KABİR ZİYARETİ

 

 

            (Sünen’ün-Neseî, Cild 3-4, Hadîs No: 2034)

            Manâ’sı: Abdullah ibn-i Büreyde (ra), babasından naklediyor: Resûlullah (sav) şöyle buyurdu:

            - Sizi, kabir ziyâretinden nehyetmiştirm. Artık ziyâret edebilirsiniz. Sizi, kurban etlerini üç günden fazla tutmaktan nehyetmiştirm. Şimdi ise dilediğiniz kadar bekletip (yiyebilirsiniz). Ayrıca, sizi hurma şerbetini sadece kırba ve tulum içinde yapabileceğinizi söylemiştim. Şimdi ise bütün kablarda yapabilirsiniz. Fakat siz sarhoşluk verecek şeyleri içmeyiniz. (İbn-i Mâce, C. 4, Hadîs No: 1571, REH No: 3652, 3653, 4267; İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Alemi, s. 509.)

 

            Âyetlerde nasıh, mensuh, olduğu gibi benim hadîslerimde de nasıh, mensuh vardır, diye buyuruyor. Çünkü nasıh âyetler zamanında Peygamberimiz (sav) nasıh hadîsler, mensuh âyetler zamanında mensuh hadîsler söylemiştir. Bu hadîs-i şerifte de evvelce kendilerine yasak ettiğini şimdi yasak etmiyor.

 

            (Hadîs-i Şerif, REH No: 5764)

            Manâ’sı: Kabir ehline yapılan (sadaka vermek, ruhlarına Kur’ân okumak gibi) iyilikten üstün hiç bir iyilik yoktur; kabir ehlini ancak mü’min olan kişi ziyâret eder.

 

            Demek ki Peygamberimiz (sav) kabirleri ziyaret etmeyeni mü’min saymıyor. Vehhabiler kabir ziyaretini kesinlikle yasaklayınca Peygamberimiz (sav)’in deyimi ile mü’min değildir.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 333)

            İbn-i Ebû Dünya “Kabirler” kitabında Aişe (ra)’den rivâyet ettiğine gore, Resûlullah (sav) şöyle buyurdu:

            - Kişi, kardeşinin kabrini ziyâret ettiği ve yanında oturduğunda, onunla ünsiyet eder ve yanından kalkıncaya kadar söylediklerinin aynını ona iade eder. (Muhtar’ül-Ehadîsin Nebeviyye, s. 540, No: 1072.)

 

            O söyler sen anlayamazsın.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 333)

            İbn-i Ebû Dünya, Beyhaki “Şuâb” de, Ebû Hüreyre (ra)’den rivâyet ettiklerine göre, şöyle demiştir:

            Kişi, tanıdığı bir kabrin yanından geçtiğinde, ona selam verirse, o da ona selam verir. Ve onu tanır. Eğer tanımadığı bir kabrin yanından geçip selam verirse, ölü selamını iade eder, fakat onu tanımaz.

 

            (Kenzü’l-İrfan, Hadîs No: 962)

            Manâ’sı: Bir kimse ebeveyninin (anaübabasının) veya onlardan birisinin cum’a günü kabrini ziyâretle Yâsin-i Şerîf okursa küçük günahları bağışlanır. (Heysemî, Mecme’ü’zevâid, III, 59; Ulûmi’d-din, C. 4, s. 874, Hadîs No: 605, Taberani, Ebû Hüreyre’den rivâyet etmiştir.)

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 345)

            Beyhaki… Haşim ibn-i Muhammed el-Amri’den şöyle dediğini rivâyet etmiştir.

            Medine’de, cum’a günü akşamleyin babam beni şehidlerin kabrini ziyâret etmeye götürdü. Ben arkasında yürüyordum. Kabirlere vardığımızda babam yüksek bir sesle:

            - Sabrettiğinizden dolayı selam içinde olun. O gidilecek ne güzel makamdır, dedi…

            “Yâ Ebû Abdullah ve aleykesselam” diye cevap verildi. Babam bana döndü:

            - Sen mi cevap verdin oğlum, dedi. Ben:

            - Hayır, dedim. Beni sapına aldı, selamı söylediği her seferinde, selam iade ediliyordu. Üç sefer böyle yaptı. Sonra, secdeye kapandı.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 346)

            Zübeyr ibn-i Bekkâr, Ahbarü’l-Medine’de yazdığına göre, Muhammed ibn-i Abdülaziz ibn-i Muhammed Bekir ibn-i Muhammed’den şöyle demiştir:

            - Savaş günlerini üç gün Resûl-i Ekrem’in mescidinde ezan terkedildi. Millet savaşa gitti. Said ibn-i Müseyyib mescidde oturdu. O dedi ki:

            - Ben sıkıldım. Resûlullah (sav) kabrine yanaştım. Öğle vakti girdiğinde kabirden ezan sesini işittim. İki rekat namaz kıldım. Sonra kamet sesini işittim. Öğleyi kıldım. Üçgün boyuna böyle her vakit, ezan ve kamet sesini işittim. Üçüncü gün millet döndü, müezzinler ezan okumaya başladı. Ben bir daha kabirden ezan sesini aradım. Bir şey işitmedim.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 347)

            İbn-i Asâkir, A'meş ibn-i Minhal tarikiyle ibn-i Amr'dan senediyle rivâyet ettiğine göre, şöyle demiştir:

            Ben Şam'da, Hüseyin (ra)'in başı taşınırken gördüm. Önünde biri Kehf Sûresini okuyordu. "Hayır sen ashâb-ı kehf ve rakimi acip âyetlerimizden sandın." (Sûre-i Kehf, Âyet 9.) meâlindeki âyete gelince, Hüseyin (ra)'in başı keskin bir dille "Ashâb-ı Kehf'den daha acip benim öldürülmem ve burada taşınmamdır." dedi.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 354)

            İbn-i Ebû Dünya Sâlih el-Meri'den rivâyet ettiğine göre, şöyle demiştir:

            Çok sıcak bir günde kabristana girdim. Kabirleri sönük gördüm. Sübhanallah, ruh ve cesediniz birbirinden ayrıldıktan sonra, kim onları birleştirir, sizi diriltir ve kabirden sizi çıkartır, bu kadar çürüdükten sonra? dedim.

            Ravi dedi ki: O çukurlar arasında bir ses "Yâ Sâlih" diye çağırdı, şu âyeti okudu:

            "Onun âyetlerinden biri de: "Yer ve göğün onun emri ile durmasıdır. Sonra sizi yerden istediği zaman hemen çıkarsınız." (Sûre-i Rum, Âyet 25.)

            O sesten dolayı öyle korktum ki, yüzüstü yere düştüm.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 355)

            İmam Ahmed, "Zühd" kitabında ve ibn-i Ebû Dünya, Abdurrahman ibn-i Cübeyr ibn-i Nefir yoluyla Yezid ibn-i Şurayh el-Heysemi'den rivâyet ettiğine göre:

            O bir kabirden şöyle bir ses işitti:

            – Şimdi siz bizim gibileri ziyaret ediyorsunuz, biz de hayatta iken sizin gibi idik. Bu sahranın rüzgarı hep eser. Fakat biz mahsuruz, size kavuşamıyoruz. Kim bize gelirse daha dönemez. Burası bizim diyarımızdır ve sizin döneceğiniz yerdir.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 365)

            Tirmizi, ibn-i Abbas (ra)'dan rivâyet ettiğine göre:

            Resûlullah (sav) Medine kabristanından geçti. Yüzüyle onlara yöneldi. "Esselamu Aleykum ya ehl-el-kubûr, Allah sizi mağfiret etsin. Siz öncülerimizsiniz. Biz de peşinizden geleceğiz." dedi.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 367)

            İbn-i Ebû Dünya ve Beyhaki, Asım el-Hacderi akrabası birisinden rivâyet ettiklerine göre şöyle demiştir:

            Ölümünden senelerce sonra Asım el-Hacderi'yi rüyamda gördüm. Ben:

            – Ölmedin mi?dedim. O:

            – Evet, dedi.Ben:

            – Nerdesin, deyince o şöyle dedi:

            – Vallahi ben cennet bahçelerinden bir bahçedeyim. Ben ve bir gurup arkadaşlarım, her cuma gecesi ve sabahı Bekir ibn-i Abdullah el-Müzeni'nin yanında birleşiyoruz. Sizin durumlarınızı görüşüyoruz. Ben:

            – Cesedleriniz mi yoksa ruhlarınız mı görüşüyor? dedim. O:

            – Nerde? Cesedler çürüdü, görüşen yalnız ruhlardır, dedi. Ben:

            – Sizi ziyaret ettiğimizi biliyor musunuz? dedim. O:

            – Biz, cuma gecesi ve cuma günü, ta cumartesi sabahına kadar ziyaretlerin farkına varırız, dedi. Ben:

            – Neden diğer günlerde farkına varmıyorsunuz, dedim. O:

            – Bu cum'a gününün fazilet ve şansının büyüklüğü içindir", dedi.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir  Âlemi, s. 369)

            İbn-i Ebû Dünya ve Beyhaki... Süfyân ibn-i Üyeyne'nin dayısının oğlundan rivâyet ettiklerine göre, şöyle demiştir:

            – Babam öldü, büyük bir sabırsızlık içinde kaldım. Her gün kabrine giderdim. Sonra gitmemeye başladım. Rüyada onu gördüm.

            – Neden bize gelmekten alıkonuyorsun, dedi. Ben:

            – Benim geldiğimin farkına varıyor musun? dedim. O:

            – Evet, bilmediğim hiç bir seferin olmamıştır. Sen bize geldiğinde seninle sevinirdim. Çevremizdekiler de senin duanla sevinirlerdi, dedi. Sonra ben, artık daha sık ziyaretine giderdim.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 370)

            İbn-i Ebû Dünya, Beyhaki, Osman ibn-i Sûret'ten rivâyet ettiklerine göre, o şöyle demiştir:

            – Anam ehl-i ibadet idi. Ona "Rahibe" denilirdi. öldüğü zaman her cum'a gecesi ziyaretine gelir ona ve kabristandakilere dua ve istiğfar ederdim. Bir gece onu rüyada gördüm:

            – Nasılsın anacığım, dedim. O dedi ki:

            – Oğlum, ölümün sıkıntısı çetindir. Allah'a hamd olsun, ben güzel bir berzahtayım. (Demek ki; Berzah alemi bu dünyada can çekerken veya dili söylemez olup, dünyadan dünyayı görmez olunca başlıyor, kabir âleminde devam ediyor.) Çiçekler içinde âlâ kumaşlar üzerinde yatıyorum.

            Ben:

            – Bir ihtiyacın var mı, dedim. O:

            – Evet, dedi. Ben:

            – Nedir, dedim. O:

            – Bize yaptığın ziyaret ve duayı terketme. Ben cum'a günü senin gelmenle ünsiyet buluyorum. Evinden buraya doğru geldiğin zaman, "Yâ Rahibe bir akraban ziyaretine geldi." derler. Ben sevinirim. Etrafımdaki ölüler de sevinir."

           
Kabir ziyaretini kadınlar yapabilirmi ?
 
(Kadınlar kabirde oturmaz, kabire yaklaşmazlar)

 

            Resûlu Ekrem ve Nebiyyi Muhterem (sav) efendimiz Hz. buyuruyor ki:

            Manâ'sı: Ebû Hureyre (ra) den:

            Bir adam kendisi sevgilisinin kabrini ziyaret etse, sevdiği bir zatın anasının, babasının akrabasının yahud ashâbı Resûlullah'tan kim olursa olsun. Onun üzerine selam verse, yanında otursa, o kimse onun üzerine muhakkak der ki:

            – Allah'ın selamı senin de üzerine olsun der. Onu tanır, artık onunla tanış olur. Oradan (yanından) kalkıncaya kadar onunla dost olur. Ahbâp olur. (Hacı Muhammed Bilâl-i Nadir Hz. lerinin vaaz bandından alınmıştır.)

 

            İşte Kabir ziyaretini yapmak bu kadar önemlidir. Yine bir yerde Hz. Resûlullah buyuruyor ki:

            "Bir adam, anasının babasının kabrini ziyaret etse, o kimse bir hac bir umre sevabına nail olur" diye buyuruyor. (Hacı Muhammed Bilâl-i Nadir Hz. lerinin vaaz bandından alınmıştır.)

 

            (Hâdîs-i Şerîf, REH No: 3653)

            Manâ'sı: Müslüman kardeşlerinizin kabrini ziyaret edin. Onlara selam verin, namazlarını kılıp dua edin. Çünkü sizin için onlarda büyük bir ibret (ders) vardır.

 

            (Hâdîs-i Şerîf, REH No: 4722)

            Manâ'sı: Kim dostunun kabrini ziyaret edip ona selam vererek yanında oturursa, o kabirden selamını alır, yanından kalkıncaya kadar ona arkadaşlık eder.

 

            Onun için neden ziyaret edilmesin. İnsan ölür, ruh ölmez. Kuşun kafesi parçalanma ile kuşa bir şey olmadığı gibi bu vücud kafes ruh kuş gibi insan öldü kafes parçalandı, kuş yine kuştur.

            Ehli sünnetten olan bir hoca, vehhabilerin sözlerini yazan bir kitap getirdi. Kitapta "Şeyhim ben salâvat getirdim sende getir" deyince "ölenler salâvat getirmez." dediğini yazıyor. Bu sözler vehhabilerin sözlerine iyi gelir. Onların iddialarıdır. Kendisi de ehl-i sünnetten olduğu halde bilmeyerek vehhabilerin sözlerini benimsemiş oluyor. Ben çok deliller getirdim, ikna olmadı. Sorularıma cevapta veremedi. Halbuki bu ve bu gibi hadîs-i şerîfler çoktur. Namazlarını kılınca namazda âyet okunur. Ettahiyatü'da salâvat getirilir. Hatta sülûkunu ikmal edemeyen müridler, bu dünyada sülûkunu ikmal etmek için gayret gösterdi de ömrü kifayet etmediyse, âhirette Hz. Pir'in dergahında sülûkunu ikmal etmek için çalışır.

            Âhirette çalışıp, derece alan olmaz, diyenlere:

            "Hürre Peygamber" dünyada iken peygamber değildi, kabrinde peygamber oldu. Hürre Peygamber'in istemesi, çalışması, arzusu ve Dâvûd (as)'un duası kendisine kabrinde peygamberlik gelmesine sebep oldu. Demek ki, orada istemek, çağırmak ve derece almak varmış. Evliya olan bir kimse peygamber oluyor da mürid neden çalışıp sülûkunu ikmal etmesin.

            Peygamberimiz (sav) mi'raca çıkmadan evvel Enbiyâ ruhlarına imam oldu. İki rekat namaz kıldı ve kıldırdı. Bedir'deki şehitlerimizin mezarında cum'a gecesi def çalınıp, zikir edildiğini söylediler.

            Bedir şehidlerinin cum'a gecesi def çalıp, sesle zikrettiklerine, onu bizzat gidip cuma gecesini dinleyen adam:

            – Ben gittim dinledim. Zahir kulağım ile duydum, def çalıp sesle zikir ediyorlardı, dediğini kitabımızda geniş açıkladık. Bedir'deki ölen kafirlerle Peygamberimiz (sav) konuştuğunu:

            – Ya Resûlullah bunlar ölmüş bizi duyar mı? sorusuna karşılık:

            – Siz onlardan daha iyi duyar değilsiniz, buyurdu (Sahîh-i Buhari Tecrîh-i Sarîh, Cild 10, Hadîs No: 1567.):

            Peygamberimiz (sav)'e Hz. Ali (ra) soruyor:

            – Yâ Resûlullah! Ölenlerin kabirde vakti nasıl geçiyor? Dura dura sıkılmıyorlar mı? Peygamberimiz (sav):

            – Felan kabristanlığa git, Rüstem'i çağır, buyurdu. Hz. Ali (ra) o kabristanlıkta Rüstem'i çağırınca bir çok Rüstem ayağa kalktı. Geri gelip olan hali Peygamberimiz (sav)'e anlatınca, Peygamberimiz (sav):

            – Sen, Zaloğlu Rüstem'i çağır, buyurdu. Hz. Ali (ra), Zaloğlu Rüstem'i çağırdı. Kabirden, boyu çok uzun, çok güçlü, kuvvetli pehlivan bir adam kalktı. Şöyle ki; Hz. Ali (ra) yanında çok küçük bir çocuk gibi kaldı. Hz. Ali (ra), Rüstem'i alıp, Peygamberimiz (sav)'e geldi. Peygamberimiz (sav) sordu:

            – Senin kabirde zamanın nasıl geçiyor? Rüsten anlatmaya başladı:

            – Beni kabire götürdüler, huri kızları geldiler. Bir tanesininboynundaki inci kolyesi kırıldı. Hep beraber inciyi toplamaya başladık. İncileri toplayıp bitirmeden sen bizi çağırdın, dedi. İnciyi göstermek için avucunu açınca evin içi güneş doğmuş gibi oldu. Peygamberimiz (sav), Rüstem'e:

            – Avucunu çabuk kapat. Güneş, cennet incisinin şavkına dayanamaz, kararır, buyurdu. Rüstem avucunu yumdu. Sonra Rüstem mezarlığa gitti, yattı. Peygamberimiz (sav) ile Hz. Ali (ra), Rüstem'in yaşadığı, kabre defnedildiği tarihi araştırdılar. Aradan nice binlerce sene geçmiş. Kendisi "Beni kabre defnettiler, bir de siz çağırdınız, geldim" diyor. Rüstem, aradan hiç zaman geçmedi. Beni kabre götürdüler, koydular ve tekrar da çağırdılar zannediyordu. 2000 sene kendisine bir saat yahut 5-10 dakika geçmiş gibi geliyordu. Aradan hiç vakit geçmemiş. Allah müslümanlara zamanı mekana, mekanı zamana tebdil ediyor. Binlerce sene birkaç dakika gibi geçiyor. Rüstem'in yaşadığı zamanda insanların boyu çok uzundu. Rüstem'in boyu da kendi zamanındaki insanlardan daha büyüktü. Hz. Ali (ra) yanında çocuk gibi kalıyor. Peygamberimiz (sav), Hz. Ali (ra)'ye:

            – İşte müslümanların ameli iyi olursa binlerce sene birkaç dakika gibi geçiyor, buyurdu.

            Peygamberimiz (sav)'in: "Kapat avucunu, güneş onun ışığına dayanamaz, kararır" buyurması akla bir soru getiriyor:

            "Güneş ışığını karartacak kadar ziyalı olan inciyi ilk defa insanların görmesi gözlerinin nurunu almaz mı?" diyenlere cevaben deriz ki; çünkü Allah (cc)'ın lütfundandır.

            O nurdur, insana zararsızdır, ne kadar da ışık olsa insanın gözüne zarar vermez.

            Mûsâ (as)'a Allahu Teâlâ:

            – Yâ Mûsâ! Ben, benimle konuşma iznini, dayanıklılığını bir de yeryüzünde şu asırda sana verdim. Senden başka, dünyanın hepsini buraya getirsen ilk kelâmımın ilk harfinde hepsi can verir. Sana, ona dayanma kudretini veren benim" diye buyuruyor. Allahu Teâlâ da o dünyanın incisine, onun parlaklığına dayanma iznini Peygamberimiz (sav)'e ve onun yanındakilere vermiştir. Onun için o zarar etmez. Bu duyulsun, görülsün âhiretin, cennetin ziynetinin bu dünyanın ziynetlerinin yanında ne kadar mühim olduğunu kullara anlatmak ve ibret içindir. Onun için zarar vermez. Allah'tan böyle bir yardım olmazsa gerçekten o dünyanın hurileri, gılmanları, vildanları, incileri ve benzerleri mahlukatına bu dünyada iken bu gözle görülse imkansız dayanılmaz. İnsan kendinden geçer, deli gibi olur veya kör olur.

 

 

 

         KABİRDE ÇÜRÜMEYENLER

 

 

            Vehhâbîler kabir ziyaretini inkar ederler. Halbuki milyonlarca hacı ve umreci Peygamberimizin ravzayı mutahharasında 40 vakit namaz kılmaya, (8 gün kalmaya) mecburdur. Hem Peygamberimizin ravzasında 40 vakit namaz kılmazsa vacip terk olunur. O kimse cezalanır. Kurban kesmesi lazım derler, hem de alenen camilerde bağıra bağıra kabir ziyareti yoktur derler.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 531)

            İbn-i Asakir, Zeyd ibn-i Erkâm'dan merfuân rivâyet ettiğine göre, (Hadîs-i Kudsi'de) Cenâb-ı Hakk şöyle buyuruyor:

            – Üç haslet ile kullarıma genişlik ihsan ettim. (Buğdayı stok etip, karaborsada satıp fakirleri zor duruma getirmemeleri için şimdi ambar ilacı çıktı. O da bir sene buğdaya kurt düşürmez.) Hububata kurdu musallat ettim... Eğer öyle olmasaydı, onların idarecileri altın ve gümüşü stok ettikleri gibi hububatı da stok ederlerdi.

            Ölümden sonra cesedi çürütüyorum. Eğer öyle olmasaydı, hiç bir dost dostunu gömemezdi.

            Kederlinin kederini ona unutturuyorum. Eğer böyle olmasaydı, üzüntüsünden hiç kurtulamazdı.

 

            Bir insan ölürse Allah kederleri unutturuyor.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 533)

            Ebû Davud, Hakim, Evs ibn-i Evs'den rivâyet ettiklerine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:

            – Cum'a günü bana çok salâvat getirin. Çünkü salâvatınız bana arz edilir. Sahâbeler dediler ki:

            – Yâ Resûlullah! Sen yer altında çürüdüğün halde nasıl salâvatımız sana arz edilir? O (sav) buyurdu ki:

            – Allah peygamberlerin cesedlerini yere haram kılmıştır.

 

            Peygamberler çürümez. (Peygamberlerin vekili olan hakiki evliyalar da çürümezler.)

 

                        Aşk ehli ölmez,

                        Yerde çürümez,

                        Yanmayan bilmez,

                        Ateşi aşka.

 

 

            (İmam-ı Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 534)

            İbn-i Ebû Şeybe "Musannef"de senediyle Beni Seleme kabilesinden bazı adamlardan rivâyet ettiğine göre şöyle demişlerdir:

            – Muâviye şehidlerin kabirlerinin yanından geçen çeşmenin mecrasını çevirdiğinde Abdullah ibn-i Amr ibn-i Haram ve Amr ibn-i Camuh (ra)'un kabirlerinin yanından geçti. Kabirleri açıldı. Millet kabirlerinin üzerine çağırıldı. Onları çıkardık, eğiliyordular. Sanki dün ölmüştüler. Üzerlerinde iki cübbe vardı. Yüzleri üzerine atılmıştı. Ayaklarının üstünde de bir miktar yer bitkisi vardı.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 535)

            Taberani, ibn-i Ömer (ra)'den rivâyet ettiğine göre Resûlullah (sav) şöyle buyurdu:

            – Allah için olan müezzin, kanı içinde deprenen şehid gibidir. Öldüğü zaman kabrinde kurtlanmaz.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 535)

            Abdürrezzak, "Musannef"de Mücahit'den rivâyet ettiğine göre şöyle demiştir:

            – Kıyamet gününde en uzun boylular müezzinlerdir. Onlar kabirlerinde kurtlanmazlar.

 

            Boynu uzun olan ne kadar mahluk varsa güzeldir. Boynu çok kısa olan da çirkindir. Bilâl Babam, "Müezzinlerin boyunları uzun olur", buyurdu. Boyunları uzun olunca haliyle boyları da uzun oluyor.

 

            (İmam-ı Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 535)

            İbn-i Mende, Cabir ibn-i Abdullah'tan rivâyet ettiğine göre Resûlullah (sav) şöyle buyurdu:

            – Hâmilü'l-Kur'ân öldüğü zaman Allah yere vahyeder ki: "Onun vücudunu yeme..."

Yer de der ki:

            – Yâ Rabbi! Senin kelâmın onun göğsünde olduğu halde nasıl vücudunu yiyebilirim?

            İbn-i Mende dedi ki: "Bu konuda Ebû Hüreyre ve Abdullah ibn-i Mes'ud'dan rivâyetler vardır.

 

            (Hâmili Kur'ân: Kur'ân-ı Kerim'i ezberleyen, onunla amel eden kendinde taşıyan demektir.)

 

 

 

         KABİRDE SORGUYA ÇEKİLMEYENLER

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 247)

            Neseî, Raşid ibn-i Sa'd'dan, o da Resûlullah (sav)'ın sahâbelerinden bir adamdan, rivâyet ettiğine göre:

            Bir adam:

            – Yâ Resûlullah! Neden şehidden başka herkes kabrinde sorguya çekilir, diye sordu, cevaben buyurdu ki:

            – Onun başında kılıcın parıldaması zorluk olarak ona yeter, dedi.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 248)

            İbn-i Mâce, sahih bir rivâyetle, Ebû Hüreyre (ra)'den rivâyetine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:

            – Kim Allah yolunda nöbetçi olarak ölse, Allah onun salih amellerinin ecrini devam ettirir. Ve rızkını da devamlı olarak akıttırır. Kabir (de azap) meleklerinden emin olur ve korkudan emin olarak diriltilir.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 253)

            Hamid'in, ibn-i Cüreyc tarikiyle, Atâ ibn-i Yesâr (ra)'dan rivâyetine göre Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:

            – Hiç bir müslim ve müslime, cum'a gününde ölmez, illa (yalnız muhakkak) kabir fitne ve azabından korunur (Cum'a gününde öldü ise kabir azabından korunur.) Ve üzerinde hiç bir hesap olmadan Allah'ın huzuruna gelir. Kıyamet gününde, beraberinde şehid olduğunu bildiren şahidlerle gelir. (Bir rivâyette, şehid üniformasıyla gelir)

 Kına sürmenin fazileti

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 255)

            İbn-i Cevzi, Enes (ra)'den merfuan rivâyet edilen şu hadîs-i mevzu hadîslerden saymıştır. (ibn-i Cevziye'ye göre asılsız, diğerlerine göre sahihtir.)

            – Kim, kına sürmüş olarak ölse, kabre konulunca münker ve nekir onu sorguya çekmezler. Münker Nekir'e:

            – Ondan sor, der. Nekir:

            – Nasıl sorayım, üzerinde İslâm nuru var, der.

            İbn-i Kayyim, bunu mevzuattan sayıp senedinde, Dâvud ibn-i Sagir var, bu da Münker'ül-Hadis'tir, (hadisleri kabul edilmez) demiş.

            Ben diyorum ki, "üzerinde islâm nuru olan" sözü şu gelen hadîsle tevil edilir:

            "Yahudiler ve Hıristiyanlar boyanmazlar. Siz onlara muhalefet edin." (Mü'min'in boyası kınadır. Çünkü başka boya haramdır. İslam'da başka boya olmadığına göre kınayı söylüyor, hadîs sahihdir.)

            Eğer hadîsin aslı varsa, şöyle yorumlanır:

            "Sünnet niyetiyle olan kına sürmek ise, o zaman ehl-i iman olduğu anlaşılır.Ve melek onu sorguya çekmez."

 

            (Muhtar'ül-Ehadîsin-Nebeviyye, s. 476, No: 904)

            Manâ'sı: Kendisine (Peygamberimiz (sav)'e), en sevimli gelen koku; kına kokusuydu.

 

            (İmam Şa'râni, Ölüm-Kıyamet-Âhiret, s. 342, No: 619)

            Resûl-i Ekrem (sav) Efendimiz şöyle buyurmuştur:

            – Allahu Teâlâ cenneti yarattığı zaman onu (güzel) fesleğen kokusu ile kuşattı, fesleğeni de kına (kokusu) ile çepeçevre kuşattı. Allahu Teâlâ kendisine kınadan daha sevgili bir ağaç yaratmamıştır. Kına boyası ile boyanan kimse için muhakkak melekler salât(ü selam) getirerek dua ederler.

 

            Bilâl Babam buyurdu:

            – Kadınların elinden tırnaklarından kına gitmemesi lazım. Yani parmaklarından, tırnaklarından kına gitmeden tekrar kına yakmaları lazım. Şeytanın en sevdiği kırmızı renk, en sevmediği kınadır. Kınanın fazileti için, nerde ise elime ben de kına yakasım geliyor. Evlenince, gelin ve güveyi her ikisi de kına yakar. Erkek çocuklar, gençler bayram geceleri, yakınlarından düğün olunca onların kınasından parmaklarına veya avuç içine az bir şey yakar, sürerler. Erkekler için Peygamberimiz (sav); Kına yakmak sünnettir, sevaptır gibi söylemedi, kadınlar için söylüyor. Onun için her yaştaki kadının elinden, tırnaklarında kına gitmemesi lazım. Şeytan kadınlara çok musallat olur. Hemen her şeyine karışmak ister. Elinde kına olunca o da en sevmediği onun işine karışamaz, kendine de yaklaşamaz. Onun için kına hakkında kadınların ellerine yakmaları için çok hadîs-i şerîf vardır.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 256)

            Hakim, ibn-i Mâce, Beyhaki ve Hennad "Zühd"de, Hz. Osman (ra)'ın kölesi Hani'den rivâyet ettiklerine göre şöyle demiştir:

            Hz. Osman bir kabrin başında durup sakalları ıslanıncaya kadar ağladı. Ona:

            – Cennet ve cehennemden söz edildiği zaman ağlamıyorsun da neden kabrin yanında ağlıyorsun? denilince, O şöyle dedi:

            – Resûlullah (sav):

            "Kabir, âhiret menzillerinin ilkidir. Kişi ondan kurtulsa, arkası daha kolay olur. Ondan kurtulmazsa, arkası daha zordur" Ve "Kabirden daha korkunç hiç bir manzara görmedim" diye buyurdu.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 258)

            Ali ibn-i Muabbed, Muâz'e (ra)'den rivâyet ettiğine göre şöyle demiştir:

Aişe (ra)'ye:

            – Yâ Aişe, bize hiç bildirmiyorsun, kabre koyduklarımız ne oluyor, başlarına ne geliyor, dedim. Aişe (ra):

            – Eğer, mü'min ise kabri kırk zira' genişlenir.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 259)

            İbn-i Ebû Dünya, Muhammed ibn-i Ebban tarikiyle Hamid' den rivâyet ettiğine göre şöyle demiştir:

            – Bir kız kardeşimin oğlu vardı.

            – Yâ dayı! Allah beni anama bıraksaydı bana ne yapardı? dedi. Ben:

            – Cennete kordu, dedim. O:

            – Vallahi Allah bana anamdan daha şefkatlidir, dedi. Sonra, ruhunu teslim etti. Onu gömdük. Ben kabrine baktım göz görünceye kadar genişlemiş. Arkadaşıma: "Gördüğümü görüyor musun?" dedim. O:

            – Evet, Allah mübârek etsin. Ben sanki "Allah, bana anamdan daha şefkatlidir, diye söylediğini işitir gibiyim", dedi.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 261)

            İbn-i Ebû Dünya, Ebû Gatafan el-Meri'den rivâyet ettiğine göre Hz. Ömer (ra):

            – Yâ Resûlullah, bazen bizi korkutsan, iyi olur. Acaba kabrin karanlığı ve darlığı nasıldır? deyince, Resûlullah (sav):

            – Kişi içinde bulunduğu hal üzere ölür, buyurdu.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 265)

            Deylemi, Enes (ra)'den rivâyetine göre:

            Resûlullah (sav):

            – Camide gülmek kabrin karanlığıdır, diye buyurdu.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 265)

            İbn-i Ebû Dünya "Teheccüd" kitabında Sırrî ibn-i Muhalled'den rivâyetine göre, Peygamberimiz (sav) Ebû Zerr (ra) için şöyle demiştir:

            – Bir sefere çıktığın zaman ona bir hazırlık yaparsın. Kıyamet yolunun seferine artık ne kadar hazırlık yapılacağını sen bilirsin. Sana yarayanı haber vereyim mi? Yâ Ebâ Zerr, buyurunca, Ebû Zerr:

            – Anam babam sana feda olsun, buyurun, dedi.

            – Öyle ise haşir için, sıcak günde oruç tut. Ve kabrin vahşeti için gece karanlığında iki rekat namaz kıl.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi,s. 265)

            Deylemi, Hatip "Rüyet"te Malik'ten, Ebû Nuaym, ibn-i Abdulberr "Temhid"de Ali ibn-i Ebû Talib (ra)'den rivâyet ettiklerine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:

            – Kimher gün yüz sefer, "LÂ İLÂHE İLLALLAH'ÜL-MALİKÜ'L-HAKKÜ'L MÜBİN" dese, fakirlikten, kabrin vahşetinden kurtulur ve kendisine cennet kapıları açılır.

 

            Hatip bunu ibn-i Ömer'in hadîsinde de rivâyet etmiştir.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 266)

            Lâlkâi "Sünnet"de, İbrahim ibn-i Edhem'den rivâyet ettiğine göre şöyle demiştir:

            – Bir cenaze taşıyordum. Allah bana ölümü mübârek kılsın, dedim. Tabuttan bir ses:

            "Allah sana ölümden sonrasını da mübârek kılsın", dedi. O sesden içime bir korku sindi. Cenaze defnedildikten sonra, kabrin yanında oturup düşünürken güzel gözlü, hoş kokulu, temiz elbiseli bir şahıs kabirden çıktı:

            – Yâ İbrahim! dedi. Ben:

            – Buyrun! Allah seni bağışlasın, kimsin sen? dedim. O:

            – Ben tabuttan sana seslenenim, dedi. Ben:

            – Sen kimsin? dedim. O:

            – Ben sünnetim, beni ihya edeni dünyada korurum, kabirde ona arkadaş ve nur olurum. Kıyamette, cennete doğru onunla beraber olurum, dedi.

 

            (Hâdîs-i Şerîf, REH No: 3654)

            Manâ'sı: Ölülerinizi Lâ ilâhe illallah söylemekle rızıklandırın. (Sünen-i İbn-i Mâce, Cild 4, Hadîs No: 1445; Sünen-i Tirmizi, Cild 2, Hadîs No: 983; Müslim; Ahmed ibn-i Hanbel; Ebû Dâvud; Beyhaki ve Nesî rivâyet etmiştir.)

 

 

 

         ÖLÜLER DİRİLERİN SÖVMESİNDEN EZİYET GÖRÜRLER

 

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 495)

            Nesemî, Safiyye bint-i Şeybe (ra)'den rivâyet ettiğine göre:

            – Resûlullah (sav)'ın yanınd abir ölü kötülükle anıldı. Buyurdu ki:

            "Ölülerinizi hayırdan başka bir şeyle anmayın." (Muhtar’ül-Ehadîsin-Nebeviyye, s. 128, No: 136, s. 618, No: 1308, s. 138, No: 150, s. 629, No: 1346.)

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi s. 495)

            Deylemi, Aişe (ra)'dan rivâyet ettiğine göre Resûlullah (sav) şöyle buyurdu:

            "Ölü, evinde hoşlanmadığı şeyden kabrinde de hoşlanmaz."

 

            Bilâl Babam buyurdu: "Bu dünyadaki ahlâk neyse kabirde de, öte dünyada da, cennette de o ahlâk aynı devam eder. Bu hadîste aynısını söylüyor.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 496)

            Ebû Dâvud, Tirmizi, İbn-i Ebû Dünya ibn-i Ömer (ra)'den rivâyet ettiklerine göre Resûlullah (sav) şöyle buyurdu:

            – Ölülerinizin iyiliklerini zikredin. Kötülüklerinden yüz çevirin.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 496)

            İbn-i Ebû Dünya, Aişe (ra)'den rivâyet ettiğine göre; Resûlullah (sav)'den işittim ki diyor:

            – Ölülerinizi ancak hayırla anın... Çünkü onlar eğer cennetlik ise günahkâr olursunuz. Eğer cehennemlik iseler o onlara yeter.

 

            İmam-ı Azam:

            – Her şeyin iyi tarafını söyleyin, dediğine karşılık İmam-ı Azam'ı ölmüş köpeğin yanından geçirip:

            – İyi tarafı var mı? diye sordular, İmam-ı Azam:

            – Dişleri güneşte iyi parlıyordu, diye buyurdu.

 

 

 

         VASİYET

 

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 436)

            Ebû Şeyh ibn-i Habban, "Vasiyetler" kitabında, Kays ibn-i Kabise (ra)'den merfûan şunu rivâyet etmiştir:

            – Kim vasiyet etmeden ölürse diğer ölülerle konuşamaz.

            – Yâ Resûlullah ölüler konuşur mu? diye sordular.

            – Evet, onlar ziyaretleşirler, diye buyurdu.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 437)

            Deylemi, Ebû Hedbe tarikiyle Enes (ra)'dan rivâyet ettiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:

            – Cennet ehlinden iki kadın gördüm. Biri konuşuyordu. Diğeri konuşamıyordu. Ben, "Neden sen konuşuyorsun da diğeri konuşamıyor" dedim. Kadın dedi ki:

            – Ben vasiyetimi ettim, bu ise vasiyetini etmeden öldü. İşte kıyamete kadar konuşamayacaktır.

 

            Demek ki, vasiyet etmek çok iyiymiş.

 

 

 

         KABİRDE YAPILMAMASI GEREKEN HUSUSLAR

 

 

            (Muhtar'ül-Ehadîsin-Nebeviyye, s. 259, No: 413)

            Manâ'sı: Deylemi'nin rivâyetinde:

            Bilhassa kabristana bevletmekten sakınınız... Çünkü o, Bars (baras, alacaklık) illeti getirir...

 

            (Sünen'ün-Neseî, Cild 3-4, Hadîs No: 2045)

            Manâ'sı: İbn-i Abbâs (ra)'dan:

            – Resûlullah (sav), kabirleri ziyaret eden kadınları, kabirleri mescid edinenleri ve kandil yakanları lânetledi. (Sünen-i Tirmizi, Cild 2, Hadîs No: 60 (1061).)

 

            (Muhtar'ül-Ehadîsin-Nebeviyye, s. 627, No: 1340)

            Manâ'sı: Müslim'den rivâyet edildiğine göre:

            – Kabirlerin üzerine oturmayınız ve onlara (doğru) namaz kılmayınız.

 

            (Sünen'ün-Neseî, Cild 3-4, Hadîs No: 2050)

            Manâ'sı: Beşir ibn-i el-Hasâsiye (ra)'den:

            Resûlullah (sav) ile beraber yürüyordum. Müslüman kabirlerine uğradı ve şöyle buyurdu:

            – İşte bunlar birçok kötülükleri geride bırakıp hayra ulaştılar.

            Daha sonra müşrik kabirlerine uğradı ve şöyle buyurdu:

            – İşte bunlar büyük refahı geride bırakıp, azaba dûçâr olmuşlardır.

            Resûlullah (sav) bulunduğu taraftan dönünce, ayakkabılarıyla kabirler arasında dolaşan bir adam gördü ve:

            – Ey Sibtiyye (deriden mamul ayakkabı) giyen, ayakkabılarını çıkar, buyurdu.

 

            Sibtiyye: Sığır derisinin, selem ağacıyla tabaklanmasıyla yapılan bir ayakkabı türü.

 

            Bezzaziyye kitabında diyor ki:

            Kabristandaki yeşil otları koparmak mekruhtur. Çünkü bu otlar Allah'ı tesbih eder. Bu tesbihler meyyitin (ölünün) azaptan kurtulmasına yarar. Meyyit bu tesbihlerle rahat eder.

            Şern Bilâli'nin "İmdad'ül-Fitah" kitabında, Hanefi âlimlerinin ve başkalarının kitaplarında da böyle olduğu yazılıdır. Fetva vermek derecesine yükselmiş olan böyle büyük âlimlerin bildirdiklerine göre, meyyit (ölü), dirilerin işitemediği yeşil otların tesbihi gibi sesleri işitince, kendisine seslenen insanoğlunun sesini işitmez mi? İşitmez diyenler; belki dünyada kulak ile işitildiği gibi işitmezler demek istemişlerdir.
Kabrin üstünde ot büyümesi neden iyi değildir. ?

            Bilâl Babam: Kabrin üstünde ot büyümesini iyi görmedi. Sebebini sordular:

            – Kuş gelir, içine girer, yuva yapar, pislik atar. Kabrin başucuna ağaç dikmeyi de iyi görmedi. Ağacın üzerine kuş konar kuş da kabrin üzerine pislik atar. Bunun dışında yeşil ot, yeşillik ne kadar çok olursa o kadar iyidir. Otlar o yatan ölüler için istiğfar çeker. Bunu da ölüler duyar; bu otları koparmak iyi değildir. (Hacda ihramda ot koparsan ceza kurbanı kesip dağıtman lazımdır.) En fazla rızk darlığı getirenlerden birisi de kabristanın etrafı duvarla çevrili olmaz, hayvanlar kabristanın içine girer, tepeler, pislik atar, bu da rızk darlığı getirir. Böyle olunca etrafı çevrili içinde ot biter onlar da istiğfar edince hem ölülere, hem dirilere, ölülerin günahının af olmasına, dirilerin rızklarının genişlemesine faydası olur.

 

            (Sünen'ün-Neseî, Cild 3-4, Hadîs No: 2029)

            Manâ'sı: Cabir (ra)'den:

            Resûlullah (sav) kabir üzerine bina yapmaktan veya kabri yükseltmekten veya kireçle badanalanmasından nehyetti. Süleyman ibn-i Mûsa: "Kabir üzerine yazı yazılmasını (da nehyetti)." cümlesini ilave etmiştir (Sahin-i Müslim, C. 3, Hadîs No: (970); İbn-i Mâce de rivâyet edilmiştir.).

 

            1. Kabri anıt deyip baş ucuna çok yüksek taşlar dikmek  iyi değildir, kabir, kabristanlık olduğu en uzak yerden de bakılınca giden yolcu görebilmeli ve o kabristanlığa fatiha okuyabilmeli. Yani şimdiki normal kabir bunlar iyi, daha fazla yükseltmek iyi değildir. Kabir çok engin olup belirsiz gibi olursa uzaktan görünmez. Fatiha okuyanlar çok az olur. Kabristanlığın manevi sevap geliri az olur. Bilâl Babamla traktörle giderken üç beş on kilometrelik mesafedeki kabirler için fatiha okurdu. Uzak yerlerdeki kabirler için fatiha okumayı bizim ihvanlarımız yapıyorlar. Başkaları yapmıyor. Buna dikkat edin, bunu unutmayın, ihmal davranmayın. Hele büyük evliyaullah ve peygamber kabirleri olursa onların olduğu tepe göründüğünde hemen onun ruhu için fatiha deyiniz, herkes fatiha okusun. Kabirler yol kenarına bunun için yapılır. Fatiha okunsun diye.

            2. Üzerinden yüzlerce sene geçer. Çok engin olursa çabuk kaybolur, çok yüksek olursa onu da Peygamber (sav) men ediyor. Kırk elli santim gibi olursa o arada iyidir. Başkası iyi değildir. Büyük zat olursa üzerine Türbe yapılmışsa o da normaldir, yapılmamışsa da iyidir. Türbe yapılmamışsa içine rahmet girer iyi olur. Yapılmışsa herkesin hüsnü zanını artırır, o da iyidir. Bunlar niyetlerine göredir.

 

            (Sahîh-i Buhâri Tecrid-i Sarîh, Cild 4, Hadîs No: 633)

            Manâ'sı: Ümmü Atiyye (ra)'den:

            – Biz (kadınlar, Resûlullah (sav) tarafından) cenazeyi takib etmekten nehyolunduk. Cenazeye ittibâ', bizim üzerimize farz kılınmadı (Taberani, Sahih-i Müslim, C. 3, Hadîs No: 34 (938) de rivâyet edilmiştir.).

 

            (Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 4, Hadîs No: 1566)

            Manâ'sı: Ebû Hüreyre (ra)'den: Resûlullah (sav) şöyle buyurdu:

            – Yemin ederim ki, sizden birisinin vücudunu yakıcı bir ateş parçası üzerinde oturması, onun bir kabir üzerinde oturmasından kendisi için daha iyidir. (Ahmed ibn-i Hanbel, Müslim, Ebû Dâvud, Neseî, Beyhaki ve Muhtar’ül-Ehadîsin-Nebeviyye, s. 490, No: 941.)

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 349)

            İbn-i Ebû Dünya, Beyhaki "Delâilü'n-Nübüvvet"de Mütemir ibn-i Süleyman yoluyla... İbn-i Mina'dan rivâyet ettiklerine göre, şöyle demiştir:

            – Kabristana girdim. İki rekat hafif namaz kıldım. Sonra bir kabre yaslandım. Vallahi ben uyanık iken işittim ki, birisi kabirde diyor: "Kalk bana eziyet verdin. Siz çalışırsınız, fakat bilmezsiniz. Biz ise biliriz fakat çalışamıyoruz. Vallahi senin gibi iki rekat namaz kılsaydım benim için dünya ve içindekilerden daha sevimli olurdu.

 

            (Sünen-i İbn-i Mâce, Cild 4, Hadîs No: 1567)

            Manâ'sı: Ukbe ibn-i Âmir (ra)'den; Peygamberimiz (sav) buyurdu ki:

            – Yemin ederim ki, bir ateş parçası veya bir kılıç üzerinde yürümem veyahut ayakkabımı ayağımla dikmem bir müslümanın kabri üzerinde yürümemden bana daha sevimlidir. Kabirlerin ortasında abdestimi bozmuşum veya çarşının ortasında. Bence bunlar arasında (çirkinlik açısından) bir fark yoktur. (İbn-i Mâce, Ebû Hatim, Neseî, ibn-i Hibban, Buhâri ve Müslim de rivâyet etmişlerdir.)

 

 

         KABİRDE DUA

 

 

            (Sünen-i İbn-i Mâce, Cild 4, Hadîs No: 1547)

            Manâ'sı: Hüreyde (ra)'den:

            Resûlullah (sav) sahâbilerine, kabristana çıkacakları zaman (ne söyleyeceklerini) öğretirdi. (Onlardan mezarlığa gideni) şöyle derdi:

            – Esselâmu aleyküm ehled diyari minel mü'minine vel müslimine ve ennâ inşâallahu biküm lâhikune nes'ellul lahe lena velekümül afiyeh:

            Selam size ey bu diyarın mü'min ve müslüman halkı! Biz de inşâallah sizlere iltihak edicileriz. Allah'tan kendimize ve sizlere afiyet dileriz. (Sahîh-i Müslim, C. 3, Hadîs No: 102 (974), REH No: 911, 5618; Sünen-i Tirmizi, C. 2, Hadîs No: 58 (1059); Sünen-i İbn-i Mâce, C. 4, Hadîs No: 1546; İmam-ı Celâleddin Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 333, 334.)

 

            (Hâdîs-i Şerîf, REH No: 4546)

            Manâ'sı: Kabirdeki ölü, boğulmakta olup da imdat bekleyen kişi gibidir. Daima babadan, anneden, evlattan ya da arkadaştan hayırlı dualar beklemektedir. Bu dua ona eriştiği zaman onun için bütün dünya ve içindekilerden hayırlı olur. Allah azze ve celle kabir ehline dünya ehli tarafından yapılan duaları dağlar haline getirip kabre öyle sokar. Dirilerin ölülere gönderecekleri en büyük hediye onlar için Allah'tan rahmet dilemek bir de onlar namına sadaka vermektir. (Hadîs-i Şerîf, REH No: 5764; İmam-ı Celâleddin es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 510.)

 

            (Hâdîs-i Şerîf, REH No: 3691)

            Manâ'sı: Şu yedi şey kişiye öldükten sonra kabrinde iken sevap yazdırır:

            1. İlim öğretmek,

            2. Bir nehir açıp akıtmak,

            3. Kuyu kazmak,

            4. Ağaç dikmek,

            5. Cami yaptırmak,

            6. Varislerine mushaf bırakmak,

            7. Ölümünden sonra kendisine dua edecek hayırlı bir çocuk bırakmak. (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 508.)

 -Kabir ziyaretini kadınlar yapabilirmi ?(2)

            Bir yerde büyük bir zât var. O zâtın kabri, kabristanlığın içinde ise, ziyarete gidenler kabir ziyareti için değil de o zâtı ziyaret için gidebilir. Bunun dışında kadınların kabirlerin içine gitmeleri yasaktır, iyi değildir.

 

            (Sünen-i İbn-i Mâce, Cild 4, Hadîs No: 1576)

            Manâ'sı: Ebû Hüreyre (ra)'den:

            Resûlullah (sav), kabirleri ziyaret eden kadınları lanetlemiştir. (Ahmed ibn-i Hanbel, Tirmizi, İbn-i Hibbân ve Beyhaki de rivâyet edilmiştir.)

 

            Çünkü kabirdekiler insanları elbisesiz çıplak görürler. Kadınları da çıplak görürler. Sen diyeceksin ki; mahşerde herkes çıplak değil mi? Mahşerde çıplaktır ama mahşerin şiddetinden kimse kimseyi bilemez. Yanındaki erkek mi, kadın mı onu da bilemez. Ama kabirde mü'minler azab içinde değildir. Şiddet de yoktur. Gelenleri sağlığında gördükleri gibi görürler. Onun için kabir ziyareti kadınlara yasaktır. Kabire gider, uzakta durur dua ederse olur.

 

            (İmam Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, s. 371)

            Hafız ibn-i Recep dedi ki: Ali ibn-i Abdussamed, Ahmed el-Bağdadi'den, o da babasından, nakline göre, Konstantin ibn-i Abdullah er-Rumi, Esed ibn-i Mûsa'dan şöyle dediğini rivâyet etmiştir:

            – Bir dostum vardı, öldü. Onu rüyada gördüm. Bana diyordu ki:

            – Sübhanallah, filan dostunun yanına geldin, ona okudun, ona rahmet istedin. Bana ise gelmedin, yaklaşmadın da... Ben:

            – Nerden biliyorsun, dedim. O:

            – Dostunun ziyaretine geldiğin zaman seni gördüm, dedi. Ben:

            – Nasıl görüyorsun? Halbuki toprak altında idin? dedim. O:

            – Görmedin mi? Su cam içinde (nasıl) görünüyor, dedi. Ben:

            – Evet, dedim. O:

            – İşte aynen öyle, biz bizi ziyaret edenleri görüyoruz.

 

            (Sahih-i Buhari Tecrid-i Sarih, Cild 4. Hadîs No: 634)

            Manâ'sı: Nebi (sav)'in zevcesi Ümmü Habibe (ra) den,

            Allah'a ve âhiret gününe iman eden bir kadının zevcinden başka bir ölü için üç günden fazla yas tutması helâl değildir. Lakin kadın zevcine karşı dört ay on gün teessürünü izhar eder.

 

            (Sûre-i Necm, âyet 28)

            Meâl'i: Halbuki onların bu hususta hiç bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise hiç şüphesiz hakikat bakımından bir şey ifade etmez.

 

            Bazı hocalarımız da bu kadar hadîsler, deliller varken hiçbir müsbet delile isnad etmeyip sadece bir kitapta okudum. Bir âlimden duydum. Kabir ziyareti yok, gitme. Şu kadar kötüdür derler. Veryansın ederler.

Cenazeye tevhid nasıl çekilir ?

            Cenaze defnedildikten sonra (çok gecikmeden) münasip yakın bir zamanda ihvan kardeşlerimiz toplanıp tevhid çeker, ölenlerin affı için Allah'a dua eder. Sevabını Peygamberimiz (sav)'e, bütün Peygamberlere ve ölen adama bağışlar. Tevhidte şunları okurlar, tevhid çekeceklerin hepsinin çektiği insan sayısı aşağıdaki toplamı tamamlar:

 

            1) 1000 adet estağfirullah el aziym.

            2) 1000 adet salavati şerife,

            3) 1000 adet fatiha (Elham sûresi)

            4) 1000 adet ihlas (Gulhu vallahu ahad sûresi)

            5) 80000 adet kelime-i tevhid (Lâ ilahe illallah) okunur.

 

            Bu tevhid toplantısı başlamadan Kur'ân okunur, Tevhid bitirilince yine Kur'ân okunur. Meyyitin (ölünün) affı için dua edilir. Sevabı meyyite bağışlanır. İhvan kardeşlerimiz bunu muhakkak yapsınlar. Tarikatın dışında ve tarikatta olmayanlar da bu tevhidi çektirmek isteyenler çektirebilirler.

 

 

            Seyyah olub şu alemde gezerken,

            Rast geldim, gördüm, yatar bir kafa,

            Bilmem dişi midir, bilmem er midir,

            Türlü meyvelerden yer mi idin kafa?

 

                        Çok ağrımış dökülmüş dişi,

                        Dökülmüş kipriği hem hilâl kaşı,

                        Sordum ağlama feleğin işi,

                        Yazılan yazıyı gördün mü kafa?

 

            Kara yazı yazılmış onun başına,

            Toprak dolmuş kulağına gözüne,

            Uyar mı idin o şeytanın sözüne?

            Haram helâl demez yer mi idin kafa?

 

                        Bu dünyada adı belli has mı idin?

                        Dünya malı için kara yas mı idin?

                        Cömerd mi idin sofrası

                        Meydanda er mi idin kafa?

 

            Sabah olur al atlarım çıkardı,

            Cümle beyler seyrime bakardı,

            Bu haneye beş bin deve çökerdi,

            Karışılmaz bu mevlanın işine.

 

                        Şunda kırk koç yiğidim vardı merde,

                        Kimi munla idi kimisi mürde,

                        Hepsini koydum kaldım şu halde,

                        Karışılmaz bu Mevlanın işine.

 

            Kafa dile gelip böyle söyledi,

            Aşık Yunus kulak verip dinledi,

            Kafa yolum sana nerden uğradı,

            Ben karışmam bu Mevlanın işine.

 

                                                           Yunus EMRE

 

 

         KABİR NAKLİ

 

 

            Bir insan:

            "Ben ölünce, benim cenazemi felan memlekete götürün (defnedin). " derse bu caiz midir?

            – Caizdir. Sebebine gelince: Hz. Veysel Karanî, Sıffın Harbinde Hz. Ali (ra)'nin askeri olarak, Muaviye (ra)'nin askeri tarafından şehid edildi. Yemenliler:

            – Veysel Karanî Yemen'lidir. Biz cenazesini Yemen'e götüreceğiz, dediler. Acemliler:

            – Biz memleketimize götüreceğiz, dediler. Sıffınliler:

            – Burda şehid düştü, biz buraya defnedeceğiz, dediler. Aralarındaki gerginlik arttı. Hiç kimse hakkından vazgeçmiyordu. Bu yüzden harb olacaktı. Hz. Ali (ra):

            – Siz üçünüz (üç yerin adamı) birer tabut yaptırsın, herkes kendi tabutlarının yanında bulunsun, dua etsin. Hangisinin tabutuna girerse, herkes hakkına razı olsun, dedi. Üç tabut yaptırdılar. Yanlarına koydular. Sabahtan Yemenliler baktı ki, kendi tabutlarının içinde, onlar sessizce alıp Yemen'e götürdüler. Oraya defnettiler. Acemliler baktılar ki, kendi tabutlarının içinde, onlar da sessizce alıp Siirt'in yakınına, kendi topraklarına defnettiler. Sıffınliler baktı ki, kendi tabutlarının içinde, onlar da Sıffın'e defnettiler. Yemen, Siirt harp edilen yere belki bir aylık yol ederdi. Bu hâdise Ashâb zamanında oldu. Veysel Karanî Hz.'ne tatbik edildi. Ashâb ve tabiinlerin yaptıkları da muhakkak caizdir. Peygamberimiz (sav)'in bu gibi şeylere müsaadesi olmasa idi, imkânsız onları yapmazlardı. Bunun için caizdir.

            Bilâl Babam Giresun'a gittiğinde, bir Müftü de Giresun'a sürgün gönderilmişti.

            – Sen niçin sürgün geldin? diye Bilâl Babam Müftü'ye soruyor. Müftü başından geçen hâdiseyi şöyle anlatıyor:

            – Ben müftü iken, belediye, kabristanlığı kaldırıp yerine şehir yapmak istedi. Halk topluca Belediye Reisine karşı çıktılar. Dediler ki:

            – Bizim atalarımız, dedelerimiz, ecdadımız burada yatıyor. Biz bunların kaldırılmasına razı olamayız. Belediye Reisi bunlara hiç bir şey yapamıyor, vazgeçiyor. Sonra reisin adamları ve kendisi konuşup "Bu millet müslüman burada reisin sözü geçerli değil, müftünün sözü geçer. Biz müftüyü devreye sokalım" diyorlar. Belediye Reisi müftü ile görüşüyor, meseleyi izah ediyor. Müftü razı oluyor. Müftü Camiye gelip:

            – Kabir sökülmesinde dînen bir mahzur yoktur, sakıncalı değildir. Herkes kabirlerini söksün. Kemiklerini toplasın, bir torbaya koysun, şehrin dışına gömsün diye vaaz ediyor. Halk : "Müftü söyledi olurmuş" diye kabul ediyorlar.

            Halbuki bir insanın cenazesini nereye defnedersen, onun mahşerde kalkacağı yer, vefat ettiği (öldüğü) yerdir. İtibar kemiğin gittiği yere değildir. Mahşerde kalkacağı yer esas vefat ettiği yerdir. Yani kemiği gitme ile kabri gitmiş sayılmaz. Ölüsü başka yere nakil olma ile mahşerde başka yerden kalkmaz. Esas öldüğü yerde orada haşrolur.

            Bu kabristanlığın yerine şehir yapılıyor. Müftü diyor ki:

            – Ben bir gece rüyâ gördüm. Büyük bir mahkeme kurulmuş, hakim (mahkeme reisi) Peygamberimiz (sav)'di. Dört halife de mahkeme üyeleri idi. Ashâb duruşmayı izleyen seyircilerdi. Kabir ehli toplu bir şekilde gelip Peygamberimiz (sav)'e:

            – Ya Resûlullah bizim kabrimizi, bizim evlatlarımız söktürmedi. Bu müftü sökülsün diye fetva verdi. Biz bunun cezalandırılmasını istiyoruz, diye şikâyetçi oldular. Ben de Huzur-u Resûlullah'da sanık olarak bulundum.

            Peygamberimiz (sav), ilk defa sağ tarafındaki Hz. Ebû Bekir'e dönerek:

            – Bu müftünün cezasının nasıl olmasını istiyorsun? Ne ceza verelim? Hz. Ebû Bekir:

            – Ya Resûlullah şehirde idam edilsin. Herkes görsün söylesin, herkese ibret olsun, dedi. Peygamberimiz (sav) sol yanında bulunan Hz. Ömer'e dönerek:

            – Ya Ömer, müftünün cezası ne olsun? Hz. ömer aynı Hz. Ebû Bekir'in sözünü söyledi:

            – Asılsın asılmadan iyisi yok. Bu defa Peygamberimiz (sav) sol tarafında bulunan Hz. Osman'a dönerek:

            – Ya Osman, sen ne dersin? Müftünün cezası ne olsun? Hz. Osman kabirde yatan ve davacı olan kabir ehlini göstererek bu kadar müslümanı bu duruma getiren insanın cezası asılmaktır. Asılsın, diyor. En son sağ tarafında duran Hz. Ali'ye dönerek:

            – Ya Ali, bu müftüye ne ceza verelim? Hz. Ali:

            – Ya Resûlullah, ben asılmasına razı değilim. Asılırsa herkes bir mütfü asılmış diyecek. Zahirde o başka bir sebeple asılacak. Onun için millet kabir söktürdüğünden dolayı değil de zahirdeki sebepten dolayı asıldı diyecekler, unutulacak. Aslında müftünün cezası asılmaktır. Ama bana kalırsa asılmasın. Ömür boyu sürgün gitsin, sürgün gittiği yerden gelmesin, orada ölsün. Sen kendisine söyle her mecliste, her cemaatte; bu sürgünlük bana kabir söktürdüğümden dolayı geldi. Bu cezayı bizzat bana Resûlullah (sav) verdi. Ey müslümanlar sizde dilden dile söyleyin herkes duysun. Benim yaptığım cahilliği başka bir âlim yapmasın, desin. Hem de bu adam âlim, müftü olduğu için halk arasında sözü geçerli olur. Çok kimseyi ikaz eder. Bu dediklerimizi yaparsa, sürgün gittiği yerde ölüm cezası kendisine yeter. Bunda da suistimal yaparsa, konuşmazsa, kısıtlarsa o zaman cezası âhirete kalır. Cezasını cehennemde çeker, diyor.

            Peygamberimiz (sav) beş dakika kadar düşünüyor. Ve:

            – Ali'nin düşüncesi daha doğrudur. Öyle olsun, diyor. Müftü uyanıyor. Çok geçmeden müftünün zahirde işlediği bir suçundan dolayı Giresun'a sürgünlük emri geliyor.

            Bilâl Babam diyor ki:

            Müftü hem bunları söylüyor, hem ağlıyor, hem de:

            – Siz memleketinize gidersiniz ben gidemem. Şâyet af çıksa gitmek istesem yine gidemem. Çünkü bana ceza sürgün gittiği yerde ölsün diye verildi. Benim burada ölmem lazım. Af olsa gideyim desem. Ömrümde olsa hiç bir engel olmasa, ben Giresun'dan çıkmadan yine ölürüm. Çünkü ben bu cezayı hakettim, diyordu. Gözlerinden yaş gelerek ağlıyordu.

            Müftünün kabir sökülmesine izin verdiği yerde, kabirler sökülürken bazı kabirlerde sadece kemik kalmış, bazı kabirlerde kemik var, et çürümüş yağ olmuş, ciğer sapa sağlam duruyor. Bazı kabirlerde hiç çürümemiş, şimdi ölmüş gibi gördük. Niçin böyle oluyor? dediler.

            Bilâl Babam buyurdu ki:

            – Zikrullah nûr'unu kalbine yerleştiremeyenlerin her şeyi çürür. Zikrullah nûr'unu kalbine yerleştirenlerin kalbi ciğeri çürümez. Diğer yerleri çürür. Zikrullah nurunu kalpten öteye Sanavberiye, ordan da Lübbe yetiştirmiş ise onların hiç bir yeri çürümez. Şehitler de çürümez.

 

 

            Aşk ehli ölmez, yerde çürümez,