(Sünen-ün Neseî, Cild 3-4, Hadis No: 2085)
Manâ'sı: "Aişe (ra) dan:
Resûlullah (sav) şöyle buyurdu:
– Kıyâmet gününde insanlar yalınayak, çıplak ve sünnetsiz olarak dirilecekler.
Aişe (ra):
– Avret mahalleri ne olacak? (Herkes görür) diye sordum. Resûlullah (sav):
– O zaman herkes öyle bir halde olacak ki (kimse kimsenin avret yerine) bakamayacak" buyurdu." (Sahih-i Buhari Tecrid-i Sarih, Cild 12, Hadis No: 2048; İmam-ı Şa'rânî, Ölüm-Kıyâmet-Âhiret, Hadis No: 218, sayfa 152.)
Kıyâmetin şiddetinden herkes yanındakine bakamayacak. Nitekim birçok idamlıklar idam olacağı zaman kafayı oynatıyor, deli oluyor. O anda yanındakine hiç bakabilir mi? Kıyâmetin şiddeti ise bunun birkaç bin misli daha fazladır. Kafayı da bozmayacak, vaziyette olurlar.
(Sûnen-ün Neseî, Cild 3-4, Hadis No: 2081/2082)
Manâ'sı: "Ebû Hüreyre (ra)'den:
Resûlullah (sav)'ın şöyle buyurduğunu işittim:
– Bir kul, kendisine hiç itina göstermedi. Hatta ölürken, yakınlarına: "Ben ölünce, cesedimi yakın. Sonra kalanı ufalayın ve denize karşı rüzgara atın."
Yemin olsun ki, eğer Allah benim hakkımda azab takdir etmişse, mahlukattan hiç kimsenin veremeyceği azabı verir." dedi. Yakınları onun dediği gibi yaptılar.
Allahu Teâlâ, o adamın küllerinin dağıldığı yerlere emir buyurarak:
– Aldığınızı geri verin" der. (Adamın bütün parçaları bir araya gelip) dirilir. Allahu Teâlâ:
– Niçin böyle yaptın? buyurur. Adam da:
– Senden korktuğum için, diye cevap verir. Bunun üzerine Cenab-ı Hakk onu affeder."
(Sünen-ün Neseî, Cild 3-4, Hadis No: 2079)
Manâ'sı: "Ebû Hüreyre (ra)den:
Resûlulah (sav) şöyle buyurdu:
– İnce bir kemik hariç, Adem oğullarının (Mugire'nin hadisinde Ademoğlunun) hepsini (bütün uzuvlarını) toprak yiyecektir. Ademoğlu o (kemiği)ndan yaratılmıştır. Yine onunla vücud haline gelecektir."
(Sünen-ün Neseî Cild 3-4, Hadis No: 1953)
Manâ'sı: "İbn-i Abbas (ra)'dan:
Nebî (sav)'e müşrik çocuklarının durumu soruldu. Resûlullah (sav):
– Allah, onların (nasıl yaşayıp) ne yapacaklarını bilir, buyurdu.
Ebu Ca'fer el-Akili'nin merfu olarak rivâyet ettiği hadiste:
Amel defterlerinin hepsi arşın altındadır (kıyâmet günü mahşer yerindeki) bekleme günü dolunca Allahu Teâlâ bir rüzgar gönderip onları (mü'minlerin) sağ, (kâfirlerle münafıkların da) sol tarafına dağıtır. Allahu Teâlâ o kitapların içine ilk söz olarak (Ey insan) kitabını oku, bu gün nefsin, senin üzerine muhasip olmaya diye yazmıştır" (İmam-ı Şa'rânî, Ölüm-Kıyâmet-Âhiret, Hadis No: 238, sayfa 166.).
(Hadîs-i Şerif, REH No: 5876)
Manâ'sı: "Kıyâmet günü Ademoğulunun ayakları Rabb'ın katında dört şeyden sorulmadıkça (hiçbir yere) kımıldayamaz.
1. Nerede tükettiğine dair ömründen.
2. Nerede yıprattığı hakkında gençliğinden,
3. Nereden kazanıp, nereye harcadığına dair malından,
4. Ne ile amel ettiğine dair ilimden..." (İmam-ı Şa'rânî, Ölüm-Kıyâmet-Âhiret, Hadîs No: 235, sayfa 165.)
(İmam-ı Şa'rânî, Ölüm-Kıyâmet-Âhiret, Hadîs No: 211, Sayfa 146)
"İmam-ı Müslim (sahihinde) Resûl-i Ekrem'in kölesi Sevban'dan rivâyet ettiği hadîste, Sevban şöyle demiştir:
– Ben Resûl-i Ekrem (sav)'ın yanında ayakta bulunduğum sırada peygamberimiz (sav) huzuruna Yahudi âlimlerinden bir âlim geldi ve:
– Ya Muhammed, arzın başka bir arza, göklerin de (başka göklere) tebdil olunduğu günde insanlar nerede olacaktır, diye sordu.
Resûlullah (sav)'da:
– Onlar sırat köprüsünün berisinde bir karanlık içinde olacaklardır, buyurdu." (Sahih-i Müslim, Cild 1/252.)
(İmam-ı Şa'rânî, Ölüm-Kıyâmet-Âhiret, Hadîs No: 215, Sayfa 149)
"Kıyâmet gününde insanlar üç sınıf olarak haşredileceklerdir.
a. Yaya grubu olarak (iyi amellerine günahları karıştıran asi mü'minler)
b. Develer üzerinde binekli olarak (imanda kâmil olup ileri gidenler)
c. Yüzleri üzerine sürünerekten (kâfirler... hadîs'in devamında) "Ey Allah'ın Resûl'u onlar yüzleri üzerine nasıl yürüyecekler! diye soruldu. Allah'ın Resûl'ü ayakları üzerine yürüten Allahu Teâlâ muhakkak ki onları yüzleri üzerine de yürütmeye kaadirdir. Haberiniz olsun ki, onlar yüzlerini yüksek yerden ve eziyet nevilerinden sakınmazlardı, buyurmuştur." (Tirmizi, Mirkat 5/242.)
(İmam-ı Şa'rânî, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 216, Sayfa 150)
"Kıyâmet gününde insanlar aç, susuz, çıplak ve yorgun olarakhaşrolunacaklardır (Halbuki dünyada) onlar hiç açlık çekmemişlerdi. Asla susuzluk görmemişlerdi. Hiç çıplak kalmamışlardı ve hiç yorulmamışlardı. Her kim Allah (rızası) için aç duruyorsa Allah da onu (kıyâmet gününün darlığında) doyurur. Her kim Allah rızası için (halka) su verirse Allah da onu (kıyâmet gününün susuzluğu anında) sular. Her kim de (fakir) giydirirse Allah da onu giydirir. Ve her kim de Allah rızası için (iyi) amel işlerse Allah'da ona yeter, buyurulmuştur."
(İmam-ı Şa'rânî, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 224, Sayfa 160)
"Resûl'ü Ekrem (sav) Efendimiz:
Her kim bir mü'minin dünya sıkıntılarından bir sıkıntıyı giderirse Allah da ondan kıyâmet gününün sıkıntı ve endişelerinden bir sıkıntıyı giderir. (Her kim darlıkta olan bir kimseye karşı kolaylık gösterirse Allah da ona dünya ve ahiret darlıklarında kolaylık ihsan eder. Her kim bir müslümanın ayıplarını örterse Allah da onun dünya ve ahiretteki ayıplarını örter) Müslüman bir kul bir din kardeşinin yardımında bulundukça Allah da onun yardımında bulunur, buyurmuştur" (Sahih-i Müslim, C. 4/2074.)
(İmam-ı Şa'rânî, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 217, Sayfa 150)
"Keza hadîs-i şerifte Muaz bin Cebel (ra) şöyle demiştir.
Ben Resûlullah (sav) efendimize, Allahu Teâlâ'nın şu:
– Sûre üfürüldüğü günde hepiniz bölük bölük (mahşer yerine) geleceksiniz (Sûre-i Nebe, Âyet 18.) âyetini sordum. Akabinde Resûl-i Ekrem'in (mübarek) gözlerinden yaş dökülüverdi. Sonra Allah'ın Resûl'ü:
– Ey Muaz, vallahi sen büyük bir şeyden sordun. Ümmetimden insanlar ayrı ayrı on sınıf olarak haşredilecek ki, Allahu Teâlâ onları müslüman topluluğundan ayıracak ve suretlerini, şekillerini değiştirecektir.
Onların kimi maymun kılığında olacaktır. Kimi domuzlar suretinde olacaktır. Kimi ayaklarını yukarlarına çevirerek yüzleri üzerine sürünecekler. Onların kimi kör olarak haşredilecekler ve yedekte olarak mahşer yerine gelecekler. Kimi de sağır, dilsiz, hiçbir şeye akıl erdirmez vaziyette haşredilecektir. Kimi göğsüne kadar sarkmış olan dilini (sakız gibi) çiğner ve ağzından bir takım irinler çıkacak ve onun kokusu mahşer ahalisini iğrendirecek. Onların kimi elleri, ayakları kesilmiş olarak mahşer yerine getirilecek. Kimi ateşten hurma dallarına asılmış olarak haşredilecek. Kimi cifeden daha pis ve iğrenç olarak haşredilecek. Kimi de (vücutlarına yapışık olarak) katrandan elbiseler giyinmiş vaziyette mahşer yerine getirilecekler.
1. İmdi maymun şeklinde olanlara gelince onlar koğuculuk eden yani birinden diğerine söz taşıyan nemmam kimselerdir.
2. Domuzlar suretinde olanlar ise, haram ve gayri meşru kazanç yiyenlerdir.
3. Başlarını ve yüzlerini yere çevirip ayaklarını tersine olarak havaya çevirenler (yani tersine mahşer yerine gelenler) faiz parası yiyenlerdir.
4. Kör olarak haşredilenler ise, haksız ve yanlış hüküm veren zalim kişilerdir.
5. Sağır ve dilsiz haşredilenler de amelleri ile gururlanan kimselerdir.
6. Göğüsleri üzerine sarkmış olduğu halde dillerini (sakız gibi ağızlarında) çiğneyen kimseler de, sözleri fiillerine uymayan (âlimler ve) kıssacılar, hikâyecilerdir.
7. Elleri ve ayakları kesilmiş halde mahşer yerine getirilenler de komşularına eziyet eden, onları rahatsız eden kimselerdir.
8. Ateşten hurma dallarına asılmış olarak mahşer yerine getirilenler de, insanları zalim hükümdarlara ihbar eden müzevir kişiler ve dalkavuklardır.
9. Mundar leşten daha pis ve iğrenç kokarak haşredilenler ise, şehvet ve lezzetlerle oyalana durup mallarındaki Allah'ın (fakirlerin) haklarını vermeyenlerdir. (Yani zekât vermeyenlerdir)
10. Katrandan (vücutlarına yapışmış halde) elbise giyenler de, kibirli olan, kendini beğenen ve büyüklenen ahalidir, buyurdu. (Kaadi Beydayi, C. 2.)
Muaz'ın Hadîs-i burada sona erdi.
İmam-ı Gazali "Keşf-ü Ülûmi'l-Ahire" adındaki kitabında şöyle zikretmiştir:
Zinakar ve lûti kadınların kıyâmet gününde tenasül uzuvları büyüyüp şişer ve kendileri ile yanındaki komşuları rahatsız edecek derecede mahrem yerlerinden sarı su akar durur.
Keza bu kitapta şöyle zikredilmiştir:
Ud çalan kimse udu boynunda asılı ve çalgı çalan, yahut da içki içen kimse (içki) testisi boynunda asılı, kadeh elinde olduğu halde leşten daha iğrenç kokulu bir vaziyette mahşer yerine getirilir. Bunlar sanki kabirlerinden kalkınca oturur halde düzelir ve ne halde öldülerse o kıyafette, kimi çıplak, kimi açılmış, kimi siyah, kimi beyaz olurlar.
Keza Mahşer halkından öyleleri var ki zayıf kandil gibi ışığı olur.
Yine onlardan öyleleri de var ki güneş gibi (parlayan) ışığı bulunur. Onlardan her biri devamlı olarak bin sene başını kımıldatamaz vaziyette (mahşer yerinde) bekler durur. İmam-ı Gazali bu husuta uzun uzadıya bahsetmiştir.
(İmam-ı Şa'rânî, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 227, Sayfa 163)
"Hadîs-i Şerif'te Resûl-i Ekrem (sav) efendimiz:
Ümmetimden bir zat Mîzan başına iken tartılan sevabı hafif gelmiş vaziyette bulunduğu sırada birden bire aziz ve celil olan Allah tarafından yanına bir kağıt parçası gelir. O zat da onu açınca görür ki içinde bana okuduğu salat ve selâmı vardır. işte bu selat ve selâmla onun mizandaki sevabı ağır gelir ve o cennete girer, buyurulmuştur."
Musafahayı yasaklayan, salavati şerifeye kıymet vermeyen mevlidde hep bir ağızdan getirilen salavati şerifeyi hiçe sayan, mevlidi türkü, şarkı gibidir diyen hocalar bu hadîs-i şeriflere iyi baksınlar. Ona getirilen salavati şerife mizanda günahların hepsinden ağır gelip cennete götürüyor.
Mevlidde yüzlerce kişi mevlid bitinceye kadar birçok yerlerinde defalarca hep bir ağızdan salavati şerife getiriyorlar. Salavati şerife ile cehennemden kurtulup, cennete girerse mevlidi, musafahayı, salavati şerifeyi yasaklayan, bu yaptığı hatadan dolayı niçin cehenneme girmesin? Musafaha, salâvati şerife değil mi? Salavati şerife de bu kadar büyük sevap olup, insanı cehennemden kurtarınca bu musafaha, bu salavati şerife camide getirilmez de nerde getirilir? Cami de cehennemden kurtulmak için Kur'an okunur, namaz kılınır, toplu zikrullah yapılır, bunları yap, salavati şerifeyi men et. Allahu Teâlâ; benim rızamı kazanmak için bunların yaptığı ne? Benim rızamı kazanacaklara salavati şerife, musafaha getirilmesini yasaklamanın sebebi ne? Sen kasıtlı olarak bunları yasaklarsan öbür amellerini Allahu Teâlâ kabul eder miyim derse ne cevap verecekler? Bu hadîs-i okuyup iyice düşünmemiz lazım. Allah (cc) mucibince amel edenlerden eylesin (amin).
(İmam-ı Şa'rânî, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 228, Sayfa 163)
"İmam-ı Müslim'in merfu olarak rivâyet ettiği:
Her kimi kıyâmet gününün sıkıntılarından Allahu Teâlâ'nın kurtarması kendisini sevindirirse, fakir alacaklısına nefes aldırıp onu rahatlığa çıkarsın. Yahut da ondan alacağını indirsin, buyurmuştur." (Sahih-i Müslim, C. 3/1196.)
(İmam-ı Şa'rânî, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 229, Sayfa 163)
"Her kim fakir borçluya mühlet verir, yahut alacağını ona bağışlarsa Allahu Teâlâ onu (kıyâmet gününde) kendi gölgesinde gölgelendirir, buyurmuştur." (Sahih-i Müslim, C. 4/2302.)
Enes bin Malik şöyle derdi:
Her kim borçluya mühlet verirse ondan alacağını istemedikçe onun için Allah'ın nezdinden her bir güne karşılık Uhud dağı ağırlığı kadar sevap vardır."
(İmam-ı Şa'rânî, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 230, Sayfa 163)
"Merfu olarak rivâyet edilen hadîs-i şerifte:
Her kim aç bir kimseyi doyurur ve çıplak bir kimseyi giydirir veya misafiri barındırırsa Allahu Teâlâ onu kıyâmet gününün korkularından kurtarır" buyurmuştur.
(İmam-ı Şa'rânî, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 231, Sayfa 163)
"Her kim din kardeşine tatlı bir lokma ikram ederse Allahu Teâlâ da kıyâmet (günün) de bekleme sırasında azabı ondan kaldırır" (Taberanî merfu olarak tahriç etmiştir.).
(İmam-ı Şa'rânî, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 232, Sayfa 163)
"Muhakkak günahlardan öyle bir günah var ki, onu ne namaz, ne oruç, ne hac ve ne de umre ziyareti örtüp affettiremez, buyurdu. Oradakiler:
– Onu ne affettirir ya Resûlullah? diye sordular:
Allah'ın Resûlü:
– Maişet (geçim) talebi hususundaki sıkıntılar, üzüntüler (affettirirler) buyurdu." (Hafız Ebû Nuayn merfu olarak rivâyet etmiştir.)
(İmam-ı Şa'rânî, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 234, Sayfa 164)
"Hz. Aişe (ra)'dan:
– Ben Resûlullah (sav)'den işittim. O:
– Her kim kıyâmet gününde ince hesaba çekilirse, o azaplandırılır, buyurdu. Ben de:
– Ey Allah'ın Resûl'ü, Allahu Teâlâ her kime (meleklerin yazdıkları) amel defterleri sağ tarafından (sağ eline) verilirse artık o kolay bir hesaba çekilir, buyurmamış mıdır? diye sordum. Bunun üzerine Allah'ın Resûlü:
– Ancak o arz olunmaktır. Her kim kıyâmet gününde ince hesaba çekilirse o azaplandırılır, buyurdu" (Müslim 8/164; Buhari de rivâyet etmiştir.).
(İmam-ı Şa'rânî, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 243, Sayfa 167)
"Kıyâmet gününde mühürlenmiş (amel) sahifeleri getirilir ve yüce ve münezzeh olan Rabbın huzuruna konulur. Aziz ve Celil olan Allah (meleklere hitaben):
– Şunu atınız, bunu kabul ediniz, buyurur. Melekler de:
– İzzetine büyüklüğüne yemin ederiz ki (bu sahifelerde) hayır ve sevaptan başka hiç bir şey görmedik. (Ancak hayır gördük) derler. Bunun üzerine aziz ve celil olan ve en iyisini bilen Allah:
Muhakkak ki şu amel, benden başkası için yapılmıştı. Bugün ben ancak benim hoşnutluğumu istenilen ve benim rızam için yapılan amelleri kabul ediyorum. (Dâre-kutnî "Sünen'inde" Enes bin Malik'ten merfu olarak rivâyet etmiştir.)
Ondan başkasını kabul etmiyorum buyurur."
(İmam-ı Şa'rânî, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 245, Sayfa 173)
"Fudayl bin İyaz (Sûre-i Kehf, Âyet 49) âyetini okuduğu zaman ağlar ve "Eyvah bizlere, büyük günahlardan önce küçük günahlardan feryad ederek Allah'a sığınınız" derdi.
İbn-i Abbas (ra):
– Gülümsemek küçük günah, gülmek de büyük günahtır, derdi. Günahları hakir ve küçük görmekten sizleri sakındırırım (Camiu's-sagir şerhi, Feyzü'l-Kadir lil münâvi, C. 3/127 [Ahmed b. Hanbel ile Taberâni "Kebir'inde"; S. bin Sa'd-dan]). Zira onunla sahibi ne zaman muaheze edilirse muhakkak günah onu helak eder (Bu hadîs-in devamı vardır. Ramuz'ul-Ehadis, 175.), buyurulmuştur."
(İmam-ı Şa'rânî, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 251, Sayfa 175)
"Allahu Teâlâ mü'mini kıyâmet gününde (kendisine) yaklaştırır. Hatta Allah onun üzerine şefkat kanadını koyar da (yani onu keremi ile, lutfu ile örter de gizlice) ona bütün günahlarını takrir ettirip söyletir. Şöyle ki: Allahu Teâlâ kuluna:
– Sen şu günde işlediğin şu günahı biliyor musun? diye sorar. Kul da:
– Ey Rabbim biliyorum diye ikrar eder (kulu da içinden kendisinin helak olduğunu sanır). Bunun üzerine aziz ve celil olan Allah:
– (Ey kulum) ben senin aleyindeki bu günahları dünyada iken halktan gizlemiştim. Bu günde onları senin için lehine olarak mağfiret ediyorum, buyurur. Müteakiben mü'mine hasenatının (yazılmış olduğu) sahifesi verilir.
Kâfirler ile münâfıklara gelince onlara bir çok halkın gözleri önünde:
– Bunlar Allah'a karşı yalan söyleyen kimselerdir. (Haberiniz olsun ki, Allah'ın lâneti zalimlerin üzerine olsun) diye nida olunup ilan edilir." (Sahîh-i Müslim, C. 4/2120. Merfu olarak rivâyet etmiştir.)
(İmam-ı Şa'rânî, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 253, Sayfa 177)
"Her kim dünyada bir müslüman (kardeşi) ın ayıbını örterse Allahu Teâlâ da kıyâmet gününde onun ayıbını örter. (Onları kimsenin gözü önünde rezil etmez)" (Feyzü'l-Kadir, C. 5/149; Sahîh-i Müslim Abdullah bin Mes'ud'dan merfu olarak rivâyet etmiştir.).
(İmam-ı Şa'rânî, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 264, Sayfa 185)
"İbni Mâce'nin merfu olarak rivâyet ettiği hadîste Peygamber (sav) efendimiz şöyle buyurmuştur:
– Biz (dünyaya gelen) ümmetlerin sonuncusu (ve kıyâmet günü mahşer yerinde toplanacak ve) hesaba çekilecek olan milletlerin ilki benim ümmetim olacak da ümmi (okuma yazma bilmeyen peygamberin) ümmetiyle peygamberleri nerededir? diye davet edilecek. Binaenaleyh bizler dünyada yaşayıp ölenlerin sonuncuları mahşer yerinde hesaba çekilenlerin öncüleriyizdir." (İbn-i Mâce, C. 2/1434.)
(İmam-ı Şa'rânî, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 265, Sayfa 186)
Ebû Davud et Tayalisi'nin rivâyet ettiği hadîste:
– Mahşer yerindeki davet üzerine (diğer) ümmetler bize yol vermek için önümüzden çekilirler de bizler abdest alma (yahut da abdest suyu) izlerinden dolayı yüzleri nurlular ve elleri ayakları şekilliler (yani bembeyaz) olarak ön tarafa doğru gideriz. Bunun üzerine diğer milletler:
– Bu ümmetin hepsi nerde ise hemen hemen Peygamber olacaklardı, diye gıpta edecekler (buyurulmuştur).
(İmam-ı Şa'rânî, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 267, Sayfa 186)
"Kıyâmet gününde kulun muhasebe edilip sorulacağı (Allah hakkında) ilk şey namazdır. İnsanlar arasında (kul haklarından) hüküm verilecek şeyin ilki de kan davası hakkında olacak, buyurmuştur." (Sahîh-i Müslim, C. 3/1304; İmam-ı Şa'rânî, Ölüm-Kıyâmet-Âhiret, Hadîs No: 267.)
(İmam-ı Şa'rânî, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 268, Sayfa 186)
"İmam Buhari'nin Hz. Ali'den rivâyet ettiği hadîste Resûl-i Ekrem (sav) efendimiz, Ali'nin iki arkadaşı ile birlikte Kureyş kâfirleri ile mübareze etmelerini kastederek:
– Kıyâmet günü Rahman olan Allah'ın huzurunda hasımları ile davalaşmak için ilk diz çökecek olan benim buyurmuştur." (Sahîh-i Buhâri, C. 5/242.)
Ebu Zer-i Gıffari (ra)
– Bu iki sınıf, Rabblerinin dini hakkında birbirleri ile davalaşan hasım iki zümredir (Sûre-i Hac, Âyet 19.) mealindeki ayet bu hususta nazil oldu, demiştir.
(İmam-ı Şa'rânî, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 269, Sayfa 186)
Hadîs-i şerifte merfu olarak şöyle buyurulmuştur.
– Kıyâmet günü (mahşer yerine) Allah yolunda öldürülen her şehid, şah (yani can) damarlarının kanı akar bir halde başını taşıyarak huzura gelir ve:
– Ey Rabbim, beni ne hususta öldürdüğünü bu hasmıma sor, der.
Allahu Teâlâ çok iyi bildiği halde katile:
– Bu kulu ne hususta öldürdün? diye sorar. Katil de:
– Ey Rabbim, ben onu izzet ve yücelik sana ait olsun diye öldürdüm, der. Yüce Allah da ona:
– Sen doğru söyledin, buyurur ve (arkasından) Allah onun yüzünü güneş gibi nurlandırır, sonra da melekler onu cennetlere teşyi ederler.
(Öldürmesi Allah için olmuş yani Allahu Teâlâ'ya, peygambere, dine, diyanete keder getirecek, kötü sözler söylemiş, bu da vurmuş öldürmüştür.)
Sonra Allah yolundan başka hususlardan öldürülmüş olan her kimse de şah damarlarından kanlar akar halde başını taşıyarak huzura gelir ve:
– Ey Rabbim, bu adama sor, beni neden öldürmüştü? der. Allahu Teâlâ, daha iyi bildiği halde katile:
– Sen bu kulu ne maksatla öldürdün? diye sorar. O da:
– Ya Rabb ben onu izzet ve ikbal bana ait olması için öldürdüm, der, bunun üzerine yüce Allah:
– Sen mahvoldun, sen helak oldun, buyurur.
Sonra her katil öldürdüğü niyetle kalır, her haksızlık eden zalim kişiden de muhakkak hak alınarak (sahiplerine) verilir. Sonra onlar aziz ve celil olan Allah'ın iradesinde olup Allah isterse ona azap eder, isterse (affedip) merhamet eder."
(İmam-ı Şa'rânî, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadîs No: 372, Sayfa 242)
"Kıyâmet gününde dünya kır saçlı, mavi renkli, çirkin bir acûze kadın kılığında (mahşer yerine) getirilerek mahşer ahalisine gösterilir ve:
– (Ey mahşer ahalisi) bunu tanıyor musunuz? diye sorulur. Mahşer ahilisi de:
– Onu tanımaktan Allah'a sığınırız diyerek nefretlerini beyan ederler. Bunun üzerine:
– İşte bu üzerinde birbirinize haset ettiğiniz, birbirinize düşmanlık ettiğiniz ve o sebeple akraba ve hısımlık bağlarını kestiğiniz dünyadır, buyurulur. Sonra o çirkin süret cehennem ateşine atılır. Akabinde bu acûze dünya:
– Nerede bana tabi olanlar ve beni takip eden cemaatlarım? diyerek nida eder. Bunun üzerine Aziz ve Celil olan Allah:
– (Dünyada) onu takip edenleri ve onun cemaatlarını ona kavuşturunuz, buyurur."
İşte terk-i dünya, uzlet, halvet, çile yapmak, dünyadan el çekmek çok iyidir. Dünyadan elimi çektim, ibadetimde yok, o dünyadan elini çekme değildir. Dünyada kendini garip sayar, dünya malının hepsi kendinin olsa veya hiç olmasa kendinde değişiklik olmaz. Malı olursa malına hor bakmamak için delalet eder, çalışır. Zenginde olsa kendini dünyada garip sayar, ahiret için ne iyi amel yaptı ise ona sevinir, onun üzerinde durur. Dünya malını biriktirir, yeri sırası gelirse Allah yolunda harcamaktan geri kalmaz, kalbinde dünya sevgisi olmaz çünkü Peygamberimiz (sav): "İki sevgi bir gönülde olmaz" buyurmuştur. Hem Allah, hem dünya sevgisinin muhakkak birisi önde gelmesi lazımdır. Daima öte dünyayı, mahşeri, mizanı, cenneti, cehennemi, hesap, sorgu, sual, sırat bunları düşünmesi lazım. Allah hepimize nasip etsin. (amin).
(İhya'u Ulûmi'd-din Cild 4, Hadîs No: 659, sayfa 933)
Manâ'sı: "Resûl-i Ekrem:
Nefsimi kudret elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, üç yerde kimse kendisinden başkasını hatırlayamaz.
1. Terazi başında ameller tartılırken, sevabı mı günahı mı ağır geldiğini anlayıncaya kadar.
2. Amel defterleri dağıtılırken, defterini sağından mı, solundan mı aldığını anlayıncaya kadar.
3. Ve bir de sırat köprüsünü geçinceye kadar, buyurmuştur".(Ebû Davûd (bazı kelimeler hariç) hasenden rivâyet etti; İmam-ı Şa'rânî, Ölüm-Kıyâmet-Âhiret, Hadîs No: 239, sayfa 166, Mişkatü'l-Mesabih, 3/66.)
(İhya'u Ulûmi'd-din Cild 4, Hadîs No: 663, sayfa 937)
Manâ'sı: "İbn-i Mes'ûd'ün rivâyetinde, Resûl-i Ekrem:
Artık Arap topraklarında puta tapındırmaktan şeytan ümidini kesmiştir. Ancak daha hakir ve daha küçüklerine sizin için razıdır. Onlar da insanı helâke götüren şeylerdir. Bunun için gücünüz yettiği kadar zülumden sakının. Zira insan kıyâmet gününde dağlar gibi ibadetlerle mahşer yerine gelir ve bu amellerinin artık kendini kurtaracağını sanır. Bu sefer birisi çıkar; "Ya Rabb, falanca bana zulmetti" der. Allahu Teâlâ onun defterinden sevablarını mahvedin, buna verin buyurur. Böyle böyle bütün hak sahibleri gelir, haklarını alırlar ve adamın elinde, sevap diye bir şey kalmaz. Bu tıpkı yola çıkıp da bir çöle inen yolcuların beraberinde yakacakları olmadığı için biri sağa sola dağılıp yakacak topladıktan sonra ateşi yakıp ondan istifade etmeden oradan ayrılıp gitmelerine benzer. İşte günahlar da böyledir." (Ahmet ibn-i Hanbel ve Beyhaki daha kısa bir ifade ile ceyyid isnad ile rivâyet etmişlerdir. Hadis'in evvelini Müslim Cabir'den rivâyet etti.)
Peygamberimiz (sav) buyuruyor:
– "Senin sevabını hakk sahibine, senden alacaklıya verirler.
Ashab soruyor:
– Yâ Resûlullah! Ya hiç verecek sevabı yoksa:
Peygamberimiz (sav):
– Onun günahını alırlar, sana verirler, diye buyuruyor. O, alacaklı ya senin sevabından alacak, sevabın yoksa günahını sana verecekler.
Bir evliyaullah mahşerde herkes haklı haksızda alacağı hakkını aldığını görür. Aynı zamanda Hz. Şeyh Abdülkadir Geylanî Efendimiz bir atın terkisinde heybe içinde sevaptan daha çok kıymetli reşat altını gibi kıymeti gittikçe değer kazanan, sevab olur. Onu heybesine doldurmuş. Bir adam Hz. Pir'in müridinden hakkını istediğinde onun da verecek sevabı yoksa, Hz. Pir heybenin içinden hakkı kadar ondan çıkarıp haklıya, alacaklıya veriyor. Hem bu kurtuluyor, hem o çok memnun oluyor. Yine alacaklının,(haklının) rızası alınıyor. Ondan sonra af oluyor. Allahu Teâlâ'nın ayrıyetten sevdiği kulun hakkını o bir kula bağışlatmak için o kula cennette çok güzel makamı gösterip bunu sana vereceğim. Hakkını helâl et buyuruyor. O kul da seve seve hakkını helâl ediyor.
(İhya'u Ulûmi'd-din Cild 4, Hadîs No: 664, sayfa 938)
Manâ'sı: "Sûre-i Zümer âyet 30 âyeti celilesi nazil olduğu vakit Zübeyr (ra) Resûl-i Ekrem'e: "Dünyadaki bizim bütün günahlarımız orada tekrar ortaya çıkacak mı?" diye sordu.
Resûl-i Ekrem:
– Evet, herşey ortaya konacak ve hatta her hak sahibine hakkı ödenecektir, buyurdu. Zübeyr (ra)'den:
– Bu, çok çetin bir şey dedi." (Ahmet ibn-i Hanbel ve Tirmizi rivâyet etmiştir. Tirmizi sahih ve hasen olduğunu söylemiştir.)
(İhya'u Ulûmi'd-din, Cild 4, Hadîs No: 665, sayfa 938)
Manâ'sı: "Enes bin Malik (ra) den Resûl-i Ekrem:
Allahu Teâlâ kullarını çıplak, tozlu ve siyah olarak haşreder. Kendilerinde hiçbir şey bulunmaz. Sonra Rabbü Teâlâ onlara öyle bir ses ile çağırır ki, yakında olanlar gibi, uzakta olanlar da aynı şekilde sesi duyarlar. Buyurur ki: "Deyyân olan (gerçek) melik ve mülkün sahibi benim. Cehennemliklerden birisinin kendisinde hakkı olduğu halde bir cennetliğin, bu hak alınıp ödeninceye kadar cennete girmesine imkân yoktur. Cennet ehlinden de birisinin kendisinde alacağı hakkı olduğu halde, bu hak ödeninceye kadar bir cehennemlik de cehenneme giremez. Hatta bir tokat da olsa kısa alınmadan ne cennetlik cennete, ne de cehennemlik cehenneme giremez, buyurdu.
– Ellerinde olmadığı halde bu nasıl olur? diye Resûl-i Ekrem'e sorduğumuzda: "Sevab ve günah alış verişi ile olur. Onun için ey Allah'ın kulları Allah'tan korkun" buyurmuştur." (Ahmed b. Hanbel isnadı hasen ile rivâyet etmiştir.)
Hadîste Allahu Teâlâ yarın mahşerde bir kulun bir kuldan alacağı var, hakkını helâl etmiyor. Allahu Teâlâ o hakkını helâl etmeyen kula: "Ey kulum semaya bak" buyurur. O kul semaya baktığında cennette çok güzel bir makam görür.
– Ya Rabbi bu peygamberlerden hangisinin makamıdır, der. Allahu Teâlâ:
– Bu peygamber makamı değil, bir kulun bir kulda hakkı olursa, o da benim sevdiğim kulu benim için bağışlarsa bu makamı ona vereceğim, deyince O kul:
– Ya Rabbi o makamı bana ver. Ben hakkımı bin sefer helâl ediyorum, der. Allahu Teâlâ O makamı ona verir, O da hakkını helâl eder. Hakkı helâl olunca cennete girer. Ayrıca günahından verirler, sevabından alırlar. En son ödemezse böyle olur. Bunun günahı her ne kadar çok olursa olsun üzerindeki o günahları af edecekte Allahu Teâlâ'dır. Allahu Teâlâ devreye girince hepsi kolay olur. Yunus Emre:
"Cehennemde kayya deresi var içi nar ile pürdür, gidip o gölgelikte biraz yatasım gelir", diye buyuruyor. Ateşin Allah'tan aldığı emir ile yakabileceğini emirsiz yakamayacağını biliyor. Nitekim İbrahim (as)'ı ateşe attılar, ateş bir anda gül bahçesi oldu. Allah dilerse cehennemi de bir anda gül bahçesine çevirir, demiyorum, dilerse yapar. Onun yapamayacağı bir şey yoktur. Sen onunla iyi olursan (yaradan, Halik ile iyi olursan) cehennem yaratılandır, emir kuludur.
Allah'tan aldığı emir ile yakar. Allah'tan aldığı emir ile yakmaz, dışarı atar. Halik ile (yaradan ile) iyi olursan yaradılanın bir kıymeti kalmaz. Cehennem, zebani, azab melekleri bunun gibi vs. hepsi mahlûk yaratılandır, emir kuludur. Allahu Teâlâ yaratandır, yaratan ile iyi olmak her kötülüğü, herşeyi önler. Allah etmesin onun gadabına uğramak, her kötülüğü getirir.
(Hadîs-i Şerif, REH No: 809)
Manâ'sı: "Kıyâmet günü olunca, komşu komşusuna yapışacak ve şöyle haykıracak:
– Yâ Rabbi, sor buna bakalım, kapısını yüzüme neden kapadı ve niçin bana yemeğinden yedirmedi?"
(Hadîs-i Şerif, REH No: 5694)
Manâ'sı: "Nefsim yed-i kudretinde olana yemin ederem ki onun (cennetin) yüksekliği gökle yer arası kadardır. Gökle yer arası beşyüz yıllık mesafedir."
Yer çekim sahasını çıkarsan sür'at onbinlerce misli artıyor, o sür'atle 500 yıllık yoldur.
(Hadîs-i Şerif, REH No: 1601)
Manâ'sı: "Kıyâmet günü kul'a (Allah tarafından verilen) nimetlerden ilk sorulacak şey şudur:
– Biz senin cismini sağlıklı kılmadık mı? Sana biz soğuk su içirmedik mi? (denilecek)" (İmam-ı Şa'rânî, Ölüm-Kıyâmet-Âhiret, Hadîs No: 249, sayfa 174.)
(Hadîs-i Şerif, REH No: 6262)
Manâ'sı: "Kıyâmet günü adalet sahibi olan kadı (hakim) huzura çıkarılacak ve öyle çetin bir hesap görecek ki, keşke tek hurma davasında bile iki kişi arasında hükmetmeseydim temennisinde bulunacak." (İmam-ı Şa'rânî, Ölüm-Kıyâmet-Âhiret, Hadîs No: 235, sayfa 165.)
(Hadîs-i Şerif, REH No: 6269)
Manâ'sı: "Kıyâmet günü ademoğlu getirilip mizanın iki kefesinin önünde durdurulacak ve kendisi için bir melek görevlendirilecek.
Eğer mizanı ağır basarsa, melek bütün mahlûkatın duyabileceği bir sesle:
– Falan adam öylesine mutlu oldu ki, artık bir daha katiyen mutsuz olmayacaktır! diye haykıracak. Şayet mizanı hafif gelirse yine bütün mahlûkatın duyabileceği bir sesle:
– Falan kimse öylesine mutsuzdur ki, artık bir daha mutlu olamayacaktır! diye seslenecek."
(Hadîs-i Şerif, REH No: 6285)
Manâ'sı: "İhtiyar olsun, henüz pek küçükken ölmüş olsun, kıyâmete herkes otuzüç yaşında, Âdem'in kılığında, Yusuf'un güzelliğinde, Eyyûb'ün ahlâkında, Sürmeli, Mes'ud bir halde haşredilecektir."
Mahşere gelen her insan cennette erkekler otuzüç yaşında, kadınlar 22 yaşında olacaktır. Peygamber (sav)'in oğlunun emzikli süt emdiğini cennette de süt emeceğini söyleyen hadîs tam sahih değil, (belki de başka bir manası vardır) esas doğrusu budur, otuz üç yaşındakinin de süt emmeyeceği malûmdur.
(Sünen-i Tirmizi, Cild 4, Hadîs No: 2550)
Manâ'sı: "Enes bin Malik (ra)den rivâyet edilmiştir; dedi ki: Resûlullah (sav)'den kıyâmet gününde bana şefaat etmesini istedim ve "ederim!" buyurdu.
– Yâ Resûlullah!, dedim, "Sizi nerede arayayım?" buyurdu ki:
– Beni ilk arayacağın zaman sırat üzerinde ara!
– Şayet sırat üzerinde sizi bulamazsam? dedim ve:
– O zaman beni amel terazisinin yanında ara!, buyurdu.
– Terazinin yanında da size bulamazsam?, dedim.
– O zaman havuzun yanında ara beni!, buyurdu.
– Çünkü ben bu üç yerden şaşmam, bunların birinde de behemehal bulunurum." (İmam-ı Şa'rânî, Ölüm-Kıyâmet-Âhiret, Hadîs No: 322, sayfa 221.)
(Sahih-i Buhari, Tecrid-i Sarih, Cild 7, Hadîs No: 1085)
Manâ'sı: "Ebû Said-i Hudri (ra)'den şöyle rivâyet edilmiştir. Müşarûn-ileyh Hazretleri Resûlullah (sav) den şöyle buyurulduğunu nakletmiştir:
Kıyâmette mü'minler cehennem (üzerine kurulmuş sırat)dan kurtulduktan sonra cennetle cehennem arasındaki (ikinci bir) köprüde tevkif olunurlar. Burada dünyada aralarında bulunan (ufak tefek) mezalimden birbirine hakkını vererek hesaplaşırlar. (Küçük günahlarından da) paklanip arındıkları zaman, bunların cennete girmelerine izin verilir (Sonra Resûl-i Ekrem):
– Muhammed (sav)'in hayatı yed-i eli kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki: O mü'minlerden biri cennetteki ârâmgahını (dinlenilecek yer) dünyada yaşadığı meskeninden daha iyi bilir ve (kılavuzsuz) bulur, buyurmuştur."
Yemin ederim ki, o müminler herbirisi ayrı ayrı cennetteki ârâmgâhını (dinlenilecek yeri) dünyadaki evinden daha kolay bulur, orada bekler. Bir hadîs-i şerifte:
Hakiki âlimlerle (batini ilme sahip olan) abidleri, ibadetçileri getirirler. İbadetçilere (abidlere) sizin dünyada iken çalıştığınızın karşılığı cennet şu istikamettedir, oraya gidin, orada bekleyin derler. Bilâl Babam: Orada beklerler, yani bekleme salonu gibi bir yer, cennetin dışında da değil, içinde de değildir, buyurdu. Bu hadîs-i şerifte daha güzel açıklıyor doğrudan doğruya beklenilecek yerde beklerler diye söylüyor.
(Hadîs-i Şerif, REH No: 6261)
Manâ'sı: "Vali getirilip sırat üzerinde durdurulacak! Her azası zail oluncaya kadar sallanacak; eğer adil ise köprüyü geçecek, zalim ise yetmiş mevsim kadar bir süre için cehenneme yuvarlanacak."
(Hadîs-i Şerif, REH No: 3853)
Manâ'sı: "Allah Sırat-ı müstakime örnek verdi: Sıratın iki yanında iki sur (duvar) vardır. O iki duvarın kapıları açıktır. Kapılar üzerinden sarkıtılmış perdeler vardır. Sıratın kapısı önünde şöyle seslenen biri vardır:
Ey insanlar, haydi topunuz sırata (caddeye girin, eğri büğrü girmeyin). Sıratın üstünden de biri çağırıyor. İnsan o kapılardan birini açmak istediği zaman şöyle diyor: Yazık sana! Onu açma, eğer açarsan girersin! İşte Sırat İslâm'dır, iki duvar da Allah'ın hudutlarıdır. Açık kapılar da Allah'ın yasaklarıdır. Sıratın başındaki çağırıcı, Allah'ın kitabıdır. Sıratın tepesinde çağıran ise her müslümanın kalbinde yer alan Allah'ın (tayin ettiği) vaizdir."
(Sahih-i Müslim, Cild 8, Hadîs No: 2791))
Manâ'sı: "Aişe (ra) şöyle dedi: Ben Resûlullah'a: "O gün ki arz başka bir arza, gökler de (başka göklere) tebdil olunur ve hep o vahid ve kahhâr olan Allah için fırlarlar" (Sûre-i İbrahim, Âyet 48.) âyetinden sordum.
– O gün insanlar nerede olacak? Yâ Resûlullah! dedim. Resûlullah:
– Sırat üzerinde, buyurdu."
(İhyâu Ulûmi'd-din, Cild 4, Hadîs No: 669, Sayfa 943)
Manâ'sı: "İbn-i Mes'ûd'un (ra) rivâyetinde Resûl-i Ekrem: "Muayyen günde toplanmak için Allahu Teâlâ geçmiş ve gelecek bütün yaratıkları bir araya toplar. Mahkemenin kurulması için kırk yıl gözlerini semaya doğru diker ve beklerler."
Hadîsi uzun boylu ifade buyurduktan ve mü'minlerin de secdeye kapandığını anlattıktan sonra; Allahu Teâlâ mü'minlere:
– Başınızı kaldırın, buyurur. Onlar da başlarını kaldırır ve amelleri nisbetinde Allahu Teâlâ onları nurlandırır. Kimisine önünü aydınlatmak içinde dağlar büyüklüğünde kimisine de daha küçük, bir kısmına da hurma büyüklüğünde, diğer bazılarına da daha az nur verir. Hatta en son ve en az nur verdiği ayağının parmak ucuna bir ışık verir. bu ışık, bazan yanar ve bazan da söner. Parladığı vakit adımını atar, söndüğü vakit yerinde kalır" buyurdu ve sonra nurları nisbetinde sıratı geçtiklerini anlattı. Göz açıp yumuncaya kadar şimşek gibi, esen yel gibi, yel önünde bulutlar gibi, yıldız düşmesi gibi, süratli yürüyen at gibi, ayakları bağlı gibi geçtiklerini anlattı. Yalnız parmak ucuna ışığı verilen de sırat köprüsünü yüz üstü sürünerek ayağının biri kayarken diğerini yerleştirmek, elinin biri ayrılırken diğeri ile tutmak suretiyle karşıya geçer. Devamla: "Böylece o da kurtulur. Bu adam kurtulup karşıya geçtiği vakit Allah'a hamd ederek:
– Allahu Teâlâ bana olan lütfunu kimseye yapmamıştır. Zira bana onu gösterdikten sonra kurtardı ve selamete erdirdi, der. Sonra onu cennete götürür ve cennetin kapısındaki havuzda yıkarlar, buyurdu.
(Sünen-i İbni Mâce, Cild 10, Hadîs No: 4327)
Manâ'sı: "Ebû Hüreyre (ra)'den rivâyet edildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurdu demiştir:
Kıyâmet günü ölüm (bir koç gibi) getirilip sırat (köprüsü) üstünde durdurulur ve;
– Ey cennet halkı! diye çağırılırlar. Cennettekiler (bu çağrı üzerine) içinde bulundukları (güzel) yerden çıkarılacakları endişe ve korkusu ile bakarlar. Sonra:
– Ey cehennem halkı! denilir. Onlar da içinde oldukları (kötü) yerden çıkarılacakları ümidiyle sevinçli ve ferahlı bakarlar. Daha sonra (cennettekiler ile cehennemdekilere):
– Bunu tanır mısınız? diye sorulur. Onlar da:
– Evet bu ölümdür, derler. Resûl-i Ekrem (sav) buyurdu ki; bunun üzerine emir verilerek ölüm, sırat (köprüsü) üstünde boğazlanıp kesilir ve sonra cennet halkı ile cehennem halkının her ikisine de:
– İçinde bulunduğunuz halde devamlı kalıcılarsınız. Onda sonsuza dek ölüm yoktur, denilir." (Sahîh-i Buhari Tecrid-i Sarih, Cild 12, Hadis No: 2051, Cild 11, Hadis No: 1715; Sünen-i Tirmizi, Cild 4, Hadis No: 2683; Sahîh-i Müslim, Cild 8, Hadis No: 40 (2849), 42 (2850); Hadîs-i Şerif, REH No: 686, İmam-ı Celâleddin Süyûtî, Sayfa 76; İmam-ı Şa'rânî, Ölüm-Kıyâmet-Âhiret, Hadîs No: 159, 493, 494.)
Ne cehennem halkı yananlar, ne cehennem zebanileri onları yakanlar,ne cennet halkı insanlar, ne cennetteki diğer yaratıklar hiç birisi ondan sonra ölmeyecektir.
Ölüm arkama düşüp de yorulma
Var git ölüm bir zamanda gene gel
Gene mi geldin ben senden kaçarken
Var git ölüm bir zaman da gene gel.
Ömür kuşun sana uçur
Aşk meyinden bana içir
Bu tacı hırkadan geçir
Tek bulayım mevlâm seni.
* * *
Gelicek ansız emân vermez ölüm
Evine destur alıp girmez ölüm.
Bay eğer yoksül-ü şâhi nâtüvan (güçsüz, zayıf)
Cümlesinden can alır vermez ölüm.
Şol zeman ki endişe yevm-ül-ecel
Razı mısın deyü hiç sormaz ölüm.
Hey ne gaflettir bu gaflet derd-merd
Söylerim ben Sem'ine girmez ölüm.
Eyle Seyyid, Seyfi bir efdal amel
Ericek va'de gelir durmaz ölüm.
Seyyid NİZAMOĞLU
(İhyâu Ulumi'd-din Cild 4, Hadîs No: 667, Sayfa 942)
Manâ'sı: "Resûl-i Ekrem:
– Cehennem üzerinde sırat köprüsü kurulur. Bu köprüden ümmetiyle ilk geçecek olan peygamber benim, o gün peygamberlerden başkası konuşamaz. Peygamberler de:
– Allah'ım ümmetime selâmet ver. Sen onları koru, diye dua ederler.
Cehennemde demir çengeller vardır. Sadan ağacının dikekine benzerler. Sadan ağacını hiç gördünüz mü? diye Resûl-i Ekrem sordu. Onlar da:
– Gördük, deyince; Resûl-i Ekrem:
– İşte o çengeller onun dikenine benzer, yalnız bunlar çok büyüktürler. Büyüklük derecelerini ancak Allah bilir. Herkesi isyanına göre cehenneme çekerler. Onlardan bir kısmı ameline göre helâk olur, yok olur. Ateşte erir bir kısmı hardal tanesi kadar kalır ve sonra kurtulur, buyurmuştur." (Buhari ile Müslim, Ebû Hüreyre'nin uzun hadîsinden rivâyet etmişlerdir.)
Hardal tanesi kadar kalan imandır. Bir insan iman ile giderse cehennem de azabı her ne kadar çok olursa olsun, yanar, yanar, küçülür, küçülür, hardal tanesi kadar imanı çok ufak kalır. Nihayet o ufalma ondan aşağı inmez. Cehennemden kurtarmak için Peygamberimiz (sav) ve yetmiş bin kişi beraberinde gelirler. Her biri yetmiş bin kişi kurtarır. Hardal tanesi kadar kalan ufak sarı karınca misali onların cennetten getirip uzattıkları havlulara sarılarak dışarı çıkarlar. Onların üzerine hadîste maî hayat (hayat suyu) dökerler. Onlar o sudan sonra etlenir, kemiklenir, büyür, cennete girecek hale gelir.
Cehennemde en azı seksen sene en çoğu yetmiş bin sene herkes cezasınca yanar, yine cennete girer. İmansız gidenler cehennemde yanar, yanar, küçülür, yok olma derecesine gelince yine derileri, etleri, yenilenir. Büyük insan olarak cehennemde yanar. Yana yana küçülür. Yok olacağı zaman yine yok olmaz. Küçülme ile ölmez. En büyüğü de canlı, en küçüğü de canlıdır. Yanar küçülür, tekrar vücud bulur, tekrar yanar.
Mahşerde gel sen bizi arattır,
Kendin gel günahımız hafif tarttır,
Bir dar köprü vardır adı sırattır,
Geçir bundan ya Muhammed Mustafa.
(İhyâu Ulumi'd-din Cild 4, Hadîs No: 668, Sayfa 943)
Manâ'sı: "Ebû Said-i el Hudri (ra)'den:
İnsanlar cehennem üzerindeki köprüden geçerler. Köprüde dikenli (zikke; yere çakılan demir kazık, o kazığa bağlayacağını bağlarlar.) demirler, çengeller ve kancalar vardır. İnsanları sağdan soldan yakalarlar. Ayrıca köprü üzerinde melekler vardır. "Allah' ım selâmet ver" diye dua ederler. İnsanlardan bir kısmı köprüyü şimşek gibi, bir kısmı esen yel gibi geçer, bir kısmı koşar at gibi, bir kısmı koşarak, bir kısmı yürüyerek bir kısmı emekleyerek ve bir kısmı da sürünerek geçer. Asıl cehennemliklere gelince; bunlar ne ölür ne de yeni bir hayata kavuşur. Diğer insanların günahkarlarından bir kısmı alınır. Cehenneme atılır. Günahları nisbetinde yanıp kömür olurlar. Sonra da bunlara şefaat edilmeğe izin verilir." (Buhâri ve Müslim bazı ifade değişiklikleri ile rivâyet etmişlerdir.)
Yunus Emre der ki: Bu hadîse göre:
Batılın içinden hakkı
Seçer illallah diyenler
Sıratı yıldırım gibi
Geçer illallah diyenler.
(İhyâu Ulumi'd-din Cild 4, Hadîs No: 670, Sayfa 944)
Manâ'sı: "Enes bin Malik (ra) den Resûl-i Ekrem:
– Sırat keskin kılıç veya keskin kıl gibidir. Melekler, erkek kadın mü'minleri kurtarmaya çalışırlar.
Cebrail (as) benim belimden yapışır ve ben:
– Allah'ım ümmetime selâmet ver. Ümmetime selâmet ver, diye dua ederim. O gün ayağı sürtecek (sürünecek) kadın ve erkekler pek çoktur." (Beyhaki "Şu'abü'l-İman" da rivâyet etmiştir; İmam-ı Şa'rânî, Ölüm-Kıyâmet-Âhiret, Hadîs No: 316, sayfa 218.)
Sırat kıldan incedir
Kılıçtan keskin derler
Varıp anın üstünde
Evler yapasım gelir.
Cehennemde kayya var
İçi nar ile pürdür.
Varıban o gölgelikte
Biraz yatasım gelir.
Yunus artık yeter
Eğri büğrü söyleme
Seni imtihana çeken
Bir molla Kasım gelir.
Yunus EMRE
Cehennem mü'mini yakmaz, kâfiri yakar. Tıpkı İbrahim (as)'ı ateşin yakmayıp ateşin gül bahçesi olması kendinin de gül bahçesine düşmesi gibi olur. Eğer cehenneme atılsa. Bu hususta Bilâl Babam buyurdu ki:
– Cehennem mahlûktur, yaratılandır. Yaratanla iyi olursan yaratılanın bir kıymeti kalmaz. Cehennem ancak Allah'ı zikreden o zakirlerden korkar. Onların gözyaşı cehennemi söndürür. (Kitabımızda açıkladık, bakınız.)
(Sünen-i Tirmizi, Cild 4, Hadîs No: 9 (2549))
Manâ'sı: "El-Mugire bin Şu'be (ra)'den rivâyet edilmiştir, dedi ki, Resûlullah (sav) şöyle buyurdu:
– Sırat üzerinde mü'minlerin şiarı, "Ey Rabbim! Selâmet ver, selâmet verdir." (Muhtar'ül-Ehadisin-Nebeviyye, Hadis No: 695, sayfa 386.)
(İmam-ı Şa'râni, Ölüm-Kıyâmet-Âhiret, Hadîs No: 311, sayfa 216)
– Sonra rüzgârın esip geçmesi gibi süratli sonra kuş uçup geçmesi gibi daha sonra da insanların koşması gibi çabucak geçer, buyurulmuştur. Yani onların amelleri kendilerini bu şekilde süratli geçirir. Peygamberimiz de sırat köprüsünün üzerinde dikilmiş olarak:
– Yâ Rabbi, selâmet ver, (yâ Râb) selâmet ver, diye niyaz eder. Nihayet kulların amelleri sahiplerini geçirmekte aciz kalır. Hatta biri gelir fakat yürümeye muktedir olamaz da ancak emekleyerek geçmeye çalışır." (Sahîh-i Müslim, C. 1/187.)
(İmam-ı Şa'râni, Ölüm-Kıyâmet-Âhiret, Hadis No: 312, sayfa 217)
"Müslim başka bir rivâyetinde Resûlullah (sav)'ın hadîsini zikretti ve:
– Sonra cehennem üzerine bir köprü kurulur ve şefaate izin verilir. Ahali, "Allah'ım selâmet ver, selâmet ver" diye dua ederler. Oradakilerden biri tarafından:
– Ey Allah'ın Resûlü köprünün mahiyeti nedir? diye soruldu.
Resûl-i Ekrem Efendimiz:
– Kaypak ve kaygan bir şeydir. Hem orada kancalar, çengeller ve demirden dikenler vardır, buyurdu". (Sahîh-i Müslim, C. 1/169.)
Ebû Said el Hudri (ra) şöyle derdi:
(İmam-ı Şa'râni, Ölüm-Kıyâmet-Âhiret, sayfa 214-215)
"İmam Gazali (ra) ile başka ilim adamları "Yedi yerde sorulmadıkça hiçbir kimse sıratı asla geçemeyeceklerdir" dediler.
1. Geçitte Allah'a imandan sorulur ki, Lâ ilâle illallah (Allahtan başka hiçbir hak (ilah) yoktur) mealindeki şehadet kelimesidir. İnsan eğer bu kelime-i şehadeti ihlaslı olarak (dünyada söylemiş ve buraya da) getirebilirse geçer, ihlâs ise hem söylemesi, hem de kelime-i şehadetin gerektirdiği ameldir.
2. Geçitte namazdan sorulur. Eğer insan namazı tam ve eksiksiz olarak (dünyada kılmış ve sermaye olarak) getirebilirse geçer.
3. Yerde ramazan orucundan sorulur. Eğer onu da tamam olarak tutmuş olup, borçsuz bir vaziyette getirebilirse geçer.
4. Geçitte; zekattan sorulur. Onu da tamam olarak vermiş ve iyi bir sevap kazanmış olarak getirebilirse (oradan da) geçer.
5. Durakta hac ile umre (yani kurban bayramı günlerinden başka zamanda yapılan kâbe-i şerif tavafın) den sorulur. Onlarda tamam olarak getirilebilirse geçer.
6. Geçitte cünüplükten yıkanmak ile abdest almaktan sorulur. Kul eğer onlarda tamam olarak yapmış bir vaziyette getirebilirse geçer.
7. Geçitte sorulur ki, bu en zor ve en çetin olanıdır. (Orada) insanlara edilen zulümlerden ve haksızlıklardan sorulur."
&n