(Sûre-i Müzemmil, Âyet 20)
Meâl'i: "(Resûl'üm!) Senin, gecenin üçte ikisine yakın kısmını, (bazen) yarısını (bazen de) üçte birini yatmadan (ibadetle) geçirdiğini ve beraberinde bulunanlardan bir topluluğunda (böyle yaptığını) Rabb'in elbette biliyor. Gece ve gündüz (içinde olup bitenleri iyiden iyiye) ölçüp biçen ancak Allah'tır. O sizin, bunu sayamayacağınızı, bildiği için, sizi bağışladı. Artık, Kur'ân'dan kolayınıza geleni, okuyun. Allah bilmektedir ki, içinizden hastala(nan) lar olacak, diğer bir kısmınız Allah'ın lütfundan (rızık) aramak üzere yeryüzünde yol tepecekler, başka bir kısmınız da Allah yolunda çarpışacaklardır. O halde Kur'ân'dan kolayınıza geleni okuyun. Namazı kılın, zekâtı verin, Allah'a gönül hoşluğu ile ödünç verin. Kendiniz için önden (dünyada iken) ne iyilik hazırlarsanız Allah katında onu bulursunuz; hem de daha üstün ve mükâfatça daha büyük olmak üzere, Allah'tan mağfiret dileyin, şüphesiz Allah çok bağışlayıcı çok esirgeyicidir."
Peygamberimiz (sav) gece yatmaz tümünü (Sûre-i İsra, Âyet 79.) bazen yarısını bazen içte birini ibadetle geçirirdi. (Sûre-i Müzemmil, Âyet 1, 2, 3, 4.) Seninle beraber bir topluluk o da ibadetle geçirir buyuruyor. Bunu Ashâb-ı Suffa yapıyor. Allahu Teâlâ:
– Ey kullarım! Ben sevgili habibimin ve onunla kalkıp ibadet yapan topluluğun (Ashab-ı Suffa'nın) yaptığını biliyorum. Bu ibadeti yapanlara Cennet-i Âlâ'da çok büyük ecir vereceğim. Sizde onlar gibi yapın demektedir. Bizim hiç yapmamamız lâzımsa niçin senin ve onların yaptığını Allahu Teâlâ biliyor diyor. Bu bize ikazdır. Sadece Peygamberimiz (sav) yapacaksa başka kimse yapmayacaksa niçin seninle bir topluluk kalkar, yapar diyor. İşte yapın, yaparsanız büyük mükâfat kazanırsınız ben mükâfatını kat kat artırırım. Sevgili habibim yaptı, onunla beraber bir toplulukta yaptı, siz de o topluluk gibi yapın manasında buyuruyor.
Bilâl Babam buyurdu:
Mahşerde; amel defterinde günah çeşidi her ne kadar az olup, sevap çeşidi her ne kadar çok olursa en şerefli adam o olur. Ondan sevabı çok, fazla olanlardan bile o şereflidir. En kıymete alınmayan amel defterinde sevap çeşidi az, günah çeşidi çok olan kimsedir. Cennette yüksek makamda kazansa yine kıymete alınmaz. Onun için amel defterimizde sevap çeşidi çok olsun. Bu ibadeti yapıp teheccüd namazını kılmalıyız.
Bir kardeşimiz rüyasında ölmüş olan yakın bir arkabasını görüyor. "Nasılsın?" diye soruyor. O ölen: "Biz dünyada iken bilmemişiz. Burada en fazla toplu yapılan zikrullaha ve gece kalkıp kılınan teheccüd namazına kıymet veriyorlar. Yeğenim Ökkeş'e benden selam söyle. O gece teheccüd namazı kılsın, bana da göndersin." diyor. Onun için teheccüd namazını, dersimizi, zikrimizi gece kalkıp yapmamız lazım. Zikrullah toplantılarına devam etmeliyiz. İbadet çeşidini çoğaltanlara ve seher vaktinde çalışanlara bir çok mükâfatlar (ikramlar) vardır.
Hadîs-i Şerif:
"Kırklardan birisi ölürse ona karışacak insanı seçerler. Benim ümmetimde kıyâmete kadar kalbi İbrahim (as)'ın kalbi gibi olan kırk kişi eksik olmaz. Biri ölse Allahu Teâlâ yerine yeni birini getirir." (Mevâhib-i Ledünniyy, Cild 1, sayfa 778.)
Kırkları seçerken gece ibadetine hangisi devamlı ise onu seçerler. Gündüz ki ibadetinin çokluğuna bakmazlar. (Kitabımızda açıkladık.)
Gece ve gündüz içinde bilmediğimiz, sayılamayacak kadar çok şey var. Zahir, bâtın, bâtının bâtını kul birisini bile bilmeden acizdir, onu ancak Allahu Teâlâ bilir. Allahu Teâlâ onu bilemediğiniz için sizi bağışlıyorum. Kur'ân'dan kolayınıza geleni okuyun, buyuruyor. Bilâl Babama sordular:
– Kur'ân-ı Kerim'de hangi âyeti okuyalım? Bilâl Babam:
– Hepinizde okumasını ve manasını çok iyi bildiğiniz, şayet manasını bilmiyorsanız, ezberden çok iyi okuduğunuz âyeti okuyun, buyurdu.
"Allahu Teâlâ'dan affınızı dileyin" Allahu Teâlâ bizim umduğumuzdan, aklımızdan hayalimizden geçenden çok daha fazla bağışlayıp esirgeyicidir. Bizim düşündüğümüzden çok daha esirgeyici olmasa niçin "sizin umduğunuzdan daha fazla esirgeyici" desin. Onun için Allahu Teâlâ'dan çok korkmak ve ümidi büyük ummak lazımdır. Zengin bir babadan ufak çocuğu çıngırdak, oyuncak ister. Baba ona onu verir. Kendisine de milyarları miras bırakır. Çocuk oyuncağı görür hepsi bu zanneder. Sen, Allahu Teâlâ'dan ne kadar çok istesen çıngırdağı isteyen gibisin. Onun için arifler isteyeceğinin hesabını çok iyi düşünür, çok da ileriyi isterler.
Beyâzıd-ı Bestami Hz.:
– Ben rüyamda ölmüşüm, melekler yanıma geldi:
– Sen Rabb'ına ne amel ile geldin, ne ihsan, ne hediye getirdin, dediler. Beyâzıd-ı Bestami Hz:
– Ben kulum, acizim, noksanım çok, ben ulu padişahın kapısında dilenciyim (sailim). Allahu Teâlâ'dan dilenmeye, istemeye geldim. Bir dilenciye ulu padişaha ne hediye getirdin demek ne kadar ayıptır. Allahu Teâlâ ulu padişahların daha ulusudur. Bu ulu padişahın kapısında hazinesinde olmayan bir şey yok. Siz bana ne istiyorsun? istediğini verelim, demeniz dururken, ne hediye getirdin, denilir mi? Melekler birbirlerinin gözüne baktılar, söyleyecek söz bulamadılar, çıkıp gittiler. Allahu Teâlâ meleklere karşı:
– Ey benim meleklerim! İşte benim böyle kullarımın karşısında siz cevap vermekten aciz kalırsınız.
Hz. Ömer (ra) kabre konulduğunda sorgusual meleklerine:
– Siz yetmiş bin senelik yoldan geldiniz Rabb'ınızı unutmadınız da Ömer evinden buraya geline kadar Rabb'ısını unuttu mu? deyince melekler yine söz bulamadılar, aciz kaldılar.
Peygamberimiz (sav) Cebrâil (as)'e:
– Sana vahyi veren kim? Cebrâil (as):
– Sidret'ül-Münteha'da bir yeşil perde arkasıdan dedi, Peygamberimiz (sav):
– Bu sefer gidersen, o yeşil perdeyi kaldır, bak. Sana vahyi söyleyen kim? buyurdu. Cebrâil (as) perdeyi kaldırdı baktı ki vahyi söyleyen Peygamberimiz (sav): Cebrâil (as) 360 kanadının hepsini harekete geçirip, o hızla geldi. Baktı ki; vahyi alanda Peygamberimiz (sav)'dir.
– Ya Muhammed! Ben de şaşırdım! Vahyi sidret'ül-Münteha' da bana veren sensin, evinde vahyi alan da sensin, dedi.
Peygamberimiz (sav) Mi'râc'a çıkarken de Cebrâil (as) Sidret'ül-Münteha'ya kadar gitti ordan ileri geçemedi. Daha bunun gibi birçok şeyler var. (Kitabımızda geniş açıkladık.)
(Hadîs-i Şerif, REH No: 4780)
Manâ'sı: Erkek-kadın her mü'minin cennette bir vekili vardır: Kur'ân okuduğu zaman, ona orada köşkler yapar, tesbih çektiği zaman, ona orada ağaçlar diker, bunlardan vazgeçtiği zaman o da orada (onun namına) hiç bir şey yapmaz."
(Hadîs-i Şerif, REH No: 4233)
Manâ'sı: "Kur'ân'daki her kelime taattır! (Okuyan) ibadet etmiş gibi sevap kazanır"
(Hadîs-i Şerif, REH No: 2795)
Manâ'sı: "Kur'ân bir milyon yirmi bin harftir... Onu her kim sabır içinde ecrini yalnız Allah'tan umarak okursa, her harfi karşılığında hurilerden bir zevce alır."
(Sünen-i Ebû Dâvud, Cild 5, Hadîs No: 1398)
Manâ'sı: "Abdullah ibn-i Amr ibn-i el-Âs (ra)'dan, dedi ki: Peygamberimiz (sav) şöyle buyurdu:
– (Geceleyin) on âyet okuyan bir kimse gâfillerden yazılmaz. Yüz âyet okuyan bir kimse geceyi ihya edenlerden sayılır. Bin âyet okuyan da (sevabı) kanatlarla verilenlerden yazılır." (Hâkim, el-Müstedrek, I, 555.)
(Kütüb-i Sitte, Cild 3, Hadîs No: 413)
Manâ'sı: "Ebû Hüreyre (ra) anlatıyor: Resûlullah (sav) buyurdular ki:
– Bir grup, Kitâbullah'ı okuyup ondan ders almak üzere Allah'ın evlerinden birinde bir araya gelecek olsalar, mutlaka üzerlerine sekînet iner ve onları Allah'ın rahmeti bürür. Meleklerde kanatlarıyla sararlar. Allah, onları yanında bulunan yüce yüce cemaatte anar." (Ebû Dâvud, Salat 349, Hadis 1455; Sünen-i Tirmizi, Cild 5, Hadis No: 3114, Hadis-i Şerif, REH No: 4557, Müslim, Zikir 38, Hadis 2699.)
Bir topluluk Allah (cc)'ın kitabını okuyup manalarını söyler. Öbürleri de ondan ders alır. Onunla amel ederse Allahu Teâlâ üzerlerine sekinet indirir. Kırgınlık, huzursuzluk gider, sükûnet ve rahatlık gelir. Allah'ın rahmetinde olurlar. Melekler onlardan çok hoşlanır o evi kanatları ile sararlar. Allahu Teâlâ onları yüce yüce cemaatlarda övdürür, söyletir. Şanı, ünü her tarafı alır. Allahu Teâlâ öyle anar.
Allahu Teâlâ bir kulu andıktan, övdükten sonra, onun hem bu dünyada hem âhirette, şanı, şerefi, selahiyeti artar. Çünkü herşeyi yaratan kendisini övüyor. Yaratan kendini övüp kendinden taraf olunca yaratılanın, cehennemin, zebaninin ne kıymeti kalır. Onlarda Allahu Teâlâ'dan emir bekliyorlar. Allahu Teâlâ bir kuluna çok az bir nazar edip, temsilde hata olmaz, gözünün yanı ile az birşey baksa, hemen iki cihana sultan eder.
(Kütüb-i Sitte, Cild 3, Hadîs No: 414)
Manâ'sı: "Ebû Hureyre (ra) anlatıyor: "Resûlullah (sav)
"Sizden kim evine döndüğü zaman üç adet gebe, iri, semiz deve bulmayı istemez" diye sordu.
"Hepimiz isteriz" diye cevap verdik.
"Öyle ise, buyurdu, kim namazda üç âyet okusa bu ona, üç iri ve semiz deveden daha hayırlıdır." (Sünen-i İbn-i Mâce, Cild 9, Hadis No: 3782.)
(Kütüb-i Sitte, Cild 3, Hadîs No: 415)
Manâ'sı: "Ukbet ibn-i Âmir (ra) anlatıyor:
Biz Suffa'da iken Resûlullah (sav) (dışarı) çıkarak:
– Hanginiz her gün hiç günah işlemeden ve akrabalık bağlarını da bozmadan Buthân'a veya Akîk'e gidip oradan (zahmete ve masrafa girmeden) iki adet iri hörgüçlü dişi deve tutup getirmeyi ister? diye sordu. Biz:
– Ey Allah'ın Resûlü, bunu hepimiz isteriz, dedik. Peygamberimiz (sav):
– O halde birinizin mescide gidip orada Allah'ın kitabından iki âyeti öğrenmesi veya okuması, kendisi için iki deveden daha hayırlıdır. Üç âyet onun için üç deveden dört âyet onun için dört deveden ve okunacak âyetler kendi sayılarınca deveden daha hayırlıdır." buyurdular. (Sahîh-i Müslim, Cild 2, Hadîs No: 251 (803), Ebû Dâvud, Salat 349, Hadis No: 1456.)
(Kütüb-i Sitte, Cild 3, Hadis No: 417)
Manâ'sı: "Hz. Ebû Hüreyre (ra) anlatıyor: Resûlullah (sav) buyurdular ki:
– Cenâb-ı Hakk, Kur'ân-ı Kerim'i (güzel bir sesle açıktan) okuyan bir Peygambere kulak ver (ip sevabı bol kıl) dığı kadar hiç bir şeye kulak ver (ip mükâfatı ihsan et) memiştir." (Buhâri, Tevhid 32, 52, Fedailu'l-Kur'ân 19; Müslim, Müsafirin 232, 233, 234; Ebû Dâvud, Vitr 20; Tirmizi, Sevâbü'l-Kur'an 17; Nese-i, İftitâh 83; İbn-i Mâce, İkâmet 176 (1340).)
(Kütüb-i Sitte, Cild 3, Hadîs No: 423)
Manâ'sı: "Sehl ibn-i Muâz el-Cuherî (ra) anlatıyor:
Resûlullah (sav) buyurdular ki:
– Kim Kur'ân'ı okur ve onunla amel ederse, kıyâmet günü (onun) babasına bir taç giydirilir. Bu tacın ışığı, güneş dünyadaki herhangi bir evde bulunduğu takdirde onun vereceği ışıktan daha güzeldir. Öyleyse, Kur'ân'la bizzat amel edenin ışığı nasıl olacak, düşünebiliyor musunuz?" (Ebû Dâvud, Salât, 349, Hadîs 1453; Berika, Cild 1, s. 157.)
(Kütüb-i Sitte, Cild 3, Hadîs No: 424)
Manâ'sı: "Hz. Ali (ra) anlatıyor: Resûlullah (sav) buyurdular ki:
– Kim Kur'ân'ı okur, ezberler, helâl kıldığı şeyi helâl kabul eder, haram kıldığı şeyi de haram kabul ederse Allah, o kimseyi cennete koyar. Ayrıca hepsine cehennem şart olmuş bulunan ailesinden on kişiye şefaatçi kılınır". (Sünen-i Tirmizi, Cild 5, Hadîs No: 3068.)
O on kişiyi cehennemden kurtarır, cennete girdirir. Bu selâhiyeti Allah (cc) o kimseye verir, demektir.
(Kütüb-i Sitte, Cild 3, Hadîs No: 425)
Manâ'sı: "Abdullah İbn-i Amr İbni'l-As (ra) anlatıyor: Resûlullah (sav) buyurdular ki: Kur'ân okuyup ona sahip çıkan kimseye (âhirette): "Oku ve (cennetin derecelerine) yüksel, dünyada nasıl ağır ağır okuyor idiysen öyle oku. Zira senin makamın, okuduğun en son âyetin seviyesindedir." denir (Ebû Dâvud, Vitr 20, 1464, Sünen-i Tirmizi, Cild 5, Hadîs No: 3080; İbn-i Mâce, Edep 52, Hadis No: 3780.)
(Kütüb-i Sitte, Cild 3, Hadîs No: 426)
Manâ'sı: "Hz. Aişe (ra) anlatıyor. Resûlullah (sav) şöyle buyurdu:
Kur'an'da mahir olan (hıfzını ve okuyuşunu güzel yapan) sefere denilen kerim ve mûtî meleklerle beraber olacaktır. Kur'ân'ı kekeleyerek zorlukla okuyana iki cevap vardır." (Sahih-i Buhâri, Tecrid-i Sarih, Cild 11, Hadis No: 1755; Sahih-i Müslim, Cild 2, Hadis No: 244 (798); Ebû Dâvud Vitr 14 (1454); Sünen-i Tirmizi Cild 5, Hadis No: 3067, Sünen-i İbn-i Mâce, Cild 9, Hadis No: 3779.)
(Kütüb-i Sitte, Cild 3, Hadîs No: 427)
Manâ'sı: "Esyed ibn-i Hudayr (ra)'ın anlattığına göre: Geceleyin (hurma harmanında iken) Kur'ân'dan Bakara sûresini okuyordu. Hemen yakınında da atı bağlı idi. Birden bire atı şahlandı. Bunun üzerine sükût ederek okumayı bıraktı. At da sükûnete geldi. Esyed tekrar okumaya başlayınca at yine şahlandı. Esyed yine sükût edince at da sükûnete erdi. Az sonra yine okumaya başlayınca at da şahlanmaya başladı. Oğlu Yahya, ata yakındı. Ona bir zarar vermesin diye attan uzaklaştırmak için yanına gitti. Bir ara başını göğe kaldırınca bir de ne görsün! Gökte şemsiye gibi bir şey ve içerisinde kandilimsi nesneler var.
Sabah olunca koşup gördüklerini Resûlullah (sav)'a anlattı. Peygamberimiz (sav) kendisine:
– O gördüklerin neydi bilir misin? diye sordu. "Hayır" cevabı üzerine açıkladı:
– Onlar melâike idi. Senin sesine gelmişlerdi. Sen okumaya devam etseydin onlar seni sabaha kadar dinleyeceklerdi. Öyle ki, sabahleyin herkes onları seyredebilecekti, çünkü halktan gizlenmeyeceklerdi." (Sahih-i Buhâri Tecrid-i Sarih, Cild 11, Hadis No: 1773; Sahih-i Müslim Cild 2, Hadis No: 242 (976).)
Sen gizli okudun Allahu Teâlâ onu aşikâreye çıkarıp halka gösterecekti, demektir.
Sen gizli okursan dahi Allah (cc) aşikâreye çıkarır. Peygamberimiz (sav), hadîs-i şerifte:
– "Her kim benim sünnetim ile amel ederse, Cenâb-ı Hakk Teâlâ Hz. o kimseye dört büyük haslet verir:
1) Bütün mü'minlerin kalbine sevgisini koyar. Kendisi evde oturduğu yerde sünnet-i Resûlullah ile amel ediyor. Onu ilk defa Allahu Teâlâ sever. Ondan sonra meleklere sevdirir. Melekler vasıtası ile de bütün mü'minlerin kalbine sevgisini koyar. (Sahih-i Buhâri Tecrid-i Sarih, Cild 9, Hadis No: 1325.)
2) Fısk-ı fûcur sahiblerinin kalbine heybetini koyar.
3) Rızkına bolluk verir.
4) Sağlam, metin, mensuh bir din sahibi olur, buyuruyor.
Bunlar hep hadîs-i şeriftir.
(Kütüb-i Sitte, Cild 3, Hadîs No: 428)
Manâ'sı: El-Berâ (ra) anlatıyor: "Bir zat Kehf sûresini okuyordu. Yanında da iki uzun iple bağlı olan atı duruyordu. Derken etrafını bir bulut kapladı ve bu bulut ona yaklaşmaya başladı. At da bu durumdan huysuzlanmaya, ürkmeye koyuldu. Sabah olunca adam Resûlullah (sav)'a gelip vak'ayı (olayı) anlattı. Peygamberimiz (sav) ona şu açıklamada bulundu: "Bu sekinet idi, Kur'ân için inmişti." (Sahih-i Buhâri Tecrid-i Sarih, Cild 9, Hadis No: 2475; Sahih-i Müslim, Cild 2, Hadis No: 240, 241 (795), Sünen-i Tirmizi, Cild 5, Hadis No: 1475.)
(İhyâu Ulûmi'd-din, Cild 1, Hadîs No: 863, s. 775)
Manâ'sı: "Kıyamet günü, insanların hesabı görülünceye kadar üç tâife, iyi kokulu miskten mamul bir tepe üzerinde oturur. Onlar için hesab, kitab ve mahşer korkusu yoktur. Yalnız Allah rızası için Kur'ân okuyanlar, cemaati kendisinden memnun olduğu halde imamlık edenlerdir." (Tirmizi, İbn-i Ömer'den rivayet etmiştir.)
(İhyâu Ulûmi'd-din, Cild 1, Hadîs No: 864, s. 775)
Manâ'sı: "Ehl-i Kur'ân Allah'ın ayali ve havas kullarıdır." (İbn-i Mâce, Hakîm ve Enes'ten rivayet etmiştir.)
Kur'ân-ı Kerim'i okuyanlar Allahu Teâlâ'nın ayali (ailesi) çoluk çocuğu gibidir. İnsan çok çalışa çalışa ilk defa havas; daha sonra çok uzun süre çalışa çalışa havas'ül-has olur. Ehl-i Kur'ân'ı ve Kur'ân'ı hakkıyla dinleyip, tabi olan havas mertebesine yetişiyor ki, bu mertebe tarikatta, tasavvufta küçümsenmeyecek kadar çok büyük mertebelerdendir. Avam-ı nas: Tarikata girmeyen, ben müslümanım diyen, halince yapan veya yapamayıp günah işleyenler. Havas: Tam çalışmış, Allahu Teâlâ'ya çok sevilmiş, büyük derece almış olanlardır. Havas'ül-Has: Bunlarda en son makama varmış demektir. Allahu Teâlâ, ehl-i Kur'ân'ı havastan sayıyor. Allah(cc) hepimize nasip etsin (amin).
(İhyâu Ulûmi'd-din, Cild 1, Hadîs No: 881, s. 793)
Manâ'sı: "Kur'ân'dan bir âyet dinleyene, kıyamet gününde nur olacaktır." (Ahmed, Ebû Hüreyre'den, Muhtar'ül-Ehadisin-Nebeviyye, Hadis No: 1146.)
(Sünen-i İbn-i Mâce, Cild 9, Hadîs No: 3780)
Manâ'sı: "Ebû Said-i Hudri (ra)'dan rivayet edildiğine göre; Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:
– Kur'ân ehli (yani O'nu devamlı okuyup O'nunla amel ede)ne cennete gireceği zaman; oku ve (cennetin mertebelerine) yüksel, denilecektir. Bunun üzerine okumaya başlayacak ve Kur'ân'dan bildiğini bitirinceye kadar beher âyete karşılık bir derece yükselecektir." (Ebû Dâvud, Tirmizi Abdullah bin Amr (ra)'dan rivayet etmiştir.)
(Muhtar'ül-Ehadîsin-Nebeviyye, Hadîs No: 1017)
Manâ'sı: "Herhangi bir cemaat, Allah'ın evlerinden birinde toplanır, Allah'ın kitabını okur ve (manasını) aralarında anlamaya çalışırlarsa... Ancak bunlara sekinet iner, kendilerini rahmet kaplar, çevrelerini melekler sarar ve Allahu Teâlâ yanında bulunanlara onları anlatır."
(Muhtar'ül-Ehadîsin-Nebeviyye, Hadîs No: 1187)
Manâ'sı: "Her kim, öğlenden evvel Kur'ân-ı Kerim'i hatmederse; melekler ona salâvat okur... Tâ, akşamı edinceye kadar... Her kim, öğlenden sonra Kur'an-ı Kerim'i hatmederse; melekler ona salâvat okur... Tâ, sabaha çıkıncaya kadar."
(Muhtar'ül-Ehadîsin-Nebeviyye, Hadîs No: 1292)
Manâ'sı: "Nebi ve Mürsel'ler ehli cennetin efendileridir. Şehitler, ehl-i cennetin önderidir.
Kur'ân hafızları, ehl-i cennetin reisleridir.
(Berîka, Cild 1, sayfa 159)
Manâ'sı: "Taberani, isnadıyla Abdullah b. Mes'ûd (ra)'dan rivayet edildi ki, o şöyle dedi:
"Şüphesiz ki, bu Kur'ân, Allah'ın bir ziyafetidir. Öyle ise O'nun ziyafetine gücünüz yettiğince arzu ve istekte bulununuz. Şüphesiz; şu Kur'ân, Allah'ın sağlam ipidir, nur-i mübîndir. Faydalı şifâdır. O'na sarılanı koruyucudur. Ona tâbi olan için, kurtarıcıdır. Kur'ân haktan batıla meyletmez, ki onun sahibi itaba maruz kalsın. Veya haktan sapmaz ki, bir kimseden rıza taleb etsin. Eğrilmez ki doğrultulmaya muhtaç olsun. onun acaib ve ğaraibi son bulmaz. Çok tekrardan eskimez. Onu okuyunuz. Çünkü Allahu Teâlâ her bir harfin tilâveti karşılığında on sevap verir. Amma ben "elif, lam, mim" bir harftir demiyorum, fakat "elif" harftir, "lam" harftir ve "mim" harftir diyorum."
O Kur'an-ı Kerim'i okuyanlarda bu sayılan kötü şeylerden hiç birisi olmaz. Eğer hem okuyor, hem de kötü şeyler varsa onun okuması kendisine fayda vermemiş; Allahu Teâlâ o okumadan memnun olmamış, demektir.
(Sahîh-i Buhâri, Tecrid-i Sarih, Cild 11, Hadîs No: 1755)
Manâ'sı: "Aişe (ra)'dan Nebî (sav)'in şöyle buyurduğu rivâyet olunmuştur: Kur'ân'ı ezberleyerek (talâkatle, dil açıklığı ile) okuyan hafızın benzeri, vahiy getiren meleklerdir. (Fazilette ikisi beraberdir). Kur'ân'ı hafız olmayarak okuyan ve bu suretle okumak kendisine zorluk veren kimse için de iki ecir vardır: (Kur'ân okumak ecri, zorluk ecri)"
(İmam-ı Şa'rânî "Ölüm-Kıyâmet-Âhiret", Hadis No: 447, s. 274)
"Muhakkak ki, kıyâmet gününde Allahu Teâlâ nida ederek:
– Yâ Mâlik! Ateşe emret de onların dillerini yakmasın. Çünkü onlar Kur'ân okumakta idiler. Ey Mâlik! Ateşe söyle onları amelleri kadar yakalayıp yaksın, buyurur. Ateş, cehennemlikleri ve onların müstehak olduğu azapları, annenin kendi çocuğunu tanımasından daha iyi tanır", buyurulmuştur.
(Sünen-i İbn-i Mâce, Cild 1, Hadis No: 219)
Manâ'sı: "Ebû Zer (-i Gıffâri) (ra)'dan rivâyet edildiğine göre Resûlullah (sav) şöyle demiştir:
– Ey Ebâ Zer! Sabahleyin evinden çıkıp Kur'ân'dan bir âyet öğrenmen senin için yüz rek'ât nafile namaz kılmandan daha hayırlıdır. Yine sabahleyin evinden çıkıp mükellefin ameli ile ilgili olan veya olmayan ilimden bir babı öğrenmen (senin için) bin rek'ât nafile namazdan daha hayırlıdır."
Kur'ân'ı öğrenen yüz rek'ât nafile namaz, Kur'ân'ı ve içindeki ilmi, ne dediğini öğrenirse bin rek'ât nafile namazdan hayırlıdır, buyuruyor. En mühimi hem Kur'ân'ı hem de içindeki ilmi, ilm-i ledünnü öğrenmektir.
(Hadîs-i Şerif, REH No: 2802)
Manâ'sı: "Kur'ân'ı çok okuyanlar cennet ehlinin kurraları olacaktır."
(Sûre-i Yasin, Âyet 69)
Meâl'i: "Biz ona (peygamber'e) şiir öğretmedik. Hem bu ona gerekli de değildir. Onun söyledikleri ancak Allah'tan gelmiş bir hatırlatma, açık bir okumadır."
(Sûre-i Kaf, Âyet 1)
Meâl'i: "Kaf; şerefli Kur'ân'a yemin ederim!"
(Kütüb-i Sitte, Cild 3, Hadîs No: 419)
Manâ'sı: "Ebû Umâme (ra) anlatıyor: Hz. Peygamberimiz (sav)'in şöyle söylediğini işittim:
"Allah, geceleyin Kur'ân okuyan bir kula kulak verdiği kadar hiç birşeye kulak verip dinlemez. Allah'ın rahmeti namazda olduğu müddetçe kulun başı üstüne saçılır. Kullar, ondan çıktığı andaki kadar hiç bir zaman Allah'a yaklaşmış olmaz. Ebu'n-Nadr der ki: "Ondan" tabiriyle "Kur'ân'dan" denmek istenmiştir." (Sünen-i Tirmizi, Cild 5, Hadis No: 3077.)
(Kütüb-i Sitte, Cild 3, Hadîs No: 422)
Manâ'sı: "Ebu Sâid (ra) anlatıyor. Resûlullah (sav) buyurdular ki: Aziz ve Celil olan Allah diyor ki: "Kim Kur'ân-ı Kerim'i okuma meşguliyeti sebebiyle benden istemekten geri kalırsa, ben ona, isteyenlere verdiğimden fazlasını veririm." (Tirmizi, Sevâbu'l-Kur'ân 25, Hadis 2927.)
Duada isteyeceklerinin yerine de Kur'ân okursa isteyeceğinden daha fazlasını veririm buyuruyor.
(Kenzü'l-İrfan, Hadîs No: 232)
Manâ'sı: "Sizden birisi Cenâb-ı Hakk ile münacaat ve mükalemeyi (O'na yalvarıp O'nunla konuşmayı) severse huzûr-i kalb ile Kur'ân okusun." (Ebû Nuaym, Hilye, VII, 99.)
(Kenzü'l-İrfan, Hadîs No: 234)
Manâ'sı: "Lisandan cari olan (dilden dökülen) bil cümle sözlerin eftali Kur'ân-ı Şerif'tir." (Suyûtî, el-Câmiu's-Sagir, II, 37.)
(Kenzü'l-İrfan, Hadîs No: 238)
Manâ'sı: "Kur'ân-ı Azîmu'ş-şân'ın kelâm (diğer sözler) üzerine olan fazileti Halik'ın (Yaratan'ın) mahlûku (yarattığı) üzerine olan fazlı (üstünlüğü) gibidir." (Buhâri, Fedailu'l-Kur'ân, 17; Tirmizi, Sevab-ı Kur'ân, 14.)
(İhyau Ulûmi'd-din, Cild 1, Hadîs No: 860, s. 774)
Manâ'sı: "Allahu Teâlâ mahlukatı yaratmadan bin sene önce Tâhâ ve Yâsin'i okumuştur. Melekler Kur'ân'ı duyduklarında "Müjde bu Kur'ân kendilerine inen ümmete, müjde bu Kur'ân'ı içine alan boşluklara, yani ezberleyen hâfızlara, müjde bu Kur'ân'ı okuyan dillere demişlerdir." (Darimî, Ebû Hüreyre'den rivayet etmiştir.)
(Kütüb-i Sitte, Cild 3, Hadîs No: 441)
Manâ'sı: "Ebû Ümâme (ra) buyurdu ki; Peygamberimiz (sav)'i işittim, diyordu ki:
"Kur'ân-ı Kerim'i okuyun. Zirâ Kur'ân, kendini okuyanlara kıyâmet günü şefaatçi olarak gelecektir. Zehrâveyn'i yani Bakara ve Â'li İmran Sûrelerini okuyun! Çünkü onlar kıyâmet günü, iki bulut veya iki gölge veya saf tutmuş iki grup kuş gibi gelecek, okuyucularını müdâfaa edeceklerdir. Bakara Sûresi'ni okuyun! Zira onu okumak berekettir, tersi ise pişmanlıktır. Onu tahsil etmeye sihirbazlar muktedir olamazlar." (Müslim, Müsafirin, 252, (804).)
(İhyau Ulumi'd-din, Cild 1, Hadîs No: 866, s. 775)
Manâ'sı: "Teganni eden (câriyesini dinleyen) kimsenin dinleyişinden daha ziyade, Allahu Teâlâ Kur'ân okuyanı dinler." (İbn-i Mâce, İbn-i Hibban'dan rivayet etmiştir.)
(Sahîh-i Mülim, Cild 2, Hadîs No: 269 (817)
Manâ'sı: "Nâfi ibn-i Abdi'l-Hâris, Usfân'da Ömer'e kavuştu. Ömer (ra) onu Mekke Valisi olarak kullanıyordu. Ömer (ra) ona:
– Bu vâdî üzerine kimi me'mûr ettin? diye sordu.
– İbn-i Ebza'yı, dedi. Ömer (ra):
– İbn-i Ebza kimdir? dedi. Vali:
– Azadlılarımızdan bir azadlıdır, dedi. Ömer (ra):
– Onlar üzerine bir azadlıyı mı me'mûr ettin? dedi. Vali:
– O, Aziz ve Celil olan Allah'ın kitabını okur ve bütün farzları bilir, dedi. Ömer (ra) şöyle dedi:
– Peygamberimiz (sav) "Allah bu kitab ile bir takım milletleri yükseltir, diğer bir takımlarını da alçaltır." buyurdu.
(Hadîs-i Şerif, REH No: 2824)
Manâ'sı: "Mahir olarak Kur'ân okuyan kişi meleklerle beraberdir! Güç bir halde okuyan kişiye de iki sevap vardır."
(Hadîs-i Şerif, REH No: 1261)
Manâ'sı: "Allah gazap etmez bir de gazap etti mi melekler onun gazabından dolayı (korkarak) tesbih getirmeye başlarlar. Bir de yeryüzüne bakıp da iki yavrunun Kur'ân okuduklarını gördü mü, işte o zaman gazabı durur, hoşnutluğu yeri doldurur."
(Hadîs-i Şerif, REH No: 5000)
Manâ'sı: "Kim abdestli olarak Allah'ın kitabından bir harf dinlerse, ona on sevap yazılır, on günahı silinir, on derece verilip yükseltilir, kim namazda oturarak Allah'ın kitabından bir harf okursa, ona elli sevab yazılır, elli günahı silinir, elli derecesi yükseltilir, kim Allah'ın kitabından bir harfi namazda ayakta okursa, ona yüz sevap yazılır, yüz günahı silinir, yüz derecesi yükseltilir. Kim O'nu (Kur'ân'ı) okuyup hatmederse (yetmiş bin Melek nazil olur ve) Allah indinde onun, hemen veya sonra, kabul edilmiş bir duası vardır."
(Hadîs-i Şerif, REH No: 1067)
Manâ'sı: "Kur'ân'ın en faziletli (kısmı) Bakara Sûresidir; onun âyetlerinden en büyük olanı ise âyet'el-kürsi'dir. Bakara Sûresi'nin okunduğu evde şeytan, o süreyi duyduğu zaman tutunamaz çıkar, gider."
Bilâl Babam buyurdu:
Kur'ân'da ne varsa hepsi Bakara Sûresindedir. Bakara sûresinde ne varsa hepsi başındaki Fatiha (elham) süresinde, Elham sûresinde ne varsa başındaki Bismillahirrahmanirrahiymde, Bismillahirrahmanirrahiym'de ne varsa başındaki "B" harfindedir. "B" harfinde ne varsa "B"nin noktasındadır.
Bunlar hep hadîstir. Bu hadîste de Bakara Sûresinde ve Âyet'el-Kürsü'de buyuruyor. Bilâl Babamın bu dediğinin hadisini bulduk. Diğer dediklerine dair hadîste bulursak yazacağız inşallahu Teâlâ.
(Hadîs-i Şerif, REH No: 2794)
Manâ'sı: "Kur'ân öyle bir zenginliktir ki ondan sonra fakirlik ve onun ötesinde de zenginlik yoktur."
(Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 9, Hadîs No: 3784)
Manâ'sı: "Ebû Hüreyre (ra)'den rivâyet edildiğine göre Resûlullah (sav)'den şu buyruğu işittim, demiştir:
Allah (Azze ve celle) buyurdu ki: "Ben salâtı (yani fâtiha sûresini) kendim ile kulun arasında ikiye taksim ettim ve kuluma istediğini veririm."
Ebû Hüreyre demiştir ki, sonra Resûlullah (sav) böyle buyurdu:
"(Fatiha'yı) okuyunuz: Kul; "Hamd âlemlerin Rabb'ı olan Allah'a mahsustur" der. Bunun üzerine Allah (Azze ve Celle):
– Kulum bana hamdetti ve kuluma istediğini veririm, buyurur. Sonra kul:
"Rahman ve Rahim olan (Allah)" der. Bunun üzerine Allah:
– Kulum bana senâ etti, kuluma dilediğini veririm, buyurur.
Kul (bundan sonra):
Din-hesab-ceza gününün mâliki olan (Allah) der. Bunun üzerine Allah:
– Kulum beni ta'zim etti. İşte bu (yani Fatiha'nın buraya kadar olan kısmı) bana (hamd sena ve ta'zim etmeye) aittir. Şu âyetinde yarısı bana, yarısı kulumadır. Kulum; yalnız sana kulluk ederiz ve yalnız senden yardım dileriz, der. Yani işte bu, benim ve kulum arasındadır. Kuluma dilediğini veririm. Fatiha Sûresinin sonu (yani bundan sonraki kısmı) da kuluma (ait dilekleri) dir. Kul:
– Bizi dosdoğru yola, gazâbına uğramış olan (yahûdîler) den ve delâlete düşen (hıristiyanlar) dan başka olup, nimetlendirdiğin (Peygamberler, sıddıklar, şehidler ve salih) kulların yoluna hidâyet eyle (yani islam dini üzerinde sabit kıl) der. İşte bu âyetler(deki dilek) kuluma (ait) dir ve kuluma dilediğini veririm."
(Sünen-i İbn-i Mâce, Cild 9, Hadîs No: 3787)
Manâ'sı: "Ebû Hüreyre (ra)'den rivâyet edildiğine göre: Resûlullah (sav) şöyle buyurdu, demiştir:
– Kulhu vallahu ahad (yânî ihlâs sûresi sevab bakımından) Kur'ân-ı Kerim'in üçte birisine muâdildir (eşittir)" (Sünen-i İbn-i Mâce, Cild 9, Hadis No: 3788; Sünen'ün Nese-i, Cild 1, 2, Hadis No: 995, 996.)
– Bilal Babam'a sorduk:
– Teravih namazının arasında, tesbih, tekbir getiriyorlardı. Şimdi ise getirmiyorlar dedik. Bilâl Babam:
– Her arada bir ihlas (kulhu vallahu ehad) sûresini okuyorlar. Bunun hakkında Peygamberimiz (sav) "Kulhu vallahu ehad sûresi okumak Kur'ân'ın üçte biridir" buyuruyor. Kur'ân'ın üçte biri olunca içinde tekbir, tesbih hepsi var diye bunu onun için okuyorlar, buyurdu.
(Kenzü'l-İrfan, Hadîs No: 239)
Manâ'sı: "Kur'ân âyetlerinden bir gecede yüz âyet okuyan kimse gafilîn gürûhundan mâdûd olmaz. (gafiller zümresinden sayılmaz)" (İbn Hacer, el-Metalibu'l-âliye, III, 282.)
(Kenzü'l-İrfan, Hadîs No: 240)
Manâ'sı: "Her gece Yâsin-i Şerif'i kıraat eden (okuyan) mü'min-i kâmilin bağışlanır." (İbn Hibban, Sahih, IV, 121; İbn Hacer, el-Metâlibu'l-âliye III, 361.)
(Kenzü'l-İrfan, Hadîs No: 243)
Manâ'sı: "Her gece "İzâ Vakaa" (vâkıâ) sûresini tilâvet eden (okuyan) kimseye fakr-ı hal (fakirlik) teveccüh etmez (gelmez) (İbn Hacer, el-Metâlibü'l-âliye, III, 383.) (Fakirlik görmez)."
(Kenzü'l-İrfan, Hadîs No: 244)
Manâ'sı: "Uyku için yatağa yatarken evvelâ (önce) Fatiha, sâniyen (ikinci olarak) ihlâs-ı şerif'i okuduğun halde mevtten (ölümden) başka herşeyden emin olursun." (Suyûti, el-Câmiu's-Sagîr, I, 36.)
(Kenzü'l-İrfan, Hadis No: 245)
Manâ'sı: "Tebâreke sûresinin kırâatına devam eylemek azâb-ı kabrden (kabir azabından) emin olmaklığı istilzâm eder (gerektirir)" (Suyûtî, el-Câmiu's-sagir, II, 36.)
(Muhtar'ül-Ehadîsin-Nebeviyye, Hadîs No: 85)
Manâ'sı: "Kul, Kur'ân-ı Kerim'i hatmettiği zaman, hatim (duası) esnasında altmış bin melek, ona bağış talebinde bulunur."
(Muhtar'ül-Ehadîsin-Nebeviyye, Hadîs No: 155)
Manâ'sı: "Güzel abdest almak, imanın yarısıdır. Allah'a hamd etmek, mizanı doldurur. Tesbih ve tekbir; yeri ve semaları doldururlar. Namaz bir nurdur; zekât bir bürhandır. Sabır aydınlıktır. Kur'an-ı Kerim ya lehinde ya da aleyhinde bir hüccettir. Bütün insanlar, sabahlar; fakat, ya kendisini azad edene satar. Ya da köle kılıp helâk edene..."
(Muhtar'ül-Ehadîsin-Nebeviyye, Hadîs No: 221)
Manâ'sı: "Evlerinizde Kur'ân okumayı arttırınız. Bir ev ki, onda Kur'ân okunmaz; onun hayrı azalır. Şerri de çoğalır... Ehline darlık gelir..."
(Muhtar'ül-Ehadîsin-Nebeviyye, Hadîs No: 1224)
Manâ'sı: "Her kim, cuma günü Kehf sûresini okursa; iki cuma arasında, kendisine nur olur..."
(Muhtar'ül-Ehadîsin-Nebeviyye, Hadîs No: 1286)
Manâ'sı: "Evlerinizi namaz kılmak ve Kur'ân okumakla nurlandırınız."
(Sûre-i Yûnus, Âyet 61)
Meâl'i: "Sen hiç bir işte bulunmazsın; Kur'ân'dan bir şey okumazsın ve siz hiçbir iş yapmazsınız ki ona daldığınız zaman biz üstünüzde şahid olmayalım. Çünkü ne yerde, ne gökte zerre ağırlığınca bir şey Rabb'inden uzak (ve gizli kalmaz. Bundan daha küçüğü ve daha büyüğü yoktur ki apaçık kitapta (Levh-i mafhuzda)) bulunmasın."
Her şey Levh-i Mahfuz'da yazılıdır. Allah (cc)'ın ilminin içindedir. Kul fiilinin yaratıcısıdır, diyenlere çok büyük bir cevaptır. Hepsini Allahu Teâlâ takdir etmiş, yazmıştır. sırası gelince hepsi olur. Yalnız Allahu Teâlâ o Levh-i Mahfuzdaki yazılanı, zalimin zülmü, âlimin, evliyanın duası, mazlumun bedduası ve sadaka vermek gibi şeylerle Allahu Teâlâ değiştirir, uzatır, kısaltır. Yok olanı var eder, var olanı yok eder, idam eder, icad eder. Ona yalvarmak ve emirlerini tutup, yasaklarından sakınmak lazımdır.