(Sünen-i İbn-i Mâce, Cild 10, Hadîs No: 4047)
Manâ'sı: "Ebû Hüreyre (ra)'den rivâyet edildiğine göre Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:
Mal dolup taşmadıkça, fitneler meydana gelmedikçe, ve herc çoğalmadıkça kıyâmet kopmayacaktır. Orada bulunanlar:
– Herc de nedir? Yâ Resûlullah diye sordular. O üç defa:
– Öldürmedir! Öldürmedir! Öldürmedir!" buyurdu (Sahih-i Müslim, Cild 8, Hadîs No: 18 (2888), Hadîs-i Şerif, REH No: 5926.).
(Sünen-i İbn-i Mâce, Cild 10, Hadîs No: 4043)
Manâ'sı: "Huzeyfe ibn-i el-Yemân (ra)'den rivâyet edildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurdu, demiştir:
Siz imamınızı (devlet başkanınızı) öldürmedikçe, kılıçlarınızla birbirinizle çatışmadıkça (yani aranızda iç savaş olmadıkça) ve dünyanıza (hükümdarlığınıza, mallarınıza) şer olanlarınız (zorla el koymakla) mirasçı olmadıkça kıyâmet günü kopmayacaktır." (Hadîs-i Şerif, REH No: 5709, Tirmizi'de rivayet etmiştir.).
(Sahîh-i Müslim, Cild 8, Hadîs No: 22 (2891))
Manâ'sı: "Ebû İdris el Havlânî şöyle der idi: Huzeyfetu'bnu'l-Yemân şöyle dedi: Allah'a yemin ederim ki, benimle kıyâmetin kopması arasında olacak olan her bir fitneyi insanların en iyi bileni benimdir. Bu da Resûlullah'ın bu hususta bana gizlice söylediği, benden başkasına tahdîs etmediği bir şey olmasından dolayı değildir. Lakin Resûlullah, benim de içinde bulunduğum bir mecliste fitnelerden tahdîs ederken bunu söylemiştir. İşte o zaman Resûlullah (sav) fitneleri sayarken şöyle buyurdu: "Onlardan üçü var ki nerede ise hiçbir şey bırakmayacaklardır. Yine onlardan öyle fitneler vardır ki, onlar yaz rüzgarları gibidirler. Onlardan bir kısmı küçük, küçük, bir kısmı da büyük büyük fitnelerdir.
Huzeyfe: İşte şimdi o mecliste bulunan topluluğun benden başka olan hepsi öteki hayata gitmişlerdir, dedi".
(İmam-ı Şa'râni "Ölüm-Kıyâmet-Ahiret", Hadis No: 673, sayfa: 368)
"İmam Müslim'in Peygamberin zevcesi Ümmi Seleme'den (ra) rivâyet ettiği hadîs-i şerîfte Ümmü Seleme şöyle demiştir:
– Bir gece Peygamber (sav) Efendimiz korkarak uyandı ve: Subhanallah, bu gece ne fitneler indi, ne hazineler açıldı. Kendi hanımlarını kasdederek "Namaz kılmaları için hücre sahiplerini kim uyandırır? Dünyada nice giyinik kadınlar var ki onlar ahirette çıplaktırlar" buyuruyordu.
(İmam-ı Şa'râni "Ölüm-Kıyâmet-Ahiret", Hadîs No: 674, sayfa 368)
"Rivâyet olundu ki Resûl-i Ekrem (sav) Efendimiz bir gece dışarı çıktı ve:
– Ey hücrelerin sahipleri (yani kendi hanımlarını kasdetti) ateş kızıştı, fitneler sanki karanlık geceler gibi olarak geldi. Eğer benim bildiklerimi bilseydiniz muhakkak az güler, çok ağlardınız" (Sahih-i Müslim, 4/2211.), buyurdu.
(İmam-ı Şa'râni "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 677, sayfa 370)
"Ebu Dâvud'un rivâyet ettiği hadîs-i şerîfte Resûlullah (sav) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
– Yeryüzünde günah işlenildiği zaman orada hazır bulunan kimse o günahı red ve inkar eder ve o fiili çirkin görür, hoş karşılamazsa o kimse orada bulunmayan kimse gibi (günaha iştirak etmemiş) olur. Her kim de orada hazır olmadığı halde o günah fiiline rıza gösterirse orada hazır bulunanlar gibi (günaha müşterek) olur.
Bir kimse (İmam) Şa'bi'nin yanında Hazreti Osman'ın öldürülmesini güzel görünce Şa'bi'nin ona:
– Sen Hazreti Osman'ın kanına müşterek oldun, dediği bize ulaşmıştır.
(İmam-ı Şa'râni "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 687, sayfa 376)
"Hasan-ı Basri ile diğer muhaddislerin mürsel olarak rivâyet ettikleri hadîs-i şerîfte Peygamber (sav) efendimiz:
– Mü'minlerin evlerinin içindeki uzlet yerleri ne güzeldir. Eğer güzel olmasaydı, yüce Allah'ın "O zaman o genç delikanlılar mağaraya sığınmışlardı." (Sûre-i Kehf, Âyet 10.) sözünde olduğu gibi uzlet (evler değil de) mağaralar içinde olurdu, buyurmuştur.
Seleme bin el-Ekva (ra) Haccac'ın yanına girmişti de Seleme Hazreti Osman (ra)'ın öldürülmesi sırasında (Medine'den) çıkıp Rebze köyüne gidenlerdendi ki, orada bir kadınla evlenerek bir takım çocuklar peyda etmişti. Seleme orada devamlı olarak kaldı. Nihayet vefatından birkaç gece önce Medine'ye geldi ve Haccac ona:
– Ökçen üzerine gerisin geriye döndün, (değil mi?) dedi. Bunun üzerine Seleme:
– Hayır öyle olmadı. Fakat Allah'ın Resûlü bizim köyde oturmamıza izin verdi, dedi.
Peygamberimiz (sav) zamanında ve daha evvel terki dünya, uzlet dağlarda mağaralarda yapılırdı. Peygamberimiz (sav) bir hadîs-i şerîf'le bunu yasakladı. "Benim ümmetim uzleti, terki dünyayı evinde yapsın. Dağda yaparsa kimse kendinden, ilminden istifâde edemez. Kendi de kimsenin ilminden istifade edemez. Ama evinde yaparsa herkes ilminden istifade eder. Bilmediğini bilenlerden sorup öğrenmek kolay olur. Bunun için benim ümmetim terki dünyayı, uzleti evinde yapsın" diye buyurmuştur.
(İmam-ı Şa'râni "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 691, sayfa 378)
"Tirmizi'nin Ebû Hüreyre'den (ra) rivâyet ettiği hadîs-i şerîfte Peygamber (sav) efendimiz:
– Muhakkak sizler öyle bir zamanda bulunuyorsunuz ki sizden her kim kendisine emredilen (dini hükümlerin) onda birini bırakırsa helâk olur. Fakat insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o devrin insanlarından her kim kendisine emredilenlerin onda birini yaparsa kurtulacaktır", buyurdu.
Peygamberimiz (sav) "Benim zamanımda emredilenlerin" yani Peygamberimiz (sav)'in sünnetinin dokuzunu yapan birisini yapmasa da kurtulur. Şart şu: Aksini iddia etmemek kaydı ile. Âhir zamanda bir zaman gelir ümmet fesada gider, sünneti yapanlar az kalır. O zaman benim sünnetimin on tanesinden birisini yaparsa kurtulur. Sünneti yapan kurtuluyor, aksini iddia eden değil. Peygamberimiz (sav)'i övmek Kur'ân-ı Kerim'de Allahu Teâlâ övdüğü için farzdır. Ashâb övdüğü için bize ashâbdan kalan bir sünnettir. Mevlid öyledir. Musafahayı Peygamberimiz (sav) "yapın" diyor, âlim ve hocalarımızdan bazıları yapmayın diyor. Peygamberimiz(sav)'in "yapın, iyidir" dediği ve İmam-ı Gazali Hz.'nin Huccetül İslam isimli kitabında Hızır (as) ile Peygamberimiz (sav)'in camide musafaha yaptıklarını yazıyor. Peygamberimiz (sav) "Her kim camide musafaha yaparsa parmaklarının sayısınca birer senelik günahı af olur" ve daha bir çok müjdeleri haber veriyor. Salâvatı şerife yine öyledir. Salâvatı şerife getirme; Kur'ân-ı Kerim'de, Sûre-i Ahzab Âyet 56 ya göre vaciptir. Bunu da inkar ediyorlar. Peygamberimiz(sav)'in yapın dediği hadis-i şeriflerdeki emirler yapılması uygun, iyidir dediklerinin aksi yapılıyor. Kur'ân-ı Kerim'de "zikrullahı çok edin" emri ilâhisi var. Hadis-i Şerifte Peygamberimiz (sav) zikrullahı çok yapmanın faziletlerini sayıyor. Hocam da bunlara mani olmak istiyor, bid'attır, iyi değildir diyor. Hiz mazeretsiz bilip yapamazsa mes'uldür. Ondan bir sünneti yapsa kurtulur. Bilir yapmaz, aksini iddia ederse bir sünnet için Peygamberimiz (sav)'in düşmanlığını kazanır. Çünkü hadiste "sünnetimi yapan ümmetim, yapmayan değildir." diye buyuruyor. Bunların davacısı Peygamberimiz (sav)'dir. Kim olursa olsun yeri cehennemdir. Şimdi zamanımızda namaz sünnetleri abdeste ağza, burna su verme sünneti diğer amellerimiz de bilerek veya bilmeyerek bunun gibi yapmış olduğumuz sünnetler hepsini toplasan onda birden azdır. Yemede içmede yatmada, giymede, konuşmada akla gelen her şeyde sünnetler vardır. Sünnetin sayısı çok fazladır. Onun için bu sünnet olan şeyleri duydukça yapmaya çoğaltmaya gayret edelim. Biz diyeceğiz ki: Yâ Rabbi biz senin sevgili habibini görmedik. Ancak bu kadar amel yapabildik diyeceğiz. Allahu Teâlâ gören sahâbelere tabiinlere sünnetin onda dokuzunu yapmalarını ancak o zaman kurtulacaklarını Peygamberimiz (sav) hadîs-i şerîfte söyledi. Âhir zamanda ümmet fesada gidip sünneti yapanlar az kalıp o zamanda her on sünnetten birini yapan kurtulur, dedi. Ondan da aşağıya niçin düşürdün demez mi?
(İmam-ı Şa'râni "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs no: 692, sayfa 378-379)
"İbn-i Mâce'nin Ebû Hüreyre'den (ra) rivâyet ettiği hadîs-i şerîfte Resûl-i Zişan Efendimiz:
– Vallahi sizler hurmanın iyisi fenasından seçilip ayıklandığı gibi ayıklanacaksınız da muhakkak iyileriniz (ölüp) gidecek ve şerlileriniz kalacaktır. İşte (o zaman gelmezden önce) elinizden gelirse ölünüz, buyurmuştur" (İşte bu hadîs-i şerîf, şerli insanların çoğalıp, hayırlı insanların azaldığı zamanda emr-i bi'l-ma'rut ile nehy'i ani'l mûnkeri terk etmek hususunda bir ruhsattır (Mişkatü'l-Mesabih şerhi, c. 5/146).).
(İmam-ı Şa'râni "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadis No: 697, sayfa 380)
"Ebû Nuaym'ın rivâyet ettiği hadîs-i şerîfte Muaz bin Cebel(ra) şöyle demiştir:
– Ben Resûlullah (sav)'dan işittim, şöyle buyuruyordu:
– (Devlet reisinin verdiği hediyeler) bir ikram, bir ihsan olmada devam ettikçe ihsanları kabul ediniz. Fakat o ihsan (şer'an helâl olmayan birşeyi yapmak için) dine karşı bir rüşvet olduğu zaman sakın onu almayınız. Sizler rüşveti terk ediciler değilsiniz. Belki ihtiyaç ve fakirlik sizlerin onu terketmelerinize engel olabilir. (Fakat) haberiniz olsun, dikkat edin, şüphesiz ki, İslâm'ın çarkı dönmektedir. Binaenaleyh kitap ve şeriat ne tarafa dönerse sizler de onunla beraber dönünüz.
Haberiniz olsun, (kitab'ın emri) ile hükümet (in icraatı) birbirlerinden ayıracaklardır. İşte (o zamanda) sakın ha sizler kitab(ın emrin)den ayrılmayınız. Haberiniz olsun, şu muhakkak ki başlarınıza bir takım âmirler ve devlet başkanları gelecek, onlar (devlet hazinesinden yardıma ihtiyacı olan) sizlere vermedikleri (hakları olmadığı halde) kendilerine verilmesini hükme bağlayacaklar. Eğer sizler onlara karşı gelirseniz sizi öldürürler, kendilerine itaat edip uyarsanız sizi (şeriat yolundan) sapıtırlar. Sahâbiler:
– Ey Allah'ın Resûlü (eğer o zamana yetişirsek) nasıl yaparız? diye sordular. Resûlullah:
– Meryem oğlu İsa (as) arkadaşlarının yaptıkları gibi (sabır ve tahammül edersiniz). Onlar testere ve bıçkılarla biçildiler, ağaçlara konulup çarmıha gerildiler. Hayatım elinde olan Allah'a yemin ederim ki, Allah'a itaat hususunda ölmek, Allah'a isyan halinde yaşamaktan daha hayırlıdır", buyurdu (İmam Müslim'in "Sahih"inde, Ümmü Seleme'den (ra) rivâyet ettiği Hadîs-i Şerîfte Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmuştur:
- Şu muhakkak ki sizin üzerinize bir takım amirler tayin olunacak da sizler onların işlerinden bazısını maruf ve güzel göreceksiniz, bir kısmını da çirkin görüp inkar edeceksiniz. Her kim münkeri münker tanıyıp bu hususta şüpheye düşmeyerek, onu düzeltmeye çalışarak, onu red ve inkar ederse günaha müşterek olmaktan salim olur. Fakat münker olan ise rıza gösteren ve o işte fai'lerine tabi ise hem günahtan beri olamaz, hem de ortaklık suçundan salim olamaz. Sahâbeler:
- Yâ Resûlullah, böyle münker işleri yapan amirlerle muharebe yapmayalım mı? diye sordular. Peygamberimiz (sav) Namaz kıldıkları müddetçe hayır, buyurdu (Sahih-i Müslim, C. 3/1481)).
Demek ki, namaz kılarsa, itaat edilmesi lazımmış. Namazı inkar etmeyip kılarsa müslümandır. Çünkü Peygamberimiz (sav) "Bir insanı cami kapısında görürseniz veya camiye geldiğini gören iki kişi şahitlik yaparsa onun cenaze namazını kılın." buyuruyor. O müslüman sayılır. Diğer amelleri Allah ile kendi arasındadır. Sizin kıldığınız namaz o kötü ise onu kurtaramaz iyi ise yardımcı olur, demektir.
(İmam-ı Şa'râni "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs no: 698, sayfa 381)
"İmam Buhâri ile Müslim'in Huzeyfe'den (ra) rivâyet ettikleri hadîs-i şerîfte Huzeyfe şöyle demiştir:
– İnsanlar, Resûlullah (sav)'a (hep) hayırdan sorarlardı, ben de (tersine olarak) bana erişmesinden korktuğum için şerden (yani fitneden) soruyordum. Bu endişe ile bir keresinde ben:
– Yâ Resûlullah, biz vaktiyle koyu bir cehalet ve bir şer (küfür) içinde idik. Sonra Allah Teâlâ bize şu muazzam hayrı (yani islâm dinini) getirdi. Artık bu hayır ve saadetten sonra gelecek menhus bir şer, bir fitne var mıdır? diye sordum. Resûlullah:
– Evet, vardır. buyurdu. Ben tekrar:
– O (uğursuz) şerden ve fitneden sonra bir hayır ve salâh var mıdır? dedim. Resûlullah:
– Evet bir hayır ve salah vardır. Fakat onun için de bir fesad ve bulanıklık bulunacak, buyurdu. Ben yine:
– O hayrın bulanıklığı nedir? dedim. Allah'ın Resûlü:
– O devrin (devlet ricalinden) bir zümre benim sünnetlerimden başka sünnetlere uyup takip edecekler ve ümmetimi benim yolumdan başka yollara götürecekler. Sen o devrin vali ve âmirlerinden bazılarının hareketlerini tasvip edip bazılarının hareketlerini red ve inkâr edeceksin, buyurdu. Ben:
– (Yâ Resûlullah) bu karışık hayır devrinden sonra yine şer ve fesat devri gelecek midir? diye sordum. Allah'ın Resûlü:
– Evet gelecektir. O devirde halkı cehennem kapılarına çağıracak olan bir takım davetçiler ve (propagandacı çığırtkanlar) olacaktır. Her kim o çığırtkanların davetine icabet ederse onu cehenneme atacaklar, buyurdu. Ben:
– Yâ Resûlullah, o davetçiler zümresinin vasıflarını bize beyan etseniz, dedim. Resûlullah:
– Peki edeyim, onlar bizim milletimizden olup, bizim dilimizle konuşan bir zümredir, buyurdu. Ben:
– Ey Allah'ın Resûlü, o uğursuz devir bana yetişirse nasıl hareket edeyim diye sordum. Resûl-ü Ekrem:
– İslâm cemâatından ve onların imamlarından (yani devlet reislerinden) hiç ayrılmaz, onlara itaat edersin, buyurdu. Ben:
– Onların cemâatları bulunmaz ve başlarında bir halife (yani devlet başkanı) da yok ise? (nasıl hareket edeyim?) dedim. Resûlullah:
– O takdirde bu fırkaların hepsinden ayrıl. Velevki bu ayrılman bir ağaç kökünü ısırman suretiyle (güç) olsa bile. Artık sana ölüm gelinceye kadar sen bu ayrılık üzere bulun", buyurdu.
(İmam-ı Şa'râni "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs no: 699, sayfa: 381-382)
"Başka bir Hadîs-i şerîfte Resûl-i Ekrem (sav) efendimiz:
... Benden sonra bir takım devlet reisleri olacak ki onlar benim getirdiğim hidayete (inanmakla) hidayetlenmeyecek ve benim sünnetim ile sünnetlenmeyeceklerdir. Onlar arasında öyle bir takım adamlar ayaklanacaklar ki, onların kalpleri (zulüm, fitne, fesatta) insan cismi içinde bulunan şeytanların kalpleridir, buyurdu. Ben:
– Yâ Resûlullah, eğer ben bu uğursuz devre ulaşırsam, nasıl hareket edeyim, diye sordum. Allah'ın Resûlü:
– Devlet reislerini dinleyip itaat edersin. Sırtın dövülse de malın alınsa da dinle ve itaat et" buyurdu.
(İmam-ı Şa'râni "Ölüm-Kıyamet-Âhiret" , Hadîs No: 702, sayfa 382)
"İmam Müslim'in rivâyet ettiği hadîs-i şerîfte Ebu Bekir (ra) demiştir ki:
– Ben, Resûl-i Ekrem (sav) Efendimizden işittim, şöyle buyuruyordu:
– İki müslüman kılıçları ile birbirlerine yönelip vuruştukları zaman öldüren de ölen de cehennemdedir. Bunun üzerine ya ben sordum, yahut da başkası tarafından:
– Ey Allah'ın Resûlü, öldüren böyle ama ölene ne oldu? diye soruldu. Resûlullah:
– Ölen de arkadaşını öldürmek istemişti", buyurdu. (Sahih-i Müslim, C. 4/2213.)
(İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 704, sayfa 382)
"İmam Bezzar'ın merfu olarak rivâyet etmiştir:
– Sizler dünyalık üzerine birbirinizle harp ederseniz öldüren de ölen de ateştedir.
Haklı kendinin malı elinden alınıyor. Peygamberimiz (sav) "malının üstünde ölen şehiddir", diye buyuruyor. Her iki taraf birbirinin mal ve gelirlerine göz dikmiş. Orda ölen de öldüren de ateştedir, haklıdır. Malım zayi olmasın der, karşının malında gözü yok. Malının üstünde onu koruyor, o uğurda öldürülürse şehiddir.
(İmam-ı Şa'râni "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 705, sayfa 383)
"İmam Müslim'in Ebû Hûreyre'den (ra) rivâyet ettiği Hadîs-i şerîfte Resûl-i Ekrem (sav) Efendimiz şöyle buyurmuştur.
– Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki, insanlar üzerine katilin neden dolayı öldürdüğünü, maktulün de neden ötürü öldürüldüğünü bilmeyeceği bir gün gelmedikçe dünya gitmeyecektir. (Yani kıyâmet kopmayacaktır.) buyurdu. Bunun üzerine kendisine:
– Bu nasıl olur? diye soruldu. Allah'ın Resûlü:
– Herc (yani çok insan öldürme) olacak. Öldüren de ölen de cehenneme gidecektir", buyurdu. (Sahih-i Müslim, C. 4/2232.)
(İmam-ı Şa'râni "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 706, sayfa 383)
"Rivâyet olundu ki, Resûl-i Ekrem (sav):
– Sahâbelerim arasında fitne bulunacaktır. Allahu Teâlâ onların benimle arkadaşlık etmeleri dolayısıyla kendilerini mağfiret eder. Sonra onların ardından bir topluluk bu fitne yoluna uyacaklar da fitne sebebiyle cehenneme girecekler", buyurmuştur.
Peygamberimiz (sav)'in sahabeleri birbirlerini öldürdüler. Her ikisi de Peygamberimiz (sav)'in ashâbı idi. Benimle arkadaşlık ettiklerinden dolayı af olur, diyor. Diğerleri öyle değildir. Allahu Teâlâ ve Peygamberimiz (sav) davasından vazgeçiyor, af ediyorlar. Bizlere ne oluyor ki, şu haklı, şu haksız, şu şununla niçin harp etti, bu bununla niçin harb etti, diyoruz. İşte hepsi hatalıdır.
(İmam-ı Şa'râni "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 709, sayfa 384)
"İbn-i Mâce'nin rivâyetindeki Hadîs-i şerîfte Muaz bin Cebel(ra) şöyle demiştir:
Bir gün, Resûl-i Ekrem (sav) Efendimiz (bize) bir namaz kıldırdı da namazı uzattı durdu. Nihayet Allah'ın Resûlü namazı bitirip dönünce ben:
– Yâ Resûlullah bu gün namazı uzun kıldırdınız, dedim. Resûlü Ekrem:
– Muhakkak ki, ben ümit ve korku namazı kıldım ve namaz içinde ümmetim için Allah'tan üç şey istedim. Rabbim de bana ikisini verip birini reddetti.
a) Ben Rabbimden ümmetim üzerine kendilerinden başka herhangi bir düşmanı musallat etmemesini istedim, Rabbim bu isteğimi bana ihsan eyledi.
b) Ben Rabbimden ümmetimi suda boğmakla helak etmemesini istedim. Rabbim onu da bana ihsan eyledi.
(Yerin dibine suya batan kavimler vardı. Firavniler gibi olmasın demektir. Yoksa bir kaç kişinin suda boğulması değildir, doğrudan kavmin batmasıdır.)
c) Ben ondan ümmetimin toplulukları arasında harp çıkmamasını istedim. Fakat Rabbim bu isteğimi kabul etmeyip görüşü üzerine geri çevirdi", buyurdu.
Demek ki namazda Allahu Teâlâ ile Peygamberimiz (sav) konuşuyor, istiyor, soruyor, cevap alıyor. Ama dili duaları okuyor. Rükû, secde ve namaz yerinde. Bu az zamanda konuşmak işte "Mü'minin mi'racı namazdır" dediği budur. Namazda Allahu Teâlâ hakkı ile kılana tecelli eder, konuşur. Mezheb imamlarından bir tanesi içinden çıkamadığı, bilemediği bir mevzuyu abdest alır, namaz kılarken Allahu Teâlâ kendisine bildirirdi. Bir de şeytan namazını fesada vermek için, aklına türlü türlü kötü şeyler getirir. Peygamberimiz (sav) de Allahu Teâlâ ile namazda konuşuyor.
Peygamberimiz (sav)'in "Ümmetim arasında harp çıkmamasını istedim. Allahu Teâlâ kabul etmeyip geri çevirdi" buyuruyor. Çünkü Allahu Teâlâ Hadîs-i Kudsisinde:
"Ey mü'minler! Siz harbten korkmayınız, harb sizin için bir temizliktir." buyuruyor.
Yani, şehid olacak şehid olur, içinden kötüler kırılır, halis mü'minler kalır, demektir. Onun için harbi istemekte iyi değil, harb gelirse kaçmak da iyi değildir. "Şer çıkartana lânet, şerden kaçana da lânet" sözü bu demektir. Harbi istemeyin, harb gelirse düşmandan kaçmayın.
Devlet reisi harp etmiş, sen de edersin. Harp oluyor, yaparsın, bu demek oluyor ki, yerli ellik gavurlarının malını yağma etmek için harp ettiler. Bu ve bu gibi olmasın, demektir.
(İmam-ı Şa'râni "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 721, sayfa 391)
"İbn-i Mâce'nin rivâyet ettiği Hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur:
– Fitnelerden sakınınız. Çünkü fitne sırasında dilin fitneye karışması kılıçla öldürmek gibi tesir eder. Yani zalimlerin yanında yalan söylenmesi ve insanların haberlerinin onlara aktarılması cihetiyle daha çok fenalıklar yapılır. Zira bu yalan beyanlardan çok kere yağmacılık, adam öldürmek, insanları yurtlarından çıkarmak gibi, yanlış olarak fitnenin zuhurundan ve daha çok fesatlar ve fecaatlar meydana gelir."
(İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 722-723- 724, sayfa 391)
"İmam Buhari ile Müslim'in "salih" lerinden rivâyet ettikleri hadîs-i şerîfte Resûl-i Ekrem (sav) efendimiz şöyle buyurmuştur:
– Muhakkak kul düşünmeyerek gaflette Allah'ın öfkeleneceğini öyle bir kelimeyi konuşur ki (o kul) bu kelime yüzünden cehenneme düşer." (Sahih-i Müslim, C. 4.)
Hadis-i Şerifte:
"Kul (bazen) içinde ne olduğu belli olmayan bir kelime ile kelâm ediverir de bu kelime yüzünden kendisi cehennem içinde güneşin doğduğu yer ile battığı yerin arasındaki mesafe kadar uzak, derin bir mahalle düşüverir" (Sahih-i Müslim, C, 4.), buyurulmuştur.
Başka bir rivâyette ise:
"(Kul o kelime yüzünden) cehennemin içinde derinliğine doğru 70 senelik mesafe olan derin çukura düşer", buyurulmuştur.
(İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 725, sayfa 391)
"Keza Hadîs-i şerîfte Peygamberimiz (sav):
İnsanları güldürmek için yalan kelimesi söyleyen (hokkabaz veya şaklaban) kimse için cehennem çukuru vardır. Ona yazıklar olsun. Ona yazıklar olsun", buyurmuştur.
(İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 726, sayfa 392)
"Ebû Dâvud'un rivâyet ettiği Hadîs-i şerîfte Ebu Zerr (ra) şöyle demiştir:
(Bir gün ben eşek üzerinde binekli olarak Resûl-i Ekrem efendimizin arkasında redif idim. Derken Medine'nin evlerini geçince bana hitaben) Allah'ın Resûlü:
– (Ey Ebû Zerr) İnsanlara ölüm gelip evler mezar olduğu zaman halin nice olur? buyurdu. Bende:
– Tekrar tekrar emrine hazırım, buyur (ya Resûlullah) dedim. Arkasından Allah'ın Resûlü:
– Medine'nin Ahcaru'z-Zeyt denilen yeri kanlarla dolmuş olduğunu gördüğün zaman halin nice olur? (Bu hadîs-i şerîf, Yezid zamanındaki Müslim bin Ukbe tarafından yapılan katliama işarettir. Şöyle ki: Müslim bin Ukbe ordusu ile Medine'nin batı tarafındaki Harre mevkiine inmişti. Medine'nin hürmetini hiçe saydı ve erkeklerini öldürerek orada üç gün yahut da beş gün etrafa fesat saçtı. Hiç şüphe yok ki, suyun içinde tuzun erimesi gibi, eriyip gittiler. Ona da iki Harem-i şerifin arasında hiç beklemeden ölüm yetişti ve işte kâfirler burada hüsrana uğradılar (Miştakü'l-Mesabih Şerhi Aliyyü'l Kaari C. 5/145).) buyurdu. Ben:
– Allah ile Resûlü bana ne yapmamı tercih ederler? dedim. Resûl-i Ekrem:
– Dinin hususunda sana uygun olanlara iltihak etmeye bak (yahut da, ev halkının, akrabalarının yanına koş) buyurdu. Ben:
– Ey Allah'ın Resûlü, kılıcımı kapıp da onu omuzumun üzerine koyamaz mıyım? diye sordum. Allah'ın Resûlü:
– Öyle yaptığın takdirde fitnecilere ortak olursun, buyurdu. Bunun üzerine ben:
– (Ey Allah'ın Resûlü) bana ne yapmamı emrediyorsun? dedim. Resûlü Ekrem:
– Evine kapanırsın buyurdu. Ben tekrar:
– Eğer evimin içinde yanıma uğursuzun biri girerse ne yapayım? dedim. Resûl-ü Ekrem:
– Eğer kılıcın parıltısını görmeye tahammül edemezsen (korkmaman için) yeryüzünün üzerine elbisenin bir tarafını atarak örtün (ve öylece dur) o da kendi günahı ve senin günahın ile dönsün (yani onlar seninle harp etseler bile sen onlarla döğüşmeyip öldürülmeye razı ol)" buyurdu (Mişkat şerhi, C. 5/145.)
(İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 738, sayfa 396)
"Buhâri'nin rivâyetindeki Hadis-i şerifte Peygamberimiz (sav)
– Kişi (mezarlığa gidip) bir kimsenin kabrinin başına vararak:
– (Ah) Keşke bunun yerinde yatan ben olaydım, diye temenni etmedikçe kıyâmet kopmaz", buyurmuştur. (Sahih-i Müslim, C. 4/2231.)
(İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 740, sayfa 397)
"Hafız Ebû Şuayb, Osman bin es-Seken (ra) senedi ile Enes bin Hars'tan (ra) rivâyet ettiği Hadis-i Şerifte Resûl-i Ekrem Efendimiz şöyle buyurmuştur:
– Benim şu oğlum (yani torunum) Irak arazisinden bir yerde öldürülecektir. Sizden her kim o (zama)na yetişirse ona yardım etsin.
Osman der ki:
Enes (ra) "Resûl-i Ekrem Efendimiz, Hazreti Hüseyin ile birlikte iken bu hadisi buyurdu" demiştir.
(İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 741, sayfa 397)
"İmam Ahmet (b.Hanbel)'in "Müsned"inde Enes'den (ra) tahriç ettiği Hadîs-i şerîfte Enes şöyle demiştir:
–Yağmur meleği gelip Peygamberin (sav) yanına girmeye izin istedi. Peygamberimiz de ona izin verdi ve Ümmü Seleme'ye(ra):
– Üzerimize kapıyı kapat da yanımıza hiç bir kimse girmesin, buyurdu. Derken Hüseyin gelip içeri girmek isteyince Ümmü Seleme ona mani olarak içeri bırakmadı. Bunun üzerine Hüseyin sıçrayarak içeri girdi ve Peygamberimizin sırtına, omuzlarına ve boynu üzerine oturmaya başladı. Bunu üzerine yağmur meleği Peygamberimiz (sav)'e "Sen bunu seviyor musun?" diye sordu. Peygamberimiz de:
– Evet, seviyorum, buyurdu. Melek de:
– Ama senin ümmetin onu öldürecektir, eğer istersen sana öldürüleceği yeri göstereyim, dedim. Sonra melek elini vurunca hemen kırmızı bir çamur getirdi. Ümmü Seleme de (ra) o çamuru alarak baş örtüsünün içine koydu.
Sabit (ra) der ki:
– O kırmızı çamurlu yerin Kerbelâ olduğu bize ulaşmıştır.
Zübeyr (bin Avvam)'ın Mus'ad der ki:
– Hazreti Hüseyin (ra) yürüyerek 25 defa haccetti ve önüne binek develeri getirilirdi de bunlara binmezdi."
(İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 742, sayfa 398)
"Peygamberimiz (sav) bu hususta:
– Hasan ile Hüseyin cennet ahâlisi gençlerin efendileridir, büyükleridir", buyurmuştur.
(İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 743, sayfa 398)
"Yine Peygamberimiz (sav):
– Hasan ile Hüseyin benim dünya reyhanlarımdır", buyurdu.
Keza Peygamberimiz (sav), Hasan ile Hüseyin'i görünce onlara karşı gülümserdi. Bazen de onları (kucağına alıp) taşırdı.
(İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 744, sayfa 398)
"Ebû Dâvud'un rivâyet ettiği Hadîs-i şerîfte olduğu gibi ki:
– (Bir gün) Resûl-i Ekrem efendimiz bir hutbe irat buyururken Hasan ile Hüseyin mescide girdiler. (Onları görünce) Resûl-i Ekrem hutbesini keserek yere indi ve onları alıp yukarı çıkardı da:
– Bunları görünce sabredemedim", buyurdu.
(İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 748, sayfa 412)
"İmam Bezzar ile ibn-i Mâce'nin Abdullah bir Ömer'den (ra) rivâyet ettikleri Hadîs-i şerîfte Peygamber (sav) Efendimiz şöyle buyurmuştur: (İbn-i Mâce'nin metninde vardır: C. 2/1333.)
– (Ey muhacirler cemaati, beş şey var ki, sizler onlarla ibtila edildiğinizde –artık size çeşitli azaplar gelir– ve sizlerin o beş (kötü) şeye yetişmenizden Allah'a sığınırım)
a) Herhangi bir millete fuhuş fiilleri işlendiği zuhur ederse muhakkak onların arasında veba salgını ve geçmişteki dedeleri arasında bulunmayan bir takım (yeni yeni) hastalıklar ortaya çıkar. (Bel soğukluğu, AIDS ve benzeri)
b) Herhangi bir kavim (aralarındaki alış-veriş gibi hususlarda) ölçek ve tartılarını eksik yaparlarsa muhakkak onlar kıtlıkla, geçim sıkıntısı ile ve hükümet zülmü ile cezalandırılırlar.
c) Mallarının zekatlarını vermeyen ahaliden de gökyüzünün yağmuru kesilir. (ve şiddetli kuraklık hüküm sürer.) Eğer hayvanlar olmasalardı zekatlarını vermeyenlere hiç yağmur yağdırılmazdı.
d) Allah'ın ahdini ve Resûlünün ahdini bozan ahaliye de kendi düşmanları musallat edilerek ellerinde bulunan malların bir kısmını (yağma edip) alırlar.
e) Herhangi bir milletin devlet ricalı (ve hakimleri) Allah'ın kitabı ile hükmetmeyi bırakırlarsa muhakkak Allahu Teâlâ onların aralarına harp sokar." (İbn-i Mâce'nin metninde vardır. C. 2/1333.)
(İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 749, sayfa 413)
"Tirmizi'nin Abdullah bin Ömer'den (ra) rivâyet ettiği Hadîs-i şerîfte Resûl-ü Ekrem (sav) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
– Ümmetim kibirli kibirli yürüdükleri ve kendilerine de Acem ve Rum çocukları hizmet ettikleri (yani bunları hizmetçi olarak kullandıkları) zaman onların (yani ümmetimin) şerlileri hayırlıları üzerine musallat edilecektir."
(İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 753, sayfa 414)
"İmam Buhari ile Müslim'in rivâyet ettikleri Hadîs-i şerîfte Resûl-i Zişan Efendimiz:
– Benden sonra insanlar içinde erkekler üzerine kadınlardan daha zararlı hiç bir fitne (yani imtihan sebebi) bırakmadım, buyurmuştur." (Müslim, C. 4/2098.)
(İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 754, sayfa 414)
"İbn-i Mâce'nin rivâyet ettiği Hadîs-i şerîfte Resûl-ü Ekrem Efendimiz:
– Hiç bir sabah yoktur ki muhakkak iki melek:
– Kadınların şerrinden vay erkeklerin haline. Ve erkeklerin fitnesinden de vay kadınların haline diyerek nida eder olmasın", buyurmuştur. (İbn-i Mâce, C. 2/1325.)
Şeyh Muhiddin-i Arabi Hz. istihracında âhir zamanda Avrupa harbi kaybeder. İslâm âlemi kazanır, sebebi islâm âleminin kadınları iffet ve namuslarını korurlar. Çocuklar temiz anadan doğar. Onlar Allahu Teâlâ'nın rahmetine sebep olur. Onun için islâm âlemi kazanır, sebep kadınlardır. Avrupalılar sonunda kaybeder, yenilirler. Oranın kadınları başka erkeklerle görüşür, doğan çocuk piç olur. Allahu Teâlâ onlara merhamet etmez, gadab eder. O yüzden harbi kaybederler, sebep yine kadınlardır. Sen diyeceksin ki; Avrupa zaten kâfirdir, kâfirin de nikahı olmaz. Kadınları başka erkeklerle görüşse de, görüşmese de doğan çocuklar piçtir. Atalarımız atasözü olarak "Gâvura gâvur demek doğru değil" demişler. Sûre-i Nisa, Âyet 159'da ehli kitaptan bir kısmı ölümünden önce muhakkak iman edecek. Kıyamet gününde de İsa (as) onlara şahid olacaktır. Camilerde mescidlerde, savmalarda (havra), kiliselerde Allah'ın ismini zikreden olmazsa dediği âyete göre onların içinde ibadetini zikrini kabul ettiği bazı kimseler vardır. (Sûre-i Hac, Âyet 14). İslâm âleminin kadınları temiz, başka erkeklerle görüşmez. Kocası her ne kadar kötü olursa olsun, doğan çocuk kadından doğar, o da temiz olur. Her ikisinin de sebebi kadınlardır. Hadîs-i Şerîf; "Bir kötü kadın fıskı fücûr işleyen bin tane kötü erkekten kötüdür. İyi saliha bir kadının ameli yetmiş sıddıkın ameline bedeldir.Yani tam sıdk ile çalışan yetmiş sıddıkın ameline bedeldir." demiştir. (Hadis-i Şerif, REH No: 3059.)
(İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 961, sayfa 520)
"Huzeyfe bin el-Yeman'dan (ra) rivâyet edilen hadîs-i şerîfte Peygamberimiz (sav) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
– Yeryüzünün birtakım yerlerinde harap olma ve yıkılma işi başlar. Sonra Basra şehri de harap olur. Basra yıkılıncaya kadar Mısır eyaleti harap olmaktan emin kalır. Basra şehrinin yıkılması Irak'tan (gelecek akınlarla) olur.
Mısır'ın harap olması Nil nehrinin kurumasından dolayıdır. Mekke'nin yıkılması Habeşliler tarafından olur. Medine (ahalisi) açlıktan dolayı harap olur. Yemen eyaleti çekirgeler yüzünden harap olur. Eyle şehri kuşatmalar yüzünden harap olur. Faris memleketinin harap olması sa'lekiler tarafından, Sa'lekiler de Deylemliler tarafından Ermeniler Hazeriler tarafından, Hazeriler de Türkler tarafından, Türkler de yıldırımlarla harap edilirler. Sindliler, Hindliler tarafından, Hindliler Çinliler tarafından, Çinliler yer altındaki kuyular yüzünden, Habeşliler yer sarsıntısından, Zevra ahalisi süfyaniler tarafından, Ravhâ (yani Mekke ile Medine arasında Medine'ye otuz veya kırk mil mesafede bir yer, yahut Şam yakınlarında bir köy veya Bağdad'ın batısında İsa nehri yanında bir köyün adıdır) da yere batmak suretiyle, Irak'da kıtlıktan harap olacaklardır."
Bu hadis-i şerîf İmam Ebu'l-Ferec bin Cevzi (ra) zikretmiştir.
(İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 963, sayfa 521)
"Müslim'in Enes bin Malik'den (ra) rivayet ettiği Hadîs-i şerîfte Resûl-i Ekrem (sav) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
– Yeryüzünde Allah, Allah denilmeyecek zaman gelmedikçe kıyamet kopmayacaktır". (Sahih-i Müslim, C. 1/131.)
Kıyâmet kopacağı zaman yeryüzünde Allah Allah diye zikreden kalmayacaktır.
(İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 968, sayfa 523)
"İmam Müslim'in Hz. Aişe'den (ra) rivâyet ettiği Hadis-i şerîfte Hz. Aişe demiştir ki: Ben Resûlullah (sav) 'dan işittim:
– (Tekrar) Lut ve Uzza (putlarına) ibadet olunmadıkça gece ile gündüz tükenip gitmez (yani zaman eksilmez ve kıyamet kopmaz.) buyuruyordu. Bunun üzerine ben:
– Ey Allah'ın Resûlü! Şu muhakkak ki, Allah: O, Resûlünü hidayet ve hak din ile sırf o dini her dine galip kılmak için gönderendir. İsterse müşrikler hoş görmesinler (Sûre-i Tevbe, Âyet 33; Sûre-i Saffat, Âyet 9.) âyetini indirdiği zaman, ben onun tamam olduğunu sanıyordum, dedim. Resûlullah:
– Şüphesiz ki bu tamam olma, bundan itibaren Allah'ın dilediği zamana kadar devam edip gidecektir. Sonra Allah hoş bir rüzgâr gönderecektir. Bu rüzgâr kalbinde bir hardal tanesi miktarı iman bulunan her bir kimseyi vefat ettirecek de (yeryüzünde) hiçbir hayır bulunmayan insanlar kalacak. İşte o zaman onlar tekrar atalarının dinlerine döneceklerdir", buyurdu. (Sahih-i Müslim, C. 4/2230)
Kıyamet Alameti ve Nişaneleri 60 adet:
(İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", sayfa 454)
"Peygamberimiz (sav) Efendimiz Veda Haccını yaptığı zaman, Kâ'be-i Şerif'in halkasını tuttu ve (sahâbelerine şöyle bir konuşma yaptı):
– Ey insanlar ben (şimdi) sizlere kıyâmetin alâmetlerini muhakkak haber vereceğim. Sizler (şimdi) beni iyi dinleyiniz.
İyi biliniz ki muhakkak altmış haslet yani huy ve sıfat kıyâmet alâmetlerindendir, buyurdu. Oradakilerden biri tarafından:
– Onlar nedir? Ey Allah'ın Resûlü diye sordu. Allah'ın Resûlü de:
1. Namazların zayi edilmesi,
2. Şehevî ve nefsani arzulara uyulması,
3. Heva ve hevasata temayül edilmesi,
4. Emanetlerin zayi edilmesi,
5. Haram olan şeylerin helâl sayılması,
6. Faiz parasının yenilmesi,
7. Yüksek yüksek binaların kurulması,
8. Rüşvetlerin alınması,
9. Dünya malına karşılık dinin satılması,
10. Hısım ve akrabalık münasebetlerinin kesilmesi,
11. (Hakimler tarafından haklı) hükmün satılması,
12. Polis ve zabıta memurlarının çoğalması,
13. Çocukların devlet reisi olması,
14. Bir takım çalgıcı kızların yetiştirilmesi,
15. Yırtıcı hayvanların derilerinden (kürk manto ve benzeri gibi) bir takım elbiseler yapılması,
16. Her memlekette zulüm (fiillerin)in ortaya çıkması, (keza o zamanda)
17. Karı-koca boşanmaları çoğalacak,
18. Zina fiilleri (etrafa) yayılacak,
19. Emin kişilere hain gözü ile bakılacak,
20. Hainlerde emin (doğru) kişi kabul edilecek,
21. İftira ve,
22. Yalan şahitlik çoğalacak, (yine o zamanda)
23. Yağan yağmurlar sıcak (ve afet) olacak,
24. Çocuklar hırçın ve öfkeli olacak,
25. Zekât (ibadeti) verilmeyecek,
26. Şarap (ve benzeri içkilerin) içilmesine devam edilecek,
27. O zamanda (alenen günah işlemekten çekinmeyen) bir takım fasık ve facir devlet başkanları ve valiler olacak,
28. Hain vezirler,
29. Çocukları yetiştiren eğitimciler,
30. Fasık ve facir Kur'ân okuyan hafızlar,
31. Yağcı ve yardakçı âlimler,
32. Hain tüccarlar olacak,
(Yine o zamanda)
33. Kur'ân-ı Kerim ve Mushafı Şerifler süslenecek,
34. Camiler tezyin edilecek (süslenecek),
Bilâl Babam caminin süslü yapılmasını ve renklere boyanmasını iyi görmedi.
35. Minareler uzatılacak,
Bilâl Babam: İstesem minare yaparım, buyurdu. Peygamberimiz (sav) onu kıyâmet alâmetlerinden saydığı için minare yaptırmayıp minaresiz ezan okuturdu.
36. Vali ve amirler (yani hükümet ricali) çoğalacak,
37. (din ilmini bilen) Fakih ve âlimler azalacak,
38. (parlak, sakalsız, bıyıksız kimseler) Hatipler çoğalacak,
39. Emin kişiler azalacak,
40. Fakirler çoğalacak,
41. Ahidler ve andlaşmalar çoğalacak,
42. (Allah'ın tayin ettiği) Cezalar iptal edilecek (yani geçersiz sayılacak),
43. Şarkıcı kızlar yetiştirilecek,
44. (Radyo ve televizyon gibi çeşitli) çalgı ve musiki aletleri edinilecek,
45. Tartılar (yani teraziler),
46. Kilo ve ölçekler eksik yapılacak,
47. Kadın kendi idarecisini doğuracak (yani çocuklarının tahakkümü altına girecek),
48. Kadında çalışarak, kocasının ticaret işlerine katılacak,
49. Kadınlar kendilerini erkeklere,
50. Erkekler de kendilerini kadınlara benzetecekler,
51. (Ancak) Tanınan ve bilinen kişilere selam verilecek,
52. Kişi kendisinden şahitlik istenmediği halde kendiliğinden şahitlik edecek,
53. İlim, ibadet etmek için olmayıp dünyalık için tahsil edilecek,
54. İnsanlar âhiret işi ile dünyalık isteyecekler,
Namaz kılar, dünyalık için düa eder, hacceder, ticaret yapar, ahiret aklına gelmez, istemez.
55. O zamanın insanları arasında kâfirler,
56. Zalimler aziz, yani muhteber, muhterem ve kadri yüksek olacak,
57. O zamanın insanları arasında münâfıklar,
58. Fasıklar kuvvetli olacak,
59. Onların arasında cahiller şerefli olacak,
60. Takva sahibi mü'min de onların arasında hor ve hakir olacak ve değiştirmeye düzeltmeye muktedir olmadığı kötülüklerden dolayı tuzun suda erimesi gibi kalbi eriyecek, o zamanda insanların en akıllıları, tilkinin ele geçmemesi için sağa sola yan çizmesi gibi dini ile yan çizip ele geçmeyenleridir." (Müfidü'l-Ulûm ve Mübidü'l-Hümûm, s. 218, Kastalani, C. 12/111.)
(İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 831, sayfa 454)
"İmam-Buhâri Ebû Hureyre (ra)'den rivâyet ettiği Hadîs-i şerîfte Resûl-i Ekrem (sav) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
1. İki büyük (islâm) ordusu birbirleriyle harp etmedikçe kıyâmet kopmayacaktır.
2. Yine hepsi ben Allah'ın Resûl'üyüm, Peygamberiyim diye iddia eden otuza yakın yalancı, mel'ün deccallar türemedikçe,
3. (Hakiki ilim adamlarının ölümleri ile islâmi) ilimler alınıp kaldırılmadıkça,
4. Zelzeleler çoğalmadıkça,
5. Zaman tekarrub edip gece ile gündüz yaklaştırılmadıkça
Uçağa biner güneş batıya kendi doğuya gider, altı saat uçar, akşam olur. Uzay mekiğine biniyor. Dünya dönüyor. Yirmi dört saatte yirmiden fazla gece ve gündüz görüyor. İşte zaman kısalıyor. Telefon, telsiz, telgraf, teleks, bunlar zamanı kısaltıyor. Bu zahiri batını zamanın mekana, mekanın zamana tebdil olması, batını (kitabımızda geniş olarak açıkladık, oraya bakınız.) zahirde bunlarla maneviyatta zamanın mekana mekanın zamana tebdil olması ile çifttir.
6. Bir takım fitneler zuhur etmedikçe,
7. Hercümerc (yani) adam öldürme vakaları çoğalmadıkça, kıyâmet kopmayacaktır.
8. Keza, aranızda mal, servet çoğalıp sel gibi akmadıkça,
9. Mal sahibi malının zekâtını kim kabul eder? diye endişelenmedikçe,
10. Mal sahibi bazı kimselere malının zekâtını vermeyi isteyip fakat zekâtını arzettiği kimse:
– Benim zekâta ihtiyacım yok, diye red etmedikçe,
11. Yine halk yüksek kâşaneler yapmak yarışına çıkmadıkça,
12. Bir kimse herhangi birinin mezarı başından geçerken:
– Keşke bunun yerinde (yatan) ben olsaydım, diye temenni etmedikçe,
13. Güneş batı tarafından doğmadıkça (ki güneş batı tarafından doğduğunda halk görünce hepsi toptan iman edecekler. Fakat bu iman, önce iman etmemiş olan yahut imanında hayır ve fazilet kazanmamış olan kimselerin imanları) kendilerine hiçbir fayda vermediği bir zamandır. (İşte o zaman gelmedikçe) kıyâmet kopmayacaktır.
Yemin ederim ki, kıyâmet (mesela) iki kişi (alışveriş için) aralarında elbisesini açıp da alışverişlerini tamamlayamadan ve o elbiseyi dürüp paket etmelerine zaman bulamadan, ansızın kopacaktır.
Yine muhakkak ki, kıyâmet, kişi sağmal devesinin sütünü sağacak, fakat içmek kısmet olmadan (ansızın) kopacaktır.
Vallahi kıyâmet, kişi havuzunu sıvayıp tamir edecek, fakat havuzun suyundan devesini sulaması kısmet olmadan ansızın kopacaktır.
Keza muhakkak kıyâmet, kişi lokmasını ağzına götürdüğü halde onu tatmaya zaman bulamadan birdenbire kopacaktır." (Buhari, Kitab'ül-Fiden, C. 8, s. 101.)
Kur-an'ı Kerim'in nağme ve makamlarla okunması
(İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 835, sayfa 458)
"Hâkim-i Tirmizi'nin "Nevâdirü'l-Usul" adındaki kitapta rivâyet ettiği Hadîs-i şerîfte; Resûl-ü Ekrem efendimiz şöyle buyurmuştur:
– Âhir zamanda Kur'ân okuyanların bir takım nağme ve makamları olacak. Her kim o zamana yetişirse onların şerlerinden Allah'a sığınsın. Onlar çok iğrenç koku saçarlar. Sonra çizgili kumaştan başlıklar ortaya çıkacak (Bu hadis-i şerife göre çizgili kumaş olmasa düz giyilse daha iyi olur.) ve o günde riyakârlıktan utanılmayacak ve çekinilmeyecek. O günde dinine sıkı sıkı yapışan kimsenin sevabı elli kişinin sevabı kadar olacak. Sahâbeler:
– O (elli kişi) bizlerden mi, yoksa onlardan mı? diye sordular. Resûl-i Ekrem de:
– Sizden (elli kişi)dir, diye cevap verdi."
Âhir zamanda ses, makam, şu harf şöyle uzayacaktı, bu harf böyle kısalacaktı, şu harf cer'dir, şu harf mücemmedir, tam dilinin ucundan çıkacak, tam gırtlaktan çıkacak, Ze değil, zı değil, ağzını az açıp dilini az sağa dönderip zı diye bir ses çıkaracak. O olmadı bir daha söyle. Bu gibi makamları Peygamberimiz (sav) kesinlikle red ediyor. Tevcid Peygamberimiz (sav)'in zamanında yoktu. Kur'ân okumaya dili ağzı tam yatkın her millet öğrensin diye, tecvidi icad etmişler, normali iyidir. Ama manevi halını, huzuru rabıtayı tutturmayı bırakıp, sadece harfin ince, kalın, gırtlaktan, dil ucundan, dilinin yanı ile diye üzerinde çok durmak iyi değildir. Bilâl Babam:
– Çocuklarınız hocada eski Kur'ân yazısını tam seri olarak okusun ve yazsın. Kur'ân okurken Allahu Teâlâ'nın bizzat huzurunda duruyor bilip, Allahu Teâlâ'dan hem fazla korkup, havf ile kıraat, tecvid, herşeyi unuttuğu gibi kendi kendine herkesi de dünya ve ahireti Allah'tan başka her şeyi oturduğu yeri, zamanın nasıl geçtiğini, Allahu Teâlâ'dan, başka zahir, batın, dünya, âhiret ve her şeyi unutup, kendi kendinden geçip gözleri yaşarır öyle okur.
Bu okuyan her ne kadar tecvidsiz, hiç kimsenin beğenmeyeceği şekilde okusa bile onu Allahu Teâlâ beğenir, okumasına bu dünyada şifa, âhirette de en büyük derece verir. Bir müezzinin camide parmaklığa yaslanıp ayakta tesbih çektirdiğini, bir hoca ölünün baş ucunda mezar taşının üstüne yaslanıp oraya yarı ayakta yarı oturma vaziyetinde sağa, sola, yukarı aşağı bakarak Kur'ân okuduğunu söylediler. Ben bizzat İstanbul'da mevlid okutacak kadınlar, ayakta veya oturuyor. Mevlid okuyacak hoca veya müezzin çömelmiş okuyor. Her mevlidin para kesimi kesilmiş. Bazen radyoda piyeslerde çok fazla çabuk konuşan adam olur. Onun konuştuğu gibi mevlidin bir başından bir ortasından sağa sola bakarak bir de sonundan okuyup duasını yapıyor. Hepsi tahminen on dakika anca sürüyor. Mevlid bitimi parayı alıyor, ikinci mevlide başlıyor. En sonunda müezzin ile imam ikisi de genç, sakalsız, parayı bölüşemeyip orda gözümüzün önünde birbiri ile döğüştüler. Bunu ben İstanbul'da 1952 senelerinde gözümle gördüm. En kötüsü bu okumadır. Yine İstanbul'da her mevlidde mevlid okumak için sesi güzel hafızlara, kaç camide mevlid varsa hepsine ayrı ayrı gider. Ya bir aşır Kur'ân okur, ya da az bir mevlid okur. Öbür camiye, öbür camiye gider. Her camideki okuduğu mevlidden ayrı, ayrı para alır.
Mevlid güzel okunur. O hocalar oturup da edep, erkan, huzurla sonuna kadar dinlemez. Onu sonuna kadar dinleyen cemaat'tir. Hocalardan birazı da sonuna kadar dinlese bile pazarlık yapar. Mevlid'i şu paraya okurum, der okur. Sonuna kadar durur. Bunlar Allah'ın rızasının dışındadır. Zengin paralı adamın mevlidi iskatı yemini paralıdır, diye gider okur. Fakirinkinde para yok diye gitmez. Bunların hepsi Allah için değil, para için okuyor. Birazı da kesim kesmez az verirsen canı sıkılır, çok verirsen memnun olur. Dili ile hiçbir şey söylemese bile kalbinden böyle geçiriyorsa Allahu Teâlâ onun kalbini biliyor. Onun şimdi zararı yoksa bile ilerde o su yüzüne çıkar, pazarlık eder. Onu da Allahu Teâlâ sevmez. Sırf Ahiret sevabını, Allah rızasını düşünen de Allah rızası için okur. Parayı vermiş, vermemiş, hiç hatırına getirmez. Mevlidi okutan mevlid okuduğu için değil de islamiyete, dine, müslümanlığa sevgisi olduğundan verdiği parayı Allah için hediye olarak verir. Alan da Peygamberimiz (sav) hediyeyi kabul edin, reddetmeyin hadisine göre alır, kabul eder. İşte ondan Allah ve Resûlullah hakkı ile razı olur. Sesi de iyi olmasa, kıraatta bilmese, tecvidi de olmasa, en iyi okuyan odur, en büyük sevap onun okumasındadır.
(İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 844, sayfa 461)
"Hadîs-i Şerîfte Resûl-i Ekrem Efendimiz:
Yemin ederim ki, bir ateş sizi saracaktır. O ateş bugün Berehut denilen vadide sönük vaziyettedir (Berehût: Yemen'de Hadramut toprağında bir vadi, yahutta bir kuyu adıdır. Kamus tercümesi 1/550) . (Petroldür) O ateş içinde müthiş azap olduğu halde, insanları kaplar. O ateş insanları, malları yakıp bitirir. Sekiz gün içinde rüzgar ile bulut gibi uçarak dünyanın her tarafına yayılır. Geceki sıcağı gündüzkü hararetinden daha şiddetlidir. O ateş insanların başının üzerinden arşın altına kadar yaklaşarak yeryüzü ile gökyüzü arasında gök gürültüsü gibi korkunç gürültüsü (tayyare) olur, buyurdu. Bunun üzerine Huzeyfe (ra):
– Yâ Resûlullah, bu ateş o günde mü'min erkeklerle mü' mine kadınlara karşı (soğuk ve) selamet midir? diye sordu. Resûl-i Ekrem de:
– Mü'min erkeklerle mü'mine kadınlar nerededir? İnsanlar o gün eşeklerden daha kötüdür. İnsanlar hayvanların çiftleştikleri gibi çiftleşirler de orada onlardan herhangi birine:
– Dur, dur diye ikaz edecek hiç bir kimse bulunmaz."
Bu hadîs-i şerîf'i Ebû Nuaym rivâyet etmiştir.
(İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 845, sayfa 461)
"İbn-i Mes'ûd (ra) dan rivâyet edilen Hadîs-i şerîfte; Resûl-i Ekrem (sav) böyle buyurmuştur:
– Herkese umumi olarak değil de yalnız (tanıdığı) hususi kimselere selam veril (diği zaman gel) medikçe, ticaret (her tarafa) yayılmadıkça, kadın cinsi, kocasını (az) kazanca karşı ayıplamadıkça ve akrabalık münasebetleri kesilmedikçe, her tarafa zülum, haksızlık yayılmadıkça, yalan şahitliği ortaya çıkıp, hak ve doğru şahitlik gizlenmedikçe kıyâmet kopmayacaktır.
(İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 849, sayfa 462)
"İmam-ı Buhâri'nin rivâyet ettiği hadîs-i şerîfte; Allah'ın Resûlü şöyle buyurmuştur:
– Kıyâmet alâmetlerinden olmak üzere (din) ilmi azalacaktır, cehalet kökleşecektir, zina fiili yayılacaktır, kadınlar (ın miktarı) çoğalıp erkekler (inki) azalacaktır. O derece ki elli kadının yalnız bir bakanı olacaktır. (Buhari, C. 1/16.)
Müslim'in rivâyet ettiği Hadîsinde ise Allah'ın Resûlü şöyle buyurmuştur:
– Vallahi insanlar üzerine öyle zamanlar gelecek ki, o zamanda kişi (ayırdığı) altın sadakasıyla (taraf taraf) dolaşacak da sonra elinden sadakasını alacak hiçbir (fakir) kimse bulamayacak. Yine o zamanda (harp musibetiyle) erkeklerin azlığından ve kadınların çokluğundan dolayı (hamisiz) (himayesiz) kırk kadın bir erkeğin himayesine sığındıkları görülecektir." (Sahih-i Müslim, c. 2/700.)
(İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 850, sayfa 463)
"Buhari ile Müslim'deki Hadîs-i şerîfte; Resûl-i Ekrem şöyle buyurmuştur:
– Şüphesiz ki Allah Teâlâ ilmi size verdikten sonra onu silmek suretiyle değil, ancak âlimlerin ruhlarını kabzetmek suretiyle ilmi alıp kaldıracaktır. Nihayet cahil bir takım insanlar kalır da kendilerine (dini meseleler) sorulunca, onlar ilimleri olmadığı halde kendi fikirleri ile fetva verirler de hem kendileri sapıklığa düşerler, hem de halkı sapıtırlar." (Buhari, C. 8/148.)
Hakiki âlimler, zâhir, bâtın ilmini bilen şeyhler, meşayıhlar ölecek. Cahil insanlar cahilim demeyecek, biliyormuş gibi her şeye fetva vermeye kalkışacak. Verdiği fetvalarla hükümlerle, hem kendileri sapar, hem de halkı sapıtırlar. Şimdi bu zamanda bunlar çoktur. Şu şunu demiş, bu bunu demiş, felân zat şöyle yapmış, böyle demiş, olmuş, gelmiş miş, mişler çoğalacak. Şu âyette, şu hadîse göre şöyle söylüyor: Şöyle yapmamız demesi lazımdı. Bunun yerine ispatsız delilsiz "cuma namazı kılınmaz daru'l-harptir" derler. Halbuki Allahu Teâlâ Kur'ân-ı Kerim'de kesin olarak emrediyor: "Ezan okununca işini bırak, camiye koş". (Sûre-i Cuma, Âyet 9.) O filan adamın verdiği bir kaynak, filan kitapta yazıyor derler. Allah'ın kitabından büyük delil, onun kaynağından daha büyük kaynak daha büyük söz olur mu? Onun sözünü iptal edip, kendi fikrini yaymak, kaynak gösteriyorum demek, sapıklık değil mi? Kur'ân-ı Kerim'in içindeki emirlere itiraz en az yine Kur'ân'la olması lazım. Bunlarsa kendi kafalarından Kur'ân-ı Kerim'deki emri kul sözü ile iptal ediyor.
(İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 851, sayfa 463)
"Ebû Dâvud'un rivâyet ettiği Hadîs-i şerîfte Allah'ın Resûlü şöyle buyurmuştur:
– Yine kıyâmet alâmetlerinden biri de:
– Muhakkak bir mescid halkı imamlık yapmak üzere birbiri ile (aralarında) kendilerine namaz kıldıracak bir imamı bulamamalarıdır."
(İmam-ı Şa'râni, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 861, sayfa 465)
"İmam Tirmizi'nin rivâyetindeki Hadîs-i şerîfte, Resûl-i Ekrem (sav) Efendimiz: