Bismillâhirrahmânirrahîm

 

TEMİZLİK

 Temizlik kaç türlüdür ?

 

Bütün umuma ait iç ve dış temizlik ikidir:

A- Kalb (Ruh) temizliği.

B- Zahir (vücud, beden) temizliği.

 

 Kalb (Ruh) Temizliği:

 

(Sûre-i Şuâra, Âyet 89)

“Ancak Allah'a temiz bir kalb ile gelenler o günde (kurtuluşa  ereler).

 

(Sûre-i Saffat, Âyet 84)

“Çünkü Rabbine kalb-i selim ile (temiz bir kalble) geldi.”

 

(Sûre-i Kaf, Âyet 32-33)

Meâl'i: “İşte size vaad edilen bu cennet! ki o Allah'a yönelen, emirlerine riâyet eden, görmediği halde Rahman'dan korkan ve Al-lah'a yönelmiş bir kalp ile gelen kimselere mahsustur.”

 

(Sûre-i Fatır, Âyet 18)

“Hiç bir günahkâr başkasının günahını çekmez. Eğer yükü (günahı) ağır gelen kimse onu taşımak için (başkasını) çağırsa, bu çağırdığı akrabası da olsa, bir şey (alıp) taşınmaz. Sen ancak görmeden Rabb'lerinden korkanları ve namazı kılanları uyarırsın. Kim (günahlardan) temizlenirse o, kendi menfaatine temizlenmiş olur. Dönüş Allah'adır.”

Sen Rabb'ılarını görmeden içerisinde Allah korkusu ve Allahu Teâlâ'nın sevgisini taşıyanları kurtarırsın. İşte hakiki imanda budur.

Kalbine gelen her türlü kötülükleri atıp, kalbini safileştirir, selim bir kalp getirir. (Hakk'tan gayrı her şeyi kalbinden çıkartır. Bir tek Allahu Teâlâ'nın korkusu, aşkı ve sevgisi kalır.)

“Yarın mahşerde temizlenmiş selim bir kalb getiren kurtulur.”[1]

“Erkek ve kadın amel-i salih işlerse, hakkı ile de mü'min olup çalışırsa, ona yeni temiz (ölmeyen) devamlı bir hayat veririm.”[2]

Manevi temizlik; gece ibadeti, namaz, tesbih, ders, zikir ile sabahlamakla olur. Bunların hepsinden de önemlisi, sırf Allahu Teâ-lâ'nın rızasını kastederek yapar. Allahu Teâlâ'nın korkusu ve sevgisi kalbinden çıkmaz. Bunlar kalbi ve niyeti ile olur. Kalbini, niyetini başka şeye çevirenin yaptığı, yapacağı ibadetler Allahu Teâlâ'nın yanında makbul olmaz, kazanamaz. “Her amel niyete bağlıdır”[3] dediği hadîs-i şerîf  budur. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ashâbına tebliğ ettirmiş, seyyahlık vermiştir. Buna göre biz de Kur' ân-ı Kerim'deki bu sâihun emrini yapmamız lazımdır.[4] Mürid, Şey-hinin verdiği emirle veya kendisine o hal gelirse, seyyahlık yapar. Allahu Teâlâ için, İslâmiyeti, dinî mubîni yayar. Belki kâfir memleketlerine de gider. Yollarda su bulamaz. Yorgunluk ve bir çok imkânsızlıklar olur. Zahirde temizlenemez ama gezişi, söyleyişi, yapması sırf Allahu Teâlâ'nın rızası içindir. İşte en büyük temizlik kendindedir.

Hadîs-i şerîf'te Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

“Varlıklı kadınlar kendileri ile evlenmez. Üstü başı kirli olur.”[5] buyuruyor.

Bir diğer kısmı da ashâb-ı suffa gibi yaşar. Onlar perşembe günü akşam camiye girer, cum'a günü akşam namazından sonra camiden çıkarlardı. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e: “Onları yanından tard etme. Kendi nefsine sabret. Onlarla beraber olmaya razı ol.”[6] diye emr-i ilâhi geliyor. Çünkü onların terleri, kokuları oluyor, sırtları tam zamanında yıkanamıyordu. Arabistan'da suyun az olduğu yerde idiler. Dışları harap (kirli) olsa da içleri manen temizdir. Ashâb-ı Kehf'de aynıdır. Üç yüz dokuz sene uyudular. Üç yüz dokuz sene yıkanmadılar, traş olmadılar. Düşünürsen zahiren ne kadar kirli. Harpte ihtilam olan sahâbeye Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) “Sen pis değilsin. Müslüman pis olmaz.”[7] buyuruyor. Âyet-i kerimede de “Müşriklerin hepsi pistir.”[8] buyuruluyor. Onlarda ne kadar yıkansalar temiz olmazlar.

Herhangi bir sanatı elde edebilmek, öğrenmek için ilk yaptıkları geçersiz olur, satılmaz. Satılsa da çok ucuz fiyatla gider, aynı onun gibidir. Zikrullah, ibadet, tesbih, ders, namaz bunları da çok çok yapmak ile sonunda en iyisi yapılır. İlk defa iyi değil ama yapa yapa sonunda tam yapar. Zahirde her ne kadar güzel, düzgün yapsa muhakkak ahlâk-ı zemime karışır. Bu da ya hiç kabul olmaz, ya da çok az sevaplı olarak kabul olur. Allahu Teâlâ belli ki ahlâk-ı zemi-meyi sevmiyor! Onunla olan amelleri de makbul tutmuyor. Ahlâk-ı zemime ile yaptığı ibadeti, tesbihi, zikri vs. yaparken halkın görmesinden zevk alır. Herkesin gördüğü yerde özenerek yapar, kimsenin görmediği yerde yapmaz. Bunun için en makbul ibadet kimsenin görmediği yerde özenerek yapmaktır. Issızda kılınan namaz, cemaatle kılınan namazın iki misli sevaptır.[9] Uzlet, halvet, çile, itikâf gizli yapıldığından makbuldur. Bunlar sadece Allahu Teâlâ'ya beğendirmek için oluyor. Allahu Teâlâ, birin yerine on, yetmiş, yedi yüz, bin ve iki milyon vereceğini vaad ediyor. İşte selim bir kalb getirme, hayat-ı tayyibe bunları kazanabilmek zikrullah, namaz v.s ibadetleri çok çok yapmakla olur. Bunu kazananın biri bine, iki milyona kabul olur. Bütün Peygamberler ve büyük Evliyalar, herkesin yapamayacağı şekilde bu dediklerimize çok çok devam edip kazanmışlardır. “Lâ ilahe illallah” tesbihini çekerken Lâ'nın dervazesinden (kapısın-dan) ispata varıncaya kadar yetmiş bin yerde ara vurucu vardır.[10] Her söylemesinde bir ara vurucu gider. İşte en makbulu en sonundakiler oluyor. Atlar koşu eder. En sonunda biri diğerinden bir metre ileri geçse o birinci olur. Öbürlerinin o kadar koşmaları onun yanında ona göre geçersiz kalır. Aynı onun gibidir. Allahu Teâlâ yanında da öyledir. Kur'ân-ı Kerim'de: “Yarın mahşere siz üç bölük olarak gelirsiniz, en makbulü sabikûnlardır.”[11]  dediği odur.

Misâl; Bir adamın eline sanat öğretmek için az malzeme verir, az zaman ayırırsan o adam bir şey öğrenemez. Çok malzeme verir, bütün zamanının hepsinde de çalıştırırsan o çok şeyler öğrenir. Bir okul talebesine kalem, kağıt, silgi, defter vs. bunları az alıp, az bir zamanda çalıştırsan o çocuk sınıfta kalır. Çok alır, çok zaman ayırır, çok çalıştırırsan kazanır. Allahu Teâlâ Kur'ân-ı Kerim'de, zamanı çok ayırmamıza işaret ediyor.

“Geceyi tüm ibadetle geçir, gece yarısından sonra; gecenin üçte biri kalınca sabaha kadar ibadet et.”[12] buyuruyor. İşte bunlarla Allahu Teâlâ çok çalışıp eğitilmemizi emrediyor. Namaz, zikrullah, tesbih, ders vs. bunların her birisi bir endeze (alet) gibidir. Marangozun kullandığı silgi, burgu, tahta vs. gibi aletlerin hepsi olsa, birisi olmazsa yeri açık kalır. Allahu Teâlâ Kur'ân-ı Kerim'de; Peygam-berimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) hadîs-i şerîflerinde tesbihi, zikrullahı, namazı, tefekkürü daha bazı şeyleri sayıyor. İşte bunların hepsi de fazla fazla yapılma ile olur. İbadeti yapa yapa her yapmasında biraz daha düzeltir. En ilerisinde çok yaparak sonunda tam Allahu Teâlâ'ya sevilecek şekilde yapar. Çok yapma ile kendini eğitir, öğrenir. İşte bunların en sonunda iç ve dış temizlikler olur. Bu çok çalışma hakiki bir şeyhin izni ile olmalıdır. Şeyhi tam kâmil şeyh değilse veya kendisi izinsiz ders çekiyorsa, sonunda kendisine sıkıntı, evham, vesvese gelir veya tam deli olur. “Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır”[13] dediği budur. İzinsiz Esma çeker sonunda bu dediklerim olur. Sadece şeriatın emirlerini yapanlara şeytan açıktan müdahele etmez.

Günümüzde Kâmil bir şeyhten izinsiz ders çeken, Esma çekip veya şeyhi tam kâmil olmayanların vermiş olduğu dersi çekenlerden kafayı bozanlar çoktur.

Seyyid Nizamoğlu Hz.; içini temizlemeyip sadece dış temizliği olanları dile getirip kasidesinde şöyle diyor:

 

          Yüzüm kara elim boş, dostu sever geçerim,

          Dünya ile başım hoş, dostu sever geçerim.

                            Sofuyum der gezerim, hırkamı tacımı düzerim,

                            Nice gönül bozarım, dostu sever geçerim.

          Dışım eyidir eyi, içim dopdolu ayı,

          Böyleyken gönül evi, dostu sever geçerim.

                            İnanmanız sözüme, bakmanız dış yüzüme,

                            İçimde bin putum var, dostu sever geçerim.

         Tesbihim var elimde, ne'm var ise dilimde,

          Nesne yoktur hâlimde, dostu sever geçerim.

                            Nefsim beni azdırdı, bir kıl ile gezdirdi,

                            Bu ne acep sözdürür, dostu sever geçerim.

          Seyyid Seyfi yârimi, isterim didarımı,

          Terk etmedim ârımı, dostu sever geçerim.

                                                                         Seyyid NİZAMOĞLU

 

(Sûre-i Şems, Âyet 9-10)

Meâl'i: “…Nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiş, onu kötülüklere daldıranda ziyan etmiştir.”

 

 

 Zahir (Vücud, beden) Temizliği:

 

(Sûre-i Müddesir, Âyet 4)

“Elbiseni tertemiz tut.”

 

(Sûre-i Tevbe, Âyet 108)

“…Allah temizlenenleri sever.”

 

(Sûre-i Bakara, Âyet 222)

“…Şunu iyi bilin ki Allah tevbe edenleri sever, temizlenenleri de sever.”

 

(Sûre-i Araf, Âyet 31)

Meâl'i: “Ey Adem oğulları! Her mescide gidişinizde zîynetli elbiseleri giyin; yiyin-için, fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez.”

Camiye giderken temiz elbise giyilmesi lazımdır. Hem de gusül abdesti ile gitmek çok daha iyidir.

 

(Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 1, Hadîs No: 274)

Manâ'sı: “…Ebû Bekir (Radiyallahu anhu)'den rivâyet edildiğine göre; Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur:

- Allah taharetsiz hiç bir namazı ve ganimetten aşırılan (çalınan) hiç bir maldan sadakayı kabul etmez.”

 

(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 2758)

“Her Müslümana yedi günde bir (saçını, derisini, her tarafını yıkamak kaydı ile) yıkanması vaciptir.”[14]

 

(Muhtar'ül-Ehâdîsin Nebeviyye, Hadîs No: 225, s.176)

Manâ'sı: “İslâm temizdir; temiz olmaya çok çalışınız. Sonra, cennete yalnız temiz olan girecektir.”[15]

 

(Muhtar'ül-Ehâdîsin Nebeviyye, Hadîs No: 737, s.402)

Manâ'sı: “Bu cesetleri temizleyiniz ki, Allahu Teâlâ sizi pâk eylesin… Pâk ve temiz yatan bir kulun mutlaka gömleği içinde bir melek bulunur. Gecenin değişen her saatinde o melek şu duayı yapar:

- Allah'ım! Şu kulunu bağışla; çünkü o temiz yattı.”[16]

 

(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 2320)

“Tesbih mizanın (terazinin) yarısıdır! Allah'a hamd etmekse onu doldurur. Tekbir ise yer ile gök arasını doldurur. Oruç sabrın yarısıdır, temizlik de imanın yarısıdır.”[17]

 

(Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 2, Hadîs No: 525)

Manâ'sı: “Hz. Ali (Radiyallahu anhu)'den rivâyet edildiğine göre şöyle demiştir: Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) süt emen çocuğun bevli hakkında buyurdular ki:

- Erkek çocuğun bevlinden dolayı su serpilir, kız çocuğun bevlinden dolayı yıkamak gerekir.”

Ebû'l Yaman yukarıdaki hadîs-i şerîfi İmam Şafiî'ye sorarak:

- Her iki sidik birdir. (Bu ayırımın hikmeti nedir?) Şafiî:

- Çünkü, erkek çocuğun bevli su ve çamurdandır. Kız çocuğunun bevli et ve kandandır, diye cevap verdikten sonra bana:

- Anladın mı? diye sordu. Ben:

- Hayır anlamadım, dedim. Şafiî:

- Şüphesiz Allahu Teâlâ, Adem (Aleyhis-selâm)'ı yarattığı zaman Havva O'nun kısa kaburga kemiğinden yaratıldı. Bu sebeble erkek çocuğun bevli su ve çamurdan olmuştu. Kız çocuğunun bevlide et ve kandan olmuştu, dedi. Ebû'l-Yeman; Şafiî bana:

- Anladın mı? diye sordu. Ben:

- Evet (anladım) diye cevap verdim. Şafiî bana:

- Allah seni öğrendiğinden yararlandırsın, buyurdu.[18]

 

(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 1041)

Manâ'sı: “Elbiselerinizi yıkayın, saçlarınızı (bıyık ile sakaldan uzayan kısımları) alın, misvak kullanın, süslenin, temizlenin. İsrâil oğulları bunları yapmazlardı. Bu sebepten kadınları zinaya sürüklendi.”[19]

 

 

SAKAL

 

(Sünen'ün Neseî, Cild 7-8, Hadîs No: 5043)   

“İbn-i Abbas (Radiyallahu anhu); Rasûlullah'a isnad ederek:

- Son zamanlarda sakallarını (güvercinlerin gerdanı gibi) siyaha boyayanlar cennet kokusunu alamazlar.” dedi.[20]

 

(Kimya-yı Saadet, s.117-118)

Sakal bırakmada on şey mekruhtur:

1-) (Sakalı) Siyaha boyamak; Çünkü hadîs-i şerîfte: “Sakalını boyayan cehennemliktir. Boyayan kâfirlerdir. Bunu en önce yapan Firavun'dur.”[21] buyuruldu…(Sakalını kına ile boyamak iyidir.)

İbn-i Abbas (Radiyallahu anhu bildirdi: Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:

“Ahir zamanda bazı insanlar olur ki, sakalını siyaha boyarlar. Onlar cennet kokusunu duyamazlar.”[22]

2-) Kırmızıya veya yeşile boyamaktır. Fakat bunu muharibler yapıp düşmanları yıldırmak, onlara zayıf ve ihtiyar görünmemek için olursa, sünnettir. Bu maksatla âlimlerden bazıları da siyaha boyamıştır. Fakat bu niyet olmazsa gene aldatmaya girer.[23]

3-) İnsanların ihtiyar zannetmeleri ve hürmet etmeleri için, sakalını kükürtle beyaza boyamaktır.[24] Bu da aptallıktandır. Çünkü hürmet, ihtiyarlığa veya gençliğe değil, ilme ve akla gösterilir. Enes (Radiyallahu anhu) buyuruyor ki; “Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) vefat edince, bütün sakalında yirmi tane beyaz kıl yoktu.”

4-) Sakalından beyaz kılları koparmak, ihtiyarlıktan utanmaktır. Bu Allahu Teâlâ'nın kendisine verdiği nurdan utanmasıdır. Bu da cahilliktendir.[25]

5-) Yeni delikanlı olmuş ve yüzünde henüz sakal bitmemiş gençlere benzemek için sakalını kazımak veya sakalı olmayanın, seyrek olanın sakalım çıksın diye sakalını kazıması. Bu da cahilliktendir.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem), sakalı seyrek olan bir adamın sakalına bakıp gülüyor. Adam, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i sakalının azlığına güldü zannedip sakalını usturaya veriyor. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) adamı o vaziyette görünce bu defa ağlıyor. Adam:

- Yâ Rasûlullah! Biraz evvel sakalımın azlığına bakıp güldün. Şimdi ise sakalımın traş olmasına niçin ağlıyorsun?  deyince Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Senin sakalın azdı, seyrekti. Melâikeler sakalını kapışıyorlar, bölüşüyorlardı. Ona güldüm. Traş olunca, o melâikeleri yaralanmış gördüm. Ona ağlıyorum.” buyurdu. Aslında melâike onunla yaralanmaz ama Allahu Teâlâ o sakalı kazıtmanın kötü olduğunu, bir daha böyle bir şey yapılmaması gerektiğini anlatmak için Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e öyle gösterip, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) vasıtasıyla ikaz ediyor. Az, seyrek sakalı olanın, sakalıma veya bana gülecekler diye sakal bırakmaması, kazıması o da cahilliktendir.

 

Allahu Teâlâ'nın melekleri vardır. Şöyle tesbih ederler: «Sübhâne men zeyyene'r-ricâle bi'l-lihyi ve'n-nisâe bi'z-zevâibi». Manası: “Erkekleri sakalla, kadınları saçlarla süsleyen Allahu Teâlâ bütün ayıp ve kusurlardan münezzehtir.” demektir.

6-) Kadınların gözüne güzel görünmek için, sakalını makasla güvercinin kuyruk tüyleri gibi kesmek.[26]

7-) Salihlerin, Evliyanın yaptığından fazla olarak, saçın sakala karışan kısmını ve kulaklar üstündeki zülüfleri uzatmak.

8-) Gözünün siyahlığı veya sakalının beyazlığı ile gururlanmak Allahu Teâlâ, kendini beğenenleri sevmez.

9-) Sünneti yerine getirmek için değil, insanlar görsün diye taranmak.

10-) İnsanların, kendisini zahid ve sakalı ile meşgul olacak vakti yok sanmaları için sakalını taramamak.[27]

 

(Kütüb-i Sitte, Cild 7, Hadîs No: 2122)

Manâ'sı: “Ebû Katâde (Radiyallahu anhu):

- Ey Allah'ın Rasûl'ü dedim. Benim omuzlarıma kadar dökülen (gür) saçlarım var. Tarayıp, tanzîm edeyim mi?

- Evet, ona ikramda bulun! dedi.

Râvi der ki:

- Ebû Katâde “Ona ikramda bulun” sözü ile günde iki sefer (bakım yapar ve) saçlarını yağlardı.[28]

 

(Sünen-i ibni Mâce, Cild 9, Hadîs No: 3631)

“(Ebû Tâlib'in kızı) Ümmü Hâni (Radiyallahu anhu) şöyle de-miştir:

- Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem), Mekke'ye dört gadiresi (saçı dört örgülü, belikli) olduğu halde girdi. Ümmi Hani, (gadire ile) saç örgülerini kasteder.”

 

(Sünen'ün Neseî, Cild 7-8, Hadîs No: 5033)

“Ziyad ibn-i Husayn babasından naklen anlatıyor:

- Medine'de Rasûlullah'ın yanına gittiğimde bana “Yanıma yaklaş” buyurdu. Yanına yaklaşınca elini saçımın örgüsünün üzerine koydu, saçımı okşadı, bana dua etti.”

 

(Kütüb-i Sitte, Cild 7, Hadîs No: 2136)

“Abdullah ibn-i Amr ibn-i As (Radiyallahu anhu) anlatıyor:

- Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) sakalından enine ve boyuna alırdı.”[29]

 

Bilâl Babam:

- Sakalın kısası verâ noksanlığı getirir. Uzunu da akıl noksanlığındandır, buyurdu. Sakalın; yüzün etini örtecek kadar olanı yine sakaldır. Bir günlük ay gibi (Ayın bir günlüğüne de on beş günlüğüne de ay denir) şahadet parmağını alt dudak kırmızısına koyar. Ondan artan sakalı kesersin. Ondan fazlası ve kısası yine sakaldır. Dört parmak uzunluğundaki sakal normal sakaldır. On beş günlük ay gibidir.

 

(Kütüb-i Sitte, Cild 7, Hadîs No: 2124)

“Atâ ibn-i Yesâr (Rahimehullah) anlatıyor:

- Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Efendimiz Hz.'-nin yanına saçı, sakalı karmakarışık bir adam gelmişti. Peygamberi-miz (Sallallahu aleyhi vesellem) Efendimiz Hz. ona (eliyle) işaret buyurarak, sanki saçını islâh etmesini emretmişti. Adam bunu yapıp sonra tekrar geri geldi. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Şu hal  sizden birinizin tıpkı bir şeytan gibi başı (ndaki saçlar) karma karışık vaziyette gelmesinden daha hayırlı değil mi? bu-yurdular.”[30]

Saçı, sakalı yıkayıp, tarayıp güzel bir şekilde olmamız çok iyidir. Bir hadîs-i Şerîfte de Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesel-lem: “Allahu Teâlâ'nın bazı kulları; Allahu Teâlâ'ya çok sevgilidir. Görünüşü, üstü başı kirli, tıraş olmamış, hiç kimse kendine kıymet vermiyor. Fakat Allahu Teâlâ yanında o kul çok sevgilidir.”[31] buyuruyor.

Bunlar terk-i dünya etmiş, gözünde dünya kalmamış, gözü yaşlı, kalbinde Allahu Teâlâ'nın sevgisinden ve korkusundan başka bir şey olmayan çok fakir kimselerdir. Halka her sözü Allahu Teâlâ' dan ve Peygamberden söyler.

Dünyanın hepsi kendinin olsa, zerre kadar sevinmez. Hepsini ziyan etse (kaybetse) üzülmez. Bazısı seyyah gezer; bazısı hasta veya çok ihtiyar olur. Hiç kimse kendilerinden bir büyüklük ummaz. Görünüşü hor, harap (perişan)dır. Ama Allahu Teâlâ yanında çok büyük ve sevgilidir. Halka göstermek, beğendirmek için onlardanmış gibi saçı dağınık, karmakarışık olmak, gösteriş yapmak çok kötüdür. Böyle olanlar kibirden çok sakınmalıdır. Gönül enginliği (tevazu) olmalıdır. O da sırf Allahu Teâlâ'ya beğendirmek için olmalıdır. Temiz, şık giyinmek, gezmek, kibar konuşmak, kendini beğenmek başkalarını beğenmemek insana kibir, gurur, ahlâk-ı zemime getirir. Bunlar Allahu Teâlâ'nın en sevmediği ahlâktır. Bu gibiler gönlü engin olmalı, övünmeden, gösterişten çok sakınmalıdır. Kendisi (dışı) temiz, abdest, namaz, ibadet, taat, hepsi İslâm'a uygun ama içerisinde kibir, ucup, riya, ahlâk-ı zemime var. Bu da çok kötüdür. Her ikiside şeytanın büyük tuzağıdır. Allahu Teâlâ muhafaza etsin. Bunların hakkında âyet, hadîs çoktur. Allahu Teâlâ cümlemizi esirgesin, iyi ibadet yapmak nasip etsin. (Amin)

 

Gündüz yapacağı nafile ibadette halka gösteriş olabilir; bu i-badeti gecenin üçte biri kalınca kalkıp o zaman yapmak en iyisidir. Hacc'ın en makbûlü ihramda en uzun süre kalmaktır. İhramda kaldığı müddetçe tıraş olamaz, tırnak kesemez, vücudundan bir kıl kopacak diye sakalını, saçını tarayamaz. Görünüşte pejmürde (perişan), kirli durumda olur. İşte hacc'ın en makbûlü budur. Bu hâl ol-mayınca yani ihrama girmeden hacc zaten olmaz. Bunun karşılığı üstü, başı kirli; saçı-sakalı birbirine karışmış, traş olamamış bakımsız, ihtiyar, fakir ama kalbinde Allahu Teâlâ'nın sevgisi, korkusu tam dolu bunu Allahu Teâlâ'dan başka kimse bilmiyor. Allahu Teâlâ'ya tam hakkı ile sevilmiştir. “Allahu Teâlâ'nın evliyaları vardır, kubbeler altında gizlidir. Onların evliya olduğunu Allahu Teâlâ' dan başkası bilmez.”[32]

 

 

BIYIK

 

(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 2689)

Manâ'sı: “Temizlik dörttür; Bıyıkları kırpmak, etek traşı olmak, tırnak kesmek, misvak kullanmak.”[33]

 

(Kenzü'l-İrfan, Hadîs No: 807)

Manâ'sı: “Bıyıklarını kesmeyip, dudaklarının üstüne uzatan kimsenin duasını Cenâb-ı Allah kabul buyurmaz.”

 

Hz. Ömer (Radiyallahu anhu)'in oğlu, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in önüne çıkıp ağzını, gözünü eğip ters hareketler yapıyordu. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Bu çocuk zina mahsulüdür, dedi. Hz.Ömer (radiyallâhu anhu) bunu duyunca, ailesini sıkıştırıp çocuğun kimden olduğunu sordu. Hz. Ömer (Radiyallahu anhu)'in ailesi, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in yanına gelip:

- Yâ Rasûlullah! Ben hiç bir yabancı erkekle görüşmedim. Sen böyle demişsin. Sen, benim hâlimi biliyorsun, demesi üzerine Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Yâ Ömer! Kadının hiç bir kabahati yok. Sen cehalet devrinde iken bıyıkların uzamış, ağzının içine girmişti. Bu şekilde çok uzun müddet yedin-içtin, yaşadın. Bunlardan aldığın güç, kuvvetle ailen ile birleştin. Ondan da bu çocuk oldu. Onun için zinadandır, dedim buyurdu.

 

(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 2781)

Mazmaza (ağız yıkamak), istinşâk (buruna su çekmek), misvak kullanmak, bıyık kırpmak, koltuk altını tıraş etmek, parmakların içini, dışını yıkamak, tırnak kesmek, su ile yıkanmak, sünnet olmak sünnet-i kadîmedendir.”

 

(Sünen'ün Neseî, Cild 1-2, Hadîs No: 12)

“İbn–i Ömer (Radiyallahu anhu)'den rivâyet olunmuştur: Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):

- İnsan yaratılışı icabı tırnaklarını kesmeli, bıyıklarının ucundan almalı, etek tıraşı olmalıdır, buyurdu.”[34]

 

(Râmûz-ul Ehâdîs Hadîs No: 5729)

Manâ'sı: “Neden etrafımda olduğunuz halde sünnete riayette, tırnaklarınızı kesmekte, bıyıklarınızı kırpmakta, temizliklerinizi ifâ etmekte ağır hareket ediliyor.”

 

(Sahîh-i Müslim, Cild 1, Hadîs No: 49 (257), s.329)

“Ebû Hüreyre (Radiyallahu anhu)'den rivâyet edilmiştir: Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur:

- Fıtrat (bütün peygamberlerin sünneti) beştir:

1- Sünnet olmak,

2- Eteği tıraş etmek,

3- Tırnakları kesmek,

4- Koltuk altı kıllarını gidermek,

5- Bıyıklarını kısaltmak.[35]

 

(Kenzü'l-İrfan, Hadîs No: 799)

Manâ'sı: “Bıyıklarınızı kesiniz, sakalınızı ziyade kesmeyiniz ve kendinizi yahudilere benzetecek kadar da uzatmayınız.”[36]

 

(Râmûz-ul Ehâdîs (30. Bölüm), Hadîs No: 656)

“Cum'a günü namaza gitmeden önce, bıyıklarını kırpardı. Tırnaklarını keserdi.”

 

(Râmûz-ul Ehâdîs (30. Bölüm), Hadîs No: 534)

“Bıyıklarını gayet çok kırpardı.”

 

(Kenzü'l-İrfan, Hadîs No: 803)

Manâ'sı: “Bıyıklarınızı dudaklarınızla beraber edinceye kadar kesiniz.”[37]

 

(Kütüb-i Sitte, Cild 7, Hadîs No: 2134)

“Zeyd İbn-i Erkâm (Radiyallahu anhu) anlatıyor: Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdular ki:

- Bıyığından kim almazsa (kırpmazsa) bizden değildir.”[38]

 

(Kütüb-i Sitte, Cild 7, Hadîs No: 2135)

“İbn-i Abbas (Radiyallahu anhu) anlatıyor: Rasûlullah (Sallal-lahu aleyhi vesellem) bıyığından keser ve şöyle derdi:

- Halilu'r-rahman İbrahim (Aleyhis-selâm)'de böyle yapardı,”[39]

 

 

BEDENDEN ÇIKAN KİRLER VE NECASETLER

 

(İhyâu 'Ulûmi'd-Dîn, Cild 1, s.369)

Bunlar sekize ayrılır:

1- Başta toplanan kir ve bit gibi şeylerdir. Yıkamak, taramak ve yağlamak sûretiyle başı temizlemek müstehabtır.[40] Bizzat Peygamber Efendimiz zaman zaman başını temizler, yağlar ve tarardı. Kendisi böyle yaptığı gibi bunu da emrederek:

“Ara sıra yağlanın ve temizlik yapın” buyururdu.

 

(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 4259)

“Zeytin yağı yiyin ve onunla yağlanın. Çünkü o mübarek bir ağaçtandır.”[41]

 

Yine Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Efendimiz:

“Saç büyüten (uzatan) saçına iyi baksın” buyurmuştur.

Bir gün Peygamberimizin huzuruna saçı-sakalı karışmış kirli, paslı bir adam girdi. Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Bu adamda saçını yatıştıracak kadar yağ yok mu idi? Vahşi bir mahlûk gibi aranıza girmiş bulunuyor?[42] buyurmuştur.

2- Kulak deliğinde toplanan kirlerdir. Kulağı meshetmek bunları izâle eder. Fakat kulak içindeki kire ve kulağın ifrâzâtına gelince bunları da hamamdan çıkınca (kulak zarını incitmeyecek şekilde) mülayemetle (uygun şekilde) temizlemek lazımdır. Çünkü bu kirin kesâfeti (yoğunluğu) işitmeye de mani olabilir.

3- Beyinden inerek burun içinde toplanan kirlerdir. Bunlarıda istinşak, istinsar (burna su verme) ve sümkürmek sûretiyle temizler.

4- Dişlerde ve ağız içinde toplanan kirler ve diş sarılıklarıdır. Bunları da yukarıda anlattığımız şekilde mazmaza ve misvak ile temizler.

5- Sakalda toplanan kir ve bittir. Bunları da yıkayıp taramak sûretiyle temizler.

Meşhur bir haberde: “Peygamber Efendimizin dâima seferde, hazerde ayna ve tarağı yanında bulundurduğu” bildirilmektedir. Ve bu Arab âdetidir. (Ayna, tarak, baston, makas, sürmelik taşımak sünnettir.[43])

6- Parmak mafsallarında biriken kirlerdir. Arablar elleriyle yediği yemekten sonra ellerini yıkamadıkları için bu ek yerlerinde kirler birikirdi. Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) bunları yıkamayı kendilerine emretmiştir.

7- Parmak ucu ve tırnak aralarındaki kirlerdir. Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) bunların temizlenmesini de emretmiştir.[44] Zira tırnaklarını kesmek için Arablarda her zaman makas bulunmazdı. Bu sûretle tırnak araları pislik ile dolardı. Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) tırnak kesmek, koltuk ve kasık aralarını temizlemek için kendilerine âzâmi olarak kırk gün mühlet vermiştir.[45] Fakat kirlendiği vakit hemen tırnakların temizlenmesini de emir buyurmuştur.[46]

“Yâ  Ebâ Hüreyre tırnaklarını kes, muhakkak şeytan uzayan tırnakların (içinde) oturur.”[47]

 

(Râmûz-ul Ehâdîs (30. Bölüm), Hadîs No: 544)

[Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) evinde] hamamlığa girer, etek tıraşı olurdu.”

 

(Berika, Cild 5, s.209)

“Tırnakları uzayıncaya kadar kesmemek de böyle olup mekruhtur ve rızkın daralmasına sebebtir. HULÂSA ve başka eserlerde de böyle izah edilmiştir.

ŞEMSÜ'L-EİMME'den nakledilen görüşe göre müstehab olan, her hafta bir kere kesmektir. Eğer yapmazsa, on beş günde bir kesmektir. Haftada bir kesmek en iyisidir. On beş gün, orta bir zamandır. Kırk gün ise çok uzamış bir zamandır. Eğer kırk gün geçerse, sünneti terk etmiş demektir.

Bunun ötesinde vaîde müstehak olur. Bir kavle göre de evlâ olan, her ne kadar kırk gün terkedilmesi caiz ise de kesmenin on günde olmasıdır. Ve tıraşın her hafta olmasıdır. DÜRER'de belirtildiğine göre tırnakları cum'a günü kesmek müstehab olur. Çünkü Aişe (Radiyallahu anhu) rivâyet etmiştir ki; Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki: “Kim tırnaklarını cum'a günü keserse, diğer cum'aya kadar belâlardan ona yardım eder (emin olur).Bir de cum'aya üç gün ziyadesi vardır. Her hafta bir kere kasığını tıraş etmek ve bedenini yıkamak sûretiyle temizlemek müstehab olur.

KINYE'de şöyle deniliyor: Efdal olan, haftada bir kere tırnaklarını kesmek, bıyığını almak, kasığını tıraş etmek ve bedenini yıkamakla temizlemektir. Eğer yapmazsa her onbeş günde bir yapar.[48] Kırk güne kadar terketmekte bir özür yoktur.”

 

(Gunyet'üt-Tâlibin, s.57)

“Enes ibn-i Mâlik tarafından şöyle anlatılmaktadır:

- Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) Efendimiz, bize bir vakit tayin etmişti. Biz bu vakitleri geçirmezdik. Şöyleki; Kırk günde bir defa bıyık kısaltması, tırnak kesmesi, koltuk altı tüylerini almayı, etek tıraşı yapardık.

Arkadaşlarımızdan bazıları şöyle anlattı:

- Üstteki kırk günlük rivâyet, yolculuk halinde olan kimseler içindir. Kendi evinde ve memleketinde oturan bir kimse için; bu işlerin yapılmasını yirmi günden fazla uzatmamalıdır. Yirmi günden fazla uzatmak yerinde olmaz.”

 

(Kütüb-i Sitte, Cild 7, Hadîs No: 2149)

"Enes (Radiyallahu anhu) anlatıyor: “Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem); bize bıyığın makaslanıp, tırnağın kesilmesini, koltuk altının yolunup, eteğin kıraş edilmesini kırk günü aşmayacak şekilde vakitlendi.”[49]

 

(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 4144)

“Tırnaklarınızı kesin, kesilen tırnakları gömün,[50] parmak aralarını temizleyin, dişlerinizin arasındaki yemek kırıntılarını temizleyin, misvak kullanın yanıma dişlerinizi temizlemeden (fena) kokulu bir ağızla girmeyin.”

Yukarıdaki hadîs-i şerîfte Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in “tırnaklarınızı gömün” dediği buyuruluyor. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) önceleri tırnağını keser, gömerdi. Yahudi iken sonradan müslüman olan birisi:

- Yâ Rasûlullah zamanında bizde böyle yapardık, deyince Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Yahudilerinkine benzemesin, buyurdu ve kesilen tırnaklarını saçdı.

Yine bu hadîs-i şerîfte; “Fena kokulu, pis ağızla yanıma gelmeyin” “Ağızlarınızı temiz tutun. Çünkü ağızlarınız Kur'ân yolu-dur.”[51] buyuruyor. Bu sözler soğan, sarımsak ve benzeri şeyleri yiyenler için idi. Sigaranın kokusu bunlardan daha da fenadır.
 

Üç türlü şeytan vardır.
Bunlar İblis, Hanzep, Hannas'dır.
Şeytanın insanın içerisinde ve dışarısında en çok durduğu yerler üçtür.
İçteki durakları; kalb, göğüs ve kan damarlarının içidir.
Dışarıdaki durakları; tırnak altı araları, koltuk ve kasıktır.

 

8- Ter ve toz vasıtasıyla bedende toplanan kirlerdir. Bunları da hamam temizler. Binâenaleyh hamama girip yıkanmakta beis yoktur. Sahabe-i Kiram Şam hamamlarına girip yıkanmışlardır. Hatta bazıları: “Hamam ne güzel şeydir, insan bedenini kirden temizlediği gibi hararetiyle de cehennem ateşini hatırlatır.” demişlerdir. Bu söz Ebû'd-Derda ve Ebû Eyyüb Ensâri (Radiyallahu anhu)'den rivâyet edilmiştir. Diğer bazıları da: “Hamam ne fena yerdir. Halk arasında mahrem yerlerin açılmasına ve hayanın izalesine sebebiyet verir.” demişlerdir.

(İhyâu 'Ulûmi'd-Dîn, Cild 1, s.372'den alınan yazı sona erdi.)

 

Hz. Halid (Radiyallahu anhu) Şam'ı fethedince, Şam'da hamama girip hamam otu sürünüp temizlendi. Hz. Halid (Radiyallahu anhu), Hz. Ömer (Radiyallahu anhu) tarafından hamamda yıkandığı için değil de, bu hamam otu rakı ile terbiye olduğu ve kendisinin de bunu kullandığı için “hamam otunu niye sürdün” diye tekdir edildi. (Zuhûrat'ı Bilâl-i Nâdirî Cild 2, s.438'de geniş olarak açıklanmıştır.)

Demek ki: hamamı, hem Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) sakıncalı görmüyor, hem de o büyük sahabeler yıkanmak, temizlenmek için hamama gidiyor. Onlar Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'tan kesin olarak “Hiç bir sûrette hamama gidilmez!” sözünü duysalardı, onu uygularlar hiç gitmezlerdi.

 

Hadîs-i Şerif'te Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

“Temizlik imanın yarısıdır”[52]; “Temizlik imandandır” diye buyuruyor.

İmandan ve imanın yarısı olan temizliği; hamamda yıkanmak gerçekleştiriyor. Şimdi zamanımızda hamamda köfte yoğurup, marul, meyva yiyorlar. Orada uzun süre kalıyorlar. Bu gibi şeyler kesinlikle iyi değildir. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in sözlerine taban tabana zıttır. Hamam ihtiyacı olursa yıkanıp, temizlenip oradan acele çıkılması lazımdır. Kadınlar için bu da yasaktır.[53]Hamam iblisin istirahat (dinlenme) yeridir” hadîs-i şerîfine terstir. Bilâl Babamın yanında yaklaşık otuz seneden fazla kal-dım. Hanımlarının hamama gittiğini hiç hatırlamıyorum. Kudret ve şifa hamamları, kaplıcalar, Allahu Teâlâ'nın kullarına şifasından istifade edebilmesi için lütfundan verdiğidir. Kadın-erkek buralara gidebilir. Yine orada meyva, marul, köfte gibi şeyler yenmez. Meşrubat gibi şeyler içilmez. Hamam ihtiyacı bitince derhal çıkılır!

 

(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 3035)

“Her tarafı açık, üstelik suyuda temizleyici olmayan hamam evi ne kötü bir evdir.”

 

(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 3036)

“Hamam evi ne kötü bir evdir ki, içinde yüksek seslerle konuşulur ve avretler (mahrem yerleri) açılır.”[54]

 

(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 3079)

Manâ'sı: “Şam'da bir ev (hamam) vardır ki, mü'minlerin oraya peştemalsız girmesi helâl olmaz. Mü'min kadınlar ise oraya asla giremezler.”