(Hadîs-i Şerîf, REH No: 5926)
Manâ'sı: "İlim ortadan kalkmadıkça, depremler çoğalmadıkça, zamanlar kısalmadıkça, fitneler baş göstermedikçe, herc (cinayet) çoğalmadıkça, taşıncaya kadar mal, sizlerde bol ve çok olmadıkça kıyâmet kopmaz." (Sünen-i İbn-i Mâce, Cild 10, Hadîs No: 4047.)
(Hadîs-i Şerîf, REH No: 6138)
Manâ'sı: "Ey Havâle oğlu, hilâfetin mukaddes yere indiğini gördüğün zaman, depremler, sıkıntılar ve büyük fitneler yaklaşmış demektir! O gün kıyâmet insanlara, şu ellerimle başın arasında olan mesafeden daha yakındır."
(Hadîs-i Şerîf, REH No: 2195)
Manâ'sı: "Şimdi savaş (emri) geldi. Ümmetimden bir cemaat Hakk için savaşacaktır ve insanlara galip gelecektir. Allah kavimlerin kalblerini küfür ve delâletlere karşı daraltır, onlarla savaşırlar. Allah onlara zafer ihsan eder. Allah'ın emri gelene kadar. Onlar bu minvâl üzere olacaklardır. Mü'minlerin ikametgahı o zaman Şam'dır! O zaman hayır, kıyâmete kadar atların alınlarına bağlanmıştır! Bana vahyolunduğuna göre çok kalıcı değilim, yakında gidiciyim! Benden sonra (çok geçmeden) birbirinizin boynunu vuracaksınız! Kıyâmetten önce iki büyük felaket vardır: Veba salgını ve bundan sonra deprem yılları takip edecektir."
Ahir zamanda üç şey çok olur. Yel (rüzgar), sel, zelzele (deprem). Bunun üçü de âhir zamanda çok olacağını Bilâl Babam bir çok hadîs-i şerîfler de söylüyor.
(Hadîs-i Şerîf, REH No: 3084)
Manâ'sı: "Kıyâmet yaklaştığı zaman, mesh (maymun veya domuza dönme) hasef (büyük sarsıntı ve çöküntüler) ve kazf (semadan taş yağması) olacaktır." (Hadis-i Şerif, REH No: 5686, İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 867, Sayfa No: 467.)
Evvelce bunu semadan taş yağma diye tefsir etmişlerdir. Peygamberimiz (sav) kazf diye söylüyor. Bilâm Babam: Bir hadîs-i şerîfte; ahir zamanda havadan yağandan yüksek binada oturamazsınız, çalılar içinde oturursunuz. Halbuki ahir zaman geldi. Havadan taş yağmıyor. O zamanın Ademi ne bilsin ki tayyare icad olacak, içine bombayı alacak çalıların içine atmayacak yüksek binalara atacak. Bunu bilemediklerinden havadan yağar, yağar, ne yağar ancak taş yağar, demişler. Halbuki Peygamberimiz (sav) kazf diye bombayı söylüyor. Havadan taş yağsa evvela çalının içindekileri öldürmesi lazımdır.
(Hadîs-i Şerîf, REH No: 5707)
Manâ'sı: "Beni gerçekle gönderene yemin ederim ki, onlara (dünya ehline) batışlar (hayvan suretine) dönmeler ve kazif (semadan üzerlerine taş) yağmadıkça bu dünya son bulmaz.
– Ey Allah'ın nebîsi, bu (alâmetler) ne zamandır diye sordular:
– Kadınların eğerlere bindiklerini gördüğünüz zaman, şarkıcı kadınların çoğaldığı, yalan yere şahitlik edildiği, pervasız içki içildiği, namaz kılanların ehli şirkin kapları olan altın ve gümüş kaplarla (yiyip) içtikleri, erkekler erkeklerle, kadınlar kadınlarla yetindikleri zaman... Allah'a sığının hazırlanın, gökten (üzerinize) taş yağmasından korkun! buyurdu."
(Hadîs-i Şerîf, REH No: 5948)
Manâ'sı: "Meryem oğlu İsa âdil hakem, adil imam olarak inip haç'ı kıracak, domuzu öldürecek, cizyeyi kaldıracak; (bunun neticesi olarak) mal çoğalacak, malı kabul edecek kimseyi bulamayacaklar, ancak ondan sonra kıyâmet kopacak."
(Hadîs-i Şerîf, REH No: 6071)
Manâ'sı: "İş (beşerin durumu) daha da çetinleşerek, dünya daha da sırt çevirecek, insanların cimriliği daha da artacak, kıyâmet ise ancak kötüler üstünde kopacak (o zaman) Meryem oğlu İsa'dan başka doğru yolu gösterecek kimse bulunmayacak.
(Hadîs-i Şerîf, REH No: 2239)
Manâ'sı: "Peygamberler anneleri ayrı olan kardeşlerdir. Dinleri (inanışları) birdir. Ben Meryem oğlu İsa (as)'ya hepinizden daha yakınım. Çünkü onunla benim aramda hiçbir peygamber yoktur. Şüphe yok ki O (kıyâmete yakın) inecektir. O'nu gördüğünüz zaman tanırsınız. Al ve beyaz arasında bir renge sahib olan orta boylu bir adamdır. Üzerinde iki Basra elbisesi vardır. Başına (su) isabet etmemesine rağmen beyaz inci gibi parlayacaktır. "Hıristiyanların" Salibi (ni) kıracak, Hınzırı öldürecek, cizyeyi (vergiyi) kaldıracak, tüm insanlığı islâma davet edecek onun zamanında islâmdan başka tüm milletler helâk olacak, arslanlar develerle, kaplanlar sığırlarla, kurtlar da koyunlarla yan yana otlayacaklar. Kırk yıl hüküm sürecek sonra vefat edecek ve müslümanlar namazını kılacaklar." (Hadîs-i Şerif, REH No: 6342.)
(Hadîs-i Şerîf, REH No: 3891)
Manâ'sı: "Mesih'ten (İsa (as) indikten) sonraki yaşantıya ne mutlu! Göğe bol yağmur yağdırmak, yere bol nebat indirmek için izin verilecek, beyaz kaya üzerine tohum ekilse bile bitecek. Karşılıklı kin ve hased yoktur (o zaman): Hattâ kişi arslanın yanından geçecek ve arslan ona ilişmeyecek, yılana ayağını basacak da yılan onu sokmayacak."
(Hadîs-i Şerîf, REH No: 5682)
Manâ'sı: "Vallahi Meryem'in oğlu (İsa âhir zamanda) hakim ve adil olarak mutlaka inecektir. Haç'ı muhakkak kıracak (hıristiyanlığı kaldıracak) domuzu (öldürmeyi mubah kılıp) öldürecek, vergiyi kaldıracak, içkiyi ve (her türlü fenalığı) kaldıracaktır. düşmanlık, kin insanların birbirinden nefret etmesi, birbirlerini kıskanması (gibi şeyler) de gidecektir! İnsanları paraya çağıracak da kimse kabul etmeyecektir."
(Hadîs-i Şerîf, REH No: 1636)
Manâ'sı: "Meryem oğlu İsa (as) suda yürürdü, eğer daha fazla yakin elde etseydi havada yürüyebilirdi."
(Hadîs-i Şerîf, REH No: 6342)
Manâ'sı: "Her peygamber, bir evvelkinin yarı ömrünü yaşar! Meryem oğlu İsa kavmi arasında kırk yıl durdu."
İsa (as) yeryüzüne inecek mi ?
Evvelki peygamberlerin fazla yaşadığını yazmıştık. Bu da ona delildir. Şam'da Ak Minare var. İsa (as)'nın oraya ineceğini herkes sabırsızlıkla bekler İsa (as) âhir zamanda kesinlikle yeryüzüne inecektir.
Peygamberimiz (sav) buyuruyor ki:
Meryem oğlu İsa (as) yeryüzüne iner, o yeryüzüne indiği vakit eski zaman salih ulemaları (iyi kimseleri) evliyaları gibi yer yüzünde sekiz yüz erkek dört yüz suleha kadın bulunur. Onların üzerine iner.
Hıristiyanlar İsa (as) çama inecek diye beklerler, senede bir gün çamları süsler, ışıklandırırlar. Halbuki bizim kitaplarımız da çama değil, Şam şehrine inecektir diye yazar.
Şam'da bir bakkal çok borçlanmış. Nereye gitse alacaklılar borcunu ver diye kendini sıkıştırıyordu. Kendisi de borçlulardan kaçmak için tenha bir yere gidiyor. İzini belli ettirmemek istiyordu. Şam'daki Ak Minare'ye İsa (as) inecek onun için cumadan cumaya o minarede ezan okunur. Herkes cuma namazını o camide kılardı.
Borçlu olan bakkal İsa da alacaklılardan saklanmak için o minareye çıkmıştı. Cum'a günü olmuş, müezzin oraya çıkıp cuma ezanı okuyacak. Bir de bakmış ki, minarenin şerefesinde bir adam oturuyor. Ona arapça olarak:
– Sen kimsin? O adam:
– Ben İsa'yım. Müezzin telaşlı bir şekilde yine soruyor:
– Sen İsa?? O adam:
– Evet, ben İsa. Müezzinde gökten İsa (as)'nın ineceği zaman geldi, Ak Minare'ye indi zannediyor. Koşarak aşağı geliyor ve cemaate:
– İsa (as) minareye inmiş, orda bekliyor. Bunu o zamanın emniyet kuvvetleri duyuyor, padişaha haber veriliyor. Padişah:
– Hiç kimse minareye çıkmasın, ben geliyorum, dedi. Çok süslü bir şekilde bir fayton hazırlattı ve minarenin dibine kadar geldi tek başına minareye çıktı. Baktı ki, bir adam orda oturuyor, ona sordu:
– Sen kimsin? O adam:
– Ben İsa'yım, ben İsa'yım. Padişah:
– Sen hangi İsa'sın? O adam:
– Ben bakkal İsa'yım. Padişah:
– Niçin buraya çıktın? O adam:
– Çok borçlandım. Alacaklıların elinden kaçacak bir yerim kalmadı. En son, burası ıssız kimse olmaz diye buraya çıktım. Padişah o adama:
– Herkes seni gökten inen İsa (as) sanıyor. Ben de seni öyle tanıtacağım. Seni bu Rumlar'a bir geceliğine satarım. Sen de onlardan ne kadar para koparırsan kopar, borcunu öde diyor. Minarenin dibinin bir tarafını Rumlar, bir tarafını müslümanlar tıklım tıklım doldurmuşlar. Padişah aşağı iniyor, yüksek bir sesle:
– Hepinize müjdem var. Gerçekten İsa (as) yere inmiş. Şimdi ben onu sarayıma götüreceğim. Padişah ile Bakkal (İsa) faytona binip padişahın sarayına kadar geldiler. Bu sefer padişahın sarayının etrafı müslümanlarla ve Rumlar'la dolmuştu. Rum'ların papazları padişahın yanına çıkıp:
– O İsa'yı bir gece bize ver misafir edelim.
Padişah:
– Bir sefer sizde kaldı, idi. Çarmıha gerdiniz. Ben şimdi size versem yine çarmıha gerersiniz. Bize sağlam bir senet verin, hem de devlet bütçesinin paraya ihtiyacı var. (Bunun için çok büyük bir para söylüyor.) Bunu bizim hazineye yardım ederseniz bir geceliğine size veririm diyor. Onlar da kabul ediyor. Herkes malını, mülkünü satıp bu parayı tedarik ediyor. Padişah Bakkal İsa'ya:
– Ben alacağımı aldım, sen de ordan ne koparırsan kopar, dedi. Rumlar Bakkal İsa'yı alıp götürürlerken müslüman halk padişahı lanetliyorlardı. "İsa'yı Rumlara verdi, bu nasıl padişah?" Nümayişler, yürüyüşler, çoktu. Bakkal İsa'yı Rumlar bir eve götürdü. Papazlar, en kıymetli adamları huzurla Bakkal İsa'nın yanına gelip:
– Bizim için ne var? diyorlar. Bakkal İsa'da bunlardan para koparabilmek için durmadan hile düşünüyordu. Bakkal İsa:
– Cennette, cemalde hepsi Rumlar için. Bunu bilmiyor musunuz? Müslümanların yolu yanlış. Her nimet sizi bekliyor. Yalnız dünyanın öbür ucunda biraz Rumlar var. Müslümanların tazyiki ile malları elinden alınmış, açlarından ölüyorlar. Onlara bu gece para yetiştirmem lazım. Bozuk para olmasın, altın olarak hemen buraya yetiştirin. Rumlar mallarını mülklerini satıp birçok altın ile gelip verdiler. Bakkal İsa da:
– Artık kaygısız olun, cennette, cemâlde hepsi sizin için. Zaten ben hazırladım dedi. Sabah oldu, padişah faytonla geldi, İsa'yı aldı. Yine Rumlar, müslümanlar hepsi arkasında. Padişahla ikisi yüksek bir yere çıktı. Padişah bu kalabalığa dönerek:
– Bu hangi İsa biliyor musunuz? Bu Şam'da felan mahallede, felan sokakta felan dükkanda bakkallık yapan Bakkal İsa'dır. Bu çok madur kalmış, borçlanmış, buraya da alacaklılardan kaçıp çıkmıştı. Siz de İsa (as)'nın sevgisinden hem bize, hem buna çok yardım yaptınız. Allah yardımınızı kabul etsin. Hakkınızı helâl edin. İsa (as)'a gösterdiğiniz yardım, hürmet boşa gitmez. Buna da yaptığınız yardım tam İsa (as)'a sayılır. Herkes dağılsın evine gitsin. Bakkal İsa'ya da:
– Sen de evine git, dedi. Herkes dağılıp evine gitti.
BİR DAĞIN MEYDANA ÇIKMASI
(Sahîh-i Müslim, Cild 8, Hadîs No: 29 (2894))
Manâ'sı: "Ebû Hüreyre (ra)'den, Resûlullah (sav) şöyle buyurdu: "Fırat nehri (suları gitmesi sebebiyle) altından bir dağı açıp meydana çıkarmadıkça kıyâmet kopmaz. İnsanlar onun üzerinde cenk edip birbirlerini öldürürler. Neticede her yüz kişiden doksan dokuzu öldürülür. Onlardan her bir kimse kurtulacak olan kişi belki ben olurum! der." (Sahih-i Buhari Tecridi Sarih, Cild 12, Hadîs No: 2122, Hadîs-i Şerif, REH No: 5925, Sünen-i İbni Mâce, Cild 10, Hadis No: 4046, İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 854, Sayfa No: 463.)
(Sahîh-i Müslim, Cild 8, Hadîs No: 32 (2895))
Manâ'sı: "Abdullah ibn-i Harîs ibn-i Nevfel dedi ki: Ben Ubeyy ibn-i Ka'b ile beraber durmakta idim. Ubeyy:
– İnsanlar dünyayı taleb etmek hususunda boyunları muhtelif olmaktan vazgeçmeyeceklerdir, dedi. Ben:
– Evet, öyle dedim. Ubeyy dedi ki:
– Ben Resûlullah (sav)'dan işittim. Şöyle buyurdu: "Fırat nehrinin, altından bir dağ açıp meydana çıkarması zamanı yaklaşıyor. İnsanlar onu işittikleri vakit ona doğru yürürler. Onun yanında bulunan: Yemin ederim, eğer biz insanları ondan almalarına müsaade eder, bırakırsak muhakkak ki insanlar o altının hepsini götürürler" der. Müteakiben o altın üzerine cenkleşip birbirilerini öldürürler. Neticede her yüz kişiden doksan dokuzu öldürülür."
Râvî Ebû Kâmil kendi hadisinde dedi ki: Abdullah ibn-i Hâris; Ben Ubeyy ibn-i Ka'b ile beraber Hassan ibn-i Sâbit'in taştan yapılmış köşkünün gölgesinde durmuş halde idim, dedi.
(İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 776, sayfa 426)
"Ben Resûl-ü Ekrem (sav) Efendimizden işittim:
– Fırat nehri ile Dicle nehri arasında bir şehir kurulacak da orada Abbas oğullarının saltanatları kurulacaktır. Orası Zavra (yani Bağdat şehri)dir. Orada öyle harp olacak ki, kadınlar esir edilecekler ve erkekler de koyun boğazlanır gibi boğazlanacaklar", diye buyuruyordu.
Bunun üzerine Hazreti Ali (ra)'ye:
– Ey mü'minlerin emiri, Resûl-i Ekrem orasını niçin Zavra diye isimlendirilmiştir? diye sordu. Hazreti Ali'de cevaben:
– Çünkü harb her tarafını sardığı ve tâ kenar ve bucaklara kadar ulaştığı için, Zavra diye isimlendirdi", dedi.
(İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 778, sayfa 427)
"Başka rivâyetteki Hadîs-i Şerîfte ise şöyle denilmiştir:
(Bir gün) Resûl-i Ekrem (sav) Efendimiz uykusundan (ani olarak) bir korku ile uyandı da kendisine Hazreti Aişe (ra):
– Yâ Resûlullah! Bana ne oluyor da seni korkmuş bir vaziyette görüyorum? diye sordu. Allah'ın Resûlü de:
– Başımın altından İslâmın direği sıyrılıp çıktı da sonra ben arkasından bir göz atınca onun Şam'ın ortasına dikilmiş olduğunu gördüm ve müteakiben bana:
– Ya Muhammed, yüce Allah sana Şam'ı seçti, orasını sana mahşer yeri yaptı. İzzet ve şevkle yükselme vesilesi kılmıştır, denildi." buyurdu.
(Orası ümmetime çok uzun yıl başkent olacak islâmiyet oradan yeryüzüne çok fazla yayılacak diye müjdelemektedir.)
(İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 852, sayfa 463)
"Hadis imamlarının Ebû Hüreyre'den (ra) rivâyet ettikleri hadîs-i şerîfte Resûl-i Ekrem Efendimiz şöyle buyurmuştur.
– Fırat nehrinin suyu çekilecek (Baraj oldu, suyunu çekip tünelden geçirip ovayı sulayacaklar. Bir tünele suyu bıraktılar, Peygamberimiz (sav) onu söylüyor.) altın hazinelerini açıklaması zamanı yaklaşıyor. Her kim o zaman orada bulunursa sakın ondan birşey almasın. (Çünkü ihtiyar dünyanın ömrü sona ermiş bulunacaktır)." (Sahih-i Buhari, C. 8/101.)
(İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 853, sayfa 463)
"Buhari ile Müslim'in başka rivâyetlerindeki hadîs-i şerîfte:
– Fırat nehrinin altından bir dağı açıp meydana çıkarması zamanı yaklaşıyor." (Buhari, 8/101, Müslim 4/2220.) şeklinde buyurulmuştur.
(Sahîh-i Müslim, Cild 8, Hadîs No: 34 (2897))
Manâ'sı: "Ebû Hüreyre (ra)'den (şöyle demiştir:) Resûlullah(sav) şöyle buyurdu: "Rumlar A'mâk (amik) yahut Dâbık mıntıkalarına ininceye kadar kıyâmet kopmaz. O vakit gelince Medine'den o günde yeryüzü halkının en hayırlılarından olan bir ordu Rumlara karşı çıkar. Müslüman ordusu Rumlara karşı harb nizâmında saf saf oldukları zaman, Rumlar müslümanlara: Bizimle, bizden esir olanlar –yahut esir olanlar– arasını boşaltın da biz onlarla harb edelim derler. Bu teklife karşı müslümanlar: Hayır, Allah'a yemin ederiz ki biz sizlerle o kardeşlerimizin arasını boşaltıp açmayacağız, derler. Ve akabinde Rumlarla muharebeye girişirler. Muharebede müslümanların üçte biri münhezim olup, kaçar ki, Allah onlara ebediyyen tevbe ilhâm etmez. Müslüman ordusunun üçte biri öldürülür. Onlar, Allah indinde şehidlerin en faziletlisidirler. Müslüman ordusunun üçte biri de fethe devam ederler. Bunlar ebediyyen fitneye ma'ruz bırakılmaz (yani aralarına bir fitne ve ihtilaf düşürülmez) işte bunlar KOSTANTİNİYYE'yi, yani İstanbul'u feth ederler. Fethi müteâkib kılıçlarını zeytin ağaçlarına asmış oldukları halde aralarında ganimetleri taksim ederlerken, şeytan birden bire onların içinde bir sayhâ atarak: Deccâl, Mesih sizin ehl ve iyâliniz içinde sizinyerinize geçip halefiniz olmuştur! der. Bu sözler bâtıl ve yalan olduğu halde müslüman askerler yola çıkarlar. Nihayet Şam'a geldikleri zaman çıkıp da harb için hazırlık yapmaktalar ve saflarını düzeltmekte bulundukları sırada birden bire namaza ikâmet yapılır. Hemen Meryem oğlu İsa Aleyhisselam iner ve Peygamberlerinin sünnetini alıp tabi, olmak için o müslüman cemaatının yanına gelir. İşte o sırada Allah'ın düşmanı olan Deccâl Mesih, İsa'yı görünce tuzun suda erimesi gibi erir. Şayet İsa onu terk edip bırakmış olsaydı, kendi kendine helâk oluncaya kadar eriyip gidecekti. Lâkin Allah onu kendi eliyle öldürür de harbesindeki kanını müslümanlara gösterir". (Hadîs-i Şerif, REH No: 5946, 3940, 2941, 3082, 1607, 1609, 6090; İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 823, Sayfa No: 443.)
Amâk, Amuk (amik) gölü demişler. Amik ovası, Antakya'da Dâbık o da bir köydür. Amik ovası ile Dâbık köyü arası asker dolu olacak ancak Medine Arapça'da şehir demektir. Ona yakın bir şehirde en müslüman, en hayırlı bir ordu onlara (Rumlara) karşı çıkar. Müslümanlardan üçte biri kaçar, münafıktır. Üçte biri öldürülür. O da en birinci şehiddir. Üçte biri harbe devam eder ve zaferi kazanır. Bunlar gazidir. Bunlar İstanbul'a kadar gelirler. İstanbul'u fetih ile alırlar. Müslümanların bu zaferine şeytan çatlar. Onlara yalandan deccal çıktı, İsa (as) indi. Ne duruyorsunuz, herkes evine koşsun, çoluk çocuğunuz deccâlin elinde derler. Bu sözler batıl, yalandır. Ama Deccâl gerçekten çıkmış İsa (as) gerçekten inmiştir. Deccâl'ı öldürürler.
(Sûre-i Enbiya, Âyet 96-97)
Manâ'sı: "Nihayet Ye'cûc ve Me'cûc açılıp da onlar tepeden koşmaya başlayacakları zamana kadar, bu kavimlerin halleri devam eder.
Ve doğru olan va'd (kıyâmet günü) yaklaştığı zaman artık kâfirlerin gözleri muztarip bir hale gelecek (ve diyecekler ki:)
– Eyvah bizlere!... Biz bundan, gaflette bulunmuş olduk. Hayır... Biz zalimler olduk..."
(Sahîh-i Müslim, Cild 8, Hadîs No: 1 (2880))
Manâ'sı: "Bize Amr en Nâkıd tahdîs etti. Bize Sufyân İbn-i Uyeyne, Zuhrî'den, o da Ümmü Seleme'nin kızı Zeynep'den, o da Ummu Habîbe'den o da Zeyneb Bintu Cahş'dan (Allah onlardan razı olsun) şöyle tahdîs etti, (o şöyle demiştir:)
Peygamberimiz (sav) bir kerre: "LÂ İLÂHE İLLALLAH. Vukûu yaklaşan bir şerden dolayı vay Arab'ın haline! Bugün YE'CÛC ve ME'CÛC'ün seddinden şunun gibi bir delik açıldı." sözlerini söyleyerek uykusundan uyandı. (Râvi Süfyân kendi eliyle on bağlayarak o işareti göstermiştir) Ben:
– Yâ Resûlullah! İçimizde bunca iyi kimseler varken biz helâk olur muyuz? dedim. Resûlullah:
– "Evet, fısk ve fücûr, fuhûş ve ma'siyet çoğaldığı zaman (helak olursunuz)" diye cevap verdi. (Sahih-i Buhari, Cild 9, Hadîs No: 1372, [Sahih-i Müslim, Cild 8, Hadîs No: 39 (2901)], İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 674, Sayfa No: 367.)
(Hadîs-i Şerîf, REH No: 4461)
Manâ'sı: Elbette Ye'cûc çıktıktan sonra (dahi) bu ev (Kâ'be) ziyaret edilecek, umre yapılacaktır.
(Sahîh-i Müslim, Cild 8, Hadîs No: 37 (2899))
Manâ'sı: "Câbir'in oğlu Yuseyr şöyle dedi: Kûfe'de kırmızı bir rüzgar esmişti. Derken: Yâ Resûlullah! Kıyâmet saati geldi! demekten başka bir konuşma ve hali olmayan bir adam çıkageldi. Abdullah ibn-i Me'sûd dayanmakta iken bu söz üzerine hemen oturdu ve Mirâs taksim olunmadıkça ve ganimetle ferahlanılmadıkça kıyamet kopmaz, dedi. Sonra elini Şam tarafına kaydırarak eliyle işaret etti. Bunu takiben ibn-i Mes'ûd dedi ki: pek çok düşman, müslüman halk ile harb etmek için (ordu ve silah) toplarlar. İslâm ehli de onlarla harb etmek için (ordu ve silah) toplarlar. Râvi Ben Abdullah'a:
Bu sözünde Rumları mı kasdediyorsun? diye sordum. Abdullah:
– Evet, dedi demiştir...
İşte bu kıtâl sırasında büyük bir saldırma ve çetin bir reddetme olur. Şöyle ki: Müslümanlar, ölüm kalım harbi yapacak ve ancak galib olarak dönecek olan bir fedailer birliğini ordunun ilerisine çıkarırlar. Bu birlikteki öncü fedailer, düşmanla kendi aralarına gece girip de çarpışmaya mani oluncaya kadar kıtâl yaparlar. Neticede onlar da, bunlar da yani düşman ordusu da, İslam ordusu da geri dönerler. İki ordudan hiç biri galib değildir. Halbuki iki tarafın öncü fedaileri yok olup gitmişlerdir. Sonra müslümanlar yine en önde ölüm kalım harbi yapacak ve ancak galip olarak geriye dönecek olan bir öncü fedailer taifesini çıkarırlar. Müteakiben aralarına gece girip de çarpışmaya mani oluncaya kadar hepsi harb ederler. Gece basınca İslam ordusu da, düşman ordusu da geri çekilirler. Her iki tarafın öndeki fedai birliği yok olduğu halde iki ordudan hiç biri galip değildir. Sonra müslümanlar yine ölüm kalım harbi yapacak ve ancak galib olarak geriye dönebilecek olan bir öncü fedailer birliği çıkarırlar. Müteakiben ordular da akşam oluncaya kadar harb ederler.
Akşam olunca İslam ordusu da, düşman ordusu da geri çekilir. Fedailer birliği yok olduğu halde ordulardan hiç biri galib değildir. Artık dördüncü gün olduğu zaman İslam ehlinin bakiyesi onlar üzerine hücuma geçer. Bunu takiben Allah hezimeti düşman üzerine kılar ve öyle muazzam bir öldürüşme ve kıtâl olur ki (ya misli görülmeyecek olan demiştir. Yahutta misli görülmemiş olan demiştir) Hatta kuş cinsi ordu ferdlerinin yanlarından uçar da bir türlü onları geride bırakamaz, nihayet ölü olarak yere düşer. (Harb o kadar çetin ve ifnâ edici olur ki) bir baba (mesela) yüz ferd olan oğullarının hepsini harbe hazırlayıp yollar da sonunda onlardan bir tek adamdan başka kimsenin kalmadığını görür. Artık sonunda hangi ganimetle ferahlanılır? Yahut hangi miras aralarında bölüşülüp taksim edilir? Onlar bu hal üzere bulundukları sırada birdenbire bundan daha büyük ve daha çetin bir harp daha çıktığını işitirler. Akibinde dellâl yanına gelirde Deccâl'ın onların zürriyetleri (aileleri ve vatanları) içinde, kendilerinin yerine geçtiğini ve onlara halef olmuş olduğunu ilan eder. Bunun üzerine islam orduları önlerindekileri (olduğu gibi) terk ederler ve kendi vatanlarına doğru yönelirler ve bu yönelmede de on tane süvariyi öncü olarak, ordunun önünde yola çıkarırlar. Burada Resûlullah (sav) "Ben o öncü süvarilerin isimlerini, babalarının isimlerini atların renklerini de kat'i olarak bilmekteyim. Onlar o zamandaki yeryüzü üzerinde mevcud olan süvarilerin en hayırlılarıdır (Yahut: O zamanki yer üzerinde bulunan en hayırlı süvarilerdir) buyurmuştur. Ravi ibn-i Ebi Şeybe kendi rivâyetinde Câbir'in oğlu Useyr'den demiştir."
Bilâl Babam bir vaazında buyurdu: Peygamberimiz (sav); Âhir zamanda bir harb olur. Harbin şiddetinden havadaki kuşlar, hiç bir yara almadan yere düşer dediğini söyledi. Bu hadîs-i şerîf'e göre: "Havadaki kuş hiçbir yara almadan yere düşer ölür" demek hava zehirlenecek, atom atılacak. Zehirli havada uçan kuş, hiç bir yara almadan yere düşüp ölecek. O harpte atom veya kimyasal silah, havayı zehirleyici silah kullanılacak. Peygamberimiz (sav) 1400 sene evvel, "Âhir zamanda harpte havayı zehirleyici silah kullanılacağını, havadaki uçan kuşları hiç bir yara almadan zehirlenerek ölüp yere düşeceğini" söylüyor. Bu da harbin şiddetinden diyor. Peygamberimiz (sav) Âhir zamanda harpte atom, kimyasal silah kullanılacak dese kimse bilmez. Yalnız ashâba anlatabilmek için harbin şiddetinden havadaki kuşlar hiç bir yara almadan yere düşer, buyuruyor.