(Sûre-i Saffat, Âyet 48-49)
Meâl'i: "Yanlarında güzel bakışlarını yalnız kendilerine tahsis etmiş, iri gözlü eşler vardır.
Sanki onlar, sedefler içine yerleştirilmiş incilerdir."
(Sûre-i Vakıa, Âyet 22, 23, 24)
Meâl'i: "Saklı inciler gibi iri gözlü huriler
Yaptıklarına karşılık olarak verilir."
(Sûre-i Nebe, Âyet 31-34)
Meâl'i: "Şüphesiz muttakiler için kurtuluşa erme zamanı (yeri) ve orada bahçeler, üzüm bağları, göğüsleri tomurcuk gibi kabarmış yaşıt kızlar, içki dolu kâseler vardır."
(Sûre-i Sad, Âyet 52)
Meâl'i: "Yanlarında bakışlarıyla eşlerine göz kırpan kendilerine yaşıt güzeller vardır."
(Sûre-i Tur, Âyet 24)
Meâl'i: "Kendilerine ait bir takım gılmanlar onların etrafında divan dururlar. Bu gençler, sanki sedefine gizlenmiş inciler gibi pırıl pırıl pırıldarlar."
(İmam Şa'rânî, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret" Sayfa 331, Hadîs No: 588)
"Muhakkak Hurû'l-iynlerin cennette bir toplantı yerleri var ki, onlar (orada toplanırlar ve) halkın mislini işitmedikleri (güzel) şarkılarını terennüm ederek şöyle derler:
– Bizler ebediyiz, fani değiliz. Bizler nimetlere ermişleriz, fakir olmayız ve sıkıntı görmeyiz. Bizler (Rabbimizden ve eşlerimizden) razıyız, asla darılmayız ve kızmayız (cennetlerde) bizim için olan ve biz kendileri için bulunduğumuz erkeklere ne mutlu, derler.
Hz. Aişe (ra) der ki:
Huriler bu sözleri yüksek sesleriyle terennüm ettikleri zaman dünya ehlinin mü'mine kadınları onlara cevap vererek şöyle derler:
– Bizler namazları kıldık, sizler kılmadınız. Bizler oruç tuttuk, sizler tutmadınız. Bizler abdestler aldık, sizler almadınız, bizler sadaka verdik, sizler sadaka vermediniz.
Hz. Aişe (ra) "Dünya kadınları onları mağlûp edecekler" demiştir." (Tirmizi, Hz. Ali (ra) den rivâyet etmiştir.)
(İmam Şa'rânî, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret" Sayfa 332, Hadîs No: 589)
"İsra (yani mi'rac) hadîsinde Resûl-i Ekrem (sav) Efendimiz mi'raç gecesinde bir huri kızını anlatarak şöyle demiştir:
– Vallahi ben gördüm ki, onun alnının iki tarafı hilal gibiydi. Onun boyunun uzunluğu yüz otuz arşındı. (Boyunun uzunluğu 230 arşın olunca boyu 7 bin, 14 bin metre oluyor.) Başında yüz adet saç örgüsü vardı ve her örgünün arasında da yetmiş bin perçem ve zülüf vardı. Perçemleri ise ayın on dördüncü gecesindeki bedir halinden daha beyazdı.
Ayak baldırlarına taktıkları süs halkaları incilerle, cevahirin çeşitleriyle süslenmişti. Alnını iki tarafında inci ile cevahirle yazılmış iki satır vardır. Birinci satırda "Bismillahirrahmanirrahim" ikinci satırda ise "her kim benim gibiyi istiyorsa Rabbimin taatını işlesin" sözü vardı. Sonra Cebrail bana:
– Ya Muhammed, işte bu ve bunun gibiler senin ümmetin içindir. Binaenaleyh sevin ve ümmetine müjde ver. Ve onlara Aziz ve Celil olan Rabblarının taatı hususunda çok çalışmalarını emret, dedi. (Sûre-i Vakıa, Âyet 10'a bak.)
Dinle cennet kuruluşu
Cevahirden kerpiç taşı
Nurdan sıva içi dışı
Zevk-ü sefa cennet işi
Altın gümüşten var saray
İçinde huri sanki ay
Ala gözlü hem kaşı yay
Beyaz mercan gibi dişi
Cennette var huri kızı
Kibar kibar söyler sözü
Yüzü nar gibi kırmızı
Kirpik uzun çatık kaşı
Oturur mümin dizine
Kıyaman baksan yüzüne
Dayanılmaz hiç nazına
Tatlı, tatlı var gülüşü
Boyu uzun ince beli
Sanki bal damladır dili
Alnında var nurdan gülü
Nurdandır yaradılışı
Böyle nazlı nazlı bakar,
Bakınca canları yakar,
Miski anber gibi kokar,
Şirindir hem yürüyüşü.
Cennette Tuba ağacı
Semandandır göğün ucu
Dal tutmuş her köşkün içi
Var çeşit çeşit yemişi
Tûba ağacının kökü bir
Dalları tutmuştur her yer
Yel estikçe koku verir
Dalda öter bülbül kuşu.
Bal şekerden ırmak akar
Beyaz soğuk hem sanki kar
Her köşkün içine çıkar
Değil dünyanın bal işi
Hurilerle muhabbeti
Canı isteyen kuş eti
Tez gelir doyman lezzeti
Sanki evvel hazırlanmışı
Alacaktır mümin kişi
Huri kızlardan yetmişi
Hep yirmi iki ola yaşı
Ancak onlarla cünbüşü
Çeşit çeşit yemişler çok
İkrah edecek birşey yok
Sakal yok var ince bıyık
Başka bitmez kıl traş.
Molla der size ey ahi
Sahavetli olun dahi
Cenneti açandır sahi
Hem namazı koyma kişi.
Molla GÜRANİ
(İmam Şa'rânî, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret" Sayfa 333, Hadîs No: 591)
"Herhangi bir kul Ramazan(ı şerif) den bir gün oruç tutarsa muhakkak Aziz ve Celil olan Allah'ın "Çadırlar içinde (perde arkasında iffetli ve eşlerinden başkasını düşünmeyen ceylan gözlü) huriler vardır. (Sûre-i Rahman, Âyet 72.) sözü ile beyan ettiği nimetlerden içi boşaltılmış tek bir inciden olan çadır içinde ceylan gözlü hurilerden bir eşle evlendirilir. Hurilerden her kadının üzerinde yetmiş kat elbise vardır ki birinin rengi diğerinde yoktur. Keza kendisine diğerinde bulunmayan yetmiş çeşit renkli koku verilir. Hurilerden her kadın için, inci ile süslenmiş kırmızı yakuttan yetmiş taht, her taht üstünde yetmiş döşek, her döşek üzerinde koltuk vardır. Hurilerden her kadın için ihtiyacı ve hizmeti için yetmiş bin hizmetçi kız ve yetmiş bin hizmetçi erkek vardır. Her hizmetçinin berabernide içinde çeşitli yemek bulunan altından tepsiler vardır ki mü'minlerden biri öbüründe önceki kapta bulamadığı tadı lezzeti bulur. Böyle muhteşem ve debdebeli şekilde kırmızı yakuttan taht üzerinde olup kırmızı yakutla süslenmiş altından iki bileziği bulunan hanımına da ikram olunur. İşte kulun ramazan ayında tuttuğu her bir günün orucunun karşılığı budur. Ve iyiliklerden işlediği diğer ameller müstesnadır (Onlar bu hesapta yoktur, mükafatları ayrıca verilecektir). (Hakim ve Tirmizi Nevadir'ül-usul'de Ebû Mes'ud el-Gıfari'den rivayet edilmiştir.)
(İmam Şa'rânî, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret" Sayfa 333, Hadîs No: 594)
"Camilerden süprüntü çöplerini dışarı çıkarıp temizlemek ceylan gözlü hurilerin mehirleridir." buyurulmuştur.
Camiyi süpürmek karşılıında Allahu Teâlâ cenneti alada hurilerden vereceğini söylüyor.
(İmam Şa'rânî, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret" Sayfa 335, Hadîs No: 595)
Rivâyet olundu ki Resûl-i Ekrem (sav)'e:
– Ceylan gözlü huriler neden yaratıldılar? diye soruldu da Resûl-i Ekrem (sav):
– Üç şeyden yaratılmışlardır. Aşağı tarafı miskten, orta ve bel kısmı anberden, yukarı (yani baş) tarafı kâfurdan yaratıldı ve saçları ile kaşları bir nur içine çekilen hat gibi siyahtır", buyurdu.
Ceylan gözlü meşhurdur. Evvelce türkülerde söylerlerdi. Hadiste de bu ceylan gözlü huriler diye buyuruyor.
Ceylan gözlü bakışı efsanedir.
Yarimin güzelliği dillerde destanedir.
İnişi inerken keklik sekişli
Yokuşa çıkarken ceran bakışlı
Alnı sakar şöyle şahin duruşlu
Canımın ortağı doru at gidiyor.
Atın ard ayağını mile batırdım.
Derdim elli idi yüze yetirdim,
Derdimin üstüne bir dert sen koydun
Canımın ortağı doru at gidiyor.
(İmam Şa'rânî, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret" Sayfa 335, Hadîs No: 596)
"Resûl-i Ekrem (sav) şöyle buyurmuştur:
– Ben Cebrail'e "Ey Cebrail, bana haber ver. Allahu Teâlâ ceylan gözlü hurileri nasıl yaratıyor?" dedim.Cebrail:
– Yâ Muhammed, yüce Allah onları anber ile za'feran dallarından yaratmıştır. (Başları) üzerine (gölgelik) çadırlar kurulmuştur. Onlardan ilk yaratılan halis ve beyaz miskten gögüstür. Vücut da onun üzerinde birleştirilmiştir, dedi.
Abdullah ibn-i Abbas (ra) şöyle derdi:
Allahu Teâlâ ceylan gözlü hurileri ayak parmaklarından dizlerine kadar za'ferandan, dizlerinden göğüslerine kadar halis miskten, göğüslerinden boyunlarına kadar kısmı amberden ve boynundan başına kadar olan kısmını da beyaz kafurdan (bir koku) yarattı. Üzerlerinde şakaik-i numan (yani gelincik çiçekleri) gibi yetmiş bin kat elbise vardır. Dönüp yüzünü çevirdiği zaman güneşin dünya halkını aydınlattığı gibi hurinin yüzü de parlak bir nurla parlayıp ışık saçar. Üzerinde bulunan elbisesinin ve cildinin inceliğinden ve letafetinden dolayı (bakınca) ciğeri görülür. Başında da yetmiş bin zülüf ve kâkül vardır ki, onlardan her birinin eteklerini yerden kaldıracak bir hizmetçi vardır. Ve o huri şöyle nida eder:
– İşte bu yapmakta oldukları amellere mükafat olarak velilerin sevaplarıdır."
Hikayede, o kadar, beyaz ki, siyah üzümü boğazından yutarken siyah üzüm görünür gider. Eski hikayelerde Kur'ân-ı Kerim'de dinimize uygun olarak söylenmiştir.
Şahin pençe vurdu tüyüm ağrıttı
Yüreğime bir ok vurdu berk benim
Bana güzel sever derler hepsi yalandır
Allah'tan başka sevdiğim yok benim.
Bilâl Babam bir hadiste:
– Müezzinlerin boynu mahşerde hepsinden uzundur, buyuruyor. Neden dedik. Bilâl Babam:
– Boynu kısa olan her yaratık çirkin olur. Boynu güzel olan her yaratık güzel olur. Müezzinlerde hepsinden güzel olur, demektir.
(İmam Şa'rânî, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret" Sayfa 356, Hadîs No: 646)
"Resûl-i Zişan (sav) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
Muhakkak ki cennet halkından bir kişi (süslü koltuklardan birinin üzerindeki) tek bir yaslanıp dayanması sırasıda hanımı ile yetmiş sene nimetlenir. (Yani zevk hayatı yaşar.) Sonra ona, başka menzilden, bu karısından daha cemalli, daha güzel öbür karısı nida ederek:
– Bundan sonra senden bize nasip (zamanı) gelmedi mi? der. Bunun üzerine bu zat o kadına bakar ve:
– Kimsin sen? diye sorar. O kadın da:
– O kadınlardanım ki, Allahu Teâlâ onlar hakkında "nezdimizde daha da fazlası vardır" (Sûre-i Kaf, Âyet 35.) ve:
– Onlar için yapmakta olduklarına bir karşılık olarak gözlerin aydın olacağı (nimetlerden) neler gizlemiş olduğunu kimse bilmez (Sûre-i Secde, Âyet 17.) buyurdu, der. Bunun üzerine mü'min zat o kadının yanına geçerek onunla da tek bir dayanma ve yaslanma sırasında yetmiş sene zevk ve aşk hayatı yaşar. Müteakiben ondan daha kıymetli, daha cemalli başka bir kadın:
– Senden bize devlet olma zamanı gelmedi mi? diyerek davet eder. Bu zat o kadına döner ve kendisine:
– Sen kimsin? der. Kadın da:
– Ben Allahu Teâlâ'nın haklarında; onlar için yapmakta olduklarına bir mükâfat olarak gözlerin aydın olacağı (nimetlerden) neler gizlemiş olduğunu kimse bilmez. (Sûre-i Secde, Âyet 17.) diye buyurduğu (mükâfat) kadınlardanım, der. Bu zat onun tarafına da geçerek onunla da süslü taht üzerinde tek bir yaslanma halinde yetmiş sene zevk lezzetlenir. İşte cennetlikler sonu gelmeyen ebedi zamanlarda böylece zevk ve nimetlerle dolaşıp dururlar."
(İmam Şa'rânî, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret" Sayfa 323, Hadîs No: 554)
"– Allah, onlara Adn cennetlerini ve çok güzel meskenler vaad etti, ayetinin tefsirinden sordular da onlar:
– Bilen adama tesadüf ettin. Biz Resûl-i Ekrem (sav) Efendimize bu meskenlerden sorduk. Resûlullah da:
– Cennetin içinde inciden bir saray vardır. O sarayın içinde kırmızı yakuttan yetmiş konak vardır. Her konağın içinde yeşil zebercedden yetmiş ev vardır. Her evin içinde yetmiş taht, her taht üzerinde de her renkten yetmiş yatak ve her yatak üzerinde de büyük gözlü güzel huri kızlarından yetmiş kadın vardır. Her evin içinde yetmiş sofra, her sofranın üzerinde de yetmiş çeşit yemek vardır. Keza her evin içinde yetmiş adet oğlan ve kız hizmetçi vardır. Allahu Teâlâ mü'min kimseye bir sabahta o huri kadınların hepsine erkeklik vazifesini ifa edecek kuvvet verecektir, dediler. (Hafız Ebû Bekr el-aclânî ve İmran bin Husayn ve Ebû Hureyre'den rivayet etmişlerdir.)
(İmam Şa'rânî, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret" Sayfa 338, Hadîs No: 603)
"Allahu Teâlâ'nın cennete soktuğu herhangi bir kimseye, muhakkak yüce Allah ceylan gözlü hurilerden otuz, cehennem ehlinden de sahip olduğu yetmiş kadınla evlendirecektir. O kadınlardan her birinin şehvetli ön taraflarında tenasül uzuvları vardır. Erkeğinde zayıflamayan eğilip bükülmeyen tenasül uzvu vardır. (Ebû Umame rivayet etmiştir; Feyz'ül Kadir, C. 5/468, Hadis 7989.)
(İmam Şa'rânî, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret" Sayfa 339, Hadîs No: 608)
"Resûl-i Ekrem (sav) Efendimizin:
Her kim cennete girerse o naz ve nimetler içinde hoş hal olur. Kendisine hiçbir sıkıntı ve zorluk isabet etmez. Elbisesi eskimez, gençliği de bitmez. (Sahih-i Müslim, Muhammed Fuad Abdulbaki, 4/2181.) hadîsi geçmiştir.
Keza Ceylan gözlü hurilerin:
– Bizler ebediyiz, fani değiliz terennüm edecekleri sözleri de geçmiştir."
(İmam Şa'rânî, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret" Sayfa 340, Hadîs No: 609)
"Herhangi bir kadın dünyada kocasına eziyet ederse muhakkak o zatın (cennetteki) ceylan gözlü hurilerden olan eşi:
– Allah seni kahretsin, ona eziyet etme. O ancak senin yanında muvakkat olarak bulunmaktadır ve senden ayrılıp bize gelmesi yakındır, diye beddua eder." (Miskat'ül-Mesabih C. 3/203, Hadis No: 3258 ve İmam-ı Tirmizi'de rivayet etmiştir.)
(İmam Şa'rânî, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret" Sayfa 337, Hadîs No: 601)
"Bir kimse, yâ Resûlullah, dünyada kadınlarımıza cinsi arzularımızı tatmin için birleştiğimiz gibi cennette de onlarla bu fiili yapacak mıyız? diye sordu. Resûlullah:
– Evet, nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, bir kişi bir sabahta yüz adet bakire kızla cinsel ilişki kuracaktır", buyurdu (İmam-ı Bezzar rivayet etmiştir.)
(Hadîs-i Şerif, REH No: 5701)
Manâ'sı: "Nefsim yed'i kudretinde olana yemin olsun ki, cennet ehlinden tek adam, bir sabahta tam yüz bakire ile cinsi münasebette bulunabilecektir."
(İmam Şa'rânî, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret" Sayfa 337, Hadîs No: 602)
"Cennet ahalisi, kadınlarına cinsi temasta bulundukları zaman onlar (tekrar) bakire olurlar." (İmam-ı Bezzar Ebû Said el-Hudri'den rivayet etmiştir.)
(İmam Şa'rânî, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret" Sayfa 336, Hadîs No: 597)
"Muhakkak ki kadın âhirette, kocalarının en sonuncusuna aittir, buyurdu. Binaenaleyh benden sonra kimse ile evlenme dedi", diye cevap verdi. (Ebû'd-Derda rivayet etmiştir.)
(İmam Şa'rânî, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret" Sayfa 336, Hadîs No: 598)
"Ümmü Habibe (ra) (Allah'ın Resûlüne):
– Yâ Resûlullah, kadın var ki dünyada iki kocası olur. Sonra bunlar ölerek cennette birleşirlerse kadın hangisinin olur (yani) önceki kocanın mı, yahut sonraki kocanın mı olur? diye sordu. Resûlullah da:
– Dünyada bulundukları sırada huyu en güzel olana ait olur, buyurdu.
– Yâ Ümmü Habibe, güzel huy dünya ve âhiretin hayırlarını götürdü, buyurdu.
(İmam Şa'rânî, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret" Sayfa 355, Hadîs No: 645)
"Resûl-i Ekrem (sav) Efendimiz:
Muhakkak ki kişi (cennette) bir ayda, yani bir ay miktarı kadar zamanda bin huri ile evlenir ve bunlardan her biri ile dünyadaki ömrü kadar aşk hayatı yaşar."
(İşte zamanın uzaması, zamanın mekana, mekanın zamana tabir olması)
(Hadîs-i Şerif, REH No: 4751)
Manâ'sı: "Cennete giren herhangi bir kulun başı ve ayakları ucunda ikişer huri durup cin ve insanların duyduğu en güzel bir sesle türkü söyleyecekler. Lakin o, şeytanın çalgısı değildir. Allah'ın tahmidini ve takdisini dile getiren bir şeydir o."
Yani bizim bildiğimiz gibi şarkı değil, Allahu Teâlâ'yı tanıtmak ve onu tasdik etmek için söyler.
(Hadîs-i Şerif, REH No: 4393)
Manâ'sı: "Eğer bir huri parmaklarından birini gösterse, her ruh sahibi onun kokusunu duyardı."
(Ölenler de ruh sahibi olduğundan onu duyardı.)
(Hadîs-i Şerif, REH No: 4395)
Manâ'sı: "Eğer cennet kadınlarından biri yeryüzüne bir tırnağını gösterecek olursa; doğu ile batı arası aydınlığa boğulur. Eğer cennet ehlinden bir ayak görünse, bilezikleri güneşin ışığını söndürür, tıpkı güneşin, yıldızların ışığını söndürdüğü gibi."
Hurilerin güzelliği evvelki hadîslerde bahsedildi. Şimdi de cennetteki olan dünya kadını; (yani bu dünyada çalışıp cenneti kazanan kadın) bir tırnağını gösterse dünyanın doğusu ve batısı aydınlığa boğulur. Bir ayağı görünse ayağına taktığı halhal (bilezik) tıpkı güneşin doğunca yıldızların ışığının söndüğü gibi güneşin ışığını söndürür. Şimdi, ışık ama insanı yakar. Çok fazla elektrik kaynağı gibi olursa gözünü alır, daha bakarsan gözünü kör eder. Halbuki cennette ateş yok. Yemekler nur ile pişer, aydınlık nur ile olur. Bu nur bu dünyadaki ateş, ışık gibi değildir. Doğu ile batıyı aydınlatan nur, her yeri öyle nur, parlar. Yalnız o göze bakana hiç zarar vermez, bilâkis faydası olur.
(Hadîs-i Şerif, REH No: 1362)
Manâ'sı: "Muhakkak kişi cennete yerinden kımıldamadan tam yetmiş sene oturacak, sonra hanımı gelip omuzuna şöyle bir dokunacak. Çevirip yüzünü baktığında (kadının) yanağının aynadan daha parlak bulacak. Kadının üzerindeki en ufak bir inci parçası doğu ile batı arasını aydınlatmaya yetecek. Müteakiben kadın ona selâm verecek o adamda selâmını alıp ona kim olduğunu soracak. O da ben Allah'ın arttırdığı nimetlerden biri olan Cennet hurilerindenim! diye cevap verecek ve muhakkak üzerinde yetmiş kat elbise bulunacak. En ufağı Tûba ağacından alınmış çok ve yumuşak olacak. Ona baktığı zaman ayaklarının ökçesindeki kemiğin içindeki iliği (dahi) rahatça görebilecek. Üzerinde taçlar olacak ve o tacın üzerindeki en ufak inci tanesi doğu ile batı arasını aydınlatmaya yetecek."
(Hadîs-i Şerif, REH No: 6314)
Manâ'sı: "Cennet ehlinden bir kişiye dört bin kız sekiz bin dul ve yüzde huri verilecek. Her yedi günde bir toplanıp kimsenin o güne kadar duymadığı güzel bir sesle şöyle haykıracaklar: "Biz ölümsüzleriz asla yok olmayacağız. Biz son derece yumuşak tenli kadınlarız, katiyen sertleşmeyeceğiz, biz her zaman güler yüzlü ve hoşnut olacağız, hiç öfkelenmeyeceğiz. Biz (cennette) mukimleriz, katiyen başkalarına sürülmeyeceğiz. Ne mutlu o kimseye ki (cennette) biz onun oluruz o da bizim!"
Bu dünyanın en yüksek mevkisi olan padişahlıktır. Padişahlığın en yüksek mevkisi dünya ya hükmedendir. Yani bir Padişah bütün dünyanın her yerine hâkim olmak ister. Bütün dünyanın hepsi benim olsun, ben hükmedeyim der. Bunun için Cenâb-ı Hakk Teâlâ Hazretleri, cennette en az verdiğine bu dünya kadar yer verecek. Yine Padişahların harem daireleri vardır. Aileleri ve cariyeleri o harem dairesinde olur. Padişahtan başka kimse oraya giremez. Bu harem dairesi ile dışarıdaki saray muhafızları arasında bekçi lazım. Bu bekçi kızlardan olursa erkeklerle ilişki kurma ihtimali var. Yine bekçi erkekten olursa, kızlarla ilişki kurma ihtimali var. Bunun için Mısır'dan getirirler. Yaratılıştan ne erkektir, ne kadındır. Bunların erkeklerle de kadınlarla da ilişki kurmasına imkân yok. Osmanlı tarihinde bunlara kızlar ağası denir. Yine Padişahların saraylarında Nedim vardır. Diğer bir deyimle akıldane veya hazır cevap adam. Bunlar söz konuşmasını gayet iyi bilen canının sıkıldığı zamanlarda kendisini teselli eden, bir müşkilde kaldığı zamanda onların fikrini alıp, bir de ayrıca vezirlerin kumandanların fikirlerini alıp karar verirdi. Bunlara nedim denir. İşte Huri cariyedir. Gılman kızlar ağasıdır. Vildan hazır cevap adam, nedimdir.
(Sûre-i İnsan, Âyet 19)
Meâl'i: "O insanların etrafında öyle ölümsüz genç nedimler (vildanlar) dolaşır ki onları gördüğünde kendilerini etrafa saçılıp dağılmış inciler sanırsın."
(Sûre-i Vakıa, Âyet 16-17)
Meâl'i: "Onların üzerine karşı karşıya olarak yaslanıcılardır. Onların üzerine daima aynı halde kalan genç hizmetçiler dolaşır."
(İmam Şa'rânî, "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret" Sayfa 341, Hadîs No: 615)
"Cennet ehlinin, menzil itibariyle en aşağı olanı, ebedi tazeliğe mazhar edilmiş olan bir milyon hizmetçi oğlanlar arasında altından kanatları olan kırmızı yakuttan ata binen kimselerdir. Orada herhangi bir yere baktığın zaman büyük bir nimet, bol bir (ihtişam ve) saltanat görürsün", buyurmuştur. (Hasan Basri Hz. rivayet etmiştir.)