Mesih, İsa ibn-i Meryem (as) ve Deccal için de söylenilir. Deccal için söylenildiğinde "Mesih Deccal" olarak söylenir. Deccal'a Mesih denilmesinin sebebi; kendisinden hayır silindiği ve gözlerinden biri silik olup tek gözlü olduğu veyahut az bir zamanda yeryüzünün hepsini dolaşacağı içindir.
(Hadîs-i Şerîf, REH No: 6298)
Manâ'sı: "Ümmetimin arasında bir mehdi zuhur edecek. Allah onun yüzü suyu hürmetine yağmur verecek, yer ot bitirecek, para sağlam kişilere (fakir bulunmadığı için) dağıtılacak küçük ve büyük baş hayvanlar çok olacak, ümmet saygı görecek, yedi ya da sekiz yıl hüküm sürecek." (Hadîs-i Şerif, REH No: 6299.)
Mehdi zuhur edecek. Onun hürmetine yağmur yağacak. Yağmurun fen ile olması kitabımızda yazdığımız ahsen-i takvimi bozar. Sihirle veya istidrâcen de olsa yine aynıdır. Mehdinin ve benzerlerinin duası ile yağan yağmur ahsen-i takvimi yapar. Oraya bakınız.
(Hadîs-i Şerîf, REH No: 4436)
Manâ'sı: "Eğer dünyanın zevalına bir gün kalsa, Allah muhakkak o günü uzatır da ehli beytimden adı adıma, babasının adı da babamın adına muvafık olan bir adam gönderir. Zülumle dolu olan yeryüzünü adalet ve huzurla doldurur." (Hadîs-i Şerif, REH No: 2946, 6301; İmam-ı Şa'râni "Ölüm-Kıyamet-Ahiret", Hadis No: 812, sayfa: 437.)
(Hadîs-i Şerîf, REH No: 3707)
Manâ'sı: "Size Horasan tarafından siyah bayraklı (ordu) zuhur edecek, karda sürünerek dahi olsa onlara katılın. Çünkü O, Allah'ın halifesi mehdidir." (İmam-ı Şa'râni "Ölüm-Kıyamet-Ahiret", Hadîs No: 806, sayfa no: 436.)
(Hadîs-i Şerîf, REH No: 2185)
Manâ'sı: "Allahım, Abbas'a ve Abbas'ın oğullarına sen yardım et (üç kere) Ey amca, Mehdi senin neslindendir, muvaffak olacaktır, Allah'ta ondan razı olacaktır, Allah da ondan hoşnut olacaktır." (Hadis-i Şerif, REH No: 2943.)
(Hadîs-i Şerîf, REH No: 2945)
Manâ'sı: "Ey Ehli beyt, Mehdi bizdendir. Allah onu bir gecede yararlı hale getirecektir".
Bilâl Babam buyurdu. Mehdi; kendisinin Mehdi olduğunu kendisi de bilmeyecek. Bir gecede kendisine Allahu Teâlâ feyizi rahmeti, fütuhatı açılacak nusrat-ı ilahi kendinde tamam olacak girdiği, yaptığı harbleri ne fenle, ne insan gücü ile yapmayıp doğrudan açıktan Allah'ın yardımı ile yapacak. Her harbe girip kazanışında herkes imkansız yüzde yüz mahvolacak derler.
Allah'ın yardımı ile kazanacak üst üste harp yapacak. Üçünde de kazanacak. Birinci harpte kurtuldu. Ama ikinci harpte hiç imkansız bu sefer yüzde yüz öldü mahvoldu derler. Onu da kazanır. Üçüncü harbe girer. Bu sefer kurtulmasına hiç imkan yok, derler, çünkü harpler birbirinden çok büyük onu da kazanır. Üçüncü harbi kazanınca müslümanlar Mehdi olduğunu bilirler.
Bilâl Babama sordular:
– Mehdi nerede zuhur eder? Kim olabilir?
Bilâl Babam:
– Abeli kebeli hiç kimsenin kıymete almadığı dağ başında bir çalı arkasından çıkarsa ne diyeyim. Mehdi herkesçe hakir hor görülen, hiç kimsenin kıymete almadığı bir kimse olabilir. Bu delil kuvvetlidir.
(Hadîs-i Şerîf, REH No: 6186)
Manâ'sı: "Ey Abbas, Allah bu işe (İslâmın yayılmasına) beni başlattı, zulümle dolu olacak tüm yerleri adaletiyle dolduracak olan neslinden bir çocukla son bulduracak onu. O İsa aleyhisselamla namaz kılacak."
(İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 801, sayfa 433)
"Ebû Davûd'un Peygamberimiz (sav)'in hanımı Ümmü Seleme' den (ra) rivâyet ettiği hadîs-i şerîfte Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmuştur:
– (Âhir zamanda) Devlet reisinin ölümü sırasında birtakım ihtilaflar olacak. Derken Medine halkından (yahut da devlet reisinin bulunduğu şehir halkından fitne korkusu ile) bir kimse yola çıkarak kaçıp Mekke'ye sığınacak. Müteakiben Mekke ahalisinden insanlar yanına gelecekler ve onu evinden çıkaracaklar. O zata, kendisi istemediği halde Rükûn (yani Hacer-ü'l Esved) ile Makam-ı İbrahim arasında biat edecekler (yani onu devlet reisi seçecekler).
İşte Mekke'de yeni seçilen bu devlet başkanı (İmam Mehdi) ile harbetmek üzere Şam'dan bir ordu gönderilecek. Nihayet Şam ordusu Mekke ile Medine arasındaki Beyda denilen mevkide (zelzele ile) yere batırılacaklar. İnsanlar, Mehdi'ye karşı harbetmek için yola çıkan ordunun yok edildiğini görünce Şam halkının evliyâları ile Irak ahalisinin hayırlıları Mehdi'nin yanına gelerek ona biat edecekler. Sonra anası Kelp kabilesinden olan ve Kelpli dayıları bulunan Kureyşli bir kişi ortaya çıkacak da Mehdi'ye biat edenlere karşı (dayıları) Kelplilerden bir birlik gönderecek. Fakat Mehdi'ye biat edenler, Kelp kabilesinin askerlerini bozguna uğratacaklar. İşte bu hezimete uğrayan ordu Kelplilerin gönderdikleri askerlerdir.
– (O günde) bozgun kelpli askerlerin bıraktıkları ganimet mallarının taksimi sırasında hazır olmayanlara pişman olmak ve hayıflanmak vardır.
İmam Mehdi o ganimet mallarını kendi peygamberlerinin şeriatı üzerine taksim işini yapacak. (İmam Mehdi'nin zamanında) İslâm dini tam kemâliyle (yeryüzüne) yayılıp yerleşecektir.
İmam Mehdi çıkışından itibaren (yeryüzünde) yedi yıl hükümdar olarak kaldıktan sonra vefat edecek. Müslümanlar da namazını kıla(rak defnede)cekler" (Mistakü'l-Mesabih Şerhi Mirkat, C. 5/180-182, en-Nihaye ibn-i Kesir, C. 1/27.).
(İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 809, sayfa 436)
"Ebû Davûd'un, Ebû Said el-Hudri'den (ra) rivâyet ettiği Hadîs-i şerîfte Peygamber (sav) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
– Ümmetim içinde Mehdi bulunacaktır. Eğer kısa süre olursa yedi yıl, kısa olmazsa dokuz yıl, hüküm sürecek Mehdi'nin zamanında mal (yani zenginlik) artacak. Yanında da çok servet bulunacak. Biri kalkıp da:
– Yâ Mehdi, bana (biraz) yardım et, deyince O da:
– (İstediğin miktarı taşıyabildiğin kadarı) al, diyecektir." (Kitabü'n Nihaye, ibn-i Kesir, C. 1/130 kısaltarak.)
(İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 810, sayfa 436)
Keza Ebû Davûd'un rivâyetindeki (başka) hadîs-i şerîfte:
"– Mehdi ben(im neslim)dendir. Alnı geniş ve açıktır. (yani alnı üzerindeki saçı dökülmüştür.) Doğan ve çekme burunludur. Yeryüzü (önce) haksızlıklarla, zülumlerle dolmuş olduğu gibi o da adaletle dolduracaktır ve yedi yıl hükümdarlık edecektir, buyurulmuştur." (Mişkatü'l Mesabih 3/24, Feyazül Kadir, 6/278.)
(İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 811, sayfa 437)
"Ebû Said el-Hudri'den (ra) rivâyet edilen Hadîs-i şerîfte Resûl-i Ekrem (sav) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
– Yemin ederim ki, bu ümmete öyle (şiddetli) belâlar gelecek de kişi zülumden, gaddarlıktan kurtulmak için sığınacak bir yer bulamayacaktır. Öyle sıkıntılı bir sırada Allah Teâlâ akrabamdan, benim hanedanımdan bir kimseyi gönderecek de onun sayesinde yeryüzü adaletle, hakşinaslıkla dolacaktır.
Nitekim (ondan önce başkaları ile) yeryüzü zulüm ve gaddarlıkla doldurulduğu gibi. Ondan (yani Mehdi'den) gökyüzü sakinleri (meleklerle peygamberlerin ruhları) ve yeryüzünde oturan (mü'minlerin ve canlı hayvanların) hepsi razı ve hoşnut olacaklar. (Mehdi'nin zamanında) gökyüzü yağmurundan hiç bir şeyi esirgemeyecek ve cömertçe bol yağdıracak. Yeryüzü de bitkilerinden hiç birini eksik bırakmayacak ve muhakkak onları kemali ile bitirip ortaya çıkaracaktır. Hatta yaşayanlar (kendilerinde bulunan nimetleri görmeleri için) ölülerin de hayatta olmalarını temenni edeceklerdir.
(İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 813, sayfa 437)
"Keza Tirmizi'nin rivâyet ettiği hadîs-i şerîfte Resûl-i Ekrem (sav) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
– Dünyada ancak tek bir günden başka hiçbir zaman kalmamış olsa bile Ehl-i Beyt'imden bir kimsenin insanların başına geçmesi için muhakkak Allah Teâlâ o günü uzatır (da bu imkanı bahşedecek) ve o zatın önünde (yardımcı) melekler bulunacak ve İslâm (dini bütün haşmetiyle) ortaya çıkacaktır. Mehdi'nin hazinesinde mal, servet o derece çok olacak ki, bir kişi yanına gelerek:
– Ey Mehdi bana (biraz) yardım et, diye rica edince Mehdi onun elbisesinin içinde taşıyabileceği parayı avuçlayıp verecektir.
(İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 820, sayfa 440)
"İbn-i Mâce'nin Ebu Hüreyre'den (ra) rivâyet ettiği Hadîs-i şerîfte Resûl-i Ekrem (sav) efendimiz:
– Dünya (nın ömrün)den hiçbir zaman kalmayıp ancak tek bir gün kalsa bile o günde benim ailemden bir zatın (Mekke'deki Merve üzerine yükselen) Deylem dağına, yahut da Deylem eyâletine ve İstanbul'a veya Roma şehrine sahip olması için Aziz ve Celil olan Allah muhakkak o günü uzatacak, buyurmuştur" (İbn-i Mâce, C. 2/929, Feyzü'l-Kâdir, C. 5/332.).
Bu hadisin isnadı sahihtir.
Sonra Mehdi ile mahiyetindeki İslâm ordusu Antakya şehrine gelip orasını kuşatırlar. Antakya deniz kenarında kurulmuş büyük bir şehirdir ve şehrin karşısında üç defa tekbir getirirler. Bunun üzerine Aziz ve Celil olan Allah'ın kudretiyle surlar yıkılarak denize düşer. Müteakiben Mehdi'nin askerleri (şehri istila ederek) erkekleri öldürürler, kadınlarla çocukları esir ederler ve (birçok) ganimet malı ele geçirirler.
Sonra Mehdi Antakya şehrine (tamamen) sahip olur. Mehdi orada camiler yaptırır ve Müslüman halkın imaretlerini onarıp ihya eder. Bir müddet sonra Mehdi mahiyetindeki kuvvetlerle birlikte Roma'yı, Kostantiniyye'yi ve Altın Kilise'yi fethetmek için yola çıkar. Nihayet Kostantiniyye ile Roma'yı fethederek orada 400 bin askeri kılıçtan geçirirler. Orada (harp esirlerinden ganimet malı olarak aralarında paylaştıkları) 70 bin kızın (yani cariyenin) bekâretini izale ederler.
(Sonra) Mehdi'nin ordusu birçok şehirleri ve kaleleri fethederler ve (külliyetli) ganimet malları ele geçirirler. (Karşı koyan) erkekleri öldürürler, kadınları ve çocukları esir ederler.
(Sonra) Mehdi'nin muzaffer ordusu Altın Kiliseye gelerek daha önce Mehdi'nin ganimet malı olarak ele geçirmiş olduğu malları (bu kilisenin içinde) bulup tekrar ele geçirirler. Bu (nadide ve çok kıymetli) eşyayı oraya Roma İmparatoru Kayser, Filistin'e karşı harp ettiği zaman onları Beytü'l Makdis'in içinde bulup ele geçirmiş ve yetmiş bin arabaya yükleterek taşıtmış ve hepsini tam olarak ele geçirdiği gibi Altın Kilise'ye teslim etmişti ve hiç bir şeyde eksiltmemişti. Mehdi işte bu malları ele geçirerek onları tekrar Beytü'l-Makdis'e (yani Kudüs'e) iade edecektir.
(İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyamet-Âhiret", Hadîs No: 929, sayfa 498)
– Meryem oğlu İsa (as) içinize indiği ve imamınız da sizden olduğu zaman haliniz nasıl olacak? buyurulmuştur.
Başka rivâyetteki hadîs-i şerîfte "Size imam olduğu zaman" şeklindedir.
Ravi İbn-i Ebi Zi'b:
– İmamınız sizdendir, sözü ne demektir, bilir misiniz? diye sordu. Ben de:
– Bize haber verirsin, dedim. Ebu Hüreyre'de:
– O sizi yüce ve münezzeh olan Rabbinizin kitabına ve peygamberinizin sünnetine sizleri uydurdu demektir, dedi. (Sahîh-i Müslim, 1/37.)
Resûlü Ekrem devam ederek:
– Muhammed'in nefsi elinde olan Allah'a yemin ederim ki, Meryem oğlu İsa (as) (günün birinde) Mekke ile Medine arasındaki Ravha vadisinde hacı veya mutemir olarak muhakkak yüksek sesle "Lebbeyk Lebbeyk" diye diye telbiye ederek geçecektir. Yahut İsa Umre ile Haccı muhakkak birbirine bitiştirecektir. (Sahîh-i Müslim, 2/915.)
(İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyamet-Âhiret", Hadîs No: 930, sayfa 498)
"Başka rivayetteki hadîs-i şerîfte (Resûlullah Efendimiz:)
– Yemin ediyorum ki, Meryem oğlu İsa, o gün yeryüzünün en hayırlı (ve geçen milletlerin salih kişileri gibi) sekiz yüz erkek ile dört yüz kadın kişilerin yanlarına inecek" buyurmuştur.
(İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyamet-Âhiret", Hadîs No: 932, sayfa 499)
"Hadîs-i Şerîf'te Resûlü Ekrem (sav) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
– İsa (as) yeryüzüne indikten ve 40 yıl kalıp yaşadıktan sonra ölür. Müslümanlar onun cenaze namazını kılarak onu toprağa verirler."
Bu hadîs-i şerîf Ebû Davûd et-Tayalisi'nin "müsned"inde rivâyet edilmiştir.
(İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyamet-Âhiret", Hadîs No: 933, sayfa 499)
"Resûlü Ekrem (sav) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
– Bütün peygamberler babadan kardeş olup anaları ayrı ayrıdırlar. Fakat dinleri (nin aslı tevhid olduğundan) birdir. Ben, Meryem oğlu İsa'ya daha yakınım. Çünkü benimle onun arasında (başka) peygamber yoktur. Muhakkak ki, o (âhir zamanda) yeryüzüne inecektir. Onu gördüğünüz zaman (şu alâmetlerle) onu tanıyınız.
1. Uzuna yakın orta boylu,
2. Rengi kırmızı ile beyaza yakın,
3. Üzerinde herd boyası ile boyanmış iki elbise vardır,
4. O derece temiz ki kendisine ıslak dokunmadığı halde başı su damlatır gibidir.
5. O, haçı kıracak.
6. Domuzu öldürecek,
7. Cizye vergisini kaldıracak,
8. Mal, servet çok olup, su gibi akacak.
9. O, bütün insanları İslâm dinine davet edecek.
10. Allahu Teâlâ onun zamanında İslam'dan başka bütün milletleri yok edecek.
11. Ve onun zamanında Allahu Teâlâ, pek yalancı ve sakat gözlü olan sapık Mesih (Deccal)i helâk edecek.
12. O derece yeryüzünde emniyet olacak ki arslanlar develerle, kaplanlar sığırlarla, kurtlar koyunlarla meralarda beraber dolaşacaklar ve çocuklar yılanla oynayacaklar da birbirine zarar vermeyecekler.
13. Hz. İsa yeryüzünde kırk sene yaşadıktan sonra vefat edecek. Müslümanlar onun cenaze namazını kılarak defnedeceklerdir." (Bemiri'nin et-Tasrih-i bima tevatere fi nûzuli'l-Mesih, 9-96, 160-161. Bu hadisi İmam Ahmed rivâyet etmiştir. 2/437.)
(İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 950, sayfa 507-508)
"İbn-i Mâce ile ondan başka Hadisçilerin rivayet ettikleri hadîs-i şerîfte Abdullah İbn-i Mes'ûd şöyle demiştir:
– Resûl-i Ekrem (sav) Efendimiz Mirac'a çıkarıldığı gece Allah'ın Resûlü, Hz. İbrahim, Hz. Musa ve Hz İsa ile karşılaşarak aralarında kıyâmet saatini müzakere ettiler ve ilk önce Hz. İbrahim'den başlayarak ona kıyâmet (in kopma) saatinden sordular. Fakat İbrahim'in yanında kıyâmet hususunda bir ilim bulunmadı. Sonra Hz. Musa'ya sordular. Onun yanında da bir malumat bulunmadı. Sonra sözü Meryem Oğlu İsa'ya verdiler. Hz. İsa da:
– Kıyâmet kopma gürültüsünden öncesine kadar olanlar bana bildirilmiştir. Fakat onun kopmasına gelince onu Allah'tan başka kimse bilemez, dedi ve Hadîs-i Deccal'in çıkmasına kadar kısmı zikretti, sonra:
– Ben yeryüzüne iner onu öldürürüm. Müteakiben insanlar yani (Mehdi'nin ordusu yurtlarına dönerler, Derken Ye'cûc ve Me'cûc her tepeden saldırarak onları karşılarlar. Bu haşarat ordusu, geçtikleri her suyu, içip kuruturlar, vardıkları her şeyi (yağma edip) bozarlar. Nihayet bundan sonra mü'minler çığlık kopararak Allah'tan yardım isterler ve sonra Müslümanlar onları öldürmesi için tekrar Allahu Teâlâ'ya dua ederler de onların leşlerinin kokusundan yeryüzünü de pis koku kaplar. Onlar yine Allah'a iltica ederek dua ederler. Bunun üzerine gökyüzü yağmur yağdırır ve onların cesetlerini sürükleyip denize atar. Sonra dağlar yıkılır, yeryüzü derinin çekilip uzatıldığı gibi uzatılıp genişletilir.
(Bilâl Babam buyurdu:
– Mahşerin kurulacağı yer, bu dünya değil, çok çok büyük bir dünyadır. Bu dünya olsa Adem (as)'dan bu yana ölen insanlar dirilirse, hepsi sığmaz.) İşte Allahu Teâlâ bu zaman olunca kıyâmetin kopması insanlara, gebe kadının ağrısının ne zaman tutacağı, gece mi gündüz mü ev halkının bilemeyeceği zaman gibi yakın olur, diye bana bildirmiştir", dedi.
Allah'ın kitabında bunu tasdik eden yüce Allah'ın şu sözüdür:
– Ye'cûc ile Me'cûc'ün seddi açıldığı zaman onlar her tepeden hücum ederler ve hak olan vaad (kıyamet kopması) yakın olur." (El-Enbiya, 96.)
(Sahîh-i Müslim, Cild 8, Hadîs No: 42 (2902))
Manâ'sı: "Ebû Hüreyre (ra) haber verdi ki Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: Hicaz arazisinden bir ateş çıkmadıkça kıyâmet kopmayacaktır. Öyle bir ateş ki, Busra'daki (Busra, Suriye'deki Havran kasabasıdır) develerin boyunlarını ziyâlandıracaktır." (Sahîh-i Buhari Tecrid-i Sarih, Cild 12, Hadis No: 2121; İmam-ı Şa'râni "Ölüm-Kıyamet-Ahiret", Hadîs No: 838, sayfa 459.)
Bu ateş tahminen en azından altı yüz km'lik mesafeyi ışıtacak. Bu ateş ancak olsa olsa petrol kuyularının depolandığı çok stok olduğu yere harpte ya da sabotajla onlar patlatılacak, alev kilometrelerce havaya çıkacak onun ışığı Havran kasabasına kadar ulaşacak.
(Sahîh-i Buhari, Tecrid-i Sarîh, Cild 11, Hadis No: 1719)
Manâ'sı: "Abdullah ibn-i Mes'ûd (ra)'den rivâyete göre bir kere ibn-i Mes'ûd tarafından Kinde'de birisinin (Kur'ân'da zikrolunan duhân hakkında):
– Kıyâmet günü bir duman gelecek kâfirlerin, münâfıkların kulaklarını sağır, gözlerini kör edecek. Mü'minler (in sıhhati üzerinde) yalnız nezle hastalığı gibi müessir olacak, dediği haber alınır. Bu haberi duyduğu sıra ibn-i Mes'ûd, bir şeye dayanarak istirahat ediyordu. Bu sözü duyunca (çok ehemmiyet verip) sinirlendi. Hemen toparlanıp oturarak şöyle demiştir:
– Kişi bildiğini söylesin, bilmediği mesele hakkında da: "Allah bilir" desin. Çünkü insanın bilmediği bir şey hakkında "Bilmiyorum" demesi de ilimden sayılır. Nasıl ki Cenâb-ı Hakk Peygamberine "Yâ Muhammed, sen (kavmine) "Kur'ân-ı tebliğim mukâbilinde sizden bir ücret, bir takdir istemiyorum. Bilmediğim bir şeyi size satmaya çalışanlardan da değilim, de" Kavl-i Şerifi ile hasımlarına karşı tebliğatında samimi olduğunu yâdetmesini emretmiştir.
(Duhân: duman meselesine gelince) bu (dünyada cereyan etmiştir.) Kureyş'e ait (bir vakıa)dır. (Kinde'linin sandığı gibi kıyamete ait değildir.) Şöyle ki: Kureyş müşrikleri İslâm dinini kabulden çekinmeleri (ve muhalefette çok ileri gitmeleri) üzerine Resûl-i Ekrem (sav):
– Allah'ım Yûsuf Peygamber'in kavmi aleyhine verdiğin yedi (yıl kıtlık) gibi Kureyş'e de yedi (yıl yokluk azâbı) vererek bana yardım et, diye dua etti. Bunun üzerine Kureyş'i şiddetli bir kıtlık yakalamıştı. Bir çokları açlıktan kırıldı. Ölü etleri ve kemikleri yediler. Yerle gök arasındaki hava tabakasını herkes (göz za'fından, kuraklığın dehşetli sisinden) duman şekli gibi görüyordu. Bu çok ciddi ve şiddetli hal ve vaziyet üzerine (Kureyş reislerinden) Ebû Süfyân Resûl-i Ekrem'e gelerek: Yâ Muhammed, sen bize sıla-i rahim emrediyorsun. Kavmin ise (açlıktan) kırılmıştır. Artık onlar için dua etsen, dedi. (Resûl-i Ekrem'in duası üzerine kaht-ü galâ kalktı.)
İbn-i Mes'ûd bu mutâlâaların ardı sıra (Duhan Sûresi, 10-15. Âyeti) okudu. (Bu âyetlerde duhân azâbının açılacağı ve açıldığı bildiriliyor. Bu duman Kindelinin dediği gibi âhiret azâbı olsaydı) bu âhiret azâbı bir kere geldikten sonra Kureyş müşriklerinden kaldırılır mıydı?
Kureyş müşrikleri (kaht-ü galâdan kurtulduktan) sonra yine küfürlerine, şirklerine döndüler. Bu dönekliğin cezasını bildiren Allahu Teâlâ'nın: kavl-i şerîfindeki intikam günü Bedir günüdür. (Kindelinin sandığı gibi kıyâmet günü değildir. Alınan intikam da Kureyş'in Bedir'de katlolunmalarıdır.) Lizâm ile marâd da yine Bedir günüdür (ve müşriklerin Bedir'de esâretleridir.).
Âhir zamandaki duhan; (tütündür). Bu tütüne sigaradır diyenler olmuştur. Buna çok aşırı tiryaki olanlar doktorların da söylediğine göre ömrü kısaltıyor. Ciğerleri, akciğer kanseri yapıp nefes borularını tıkıyor. Hatta her sigaranın 15 dakikalık ömrü aldığını söylüyorlar. Mü'minlerin sıhhati üzerinde yalnız nezle hastalığı gibi olacak. Sigaranın çok içildiği bir yere giden hiç içmeyen mü' minin nefesinin daralması, nezle olmuş gibi öksürmesi, ikincisi, âlimler âhir zamanda zehirli gaz, atom kimyasal silah atıldığı zaman onda çıkan duman ile Allahu Teâlâ kâfirleri öldürecek müslümanlara da bir nezle hastalığı gibi olacak, gelip geçecek demişlerdir. Çünkü atom atılınca ilk defa bir duman çıktığını söylüyorlar. İmam-ı Mâlik hazretleri "bilmediğini bilmiyorum diye bilmek ilmin yarısıdır," diye buyuruyor.
(Sahih-i Buhari Tecrid-i Sarîh, Cild 12, Hadîs No: 2173)
Manâ'sı: "Enes ibn-i Mâlik (ra) den Resûlullah (sav)'in şöyle buyurduğu rivâyet olunmuştur.
İnsanlar birbirlerine bir takım sualler sormaktan vazgeçmeyecekler. Hatta; herşeyi yaradan Allah'dır, fakat Allah'ı kim yaratmıştır? diyeceklerdir."
(Sûre-i Duhân, Âyet 10-16)
Meâl'i: "Şimdi sen, göğün insanları bürüyecek açık bir duman çıkaracağı günü gözetle. Zira bu elemli bir azaptır.
(İşte o zaman insanlar) "Rabbimiz! Bizden azâbı kaldır. Doğrusu biz artık inanıyoruz" derler.
Nerede onlarda öğüt almak? Oysa kendilerine gerçeği açıklayan bir elçi gelmişti.
Ondan yüz çevirdiler. "Bu deli görünümünde eğitilmiş biridir" dediler.
Biz sizden azâbı birazcık kaldıracağız, ama siz yine (eski halinize döneceksiniz.)
Zira biz büyük bir şiddetle çarpacağımız gün, kesinlikle intikamımızı alırız.
(Hadîs-i Şerîf, REH No: 1195)
Manâ'sı: "Allah sizi üç şeyden kurtarmıştır. Peygamberiniz size beddua etmemiştir, (etseydi) hepiniz helâk olurdunuz. Bâtıl ehlini Hakk ehline galip kılmamıştır. Bir de sapıklık üzerinde katiyen birleşmemenizdir. Şüphe yok ki, Allah'ın yedi kudreti cemaatledir. Büyük cemaata uyun! Çünkü onlardan ayrılan ateşte yalnız kalır. Allah size şu üçten kurtarmış ve onlara karşı Rabbiniz sizi uyarmıştır. Duman, her mü'mini zükkam gibi yakalayacak, kâfiri de yakalayacak şişirip perişan edecek. İkincisi dâbbe-tül-ard denilen yer hayvanı, üçüncüsü de deccâl!"
İsa (as)'ın ve Mûsa (as)'ın bedduasına uğrayan kavimlerin şekillerini değişip aynı maymun, domuz ve suretine girdiğini yazmıştık. Peygamberimiz (sav) ümmetine beddua etmemiş, kâfirlerden de pek azına beddua ettiği olmuştur. Geri kalan hepsine(herkese) dua etmiştir. Ümmete beddua etmediği için helâk olmadı. Evvelki peygamberlerin ümmetleri kendi dinlerini bozduklarından kâfirler bu ümmetlere galip geldi. Peygamberimiz (sav)' in ümmetinin 1400 seneden bu yana % 99'u, kâfirlerin ise % 1'i galip gelmiş, ama muvaffak olamamışlardır. Aradan zaman geçmeden hemen yine müslümanlar galip gelmiştir. Müslümanlar 1400 seneden beri daima ehli sünnet toplumunda birleşmişlerdir. Sapıklar, bâtıl mezhepler, tutunamamış evvelki müslümanlar birleşememişler, git gide onlar da azıtmışlardır. Cemaate, büyük cemaate uyun! Büyük islâm toplumuna uyun demektir. Dünya yüzünde nüfusu milyarı aşan islam toplumu vardır. Bunların % 80'i muhakkak ehli sünnet vel cemaat, büyük cemaatledirler. Ehli sünnet olan devletler çoktur. Bir tek Suudi Arabistan vehhabi, İran şii onların dışında, bâtıl mezhepler daha da azdır. Bu iki devletin toplamı elli milyonu bulmaz. Bir elli milyon da parakende diye içlerinde var desen geri kalanın hepsi ehli sünnet vel cemaattandır. Duman, sigara, esrar ve benzeri mü'minler arasında alışkanlık halinde hızla yayılıyor. Kâfirlere gelince, uyuşturucu esrar kullanıp ölenlerin sayısı gayet çoktur. Hadîs-i Şerîfte de kâfirleri öldürür mü'minlere nezle gibi olur. Avrupa'dan gelenlerin söylediğine göre bunların içilmesi, kullanılması orada da yasaktır. Ancak tuvelette ve gizli olarak içiyorlar. Çok sayıda insan esrar ve benzeri uyuşturucular ile ölüyor. İşte duman öldürüyor.
(Hadîs-i Şerîf, REH No: 3025)
Manâ'sı: "Güneş batıdan doğmadıkça, tevbe kapısı açıktır."
(Sahîh-i Müslim, Cild 1, Hadîs No: 159 (250), sayfa 208)
Manâ'sı: "Ebû Zerr'den (ra) (şöyle demiştir:)
Peygamber (sav) bir gün: "Bu güneş nereye gider biliyor musunuz?" buyurdu. Oradakiler: Allah ve Resûlü en iyi bilendir, dediler. Resûlullah şöyle buyurdu: "Bu güneş, tâ arşın altındaki müstekarına varıncaya kadar gider ve secde eder halde kapanır, bu halde kalır. Nihayet kendisine: Yüksel, geldiğin yerden dön! denilir. O da döner ve doğuş yerinden tekrar doğar. Sonra yine arşın altındaki müstakarına varıncaya kadar cereyan eder ve secdeye kapanır. Kendisine: Kalk, geldiğin yerden dön denilinceye kadar bu vaziyette kalır. Nihayet döner ve doğduğu yerden tekrar doğar. Sonra tekrar arşın altındaki müstekarına varıncaya kadar akar gider, secde ederek düşer. Ona: Kalk, geldiğin yerden dön! denilinceye kadar bu vaziyetten ayrılmaz. Müteâkiben döner ve doğduğu yerden doğar. Sonra, artık insanlar hiçbir şeyi ondan gizlemez (yani her ahlâksızlık ve haksızlığı aşikâre ve tiksinmeden yapar) bir hale geldikleri zamana kadar bu şekilde cereyan eder. Nihayet arşın altındaki o müstakarına varır. Ona: Kalk, battığın yerden doğ! denilir. O da mağrib tarafından tulûğ eder. Sonra Resûlullah şöyle buyurdu: Bu zaman ne vakittir, bilir misiniz? Bu "daha evvelden iman etmiş veya imanında bir hayır kazanmış olmayan hiç bir kimseye (o günkü) imanı fayda vermez" (El-En'âm: 158) (diye haber verilen) vakittir.
Ebû Zerr (ra)'den: Birgün Peygamber (sav): "Bu güneş nereye gider bilir misiniz?" buyurdu. Bu da İbn-i Uleyye hadîsinin manâsında rivâyet edilmiştir.
Ebû Zerr şöyle dedi:
Mescide girdim; Resûlullah oturuyordu. Güneş batınca bana: "Yâ Ebû Zerr! Bu (güneş) nereye gider bilir misin? buyurdu. Ben: Allah ve Resûlü en iyi bilendir, dedim. Resûlullah: "Güneş gider, secde için izin ister, kendisine izin verilir ve ona, geldiğin yerden geri dön, denilmiş olur da bunun üzerine o da batış yerinden doğar." buyurdu.
Ebû Zerr dedi ki: Sonra Abdullah'ın kıraatı üzere "işte bu, onun için bir müstakardır." (Yâsin: 38) Âyetini okudu.
Güneşin secde etmesi zahiren değil manendir. Kitabımızda C. 1, sayfa 12'ye bakınız.)
(Sûre-i Yâsin, Âyet 38)
Meâl'i: "Güneş, kendisine mahsus yörüngesinde akıp gitmektedir. İşte bu, aziz ve âlim olan Allah'ın takdiridir."
(İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 958, sayfa 517)
"Tirmizi'nin rivayet ettiği hadîs-i şerîfte Safvan bin Assal demiştir ki: Ben Resûl-i Ekrem'den (sav) işittim. Şöyle buyuruyordu:
– Muhakkak ki, güneşin battığı yerde yetmiş senelik mesafe genişliğinde açık bir tevbe kapısı vardır. Güneş o taraftan doğuncaya kadar hiç kapanmaz."
(İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 959, sayfa 517)
"Ebû İshak es-Sa'lebi ile ondan başka hadisçilerin (Ebû Hureyde'den (ra)) rivâyet ettikleri uzun bir Hadîs-i şerîfte Peygamberimiz (sav) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
– Yeryüzünde günahların çoğalması, ma'ruf (yani Allah'ın emrettikleri) gidip onu hiç bir kimse emretmez olduğu ve kötülükler yayılıp ondan nehyedilmez olduğu (bir devir geldiği) zaman güneş insanlardan uzak olan arşın altında bir gece bekletilir, sözünün mânâsı, her ne zaman güneş (arşın altında) secde edip nereden ve hangi mevkiden doğacağına dair Rabbından izin ister de ona cevap verilmez. Nihayet ay onun yanına gelir, birlikte secde eder, o da nereden doğacağına dair Rabbinden izin ister. Fakat ikisine de cevap verilmez. Sonra her ikisi, güneş üç, ay iki gece miktarı bekletilirler. Lâkin o gecenin uzunluğunu ancak yeryüzünde teheccüd namazı kılanlar anlayıp farkına varırlar. O gün mü'minler islâm beldelerinde her beldede az bir cemaattır. Ay ile güneş için üç gecelik miktar tamam olunca Allahu Teâlâ yanlarına Cebrail (as)'i gönderir. Cebrail (ay ile güneşe):
– Muhakkak ki yüce ve münezzeh olan Allah size battığınız yerden geri dönmenizi, oradan doğmanızı emrediyor ve her ikinize nezdimizden bir ziya ve bir nur yoktur, der. Bunun üzerine güneş ile ay batış yerlerinden güneşin ziyası, ayın da nuru olmayarak ondan önceki tutulması misalleri gibi siyah vaziyette doğarlar.
İşte bu yüce Allah'ın "... güneşle ay bir araya getirildiği zaman" (el-Kıyamet, 9 ("Yani güneş batıdan doğduğu yahut ışıkları söndüğü zaman, bu kıyamet günü olacaktır.") Dip not: 4, Tefsiri 3/1117.) keza Allahu Teâlâ'nın "Güneş dürüldüğü (yani ziyası söndürülüp kapatıldığı) zaman" (et-Tekvir, 1.) sözlerinin tecelli etmesidir. Bunun üzerine güneş ile ay şöylece birbirine yaklaşmış iki deve gibi yükselirler. Güneş ile ay gökyüzünün göbeğine (ki orası semanın ortasıdır), ulaştığı zaman Cebrail yanlarına gelip boynuzlarından tutarak onları batı tarafına geri çevirir. Fakat güneş ile ayı battığı yerlerden batırmaz. Lakin onları tevbe kapısından batırır. Sonra kapının iki kanadını geri çevirir. Sonra da aralarını birleştirir. Müteakiben kapı sanki aralarında hiç bir çatlak yokmuş gibi yekpare haline gelir. Binaenaleyh Tevbe Kapısı kapanınca ondan sonra hiçbir kulun tevbesi kabul edilmez. Ondan sonra işlediği güzel ameli asla kendisine fayda vermez. Ancak Tevbe Kapısı kapatılmazdan önce iyi ameller işleyen kimse müstesnadır. Çünkü onun ameli o günden önce olduğu şekil üzerine devam eder ve geçerli olur. İşte bu da yüce Allah'ın "Rabbının âyetlerinden biri geldiği gün, daha evvelden iman etmiş veya imanında bir hayır kazanmış olmayan hiç bir kimseye (o günkü) imanı, asla fayda vermez. (el-En'âm: 158.) sözüdür.
(Firavun'un Kur'ân-ı Kerim'de ben Ben-i İsrail'in iman ettiği yere iman edeceğim, ben iman ediyorum, deyip imanının kabul olmadığı bunun bir benzeridir.)
Sonra güneş ile aya bundan sonra ziya ve nur donatılır. Sonra da güneş ile ay bundan önce doğar ve batar oldukları gibi insanlar üzerine (eski yerlerinden) doğarlar ve batarlar (Kurtibi Tefsiri, C. 7/146.).
(Hadîs-i Şerîf, REH No: 3120)
Manâ'sı: "Dâbbe-tûl-ard beraberinde Süleyman'ın mührü, Mûsa'nın Asâsı olduğu halde zuhûr edecek. Mü'minin yüzünü asâ ile aydınlatacak, kâfirin burnu da o mühürle mühürlenecek. Hatta ziyafette bulunanlar (Sen ey mü'min, sen ey kâfir, sen ey mü'min!) diye aralarında çağıracaklar."
Dabbe-tül-ard; yer canavarı demektir. Şimdi zamanımızda yerler yarılıyor, madenler çıkıyor. Madenlerle teypler yapılıyor. Teyp'in her çeşidi yapılıyor. Bir hadîste Peygamberimiz (sav) dabbet-ül ard'ın her hayvana bir yeri benzer, sesi insan sesidir", diye buyuruyor. Teyp'te her hayvanın sesini alıyor. O da tamam. Kâfiri mü'mini o seçer. O da tamamdır. Bir adamın evine varırsan gavurca türküler, arajmanlar veyahutta ahlâksızlığı artıran türküler çalgılar, ne kadar kâfir icadları varsa, teypin kasetinden içindeki sesinden belli. Kâfir olduğu anlaşılıyor. Yine kasedinde teybinde Kur'ân, mevlid, vaaz, nasihat, âyet, hadîs, bunların açıklanması ise o da teyp sesinden belli oluyor. Teyp dabbe-tül ard, madeni yerden çıkıyor. Her hayvana bir yeri benziyor. Horozun ötmesine, köpeğin havlamasına, ineğin, koyunun, keçinin bağırmasını hepsini içine alıyor. Her hayvana bir yeri benziyor. Sesi insan sesi, onlar da denilirse her insan biliyor aynı hadîsteki dediği gibi kasetteki sesinden anlaşılıyor. Bununla damgalanmış (mühürlenmiş) oluyor.
(Sûre-i Neml, Âyet 82)
Meâl'i: "Onlar hakkındaki söz gerçekleştiği (yaklaştığı) zaman bunlar için bir "dâbbe" çıkarırız ki bu, onlara insanların âyetlerimize kesin bir iman getirmemiş olduklarını söyler."
(Hadîs-i Şerîf, REH No: 3040)
Manâ'sı: "Altı ay (geçmeden) amellere koşuşun. Güneşin batıdan doğması, duman, dâbbe-tül-ard, deccâl, ölüm, kıyâmet, bunlar kıyâmetin büyük alâmetleridir. Bundan sonra artık tevbe kabul edilmez." (Sahih-i Müslim, Cild 8, Hadis No: 39 (2901), Hadis-i Şerif, REH No: 1195, İmam-ı Şa'râni "Ölüm-Kıyamet-Ahiret", Hadîs No: 878, 879, sayfa 474.)
(İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 951, sayfa 511)
"İbn-i Mâce ile Tirmizi'nin rivayet ettği Hadîs-i Şerîfte:
Allah'ın Resûlü şöyle buyurmuştur:
– Dabbe-tül-ard, (yani yer hayvanı) beraberinde Dâvud oğlu Süleyman'ın mührü ile imran oğlu Mûsa (as)'ın asası olduğu halde çıkar. Asa ile mü'minin yüzünü parlatır (yani mü'minin yüzünü güldürür). Mühürle de kâfirin burnunu damgalar (yani kâfirin burnunu kırar). Hatta bir sofra (yani bir ev) halkı (yemek yemek için) toplanırlar da onların biri mü'min olana:
– Ey mü'min! Bir diğeri de kâfire:
– Ey kâfir! diye hitap eder". (Feyzü'l-Kadir, C. 3/236.)
(İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 952, sayfa 511-512)
"Ebû Dâvud et-Tayalisi şöyle rivayet etmiştir.
– Resûl-i Ekrem (sav) Efendimiz Dabbetü'l Ard'dan soruluna:
– Onun zaman içinde (yani dünyada) üç çıkışı vardır:
a) Bâdiye'nin uzağında çıkar. Fakat onun zikri (onun çıktığına dair haber) Mekke'ye varmaz. Sonra uzun zaman gizlenir.
b) Sonra bundan başka diğer bir kere daha çıkar ve bu kez onun zikri, yani çıkış haberi çöllerde yayılır ve Mekke'ye de ulaşır. Resûlullah Efendimiz, şöyle devam buyurdu:
c) İnsanlar, Allah'a karşı en şerefli ve en büyük mescidin nezdinde iken (Allah'ın katında mescidlerin en ikramlısı Mescid-i Haram'dır), bu hayvanın Rükn ile makam arasında başından toprağı silkerken bağırması muhakkak insanları çok korkutur ve paniğe uğratır. Bunun üzerine insanlar onun yanından çeşitli yönlere kaçışırlar. Fakat kendilerinin Allah'ı aciz bırakmayacaklarına inanan mü'minlerden bir topluluk koşmayıp Dabbe'nin yanında sebat ederler. Bu hayvan da önce onlardan başlayarak yüzlerini parlatır. Hatta onları(n yüzlerini) en parlak yıldız gibi olarak yanlarından ayrılır. Sonra bu hayvan dönüp yeryüzünde hareket eder. Artık ona ne takip eden yetişebilir, ne de kaçan kurtulabilir. Hatta kişi ondan sığınarak namaza durur. O da bunun arka tarafınan yanına gelir ve:
– Ey filanca! Şimdi mi namaz kılıyorsun? der ve yönelip yüzünü damgalar. Sonra da çekip gider. (O zamanda) insanlar mallarda müşterek, şehirlerde barış (yahut da sohbet) halinde olurlar ve mü'minler kâfirlerden ayırdedilerek tanınırlar. Hatta mü'min kimse:
– Ey kâfir! Bana hakkımı edâ et, yani ver, diye hitap eder. Kàfir de:
– Ey mü'min! Sen de bana hakkımı ver, der (İbn-i Kesir, Kitabü'n-Nihaye, C. 1/161.).
Bu hayvan her iki zümrenin yüzlerini üflemekle damgalar (yani onun üfürmesiyle) mü'minin yüzüne, mü'min kelimesi, kâfirin yüzüne de kâfir kelimesi nakşedilir (yani yazılır)" denilmiştir.
Dabbe-tül-ard nedir diye Bilâl Babama sordular, buyurdu ki:
– Teyptir, videodur. Her hayvana bir yeri benzer diyor. Her hayvanın bağırmasını alıyor. Ölüyü konuşturur dediği odur. Hayatta iken ses vermişse yer yarılır içinden çıkar, dediği de teypi yaptıkları maden yer yarılıyor, içinden çıkıyor.
(İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 964, sayfa 512-513)
"Hadîs-i Şerîfte şöyle rivâyet edilmiştir:
Dabbe-tül-ard Mekke'nin Ecyad denilen arazisinden çıkıp göğsü (yani önü Kâbe'nin) rükû mevkiine ulaşır da henüz kuyruğu çıkmamış olur. Bu hayvan tüyleri ve ayakları olan bir (acayip) hayvandır."
(İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 957, sayfa 516-517)
"İmam Müslim'in Ebu Hüreyre'den (ra) rivâyet ettiği hadîs-i şerîfte Resûl-i Ekrem (sav) efendimiz şöyle buyurmuştur.
– Üç şey var ki çıktıkları zaman daha önceden iman etmiş veya imanında bir hayır kazanmış olmayan hiç bir kimseye (o günkü) imanı asla fayda vermez (el-En'am: 158.):
a) Güneşin battığı yerden doğması,
b) Deccal'ın çıkması,
c) Dabbe-tül-ard (yani yer hayvanının zuhur etmesi)dir." (Sahih-i Müslim, 1/138.)
(İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 960, sayfa 518)
"Kıyâmet alâmetleri hakkındaki hadîs-i şerifleri, bir kısım ilim adamları şöyle zikretmişler:
– (Kıyamet) alâmetlerinin ilki yer çökmeleridir, sözünün mânâ'sı, Hz. İsa (yeryüzüne) inip Deccal'i öldürünce haccetmek maksadı ile Mekke'ye doğru yola çıkar. Haccını eda edince de Muhammed (sav) Efendimizi ziyóret etmek üzere oradan ayrılır. Hazreti Resûlullah'ın kabr-i şerîfine ulaşınca Aziz ve Celil olan Allah o sırada (Yemen tarafından) güzel kokulu bir rüzgar göndererek Hz. İsa ile maiyetindeki mü'minlerin ruhlarını alır. Sonra Hz. İsa, Peygamber (sav) Efendimizin (cennet) bahçesindeki (cennet-i baki) yanına gömülür. Sonra insanlar (yeryüzünde) şaşkınlar, sarhoşlar olarak kalırlar. Müslüman halkın çoğu küfre ve sapıklığa dönerler. Küfür ahalisi Müslüman halktan kalanları çiğneyip istila ederler. İşte o sırada güneş battığı yerden doğar. Ve yine o zamanda Kur'ân-ı Kerim insanların kalplerinden ve mushaf-ı şerîf sahifelerinden kaldırılır. Sonra (iki cılız bacaklı) Habeşli Allah'ın evine (yani Kâ'be-i şerîfe) gelip onu taş taş sökerek taşları denize atarlar. Ondan sonra insanlara hitap edip konuşan (yahut da insanları damgalayan) Dabbe-tül-ard çıkar.
Sonra yeryüzü ile gökyüzü arasındaki boşluğu dolduran bir duman ve bir sis geli(p yeryüzünü istila ede)r. Mü'mine gelince, bu duman ona nezleye tutulmuş gibi dokunur. Kâfir ile facirlerin ise bu sis onların burunlarından girip kulaklarını deler, nefeslerini sıkıştırıp daraltır.
Sonra Allahu Teâlâ Yemen tarafından teması ipek gibi (yumuşak) dokunan, kokusu misk kokusu gibi olan cenuptan bir rüzgar estirir de erkek kadın bütün mü'minlerin canlarını alarak yeryüzünde şerli insanlar kalır. Erkekler kadınlara doymaz, kadınlar da erkeklere doymaz olurlar. Sonra Allah rüzgar göndererek onları denize attırır."