CİNLER
(Sünen-i
Ebû Dâvûd, Cild 1, Hadîs No: 84)
“Abdullah
b. Mes'ud (Radiyallahu anhu)'dan; Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)
(dinlerini öğretmek üzere) cinlere
gittiği gece ibn-i Mes'ud'a:
- Mataranda ne var?
diye sormuş. O da:
- Nebiz (hurma veya arpadan yapılan bir çeşit meşrubat türü) var, deyince Nebî (Sallallahu aleyhi
vesellem):
- Hurma (hoş ve) temiz, su(yu) temizleyicidir, buyurmuştur.”[1]
Cinlerinde aynı insanlar gibi kâfiri, mü'mini vardır. Bir
insan bir tek kişiye namaz kıldırsa bile “bana uyanlara imam oldum” demesi
lazım. Arkasındaki boş saflara cinlerin müslümanları da saf bağlar, namaz
kılar. İnsanların günahkârları, kâfirleri cehennemde yandığı gibi cinlerinde
günahkârları, kâfirleri cehennemde yanar.
Bazı kimseler, hatta âlimlerden bazıları; “Cin, şeytan ve
melekler de aynıdır” derler. Halbuki cin, şeytan, melekler hep ayrı ayrıdır.
Meleklerde doğurma, ölme, çocukluk, ihtiyarlık, beşeri hayat yoktur. Cinlerde
doğurma, ölme, yaşama, dünyada yaşadığından sorumluluk ve âhirette sorgu-sual
vardır. Kur'ân-ı Kerim'de yetmiş ikinci sûre Cin Sûresidir. Cinlerin Kur'ân-ı
Kerim'i beğendiklerine dair âyet var.[2] Kur'ân-ı Kerim'de Sultan Süleyman (Aleyhis-selâm)'ın
yanında çok çalışıp büyük evliya olan ve kendisinde büyük kerâmet olan
cinlerden bir ifrit vardı, diye Allahu Teâlâ buyuruyor:
“Cinlerden bir ifrit
dedi ki:
- Sen oturduğun
yerden kalkmadan sarayı getiririm.”[3]
Cinlerin kötülerinin (şerlilerinin) olduğuna dair âyet:
“(Minel cinneti vennas) Beni cinlerin ve
nasın şerrinden muhafaza et.”[4]
Şeytanın (iblisin) onaltıncı oğlunun Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'in yanına gelip teke tek konuştuklarını, müslüman
olduğunu ve Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in iblisin oğluna;
kavmini de müslüman edebilmek için çalışmasını kendisine izah ettiğini
yazmıştık. Buna göre şeytanlardan da müslüman olanlar vardır. (Zuhûrât'ı
Bilâl-i Nâdirî, c.2, s.193-201'e bak.)
* * *
Kahramanmaraş ili Türkoğlu ilçesine bağlı Şekeroba
köyünün yukarı dağ tarafında en yüksek yerinde bir yayla var. İsmi Elmacık
yaylasıdır. Yaylaya ihvanlardan bazıları çıkıyor. Bilâl Babam da ova (sehil)
engin yerde oturduğu için yaylaya çıkanlarla beraber yaylaya çıkıyordu. Bilâl
Babam buyurdu ki:
- Bir gün yaylada otururken gece beni çağıran oldu. Evden
dışarı çıktım. Evin yakınında karşımda açıktan cinliler taifesini gördüm. Üç
tane idi. Padişah ve iki büyükleri yanıma doğru geldiler, bana:
- Seninle konuşacağımız var şurdaki bizim cinleri görüyor
musun? dediler. Bilâl Babam:
- Görüyorum, dedim. Onlarda hep ağlıyordu. Padişahları:
- Bunlar niçin ağlıyorlar biliyor musun? dedi. Bilâl
Babam:
- Bilmiyorum, dedim. Padişahları:
- Bizimkiler bir adamı çalıyor, çarpıyor. O insan
cinleniyor, sana getiriyorlar. Sen okuyorsun, bizimkiler onun vücudundan
ayrılamıyor. O insanın iyi olması için bizimkinin onun vücudunda ölmesi lazım.
Bizimki ölüyor, adam iyileşiyor. Şu gördüğün ağlayanların her birisinin
kardeşi, babası, dayısı, amcası ölmüş ona ağlıyorlar. Sen bundan sonra okuma
dediler. Ben dedim ki:
-
Sizinkiler bizimkileri niçin çarpıyorlar? Onlar:
-
Ulu ağaçların, sarp kayaların dipleri, sazlık, dere kenarları bizim evimizdir.
Sizinkiler geliyor, bizim evlerin üzerine tuvalete oturuyorlar. Büyükler
kaçıyor, çocuklar kaçamıyor. Bizimkiler de onları çarpıyorlar. Yoksa durup durduğu
yerde çarpmıyorlar. Ben dedim ki:
-
Dünya yüzü geniş, siz insanoğlunun olmadığı başka vadilere gidin. Bizimkiler
sizinkileri görmüyorlar, Görseler, yaklaşmazlardı. Siz görüyorsunuz niçin
kaçmıyorsunuz? Onlar dedi ki:
-
Burası bizim başkentimiz (payi tahtımız)'dır. Burayı terk edip hiç bir yere
gidemeyiz. Sen bundan sonra kimseye okuma dediler. Ben:
-
Siz çarpmayın, ben de okumayayım, yoksa okurum, dedim. Onlar da bana:
-
Öyleyse biz sana yapacağımızı biliriz, dediler. Bilâl Babam:
-
Bana hiç bir şey yapamazsınız, dedim. Çünkü Kur'ân-ı Kerim'deki bazı
âyetleri, Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem)' in hadîs-i şerîflerinde buyurduğu duaları okumamla,
cinlilerin bana yaklaşamayacağını ve hiç bir ziyan getirmeyeceğini çok iyi
biliyordum. Ben yaklaşınca onlar kaçıyorlardı. Bana:
- Gelme dur,
ağzından çıkan nur bizi yakıyor, dediler. Ben onlara:
-
Siz bana hiç bir şey yapamazsınız, dedim. Onlar:
- Sihirde mi yapamayız? dediler. Ben:
- Sihirde yapamazsınız? dedim. Amma sihri münafıklar,
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e karşı da yapıp, O'nu
hastalandırmışlardı. O aklıma geldi. O günden itibaren Cinliler rüzgârı
sihirlemeye başladılar. Tuvalet uzakta idi. Tuvalete gidince tuvaletin içini
sihirlediklerini anladım. Ben hastalandım, yatağa düştüm. Namazı oturduğum
yerde kılıyordum, gittikçe rahatsızlığım artıyordu. Rüzgâr da burnuma çok pis
kokuyordu. Halbuki yayladayız. En temiz rüzgâr yaylada eser. Yayladan ovaya
geldim. Rüzgar kesildi, pis koku gitti. Hastalığım geçti, sıhhatim iyi oldu.
Geldiğim gün namazı ayakta kıldım.
Kitabımızda; Doktor Hafız Ahmed isimli birinin yazdığı
kitabında: “Ben doktorum. Cin, şeytan var dediklerinin aslı yok yazmasına
karşılık Bilâl Babam'ın Cin Sûresini ve “Muavvezeteyn”lerde “Minel cinneti vennas”[5] dediğini okuyor, tefsir ediyor. Kendisi hafızmış. Cin ve
Nas sûrelerinde “Beni cinlerin ve nasın şerrinden koru” Bu âyetleri okumamış
mı? demesi üzerine o kitabı sobaya atıp yaktıklarını yazmıştık. Bazı kimseler
bu hususta efsaneymiş gibi çok basit görüp asılsızmış gibi iddia ederler.
Halbuki Kur'ânı Kerim'de Cin sûresinde: “De
ki: Cinlerden bazı taife benim yanıma geldi.
Kur'ân dinledi. Kavimlerine gidip «Biz acaip bir Kur'ân dinledik»
dediler.”[6] Sûre-i Nemil'de: “(Gale ifrîtün minel cinni) Cinlilerden bir ifrit dedi ki:”[7] diye başlar. Onun için bu doğrudur. Bilâl Babamın
yaptıkları konuşması, sözleri hepsi doğrudur, gerçektir. Çünkü cin çarpan ve
sara tutanların binlercesi yanına gelip iyi olmuştur. Bunu bütün millet gözleri
ile defalarca gördü. Allahu Teâlâ cümlemizi tam inananlardan etsin (Amin).
Muhammed b. Vasî her sabah namazını müteâkıb şöyle dua
ederdi:
“Allah'ım! sen bize bir düşman musallat ettin ki, o ve
maiyyeti bizim kusurlarımızı görür, fakat biz onu göremeyiz. Allah'ım! Onu
rahmetinden mahrum ettiğin gibi bizden de mahrum et; afvından ümidini
kestirdiğin gibi, bizden de ümidini kestir, rahmetinle onun arasını
uzaklaştırdığın gibi, bizimle de onun arasını uzaklaştır. Zira muhakkak
ki, senin gücün her şeye yeter, sen her şeye kâdirsin.”
Bu
zat birgün mescide giderken şeytan karşısına çıktı ve:
-
Beni tanıdınız mı? diye sordu.
-
Hayır, bilemedim kimsiniz? dedi. İblis:
-
Ben iblisim, deyince Muhammed:
-
Ne istiyorsun? diye sordu. İblis:
-
Senden ricam şu istiâzeni (Allahu Teâlâ'ya sığınmanı) başkasına öğretme. Ben de
bunun karşılığı olarak sana dokunmam, dedi.
Muhammed
b. Vasî:
- Yemin ederim ki; Ben bunu herkese öğretirim, sen de
elinden geleni yap, dedi.
Hasan-ı Basri mürsel olarak şöyle rivâyet ediyor:
- Bana haber verildi ki; “Birgün Cebrâil (Aleyhis-selâm),
Rasûl-i Ekrem'e geldi ve şöyle dedi:
- Cinlerden bir ifrit sana hile etmek istiyor. Yatağına
girdiğin zaman Ayet'el-Kürsi'yi oku.”
(Aşağıdaki yazı
Mir'ât-ı Kâinat, Cild 1, s.428-430'dan alınmıştır.)
Cinlerin
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'e gelmesi:
Cin taifesi Rasûlullah'a üç kere gelmiştir.
1- Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in
Peygamberliğinin başlangıcında cinler ve şeytanlar göğe çıkmaktan men
olunduklarında sebebi nedir? diye şeytanın öğretmesiyle hepsi bütün dünyayı
gezip, ararken Nusaybin cinlerinden yedi veya dokuz cin (ki birisi cinlerin
beyi Zevbe'a idi.) Mekke etrafında Nahle vâdisinde, Rasûlullah'ı ashâbıyla
sabah namazında görüp, Kur'ân-ı Kerim dinlediler. Göğe çıkmaktan men olunmamıza
sebep; ancak bu Peygamberin zuhurudur deyip, vilâyetlerine vardıklarında diğer
cinleri uzun nasihatlarla imana davet ettiler. Allahu Teâlâ bu hâli Rasûl'üne,
(Cin Sûresi) evvelinde tamamen bildirdi.[8]
2- Rasûlullah, nübüvvetin onuncu senesinde Taif'ten
Mekke'ye gelirken, yine Nahle vâdisinde, teheccüd namazını kıldı. Cin sûresini
sesli olarak okurken, yine yedi cin uğrayıp, Kur'ân-ı Kerim dinleyip,
vilâyetlerine gidip diğer cinleri Rasûlullah'a uymaya çağırdılar.[9] Allahu Teâlâ, Ahkâf Sûresinde Rasûl'üne bunu haber
veriyor.
(Sûre-i Ahkâf, Âyet
29-31)
Meâl'i: “Hani cinlerden bir gurubu Kur'ân'ı
dinlemeleri için sana yöneltmiştik. Kur'ân'ı dinlemeye hazır olduklarında (birbirlerine) “susun” demişler. Kur'ân tamam oluncada
uyarıcılar olarak kavimlerine dönmüşlerdi.
Ey kavmimiz! dediler. Doğrusu biz, Musa'dan sonra
indirilen, kendinden öncekilerini doğrulayan Hakk'a ve doğru yola ileten bir
kitap dinledik.
Ey kavmimiz! Allah'ın davetçisine uyun. Ona iman edin ki,
Allah'da sizin günahlarınızdan bir kısmını bağışlasın ve sizi acı bir azabtan
korusun.”
3- Bu hâdiseden üç ay sonra Rasûlullah cin taifesini dine
davet ve Kur'ân öğretmekle emr olundukta bir gün, Cebrâil (Aleyhis-selâm) yahud
Mekke'nin hareminde, Hakk'ın hikmeti ile bir ağaç gelip; “Sizinle görüşmek için
cin taifesi Mekke'nin kabristanı yanında bekliyorlar.” diye haber verdiğinde,
Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):
- Ben bu gece cinleri imana davet ve Kur'ân öğretmekle
memurum, benimle kim gider? buyurdu. Sahabe pek önemsemedi. İbn-i Mes'ud
(Radiyallahu anhu):
- Ben giderim,
deyip vardıklarında Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) mübarek parmağı
ile daire çizip, İbn-i Mes'ud'a:
- Sen bunun içine gir! Sakın dışarı çıkma! Yoksa beni
göremezsin, buyurdu. Kendisi bir seccade üzerinde namaza başladı. Tâhâ Sûresini
okudu. Oniki bin yahud altı yüz bin, yahud her birinin altında sayısız kimse
bulunan kırk sancak olarak cin taifesi Rasûlullah'ı çevreleyip Kur'ân'ı
dinlediler. Namazdan sonra bunları dine davet etti. Hepsi kabul ettiler.
Bir rivâyette mucize istediklerinde onlara yakın bir
ağaca:
- Allah'ın izni ile gel! buyurdu. (Ağaç) Köklerini yerde
sürüyerek geldi.
- Ey ağaç! Neye şahadet edersin? buyurdu.
- Şahadet ederim ki, sen, Allahu Teâlâ'nın Rasûl'üsün,
dedi. İzin verilip yerine gitti. Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)
cinlerin ileri gelenlerinden on iki kişiye şeriatın ahkâmını öğretip;
- Sizde diğer arkadaşlarınıza öğretirsiniz, buyurdu.
Sonra cinler yerlerine gittiler. İbn-i Mes'ud der ki:
- Rasûlullah'ın yanında akbaba kuşları şeklinde şekiller,
dehşetli sesler ve büyük kalabalık görüp işittiğimde, Rasûlullah'a zarar
geleceğinden korktum. Daha sonra bulut parçaları gibi bölük bölük açılıp
gittiler. Sabah olunca Rasûlullah yanıma geldi ve:
- Ne gördün? dedi.
- Beyaz kaftanlara bürünmüş, siyah kimseler gördüm,
dedim.
- Onlar Nusaybin şehrinin cinleridir. Kendilerine ve
hayvanlarına yiyecek tayin edilmesini istediler. Bende; Etini yeyip attığımız
kemikler size, hayvanlarımızın tersi, hayvanlarınıza gıda olsun, dedim,
buyurdu. Ben:
- Yâ Rasûlullah! Kemik onlara nasıl gıda olur? dediğimde:
- Atılan kemiklerin üstünde, Hakk'ın kudretiyle önceki
gibi et biter, hayvanlarımızın terside aslında ne kadar taneden olmuşsa o ters
içinde o kadar tane biter. Kemik ve tezekle istincâ etmeyin (temizlenmeyin).
Zira onlar cinden kardeşlerinizin azığıdır (yiyeceğidir) buyurdu.
- Yâ Rasûlullah! Büyük sesler işittim, sebebi neydi?
dedim.
- Cinlerin arasında bir kimse öldürülmüş, onun için
münakâşa edip davayı bana getirdiler. Aralarında hak üzere hükmettim, buyurdu.
(Bu uzun hikaye böyle kısa bir kitaba uygun değildir ama
Rasûlullah'ın risaletinin umumi olduğuna ve şânının yüceliğine delâlet
ettiğinden, ona muhabbeti arttırır düşüncesiyle bu şekilde kısa yazdık.)
(Mir'ât-ı Kâinat isimli eserden alınan yazı
burada sona erdi.)
(Râmûz-ul
Ehâdîs, Hadîs No: 4322)
Manâ'sı:
“Cin gecesi (Cinlerin toplandığı bir
gece) cinlere O'nu (Rahman Sûresini)
okudum. Sizden daha iyi cevap vererek
dinliyorlardı. “Rabb'inizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?” kavline, ne
zaman gelirsem şöyle diyorlardı: “Ey Rabb'imiz senin nimetinden hiç birini
yalanlamıyoruz, hamd sana mahsustur.”
(Sahîh-i
Buhâri Tecrîd-i Sarîh, Cild 10, Hadîs No: 1546)
Manâ'sı:
“Ebû Hüreyre (Radiyallahu anhu)'den rivâyete göre müşarün ileyh, Nebî
(Sallallahu aleyhi vesellem)'nin maiyetinde abdest ve istinca suyu için küçük
bir kırba taşırdı.”
(Ebû
Hüreyre hadîsinin bu kısmı yukarıda geçti.)
Buradaki
rivâyetinde de Nebî (Sallallahu aleyhi vesellem)'nin şöyle buyurduğunu ziyâde
etmiştir:
- Bana Nusaybîn cinlerinin bir heyeti
geldi. Ama (bunlar) ne hoş cin! Benden azık istediler. Ben de onların istifadeleri için
Allahu Teâlâ'ya:
- Cinler,
uğradıkları her kemik ve tezek makûlesi (takımı) üzerinde her halde (kendileri
için) bir taam (hayvanları içinde
yem) bulalar! diye dua ettim.”[10]
Hadîsin kitaptaki açıklaması:
Bir kere (Rasûlullah kaza'yı hacet için çıktığında) Ebû
Hüreyre peşi sıra gitmişti. (Rasûlullah yürürken dönüp arkasına bakmazdı. Bunun
için):
- O kimdir? diye sordu. Ben de:
- Ben, Ebû Hüreyre, diye cevap verdim. Rasûlullah (Sallallahu aleyhi
vesellem):
- İstinca için bana
bir kaç taş ara (getir), sakın kemik, tezek getirme! buyurdu. Eteğimin içinde bir kaç taş
getirip tabanına koydum. Sonra yanından ayrıldım. Nihayet kazâyı hacet edip
bittikten sonra Rasûlullah ile beraber yürüdümde (yolda):
- Yâ Rasûlullah!
Kemikle, tezekle istinca etmekte (temizlenmekte) ne var ki? diye sordum Rasûlullah (Sallallahu
aleyhi vesellem):
- Kemik cin
tâamıdır, tezek de hayvanlarının yemidir! diye cevap verdi (sonra da Nasîbin (Nusaybîn) cinlerinin geldiğini bildirdi.)
Cinlerin içinde de müslüman olanları var. Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) cinlere:
- Kemikler sizin rızkınız olsun. Hayvan pislikleri de
hayvanlarınızın rızkı olsun, diye dua etti. Onun için kemikle istinca etmeyi
yasakladı. İnsanoğlunun etini yiyip attığı kemikte tekrar et olur. Cinler o eti
yer. Hayvan pisliğinin içindeki arpalar, yemler tekrar ihya olur. Onların
hayvanları da onu yer diye hadîs-i şerîf'te buyuruluyor. Cinler göze
görünmediği için onların yiyecekleri de göze görünmez. Onu sadece cinler görür
ve yerler.
(Râmûz-ul
Ehâdîs, Hadîs(-i Kudsi) No: 4052)
“Allahu Teâlâ buyurmuştur: «Cin ve
insanlar büyük bir haber (ziyan) içindedir.
Ben yaratıyorum. benden başkasına tapılıyor, rızık veren benim! Benden
başkasına şükrediliyor.”
(Râmûz-ul
Ehâdîs, Hadîs No: 3487)
“Allah cinleri üç sınıf olarak yarattı.
Bir sınıfı yılan ve akrebler, yer haşaratıdır, bir sınıfı havadaki rüzgar
gibidir, bir sınıfı da aynı insanlar gibi sorumlu yaratıklardır. Üzerlerine
hesap ve ikâb terettüp eder.
İnsanları da üç sınıf yaratmıştır. Bir
sınıfı hayvanlar gibidir. Allahu Teâlâ “Kalbleri vardır, anlamazlar onunla,
gözleri vardır görmezler onunla, işte onlar hayvanlar gibidir belki onlar daha
da sapıktır!” buyurmuştur. Bir sınıf da vardır ki cesedleri insan cesedi, fakat
ruhları şeytan ruhudur. Bir sınıf da vardır ki, kendi gölgesinden başka
gölgenin olmayacağı gün, bu sınıf Allahu Teâlâ'nın gölgesinde olacaklardır.”[11]
(Râmûz-ul
Ehâdîs, Hadîs No: 4484)
“Cin azgınlarını Bakara Sûresindeki şu
âyetlerden fazla hiç bir şey yıldıramaz: (Ve ilâhüküm ilâhün vahîd lâ ilahe illa
hüver rahmanü'rrahim ve).[12] İki âyet; bu iki âyetin okunduğu yere
azgın cinler yaklaşamaz.”
[1]- Ahmed b. Hanbel I, 402, 449, 450, 458;Tirmizî, Tahâre 65; Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 1, Hadîs No: 384-385; Kütüb-i Sitte, Cİld 10, Hadîs No: 3505;
[2]- Sûre-i Cin, Âyet 1-2.
[3]- Sûre-i Neml, Âyet 39.
[4]- Sûre-i Nas, Âyet 1-6.
[5]- Sûre-i Nas, Âyet 6.
[6]- Sûre-i Cin,Âyet 1-2; Sahîh-i Buhâri
Tecrîd-i Sarîh, Cild 2, Hadîs No: 431; Cild 10, Hadîs No: 1545; Râmûz-ul
Ehâdîs, Hadîs No: 4322; Kütüb-i Sitte, Cild 4, Hadîs No: 846.
[7]- Sûre-i Neml, Âyet 39.
[8]- Sahîh-i Buhâri Tecrîd-i Sarîh, Cild 2, Hadîs No: 431; Kütüb-i Sitte, Cild 4, Hadîs No: 846; Sünen-i Tirmizi, Cild 5, Hadîs No: 3542.
[9]- Sahîh-i Buhâri Tecrîd-i Sarîh, Cild 10, Hadîs No: 1545.
[10]- Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 4652.
[11]- Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 2372;
Envâr-ül Aşıkîn, s.564-565.
[12]- Sûre-i Bakara, Âyet 163-164.