(Sûre-i
Maide, Âyet 6)
Meâl'i: “Ey iman edenler! Namaz kılmaya
kalktığınız zaman yüzlerinizi, dirseklerinize kadar ellerinizi ve başlarınızı
meshedip, topuklara kadar ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp oldunuz ise boy
abdesti alın. Hasta, yahud yolculuk halinde bulunursanız, yahud biriniz
tuvaletten gelirse yahut da kadınlara dokunmuşsanız (cinsi birleşme
yapmışsanız) ve bu hallerde su
bulamamışsanız temiz toprakla teyemmüm edin de yüzünüzü ve (dirseklere
kadar) ellerinizi onunla meshedin. Allah
size herhangi bir güçlük çıkarmak istemiyor. Fakat sizi tertemiz kılmak ve size
(ihsan ettiği) nimetini tamamlamak
istiyor, umulur ki şükredersiniz.”
FARZ OLAN GUSLÜ
İCABETTİREN DÖRT ŞEY ŞUNLARDIR
(İhyâu
'Ulumi'd-Dîn, Cild 1, s.367)
1-
(Bakmak, rüyalanmak, ellemek veya her ne sûrette olursa olsun şehvet ile) meni
çıkmasından gusül icab eder.
2-
Sünnet yerinin müştehat (hissi tahrik edecek) olan, kadın veya erkeğin sünnet
yerine geçmesi ile, sünnet yeri geçtikten sonra ister inzal olsun, ister
olmasın gusül farzdır.
(Erkeğin sünnet yeri kadının sünnet yerinin içine girerse
ister meni gelsin, ister gelmesin. Her ikisine de gusül icab eder.)
3- Hayz; (kadının aybaşı adeti) bundan temizlenince
yıkanması farzdır.
4- Nifas (lohusalık) hali: Çocuğu doğurduktan sonra gelen
kandır. O da azamî kırk (40) günde temizlenir. Bu müddetten daha evvel kan
kesilirse yıkanmak farzdır. Kırk günde temizlenmezse hemen yıkanır. Çünkü ondan
sonra gelen kan, nifas kanı değil hastalık kanıdır.
Bunlardan başka hallerde yıkanmak sünnettir. Cum'a ve
bayram günleri, ihram giyerken, vakfe ederken yıkanmak gibi haller sünnettir.
Mekke'ye girerken, teşrik günlerinde veda tavafı için yıkanmak sünnettir. Başka
bir görüşe göre:
1- Cinnetten ayılan (kendine gelen) için,
2- Ölü yıkayan için yıkanmak müstehabtır.
(Kütüb-i
Sitte, Cild 10, Hadîs No: 3733)
Manâ'sı:
“Ebû Hüreyre (Radiyallahu anhu) anlatıyor: Rasûlullah (Sallallahu aleyhi
vesellem) buyurdular ki:
- Erkek kadının dört uzvu arasına çöker
kadınla birleşme olursa (mübaşeret)
gusül vacip olur.”
Bir rivâyette “İnzal
olmasa bile” ilavesi vardır.[1]
(Kütüb-i
Sitte, Cild 10, Hadîs No: 3734)
“İmam-ı
Mâlik, Hz. Aişe (Radiyallahu anhu)'den kaydettiği bir rivâyette:
- Hitan hitanı (sünnet
yerleri) geçince gusül vacip olur. Ben
ve Rasûlullah böyle yaptık ve yıkandık.”[2]
(Kütüb-i
Sitte, Cild 10, Hadîs No: 3738)
“Übey
ibn-i Ka'b (Radiyallahu anhu) anlatıyor: “Su,
sudan gerekir.” hükmü İslâm'ın bidayetinde bir ruhsattı. Sonra bundan
nehyedildi.
Übey
ilâveten der ki: “Su, sudan gerekir.”
hükmü ihtilâm hakkında muteberdir.”[3]
(Kütüb-i
Sitte, Cild 10, Hadîs No: 3739)
Manâ'sı:
“Hz. Aişe (Radiyallahu anhu) anlatıyor: Rasûlullah'a:
- Bir kimse elbisesinde ıslaklık bulsa,
ancak ihtilam olduğunu hatırlamasa (yıkanması gerekir mi?) diye sorulmuştu.
- Evet, yıkanmalıdır diye cevap verdi.
Sonra ihtilam olduğunu görüpte yaşlık göremeyen kimseden soruldu?
- Ona gusül gerekmez, dedi. Ümmü Süleym (Radiyallahu
anhu) sordu:
- Bunu kadın görecek olursa kadına gusül
gerekir mi?
- Evet kadınlar
erkeklerin emsalleridir.”[4] diye cevap verdi.
(Kütüb-i
Sitte, Cild 10, Hadîs No: 3740)
Manâ'sı:
“Hz. Aişe (Radiyallahu anhu) anlatıyor: Ümmü Süleym (Radiyallahu anhu)
Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'a rüyasında erkeğin gördüğünü gören
kadın hakkında sorarak gusül gerekip gerekmeyeceğini öğrenmek istedi.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):
- Evet, suyu görürse! (Kendinde
yaşlık görürse) cevabını verdi. Aişe (Radiyallahu
anhu), Ümmü Süleym'e yönelip:
- Allah hayrını versin (neler
söylüyorsun) diye ayıpladı. Rasûlullah (Sallallahu
aleyhi vesellem) Aişe'ye yönelerek:
- Ey Aişe! Bırak onu (dilediğini
sorsun) öyle olmasa çocuklarda anne
tarafına benzerlik olur mu? Kadının suyu erkeğin suyuna üstün gelirse, çocuk
dayılarına benzer; erkeğin suyu kadınınkine üstün gelirse çocuk amcalarına
benzer, buyurdu.”[5]
(Râmûz-ul
Ehâdîs Hadîs No: 522)
Manâ'sı:
“Biriniz cima ettiği zaman örtünsün. İki
merkep gibi elbiseden soyunmasın.”
(Sünen'ün
Neseî, Cild 1-2, Hadîs No: 405)
“Saffan
bin Ya'la anlatıyor: Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) açıkta gusül eden
bir adam gördü. Minbere çıktı. Allah'a hamdü sena ederek şöyle dedi:
- Allahu Teâlâ hâlimdir, haya sahibidir.
Ayıbları ve kusurları örter. O hayayı ve örtünmeyi sever, Sizden biri gusül
etmek istediği zaman kapalı bir yerde gusletsin, buyurdu.”[6]
(Kütüb-i
Sitte, Cild 10, Hadîs No: 3780)
“İbn-i
Ömer (Radiyallahu anhu) anlatıyor:
Ömer ibn-i Hattab (Radiyallahu
anhu) geceleyin cünüp olduğunda ne
yapması gerektiğini sordu. Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):
- Uzvunu yıka, abdest al, sonra uyu, buyurdular.”[7]
(Kütüb-i
Sitte, Cild 10, Hadîs No: 3744)
Manâ'sı:
“Sevban (Radiyallahu anhu), Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'a
cenabetten temizlenmek hususunda sormuştu:
- Erkek saçını açsın ve su kılların
dibine varıncaya kadar yıkasın. Kadın ise saçının (örgüsünü) açmamasının ona bir zararı yoktur. Başına
elleri ile üç kere su avuçlayıp döksün.”[8]
Hadîs-i
şerîfte belirtildiği gibi; erkek başının örgüsünü (beliğini) söksün (açsın)
deyince, erkeklerin saç bırakacağına, belik (örgü) ördüreceğine en büyük
delildir. Demek ki; erkekler saç uzatır, belik ördürür veya o kadar uzun saç
bırakırmış. Saç bırakmanın sünnet olduğu meydana çıkıyor.
(Kütüb-i
Sitte, Cild 10, Hadîs No: 3752)
Manâ'sı:
“İbn-i Ömer (Radiyallahu anhu); Babam Ömer (Radiyallâhu anhu) Rasûlullah
(Sallallahu aleyhi vesellem)'a cenabetten nasıl yıkanacağını sordu.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):
- Kişi sağ eli üzerine su dökerek başlar.
İki veya üç kere su döker (ovalayıp yıkar). Sonra sağ elini kaba sokar. (Avuçladığı suyu) ferci üzerine boşaltır, bu sırada sol eli ferci üzerindedir. Dökülen su
ile oralarındaki (meni bulaşığını) temizleninceye
kadar yıkar. Sonra isterse elini toprağa koyar. Sonra sol eli üzerine
temizleninceye kadar su döker. Sonra üç kere ellerini yıkar, mazmaza yapar (ağzına
su alıp, yıkar). istinşakta bulunur (burnuna
su çekip yıkar). Yüzünü ve kollarını üç
kere yıkar. Başına sıra gelince meshetmez suyu döker (ve bedeninin geri
kalan kısmını yıkar).”[9]
(Kütüb-i
Sitte, Cild 10, Hadîs No: 3745)
“Hz.
Aişe (Radiyallahu anhu) anlatıyor:
- Rasûlullah (Sallallahu
aleyhi vesellem) cenabetten gusledince
önce ellerini yıkamak ile başlardı. Sonra namaz abdesti gibi abdest alırdı.
Sonra parmaklarını suya batırır; onlarla saç diplerini hilâllerdi. Deriyi
ıslattığı kanaâti hasıl olunca tepesinden üç kere su dökerdi. Sonra da
bedeninin geri kalan kısımlarını yıkardı. En sona da ayaklarını yıkardı.”[10]
(Kütüb-i
Sitte, Cild 10, Hadîs No: 3751)
“Meymune
(Radiyallahu anhu) anlatıyor: Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)
cenabetten yıkanırken ben O'na perde oldum, (şöyle yıkanmıştı):
-
Önce ellerini yıkadı. Sonra sağ eliyle (kabtan) solu üzerine su dökerek fercini ve (meniden) bulaşanları yıkadı. Sonra elini duvara (veya yere) sürdü. Sonra namaz abdesti gibi abdest
aldı, ancak ayaklarını yıkamayı terketti. Sonra üzerine (vücudunun her
yerine) su döktü. Sonra ayaklarını çekip
yıkadı. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in cenabetten guslü işte böyledir.”[11]
Mazmaza
(ağza su vermek), istinşak (buruna su çekmek) ve bedenin tümünü pâk edip
yıkamaktır. [12]
Bir
kimse gusül etmek için girdiğinde; niyet ederek girer.[13]
Banyoda
ön ve arkası kıbleye gelmeyecek şekilde durur veya oturur.[14]
Şayet üzerinde varsa meni ve bulaşıklarını, suyun deriye ulaşmasını engelleyecek
şeyleri giderip, yıkar temizler. Sonra ön ve arkasını taharet eder (yıkar).[15]
Daha sonra namaz abdesti gibi abdest alır. Leğen, küvet gibi bir şeyde
yıkanıyorsa ayaklarını yıkamaz (en sonunda yıkar). Fakat su akıp gidiyorsa
yıkar.[16]
Daha sonra eline su döküp saçını, sakalını iyice hilâller. Daha sonra üç defa
başına, üç defa sağına, üç defa soluna hasılı vücudunun her yerine; bir kılın
dibi dahi kuru kalmayacak şekilde[17]
su döker ovar (oğar). Kalbi kanaat getirinceye kadar yıkanır. En sonunda daha
önce ayaklarını yıkamamışsa ayaklarını yıkar.
Bir
hadîs-i şerîfte; “ayaklarını soğuk su ile yıka.” buyuruluyor.
Banyoda
çok durmak iyi değildir. İşi bitince hemen terkedilir.
Gusül
icabeden durumlarda (cima, lohusalık, hayız bitiminde vb.) banyoya girer girmez
yukarıda anlattığımız şekilde gusledilir.
(Râmûz-ul
Ehâdîs, Hadîs No: 5152)
Manâ'sı:
“Gusülden (yıkandıktan) sonra abdest alan bizden değildir.”[18]
En
büyük abdest gusüldür. Guslü yaptıktan sonra abdest alınmaz. Bazı kimselerin
gusülden sonra abdest almanın çok iyi olacağını söylediklerini Bilâl Babama
sordular. Bilâl Babam bu hadîs-i şerîfi okudu. Sebebini sordular. “Gusülden
sonra abdest alan gusülü küçümsemiş oluyor,” buyurdu.
Bilâl
Babam:
-
Gusül kanaat getirilinceye kadardır. Bir insan kanaat
getirirse guslü tamamdır.
Zamanında bir adam gusül ediyor. Bir âlimde bunu
seyrediyor. Alime soruyor:
- Benim guslüm tamam oldu mu? Alim:
- Olmadı. Adam yine yıkanıyor. Tekrar soruyor:
- Benim guslüm tamam oldu mu? Alim:
- Yine olmadı diyor. Adam üç sefer tekrar yıkanıyor.
Alime:
- Benim guslüm tamam oldu mu? diye soruyor. Alim:
-
Yine tamam olmadı diyor. Adam:
-
Benim guslüm tamamdır, bu kadar yıkandım niçin tamam olmasın, deyince âlim:
-
İşte şimdi tamam oldu, şimdi kalbin hükmetti, kanaat getirdi. Birinci yıkanmanda
aynı kanâati, sözü söyleseydin guslün birincide tamam olurdu diyor, buyurdu.
Abdest ve gusülde kalbin kanaat getirmesi mühimdir. Kalbi
kanaat getirirse şek, şüphe, vesvese kalmıyor, abdest tamamlanıyor. Vesvese
olursa, kalbi kanaat getirmezse ne kadar çok yıkansa da abdest tamam olmaz.
Suyun vesvesesi çok mühimdir. Zamanımızda hamama gider, yıkanır, elini
sabunlar, yıkar, yıkar, yıkar. Yine de kalbi kanaat getirmez. Bu yaptığından
hem kendisi, hem de başkaları memnun değildir. Ona ne kadar söylerlerse
söylesinler o vesvese kalbinden gitmez. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem); “Suyun vesvesesinden, ismi
Velehan olan şeytanın vesvesesinden sakının” buyuruyor. Yani kalbiniz
kanaat getirsin demektir.
(Sünen-i Ebû Dâvûd, Cild 1, Hadîs No: 231)
“Ebû Hüreyre (Radiyallahu anhu)'den:
Medine yollarından
birisinde ben cünüp iken Rasûlullah bana rastladı. Ondan gizlendim gidip
yıkandım ve geri geldim. Rasûlullah (Sallallahu aleyhi
vesellem):
- Nerede kaldın yâ
Ebâ Hüreyre dedi. Ben:
- Cünüp idim, temizlenmeden
seninle beraber oturmayı doğru bulmadım, dedim.
- Sübhanallah!
Müslüman necis (pis) olmaz, buyurdu.”[19]
(Kütüb-i
Sitte, Cild 10, Hadîs No: 3742)
“Ebû
Hüreyre (Radiyallahu anhu) anlatıyor: Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)
buyurdular ki:
- Her bir kılın dibinde cünüplük vardır.
Saçları yıkayın, deriyi paklayın.”[20]
Bazı
âlimler dişe kaplama ve köprünün caiz olduğunu söylerler. Bizim Hanefi
mezhebince ağız dış abdest azasıdır. Guslederken ağzını doldurup, su alıp
çalkalayacaksın. Yoksa guslün tamam olmaz.
“Biz
abdest alıp dişi ondan sonra taktırıyoruz” diyenlere deriz ki:
Bir
insan mest ile abdest alıp seferi olsa o mestin müddeti üç gündür.[21]
Üç gün mesti çıkarmaz, mesheder. seferi olmazsa müddeti daha da az (24
saat)dır. Sen abdestli olarak ağzına kaplama ve köprü yaptırırsan bunun müddeti
en çok birgün olması lazımdır. Ondan sonra meste meshetme müddetinin bittiği
gibi onunda müddeti biter. Ağzına su alınca suyun takma dişlerinin içine,
diplerine işlemesi (ulaşması) lazımdır. Çünkü Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem) hadîs-i şerîfte: “Guslederken
bir kılın dibi de kuru kalmamalıdır”[22]
buyuruyor. Kaplama dişin altındaki birçok kıl dibi kadar yere su değmiyor,
kaplamanın altına işlemiyor (ulaşmıyor). Onun için yaptırdığın diş abdest
alırken veya guslederken ağzından çıkıp girecek şekilde olmalıdır.
(Kütüb-i
Sitte, Cild 10, Hadîs No: 3743)
Manâ'sı:
“Hz. Ali (Radiyallahu anhu)'den Rasûlullah (Sallallâhu aleyhi vesellem)
buyurdular ki:
- Kim tek bir saç kılının dibini
yıkamadan kuru bırakırsa ateşten nice nice azaplara düçar olacaktır.”[23]
(Kütüb-i
Sitte, Cild 10, Hadîs No: 3757)
Manâ'sı:
“Ebû Said el-Hudri (Radiyallahu anhu) anlatıyor: Rasûlullah (Sallallahu aleyhi
vesellem) buyurdu:
- Biriniz ehline temas eder, sonra tekrar
etmek dilerse ikisi arasında abdest alsın.”[24]
(Kütüb-i
Sitte, Cild 10, Hadîs No: 3777)
Manâ'sı:
“Ebû Dâvûd'un rivâyetinde Gudayf ibn-il-Haris der ki: Hz. Aişe (Radiyallahu
anhu)'ye sordum:
- Rasûlullah (Sallallahu
aleyhi vesellem) cenabetten gecenin
başında mı yıkanırdı sonunda mı?
- Bazen başında, bazen de sonunda
yıkanırdı, dedi. Ben:
- Allahu Ekber! Bu meselede genişlik
veren Allah'a hamd olsun dedim ve tekrar sordum.
- Vitir namazını
gecenin evvelinde mi, âhirinde mi kılardı?
- Bazen evvelinde
bazen âhirinde kılardı, dedi. Ben:
- Allahu Ekber! Bu
meselede genişlik veren Allah'a hamd olsun dedim ve tekrar sordum.
- Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) Kur'ân'ı açıktan mı okurdu, sessiz mi okurdu?
- Bazen açıktan
okur, bazen de sessiz okurdu, dedi. Ben:
- Allahu Ekber! dedim.
Bu meselede kolaylık koyan Allah'a hamd olsun.”[25]
(Sünen-i
Ebû Dâvûd, Cild 1, Hadîs No: 218)
“…Enes
b. Mâlik (Radiyallahu anhu)'den rivâyet edilmiştir:
- Rasûlullah (Sallallahu
aleyhi vesellem) bir gün (bütün) hanımlarıyla (cinsi) temasta bulundu ve (en sonunda) bir kere gusül abdesti aldı.”[26]
(Sahîh-i
Buhâri Tecrîd-i Sarîh, Cild 1, Hadîs No: 192)
Manâ'sı:
“Enes ibn-i Mâlik (Radiyallahu anhu)'den: Şöyle demiştir:
- Rasûlullah (Sallallahu
aleyhi vesellem) gecenin yahut gündüzün
bir vaktinde bütün temiz hanımları ile ayrı ayrı yatardı. Hanımlarının sayısı
on bir, bir rivâyette dokuz hatun idi.
- Buna takat getirir miydi? diye soran Râvi
Katâde' ye:
- Biz aramızda O'na [yani
Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)]'a
otuz erkek kuvveti verilmiştir, diye söyleşirdik, cevabını vermiştir.”[27]
[Nâmahrem
bir kadın hiç bir erkekle konuşamaz
diyenlere deriz ki:
Ashâb,
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in hanımlarından hadîs-i şerîfleri
bizzat duyup kitaplara yazmak ve herkesin dinini öğrenebilmesi için, bizce en
mahrem olan şeyleri, sorarlar ve cevabını alırlardı. Şeriatın müsaadesi
nisbetinde dîn-i bir mevzuyu konuşabilir. Din meselesinin kapalı kalması iyi
olmaz.
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) ile beraber göçen erkek ve kadın hepsi muhacir oldu.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in en sevdiği ashâbı Muhacir ve
Ensârdır. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):
-
Muhacir benimle göçenler, Ensar Medine'de beni karşılayanlardır, buyurdu. Bütün
bir şehir halkı, erkek-kadın, çoluk çocuk yüksek sesle bağırarak, kaside
söyleyerek, zılgıt, def çalarak karşıladılar.[28]
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'e sevgiyle herkes vecde gelip (aşk halinin ilki,
aşktan kendi kendini kaybederek) kendi kendini unuttu. Bu karşılama
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e o kadar hoş geldi ki; onları
muhacirlerden de üstün tutardı.
Hac'da
Kâbe'nin tavafında, Safa ile Merve arasında say etmede, şeytanı taşlamada,
Hacer'ül-Esved'i istilâmda, “Bismillahu Allahu Ekber”i erkek-kadın yüksek sesle
karışık olarak hepsi söylüyor. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i
karşılarken kadın-erkek söyledikleri kaside caiz değildi dersen; bu farz olan
hacda getirilen tekbirde mi caiz değildir?
(Sûre-i
Bakara, Âyet 200)
“Hacc ibadetlerinizi bitirince, babalarınızın
ismini zikrettiğiniz gibi yahut ondan daha yüksek sesle Allah'ı zikredin. (Ona yalvarın).
İnsanlardan öyleleri var ki: “Ey
Rabb'imiz! Bize dünyada ver.” derler. Böyle isteyenlerin âhiretten hiç nasibi
yoktur.”
Onlar
haccı bitirince yüksek bir yere çıkar, nutuk verir; “Anam-babam, şu sülâleden,
ceddim, köküm şudur” diyerek babasını, onun babasını över över, var gücü ile
bağırırdı. Âyette, Allahu Teâlâ'yı zikrederken onun gibi ve daha da şiddetli
bağırın buyurulduğu budur. Cehri zikrullaha en büyük delildir. Mina'da
kadın-erkek hacıların hepsi dışarıda yatıyor. İşte caizdir. Şu caiz değil, bu
caiz değil diyenlere cevaptır. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) bir
hadîs-i şerîflerinde Ensârı Muhacirden de üstün tutuyor.
Namahremlik,
tesettür, kadınların seslerinin erkeklere duyulmaması hakkında hadîs-i şerîfler
vardır. Bir de hem Allahu Teâlâ'nın emri hacc'da farz, hem de Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'i Medine-i Münevvere'de kadın-erkek, büyük-küçük
herkesin karşılamasıdır. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in
meclisinde kadınların seslerinin Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in
sesinden yüksek tonajda konuşmaları;[29]
Medine'nin kızları def çalarak Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in
yanında Bedir şehidlerinin menkîbelerini koşma olarak söylemeleri;[30] Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'in olduğu yerde Hz. Aişe (Radiyallahu anhu)
Validemizin yanında def çalanlara mani olmak isteyen Hz. Ebû Bekir (Radiyallahu
anhu)'e Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in:
- Karışma, onları serbest bırak demesi;[31] Hz. Hatice Validemiz ile Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in
evlenmelerini konuşması;[32] Uhud Cenginde kadınların ayaklarını dizlerine kadar çemreyerek
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ashâbından yaralılara su
taşıması;[33] geride hem hasta bakıcılık hizmeti, ok atacaklara ok
verme, hem de askerler düşmana hücuma kalkınca bizi düşmana bırakmayın, Allah
aşkına “vurun” diye çağırır, gılıli zılgıt çalarlar, düşman ile karşılaşınca da
kılıçlarını çekip düello ederlerdi.[34]
Hz. Aişe (Radiyallahu anhu) Validemizin kardeşinin
yanında; Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in guslünü görsün de kitap
yazarlarına serbest yazsın diye vücudunun aşağı tarafı görülmeyecek şekilde
perde çekip kardeşinin yanında gusül etmesi, suyun miktarını, nasıl ne şekil
gusül ettiğini kardeşine göstererek anlatması;[35] Esma bint-i Zem'a'nın harbte Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem)'in yardımına gelmesi. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem): “Sağıma, soluma, önüme, arkama bakıyorum. Nereye baksam o kadının
kâfirlerle harb ettiğini görüyorum.” buyurdu. Medinelilerin bir kısmı da
harbten kaçmışlar şehre yetişmişlerdi. Esmâ bint-i Zema isimli kadın ölünceye
kadar harb ediyor, yaralanıyor. Yaralı Esmâ, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'e ziyan gelmesin diye Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in
düştüğü kuyunun üzerine kendisini köprü olarak atıyor. İşte aslanın erkeği
dişisi olmaz. Aslanın erkeği de aslandır, dişisi de aslandır. İkisi de yırtıcı,
parçalayıcıdır. İman kuvvetli olup en son düzeye çıkınca o harb eder, kaçmaz
öleceği yeri bilir. Bunun için kadınlar zamanı, yeri gelirse harbe de katılır,
daha da fazlasını yapar. Ebâ Müslim'in süt bacısı Meymune'nin yaptığı gibi
yapar.
Şimdi bütün âlimlerimiz tek taraflı konuşuyor. "İslâmiyette
bir tek tesettür var. Kadınlar hiç bir yerini göstermez, sesi de duyulmaz,
dilinin altına taş alır öyle konuşur. Namahrem diye kadınlar ziyarete gidemez.
Hatta hacc'ada gidemez” gibi sözleri söyleyip onlara engel oluyorlar.]
(Sünen-i
Ebû Dâvûd, Cild 2, Hadîs No: 355)
“Kays
ibn-i Asım (Radiyallahu anhu)'dan şöyle demiştir:
- Müslüman olmak gayesi ile Rasûlullah (Sallallahu
aleyhi vesellem)'a geldim. Sidr (Arabistan
kirazı) karışmış su ile gusletmemi
emretti.”[36]
(Sünen-i
Ebû Davûd, Cild 1, Hadîs No: 227)
“Hz.
Ali (Radiyallahu anhu)'den; Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) şöyle
buyurdu:
- İçinde resim, köpek ve cünüp bulunan
eve melekler girmez.”[37]
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) zamanındaki resimler oyma veya kabartmalı idi.
Oyma, kabartma ve put şeklinde resim olan eve melek girmez.
Hz.
Aişe (Radiyallahu anhu) Validemiz; “Ben on vasıfla üstün kılındım. Bu
vasıflarımdan biri de Cebrâil (Aleyhis-selâm) resmimi Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem)'e gösterdi. «Bununla evleneceksin,» dedi.” buyuruyor.[38]
Yine Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem); “Mi'râc'tan dönüşümde Cebrâil
(Aleyhis-selâm) bana bütün peygamberlerin resimlerini, en son benim resmimi
gösterdi. Yanımda Ebû Bekir ve Ömer de vardı.” buyuruyor.[39]
Ayrıyeten ceviz ağacı ömründe bir saat resim çeker. Bunu Allahu Teâlâ
yarattığında ceviz ağacını resim çekecek şekilde yaratmıştır. O saatte ağacın
yanında hiçbir manzara yoksa poz yanmış gibi olur, birşey çekmez. Resim,
üzerine elini sürersen ağzı, burnu eline değecek şekilde olursa o put sayılır.
Elini üzerine sürdüğün zaman ağzı, burnu eline değmiyorsa o resimdir. Eğer bu
resim caiz olmasaydı bu saydıklarımız caiz olmazdı. Şu zamanda resimden
kaçınılmaz oldu. (Dolar, mark vb.) paranın, her eşyanın üstünde resimler var.
Bu da kâfir papazlarının resimleridir. O resim var diye o paraları atmıyoruz.
Bir âlimin resmine bakıp saçını, sakalını, giyim, kıyafetini ona benzetmek için
ve hatıra olarak o resimler taşınır. Niçin caiz olmasın?
(Kütüb-i
Sitte, Cild 11, Hadîs No: 3788)
“Süleyman
ibn-i Yes'âr (Rahimehullah)'dan “Hz.
Ömer (Radiyallahu anhu) halka sabah
namazını kıldırdı ve arkadan cûruf nâm mevkiindeki arazisine gitti. Orada
elbisesinde meni bulaşığı gördü.
- Biz, dedi. Yağlı yeyince damarlarımız
gevşedi (bu
yüzden ihtilam olduk).
Derhal
yıkandı ve elbisesinde gördüğü meni bulaşığını da yıkadı. Sonra namazını iade
etti.”
(Sünen-i
ibn-i Mâce, Cild 2, Hadîs No: 466)
“Kays
bin Sa'd (Radiyallahu anhu) şöyle demiştir:
- Nebî (Sallallahu aleyhi vesellem) bize gelmişti. Biz O'nun (yıkanması) için su koyduk. Gusül ettikten sonra ona
versle boyalı bir örtü getirdikde ona büründü. Biraz sonra (mübarek) karnının kıvrımları üzerindeki boya izine
bakar gibi oldum.”
Not:
Vers; Susama benzeyen sarı bir bitkidir. Boya işinde kullanılır. Zâ'feran ondan
imal edilir.
(Râmûz-ul
Ehâdîs, Hadîs No: 523)
Manâ'sı:
“Biriniz ailesi ile cinsi temasta
bulunduğu zaman ona sadık kalsın; kendi haceti yerine geldikten sonra onun
haceti de yerine gelinceye kadar acele etmesin.”
Eşinin
de rızasını alacak şekilde olsun. Onu da memnun etsin,
demektir.
(Râmûz-ul
Ehâdîs, Hadîs No: 2757)
Manâ'sı:
“Dört şeyden gusül icap eder: Cenabetten
yıkanmak (ki bu farzdır), hacamattan
(kan aldırmaktan) yıkanmak, cenazeyi
yıkadıktan sonra yıkanmak, cum'a günü yıkanmak (ki bunlar sünnettir).”
(Râmûz-ul
Ehâdîs, Hadîs No: 2758)
“Her müslümana yedi günde bir (saçını,
derisini, her tarafını yıkamak kaydı ile)
yıkanması vacipdir.”[40]
(Râmûz-ul
Ehâdîs, Hadîs No: 1480)
“Melekler, cünüplerin yanında bir de
zaferanla boyanmışların yanında, yıkanmadıkları sürece bulunmaz.”
(Râmûz-ul
Ehâdîs, Hadîs No: 615)
Manâ'sı:
“Mezi gördüğünde tenasül uzvunu yıka;
namaza abdest alır gibi abdest al, su (meni) gelirse yıkan.”[41]
(Sûre-i
Bakara, Âyet 222)
Meâl'i:
“Sana kadınların ay halini sorarlar. De
ki: O bir ezadır (bir çeşit hastalıktır). Ay halinde olan kadınlardan uzak durun. (Onlarla cinsi temasta
bulunmayın) Temizleninceye kadar onlara
yaklaşmayın. Temizlendikleri vakit, Allah'ın size emrettiği yerden onlara
yaklaşın. Şunu iyi bilin ki Allah tevbe edenleri sever, temizlenenleri de
sever.”
(Sünen-i
Ebû Dâvûd, Cild 1, Hadîs No: 258)
Manâ'sı: “Enes bin Malik (Radiyallahu anhu)'den:
- Yahudiler bir
kadın hayz olduğunda onu evden çıkarırlar. Onunla beraber yemezler, içmezler ve
aynı evde birlikte bulunmazlardı. Bu durum Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'a
soruldu; Bunun üzerine Cenâb-ı Allah:
- Sana kadınların ay
halinden sorarlar, de ki: "o bir ezadır. Onun için hayz zamanında
kadınlardan ayrı kalın.”(İlâ âhir)[42] meâlinde ki âyet-i
kerime'yi indirdi. Rasûlullah'ta:
- Onlarla birlikte
evlerde oturunuz ve cinsi temastan başka her şeyi yapınız, buyurdu.
Bunun üzerine
yahudiler:
- Bu adam, bizim
dinimizin işinden hiç bir şey bırakmadan hepsine muhalefet etmek istiyor,
dediler. Bunu duyan Useyd İbn-i Hudayr ve Abbad ibn-i Bişr Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e geldiler ve:
- Yâ Rasûlullah!
Yahudiler şöyle şöyle diyorlar. (Onlara muhalefet
olsun diye) hayzlı kadınlarla cinsi
temasta da bulunsak mı? dediler. Rasûlullah (Sallallahu aleyhi veselem)'ın (mübarek) yüzü (nün rengi) değişti.
Hatta biz onlara kızdığını zannettik. Bu iki zat (Rasûlullah'ın huzurundan) çıkmışlardı ki Rasûlullah'a hediye olarak
süt getiren biri ile karşılaştılar. Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)
peşlerinden gönderip kendilerine (bu
sütten) içirdi. Böylece bizde
Rasûlullah'ın onlara kızmadığını anladık. ”[43] buyurdu.
Allahu Teâlâ Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e zaman zaman doksandokuz Esma'ül-Hüsna'nın her biri ile ayrı, ayrı tecelli ederdi. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e bazı zamanda ters bir soru sorulursa veya kendiliğinden halden hale geçmesinde ashâb, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in yüzünü gölgeli, canı sıkıntılı görünce Allahu Teâlâ'nın “kahhar, cebbar” isimleri ile tecelli etmiş olduğunu anlar, hemen yanından ayrılırlar. “Bunun gadabı, Allah'ın gadabıdır” derlerdi. Allahu Teâlâ “Rahman, Rahim ve Nur'lu” isimleri ile tecelli edince yanına gelirlerdi.“Bunun lütfu Allahu Teâlâ'nın lütfudur” derler ve faydalanırlardı.
Kadınların bazı hallerinde yapıp yapamayacakları şeyler hakkında bilgiler
Bir gazetede “Cum'a sohbetleri” başlığı altında yazılan yazıda:
Adet gören kadına getirilen yasakların hiç biri Kur'ân'da yoktur. Kur'ân hayız halinde bir tek
yasak getiriyor ki o da erkeğin kadınla cinsel temasıdır. Hayız halindeki kadın
o haliyle hasta hükmündedir. Dilerse ibadetlerini yapmayabilir; ama bu ona
kalmıştır. Dilerse her türlü ibâdetini yapabilir. Kur'ân okur, mescide gider.
Hayızlı kadını bir tür lanetli mahluk gibi göstermenin onu bir takım yasakların
içine itmenin Kur'ân'dan onay alması mümkün değildir, denilmektedir. Halbuki;
(Sünen-i Ebû Dâvûd, Cild 1, Sayfa: 468)
“Aybaşı haliyle ilgili âdet gören müslüman kadınlar için
şu hükümler cereyan eder:
Adet gören bir kadın; namaz kılamaz, şükür secdesi yapamaz,
oruç tutamaz. Kur'ân-ı Kerim'e veya Kur'ân-ı Kerim'den bir âyet veya bir
âyetten daha az bir bölüm yazılmış bir şeye el süremez, eline alıp okuyamaz.
Ancak dua âyetlerini dua maksadı ile ezberden okuyabilir. Doğru olan kavle göre Kur'ân tercümesi hakkında
da hüküm böyledir. Camiye giremez, Kâbe'yi tavaf edemez, kocasıyla cinsi
münasebette bulunamaz. Kocası kendisinin diz kapağı ile göbek arasından çıplak
olarak istifade edemez.
Hayızlının Allahu Teâlâ'yı zikretmesi, tesbih okuması,
yiyip içmesi ise caizdir.”
(Sünen-i
ibn-i Mâce, Cild 2, Hadîs No: 596)
Manâ'sı:
“Abdullah ibn-i Ömer (Radiyallahu anhu)'den; Rasûlullah (Sallallahu aleyhi
vesellem):
- Cünüp ve hayz halinde ki kadın
Kur'ân'dan hiç bir şey okuyamaz.[44] buyurulmuştur.”
Ezbere
Allah, Lailâhe illallâh der, şehadet kelimesi getirir. O vaziyette ölecek olsa
zikrullah ederek ölmüş olur. Bunların hepsi Kur'ân'dır. Kur'ân'da vardır. Her
işinin başında Bismillahirrahmanirrahîym der. Öyleyse ezberden Kur'ân okur.
Bunlar Kur'ân'dır. Hayızlı kadın abdest tutamadığı için Kur'ân-ı Kerim'i eline
alıp okuyamaz. Hadîs-i şerîfte söylemek istediği de budur.
(Sünen-i
Ebû Dâvûd, Cild 1, Hadîs No: 262)
Manâ'sı:
“Muaz'e binti Abdillah el-Adeviyye (Radiyallahu anhu) demiştir; Bir kadın Hz.
Aişe (Radiyallahu anhu)'ye:
- Hayzlı kadın (namazını) kaza eder mi? diye sordu. Hz. Aişe (Radiyallahu
anhu):
- Sen Haruri misin?[45] Bilesin ki, biz Rasûlullah (Sallallahu
aleyhi vesellem) yanında (zamanında) hayzlı olur, (hayz günlerinde ki
namazları) kaza etmez ve kaza etmekle de
emrolunmazdık, karşılığını verdi.”[46]
Diğer
bir rivâyette:“Biz orucu kaza etmekle
emrolunur, namazı kaza etmekle emrolunmazdık.”[47]
Bilâl
Babamın vaazını dinleyen bir kardeşimiz şöyle anlattı:
Allahu
Teâlâ'ya karşı Adem (Aleyhisselâm) namaz kılınca Havva anamızda namaz kılardı.
Adem (Aleyhis-selâm):
-
Ya Rabbi! Havva özürlü (ayhalinde) namazı tekrar kılsın mı? diye sorunca Allahu
Teâlâ:
-
Kılmasın, buyurdu. Onun için kadınlar ayhalinde iken geçirdikleri namazı kaza
etmezler. Orucu ikiside tutacağı zaman Havva Anamızda yine aynı hal oldu. Adem
(Aleyhis-selâm):
-
Orucu da namaz gibi kaza etme, dedi. Allahu Teâlâ Adem
(Aleyhisselâm)'e:
-
Niçin kaza etmedi? diye sordu. Adem (Aleyhisselâm):
-
Ya Rabbi! Sen namazı böyle emrettin. Ben de orucu senin dediğin gibi emrettim,
dedi. Allahu Teâlâ:
-
Namazı kaza etmemesi benim emrimdi. Orucu kaza etmemesi senin emrin. Senin
emrinin tersi benim emrim olması lazım, buyurdu. Onun için orucu kaza etti.
Namazı kaza etmedi.
(Sünen-i
Ebû Dâvûd, Cild 1, Hadîs No: 280)
“Urve ibn-i ez-Zübeyr (Radiyallahu anhu)'den demişler ki:
- Fatıma binti Ebû
Hubeyş (Radiyallahu anhu) Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'a (istihaze) kanından
şikayet edip (hükmünü sordu).
Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)
ona:
- Bu bir damar
kanıdır (hayz kanı değil) bak. (Mutad olan) hayz
günlerinin geldiğinde namaz kılma. Hayz günleri geçince yıkan. İki ay hali
arasında namaz kılmaya devam et.” buyurdu.[48]
Hayz üç günde kesilirse gusleder namazı kılar. Nifas
(lohusalık, nefsâ, nüfesâlık) kırk günden evvel kesilirse gusleder, namaz
kılar. Hayz; en geç on gün, lohusalık; kırk gün olurda kan kesilmezse yine
yıkanır namazı kılar.
İmam-ı Azam Efendimiz bir camide alt katta vaaz
ediyormuş. Kadının biri adet bitiminin nasıl olduğunu anlamak için üst kattan
kırmızı bir elma atmış. İmam-ı Azam Efendimiz elmayı ortadan ikiye ayırmış ve:
- Kadının adet bitimi sonunda böyle beyaz olunca gusül
yapsın, demiştir.
(Sünen-i
Ebû Dâvûd, Cild 1, Hadîs No: 274)
Manâ'sı:
“Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'ın hanımı Ümmü Seleme (Radiyallahu
anhu)'den:
- Rasûlullah (Sallallahu
aleyhi vesellem) zamanında kendisinden
devamlı kan gelen bir kadın vardı. Ümmü Seleme (Radiyallahu anhu) onun için Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem)'den fetva istedi.
Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):
- Kendisine bu hal arız olmadan evvelki
aylarda hayz olduğu gece ve gündüzlerin sayısını hesap edip (her) aydan bu kadar (günün) namazını terk etsin. Bu günler geçtikten
sonra yıkansın ve avret yerini (kanın akmasını önleyecek) bir bez bağlayıp namazını kılsın, buyurdu.”[49]
(Sünen-i
Ebû Dâvûd, Cild 1, Hadîs No: 287)
“Hamne
binti Cahş (Radiyallahu anhu) şöyle demiştir:
(Normal
günümden) fazla ve sıkıntılı hayz
görürdüm. Durumu haber verip fetva almak üzere Rasûlullah (Sallallahu
aleyhi vesellem)'a geldim. O'nu kız
kardeşim Zeynep bint-i Cahş'ın evinde buldum ve dedim ki:
- Ya Rasulullâh! Ben (gününden) fazla ve sıkıntılı hayz gören bir kadınım.
Bu duruma ne buyurursun (ne yapayım?) Bu
beni namazdan, oruçtan alıkoydu. Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):
- Sana pamuğu tavsiye ederim. Çünkü o
kanı giderir, buyurdu.
- O kan bundan (pamuğun mani
olacağından) daha çoktur dedim.
- Bez kullan,
buyurdu.
- Kan bundan da
fazla devamlı geliyor, dedim. Bunun üzerine Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):
- İki hüküm
söyleyeceğim. Hangisini
yaparsan sana yeter, ikisine de gücün yeterse orasını sen bilirsin. Onlardan
kuvvetli olanını seç, şunu bil ki bu, (kanın gelmesi) ancak şeytanın darbelerinden biridir.
Altı veya yedi gün, Allah'ın sana (kadınların
adetlerinden) bildirdiği şeylerde
kendini hayzlı say ondan sonra da yıkan. Temizlendiğine ve paklandığına kanaat
getirdiğinde yirmi üç veya yirmi dört gün namaz kıl ve oruç tut. Çünkü bu (takdir
edilen müddet) sana yeter. (Sıhhatli) kadınlar nasıl hayz vaktinde hayz
oluyorlar, temizlik günlerinde de temizleniyorlarsa sen de her ay öylece yap.
Eğer öğle vaktini (son vaktine
kadar) geciktirip ikindiyi (ilk
vaktinde) öne almaya ve yıkanıp bu iki
namazı bir arada kılmaya, akşamı geciktirip yatsıyı öne almaya, sonra da
yıkanıp iki namazı birleştirmeye gücün yeterse öylece yap. Sabah namazında
yıkanabilirsen yıkan (namaz kıl) ve
gücün yeterse oruç tut. Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):