ŞEHİD'İ HÜKMî

 

 Şehidlerin cenazesi nasıl yıkanır ?

            (Fetâvâyı Hindiyye, Cild 1, Sayfa 555)

            Şehidin üzerinde bulunan fazla elbiseler çıkarılır, şayet noksan ise, fazlalaştırılarak kefen, sünnet üzere tamamlanır. "Kâfide de" böyledir.

            (Cephede ölen şehid değil, hükmen veya evinde öldürülen de öyledir. Bilâl Babam buyurdu:

            "Benim çocukluğumda bizim köyde gavur eşkiyaları tarafından vurularak öldürülen adamı yıkadılar, kefenlediler, cenaze namazını kılıp defnettiler. Bunu yapanlar çok âlim adamlardı.")

            Ölü için yapıldığı gibi, şehid için de "hanut" (bir nevi güzel koku) yapılır. "Bahrü'r Râık'ta" da böyledir.

            Şehid, cünup olarak ölmüşse, çocuk veya deli ise İmam Ebû Hanife (ra)'ye göre yıkanır. "Tebyin'de" de böyledir.

            Kezâ, hayızlı veya nifaslı iken öldürülen kadınlar da yıkanırlar. "Kafi'de" de böyledir.

            Ancak, kadın bir veya iki gün kan gördükten sonra öldürülmüş olursa, bil-icmâ yıkanılmaz. "Hidâye Şerhi Aynî"de de böyledir.

            (Yaralandıktan sonra) yemek, içmek, uyumak, tedavi olmak veya, harp meydanından sağ olarak ayrılmak gibi bir takım şeylerle, bir müddet vakit geçiren kimseler, (bu müddet içinde hayatta kalmış oldukları için) şehid hükmünde olmalarına rağmen, cenazeleri yıkanılır. Bu durumdaki kimselere "mürtes" denir.

            Harpte yaralanan bir kimse, harbin sonunda alışveriş yapar veya çokça konuşursa, "mürtes" sayılır. Harp sona ermeden, bu kimseler mürtes sayılmazlar. "Tebyin'de" de böyledir.

Savaşta yaralanan bir kimse, dünyevî şeylerden biri ile vasiyet ettikten sonra, şehid olursa, bu şehidin cenazesi yıkanır.

            Bir kimse, şehirde öldürülür de, zulmen öldürülüp öldürülmediği bilinmezse, cenazesi yıkanır ve namazı kılınır. "Kenz Şerhi Aynî'de" de böyledir.

            Keza, yaralandıktan sonra, yerinden kalkan veya başka tarafa dönen ve sonra şehid olan kimsenin de cenazesi yıkanır. "Hulâsa' da" da böyledir.

            Bu meselenin esası şudur. Bir kimse, harbilerle, bağilerle veya yol kesenlerle savaştığı zaman, düşman tarafından öldürülünce, ölüm ister bil-fiil olsun, ister bir sebebe bağlı bulunsun, bu kimse şehiddir. Ölümü düşmana izafe edilmeyen kimse ise, şehid değildir. "Muhiyt'te" de böyledir.

           
Şehidler kaç çeşittir?
 Şehid üç çeşittir:

            1. Gaffar elinden şehid, yani Allah elinden şehid demektir.

            Şehidler hakkında Bilâl Babama sordular:

            – Kimler şehid olabilir, kimler olamaz? Bilâl Babam uzun boylu tafsilatıyla anlattı. Buyurdu ki:

            – Peygamberimiz (sav) buyuruyor: "Üç kimsenin görünüşüne değil esas yaptığı işe bakılır. Görünüşü kötü olan, kötü denilmez. İyi olsa iyi denilmez. Onların kalplerine, niyetlerine, yaptığı işe bakılır. Bu da dışardan belli olmaz.

            1. İslâm ordusunun başında bulunan islâm kumandanı,

            2. İslâm devletinin başında bulunan reisi veya padişahı,

            3. Halka ilim neşreden âlim, bunların görünüşüne değil,  yaptığı işe bakılır.

 

            1. İslam ordusunun başında bulunan İslâm kumandanı:

            Bu adam geceli, gündüzlü ibadet etse, islami vecibelerinin hepsini yerine getirse, herkesten fazla sofuluk yapsa, harpte düşmanın parasına, menfaatine aldanıp ya toprak, ya da asker satıp taviz verse bunu menfaat karşılığında yapsa, onun abdesti, namazı, orucu, benzeri ibadetleri hiçbirisini yapmamış olur. Kendisi imansız gider.Yine aynı kumandan içkici, kumarcı, sarhoş bir adam olsa, cephede, harpte öyle bir zaman geldi ki ya kendi canını Allah için, din için, feda edecek, ya da harp kazanılmayacak. Kendi canını seve seve ölüm tehlikesine atıp o askerlerin zafer kazanmasına sebep olduysa bunları Allah sevgisinden ve Allah korkusundan yaptıysa onun bütün kötü amellerinin üzerine Allahu Teâlâ çizgi çeker, affeder, kendine cennette en güzel makamı verir. Şart bunları Allah için yapmış olmalı. Kur'ân-ı Kerim'de Allahu Teâlâ en günahkâr insanın tam tevbe edip ameli salih işlerse yani iyi amel işlerse amelinde en iyisi niyettir. Kalbi niyeti dediğimiz gibi olur da öyle yaparsa Allahu Teâlâ bütün kötü amellerini affetmeden başka sevaba çeviririm, diye buyuruyor. (Sûre-i Furkan, Âyet 70) Âyeti bunu söyler.

            Yine "Her kim ameli salih işlerse" iyi dikkat edilirse Allahu Teâlâ her kim diye söylüyor. Kim yaparsa  yapsın veya isterse dünyanın en kötü adamı; ister erkek, ister kadın, evveliyatı da ne olursa olsun, hakkıyla mü'min olursa Allah'a tam inanırsa, ona yeniden ölmez, temiz bir hayat veririm." (Sûre-i Nahl, Âyet 97.) Yani günah dolu olan cahiliyet devrindeki o hayatı siler, yeniden ölmez temiz bir hayat veririm, diye buyuruyor.

            Misal: Peygamberimiz (sav)'in dinine, Peygamberimiz (sav) ve ashâbın görüşlerine, sözlerine en fazla karşı çıkan, sevmeyen, onları yok etmek için en fazla gayret gösteren birisi Ebû Cehil, birisi de Hz. Ömer (ra) idi. Hz. Ömer (ra)'in cahiliyet devri ile Ebû Cehil'in ahlâkı, görüşü birbirinden kıl yarmazdı. O kadar benzerdi. Hatta Peygamberimiz (sav)'i öldürmek için adam seçelim deyince Ebû Cehil'de içinde dahil hiç kimse öldürmeye, fedai olarak çıkamadı. Hz. Ömer (ra):

            – Bu işi Hattab'ın oğlu Ömer'den başkası yapamaz, diye ayağa kalkıp fedai olarak geldi. Hz. Ömer (ra) putları savunuyordu. Aralarındaki dava tarla, bahçe, mal davası değil, din davası idi. Hem de Peygamberimiz (sav)'i öldürmek için fedai seçilmişti. Düşünecek olursan bundan daha büyük günah olur mu? Cahiliyet devrindeki günahlarının hepsini bir tarafa atsak bu günah yine hepsinden büyüktür. İşte Hz. Ömer (ra) bahsettiğimiz âyetteki gibi hakkıyla mü'min ve hakkıyla da tevbekâr olup çalıştığı için bütün günahlarının hepsi affolmadan başka sevaba çevrildi ki o zamana kadar müslüman olanların hepsini geçti ve dört cihâr-ı yârdan biri oldu. Yine ayetteki ister erkek, ister kadın hakkıyla tevbekâr olup çalışırsa eski günah dolu hayatını öldürür, yeniden temiz ölmeyen bir hayat veririm, dediği oldu. Hz. Halid (ra) de aynıdır. Bunlar bu ikisinde uygulanıp da diğerlerinde uygulanmaması olmaz. Bu hakkıyla çalışan herkese uygulanır. Bizim için en zor, imkânsız olan şeyler Allahu Teâlâ için ne kadar kolaymış. Onları bir anda yükseltti. Bu saydıklarımızı da bir anda yükseltir.

            Meselâ, Peygamberimiz (sav) kâfirlerle harb ederlerken müslüman askerlerinin en önünde hiç kimsenin tanımadığı bir genç kâfirleri kıraraktan ilerliyordu. Bunun harb etmesini bütün müslümanlar beğenmişti. Peygamberimiz (sav)'e gösterdiler:

            – Ya Resûlullah, şuna bak, ne güzel harb ediyor. Peygamberimiz (sav) buyurdu ki:

            – O imansız gidecek. Ashâb ve soranlar hayret ettiler. Ashâbtan bir tanesi özel olarak harpte o adamı takip etti. Adam yaralandı. Yanına koştu, adam ölmek üzereydi. Dedim ki:

            – Allah sana şehidlik nasip edecek, şehid olacaksın, şehadet kelimesi getir, dedim. Adam hiç oralı olmadı ve dedi ki:

            – Bunlar bizim hurma bahçelerine az ziyanlık yapmadılar. Bunların fırsatını bekliyordum. Ben hurma bahçesinin intikamını fazlasıyla aldım. Yine adam:

            – Sen şehadet getir, şehid olacaksın, diye ikaz da bulundu ise de en son:

            – Sen onları ne yapacaksın, ben hurma bahçesinin intikamı için harb ettim. Onlarda bizim hurma ağaçlarını hep kestiler. Onların intikamını aldım ya, ne olursa olsun, diyerek can verdi.

            Harb, Peygamberimiz (sav)'in kâfirlerle ettiği harbtir. Gaye bir tek din davasıdır. Ama adamın niyeti din davası değil, hurma bahçesinin intikam davası oluyor. İşte niyet değiştiriyor.

            "Niyet halis, iman selamettir. Niyet fasık, iman melamettir."

 

            2. İslâm devletinin başında bulunan devlet reisi:

            Onların idarecisi bu adam, abdestli, namazlı, oruçlu ve Hac, zekât gibi islâmi vecibelerin hepsini de yerine getiriyor. Yalnız kendinin elinin altındaki milyonlarca müslümanın ibadet ve taatlerini, yaşantılarını islâmi yönden faydalı olacak kanun gibi şeyleri değil, onların amellerini zorlaştıracak, kısıtlayacak emirler verir. Bundan milyonlarca müslüman dini yönden zor duruma düşer. Amel ve ibadetlerini yapamaz. Allahu Teâlâ o emirin abdestini, namazını, orucunu, ibadetlerini ve hiç bir amelini kabul etmediği gibi, kendisini imansız gönderir. Ebedi cehennemden çıkmaz.

            Yine aynı devlet reisi içkici, kumarcı, sarhoş, kötü amelleri yapıyorsa yalnız, islâmi yönden müslümanların ibadet amellerini kolaylaştıracak şekilde emirler verip, kanun çıkartırsa bundan da milyonlarca müslüman dini bakımdan büyük faydalar görürse, o adamın bütün kötü amellerinin üzerine Allahu Teâlâ çizgi çekip, siler. Kendine imanla gitme nasip eder, cennetin en yüksek makamını alır. Allahu Teâlâ bunların amellerine değil de niyetine ve yaptığı işe bakar.

 

            3. Halka ilim neşreden âlim:

            Bu bildiği ilmi Allah rızası için sarfeder, söyler, her zaman Allah'ın rızasını gözetir de bundan da müslümanlar büyük fayda görürse, bu âlimin ibadet, amel hususunda ne kadar noksanı varsa bu niyeti bu ameli bu işlerin hepsini bastırır. Cennetin en üst makamını alır. Yine bir âlim abdesti, namazı, orucu, haccı, zekâtı her türlü ameli var ama kendine Allah ilim vermiş o ilmi saklar, söylemez. Dünya menfaatı için ağadan, beyden korkup gözden düşerim diye en kıymetli olan Allah (cc)'ın kendisine vermiş olduğu ilmi en kıymetsiz olan dünya menfaatına satarsa Allahu Teâlâ o âlimin ağzına yarın mahşerde ateşten gem vurdurur. (Kenzü'l-İrfan, Hadis No: 225.) Bir melâike:

            Bu adam dünyada iken âlimdi, en kıymetli olan ilmi menfaat karşılığında en kıymetsiz olan dünyalığa sattı. Sözlerini, hareketlerini Allah'ın rızasını kazanmaya, bulmaya değil, dünya menfaatına değişti. Bunun başka suçu yok, der. Mahşer dağılana kadar böylece devam eder. Mahşer dağılınca ebedi çıkmamak üzere cehenneme atarlar.

 

            (Hâdîs-i Şerîf, REH No: 2790)

            Manâ'sı: "Allah yolunda öldürülmek, tüm günahlara kefarettir. Yalnız emanet müstesnâdır, emanet namazdadır. Emanet oruçtadır. Emanet hadîstedir. Bütün bunların ötesinde emanet diğer emanetlerdedir".

 

            2. Küffar elinde şehid, cephede, harbte şehid düşer, veyahut kâfirler zehirlerler, esir alır öldürür. Bunlara küffar elinde şehid denir.

 

 

            Aşağıdaki yazı "Mukadder Yolculuk" adlı kitaptan alınmıştır.

 

            Şehidler hükmi ve hakiki diye ikiye ayrılır:

            1. Hükmi şehid, gerek Kur'ân-ı Kerim'de, gerekse hadîs-i şerîfte şehid oldukları sarahaten (açıkça) belirtilen insanlar tarafından da şehid olarak kabul edilip muamelesi ona göre tanzim edilen ölülere verilen isimdir. Hükm-i Şehid kendi arasında iki kısma ayrılır:

            a) Şehid-i Kâmil,

            b) Şehid-i Dünya.

 

            a) Şehid-i Kâmil, hem dünya ve hem de âhiret itibariyle şehid olanlardır.

            Bunlar da:

            1. Bir muharebede düşman tarafından öldürülmüş olanlar.

            2. Muharebe meydanında yaralı olarak bulunup sonra ölenler.

            3. Meşru bir hükümete karşı ayaklananları bastırmak için uğraşırken vurulup ölenler. Veya basılmak suretiyle öldürülmüş olanlar.

            4. Yol kesen eşkiyalar tarafından öldürülmüş olanlar.

            5. Evine baskın yapan hırsızların tecavüzüne uğrayarak ölenler.

            6. Pusuya düşürülerek haksız yere öldürülmüş olanlar.

            7. Muharebede düşman atı altında kalarak ölenler.

            8. Düşmanın öldürmek amacıyla bıraktığı selin altında kalarak ölenler (baraj boşaltmalarında olduğu gibi...)

            9. Düşmanın çıkardığı yangının içinde kalarak ölenler.

            10. Düşmanın açtığı hendeğe düşerek ölenler.

            11. Düşmanın devirdiği duvarların altında kalarak ölenler.

            12. Düşmanın gerek bilinen, gerekse bilinmeyen  hilelerine maruz kalarak ölenler ki, her türlü silah ve sadmede bunların içinde yer almaktadır. Mesela; günümüzde vuku bulan kara, hava ve deniz savaşlarıyla yarın olması muhtemel olan atom, biyolojik ve kimyasal savaşların kurbanları, eğer islâm çemberi içinde yer almışlarsa, muhakkak ki, şehid-i kâmileye girerler ve yıkanmadan defnedilirler.

            b) Şehîd-i Dünya;  Allah'a ve Onun Resûlüne inanmadığı halde, inanır görünerek veya bir takım dünyevi menfaatlarını herşeyin üstünde tutarak müslümanların yanında ve onların safında harbe giren ve sonunda şehid olan kimseye denir.

            İslâmın münafık olarak vasıflandırdığı bu tip insanlar, her ne kadar görünüşte şehid sayılırlarsa da, aslında o ulvi makam ve nişandan binlerce kilometre uzaktadırlar.

            Bir hadîs-i şerifte de meâlen:

            "Ameller niyetlere göredir." (Sahih-i Buhâri Tecrid-i Sarih, Cild 1, Hadis No: 1.)

 

            Bir hadîs-i şerifte:

            "Ne kadar insan vardır ki, silahla öldürülmüş olmasına rağmen Allah yanında ne övülmüş, ne de şehid sayılmıştır. Yine o kadar insan vardır ki yataklarında ölmüş olmalarına rağmen Allah katında dosdoğru şehid sayılmışlardır" (hükmen şehid olurlar.) (Levamiu'l-Ukûl, Cild 3, s. 627; Ömer Kılıç'ın Mukadder Yolculuk, s. 60.)

 

            (Hadîs-i Şerîf)

            Garip olarak ölen şehid olur. Kabir ibtilâsından emin olur, gıdalanır ve cennetten rızkının rüzgârı kendisine estirilir ve kokusunu alır. (İhyau Ulumid-dîn, Cild 4, sayfa 884; Hadis No: 621 ve İbn-i Mâce'de rivâyet etmiştir.)

 

            (Mukadder Yolculuk adlı kitaptan alınan yazı burada bitti.)

 

            (Sünen'ün-Neseî, Cild 3-4, Hadîs No: 2006)

            Manâ'sı: "Câbir ibn-i Abdullah (ra)'dan:

            Nebî (sav), Uhud (savaşın)da şehid olanların, çarpıştıkları yere götürül(üp gömül)melerini emir buyurdu. (Daha önce) Uhud şehidleri Medine'ye nakledilmişlerdi." (Sünen-i İbn-i Mâce, Cild 4, Hadis No: 1516.)

 

            (Sahîh-i Buhâri Tecrid-i Sarîh, Cild 4, Hadîs No: 631)

            Manâ'sı: "Habbâb ibn-i Eret (ra)'den şöyle rivâyet edilmiştir:

            Habbâb Hazretleri demiştir ki:

            Biz, (dünya için değil) rızayı Bârîyi kasdederek, Nebî (sav) ile (Medine'ye) hicret ettik. Artık ecr-ü mükâfatımız (vaad-i ilâhi muktezası) Cenâb-ı Hakk'a (şer'an) vacib oldu. Yoldaşlarımızdan bu ecr-ü ni'metten hiç birşey tatmadan âhirete gidenler vardır ki, "Mus'ab ibn-i Ümeyr" bunlardan birisidir. Dostlarımızdan, kendilerine hicret semeresi ulaşan ve bu meyveyi devşirenler de vardır. Mus'ab, Uhud günü şehid olmuştu da biz onu saracak bir kefen bulamamıştık. Yalnız şehidin bir kaftanını bulmuştuk ve bu (azîz) şehidi ona sarmağa çalışmıştık. Başını bürürken ayakları açılıyordu. Ayaklarını kapatırken başı açığa çıkıyordu. (Bu yoksulluk karşısında) Nebî (sav) bize şehidin  başını örtmemizi ve ayaklarının üstüne de "izhir" (denilen kokulu ottan) koymaklığımızı emreyledi." (Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizi, Neseî de rivâyet etmiştir.)

 

            (Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 4, Hadîs No: 1513)

            Manâ'sı: "Abdullah ibn-i Abbâs (ra)'dan: Şöyle demiştir:

            Uhud (savaşı) günü şehidlerin cenazeleri Resûlullah (sav)'in yanına getirildi. Resûlullah (sav) sırayla onar cenaze grubu üzerinde namaz kıldırmaya başladı. Hamza (ra)'nın cenazesi olduğu gibiydi. Diğer cenazeler (namaz bitiminde) kaldırılıyordu (ve yerlerine başka cenazeler konuyordu). Hamza (ra)'nın cenazesi konuduğu gibiydi." (Taberanî, Beyhakî ve Hakim'de rivâyet etmiştir.)

 

            (Sünen-i İbn-i Mâce, Cild 4, Hadîs No: 1514)

            Manâ'sı: "Cabir ibn-i Abdillah (ra)dan:

            Resûlullah (sav), Uhud (savaşı) şehidlerinden ikişer ve üçer kişiyi bir kabirde yerleştiriyordu (bize):

            – Bunların hangisi Kur'ân-ı daha çok öğrenip hıfzetmiş? diye soruyordu. Bu ikişer ve üçer şehidlerden birisine işaret edilince, onu kabre önce (ve kıble tarafına) koyuyordu ve:

            – (Kıyâmet günü) ben bunların hayatlarını feda ettiklerinin şahidiyim, buyuruyordu. Şehidlerin yıkatılmadan, üzerlerinde namaz kılmadan kanlar içinde defnedilmelerini emrediyordu." (Ahmed İbn-i Hanbel; Buhâri; Tirmizi, Ebû Dâvud, Neseî, Cild 3-4, Hadis No: 2013, 1956; Beyhaki de rivâyet etmiştir.)

 

            Şehidlerin üzerine namaz kılmadan defnolur diye Hadîs-i şerifler vardır. Bir de Peygamberimiz (sav)'in Uhud cenginde her 10 kişiye bir sefer cenaze namazı kıldırdığı Hadîs-i şerifi vardır. Hatta Hz. Hamza'ya 70 sefer namaz kıldırdığı, veya her on kişiye bir, yetmiş kişiye yedi sefer cenaze namazı kıldırdığı Hz. Hamza'nın cenazesini kaldırmayıp her grup ile beraber Hz. Hamza'ya tekrar tekrar cenaze namazı kıldırdığı İbn-i Mâce kitabında yazıyor. Bizce şehid'e muhakkak cenaze namazı kılınması lazımdır.

 

            (İmam-ı Celâleddin Es-Süyûtî, Sayfa 452)

            "İbn-i Ebi Şeybe, İbn-i Ebi Dünya, Muhammed bin Sirin'den rivâyet ettiğine göre, şöyle demiştir.

            Eflâh veya kesir bin Eflâhı rüyâda gördüm. Harre savaş gününde şehid edilmişti. "Sen öldürülmedin mi? dedim. O:

            – Evet, dedi. Ben:

            – Ne yaptın, dedim. O:

            – İyilik, dedi. Ben:

            – Siz şehid misiniz, dedim. O:

            – Hayır, müslümanlar arasında iç savaşta ölenler şehid değiller. Fakat biz ölenler artık burda dostuz, dedi."

 

            (İmam-ı Celâleddin Es-Süyûtî, Sayfa 452)

            "İbn-i Sa'd, Ebû Meysere Amr bin Şerhabil'den rivâyet ettiğine göre, şöyle demiştir:

            Kendimi sanki, cennete sokuldum, gördüm. Kapalı bir kapı gördüm. Kimindir bu? dedim:

            – Zilkela ve Havşebin'dir dediler. Onlar Muâviye ile beraber savaşıp ölenlerden idiler.

Ben:

            – Ammâr ve arkadaşları nerde, dedim.

            – Önünde, dediler.

            – Ben:

            – Neden birbirini öldürmüşler, dedim.

            Bir ses:

            – Onlar Allah'ın huzuruna vardılar, onu geniş mağfiret sahibi buldular.

            Ben:

            – Nehrevanlılar yani Hariciler ne yaptı, dedim.

            – Onlar, gam ve hüsnü buldular", denildi.

 

            (Sünen-ün Neseî, Cild, 3-4, Hadîs No: 1845)

            Manâ'sı: "Câbir (ra) den:

            Câbir'in babası, Uhud savaşında şehid edilmişti. Câbir diyor ki:

            – Yüzündeki örtüyü kaldırıp ağlamak istedim. Halk bana mani oldu. Fakat Resûlullah (sav) beni, böyle yapmaktan nehyetmedi. Halam da ağlamaya başladı. Resûlullah (sav):

            – Onun için ağlamayın. Siz onu kaldırıp (defnedinceye) kadar, melekler kanatlarıyla gölge olurlar", buyurdu. (Hadis-i Şerif, REH No: 3100.)

 

            (Sünen'ün-Neseî, Cild 3-4, Hadîs No: 1846)

            Manâ'sı: Câbir ibn-i Atik (ra)'den:

            Resûlullah (sav) Abdullah ibn-i Sabit'i ziyârete geldi. O, ruhunu teslim etmek üzereydi. Seslendi. (O) cevap vermedi. Bunun üzerine "İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi Râciûn" (Sûre-i Bakara, Âyet 156.) dedi. Sonra da:

            – Yâ Eba'r-Rebî, senin ölümün hususunda, takdir-i ilâhiye boyun eğdik, buyurdu. Kadınlar yüksek sesle ağlamaya başladılar. (Câbir) ibn-i Atik onları susturmaya çalıştı. Resûlullah (sav):

            – Bırak onları, zamanı gelince öldüğünde kimse ağlamasın, buyurdu. Oradakiler:

            – Yâ Resûlullah! Vücûb nedir? dediler.

            – Ölümdür, buyurdu. (Abdullah ibn-i Sâbit'in) kızı:

            – Senin şehid olacağını umuyorum. Çünkü sen (şehidlik için gerekli) cihazını hazırlamıştın, dedi. Resûlullah (sav):

            – Allahu Teâlâ, onun niyetinin (samimiyeti) nisbetinde ona ecrini vermiştir. Şehidlikten ne anlıyorsunuz? buyurdu. Oradakiler:

            – Şehidlik Allah yolunda ölmektir, dediler. Resûlullah (sav):

            – Allah yolunda ölmenin dışında, yedi (çeşit) şehidlik vardır.

            1. Tâun'a yakalanıp ölen şehiddir.

            2. Karın ağrısıyla ölen şehiddir.

            3. (Suda) boğulan şehiddir.

            4. (Yıkık) altında ölen şehiddir.

            5. Zâtü'l-Cenb (akciğer örtüsünün iltihabın) dan ölen şehiddir.

            6. Yangında ölen şehiddir.

            7. Hamile veya bâkire iken ölen kadın şehiddir" (İmam-ı Şa'rânî, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadis No: 175; Muhtar'ül Ehadisin-Nebeviyye, Hadis No: 749, 699.)

 

            (Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 4, Hadîs No: 1515)

            Manâ'sı: "İbn-i Abbâs (ra) şöyle demiştir:

            Resûlullah (sav) Uhud şehidlerinin üzerlerindeki demir ve deri aksamının soyulmasını ve onların, elbiseleri içerisinde, kanlarıyla defnedilmelerini emretti." (Ebû Dâvud ve Beyhaki rivâyet etmişlerdir.)

 

            (Sünen'ün-Neseî, Cild 3-4, Hadîs No: 2075)

            Manâ'sı: "Ka'b ibn-i Mâlik (ra)'den: Resûlullah (sav) şöyle buyurdu:

            – Şehid olan mü'minin ruhu, Allah onu kıyâmet günü tekrar cesedine iade edinceye kadar, cennet ağaçlarında uçar."

 

            (İmam-ı Şa'rânî, Ölüm-Kıyâmet-Ahiret, Hadîs No: 592, sayfa 333)

            "Tirmizi'nin rivâyet ettiği hadîs-i şerîfte Peygamberimiz (sav):

            – Şehid dünya kadınlarından olan iki hanımından başka yetmiş iki ceylan gözlü hurilerle evlendirilecektir."

 

            (Sünen'ün Neseî, Cild 3-4, Hadîs No: 1954)

            Manâ'sı: "Şeddâd ibn-i el-Hâd (ra)'den:

            Bir arâbî, Nebî (sav)'e geldi. O'na iman etti ve O'na ittiba etti. Sonra da:

            – (Yurdumdan) hicret edip, seninle beraber oturacağım, dedi. Resûlullah (sav), onu ashâbından birine (bakması için) teslim etti. Daha sonra bir savaş oldu. Nebî (sav) düşmandan esirler aldı ve esirleri taksim etti. Ona düşeni de ayırdı. Onun hissesine düşeni ashâbına teslim etti. O ise ashâbın hayvanlarını otlatıyordu. (Eve) gelince, ashâb, hissesine düşen esiri verdi. O:

            – Nedir bu? diye sordu. Ashâb:

            – Nebî (sav)'nin sana ayırdığı hissen, dediler. O, hissesine düşen esiri alarak Peygamberimiz (sav)'e getirdi ve:

            – Bu nedir? diye sordu. Resûlullah (sav):

            – Bunu da sana ayırdım, buyurdu. O adam:

            – Ben ganimet almak için sana tâbi olmadım. (Boğazını göstererek) Ben, işte şuramdan ok ile vurulup şehid olmak ve cennete girmek için sana tâbi oldum, dedi. Resûlullah (sav):

            – Eğer, gerçekten doğru söylüyorsan ve Allah'a verdiğin sözü tutarsan, Allah da istediğini verir, buyurdu.

            Kısa bir müddet sonra düşmanla savaşa tutuştular. O adamı işaret ettiği yere ok isabet etmiş bir halde, Resûlullah (sav)'a getirdiler. Resûlullah (sav):

            – Bu o adam mı? diye sordu.

            – Evet, dediler. Resûlullah (sav):

            – Allah'a verdiği sözü tutmuş, Allah da dilediğini ona vermiş, buyurdu. Sonra onu kendi cübbesiyle kefenledi. Daha sonra ileriye koyarak namazını kıldı. Namazda duyulabilen duası şöyleydi:

            – Allah'ım, bu kulun senin yolunda, hicret ederek (yurdundan) çıktı. Sonra şehid oldu. Buna ben de şahidim."

 

 

            Recmedilme ve Namazı:

 

            (Sünen'ün-Neseî, Cild 3-4, Hadîs No: 1957)

            Manâ'sı: "Câbir ibn-i Abdullah (ra)'dan:

            Müslüman olan bir adam, Neb'i (sav)'e gelerek, zina yaptığını itiraf etti. Resûlullah (sav) ondan yüzünü çevirdi. Adam tekrar itiraf etti. Resûlullah (sav) yine yüzünü çevirdi. Adam dört defa itiraf edinceye kadar bu şekilde oldu. (Dördüncüde) Resûlullah (sav):

            – Deli misin? dedi. Adam:

            – Hayır, dedi.

            – Evli misin? diye sordu.

            – Evet, dedi. Bunun üzerine Resûlullah (sav) emretti ve recmedildi. Taş (lar) onu yaralayınca kaçtı. Fakat yakalandı ve recmedildi, öldü. Resûlullah (sav) hayır duada bulundu, namazını kılmadı."

 

            (Sünen'ün-Neseî, Cild 3-4, Hadîs No: 1958)

            Manâ'sı: "İmrân İbn-i Husayn (ra)'den:

            Cüheyne'li bir kadın, Resûlullah (sav)'a gelerek:

            – Ben zina yaptım, dedi. Kadın hamileydi. Resûlullah (sav) onu velisine teslim etti ve:

            – Ona iyi muamele et. Çocuğunu doğurunca getir, buyurdu. Kadın doğum yapınca, velisi onu Resûlullah (sav)'a getirdi. Resûlullah (sav)'in emri üzere elbisesi (recm esnasında açılmaması için) bağlandı ve recm edildi. Daha sonra Resûlullah (sav) bu kadının namazını kıldı. Ömer (ra):

            – Zina yaptığı halde namazını mı kılıyorsun? diye sordu. Resûlullah (sav):

            – O, öyle bir tevbe etti ki, eğer yetmiş Medine'liye taksim edilseydi, hepsine yeterdi. Hem sen, Allah yolunda canını feda etmekten daha üstün bir tevbe biliyor musun?" buyurdu.

 

            Çünkü zina ettiğini Allahu Teâlâ'dan başkası bilmiyor. Bu ise ben zina ettim. Beni recm et, öldür diyor. İşte Allahu  Teâlâ'nın yolunda canını feda ediyor. Şehid harbe girdi. Allah için canını feda etti. O ise Allahu Teâlâ'nın korkusundan yaptığı suçu itiraf edip kendisini öldürmeleri (recm etmelerini) istedi. İşte Allahu Teâlâ'nın yolunda canını feda etti. Harb eden kimsenin muhakkak öleceği belli değildir.

            Recmi'ni isteyen kadının öleceği muhakkak bellidir. Tevbesine gelince, onun tevbesi yetmiş Medineliye yeter. O kadar büyük suç işlemişken tevbesi ne kadar büyük oluyor. İşte bunları biz bilmeyiz, Allahu Teâlâ bilir. O da öte dünya da belli olur. Yine recmini isteyen erkeğe Peygamberimiz (sav) üç sefer beni recm et, dedi. Peygamberimiz (sav) deli misin, ölümünü niçin istiyorsun, dedi. Dördüncüye söylemesine recm etti. Erkeğin cenaze namazını kıldırmadı. Kadının cenaze namazını kıldırdı. Demek ki cenaze namazını millet isterse kılar, isterse kılmazmış.

 

 

         CENAZE YIKANMASINDA İSTİSNA BİR DURUM ARZEDENLER

 

 

            Aşağıdaki yazı "Mukadder Yolculuk" adlı kitapdan alınmıştır.

 

            Bunlar, yukarıda saydığımız dört sınıfın dışında kalıp da yıkanışları itibariyle farklılık gösterenlerdir.

            Onlar da:

            a) Bütün uzuvları tamam olduğu halde Şer'an yıkayıcıları bulunmayanlar ve bu yüzden teyemmümle kalanlar.

            b) Ölünün yıkanmasına yetecek kadar su bulunmadığı için teyemmüm ettirmekle yetinilmiş olanlar. Eğer teyemmümden sonra su bulunacak olursa, namazı ister kılınmış olsun, isterse olmasın, ölü tekrar su ile yıkanır. Şu kadar ki, namazı kılınmışsa, tekrar kılınması icab etmez.

            c) Şişip dağılmak üzere bulunan ölülere de abdest aldırılmaz. Sadece üzerine su dökülmekle bu vazife yerine getirilmiş sayılır. Hatta vücudunun üç defa yıkanması da icab etmez. Bir defa su dökmek kifayet eder.

            d) Denizde boğulan kimse, istenilirse, su içinde iken ölü üç defa ileri geri hareket ettirilir. Ve bu yıkanmayla da yetinilmiş olunur.

            e) Namazın ne olduğunu bilmeyecek kadar idrakten aciz olan çocukların ölümleri halinde de abdest aldırılmaz. Sadece yıkanır.

 

            ("Mukadder Yolculuk" adlı kitabtan alınan yazı burada bitti.)

 

            (İmam-ı Celâleddin es-Süyûtî, Kabir Âlemi, Sayfa 397)

            "İbn-i Abbas (ra) rivâyet ettiği:

            Şehidlerin ruhları, cennet kapısında geniş parlak bir nehir üzerindedirler. Üzerlerinde borç gibi insanların hakkı kaldığından cennete giremiyorlar."

 

            (Kenzü'l-İrfan, Hadîs No: 301)

            Manâ'sı: Harbte şehid olan kimse, ölümü duymaz. Ancak sizden birinin azâsını parmak ile sıkılırken ne kadar zahmet görürse şehidde o kadar zahmet çeker. (İmam-ı Es-Süyûtî, Kabir Âlemi, Sayfa 74, Darimî, Sünen Cihad, 16.)

 

            Zatın bir tanesi; yukardaki 301 sayılı hadisi okuyor. Karşılığında âyet arıyor. Kur'ân tefsirini tamamen okuyor, bulamıyor. En son istihareye yatıp, Peygamberimize müracaat ediyor. Peygamberimiz (sav)'e rüyâsında sorunca, Peygamberimiz (sav):

            – Sûre-i Yûsuf'u oku diyor. Bu zat, Sûre-i Yûsuf'u okuyor, yine bulamıyor. Tekrar Peygamberimiz (sav)'i rüyâsında görüyor. Peygamberimiz (sav):

            – Kadınların parmaklarını kestikleri yeri oku, diyor. Bu zat sabahtan kalkıp (Sûre-i Yûsuf, âyet 31) okuyor; bakıyor ki, kadınlar acı duysalardı parmaklarını kesmezlerdi. Bir insan güzelliğinden, herkes elindeki elmayı soyuyorum diye parmaklarını doğruyor, haberleri olmuyor. Şehid ölürken Allah'ın cemalini, didarını seyrediyor. Cemâl güzelliğinden ölüm acısını duyar mı?

 

            3. Hükmen şehid olanlar:

                        1) Ateşte yanan,

                        2) Suda boğulan.

 

            (Kenzü'l-İrfan, Hadîs No: 298)

            Meâl'i: Denizde şehid olanların sevabı, karada şehid olanların sevabının iki katıdır. (İbn-i Mâce, Cihad 10.)

 

            3) Canavar (kurt) yiyen,

            4) Yılan sokan,

            5) Dünyaya çocuk getirirken,

            6) Lohusalıkta (nefiselikte)

            7) Taun hastalığında,

 

            (Kenzü'l-İrfan, Hadîs no: 299)

            Manâ'sı: Taun (veba) hastalığından vefat eden her müslüman şehiddir. (Buhâri, Cihad 30, Tıb, 30; Müslim İmâre, 166; Neseî, Cenâiz, 112.)

 

            8) Humma hastalığından,

 

            (Kenzü'l-İrfan, Hadîs No: 304)

            Manâ'sı: Hummadan vefat eden şehiddir. (Münâvî künûzü'l-hakâik, s. 66.)

 

            9) Gurbette iken vefat eden ve bu gibiler, bunlar hükmen şehiddir. Eğer beş vakit abdestli, namazlı, inancı, itikadı düzgün ve islâmiyeti tam ise hükmen şehiddir.

 

            (Hâdîs-i Şerîf, REH No: 2764)

            Manâ'sı: Suda boğulan şehiddir. Ateşte yanan şehiddir. Garip gurbette ölen şehiddir. Akrep veya yılan tarafından sokulan şehiddir. Karın hastalığına yakalanıp ölen şehiddir. Üzerine ev yıkılıp da ölen kişide şehiddir. Kocasını kıskanan (ona itaat eden) kadın da Allah yolunda savaşan kimse gibidir. Onun için bir şehid ecri vardır. Malı uğrunda öldürülen şehiddir. Canı uğrunda öldürülen şehiddir. Kardeşi uğrunda öldürülen şehiddir. Komşusu uğruna öldürülen şehiddir. Emri bil ma'ruf nehyi anil münker görevini yaparken öldürülen kişi de şehiddir. (Hadis-i Şerif, REH No: 2937.)

 

            (Kenzü'l-İrfan, Hadîs No: 305)

            Manâ'sı: Her bir şehid ehl-i beytinden 70 kimseye şefâat etmeye yetkilidir. (Ebû Dâvud, Cihad 26.)

 

 

            Mü'min olanların çoktur cefası,

            Ahirette vardır zevku sefası,

            18 bin alemin bir Mustafa'sı

            Adı güzel kendi güzel Muhammed

 

                                                Yûnus EMRE

 

 

            Rahmeten lil âleminsin kim tutar şekki güman,

            Devletinden zahir oldu buldular emnu eman,

            Hatmü mürsel Enbiyâsın hem Resûlu âhir zaman,

            Hasretinem ya Muhammed hasretinem hasreta.

 

                                                Hacı Muhammed Bilâli Nâdir

 

 

            Yüzün nûru Hûdadır Ya Muhammed,

            Sana canım fedadır Ya Muhammed,

            Bir ismin Ahmedi Mahmudu Mürsel,

            Bir adın Mustafa'dır Ya Muhammed.

                                                              Nesîmî Hz.

 

 

            Bağdat alınırken Genç Osman'ın başını kestiler. Düşen başını koltuğunun altına alıp, kelle koltukta üç gün harb etti. Genç Osman'ın türküsü meşhurdur. Asırlardan beri söylenir:

 

            Bağdat'ın içine girilmez yastan,

            Kılıcın kabzası görünmez pastan,

            Kelle koltuğunda geliyor aslan,

            Allah, Allah deyip geçti Genç Osman,

            Bağdat'ın kapısını açtı Genç Osman.

 

            Battal Gazi'ye sordular:

            – Allah'ın açıktan yardımını nerede ve nasıl gördün? Battal Gazi buyurdu:

            – Kâfirler çoktu biz azdık. Yanımdakiler şehid düştü. Beni de kement ile bağladılar.  Yemeğe oturdular.  Asker gitmişti.  Asker olarak pek az muhafız bıraktılar. Allah'a yalvardım.

            – Ya Rabb'i ben öleceğime, öldürüleceğime değil, yaşım genç kâfirlerle harb etmek istiyorum, dedim. Yanımdakiler uyudular. Başı kesilen bir şehid kalktı, geldi. Ellerimin bağını kesti, beni kurtardı. İkimiz bir olduk. Kalan bekçileri kestik diye buyurmuştur.

 

 

 

ÖNCEKİ KONU                               KONULAR                            SONRAKİ KONU