(Sünen-i İbn-i Mâce, Cild 10, Hadîs No: 4301)
Manâ'sı: "Ebû Said-i Hudri (ra)'den rivâyet edildiğine göre Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:
Şüphesiz, Kâ'be ile Beytû'l-Makdis (yani Kudüs'teki Mescid-i Aksa arası) kadar (büyük) bir havuzum vardır. Süt gibi beyaz olup kabları yıldızlar sayısıncadır. Kıyâmet günü şüphesiz, ümmeti en çok olan Peygamber benim."
(Sahih-i Buhari, Tecrid-i Sarih, Cild 4, Hadîs No: 661)
Manâ'sı: "Ukbe ibn-i Amir (ra) den rivâyet olunduğuna göre, Resûlullah (sav) (irtihaline yakın) bir gün çıkıp Uhud (harbi) şehidlerine meyyite namaz kılar, gibi namaz kıldı. Sonra (Medine'ye) gelip minbere çıktı ve (ölülere, dirilere veda eder gibi bir hutbe irad edip) buyurdu ki:
– Ben sizin kevser havuzuna ilk erişeniniz olacağım. Sizin hak yolundaki hizmetlerinize şehadet edeceğim. Vallahi ben, şu anda (cennetteki) havuzumu görüyorum. Ve emin olunuz yine şu anda bana hazâin-i arzın yahud arzın anahtarları verildi. Bütün cihana islâm nûrunun intişarı tebşir edildi. Vallahi ben, vefatımdan sonra sizin hal-i şirke döneceğinizi umarak hiç endişe etmem. Yalnız sizin (ihtiras ile) nefsaniyet güdüp didişmenizden korkarım."
Evliya olduğu bilinmeyen zatların halleri
(Sünen-i İbn-i Mâce, Cild 10, Hadîs No: 4303)
Manâ'sı: "Ebû Sellam El-Hubşî (Memtûr el-Esved) (ra)'den şöyle demiştir:
(Halife) Ömer bin Abdilaziz bana haber göndererek yanına çağırttı. Ben de bir katır sırtında onun yanına gittim. Nihayet yanına vardığım zaman (bana):
– Yâ Ebû Sellâm! Buraya kadar bindirip getirmek hususunda cidden sana meşakkat verdik, dedi. Ebû Sellâm da:
– Vallahi doğrudur, Ya Emire'l-Mü'minin, dedi. Ömer bin Abdilaziz:
Allah'a yemin ederim ki, sana eziyyet çektirmek istemedim. Ve lakin (kevser) havuzu hakkında Resûlullah (sav)'in mevlası sevban (ra) den senin rivâyet ettiğini haber aldığım bir hadis var. O hadisi kendi ağzınla bana rivâyet etmeni sevdim (de bunun için seni çağırttım) dedi. Ebû Sellam el-Hubşî demiştir ki, bunun üzerine ben dedim:
– Bana
Resûlullah (sav)'in mevlası Sevban (ra)'ın rivâyet ettiğine göre Resûlullah
(sav) şöyle buyurmuştur.
Şüphesiz, benim havuzum Aden ile Eyle arasındaki mesafe kadar (uzun)dur. Sütten daha beyaz ve baldan daha tatlıdır. Bardakları gökteki yıldızlar sayısı gibi (çok) dur. Kim ondan bir yudum içerse artık ebediyyen susamaz. O havuzun başına yanıma gelenlerin ilki, (dünyada iken) elbiseleri kirli, başlarındaki saçlar dağınık, karışık (yani maddi sıkıntıdan üstü başı perişan) olan muhacirlerin fakirleridir ki varlıklı eşraftan olan kadınlarla evlenemez ve kapılar onlara açılmaz.
Ravi demiştir ki: Ömer (bin Abdilaziz) sakalı ıslanıncaya kadar ağladı. Sonra şöyle söyledi:
– Lakin ben bol nimetlenmiş kadınlarla evlendim, kapılar bana açıldı. Artık çare yok, vücudum üstündeki elbiseyi yıkamayacağım ki, iyice kirlensin ve başımı yağlamayacağım ki saçım dağılıp karışsın, dedi." (İhyau Ulumi'd-din, Cild 4, Hadis No: 685, sayfa 952; Sünen-i Tirmizi, Cild 4, Hadis No: 13 (2561); Sünen-i İbn-i Mâce, Cild 10, Hadis No: 4304; Müslim, Hakim ve Ahmed'de rivayet etmiştir.)
Bilâl Babam buyurdu:
– Allahu Teâlâ'nın öyle evliyaları var ki hiç kimse kendilerini bilmez, hatta hüsnü zanda etmez. Saçı sakalı birbirine karışmış, sırtı yamalıklı, kirli elbise giymiş, kendilerinde kibir gurur, ucup, riya, ahlak'ı-zemimenin eseri yoktur. Dışı kirli ama içi nurlu, hiç kimse kendilerini kıyâmete almaz. Dünyada şan şeref kendilerinde yoktur. Allah için her şeyinden geçmiş, varlıklı hiçbir kadın kendilerini beğenmez ama onların âhiretteki makamları bir görülse dünyanın zevki eğlencesi, malı mülkü hiç kalır. Böyle olan bir dervişe sormuşlar: Niçin elbiseni yıkayıp temizlemiyorsun? Buyurmuş ki:
– İçimi temizlemeden dışıma elim değmedi.
Yine bir derviş bir yerde vefat ediyor. Arkadaşı derviş o da yanında. Bunu hoca yıkarken kızıyor, dışarı çıkıyor, arkadaşı dervişe bağırıyor:
– Bu kadar pislik olur mu? Böylesileri aslında hiç yıkamayacaksın, pisi pisine götürüp kabre koyacaksın, diyor. Halbuki Ashabı Suffa'nın yanına da, Mekke'nin beyleri "onların ter kokuları bizi rahatsız ediyor" diye onları dışarı çıkarıp kendileri içeri girdiler. Peygamberimiz (sav)'e tekdir halinde: "Vasbir nefseke" ilâ âhir... "Vela tedrudillezine" ilâ âhir... ayeti gelmişti. (Kitabımızda açıkladık.) Sağ olan dervişin çok canını sıkıyorlar. Derviş ölen dervişin yanına gelip ona: "Sen geldin, kadrinin kıymetinin bilinmediği bir yerde öldün. senin yüzünden bana da bu kadar söz söylediler. Çünkü herkes ölüye değil, bu dervişe söylüyordu. Derviş:
– Sen niye burda öldün? diye bağırıyor. Ölen derviş kalkıp oturuyor. Arkadaşına:
– Öyleyse nerde öleyim? Sağ olan derviş:
– Git filan köyde öl, onlar bizi bilirler. Derviş kalkıyor:
– Artık burada ölmemin imkânı yok, deyip elbiselerini giyiyor. İmam ve cemaat her ne kadar yalvardılarsa da, ben canımın istediği yerde ölürüm, diyor. Gidip o köyde ölüyor. Yani kirli (temiz değil) diye, halk, hoca ne yıkayacak ne de namazını kılacaktı. Bu halini görünce cemaatte hoca da, çok pişman olup, çok yalvarıyorlar. Bu hadiste de aynısını söylüyor. Bu en fazla Peygamberimiz (sav)'in ashabında ashab-ı suffada islâmı yaymak için giden tebliğ cemaatinde kafir içlerine gider, islâmı yayarlardı. Tarikatta da şeyhleri tarafından üç, altı ay bir veya iki sene yaya olarak seyyahlık verdikleri dervişlerde olur. Yoksa evinde üstünü başını yıkayabilir. Bunların kirli kalması değildir. Kur'ân-ı Kerim'deki iyi kimselerin alametlerini sayarken Sarihun (Sûre-i Tevbe, Âyet 112.) Allah için toplu olarak seyyahlık yapın, gezin dediği de bu âyete göredir. Arabistan'da olursa haftalarca, hatta aylarca bol bir su bulamaz. Değil yıkanmaya, içmeye bile çok zor su bulur. Orada seyyahlık yapar. İslami tebliğ eder. Şeyhin verdiği seyyahlığı yerine getirir. Şeyhi kendine üç ay, altı ay seyyahlık (gezme) izni verir. Hem de felan yere, felan mevkiye, felan adama git. Mesela; İstanbul'da ise Hindistan'daki felan adama git, şu mektubu ver, der. Yaya olarak yola düşer, gider, gelir. Banyo yapamaz, kirlenir. Saçı sakalı birbirine karışır. Pek çok zaman sıkıntıya düşer. Şeyhine çağırır. Allah'u Teâlâ şeyhinin vesilesi ile kendini kurtarır. İnancı, itikadı kuvvet bulur. Kendinden, kibir, gurur, ahlâk-i zemime gider. Peygamberimiz (sav) zamanında üç, beş kişi tebliğ cemaatı olarak giderlerdi.
Seyyah olup şol alemi gezersen,
Abdulkadir gibi bir er bulunmaz.
Ceddi Muhammed'dir eğer sorarsan,
Abdulkadir gibi bir er bulunmaz.
Emri mürşid ile oldum yola revane
Ne müşküldir Şam'a vara bu divane
Murad alan Antep imiş çıktı beyane
Yunus bir nutuk söyledin Anteb'e
Yunus EMRE
Şeyhi kendine Şam'a (yolculuk) seyyahlığa verdin. Anteb'e gelince, Anteb'e bu kasideyi söyledi. Hama'daki dolaba kaside söyledi bir Yunus olup soruyor, bir de dolap olup söylüyor:
Beni bir dağda buldular,
Kolum kanadım kırdılar.
Dolaba layık gördüler.
Onun için inilerim.
Ben bir dağın ağacıyam,
Ne tatlıyam ne acıyam,
Ben Mevlâma duacıyam,
Onun için inilerim.
Benim adım dertli dolap
Suyum akar yalab yalab
Böyle emreylemiş çalab
Onun için inilerim.
Yunus EMRE
Bu seyyahlığından tüm millet istifade ediyor. Bazıları ikaz oluyor, kendi yoruluyor, üstü başı kirleniyor. Kibir, gurur, kalmıyor, sıkılıyor, bunalıyor şeyhini çağırıyor. Allahu Teâlâ şeyhinin vesilesi ile kendi müşkülünü hallediyor. İnancı itikadı kuvvet buluyor, en sonunda irşad oluyor. Bilal Babam'a niçin çileye kimseyi sokmuyorsun? Niçin seyyahlık vermiyorsun? sorusuna cevap verdiği kitabımızda geniş olarak açıkladık. Oraya bakın. Yoksa evinde yıkanması imkânı var, kirli olmak, yıkanmamak iyi değil, Hadîs temizlik imandandır.
(Sahih-i Buhari, Tecrid-i Sarih, Cild 11, Hadîs No: 1762)
Manâ'sı: "Aişe (ra)'dan rivaye edildiğine göre (Ebû Ubeyde tarafından Hazret-i) Aişe'ye:
– Ya Muhammed emin ol sana biz kevser verdik! âyetinin tefsiri soruldu. O da:
– Kevser muazzam bir ırmaktır ki, Peygamberimiz (sav)'e bahşolunmuştur. Onun iki taraf sahili, içi boş halis inci üzerine bina kılınmıştır. Bu (mübarek) nehrin bardakları yıldız sayısıncadır, diye cevap verdi." (Sünen-i İbn-i Mace, Cild 10, Hadis No: 4305; İhyau Ulumi'd-din, Cild 4, Hadis No: 683, sayfa 952.)
(Sünen-i İbn-i Mâce, Cild 10, Hadîs No: 4306)
Manâ'sı: "Ebû Hüreyre (ra)'den rivâyet edildiğine göre, Peygamberimiz (sav) bir mezarlığa giderek kabristanda yatanlara şöyle selam verdi:
– Selam size ey mü'minler topluluğunun diyarında olanlar! Biz de inşallahu Teâlâ size katılacağız. Sonra Resûl-i Ekrem (sav):
– (Din) kardeşlerimizi (dünyada) görmüş olmayı çok arzu ederdim, buyurdu. Sahâbiler:
– Ya Resûlullah! Biz senin (din) kardeşlerin değil miyiz? dediler. O:
– Siz benim sahâbilerim (arkadaşlarım) siniz. Kardeşlerim de benden sonra gelen (mü'min) lerdir ve benhavuz üstünde sizin öncünüzüm, buyurdu. Sahâbiler:
– Yâ Resûlullah! Senin ümmetinden olup da henüz (dünyaya) gelmemiş olanları nasıl tanıyacaksın? diye sordular. O:
– Söyleyin bakayım, yağız ve doru at sürüsü içinde bir adamın sakar ve sekir atları bulunsa, adam kendi atlarını tanır olmaz mı? diye sordu. Sahâbiler:
– Evet (tanır) dediler, Resûl-i Ekrem (sav):
– İşte onlar da kıyâmet günü abdest izinden dolayı yüzleri, kolları ve ayakları nurlu olarak gelirler, buyurduktan sonra:
– Ben havuz üstünde sizin (ve onların) öncüsüyüm, buyurdu. Daha sonra (buyruğuna devamla):
– Bir takım adamlar kayıp devenin (sudan) kovulduğu gibi benim havuzumdan muhakkak kovulacaklar. Ben (onlara hitaben) dikkat ediniz, buraya geliniz, diye onları çağıracağım, fakat (bana):
– Onlar senden sonra muhakkak (dinde) değişiklik yaptılar, denilecek ve onlar geri dönmeye devam edecekler. Ben de haydin uzaklaşın, uzaklaşın diyeceğim", buyurdu. (Sünen-i İbn-i Mace, Cild 10, Hadis No: 4302; Sahih-i Buhari Tecrid-i Sarih, Cild 7, Hadis No: 1067.)
Bir insanın alnı ve dört ayağı beyaz bir atı kaybolsa ne kadar da uzakta görse tanır. Ben ümmetimi yarın mahşerde abdest azalarından,onun nurundan öyle tanırım. Onları ne kadar da uzakta görsem diye buyuruyor. Her yeri siyah, sarı veya kırmızı alnı beyaz dört ayağı beyaz ne kadarda uzakta görülürse hemen tanınır. Ben de öyle tanırım diyor. Allah'ım Peygamberimiz (sav) bizi de öyle tanımak, tanıtmak nasip eylesin (amin).
(Sûre-i Kevser, Âyet 1-3)
Meâl'i: "(Yâ Muhammed!) Biz sana kevser ırmağı gibi verdik. Onun için Rabbine kulluk et ve kurban kes. Asıl sonu kesik olan, şüphesiz seni kötüleyendir."
(İhyau Ulûmi'd-din, Cild 4, Hadîs No: 684, Sayfa 952)
Manâ'sı: "Enes bin Malik (ra)'den Resûl-i Ekrem:
– Cebrail (as) ile cennette gezerken bir nehir ile karşılaştık. "Bu nedir?" diye Cebrail'den sordum. Cebrail:
– Bu, rabbinin sana verdiği kevserdir, dedi. Ve eli ile suya vurdu. Bir de baktık ki nehrin yatağı yani toprağı iyi kokulu misktendir." (Tirmizi, Sahih ve hasen dedi.)
(Sünen-i Tirmizi, Cild 4, Hadîs No: 2560)
Manâ'sı: "Semûre (ra) den rivâyet edilmiştir, dedi ki: Resûlullah (sav) şöyle buyurdu:
– Her Peygamberin bir havuzu vardır ve Peygamberler, hangisinin su içmeye geleni daha fazla olursa (bununla) iftihar ederler ve ben, su içmeye geleni en çok olan olacağımı ümit ediyorum."
(Sahih-i Buhari, Tecrid-i Sarih, Cild 4, Hadîs No: 607)
Manâ'sı: "Ebû Hüreyre (ra) den Nebi (sav)'den naklederek şöyle rivâyet edilmiştir:
Nebi (sav) buyurmuştur ki:
– Evimle minberim arasındaki saha, cennet bahçelerinden bir bahçedir. Minberim de (bana bahsedilen kevser) havzımın üzerinde (kurulmuş bulunmaktadır)" (Müslim'de rivayet etmiştir.).
(Sünen-i Tirmizi, Cild 4, Hadîs No: 2665)
Manâ'sı: "Enes bin Malik (ra)'den rivâyet edilmiştir. Dedi ki: Resûlullah (sav)'e "kevser nedir?" diye soruldu. Resûl-i Ekrem buyurdu ki:
– O Allah'ın bana verdiği, yani cennette bir nehirdir ki sütten daha beyaz ve baldan daha tatlıdır. (Muhtar'ül-Ehadisin-Nebeviyye, Hadis No: 897, sayfa 474.) O nehirde bir takım kuşlar vardır ki, boyunları deve boyunları gibidir. Ömer (ra):
– Şüphesiz bunlar besili kuşlardır, dedi ve bunun üzerine Resûlullah (sav):
– Onları yiyecek olanlar, onlardan daha besilidir", buyurdu.
Demek ki cennette kuş etleri yiyeceğiz. Yine Kur'ân-ı Kerim'de "pişmiş kuş etleri gelir" (Sûre-i Vakıa, Âyet 21.) "kendileri ve aileleri sedirlere yaslanırlar, orda yerler." (Sûre-i Yasin, Âyet 56.)
(Kenzü'l-İrfan, Hadîs No: 163)
Manâ'sı: "Ashabıma ihtiram ile şan ve şerefimi muhafaza eden kimse cennetteki havuzumda su içer; yani etmeyen içmez. Zira dinimizin esası bulunan âyet-i kerime ve ahadis-i şerife onlardan rivâyet olunduğu cihetle onlara isnad-ı fısk (fasıklık isnadı) ancak din-i mübinin ibtaline (ortadan kaldırılmasına) teşne (çok istekli) olan bir zındıktan beklenir" (Münâvi Künûzü'l-Hakâik, sayfa 140.).
(Sûre-i Bakara, âyet 154)
Meâl'i: Allah yolunda öldürülenlere (şehidlere) ölüler demeyin. Bilakis onlar diridir, lâkin siz bilmezsiniz.
(Sûre-i Â'li İmran, âyet 169)
Meâl'i: Allah (cc) yolunda öldürülenleri sakın öldü sanmayın, bilakis onlar diridirler. Allah'ın lütuf ve kereminden kendilerine verdikleri ile sevinçli bir halde Rabb'ları yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar. Arkalarından gelecek ve henüz kendilerine katılmamış olan şehid kardeşlerine de hiçbir keder ve korku bulunmadığı müjdesinin sevicini duymaktadırlar.
(Sûre-i Nisâ, Âyet 69)
Meâl'i: Kim Allah'a ve Resûl'e itaat ederse işte onlar Allah'ın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddıklar, şehidler ve salih kişilerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır.
(Hadîs-i Şerîf, REH No: 2612)
Manâ'sı: Şehidler cennet kapısında parlak bir nehrin üstündeki yeşil bir kubbede barınırlar. Sabah, akşam yiyecekleri kendilerine getirilir.
Allah yolunda ölenler ölmemiştir, kabirlerinde Rabb'ıları tarafından rızıklandırılırlar. (Sûre-i Â'li İmran, Âyet 169.)
(İmam-ı Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, sayfa no: 250)
Manâ'sı: Kim hasta olarak ölse, (karın hastalığından) şehid olarak ölmüş olur. Kabir fitnesinden korunur. Sabah akşam cennetten ona rızk getirilir. (İbn-i Mâce ve Beyhaki Ebû Hureyre'den rivâyet etmiştir.)
(Hadîs-i Şerîf, REH No: 2613)
Manâ'sı: Şehidler Allah katında, yakuttan yapılmış minberler üstünde, kendi gölgesinden başka hiç bir gölgenin olmadığı günde Allah'ın Arş'ının gölgesinde misk üzerinde olacaklardır. Rabb'imiz onlara:
– Nasıl size verdiğim sözde durdum, doğru söyledim değil mi? diye soracak; Onlar da:
– Evet ey Rabb'imiz!, diye cevap verecekler.
(Hadîs-i Şerîf, REH No: 1061)
Manâ'sı: Şehidlerin en faydalı olanı ön safta çarpışanlardır ki şehid düşünceye dek yüzlerini düşmandan çevirmezler. İşte onlar cennetin en güzel köşklerinde yaşarlar. Allah onlara tebessüm eder. Bir yer de Rabb'in kuluna tebessüm etti mi? Artık ona hesab yoktur.
(Hadîs-i Şerîf, REH No: 1649)
Manâ'sı: Cennette öyle bir köşk vardır ki etrafı kalelerle ve yeşilliklerle çevrilmiştir. Ayrıca beş bin de kapısı vardır; orada ancak Nebî, Sıddık, şehid ve adil hükümdar (olanlar) barınır.
(Hadîs-i Şerîf, REH No: 3657)
Manâ'sı: Onları (şehidleri) kanları ile sarın. Çünkü Allah için meydana gelen her yaralı kıyâmette rengi kan rengi, kokusu da misk kokusuna dönüşen, kanları ile gelecektir.
(Hadîs-i Şerîf, REH No: 4630)
Manâ'sı: Gördünüz ya, ondan yüz çevirmedim. Çünkü iki melek gördüm. Cennet meyvalarından (şehid olarak ölenin) ağzına veriyorlardı. Onun aç olarak öldüğünü bundan farkettim.
(Hadîs-i Şerîf, REH No: 5815)
Manâ'sı: "Şehidin kanı yerde kurumadan onu, iki zevcesi yavrularını yitirmiş iki kuş gibi gelip kaparlar ve yerin en yüksek tepesine çıkarırlar, ellerinde dünya ve içindekilerden daha güzel ve göz alıcı bir elbise olduğu halde (onu) karşılarlar" (İmam-ı Celâleddin Es-Süyûtî, sayfa 331.)
Peygamberimiz (sav)'in ashâbından birisi:
– Yâ Resûlullah ben ölürsem bana bir hanım verirler mi?
Peygamberimiz (sav):
– Evet verirler, dedi. Yine sordu:
– Bir de deve verirler mi?
Peygamberimiz (sav):
– Evet verirler, çünkü o ashâb çok fakirdi, evlenmemişti. Deveyi de çok seviyordu. Harbte o ashâb şehid düştü, herkes acıdı. Fakat Peygamberimiz (sav) gülüyordu:
– Yâ Resûlullah niçin güldün? dediler.
Peygamberimiz (sav):
– İki huri kızı kendisine zevce olarak geldiler, bir de deve getirdiler. Devenin önüne bir huri kızı ortaya kendi arkaya da bir huri kızı binip kendini araya aldılar, öylelikle götürdüler, ona güldüm, buyurdu.
Yukarıdaki Hadîste de iki zevcesi dediği iki huri kızı onun cennette ailesidir.
(İmam-ı Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, sayfa 331)
"Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:
Şehid cennetteki iki hanımı tarafından karşılanmadan, yer onu kurutmaz. Sanki bir alandaki iki kuş gibi kanatlarını ona gölgelik yaparlar. Her birinin elinde dünya ve içindekilerden daha hayırlı bir elbise var" (İbn-i Mâce, Ebû Hureyre (ra)'den rivâyet etmiştir.).
(İmam-ı Celâleddin Es-Süyûtî, Kabır Alemi, Sayfa 331)
"Şehid kanından akan ilk damla, hayatında yaptığı her kötülüğe karşı kefaret olur. Cennet huri'l-iynlerinden iki hanımı yanına iner. Yüzünden toz toprağı silerler. Sonra o cennet bitkisinden olan, insan dokuması olmayan yüz kaftan giydirilir. Hepsi iki parmak arasını doldurmaz." (Taberani, Bezzar, Beyhaki, Diriliş konusunda Yezid bin Secere (ra) rivâyet etmiştir.)
Ölenler mezarda insanları çıplakmı görürler ?
(Hadîs-i Şerîf, REH No: 4348)
Manâ'sı: "Şehidin Allah katında hurilerden iki hanımı vardır ki bunların güzelliklerinden ötürü bacak kemiklerinin ilikleri yetmiş elbisenin ardından (rahatça) görülebilir."
Japonlar zamanımızda elbisenin içini gösterip elbiseyi göstermeyen gözlük yaptılar. Bu gözlük dünyaca yasaklandı. Fabrikayı da iptal ettiler. Yine ölenler mezarda insanları çıplak, elbisesiz olarak görürler. Onun için kadınların mezarlığa gitmeleri doğru değildir. Yalnız mezarlıkta büyük bir evliya, büyük bir zat(yatır) varsa kadınlar mezarlığa değil de, o büyük zatı uzaktan ziyarete giderler. Onda bir mahzur yoktur. Mezarlığın içinde öyle büyük bir zat, büyük bir evliya yatmıyorsa kadınların mezarlığın içine girmeleri, yaklaşmaları, doğru değildir. Ben Bilâl Babam ve annem ile birlikte dedemin kabrine gittik. Kabre tahminen 50-60 metre kadar kalınca babam anneme:
– Sen buradan ileri geçme, dedi. Annem orada kaldı, biz de dedemin kabrinin yanına gelip hepimiz sessizce Kur'ân okuduk. Sonunda duasını yaptık. Babam: "Rızaen lillahil Fatiha" deyince hepimiz Fatiha sûresini okuduk. Sonra kendi diz çöküp yüksek sesle Kur'ân-ı Kerim'i ezberden okudu. Biz de dinledik. Bilâl Babamın bu kabir ziyâreti her kurban bayramında olurdu. Oraya gidenlerle birlikte Kur'ân okur, dua ederlerdi.
(Sünen-i İbn-i Mâce, Cild 7, Hadîs No: 2799)
Manâ'sı: El-Mikdâm bin Madikerib (ra)'den rivâyet edildiğine göre Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:
Allah katında şehid için altı haslet vardır. Dökülen ilk kanı ile beraber günahları bağışlanır. Cennetteki mevkii kendisine gösterilir, kabir azabından korunur, en büyük korkudan emin olur, iman hullesi (elbisesi) kendisine giydirilir. Huri'l-iyn ile evlendirilir ve akrabalarından yetmiş (müslüman) insan hakkında şefâat etmesi kabul olunur. (İmam-ı Celâleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, sayfa 304.)
Huri'l-iyn cenneti naimdedir. Bilâl Babam, didarı ve gurbiyet cenneti, en üstün cennet, cenneti naimdir, buyuruyor. Bütün cennet ehli, o hurilere dayanamaz. Her sofra duasında elini kaldırıp dua ederken "ve zevvicna bi huri'l-iyn" diye hocalar dua ediyor. Herkes de amin diyor. Manâsı: Ya Rabbi bize (zevce) hanım olarak huri'l-iyn nasip eyle demektir.
Demek ki Cennet-i Naim'in içindeki hüri'l-iyn, Allahu Teâlâ' nın cemâlinden, gurbiyyetinden ve Peygamberimiz (sav) komşuluğundan başka hepsinden büyük bir nimet imiş (Kitabımızda geniş açıkladık).
(Sahîh-i Buhâri, Tecrid-i Sarîh, Cild 8, Hadîs No: 1192)
Manâ'sı: "Ebû Hüreyre (ra)'den şöyle dediği rivâyet olunmuştur. (Bir kere) Resûlullah (sav):
– Allah iki kişiyi rızasıyla karşılar ki onlar biri öbürünü öldürüp cennete giren iki kimsedir. dedi. Ashâb taaccüb ederek:
– Yâ Resûlullah! Hem öldüren, hem ölen ikisi birden nasıl cennete girer? diye sordular da Resûlullah:
– Şu (müslüman) Allah yolunda çarpışarak şehid düşer (de cennet'e girer.) Sonra Allah öldürene hidâyet eder. (O da müslüman olur. Allah yolunda cihad eder) o da şehid düşer, diye cevap verdi."
(Sahîh-i Müslim, Cild 6, Hadîs No: 103 (1876)
Manâ'sı: "Ebû Hüreyre (ra) dedi ki: Resûlullah (sav) şöyle buyurdu:
Yüce Allah kendi yolunda, (cihada) çıkan kimseye "Onu evinden çıkaran kuvvet sırf benim yolumda cihad için, sırf bana iman için ve sırf peygamberimi tasdik için çıkarırsa onu cennete koymaklığımı yahut nâil olduğu sevab ve ganimetle içinden çıkmış olduğu evine salimen döndürmekliğimi ona kat'i teminat vermişimdir diye tekeffül etti.
Muhammed'in nefsi elinde olan Allah'a yemin ediyorum ki Allah yolunda açılan her bir yara kıyâmet gününde muhakkak yeni açıldığı andaki şekli üzere gelecekdir; rengi kan rengi, fakat kokusu; misk kokusudur (Hadîs-i Şerif, REH No: 3657.).
Muhammed'in nefsi elinde olan Allah'a yeminle söylüyorum, müslümanlar üzerine meşakkat verecek olmasaydım. Allah yolunda gaza eder, hiç bir seriyye'nin (ordu birliğinin) ardından ebediyyen oturmazdım, geri kalmazdım. Lâkin ben bir genişlik ve bolluk bulamıyorum ki! Onların hepsini (bineklere) yükleyeyim. Onlar da bir bolluk bulamıyorlar! Ve bu sebeplerden dolayı onların cihadda benden geri kalmaları onlar üzerine ağır bir meşakkat verir.
Muhammed'in nefsi elinde olan Allah'a yemin ediyorum ki, Allah yolunda gaza edip öldürülmemi, sonra gaza edip öldürülmemi, sonra gaza edip öldürülmemi ne kadar arzu ederdim." (Sünen'ün-Neseî, C. 3-4, Hadis No: 2004; Sahih-i Buhâri Tecrid-i Sarih, C. 8, Hadis No: 1185.)
Bir insan, hakkıyla Allah (cc) için harb ederse; o kimse ya şehid olur cennete girer; ya da evine çoluk çocuğunun içine salimen dönmesine teminat veririm, buyuruyor. Demek ki, hakiki müslüman esir olmaz, esir olsa da yine memleketini evini bulur. Bunu Allahu Teâlâ garantiliyor. Peygamberimiz (sav)'in ashâbından esir düşen bir adamın babası Peygamberimiz (sav)'e geldi yalvardı:
– Oğlum kurtulsun gelsin, dedi. Peygamberimiz (sav), kendisine şu şu duaları oku deyince babası okudu. Çocuğu bir gün bir sürü koyunla geldi. Babası:
– Bu koyunlar ne? dedi. Çocuk:
– Benim esir düştüğüm falan memleketin reisi, rüyasında Peygamberimiz (sav)'i görmüş, benim için o çocuğu serbest bırak hem de bir sürü koyun ver demiş. O da beni serbest bıraktı. Bir sürü de koyun verdi. Adam Peygamberimiz (sav)'in yanına geldi:
– Yâ Resûlullah, oğlum geldi, bir sürü de koyun getirdi, dedi. Peygamberimiz (sav) o adama:
– Sana tarif ettiğim duaları ne kadar okudun, buyurdu. O adam:
– Yâ Resûlullah senin dediğinin iki mislini okudum. Peygamberimiz (sav):
– Okuduğunun yarısı oğlunu kurtardı, sana kavuşturdu. Yarısı da bir sürü koyun yanına kattı, diye buyurdu.
"Allah'a yemin ediyorum ki müslümanlar üzerinde meşakkat verecek olmasaydım, Allah yolunda harb eden hiçbir asker ile ordunun gerisinde onlara katılmaktan geri kalmazdım".
Çünkü Peygamberimiz (sav) kendileri ile gidince onlar ne kadar yorgun olsalar Peygamberimiz (sav)'in yanından ayrılmazlardı. Peygamberimiz (sav), her ne kadar "gidin rahat edin" dese de onlar giderler. Yine gözlerini Peygamberimiz (sav)'den ayırmaz, yatmaz, uyumaz. Onu uzaktan takip ederlerdi. Ben de ashâba meşakkat sıkıntı oluyor diye harbe gitmiyorum. Yoksa her harbe katılırdım, demektir.
"Allah'a yemin ederim ki harb etmeyi orada şehid düşmeyi, sonra dirilmeyi, tekrar başka harpte şehid düşmeyi, ne kadar çok arzu ederdim", buyurdu.
Yazıklar olsun; Peygamberimiz (sav) harb etmek, can yakmak için değil, âlemlere rahmet için geldi.
Âlemlere rahmet olan can yakmaz diyenlere:
Allahu Teâlâ cehennemde ebedi milyarlarca sene vücudunu, canını yakıyor. Sen ise harpte vurup bir anda öldürüyorsun. Hem de o vurduğun Allah (cc)'ın emri, onun emrini yerine getiriyorsun. Peygamberimiz (sav), bundan kaçar mı? Bir kâfir memleketi harpte alınır. Küfür, şirk gider, yerine İslâm gelir. İşte âlemlere rahmet geldi. Oradan da zulûmat, küfür, şirk ve benzeri kötülükleri gitti. İbadet, taat, ameli salih, rahmet geldi."
(Kütüb-i Sitte, Cild 5, Hadîs No: 1022)
Manâ'sı: "Sehl-ibn-i Huneyf (ra) anlatıyor. Resûlullah (sav):
– Kim sıdk ile Allah'tan şehid olmayı talep ederse yatağında ölmüş bile olsa Allah onu şehidlerin derecesine ulaştırır." (Müslim, Cihad, 156-157 (1908-1909); Ebû Dâvud, Salât 361 (1520); Tirmizi, fedailü'l cihad 19, (1653); Neseî, Cihad 36 (6, 36); İbn-i Mâce, Cihad 15 (2797).)
Hz. Halid (ra) şehid olmadı, yatağında öldü, vasiyeti şudur: "Ömrümde yüz küsûr harbe girdim. Vücudumda yara almadık bir karış yer kalmadı. Ben istiyordum ki, Halid cephede al kanlar içinde şehid düşsün. Ne yazık ki, ayağı bağlı deve gibi kendi yatağımda, kendi döşeğimde, çoluk çocuğumun içinde ölüyorum. Yazıklar olsun islamiyet uğrunda, fedakârlık gösteremeyenlere" dedi. Ruhunu teslim etti. (Kitabımızda Cild 2, sayfa 453'e bak)
(Kütüb-i Sitte, Cild 5, Hadîs No: 1011)
Manâ'sı: İbn-i Ebî Umeyre (ra) anlatıyor, Resûlullah (sav) buyurdular ki:
"Allah yolunda öldürülmem; bana bütün evlerde ve çadırda yaşayanların benim olmasından daha sevgilidir." (Neseî, Cihad 30, (6, 33).)
(Kütüb-i Sitte, Cild 5, Hadîs No: 1012)
Manâ'sı: "Hz. Mugire (ra) dedi;
"Peygamberimiz (sav), Rabbimizin risaletini getirmiştir. Bir de bize bildirdi ki, bizden kim öldürülürse cennetlik olacaktır. Bu sebeple biz ölümü sizin hayatı sevdiğinizden daha çok seviyoruz". (Buhari, Cizye 1, Tevhid 46, (Buhâri, kitabü't-Tevhid'de muallak olarak kaydetmiştir. Rezîn olarak kaydeder.)
Hz. Halid (ra) Bizans ordusu ile karşılaştı. Bizans Kumandanı Hz. Halid (ra)'e:
– Sizinki ne akıl arkada bir avuç silahlı asker yok. Bizim silahlarımız gibi değil. Siz harbi mi bilmiyorsunuz? Bozulup yok olacağınızı mı idrak edemiyorsunuz? Bir hücuma kalksam bir anda hepinizi yok ederim. Hz. Halid (ra):
– Sizin karşınızda öyle bir ordu var ki, sizin yaşamayı sevdiğinizden fazla, ölmeyi, şehid olmayı seviyor. Sizden bir kişi ölürse on tanesinin morali kırılır. Çünkü yaşamak istiyor. Bizden biri şehid düşerse on tanesi intikam almak ister. Hem intikam almak ister, hem de benden evvel şehid düştü, ben de şehid düşeyim der. Hiç kimsenin yaşama aklına gelmez. O, harb başlarsa belli olur, dedi. Harb ettiler, Konstantin ordusunu kırıp, bozup dağıttılar. Geri püskürttüler.
Yavuz Sultan Selim, İran'lıların silahı, sayısı, kuvvetli çok fil orduları var. Askerin bazısının morali kırıldı. Yavuz Sultan Selim cum'a namazını kendi kıldırdı, cuma hutbesini, beylere dönerek:
– Dünyanın en güzel kızları sarayımda beni bekliyor. Hepinizden gencim. Param, servetim hepinizinkinden çok. Hiçbirinizin cariyesi, malı, serveti, hükmetmesi benimkinin zerresine yetişemez. Ben bunların hepsini bir tarafa bırakıp Allah için harb edeceğim. Ya öleceğim ya öldürüleceğim. Hiç birinize minnet etmiyorum. İsteyen geri dönebilir, er olan benimle gelsin. Er olmayan başına kadın yağlığı (baş örtüsünü) bağlasın, dönüşte yemeğimizi pişirsin. Ben hutbeden inince atıma binip tek başıma hücum edeceğim, dedi. Camiden çıkar çıkmaz, ata bindi, hücum etti. Bütün asker, kumandanlar hepsi de kendisi ile beraber hücum etti ve zaferi kazandılar.
Yavuz Sultan Selim Mısır'ı alınca küpeli erkekleri gördü, "Bu nedir?" diye sordu. Onlar:
– Köledir, hizmetçidir; belli olsun diye kulaklarına küpe taktık. Bunları kim görürse köledir, der. Köle olmayanlar hür insanlardır, dediler. Yavuz Sultan Selim hemen kulaklarını deldirdi ve küpe taktı.
– Niçin böyle yaptın?, denilince:
– Asıl köle benim. Allah (cc)'ın kölesiyim. Allah (cc) ve Resûlullah (sav)'ın dediğinden bir milim ayrılmam. Peygamberimiz (sav)'in izini adım adım takip ederim, onlara köleyim. Buna nişane olarak da siz köleye küpe takıyorsunuz, ben de kulağıma küpe takıyorum, buyurdu.
Bu hadiste aynısını söylüyor. Sizin yaşamayı sevdiğinizden biz ölümü fazla seviyoruz. Hakiki iman sahibi olup buna tam inanırsa niçin ölümden korksun, niçin harbten geri dursun. Demek ki; O harbi kendisine yaptıran, ona herşeyini terk ettiren, ölümü yaşamadan fazla sevdiren, Allah'a imandır. Orayı arzu ediyor. Kalbinde zerre kadar şek ve şüphe yoktur. Harb etmiyorsa, harbten geri duruyorsa, yaşamayı istiyorsa, demek ki, tam inanamamış kalbinde şek ve şüphe var demektir.
(İmam-ı Celaleddin Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, sayfa 401)
"Şehidler üç gruptur: Allah katında derecesi en düşük olan o adam ki malını canını ortaya kor, ölmek ve öldürülmek istemezken ona bir ok isabet eder, ondan akan ilk kan damlasıyla, Allah onun bütün günahlarını affeder. Sonra Allah gökten bir cesed indirir, ruhunu içine kor. Sonra Allah'ın huzuruna kaldırılır. Hangi gökten geçerse, melekler onu teşyi ederler. Tâ Allah'ın huzuruna varır. Vardığında hemen secdeye kapanır. Sonra, "ona atlas kumaştan yetmiş hulle giydirin" diye emir verilir. Sonra onu diğer şehid kardeşlerinin yanına götürün, denilir. Onların yanına getirilir. Onlar cennetin kapısında yeşil bir kubbe altındadırlar. Onlara rızıkları cennetten verilir.
O şehidlerin yanına vardığında siz memleketinizden gelen misafirden sorduğunuz gibi filan kişi ne yaptı, diye sorarlar. O iflas etti der. Onlar:
– O ne yaptı ki? O iyi bir tüccardı. Biz sizin müflis saydığınızı müflis saymıyoruz. Esas müflis amelce müflis olandır, derler.
– Sonra filan kişi filan hanımına ne yaptı, diye sorarlar.
O;
– Onu boşadı der. Onlar: Aralarında ne geçti ki, onu çok seviyordu, derler. Onlar:
– Filan ne yaptı derler, O:
– O, benden çok önce öldü, der. Onlar:
– Demek o helâk oldu. Biz onun öldüğünü işitmedik.
Allah'ın iki yolu vardır. Biri yanımızdan geçer. Diğeri de onun zıt istikâmetinde gider. Allah bir kula iyilik dilerse, onu yanımızdan geçirir, ne zaman öldüğünü biliriz. Bir kula da şer dilerse, onu başka tarafa götürür, onun haberini işitmeyiz, derler".
Demek ki; ölmüş cehennemlik olmuş, haberimiz yok.
(Sünen-i Tirmizi, Cild 3, Hadîs No: 25 (1716))
Manâ'sı: "Muhammed bin el-Münkedir'den rivâyet edilmiştir, dedi ki:
– Selman El-Farisi Şurahbil (Kitabımızda meşhur Çin tarafına gönderilen ordunun başkumandanı. Burada da cephede harpte konuştukları anlaşılıyor.) bin Es-Simt'e uğradı. Şurahbil kendine ait (vazifeli bulunduğu) bir tabyada bulunmakta idi. Kendisi de adamları da güç durumda idiler. Selman dedi ki:
– Ey Simt'in oğlu! Sözüme kulak ver! Resûlullah (sav)'den işittiğim bir hadisi sana anlatayım mı? Şurahbil:
– Evet, anlat, dedi. Selman dedi ki:
– Resûlullah (sav)'den işittim; şöyle buyurdu:
– Allah yolunda (savaşta) düşmana karşı bir günlük istihkam nöbeti bir ayın siyam (oruç)'undan ve kıyam (gecelerinin ihyasın)dan daha faziletlidir. Belki de daha hayırlıdır, buyurdu. Ve her kim bu nöbette ölürse kabir fitnesinden korunur ve onun ameli kıyâmete kadar nemalandırılır (artırılır)."
(Kütüb-i Sitte, Cild 5, Hadîs No: 1013)
Manâ'sı: "Ebû Katâde (ra) anlatıyor: "Bir adam sordu:
– Ey Allah'ın Resûlü, Allah yolunda öldürüldüğüm takdirde, bütün hatalarım örtülecek mi? Resûlullah (sav):
– Evet, sen sabreder, mükâfaat bekler, geri kaçmadan ileri atılır vaziyette olduğun halde öldürülürsen diye cevap verdi. Ve adama sordu:
– Nasıl sormuştun?
Adam sorusunu aynen yeniledi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (sav) sözlerini şöyle tamamladı:
– Evet, (kul) borcu hariç, bütün günahların affedilecek. Zira Cebrâil bu hususu bana haber verdi!" (Müslim, İmaret 117, (1885); Muratta, Cihad 31, (2, 461); Neseî, Cihad 32 (2, 33); Kenzü'l-İrfan, Hadis No: 297; İbn-i Mâce, Cihad 10; Kütüb-i Sitte, C. 5, Hadis No: 1014; Hadîs-i Şerif, REH No: 2610.)
(Kütüb-i Sitte, Cild 5, Hadîs No: 1015)
Manâ'sı: "Fudâle ibn-i Ubeyd anlatıyor: Hz. Ömer (ra)'den dinledim. Hz. Peygamber'den işittim diyerek şu hadisi rivâyet etti:
Dört çeşit şehid vardır:
1. İmanı kavi mü'min kişi düşmanla karşılaşır, öldürülünceye kadar Allah'a sadık kalır. İşte bu, kıyâmet günü insanların gıpta (imrenme) ile gözlerini kaldırıp bakacakları gerçek şehiddir. Bunu yaparken başını kaldırır ve kalansuvesi yere düşer (Fudale der ki:)
– Bu Hz. Ömer'in kalansuvesi mi idi, yoksa Resûlullah (sav)' ın kalansuvesi mi idi anlayamadım.
2. İmanı sağlam (ancak önceki kadar şecaat sahibi olmayan) bir mü'min düşmanla karşılaşır. korkudan vücudu talh ağacının dikeni batmış gibi titrer. Bu sırada gelen serseri bir ok darbesiyle hayatını kaybeder. Bu ikinci derecede bir şehiddir.
3. İyi amelle, kötü ameli karıştırmış mü'min kişi, düşmanla karşılaşır. Bu karşılaşma esnasında (sabır ve şecaatte, şehidliğin mükâfaatını beklemekte Allah'a sadık kalır. Öldürülünce bu üçüncü mertebede bir şehid olur).
4. Günahkâr bir mü'min düşmanla karşılaşır, ölünceye kadar Allah'a sadık kalır. Bu da dördüncü derecede bir şehid olur." (Sünen-i Tirmizi, Cild 3, Hadis No: 1695.)
(Kütüb-i Sitte, Cild 5, Hadîs No: 1025)
Manâ'sı: "Ebu'n-Nasr (ra) anlatıyor: Resûlullah (sav) Uhud şehitlerine uğradı ve:
– İşte bunlar var ya, bunlar için şehadet ederim, dedi. Ebû Bekir (ra):
– Ey Allah'ın Resûlü, biz onların kardeşleri değil miyiz? Onlar nasıl müslüman oldularsa biz de müslüman olduk. Onların cihad etmeleri gibi biz de cihad ediyoruz! dedi. Resûlullah şu cevabı verdi:
– Evet (söylediğiniz hususlar doğru), ancak benden sonra ne gibi bid'atlar çıkaracağınızı bilemiyorum.
Hz. Ebû Bekir (ra) ağladı, ağladı ve sonra:
– Yani, biz senden sonraya mı kalacağız? (diye eseflendi)" (Muvatta, Cihad 32 (2, 461-462).).
Peygamberimiz (sav)'in hemen vefatından sonra bid'atların çıkmaya başlayacağına büyük delildir. O zaman da bid'at olursa bu zamanı düşün?
(Sünen-i Tirmizi, Cild 3, Hadîs No: 13 (1692))
Manâ'sı: "Ebû Hüreyre (ra)'dan Resûlullah (sav) buyurdu ki:
– Cennete girecek olan üçlerin birincisi bana gösterildi. Şehid, iffetli (namuslu, utangaç) kanaatkâr ve Allah'a ibadeti dürüst yapıp efendilerine sadık olan köledir.
(Kütüb-i Sitte, Cild 5, Hadîs No: 1018))
Manâ'sı: Râşid ibn-i Sa'd ashâba mensup birinden naklen anlatıyor: Bir zat Resûlullah'a gelip:
– Ey Allah'ın Resûlü, niye şehid dışında kalan mü'minler kabirde imtihan edilirler? diye sordu. Resûlullah şu cevabı verdi:
– Şehidin ölüm anında tepesinin üstünde kılıç parıltısını hissetmesi imtihan olarak ona kâfidir." (Sünen-i Neseî, Cild 3-4, Hadis No: 2055-2056.)
(Kütüb-i Sitte, Cild 5, Hadîs No: 1020)
Manâ'sı: "İbn-i Mes'ud (ra) anlatıyor. Resûlullah (sav) buyurdular ki:
"Rabbimiz, Allah yolunda savaşan şu kimseye taaccüb etmiştir. Arkadaşları hezimete uğrayıp kaçmıştır. Ancak o, (kaçmanın haram olduğunu düşünerek) kendisine düşen sorumluluğun idrakiyle geri dönerek öldürülünceye kadar düşmanla çarpışmıştır. Bunun üzerine Allah (cc) meleklere (iftiharla) şöyle der:
– Şu kuluma bakın, benim nezdimde olan (mükafaatı) düşünüp katımda olan (cezadan) korkarak geri döndü. Öldürülünceye kadar savaştı." (Ebû Dâvud, Cihad 38 (2536).)
Demek ki, harpten kaçmak harammış.
(Kütüb-i Sitte, Cild 5, Hadîs No: 1016)
Manâ'sı: "Yahya İbn-i Sa'id (ra) anlatıyor. Resûlullah (sav) (Bedir'de bizleri) cihada teşvik etti, cenneti hatırlattı. Bu sırada ensardan biri, elindeki hurmalardan yemekte idi. Birden:
– Ben şunları bitirinceye kadar oturacak olursam dünyaya fazla hırs göstermiş olacağım, dedi. Ve ellerindeki hurmaları fırlatarak kılıncını çekip öldürülünceye kadar savaştı." (Muvatta, Ciahd 42 (2, 466); Buhâri Megâzî, 17; Müslim, İmaret 145 (1901).)
(Sünen-i Tirmizi, Cild 3, Hadîs No: 1691)
Manâ'sı: "Enes ibn-i Malik (ra)'den rivâyet edilmiştir: Resûlullah (sav) buyurdu ki:
– Şehidlerin ruhları yeşil kuşlar şeklindedir. Cennetin meyvelerinden veya cennetin ağaçlarından tenavül ederler" (Sünen-i Ebû Dâvud, Cild 9, Hadis No: 2520; Sünen-i Neseî, C. 3-4, Hadis No: 2075; Sahih-i Müslim, Cild 6, Hadis No: 121 (1887); Sünen-i İbn-i Mâce, Cild 7, Hadis No: 2801.).
(Kütüb-i Sitte, Cild 5, Hadîs No: 1021)
Manâ'sı: "Abdü'l-Habîr İbn-i Kays ibni Sabit, İbni Kays, İbni Şemmâs an Ebihi an Ceddihi (ra) anlatıyor: Resûlullah (sav)'a Ümmü Halid adında bir kadın yüzü örtülü olduğu halde gelerek Allah yolunda öldürülmüş olan oğlu hakkında sormak istedi. Ashâbtan biri kadına:
– Sen yüzü örtülü olduğun halde gelip oğlundan mı soracaksın? dedi. Kadın:
– Oğlumu kaybetti isem de hayamı kaybetmedim, dedi. Resûlullah (sav) kadına:
– Oğlun iki şehid mükâfatı elde etmiştir, dedi. Kadın:
– Bunun sebebi nedir? Ey Allah'ın Resûlü? diye sorunca şu cevabı verdi:
– Çünkü onu Ehl-i Kitap öldürdü!" (Ebû Dâvud, Cihad 8 (2488); Hadis-i Şerif, REH No: 5390; Sahih-i Buhâri Tecrid-i Sarih, Cild 8, Hadîs No: 1189.)
Demek ki, ehl-i Kitap öldürürse, iki şehid sevabı alırmış.
(Kütüb-i Sitte, Cild 5, Hadîs No: 1024)
Manâ'sı: "Ebû Davud'un bir diğer rivâyetinde dediğine göre Resûlullah (sav)'a:
– Ey Allah'ın Resûlü, kim cennete gidecek? diye sorulmuş, o da şu cevabı vermiştir:
"Peygamber cennetliktir, şehid cennetliktir, çocuk (ken ölen) cennetliktir, diri diri gömülen çocuk cennetlikdir." (Ebû Dâvut, Cihad 27 (2521).)
Kâfirin çocuğu da olsa her anadan doğan müslümandır (Sûre-i Rum, Âyet 30; Sahih-i Müslim, Cild 8, Hadis No: 2658.) diyor.
Bunda da çocukken ölenin hepsi cennetliktir, buyuruyor.
(Kenzü'l-İrfan, Hadîs No: 302)
Manâ'sı: "Gurbette vefat eden şehiddir." (İbn-i Mâce, Cenâiz, 61.)
(Sünen-i İbn-i Mâce, Cild 7, Hadîs No: 2804)
Manâ'sı: "Ebû Hüreyre (ra)'den rivâyet edildiğine göre, Peygamberimiz (sav) (sahâbilere):
– Şehid hakkında siz kendi aranızda ne dersiniz? diye sordu. Onlar:
– (Şehidlik) Allah yolunda öldürülmektir, dediler. Peygamberimiz (sav):
– O zaman benim ümmetimin şehidleri cidden azdır. Kim Allah yolunda (cihadda) katledilirse, o kimse şehiddir. (Kim Allah yolunda ölürse o kimse şehiddir.) Karın ağrısıyla ölen kimse şehiddir ve vebâ hastalığıyla ölen kimse şehiddir, buyurdu.
Süheyl dedi ki: Ubeydullah bin Miksen Ebû Salih'ten bana rivâyet etti ve rivâyetinde:
"Suda boğulan şehiddir" ilavesinde bulundu (Ebû Dâvud ve Neseî'de rivâyet etmişlerdir.).
(Hadîs-i Şerif, REH No: 5393)
Manâ'sı: "Kim nefsini müdafaa ederken çarpışıp ölürse, o şehiddir. Kim malı uğrunda öldürülürse şehiddir. Kim ailesi uğrunda öldürülünceye kadar çarpışırsa o da şehiddir. Allah yolunda öldürülen de şehiddir."
(Kenzü'l-İrfan, Hadîs No: 300)
Manâ'sı: "Kesici aletlerle öldürülen Taun ve binaların yıkılması, yırtıcı hayvanların yemesi, suya gark olma (boğulma) ishal sebebiyle zâtu'l-cenb hastalıkları bunların hepsi vesile-i şehadettir, yani bunların biriyle vefat eden müslim cemaati şühedaya iltihak eder. (Şehid olur demektir)" (Buhâri, Cild 30; Müslim, İmare 164; Tirmizi, Cenâiz 65.).
(Kütüb-i Sitte, Cild 5, Hadîs No: 1023)
Manâ'sı: "Ebû Malik el-Eş'âri (ra) anlatıyor. Resûlullah (sav) buyurdu ki:
– Kim Allah yolunda evinden ayrılır, sonra da öldürülür yahut atı veya devesi (yere atıp) boynunu kırar, veya bir zehirli sokar, veya yatağında ölür ise, Allah'ın dilediği hangi musibetle ölmüş olursa olsun, şehid olarak ölür." (Ebû Dâvud, Cihad 15 (2499); İbn-i Mâce, Cild 7, Hadis No: 2797, Hadis-i Şerif, REH No: 5390, 2683.)
Bunların hangisi ile ölürse yatağında ölse bile şehiddir.
(Kütüb-i Sitte, Cild 5, Hadîs No: 1017)
Manâ'sı: "Hz. Berâ (ra) anlatıyor: Zırh giyinmiş bir adam gelerek:
– Yâ Resûlullah hemen savaşa mı katılayım, müslüman mı olayım? diye sordu. Resûlullah (sav):
– "Müslüman ol, sonra savaşa katıl" dedi. Adam müslüman oldu, savaşa katıldı ve öldürüldü. Resûlullah (sav) onun hakkında:
– Az bir amelde bulundu, fakat çok şey kazandı!" buyurdu.(1)
(Kütüb-i Sitte, Cild 5, Hadîs No: 1010)
Manâ'sı: "Hz. Enes (ra) anlatıyor: Resûlullah (sav) buyurdular ki:
– Cennete giren hiç kimse dünyaya geri dönmek istemez. Yeryüzünde olan herşey orada vardır. Ancak şehid böyle değil. O mazhar olduğu ikramlar sebebiyle yeryüzüne dönüp on kere şehid olmayı temenni eder.
Bir rivâyette şu ziyade mevcut. "... Şehid hariç o şehidlik sebebiyle mazhar olduğu üstünlükler ve kerâmetler sebebiyle... (dönmek ister)" (Buhâri, Cihad 5, 21; Müslim, İmaret 108, 109 (1877); Fedailü Cihad 13, (1643); Neseî, Cihad 30 (6, 32); Sünen-i Tirmizi, Cild 3, Hadis No: 1694, 1713; Muhtar'ül ehadisin-Nebeviyye, Hadis No: 1056.).
(Sünen-i İbn-i Mâce, Cild 7, Hadîs No: 2800)
Manâ'sı: "Cabir bin Abdillah (ra)'den şöyle demiştir:
(Babam) Abdullah bin Amr bin Haram (ra) Uhud (savaşı) günü şehid edilince Resûlullah (sav) (bana):
– Yâ Câbir! Allah (cc)'nin babana söylediği sözü sana haber vereyim mi? diye sordu. Ben:
– Evet (bildir) dedim. Resûl-i Ekrem (sav) buyurdu ki:
– Allah hicab (perde) ardından olmaksızın (şehidlerden) hiç kimse ile kat'iyen konuşmamıştır. Ve (lâkin) babanla perdesiz ve doğrudan doğruya (elçisiz olarak) konuştu ve ona:
– Ey (sevgili) kulum! Benden ikrâm iste, sana vereyim, buyurdu. Baban (da):
– Yâ Rabbim! (Arzum şudur) Beni diriltirsin, (dünyaya geri gönderirsin) ben de ikinci defa senin uğrunda şehid edilirim, dedi. Allah (cc) da:
– İnsanların dünyaya hiç dönmeyecekleri hükmü şüphesiz benim tarafımdan önceden verilmiştir, buyurdu. Baban:
– Yâ Rabbi! O halde (bizim durumumuzu) arkamda kalanlara ulaştır (bildir) dedi." Bunun üzerine Allah (cc) (Âli İmran, 169) Âyetinin tamamını indirdi".
(Muhtar'ül-Ehadisin-Nebeviyye, Hadîs No: 1292, sayfa 613)
"Taberani'den rivâyet edilmiştir.
Nebi ve Mürsel'ler ehl-i cennetin efendileridir. Şehidler, ehl-i cennetin önderidir. Kur'ân hafızları, ehl-i cennetin reisleridir."
(Muhtar'ul-Ehadisin-Nebeviyye, Hadîs No: 1392, sayfa 642)
"Buhâri'den rivâyet edilmiştir:
Kıyâmet günü önce Peygamberler şefâat edecek... Sonra âlimler... Sonra şehidler..."