onları kısa bir zamanda benden söker.

            Ve kabrimde de iktisat edin. Çünkü eğer, Allah katından bana verirse, gözüm alacağı kadar bana kabrimi genişlettirir. Eğer başka şekilde isem, kaburgalarım birbirine geçinceye kadar üzerime daraltılır.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 324)

            Abdullah ibn-i Ahmed "Zevaidüz-Zühd"de, Ubâdete ibn-i Nusayy (ra)'den rivâyet ettiğine göre, şöyle demiştir:

            - Ebû Bekir (ra) ölüme yaklaştığı an, Aişe (ra)'ye şöyle dedi:

            - Benim şu iki elbisemi yıka, beni onlarla tekfin et. Çünkü babanın iki şıktan birinin olması muhtemeldir.

            Ya en güzel şekilde giydirilecektir veya hepten soyulacaktır.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 325)

            İbn-i Neccar "Tarih"inde Halef el-Berdani'den rivâyet ettiğine göre, şöyle demiştir:

            Bir adam öldü, kefen evinden ona bir kefen getirildi. Kefen fazla geldi. Ben fazlalığı kestim. Gece olunca biri gelip dedi:

            - Sen Allah'ın velisinin kefeninde bahilik yaptın. İşte senin kefenini sana iade ettik. Onu da cennetten bir kefenle tekfin ettik. Bunun üzerine ben korkarak kalktım. Kefen evine gittim baktım, benim ölüye sardığım kefen oraya atılmış.

 

            (Hz. Meryem'e hergün devamlı cennetten meyve geliyor. (Sûre-i A'li İmran, Âyet 37.) Kitabımızda geniş şekilde açıkladık. Bu âyetin karşılığında bu hadiste de kefeni niçin az yaptın, kefen senin olsun biz ona cennetten kefen verdik, buyuruyor.)

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 326)

            Beyhaki "Delâil" de Enes ibn-i Mâlik (ra)'den rivâyetine göre:

            Ömer ibn-i el-Hattâp (ra) bir ordu düzenledi, Alâ ibn-i el-Hadremi'yi de başlarına komutan yaptı. Ben de o gaziler içinde idim. Seferden döndüğümüzde Alâ (ra) öldü, defnettik. İş bitince bir adam geldi:

            - Kimdir bu? dedi. Biz:

            - İnsanların iyilerinden Alâ ibn-i el-Hadremi'dir, dedik. O:

            - Bu arazi, ölüleri dışarı atar, iyisi onu bir iki mil ilerde, ölüleri kabul eden yere nakledin. Bunun üzerine kabri deştik, lahdine ulaştığımız zaman, baktık arkadaşımız içinde yok ve kabri göz alacak kadar nurla genişleyip parlıyor. Biz üzerine toprağı attık ve yolumuza devam ettik.

            Bu kıssa, Ebû Hüreyre (ra)'den de varit olmuştur. Ebû Nuaym "Delâil" de rivâyet etmiştir. Rivâyetin lafzı şöyledir:

            "...Arkadaşımız öldü, biz onu kuma gömdük. Sonra, vahşi hayvanlar gelir, onu yer dedik ve kabrini deştik, fakat onu bulamadık."

 

            (Bilâl Babam sordular; bir evliyanın kabrini kazdık bomboştu. Başka yere mi defnedilmiş acaba? Büyük zat olunca çürümemesi lazım. Bilâl Babam da: O kabrinde olur görünmez, isterse kabrinde ceset ile görünür. Orda göremedim deyince hemen yok, burda değil manasına gelmez. Onda türlü hikmetler vardır. Maneviyatta orda olur, zahiri göze görünmez. Bunu maneviyat gözü açık olanlar bilir, buyurdu. Bu hadiste de aynısı oluyor.)

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 327)

            İbn-i Ebû Dünya, "Rikka ve Beka" kitabında Miskin ibn-i Bekir'den rivâyet ettiğine göre:

            - Verrad el-İcli, öldüğü zaman, kabrine götürülüp lahdine bırakılacağında baktılar ki, lahdi reyhan çiçeği ile döşenmiş. Bazıları o çiçekten bir miktar aldılar. Yetmiş gün yaş durdu, bozulmadı. İnsanlar gidip onları seyrediyordular. Etrafında kalabalık oluyordu. Bunun üzerine Emir, fitne korkusundan çiçeği aldı, halkı dağıttı. Sonra, Emir evinde o çiçeği kaybetti ve nereye gittiğini bilemedi.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 340)

            Rafii'nin rivâyetine göre, Zeyneddin el-Busi fakih Abdurrahman en-Neviri' hakkında demiş ki:

            O Mansûra'da iken müslümanlarla beraber esir düştüğünde Kur'ân'dan şu âyeti okuyordu:

            "Allah yolunda katledilenleri ölü sanmayınız. Onlar Allah katında diridirler, rızıklanırlar." (Sûre-i A'li İmran, Âyet 169.)

            Nihayet fakih Abdurrahman öldürüldü. Haçlı ordularından biri geldi. Elinde bir gırba vardı, iki eliyle ona vurdu ve:

            - Ey müslümanların papazı, sen diyorsun ki: Rabb'imiz diyor: "Onlar diridirler, rızıklarnırlar" göster bakalım, dedi. Birden fakih Abdurrahman başını kaldırdı ve iki sefer:

            - Kâbe'nin Rabb'ine yemin ederim diridirler, dedi.

            Bunun üzerine Haçlı atından indi, onun yüzünü öptü ve memleketine götürmek için yardımcısına emretti.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 340)

            Kuşeyri'nin "Risale"sinde, senediyle Şeyh Ebû Said el-Harraz'dan rivâyet edildiğine göre şöyle demiştir:

            - Ben Mekke'de idim. Beni Şeybe kapısında bir ölü gördüm. Ona baktığımda yüzüme güldü ve bana:

            - Yâ Ebû Saîd, bilmez miydin, Allah'ın dostları ölseler de diridirler. Onlar ölmezler, ancak bu diyardan başka bir diyara gö ederler.

            Yine Kuşeyri'nin "Risâle"sinde, Şeyh Ebû Ali er-Ruzbâri'den rivâyet edildiğine göre:

            O bir fakiri kabrine koymuş. Kefeninin başını açtığında başını toprağa bırakmış ki, Allah fakirliğine rahmet etsin.

            Ebû Ali dedi ki: O fakir gözlerini açtı ve:

            - Yâ Ebû Ali, nazımı çekenin önünde beni sefil gösterme, dedi. Ben:

            - Efendim, ölümden sonra hayat mı olur, dedim. Bana dedi ki:

            - Hayır ben diriyim, Allah'ın bütün dostları diridirler, yarın makamımla sana yardım edeceğim.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 348)

            Hafız Zehebi, "Tarih"inde şöyle demiştir:

            Halife Vasık, hadîs imamlarından birisi olan Ahmed ibn-i Nasr el-Huzai'ye Kur'ân'ın mahluk olduğunu dedirtmek istedi. O kabul etmedi. Bunun üzerine Bağdat'ta başını kesip astı. Yanına bir nöbetçi bıraktı ki, okla yönünü kıbleden çevirsin. Nöbetçi dedi ki:

            - Geceleyin baş hep kıbleye döner, açık bir lisan ile Yâsin sûresini okurdu.

            Zehebi demiş ki, bu kıssa çok yönlerden rivâyet edilmiştir. Bir yönü Hatibin İbrahim ibn-i İsmail ibn-i Halef'den rivâyet ettiğidir. Demiş ki:

            - Dayım Ahmed ibn-i Nasr, işkence ile öldürüldüğü ve asıldığı zaman, dediler ki: "Başı geceleyin Kur'ân okuyor". Ben gittim, yakın bir yerde geceledim. Millet yattığında Ankebût sûresinin şu beş âyetlerini okuyordu:

            "Elif Lam Mim. İnsanlar inandık deyip kurtulacaklarını mı sanırlar." (Sûre-i Ankebût, Âyet 1-2.)

            Bunun üzerine titremeye başladım.

 

            Bilâl Babam buyurdu:

            Kur'ân mahluk mudur, halik midir, sorusuna büyük evliyaullahlar ittifakla Kur'ân halikten ayrı değildir, Kur'ân mahluk değildir. Kur'ân yaratandan ayrı değildir. Bu hadiste de aynısını söylüyor.

 

            Diyen Kur'ân'a mâhluk kâfir,

            Ki natik biledir lafz ile herdem,

            Sen seni bildin mi hey Adem,

            Hakk seni yarattı gayet mükerrrem.

 

                        Gönül ayinesin sil gubarın,

                        Tecelli ede ol zat'ı muazzam,

                        Bilirsen kendini Seyfi hakkı bildin,

                        Budur ben bildiğim vallahu âlem.

 

                                                           Seyyid NİZAMOĞLU

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 348)

            İbn-i Asâkir, İmam Leys'in katibi Ebû Salih tarikiyle, Yahya ibn-i Ebû Eyyûb el-Huzai'den rivâyet ettiğine göre şöyle demiştir:

            Birisinden işittim anlatıyordu:

            - Ömer ibn-i Hattap (ra) zamanında mescide kapanmış, âbid bir genç vardı. Ömer (ra)'in çok hoşuna giderdi. Yaşlı bir babası da vardı. Genç yatsıyı kıldığı zaman, babasına dönerdi. Yolu da bir kadının kapısından geçerdi. Kadın ona meftun olmuştu. Yol üzerinde kendini ona takdim ederdi. Bir gece genç ordan geçerken, kadın aldatmaya başladı. Ta genci peşine taktı. Genç kapıya vardığında kadın içeri girdi. O da içeri girdi. Allah'ı zikretti. Sıkıntısını gidermek istedi. Ve şu âyet-i kerime dili üzerine aktı.

            "Şeytandan, muttaki olanlara bir musibet dokunsa Allah'ı anar hemen yolu görürler." (Sûre-i Araf, Âyet 201.)

            Sonra bayıldı. Kadın hizmetçisini çağırdı, yardımlaşarak, onu evine bıraktılar. O akşam babasına gelmekte gecikmişti. Babası çıkıp onu arıyordu. Baktı kapıda baygın yatmış. Bazı akrabalarını çağırdı, onu içeri aldılar. Geceden hayli zaman geçtikten sonra ancak ayıldı. Babası:

            - Oğlum ne oldu sana, dedi. O:

            - Hayırdır baba, dedi. Babası:

            - Allah hakkı için söyle ne oldu? Oğlum! dedi. O da, babasına durumu anlattı. Babası:

            - Evet oğlum, hangi âyeti okudun. Genç yukarıdaki âyeti birdaha okudu. Ve hemen bir daha bayıldı, dokundular, baktılar ki ölüdür. Yıkadılar, geceleyin çıkıp defnettiler. Sabah olunca haber Hz. Ömer (ra)'e ulaştı. Geldi babasını taziye etti.

            - Neden beni çağırmadın, dedi. Babası:

            - Yâ Emir'el-Mü'minin geceleyin oldu, dedi. Hz. Ömer (ra):

            - Öyle ise beni kabrine götürün, dedi. O ve beraberindekiler kabre gittiler. Hz. Ömer:

            - Yâ filan, dedi. "Rabb'inden korkan için iki cennet vardır. (Sûre-i Rahman, Âyet 46.) meâlindeki âyeti okudu. Genç kabrin içinden:

            - Yâ Ömer! Allah onları cennette bana iki sefer verdi, dedi.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 382)

            İbn-i Mende, Ümm-ü Kebşe bint-i Ma'rur'dan rivâyet ettiğine göre şöyle demiştir:

            Resûlullah (sav) yanımıza girdi. Biz ondan mü'minlerin ruhlarını sorduk. Öyle anlattı ki, evdekileri ağlattı. Buyurdu ki:

            - Mü'minlerin ruhları, yeşil kuşlar içindedirler. Cennette gezerler. Meyvelerinden yer, suyundan içerler. Arşa asılı altın kandiller içinde barınırlar:

            - Yâ Rabbi! Kardeşlerimizi de bize kavuştur. Bize vaad ettiğini ver, derler.

            Kâfierlerin ruhları ise, siyah kuşlar içindedirler. Ateşten yer, ateşten içerler. Cehennem taşlarında barınırlar.

            - Yâ Rabbi! Dost ve kardeşlerimizi bize kavuşturma, bize vaad ettiğini verme, derler.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 428)

            İmam Ahmed, Hakim-i Tirmizi "Nevadirü'l-Usûl"de ve İbn-i Mende Enes (ra)'den rivâyet ettiklerine göre Resûlullah (sav); şöyle buyurdu:

            - Amelleriniz ölü, akraba ve yakınlarınıza arz edilir. Ameliniz hayırlı ise, müjdelenirler. Değilse, "Yâ Rabbi! Bize hidayet verdiğin gibi, hidâyet vermeden onları öldürme" derler.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 428)

            İbn-i Mübârek, ibn-i Ebû Dünya, Ebû Eyyûb (ra)'dan rivâyet ettiklerine göre şöyle demiştir:

            - Amelleriniz ölülerinize arzedilir. Güzelse, sevinir ve müjdelenirler, kötü ise "Yâ Rabbi geri çevir" derler.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 428-429)

            İbn-i Ebû Şeybe "Musannef"de, Hakim-i Tirmizi ve ibn-i Ebû Dünya, İbrahim ibn-i Meysere'den rivâyet ettiklerine göre, şöyle nakletmiştir:

            Ebû Eyyûb (el-Ensari) (ra) İstanbul'a savaşa çıktı. Çok kıssa anlatan bir adamın yanından geçti. Adam şöyle diyordu:

            - Kulun gündüzleyin erken yaptığı ameller, akşamleyin, kabirdeki tanıdıklarına arzedilir. Akşama doğru yaptığı ameller, sabahleyin kabirdeki tanıdıklarına arzedilir. Ebû Eyyûb:

            - Ne diyorsun? dedi. Kıssacı:

            - O dediğim gibidir. Ebû Eyyûb:

            - Yâ Rabbi! Ubâde ibn-i Sâmit ve Sa'd ibn-i Ubâde'nin yanında ayıbımı açığa çıkartma dedi. Kıssacı:

            - Allah, kişinin ayıbını örtüp en iyi ameliyle onu övmeden onu yanına almaz, dedi.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 430-431)

            İbn-i el-Mübârek, Osman ibn-i Abdullah ibn-i Evs'ten rivâyet ettiğine göre Said ibn-i Cübeyr şöyle demiştir:

            - Kardeşim Amr ibn-i Evs'in kızı, Osman'ın hanımıydı. Abdullah ibn-i Evs yanına girmek için izin isedi. İzin verdi. Yanına girdi:

            - Kocan sana nasıl davranıyor, diye sordu. Kız:

            - İyilik yapabildiği kadar iyidir, dedi. Abdullah:

            - Oğlum Osman! Hanımına iyi davran. Çünkü ona iyilik yaparsan mutlaka Amr ibn-i Evs'e gider, dedi. Osman dedi ki; ben:

            - Dirilerin haberi ölülere gider mi? diye sordum. O:

            - Evet, dostu olan herkesin akrabalarının haberi ona ulaşır. İyi haber verilse sevinir, ferahlanır, tebrik edilir. Haber kötü ise darılır, üzülür. Öyle ki, onlar, yeni ölmüş adamı hayatta sanıp ne yapıyor, diye sorarlar. "O öldü, size gelmedi mi?" denilince, onlar:

            - Hayır, demek sığınağı olan cehenneme gitti, derler.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 432)

            Ebû Nuaym, ibn-i Mes'ud'dan rivâyet ettiğine göre şöyle demiştir:

            - Babanın dost olduğuyla, sen de dost ol. Çünkü kabirde, ölüyle yapılan iyilik ve alaka ancak onun dünyada kalan dostlarına iyilik yapmak ve ilişkiyi kesmemekle olur.

 

            (Babanın dostlarına her ne kadar iyilik yaparsan, bunların hepsi babana bildirilir. O derece senden memnun olur, demektir.)

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 432)

            İbn-i Hibban, İbn-i Ömer (ra)'den rivâyet ettiğine göre Resûlullah Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur:

            - Babasını kabirde ziyâret etmek isteyen kimse, babasının sağ kalan kardeş ve dostlarını ziyâret etsin.

            (Ben babamı kabir de göremiyorum, babamı muhakkak görmek istiyorum, diyen babasının sağ kalan kardeşlerini, dostlarını ziyâret etsin. Şart onları islâma uygun olarak ziyâret etsin. İslâma uygunsa sohbet etsin değilse, bildiğinden onlara söyleyip düzeltmeye çalışsın. Gitmemezlik yapmasın.)

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 432)

            "Ebû Dâvûd ve ibn-i Hibban, Ebû Esved es-Saidi'den şöyle rivâyet etmişlerdir:

            Resûlullah Efendimiz (sav) yanına bir adam geldi ve:

            - Ebeveynimin ölümünden sonra, onlara yapabileceğim bir iyilik kaldı mı? diye sordu. Resûlullah (sav):

            - Evet, dedi. Yapılacak dört şeyin kaldı. Onlar dua etmek, onların sağken verdikleri sözlerini gerçekleştirmek, onların dostlarına ikramda bulunmak ve onlar tarafından olan akrabalarla ilgiyi kesmemektir.

 

 

 

ÖNCEKİ KONU                               KONULAR                            SONRAKİ KONU