CEHENNEM

 

 

            (Sûre-i Hud, Âyet 119)

            Meâl'i: "Ancak Rabbinin rahmet ettiği kimseler müstesna. Ve onun içindir ki, onları yaratmıştır ve Rabbinin şu beyanı da tamam olmuştur ki, elbette cehennemi bütün cinlerden ve insanlardan dolduracağımdır."

 

            (Sûre-i Secde, Âyet 13)

            Meâl'i: "Ve eğer dilemiş olsa idik, her nefsi elbette hidayete erdirirdik. Fakat elbette ki, cehennemi bütün cinlerden ve insanlardan dolduracağım, sözü benden hak olmuştur."

 

            (Sûre-i Secde, Âyet 20)

            Meâl'i: "Fakat o kimseler ki, fıska (yoldan çıkanlar) sapmışlardır. Artık onların barınacakları yer, ateştir. Her ne vakit oradan çıkmalarını istedikçe onun içine geri döndürüleceklerdir ve onlara denilmiş olacaktır ki, o ateş azabını tadın ki, siz onu yalan saymakta bulunmuş idiniz."

 

            (Sûre-i Saffat, Âyet 57)

            Meâl'i: "Ve eğer Rabbimin nimeti olmasa idi, elbetteki ben de (bu cehennemde) hazır bulundurulmuşlardan olacak idim."

 

            (Sûre-i Saffat, Âyet 67-68)

            Meâl'i: "Sonra muhakkak ki, onlar için onun üzerine elbette pek kaynamış bir su da vardır.

            Şüphe yok ki, nihayet onların dönüp gidecekleri yer cehennemdir."

 

            (Sûre-i Vakıa, Âyet 42-56)

            Meâl'i: "Mesamata kadar nüfuz eden bir sıcaklık ve son derece hararetli bir su içindedirler.

            Ve pek siyah bir dumandan bir gölge içindedirler.

            O gölge ne soğuktur, ne de faidelidir.

            Çünkü, şüphe yok onlar, bundan evvel nimetlere (zevklerine) düşkünler idiler.

            Ve büyük günah üzerine israr eder olmuşlardı.

            Ve demekte olmuşlardı ki, öldüğümüz ve toprak ve kemikler olduğumuz vakit mi mutlaka bizler mi elbette diriltilip kaldırılmış kimseleriz?

            Ve bizlerin evvelce geçmiş atalarımız da mı?

            De ki: Şüphe yok evvelkilerde, sonrakiler de:

            Elbette malûm bir günün muayyen bir vaktinde toplanılmış (olacaklardır)

            Sonra şüphe yok ki, sizler, ey sapıklar, tekzib ediciler!

            Elbetteki, zakkumdan olan bir ağaçtan yiyecek kimselersiniz.

            Artık karınlarınızı ondan doldurucularsınızdır.

            Sonra onun üzerine o pek kaynar sudan içicilersinizdir.

            Artık kendisine bir nevi hastalık arız olmuş devenin su içmesi gibi içicilersinizdir.

            İşte bu onların o ceza günündeki ziyafetleridir."

 

            (Sûre-i Nebe, Âyet 24, 25, 26)

            Meâl'i: "Orada bir serinlik içilecek bir su tadamazlar.

            Ancak bir kaynar su ve bir irin (tadarlar)

            Uygun bir ceza olarak."

 

            (Sûre-i Sad, Âyet 55, 56, 57)

            Meâl'i: "Bu, böyle ve şüphe yok ki, azgınlar içinde elbette dönüp gidilecek bir yaramaz yer vardır.

            Cehennem vardır. Ona yaslanacaklardır. Artık ne fena döşek.

            İşte o... Artık onu tatsınlar. Son derece sıcaktır ve gövdelerden çıkan irindir."

 

            (Sûre-i Sad, Âyet 62, 64)

            Meâl'i: "Ve (azgınlar) derler ki: Bize ne oluyor ki: Bir takım erkekleri görmüyoruz ki, biz onları en şerli kimselerden sayar idik.

            Biz onları maskaraya alırdık. Yoksa onlardan gözler kaydı mı?

            Şüphe yok ki, bu (haber verilen şey) elbette sabittir. O ateş ehlinin birbirleriyle husumeti mukakkaktır."

 

            (Sûre-i Tur, Âyet 13,14)

            Meâl'i: "Bir gün ki, cehennem ateşine şiddetli bir surette atılıp def'edilir.

            Bu ateştir ki siz bunu tekzib eder olmuşsunuz denilir."

 

            (Sûre-i İbrahim, Âyet 16, 17)

            Meâl'i: "Onun arkasında da cehennem vardır. Ve irinli sudan içirilecektir.

            Onu yudum yudum içer ve onu boğazından geçiremeyecektir. Ve ona her taraftan ölüm gelecek. Halbuki, o ölmüş olmayacaktır. Ve onun arkasından da ağır bir azap vardır."

 

            (Sûre-i Mü'min, Âyet 60)

            Meâl'i: "Ve Rabbimiz buyurdu ki, bana dua ediniz, sizin için icabet edeyim (istediğinizi vereyim). Şüphe yok, o kimseler ki, benim ibadetimden kibirlenirler. Onlar yakında zeliller oldukları halde cehenneme gireceklerdir."

 

            (Sûre-i Mülk, Âyet 6-11)

            Meâl'i: "Ve Rabb'lerini inkar etmiş olanlar için cehennem azabı vardır. Ve ne fena dönüş yeri...

            Oraya atıldıkları zaman onun için bir hıçkırık işitmiş olurlar ve o kaynar bir haldedir.

            Az kalır ki: (Cehennem) öfkesinden dolayı parçalansın, her ne vakit içine bir taife atılınca onlara cehennem bekçileri sormuş olurlar ki: Sizlere bir korkutucu (Peygamber) gelmedi mi?

            Derler ki: Evet. Muhakkak ki. Bize bir korkutucu (Peygamber) geldi. Fakat biz tekzib ettik (onu yalanladık) ve dedik ki: Allah bir şey indirmemiştir, siz başka değil, ancak büyük bir sapıklık içindesiniz.

            Ve diyeceklerdir ki: Eğer biz işitir olsa idik veya akılane düşünse idik, biz bu çılgın cehennemin yaranı arasında bulunmuş olmaz idik.

            İşte günahlarını itiraf etmiş olurlar, artık o çılgın cehennem yaranı için (rahmet-i ilahiyeden) bir uzaklık olsun."

 

            (Sûre-i Müddesir, Âyet 26-31)

            Meâl'i: "Onu cehenneme yaslayacağım.

            Sana ne bildirdi, cehennem nedir?

            Ne bırakır ve ne de terkeder,

            İnsan için çok yakıcıdır.

            Onun üzerinde ondokuz (bekçi) vardır.

            Ve biz cehennemin muhafızlarını meleklerden başka kılmadık ve onların adetlerini kâfir olanlar için ancak bir fitne kılmış olduk. Ta ki: kendilerine kitap verilmiş olanları yakîn getirsinler. Ve iman etmiş olanlara da iman arttırsın ve kitap verilmiş olanlar ile, mü'min bulunanlar, şüpheye düşmesinler. Ve kalblerinde bir maraz bulunanlar ile kâfirler de desin ki: Allah bununla bir mesel olarak ne mûrad etmiş! İşte Allah, dilediği kimseyi böyle delâlete düşürür ve dilediği kimseye de hidâyet nasip buyurur ve Rabb'in ordularını ancak kendisi bilir ve o insan için ancak bir öğüttür."

 

            Bilâl Babam buyurdu:

            "Bismillahirrahmanirrahiym'in Kur'an yazısı (eski yazıda) harfi 19'dur. Cehennemin kapıcısı onlarda 19'dur. Zamanımızda Kur' ân-ı Kerim'i hesap uzmanları hesap etti. O sûrelerde bölündüğü zaman yine 19 çıkıyor. Birçok yönden ölçtüler o da 19 çıkıyor. Kur'ân-ı Kerim'de bir sûre Bismillahirrahmanirrahiym" sizdir. Eğer başında "Bismillahirrahmanirrahiym" olsa, ondokuz olmayacak bu sebeple orda "Bismillahirrahmanirrahiym" yoktur. Bu sûre Tevbe sûresidir. O hesap uzmanlarının hepsi müslüman oldular. Bilâl Babam buyurdu ki:

            – Kur'ân kendi kendine korur. İçine ilâve yapılsa o ilâvenin yanlış olduğunu diğer âyetler gösterir. Hem de bu 19 hesabından dışarı çıkar. Kur'ân-ı Kerim'in âyetleri çifttir. Hangisi değişse o biri yanlış olduğunu gösterir. Hepsinin değişmesine imkân yok. İşte Kur'ân kendi kendini koruyor.

 

            (Sûre-i Duhan, Âyet 43-50)

            Meâl'i: "Muhakkak ki, o zakkum ağacı.

            Çok günahkâr olanın taamıdır.

            Erimiş bakır gibi karınlar içinde kaynar.

            Son derece sıcak suyun kaynaması gibi.

            Onu tutun da cehennemin ta ortasına sürükleyin.

            Sonra başının üstüne o pek kaynar su azabından dökün.

            (Deyin ki) tad şüphe yok, sen (zuum ediyordun ki) (asılsızdır diye yalanlıyordun) pek kuvvetli pek âli cenâp olan sensin.

            Şüphe yok ki, işte bu, kendisinde şek eder olduğunuz şeydir."

 

            (Sûre-i Kaf, Âyet 30)

            Meâl'i: "O gün cehenneme "Doldun mu?" deriz. O'da "Daha var mı" der."

 

            (Sûre-i Hicr, Âyet 43-44)

            Meâl'i: "Muhakkak cehennem, onların hepsine va'dolunan yerdir.

            Cehennemin yedi kapısı vardır. Her kapı için ayrılmış bir zümre vardır."

 

            (Sûre-i Tevbe, Âyet 73)

            Meâl'i: "Ey Peygamber! Kâfirlere ve münâfıklara karşı cihad et. Onlara karşı sert davran. Onların varacakları yer cehennemdir. O ne kötü bir varış yeridir!"

 

            Yazık olsun Peygamberimiz (sav) can yakmak için gelmedi, ömründe hiç adam öldürmedi, herkese iyi davranırdı, diyenlere: Bu âyetteki emri Peygamberimiz (sav) yapmaz mı? Peygamberimiz (sav) müslümanı incitmezdi, müslümanlardan incinmezdi. Peygamberimiz (sav) Allah için cihad eder, kendilerini öldürür, çocuklarını esir, cariye alır, mallarını ganimet diye ellerinden alırdı. Bunlar yalan mıydı? Mü'mine engin gönüllü, kâfire şiddetli idi.

 

            (Sûre-i Fâtır, Âyet 36)

            Meâl'i: "İnkâr edenlere de cehennem ateşi vardır. Öldürülmezler ki, ölsünler. (Allahu Teâlâ öldürttürmez) Cehennem azabı da biraz olsun hafifletilmez. İşte biz, küfürde ileri giden her nankörü böyle cezalandırırız."

 

            (Sûre-i Rad, Âyet 25)

            Meâl'i: "Allah'a verdikleri sözü kuvvetle pekiştirdikten sonra bozanlar ve Allah'ın riayet edilmesini emrettiği şeyleri (bağları koparıp) terk edenler ve yeryüzünde fesat çıkaranlar! İşte lânet onlar içindir. Ve kötü yurt (cehennem) onlarındır."

 

            (Sûre-i Mü'minun, Âyet 41)

            Meâl'i: "Nitekim Hakk tarafından korkunç bir ses yakalayıverdi onları! Kendilerini hemen çepeçevre kuşattık. Zalimler topluluğunun canı cehenneme!"

 

 

 

            CEHENNEM

 

            Cehennemde ona kapu açılır,

            Kabrine ateş alevi saçılır,

            Hem ateşten ona gömlek biçilir,

            Daim azap içinde o beynamaz.

 

                                   Cehennemde yana yana yanar bu,

                                   Der yüreklerim yandı getirin su,

                                   İçirirler Zakkumu der acıdır bu,

                                   Kâh öldürürler, kah diri beynamaz.

 

            Kusa kusa geri çıkar o zehir,

            Bu acı zakkumdan içirmeyin der,

            Kendi görür yılan akrep anı yer,

            Günbegün azabı artar beynamaz.

 

                                   Kabrinden kalkar, yüzü olur kara,

                                   Zebanı döve döve, her yeri yara,

                                   Sürüne sürüne gider mahşere,

                                   Halk içinde rüsvay olur beynamaz.

 

 

 

            CEHENNEM

 

            Cehennem ehlini sen bir sorarsan,

            Yanarlar yanarlar ağlaşırlar,

            Dinimiz ulusu Muhammed adı,

            Anarlar anarlar ağlaşırlar.

 

                                   Yana yana kara kömür olmuşlar,

                                   Cehennem dibine karar kılmışlar,

                                   Nice bin cehennemde kalmışlar,

                                   Yanarlar yanarlar ağlaşırlar.

 

            Yanmış, kömür olmuş nazik tenleri,

            Söylemez olmuştur, bülbül dilleri,

            Cehennemin çengelinde tenleri,

            Çekerler çekerler ağlaşırlar.

 

                                   Yunus eder bize gülsün gülenler,

                                   Vara hak peygambere yalvarasın,

                                   Çok durur subhanın rahmet deryasın,

                                   Umarlar, umarlar ağlaşırlar.

 

   ÿÿbsp;ÿÿbsp;                                                                  Yunus EMRE

 

 

            (Sûre-i Mearic, Âyet 11-16)

            Meâl'i: "Birbirlerine gösterirler (fakat herkes kendi derdindedir) Günahkar kimse ister ki, o günün azabından (kurtuluş için) oğullarını, karısını, kardeşini kendisini koruyup barındıran sülâlesini ve yeryüzünde kim varsa hepsini fidye olarak versin de, tek kendini kurtarsın.

            Fakat ne mümkün! Bilinmeli ki, o cehennem alevlenen (ve yakalayıveren) bir ateştir.

            Derileri kavurup soyar."

 

            (Sûre-i Tekvir, Âyet 1-20)

            Meâl'i: "Güneş katlanıp, dürüldüğünde, yıldızlar kararıp döküldüğünde, dağlar sallanıp yürütüldüğünde gebe develer (başı-boş) salıverildiğinde, vahşi hayvanlar toplanıp bir arada kaldıklarında, denizler kaynatıldığında, ruhlar (bedenlerle) birleştirildiğinde, diri diri toprağa gömülen kızlara, "Suçunuz neydi, hangi günah sebebiyle öldürüldünüz?" diye sorulduğunda (amel yazılı) defterler getirilip açıldığında, gökyüzü kazınıp yerinden oynatıldığında, cehennem tutuşturulduğunda ve cennet hazırlanıp yaklaştırıldığında her kişi (hayır ve şerden) neler yapıp getirdiğini anlar. Hayır! Yörünge akıp giderken bazen kaybolup bazan da etrafı aydınlatan yıldızlara, kararmağa yüz tuttuğu anda geceye, aydınlığını etrafa yaymaya başladığı zaman sabaha yemin ederim ki, Kur'ân, değerli bir elçinin (Cebrail'in) getirip okuduğu sözdür. İşte o elçi, Arş'ın sahibi Allah'ın katında güçlü ve itibarlıdır."

 

            (Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 10, Hadîs No: 4318)

            Manâ'sı: "Enes Bin Malik (ra)'den rivâyet edildiğine göre Resûlullah (sav) şöyle buyurdu, demiştir:

            Şüphesiz sizin şu (dünya) ateşiniz, cehennem ateşinin yetmiş parçasından bir parçasıdır ve eğer su ile iki defa söndürülmemiş (yani harareti giderilmemiş) olsaydı siz (dünyada) ondan yararlanamazdınız. Şüphe yok ki dünya ateşi (kendisinden) giderilmiş sıcaklığı ona iade etmemesi için Allah (cc)'a dua eder" (Sahîh-i Buhâri Tecrid-i Sarih, Cild 9, Hadis No: 1350, Sünen-i Tirmizi, Cild 4, Hadis No: 2715, Sahîh-i Müslim, Cild 8, Hadis No: 30 (2843), İmam-ı Şa'rânî, Ölüm-Kıyâmet-Âhiret, Hadis No: 415, sayfa 262.).

 Mai Nariye ne demektir ?

            Allahu Teâlâ bu dünyayı yarattı. Kulları bu dünyada yemekpişirip, çamaşır yıkayıp, soğuktan ısınabilmeleri için ateş lazımdı. Allahu Teâlâ'nın emriyle Cebrail (as) cehennemden bir miktar ateş aldı, bu ateş suya konunca sönmüyordu. Bu ateş, dünyadaki şimdiki ateşin yetmiş misli daha fazlaydı. Bu ateşi suda her yıkamasında on derece ısısı düştü. Yedinci sefer yıkamasında tam sönecekti. Yedinci seferi tam yıkamadı. O ateşin binlerce misli daha az kuvvette ateş olunca, o ateşi getirdi bu dünyaya attı. O ateş dünyanın her yerine sirayet etti. Düştüğü yeri şiddetinden oyup, aşağı doğru inmeye başladı. Dünyanın öbür başından da çıkmadı ve dünyanın ortasında kaldı. Buna (evvelki deyimle) "mai nariye" denir.

            Dünyanın ortası ateştir. Çok derinlere varan sular, o ateşte kaynar, buhar olur. Dünyanın yüzüne nereden yol bulursa ordan çıkar. Onlar da insanoğluna yarayışlı kaplıcalardır. Bazı sularda; vücuda faydalı olacak madenlere uğrar. İnsanoğlu'na faydalı içme suları olur. Bazı yerlerde yanardağlar vardır, bu yanardağlar dünyanın ortasındaki o ateşten bir yol bulup, dünyaya çıkarlar. Denizin ortasında denizin dibine doğru yol bulup, akan; vapurları içine çeken, denizin dibinden de dünyanın ortasına doğru çeken, götüren girdap dediğimiz olay, o ateşin kızdırdığı bir tabakaya rastlar. Oraya dökülür, hepsi anında sıcak su olarak geri döner. Dünyanın çeşitli yerlerinde kaplıca, ılıca, içme suları olur. Cebrail (as) o ateşi dünyaya atınca, herşeye sirayet etti, dedik: Şimdi yaş kesilmiş ağaçtan iki parça yontup, birbirine süratle süre süre ilk defa ağaç kızar, devam ettikçe daha fazla ısınır, sonra da ateş alır, yanar. Bu Cebrail (as)'ın ateşi dünya yüzüne ilk defa attığında her şeye sirayet etmesindendir.

            Atlar taşlı yerde koşturulunca, nalı (demir) süratle taşa çarpınca taştan çıngı çıkar. İşte bunun hepsi cehennem ateşidir.  Bunun dışında söylenenlerin hepsi yalandır.

 

            Malda yalan, mülkte yalan,

            Var birazda sen oyalan,

            Mal sahibi mülk sahibi

            Hani bunun ilk sahibi

 

                                   Yunus EMRE

 

            (Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 10, Hadîs No: 4320)

            Manâ'sı: "Ebû Hüreyre (ra)'den rivâyet edildiğine göre Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmuştur:

            Cehennem ateşi bin yıl yakılarak beyazlaştı. Sonra bin yıl daha yakılarak kıpkırmızılaştı. Daha sonra bin yıl yakılmak suretiyle nihayet simsiyah hale geldi. Artık karanlık gece gibi kapkaradır." (Sünen-i Tirmizi, Cild 4, Hadis No: 2717; Beyhaki İbn-i Malik'ten rivâyet etmiştir.)

 

            Cehennemin ateşinin simsiyah olduğunun nedenini kitabımızda yazmıştık.

 

            (İmam Şa'râni, Ölüm-Kıyâmet-Âhiret, Sayfa 256, Hadîs no: 399)

            Hadîs-i Şerif'te şöyle buyurulmuştur:

            Muhakkak ki cehennem simsiyah karanlık bir yerdir. Ne ışığı, ne de ışık veren alevi vardır. Cehennemin yedi kapısı olup, her kapının önünde yetmiş bin dağ, her dağda ateşin yetmiş binkolu, her kolda ateşin yetmiş bin kısmı her kısımda yetmiş bin ateş vadisi, her vadinin içinde yetmiş bin kule, her kulenin içinde yetmiş bin ateş odası, her odanın içinde yetmiş bin yılan ve ejderha ve yetmiş bin akrep vardır. Her akrebin yetmiş bin kuyruğu, her kuyrukta yetmiş bin omurga kemiği, her omurga kemiğinin içinde yetmiş bin zehir kesesi vardır.

            Kıyâmet günü olunca onların örtüleri açılır. Müteakiben onlardan örtüler insanlarla, cinnilerin sağ tarafına diğer perdeler sol taraflarına, önlerine perdeler, üstlerine perdeler ve diğer perdeler de arkalarına açılır. Sonra insanlarla cinniler bunları görünce dizleri üzerine çökerek hepsi:

            – Ya Rabbi selâmet ver (selâmet ver) diye nida eder dururlar."

 

            (Sünen-i İbn-i Mâce, Cild 10, Hadîs no: 4321)

            Manâ'sı: "Enes bin Malik (ra)'den rivâyet edildiğine göre Resûllullah (sav) şöyle buyurdu, demiştir.

            Kâfirlerin dünya nimetlerinden en çok yararlanıp müreffeh yaşayanı kıyâmet günü getirilir ve:

            – Şu herifi ateşe bir kere daldırınız, denilir. Bu emir üzerine adam ateşe (bir kere) daldırıldıktan sonra kendisine:

            – Ey falân (kişi)! Geçmiş zaman boyunca herhangi bir nimet senin eline geçti mi? denilir. Kendisi:

            – Hayır, geçmiş sürece bana hiç bir nimet isabet etmedi, der. Mü'minlerin (dünyada iken) en şiddetli sıkıntı ve bela çekeni de (kıyâmet günü) getirilir ve:

            – Bunu cennete bir kere daldırınız, denilir. Bunun üzerine o mü'min cennete bir kere daldırılır, sonra ona:

            – Ey falân (mü'min)! Geçmiş zaman boyunca herhangi bir sıkıntı veya belâ çektin mi? denilir. O da:

            – (Hayır)! Şu ana kadar hiç bir sıkıntı ve hiç bir belâ çekmedim, der." (Müslim, "Sıfatü'l-Münâfikîn"de rivâyet etmiştir.)

 

            Hadîs'in kitabındaki açıklaması:

            Dünyada en çok refah ve mutluluk içinde yaşayan kafir kıyâmet günü bir defacık cehennem ateşine daldırılıp çıkarıldıktan sonra, dünyadaki yaşamı boyunca görmüş olduğu tüm nimetler yokmuş gibi olur ve hayatında gördüğü nimet, refah ve mutluluk rüyâ gibi olur. Diğer taraftan dünya hayatında en çok çile, sıkıntı ve belâlara maruz kalmış durumdaki mü'min kişi kıyâmet günü cennete bir defacık daldırıldıktan sonra dünyada iken çekmiş olduğu bütün çile, sıkıntı ve belâları tamamen unutmuş olur.

            Bu dünyada ömrünü en fazl refah, saadet içinde geçiren öleceğine yakın hepsi geldi, geçti, hepsi hiç oldu. Ömrünü sıkıntı ile geçiren, öleceğine yakın onunda hepsi geçti, o da hiç oldu. Padişah İncili'ye:

            – Bir söz söyle en sıkıntılı zamanımda ona bakınca ferahlayayım; çok neşeli olup Allahu Teâlâ'yı ihmal edip, dünya zevkine daldığım zaman, o yazıya bakıp Allahu Teâlâ'yı düşüneyim, Yüzüğümün kaşına yazdıracağım der. İncili Çavuş:

            – Bu da geçer, yaz dedi. Padişah en sıkıntılı zamanında ona bakıyor, ferahlıyor. Dünya boş, sıkıntısı da boştur diyor. En fazla dünya sevgisine, malına daldığı zaman o yazıya bakıyor, bu da geçer diyor.

            Onun gibi kitabımızda Hz. Ömer (ra)'in Tüleyha'ya bu kadar yalancı Peygamberlik yaptın. Bundan sana ne kaldı deyince Tüleyha hiç kaldı diyor. Kitabımızda tefsilatı ile yazılır (Cild 2, syf: 413'e bakınız).

            Bunda da ne cennetlik, dünyada sıkıntı ve refah geçirdiğinden bir şey kalmamış, hepsi boş. Ne kâfir dünyada geçirdiği günlerin içinde en sıkıntılı zamanından en ferah, eğlenceli, zamanına hiçbir şey kalmamış. İşte melekler soruyor: Onlar da hiç diyorlar. Bu dünya hiç, hiç, hiçtir. Bunu anlamak istiyor. Peygamberimiz(sav): Cennet, öte dünya ebedi (devamlı, sonsuz) olduğu için sonu yoktur. Cennette refahında saadetinde sonu yoktur. Sonsuz olan refaha saadete kavuşuyor. Kafire de cehennemde; işkencenin, sıkıntının yanmanın sonu yoktur. devamlı sıkıntı, eziyet, işkence yanma dünyadaki bitti, gitti birşey kalmadı, derler. Cehennemdekiler ve cennettekiler ebedidir. sonu bitmeyecek, gitmeyecek, kurtulunmayacak, devamlı olan âhiret hayatına bakın demektir.

 

            (Sünen-i İbn-i Mâce, Cild 10, Hadîs No: 4322)

            Manâ'sı: "Ebû Saîd-i Hudri (ra)'den rivâyet edildiğine göre, Peygamberimiz (sav) şöyle buyurdu:

            – Kâfir kişi (cehennemde) şüphesiz öyle iri yapılı olur ki dişi Uhud (dağın) dan muhakkak daha büyük olur ve vücudunun dişinden büyüklüğü (de) herhangi birinizin vücudunun dişinden büyüklüğü gibidir." (Sahîh-i Müslim, Cild 8, Hadis No: 44 (2851); Sünen-i Tirmizî, Cild 4, Hadis No: 2703, 2704; Hadîs-i Şerif, REH No: 1639; İmam-ı Şa'rânî, Ölüm-Kıyâmet-Âhiret, Hadis No: 443, sayfa 274.)

 İnsan boyunun Ahirette daha iri olacağı

            Ahirette, cennette, cehennemde bu vücutla değil çok iri vücudla olacağını yazmıştık. Bazı itiraz edenlere bu hadîs cevaptır.  Kâfirlere Allahu Teâlâ cehennemde kahrından mü'minlere cennette lütfundan büyük yer veriyor. Ama bu hadîsteki büyüklük Allah'ın (cc) gadabındandır. Allahu Teâlâ demek ki, dilerse bir insanı bu dünya kadar yapıyor ki dişi Uhud dağı kadar oluyor. Onun için bu dünya ile kıyas edilmez. Her bir kâfir bu dünya kadar olursa cehennemin büyüklüğünü hesap et. Cennette her insana en az bu dünya kadar yer verilirse, cennetin büyüklüğünü hesap et. Bu dünya gibi on dünya bir adamın olsa onda ne yapabilecek, neresini gezebilecek, ne tadını alabilecektir. Ama kitabımızda açıkladığımız Peygamberimiz (sav)'in bindiği Burak'ın adımı 1800 metre cennette onların boyu altı-yedi bin metre olur. Aksi takdirde bu dünyadaki vücutla olursa normal bir evin içine ufak sarı karınca kadar insan girerse ne tadını alabilir, cennette öyledir.

 

            Altı Parmak kitabında Adem (as)'in gözyaşı bütün evlatlarının gözyaşından daha fazlaydı. (Hadîs-i Şerif, REH No: 4439.) Adem (as)'in altı, yedi bin metrelik boyu ona göre, eni vardı. O vücut ile ağladı, Adem (as) gözünün yaşından ırmaklar, seller olup, hatta gemi suda yüzecek kadar gözünün yaşı sel olur, akardı. Serendip ovasını sulardı. Adem (as) gözünün yaşını kuşlar içerdi, ne tatlı su derlerdi. Bütün evlatlarının gözyaşı ufak vücutla olduğundan Adem (as)'ın gözyaşına yetişemiyor. Ondan da anlaşılıyor ki; Adem (as)'in vücudu çok büyüktü. Bunlar akla sığmaz, imana sığar.

 

            Bilâl Babama muhtelif zamanlarda sorular sorulara yaptığı açıklamaları kısa ve özet olarak yazıyorum:

            Evvelki adamların boylarının çok uzun yaşlarının ömürlerinin de çok olduğunu yazmıştık. 40 yaşındaki daha çocuktur, der ona büyük işler söylemezlerdi. 60 yaşındaki normal evlenirlerdi. 300 yaş kadar normal gençlik çağları idi. Nuh (as) 990, İdris (as) 1500 bu arada yaşarlardı. (6 parmak kitabı) Nuh (as) 900 yaşından sonra gemiyi yapmaya başladı. Bilâl Babam vaazında diyor ki:

 

            O zamanda bir adamın oğlu 500 yaşında iken öldü. Babasına oğlunun öldü haberini getirdiler. Babası 1500 yaşında idi. Bir kale yapmak için omuzunda taş taşıyordu. Taşı yere attı ve yazdı. Yazılan yazının türkçe şimdiki deyimle açıklaması şöyle:

 

            Ben yaşadım 1500 yaş

            Oğlum 500 yaşında ham traş

            Bilseydim oğlumun öleceğini

            Koymazdım taş üstüne taş, diyor.

 

            Şimdi hayvanlardan ne kadar büyük hayvan varsa yaşı o kadar büyük, küçük hayvanların yaşları o kadar küçük. Bir fil normalde 100 sene yaşar. 18-20 yaşında yavru yapar. Bir köpek 10 yıl yaşar, tavuk ta öyledir. Ufak mikroplar çok az yaşar, bir arı 40 gün yaşar, büyüdükçe yaş çoğalıyor, küçüldükçe yaş azalıyor.

            24 saat ömrü olan mahlûk da var. İnsanların da boyları çok büyük iken yaşları da çoktu. Boy küçüldükçe yaş azalıyor, cennetten Cebrail (as) buğday getirdiğinde her bir buğday tanesi bir okka idi. (Bir okka bir kilo 650 gramdır) Okka ayrı bir ölçek, tartı değil, doğrudan bir buğday tanesinin ağırlığı o tartı kıyâmete kadar devam ediyor. Bu buğday tanesi o zamanın insanına göre şimdiki insanların avucunda buğday tanesi nasıl kalırsa onlarda da öyleydi. Buğday, at, eşek, ev hayvanları dağ hayvanları insanlar ne kadar büyükse o nisbette onlar büyüktür. İnsanlar zamanla küçüldükçe onlar da insanlara göre aynı vaziyette küçüldüler.

            Altı Parmak kitabında zira uzunluğu diye söylüyor. Zira uzunluğu ise lügat kitabından yazılı olduğu şekilde aldık, buna göre ölçüyoruz. Zira lügatta dirsek ile ortaparmak ucu arası, Peygamberimiz (sav)'in zamanında onun sözü ile yazıldığına göre o zamanın zirası ile olması lazım. Lügatta o zamanın zira uzunluğunu üç çeşit yazmışlar. 1) Kısa adamlar, 2) Orta halli adamlar, 3) Uzun adamlar. 60 cm, 75 cm, 90 cm zira uzunluğu oluyor. Şimdiki normal bir boy 1,70 cm boyundaki insanın zirası 45 cm. Buna göre 60 cm. zira'sı olan insanın boyu 226 cm, 75 zira olan insanın boyu 2.83 cm, 90 zira olan insanın boyu 3.40 cm. Demek ki Peygamberimiz (sav)'in zamanında en kısa boy 2.26 cm oluyor. Şimdiki insanların bir buçuk boyundan az fazla oluyor.

            Altı Parmak kitabı bölüm 2, sayfa 58'de aynen şöyle yazıyor:

            İbn-i Abbas (ra)'dan rivâyet olunur ki, diye başlıyor. Uc, Adem (as)'ın kızının oğludur. Annik Adem'in kızıdır. Babasına sübhan derler, anasına benzetilmekle meşhurdur. Tufan en yüksek dağdan 40 arşın yukarı çıkmış iken Uc'un yarı yerine geldi. Boyu 23 bin 333,3 zira idi. Zira dirsek ile orta parmak ucu arası, 60 cm, 75 cm, 90 cm. O hesaba göre: 60 cm= 14.000 metre; 75 cm = 17.500 metre; 90 cm = 21.000 metredir.

            Melekler, cinler, şeytanlar bunların hepsinin aslının bir olduğunu söylerler, bu söz yanlıştır. Kesinlikle de meleklerde doğurma, çocukluk, ihtiyarlama, ölme, evlenme, erkeklik, dişilik yok. Cinlerde şeytanlarda doğurma, ölme, yaşama, çocukluk hepsi var. Buna göre cin ayrı, şeytan ayrı, melekler ayrı. Sûre-i Araf, Âyet 12'de cinlilerin ateşten, insanların çamurdan, Altı parmak kitabında da meleklerin nurdan yaratıldığını söylüyor.

            Altı Parmak kitabında sayfa 32, 2. kısımda şöyle yazıyor: Adem (as) cennetten çıktığı zaman boyu asumana yetişir, o uzun boyla meleklerin tesbihini duyardı. Bilâl Babam diğer bir kitapta okuduğunu şöyle diyordu:

            Adem (as) o uzun boyu ile ağlayınca melaikeler ağlamasına dayanamayıp "Ya Rabbi boyunu küçültte sesini duymayalım" dediler. Asuman dediği evvelki deyimle herhangi bir şey havaya çıkar, çıkar, çıkar, hiç görünmez olur, çok yükselir taa göğün Â'la katına çıktı, çok fazla yükseldi, dünya bir portakal gibi görünmeye başladı. Adem (as)'in boyu asumana çıktı. Anka kuşu bulutlardan yukarda uçar. Hiç engine inmez en yüksek dağların seviyesinde uçar, rızkını orada arar; turna da çok yüksekten uçtuğu için turna eti yer. Turna en güzel bir kuştur. Sen enginlerde olma, her olur olmaz adamla konuşma, leş kargası gibi olma o bulduğu leşi yer, anka kuşu gibi ol. O yeryüzünün pis kokusunu almayayım diye yeryüzüne yaklaşmaz, rızkını bulutlardan yukarda arar, bulutlardan yukardaki dağlara konar. İşte bu deyimler asumandır. Adem (as)'ın boyu da ölçülemeyecek kadar uzun asumana çıkıyordu, demektir.

 

            (Sünen-i İbn-i Mâce, Cild 10, Hadîs No: 4324)

            Manâ'sı: "Enes bin Malik (ra)'den rivâyet edildiğine göre; Resûlullah (sav) şöyle buyurdu, demiştir:

            Cehennem halkının üzerine ağlama gönderilir. (Yani ilâhi emirle onları bir ağlama tutar) ve göz yaşları tükeninceye kadar ağlarlar. Sonra da kan ağlarlar. Nihayet yüzlerinde kanal biçimi gibi öyle çukur oluşur ki eğer o kanala gemiler salınırsa hızlı gidecektir." (Hadîs-i Şerif, REH No: 1596; İmam-ı Şa'rânî, Ölüm-Kıyâmet-Âhiret, Hadis No: 467, sayfa 286.)

 

            Şimdi bizim Türkçemizde "ben onun elinden kan ağladım, bana kan ağlattı" demek; gözyaşı bitti, gözümden kan geldi, kan ağladım, demektir.

            Bilâl Babam; çilede ilk defa gözyaşı tuzlu, ağlarken ağlarken tuz biter kekre, ne acı, ne tatlı eksi, mayhoş gibi gelir. O da ağlaya ağlaya biter. Sonra ağlıya ağlıya göz yaşı su gibi olur. Ondan sonra değişmez. O yaşta biterse, gözünden kan gelir, buyurdu. Hadîste de: "Ağlarlar ağlarlar, gözünden yaş gele gele biter, kan gelmeye başlar, buyuruyor. Çilede kan belirtisi olur. Gözünden kan gelir biter, ağlayamaz, kan gelmez. Ama cehennemde kan devamlı gelir, kan ağlar. Dünya kadar vücut, başı normal bir devlet kadar onda da bir yarık zuhur eder, o yarığa su dolsa gemiler yüzer demektir.

 

            Hiç mi gülmeyecek şu benim yüzüm,

            Yaş bitti, kan doldu, her iki gözüm,

            Ağzımda kurudu son bir çift sözüm,

            Hem yetim, hem garip, hem de öksüzüm.

 

dediği gibi.

 

            (Sünen-i İbn-i Mâce, Cild 10, Hadîs No: 4325)

            Manâ'sı: "İbn-i Abbas (ra)'den şöyle demiştir: Resûlullah (sav):

            – "Ey iman edenler! Allah'tan sakınılması gerektiği gibi sakının ve herhalde müslüman olarak can veririz" (Â'li İmran, Âyet 102) âyetini okuyup şöyle buyurdu:

            – Eğer zakkum'dan bir damla yere damlatılmış olsaydı, o damla dünyadaki canlıların geçim vesilesi (olan tüm gıda maddeleri)ni bozardı. Artık zakkumdan başka yiyeceği olmayan (cehennem halkın)ın hali nasıl (elem verici)dir?" (Sünen-i Tirmizi, Cild 4, Hadis No: 2711, Hadis-i Şerif, REH No: 4397; İmam-ı Şa'rânî, Ölüm-Kıyâmet-Âhiret, Hadis No: 466, sayfa 286; Neseî ve İbn-i Hibban ile Ahmet bin Hanbel rivâyet etmişlerdir.)

 

            Hadîs'in kitabındaki açıklaması:

            El-Mecma'da: Zakkum; tadı ve kokusu fena olup acı bir ağaçtır. Cehennem halkı onu yemeye zorlanır diye bilgi vermiştir.

 

            (Sûre-i Saffat, Âyet 63-66)

            Meâl'i: "Gerçekten biz zakkum ağacını kâfirler için (kıyâmette) bir azab yaptık.

            O, cehennemin dibinde çıkan bir ağaçtır.

            Meyveleri (tiksindirici-çirkin) şeytan başları gibidir.

            İşte kâfirler muhakkak bundan yiyecekler, karınlarını bununla dolduracaklardır."

 

            (Sünen-i İbn-i Mâce, Cild 10, Hadîs No: 4326)

            Manâ'sı: "Ebû Hüreyre (ra)'den rivâyet edildiğine göre, Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmuştur:

            Cehennem ateşi (mü'min olan) Adem oğlunun secde yeri (yani organları) dışında kalan bedenini yer. Allah cehennem ateşine secde eserini (yani organlarını) yemeyi (yakmayı) yasakladı." (Nese-i bu hadisin benzerini "Kitabü't-Tatbik" bölümünde "bâbû mavdu's-sûcûdi" kısmında rivâyet etmiştir.)

 

            Hadîs-i Şerifte Peygamberimiz (sav) ile yetmiş bin kişi cehennemden kurtarmak için gelirler. Her birisinin elinde birer havlu, iki elindeki havluyu da sırattan aşağı uzatırlar. O cennet havluları lastik gibi cehennemin en dibine kadar uzanır. Bu dünyada inancı, imanı zerre kadar varsa, (zerre güneşin ışığında görülüp gölgede görülmeyen tozlara denir) zerre kadar imanı olup bu dünyada namazda kılmışsa, abdest azaları yanmaz. O azalarda nur olur, ışıtır. O ışık vasıtası ile uzattıkları havluyu görürler. Ona sarı karınca şeklinde sarılırlar. Dışarı çıkartırlar, üzerlerine "mai hayat" hayat suyu dökerler. Onlar cennete girince, cehenneme girmiş bir zaman yanmış, sonra cennete girmiş olduğunun işareti olarak alınlarında deri gibi bir şey olacak (kitabımızda geniş açıklaması yazılıdır.)

 

            (İmam Şa'râni, Ölüm-Kıyâmet-Âhiret, Hadîs no: 417, sayfa 263)

            "Bir mescidin içinde yüz bin yahut da daha fazla halk bulunsa, sonra cehennem halkından bir kimse nefes alıp verse, bu nefes onların hepsini muhakkak yakardı." (İmam-ı Bezzar'ın "Musned"inde rivâyet etmiştir.)

 

            (Sünen-i İbn-i Mâce, Cild 10, Hadîs No: 4319)

            Manâ'sı: "Ebû Hüreyre (ra)'den rivâyet edildiğine göre Resûlullah (sav) şöyle buyurdu, demiştir:

            Cehennem Rabbi'ne şikayet ederek:

            Ya Rabbi! Ben kendi kendimi yedim, dedi. Bunun üzerine Allah ona iki (defa) nefes (vermesi) için izin verdi. Bir nefes kışın, bir nefes de yazın(dır). İşte bulduğunuz şiddetli soğuk, cehennemin zemheresindendir. Bulduğunuz şiddetli sıcak da onun hararetindendir." (Buhari Mevakitü's-sala ile Bedû'l-Halk kitaplarında; Müslim "Mesâcid" kitabında; Sünen-i Tirmizi, Cild 4, Hadis No: 2719, İmam-ı Şa'rânî, Ölüm-Kıyâmet-Âhiret, Hadis No: 419, sayfa 263.)

 

            (Sünen-i Tirmizi, Cild 4, Hadîs No: 2708)

            Manâ'sı: "Ebû Hüreyre (ra)'den rivâyet edilmiştir. Resûlullah (sav) buyurdu ki:

            – Başlarına hamim (kaynar su) dökülecek, hamîm içe işleyerek karın boşluğuna varacak, karın boşluğunda ne varsa hepsini silip süpürecek ve neticede ayaklardan çıkacaktır. İşte sahr budur. Sonra eski haline iade edilecektir." (İmam-ı Şa'rânî, Ölüm-Kıyâmet-Âhiret, Hadis No: 464, sayfa 285.)

 

            (Sûre-i Hac, Âyet 20)

            Meâl'i: "Bununla karınlarının içindeki (organlar) ve derileri eritilecektir."

 

            (Sünen-i Tirmizi, Cild 4, Hadîs No: 2709)

            Manâ'sı: "Ümame (ra) den rivâyet edilmiştir; Resûlullah (sav):

            Kendisine irin suyundan içirilecektir. Onu yudum yudum içecektir. (İbrahim, 16-17) âyeti kerimesi hakkında şöyle buyurdu: "Ağzına yaklaştırılacak ve ondan tiksinecektir. Kendisine yaklaştırıldığı zaman yüzünü yakacak ve başının postu düşecektir. Onu içtiği zaman da bağırsakları kopup makadından çıkacaktır. Allah(cc) onlara kaynar su içirecek ve bu su onların bağırsaklarını paramparça edecektir! buyuruyor (Muhammed 15). Aynı zamanda Allah (cc) şöyle buyuruyor: "Su istedikleri vakit kendilerine mülh (zeytinyağı tortusu) gibi bir su verilecek ki, yüzleri yakacaktır. Ne kötü içecek ve barınak olarak ateş ne kötü yer (Kehf- 29)."

 

            (Sûre-i İbrahim, Âyet 16)

            Meâl'i: "Ardından da (o inatçı zorbaya) cehennem vardır; orada kendisine irinli su içirilecektir."

 

            (Sûre-i Muhammed, Âyet 15)

            Meâl'i: "Müttakiler için va'dolunan cennetin durumu şöyledir: Onun içinde bozulmamış sudan ırmaklar, tadı değişmemiş sütten ırmaklar, içenlere lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır.

            Orada meyvaların her çeşidi onlarındır. Bunlardan da öte Rabblerinden bir bağışlama vardır. Bu, ateşte ebedi kalan ve bağırsaklarını parça parça edecek kaynar su içirilen kimselerin durumu gibi olur mu hiç?"

 

            (Sûre-i Kehf, Âyet 29)

            Meâl'i: "Ve de ki: Hakk, Rabbinizdendir. Öyle ise dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin. Biz, zalimlere öyle bir cehennem hazırladık ki, onun duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır (susuzluktan) imdad dileyecek olsalar imdadlarına erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su ile cevap verilir. Ne fena bir içecek ve ne kötü bir dayanma yeri!"

 

            (Sahih-i Buhari, Tecrid-i Sarih, Cild 9, Hadîs No: 1351)

            Manâ'sı: "Üsame (ra)'den rivâyete göre, Resûlullah (sav)'in şöyle dediğini işittim, demiştir.

            Kıyâmet gününde bir kişi getirilip cehenneme atılır da cehennem de onun barsakları derhal karnından dışarı çıkar. Sonra o kişi (barsakları etrafında) değirmen merkebinin değirmende döndüğü gibi döner. Bunun üzerine cehennem halkı o kişinin başına toplanıp da:

            – Ey filân! Hal ve şanın nedir? Sen bize (dünyada) iyilikle emredip bizi kötülükten nehyeden (bir öğütçü) değil mi idin? derler. O da:

            – (Evet, ben öyle idim. Fakat) Ben sizi ma'rûf ile emr ederdim. Halbuki kendim yapmazdım. Yine ben sizi münkerden nehyederdim de kendim işlerdim! diye cevap verir." (Hadis-i Şerif, REH No: 1655, 1657; İmam-ı Şa'rânî, Ölüm-Kıyâmet-Âhiret, Hadis No: 456, sayfa 277.)

 

            (Sahih-i Buhari, Tecrid-i Sarih, Cild 12, Hadîs No: 2060)

            Manâ'sı: "Ebû Hüreyre (ra)'den rivâyete göre, Nebî (sav) şöyle buyurmuştur:

            – Bir ara (ben havuzumun başında) duruyordum. Bir de orada bir cemaat gördüm. Hatta onları tanıdım. Benimle onlar arasında (ve onlar üzerinde me'mûr) bir melek belirdi.

            – Bu cemaate geliniz! dedi. Ben de bu meleğe:

            – (Bunlarla) nereye gidiyorsun, diye sordum. Melek:

            – Vallahi, cehenneme diye cevap verdi.

            – Bunların günahı nedir ki? dedim. Melek:

            – Ya Resûlullah! Sen (in vefatın) den sonra bunlar kıçlarıyla dönüp (dinlerine) arkalarını çevirerek irtidâd ettiler, dedi.

            Sonra (havuz başında) bir cemaat daha gördüm. Hatta onları da tanıdım. Benimle bunlar arasında (bunların üzerine me'mûr) bir melek çıktı da bunlara:

            – Haydi geliniz! dedi. Ben bu meleğe:

            – Bunlarla nereye gidiyorsun, diye sordum.

            – Vallahi cehenneme diye cevap verdi. Bunların günahı nedir ki? dedim. Melek:

            – Sen (in vefatın) den sonra bunlar kıçlarıyla dönüp arkalarını çevirerek irtidâd ettiler, dedi.

            Bunun üzerine Resûl-i Ekrem:

            – Sanmam ki, bu (havuza yaklaşıp da geri çevrilenler) den cehennemden kurtulanlar olsun. Ancak çobansız, yolunu şaşıran deve sürüsünden yolunu bulanlar misali bunlardan da (tek tük) cehennemden kurtulanlar olsun" buyurdu."

 

            Peygamberimiz (sav)'in ümmetinden Peygamberimiz (sav)'in vefatından sonra murtad olanlar, dinden dönenler oldu. Bunlara dönmeler, murtadlar, hariciler denir. (İslam dininin dışına çıkan islam dinini terk eden, hariciler, dönmeler, murtadlardır.) Evvelki putperestliklerine dönenler bir de, murtadlar Allahu Teâlâ'nın emirlerinden Peygamberimiz(sav)'in sünnetinden ve onun cihar-ı yarların, ashab'ın gidişatlarından kendi akıllarına göre tebdil edip ayrılanlar, murtad olanlar ehli sünnetten islam dininden kovulanlardır. Bunlara peygamberimiz (sav): "Benim ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılır. Hepsi cehennemlik olur, birisi kurtulur.

            – O kurtulan fırka hangisidir, Ya Resûlullah? dediler. Buyurdu ki:

            – Ben ve benim ashabım ne yolda gittiysek o itikattan ayrılmayandır, buyurdu (Hadis-i Şerif, REH No: 3213, 1126.). O ehli sünnetten ayrılmayandır. Onlarda sırası ile Kaderiye, Cebriye, Mutezile, Vehhabi, Şii, hululiye, murcie gibi yetmiş ikiye kadar gider. Onlar müslüman görünür. Abdest, namaz, oruç, hacc, zekat, görünüşte hepsi kendinde tamamdır. Kur'an okur "asıl müslüman benim"der. Kur'ân-ı Kerim'de olan emirlerin, Peygamberimiz (sav)'in sünnetlerinin, sözlerinin bazısına, sahabilerin arasında bazılarına inanmaz, hatta buğz eder, islâmiyetten çıkar. Bilâl

– Şeytan insana amel yaptırır mı? Abdest, namaz, oruç, hacc gibi şeyler yaptırır mı?

Babama:

            – Şeytan insana amel yaptırır mı? Abdest, namaz, oruç, hacc gibi şeyler yaptırır mı? diye sordular. Bilal Babam buyurdu ki:

            – Yaptığı ibadetin hepsini yanlış itikadı ile devirip döküyor. Allah'ın gadabını kazanıyorsa o yanlış görüşünü, itikadını tam bir itikadmış gibi kendisine iyice benimsetir. İtikad olmayınca, amel de olmaz. Ona ameli yaptırır. İnancı, itikadı yanlış, tersse dedik. Şimdi şu zaman da bu vardır. Hz. Ebu Bekir (ra), Hz. Ömer (ra), Hz. Osman (ra)'ya buğz eder. Hz. Aişe (ra) validemize fahişedir, der. O birisi Peygamberimiz (sav)'in mucizatına, evliyanın kerametine, kabir sualine daha birçok şeylere itiraz eder. O biri Allahu Teâlâ şerri takdir etmemiş veya alın yazısı bozulmaz der, Diğer birisi Allahu Teâlâ her şeyin içine girer. Yine diğer biri, kul fiilinin yaratıcısıdır, der. O biri hakka vasıl olan hakk olur, hatta onların cemaatinde "bu da Allah'tır, bu da Allah'tır, Allah'lar oturmuş konuşuyor" dediklerini bizzat ben duydum. Daha bunun gibi bir çok batıl görüş vardır.

            Bunların hepsinin namazı, orucu, abdesti, haccı, zekatı islâmlığı tamam görünür. İtikadı yanlış olunca amel kabul olmaz. Onun o gibilerin ibadetine şeytan engel olmaz. Kitabımızda Allah(cc) iğnenin deliğinden bu dünyayı geçirebilir mi? sorusuna şeyhin "koca dünya bir anda iğnenin deliğinden geçmez" deyince İblis yanındakilere: "İmanı da gitti, ne kadar ibadet ederse etsin cehennemliktir" dediğini yazmıştık.

 

            (Sünen-i Tirmizi, Cild 4, Hadîs No: 2698)

            Manâ'sı: "Abdullah bin Mes'ûd (ra) den rivâyet edilmiştir; dedi ki: Resûlullah (sav) şöyle buyurdu:

            O gün cehennem getirilecek, onun yetmiş bin bağı olacak ve her bağ ile beraber cehennemi çeken yetmiş bin melek bulunacaktır." (Sahîh-i Müslim, Cild 8, Hadis No: 29 (2842); Hadis-i Şerif, REH No: 6282; İmam-ı Şa'rânî, Ölüm-Kıyâmet-Âhiret, Hadis-i Şerif No:400, sayfa 257.)

 

            (Sünen-i Tirmizi, Cild 4, Hadîs No: 2721)

            Manâ'sı: "Enes (ra) den Resûlullah (sav):

            Allah (cc) herhangi bir günde beni anan (her zaman beni düşünüp benden korkan konuştuğuna devamlı benden söyleyen ve beni çok zikreden) veya herhangi bir yerde benden korkanları cehennemden çıkarınız buyuracak."

 

            (Sünen-i Tirmizi, Cild 4, HadîsNo: 2726)

            Manâ'sı: "Ebû Hüreyre (ra) tarikiyle Resûlullah (sav) dan şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir.

            Cehenneme girenlerden iki adamın çığlıkları şiddetli olacak ve bunun üzerine;

            Yüce Rabb:

            – Onları çıkarın! buyuracaktır.

            Çıkarıldıkları zaman kendilerine:

            – Neden çığlıklarınız şiddetli oldu. (Alabildiğine yükseldi) diye soracaktır.

            Onlar da:

            – Bize merhamet edesin diye bunu yaptık! diyecekler.

            Cenâb-ı Hakk:

            – Benim size merhamet varıp kendinizi cehennemde olduğunuz yere atmanızdır, buyuracaktır.

            Bunun üzerine gidecekler, onlardan biri kendini atacak, fakat cenâb-ı Hakk ateşi ona soğuk ve selamet kılacaktır. Öbürü ise dikilecek ve kendini atmayacaktır. Bunun üzerine Yüce Rabb ona:

            – Arkadaşının attığı gibi senin de kendini atmana engel olan nedir? buyuracaktır.

            – Ya Rabbim, beni çıkardıktan sonra tekrar oraya iade etmemeni senden bekliyorum. Bunun üzerine yüce Rabb:

            – Umduğuna nail olacaksın, buyuracak ve sonra Allah'ın rahmetiyle her ikisi de cennete girecektir.

            Allahu Teâlâ'nın emrine itaat ettiği için ateş kendini yakmayacak. (Allah (cc) dilerse cehennem de cennet olur, yakmaz). Biri cenneti, o biri de Allahu Teâlâ'nın rahmetini merhametini isteyecek her ikisi de affedilip cennete konacak."

 

            Hadîs-i Şerifte;

            Bu dünyada merhamet yüzdür. Doksan dokuzu ahirettedir. Allahu Teâlâ'nın da affı mağfireti merhameti hepsinden fazladır. O iki kimseyi cehennemden kurtarıp cennete koyacak. Demek ki, onlar Allahu Teâlâ'ya muti olanlar emredince kendini cehennem'e atıyor. Yine onları Allahu Teâlâ'nın rahmetine, merhametine sığınan kimse ki orada da Allahu Teâlâ'dan affını yapmasını bekliyor. Cehennemden kurtulup cennete gireceklerdir. (kitabımızda geniş olarak yazdık, oraya bakınız.)

 

            (Sünen-i Tirmizi, Cild 4, Hadîs No: 2713)

            Manâ'sı: "Ebû Said El-Hudri (ra) rivâyet edilmiştir: Peygamberimiz (sav):

            – Onlar cehennemde dişlerini çakacaklardır. (Mü'minun 104) âyeti kerimesi hakkında şöyle buyurdu:

            "Ateşin (yüzün şeklini) bozmasıdır. Şöyle ki, üst dudağı, başının ortasına varacak kadar kasılacak ve alt dudağı da göbeğini dövecek derecede sarkacaktır."

 

            (Sahih-i Müslim, Cild 8, Hadîs No: 32 (2845))

            Manâ'sı: "Semure (ra), Allah'ın Peygamberi (sav)'i şöyle buyururken işitmiştir:

            Onlardan kimi vardır ki ateş onu iki topuğuna kadar  yakalar, kimi de vardır ki ateş beline atar yakalar. Kimi de vardır ki atep boynuna kadar yakalar." (İmam-ı Şa'rânî, Ölüm-Kıyâmet-Âhiret, Hadis No: 446, sayfa 274.)

 

            Cehennemlikler birbirine imrenir. Çünkü bazısının azabı hafif, bazısının azabı daha hafif, bazısının azabı daha da hafiftir. Hapishanelerin hepsi de aynıdır. Hücrede yatanlar, ağır ceza hapislerine imrenir. Ağır ceza hapisleri ağır ceza olmayan hapislere imrenir. Aynı onun gibi. Kitabımızda açıkladık.

 

            (Sünen-i Tirmizi,Cild 4, Hadîs No: 2727)

            Manâ'sı: "İmran bin Husayn (ra) tarikiyle Resûlullah (sav) den şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir.

            Ümmetimden bir grup benim şefaatımla cehennemden çıkarılacak ve kendilerine "cehennemlikler" adı verilecektir." (Hadis-i Şerif, REH No: 6288.)

 

            Şefaatle cehennemden çıkanlar öbür cennetlikler gibi değildir. Alınlarında kendilerine işaret olarak bir deri olacak. Her cennet ehli onlara bakışında bu adam zamanla cehennem'e girmiş, yanmış, çıkmış, o işareti görecek, bilecekler. Bunların öbürlerinden ayrılması için onlara isim olarak cehennemlikler adı verilecektir.

 

            (Sünen-i Tirmizi,Cild 4, Hadîs No: 2728)

            Manâ'sı: "Ebû Hüreyre (ra)'den rivâyet edilmiştir, dedi ki: Resûlullah (sav) şöyle buyurdu:

            – Cehennem gibi kaçanı uyuyan (bir felaket) görmedim. Cennet gibi de arayanı uyuyan (bir güzellik) görmedim."

 

            (Sünen-i Tirmizi,Cild 4, Hadîs No: 2731)

            Manâ'sı: "En-Nu'man bin Beşir (ra)'den rivâyet edilmiştir; Resûlullah (sav) buyurdu ki:

            Azab bakımından cehennem ehlinin en hafif olanı, iki ayağının oyuğunda iki ateş közü bulunan ve bunlar yüzünden dimağı kaynayan kişidir." (Sahîh-i Buhâri Tecrid-i Sarih, Cild 12, Hadis No: 2055, İmam-ı Şa'rânî, Ölüm-Kıyâmet-Âhiret, Hadis No: 468, sayfa 286.)

 

            (Sahih-i Müslim, Cild 8, Hadîs No: 38 (2848))

            Manâ'sı: "Bize Muhammed İbn-i Abdillah Ruzzî tahdis etti. Bize Abdul-Vehab İbn Ata, Aziz ve Celil olan Allahın:

            – O gün ki cehenneme doldun mu? diyeceğiz. O daha ziyade var mı? diyecek (Kaf, âyet 30) kavli hakında tahsis etti ve bize Saîd'den o da katâde'den o da Enes ibn-i Malik (ra) den haber verdi ki:

            – Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur:

            – Cehennem daima içine atılır durur ve atıldıkça daha ziyade var mı? der. Ta Rabbü'l-izzet ona ayağını koyuncaya kadar o vakit bazısı bazısına büzülür de izzetin ve keremin hakkı için yetişir yetişir der. Cennette de daima bir fazlalık bulunur. Ta Allah onun için bir halk ihşa edip de onların cennetin fazlasında iskan edinceye kadar." (Hadis-i Şerif, REH No: 5867.)

 

            (Sahih-i Müslim, Cild 8, Hadîs No: 50 (2856))

            Manâ'sı: "Ebû Hüreyre (ra)'den şöyle dedi: Resûlullah (sav):

            "Ben şu kâ'b oğullarının atası olan Amr ibn Luhayl ibn Ka-m'ate ibni Hındifi, Cehennem içinde kendi barsaklarını sürükler bir halde gördüm" buyurdu.

 

            Bazı kimseler cehennemi ve cenneti kimsenin görmediğini iddia ederler. Peygamberimiz (sav) cehennemde yananların bazılarını tanıdığını bu hadîste söylüyor. Kendinin zamanında olan tanıdığı kâfirin ölüp cehennemdeki halini gözü ile gördüğünü söylüyor. Daha bir çok hadislerde dişi Uhud dağı gibi, gövdesi ona göre şu kadar büyük diye gördüklerini çok çeşitli söylüyor.

 

            (Sahih-i Buhari Tecrid-i Sarih, Cild 9, Hadîs No: 1375)

            Manâ'sı: "Ebû Hüreyre (ra)'den rivâyete göre, Nebî (sav) şöyle buyurmuştur:

            Kıyâmet gününde İbrahim, babası Azer ile (Azer'in yüzü simsiyah toz, toprak içinde) karşılaşacaktır. İbrahim babasına:

            – Ben sana (dünyada) bana âsi olma! demedim mi? diyecek. Babası da ona:

            – İşte bu gün sana âsi olmayacağım, diye cevap verecek. Bunun üzerine İbrahim:

            – Ya Rabb! Sen bana insanlar ba's olunduğu gün beni zelil ve rüsvay etmeyeceğini va'detmiştin. Şimdi Allah'ın rahmetinden çok uzak olan babamın vaziyetinden daha çok âr ve hayayı mûcip hangi rüsvaylık olabilir, diyecektir. Allahu Zül-Celâl de:

            – Yâ İbrahim, ben cennetimi kâfirlere haram kılmışımdır! diyecek. Bundan sonra Hakk Teâlâ tarafından:

            – Yâ İbrahim, şu iki ayağının altındaki nedir? denilecek. İbrahim bakınca bir de ne görsün ayakları altında kana bulanmış bir sırtan (ki, İbrahim'in babası bu fenâ surete mesh edilmişti). Bu çirkin, manzara üzerine o ayaklarından yakalanıp cehenneme atılacaktır."

 

            (Hadîs-i Şerif, REH No: 1587)

            Manâ'sı: "Lâ ilahe illallah diyerek inanan ahaliden oldukları halde bir kısım insanlar, günahları yüzünden cehenneme girecekler. Müteakiben Lât ve Uzza ehli (putperestler) onlara: (Hani Lâ ilâhe illallah, demeniz size bir fayda vermedi, baksanıza siz de cehennemde bizimle berabersiniz) diyecekler. Bunun üzerine Hakk Teâlâ gadab edecek ve onları cehennemden çıkarıp hayat nehrine atacak. Orada kendilerine izin verilir. Rabb'lerini ziyaret ederler. Onlara Allah'ın arşı gösterilir. Yüce Allah onlara, cennet bahçelerinden bir bahçe de tecellî eder. ilâ âhir..."

 

            Kâfirlerin; siz lâ ilâhe illallah dediniz, biz demedik, aynıyız. "Lâ ilâle illallah demeniz sizi kurtardı mı? deyince Allahu Teâlâ o kafirlere gadap edip, "Lâ ilâhe illallah" diyeni cennete koyacaktır. Bunda çok alacak dersler var. Şefaat etmenin ne kadar geniş kapsamlı olduğu belli oluyor. Lâ ilâhe illallah diyen müslümanlar cehennemde kâfirlere karşı mahçup düşmesin diye Allahu Teâlâ cehennemden kurtarıyor. Zikredenlerin hepsi kurtulup cennete girdikten sonra bazıları günahkâr, bunlar her ne kadar günahkârsa ne kadar da kötü ise, cehennemi de hak etmişse yine Allahu Teâlâ kâfirlere karşı onları mahçup etmemek için affedip cennete koyuyor. Allah (cc)'ı zikreden hiç kimse cehennemde kalmıyor. Peygamberlerin ve Evliyaların kurtardığı, şefaat ettiğini de Allahu Teâlâ kurtarıyor. Allah'a sevilen müminlere Evliyalara ve Peygamberlere onların şefaatine uğrayan niçin kurtulmasın. Kâfirlere karşı günahkârı mahçup etmeyip, cehenneminden cennetine koyuyor. Kâfirlere karşı evliyasını ve peygamberini mahçup eder mi? Başta onları mahçup etmez.

            En büyük kurtarma; birinci sırada cehenneme girmeden kurtarmadır. Mahşerdeki kurtarma evliyasını ve peygamberini mahçup etmeden onların gönlünü alabilmek için iman ile gidip kendisine dünyada iken faydalı olanları en başta bunları kurtarır. Kurtaran Allahu Teâlâ sebep olan onlardır. Cehennemden kurtaran Allahu Teâlâ'dır. Sebep olan müşrikler imansızlardır. Bunlar bir bölümü, zikrullah edenler. Cehennemden daha kurtulanları hadis-i şeriflerde yazmıştık. Onların sayısı da gayet çoktur.

 

            (İhya'u Ulûmi'd-din, Cild 4, Hadîs No: 658, sayfa 932)

            Manâ'sı: <