NAMAZ
NAMAZIN FARZ OLMASI
(Sûre-i
Nisa, Âyet 103)
Meâl'i:
“Artık namazı bitirince ayakta,
otururken ve yanınız üzerinde yatarken Allah'ı zikredin. Huzura kavuşuncada
namazı dosdoğru kılın. Çünkü namaz mü'minler üzerine vakitli olarak farz
olmuştur.”
Namazı
bitirince, namazdan ayrılınca, ayakta otururken yanı üstü yatarken Allahu
Teâlâ'yı zikretmek Allahu Teâlâ'nın
emridir. Namazda zikirdir diyenler nerede kaldı? Sağ tarafa yatmak, sağ elini
başının altına koymak, ayaklarını toplamak ve zikrederek Allah, Lâilahe
illallâh diyerek uyumak hem Allahu Teâlâ'nın emri hem Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem)'in sünnetidir.
Bilâl
Babam; bu yatmayı rüyasında Şeyh Abdulkâdir Geylânî Efendimiz Hz.'nin kendisine
şöyle tarif ettiğini anlatıyor:
-
Kendisi kıbleye karşı sağ tarafına yattı. Sağ elini başının altına koydu,
ayaklarını topladı, yatarak gösterdi. “Böyle yatacaksın, ayaklarını uzatırsan
uyanırsın. Uyandın mı bir daha uyumuyacaksın. Gecede yalnız bir uyku
uyuyacaksın, buyurdu.
(Sûre-i
Araf, Âyet 205)
Meâl'i: “Rabb'ini içinden yalvararak ve ondan
korkarak yüksek olmayan bir sesle sabah ve akşam zikret. Gafillerden olma.”
Bu
gizli zikirdir.
(Sûre-i
Bakara, Âyet 200)
Meâl'i:
“Sonra hacca ait ibadetlerinizi ifa
ettiğiniz zaman babalarınızı zikrettiğiniz gibi yahut daha şiddetle (ziyade) zikrediniz. Nastan (insanlardan) öyleleri vardır ki: “Ey Rabb'imiz! Bize
dünyada ver” derler. Böyle isteyenlerin ahiretten hiç nasibi yoktur.”
Bu da aşikâre zikirdir.
(Sûre-i Meryem, Âyet 31)
Meâl'i: “Nerede
olursam olayım O, beni mübarek kıldı. Yaşadığım sürece bana namazı ve zekatı
emretti.”
(Sûre-i Taha, Âyet 14)
Meâl'i: “Muhakkak
ki ben kendim Allah'ım: Benden başka ilâh yoktur. Öyle ise bana kulluk et; beni
hatırlamak için namaz kıl.”
(Sûre-i Taha, Âyet 132)
Meâl'i: “Ailene
namazı emret! Kendinde ona sabır ile devam et. Biz senden rızık istemiyoruz. Biz seni
rızıklandırıyoruz. Güzel sonuç takva iledir.”
(Sûre-i Bakara, Âyet 43)
“Namazı tam kılın,
zekatı hakkı ile verin. Rükû edenlerle beraber rükû edin.”
(Sûre-i Nur, Âyet 37)
Meâl'i: “Bir takım
insanlar (Allah'ı zikrederler) ki ne
ticaret ne de alışveriş onları Allah'ı zikretmekten, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoymaz. Onlar kalblerin ve
gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar.”
(Sûre-i Meâric, Âyet 22-23)
Meâl'i: “Ancak
şunlar öyle değildir: Namaz kılanlar ki, onlar namazlarında devamlıdır (ihmal
göstermezler).”
(Sûre-i Bakara, Âyet 239)
Meâl'i: “Eğer (herhangi
bir şeyden) korkarsanız (namazlarınızı) yürüyerek yahut binek üzerinde (kılın). Güvene kavuştuğunuz zamanda, tıpkı
Allah'ın size bilmediğiniz şeyleri öğrettiği şekilde onu zikredin.”
Allahu Teâlâ'nın yarattıklarına bak ve ibret al. Onlarla
Allahu Teâlâ'nın büyüklüğünü öğren ve Allahu Teâlâ'nın isimlerini çok zikret.
(Sûre-i
Araf, Âyet 170)
Meâl'i: “Kitaba sımsıkı sarılıp namazı dosdoğru
kılanlar varya, işte biz böyle iyiliğe çalışanların ecrini zayi etmeyiz.”
(Sûre-i
Ra'd Âyet 22)
Meâl'i:
“Onlar Rabb'lerinin rızasını isteyerek
sabreden, namazı dosdoğru kılan, kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve
açık olarak (Allah yolunda) harcayan
ve kötülüğü iyilikle savan kimselerdir. İşte bunlar varya, dünya yurdunun
sonucu (cennet) sadece onlarındır.”
Allahu
Teâlâ'nın rızasını kazanmak için sabırlı olan ve namazı tadil-i erkan'ına uygun
olarak kılan, Allahu Teâlâ yolunda fakir, fukaraya veren, kötülüğe karşı iyilik
edene Allahu Teâlâ cenneti vaad ediyor.
(Kütüb-i
Sitte, Cild 8, Hadîs No: 2331)
Manâ'sı: “Enes (Radiyallahu anhu)'den:
- Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) miraca çıktığı gece elli vakit
namaz farz kılındı. Sonra da bu azaltılarak beşe indirildi. Sonra da şöyle
hitap edildi:
- Ey Muhammed! Artık
nezdimde (hüküm kesinleşmiştir) bu söz değiştirilemez. Bu beş vakit (Rabb'inin
bir lütfu olarak on misliyle kabul edilerek) senin için elli vakit sayılacaktır.”[1]
Elli vakit namaz olmuş idi farz,
Ümmetim yapamaz halin ettin arz,
Sen yapınca beşe indi itiraz,
Dileğinde Ya Muhammed Mustafa.
(Sûre-i
Enfal, Âyet 3)
Meâl'i:
“Onlar, namazlarını dosdoğru kılan ve
kendilerine rızık olarak verdiğimizden (Allah rızası için yoksullara) harcayan kimselerdir.”
(Sûre-i
İbrahim, Âyet 31)
Meâl'i:
“İman eden kullarıma söyle. Namazlarını
dosdoğru kılsınlar, kendisinde ne alışveriş, ne de dostluk bulunan birgün (mahşer
günü) gelmeden önce, kendilerine verdiğimiz rızıklardan (Allah için) gizli-açık harcasınlar.”
(Sûre-i
İsra, Âyet 110)
Meâl'i:
“De ki: İster Allah deyin, ister Rahman
deyin. Hangisini deseniz olur. Çünkü en güzel isimler O'na hastır. Namazında
açıktan okuma, onda sesini fazlada kısma, ikisinin arası bir yol tut.”
(Sûre-i
Meâriç, Âyet 34)
Meâl'i:
“Namazlarını koruyanlar!”
(Sûre-i
Rum, Âyet 17-18)
Meâl'i:
“Haydi siz, akşama ulaştığınızda, sabaha
kavuştuğunuzda, gündüzün sonunda ve öğle vaktine eriştiğinizde Allah'ı (ki
göklerde ve yerde hamd O'na mahsustur) tesbih
edin (namaz kılın).”
Bu
sayılan vakitlerde hem namaz, zikir, tesbih hem de hamd etmemiz lazımdır. İşte
yalnız namazla olmuyor.
(Sûre-i
Bakara, Âyet 45)
Meâl'i:
“Gerçekleri yüklenip taşımakta sabır ve
namaz ile Allah'tan yardım isteyin. Şüphesiz o (sabır ve namaz) kalbi Allah'a saygı ile ürperenler dışında
herkese zor ve ağır gelen bir görevdir.”
(Sûre-i
Hac, Âyet 35)
“Onlar öyle kimseler ki, Allah
zikrolunduğu zaman kalbleri titrer, başlarına gelene sabrederler, namazı kılarlar
ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden (Allah için) harcarlar.”
1-
Allahu Teâlâ'yı zikreder, kalbleri cila bulur. İştahlanır, zikire doyamaz
olurlar.
2-
Sabırlı olurlar.
3-
Namazlarına mukim olurlar.
4-
Allahu Teâlâ'nın kendisine verdiği rızıktan harcar, dağıtır, yedirir, içirir.
Bunları yapan muhbitin kullarıma müjde et.[2]
Allahu Teâlâ'nın en sevdiği kullar bunlardır.
(Sûre-i
Hac, Âyet 41)
Meâl'i:
“Onlar (o mü'minler) ki, eğer kendilerine yeryüzünde iktidar
verirsek namazı kılarlar, zekatı verirler, iyiliği emreder ve kötülükten
nehyederler. İşlerin sonu Allah'a varır.”
(Sûre-i
Lokman, Âyet 4)
Meâl'i:
“(Muhsin vasfı olan kimseler) namazı
kılarlar, zekatı verirler ve onlar âhirete de kesin olarak iman ederler.”
(Sûre-i
İnsan, Âyet 26)
Meâl'i:
“Onun için geceleyin secde et. Ve ona
uzunca gecede tesbihte bulun.”
(Kütüb-i
Sitte, Cild 8, Hadîs No: 2665)
Manâ'sı:
“İbn-i Ömer (Radiyallahu anhu) anlatıyor: Rasûlullah (Sallallahu aleyhi
vesellem) buyurdular ki:
- Allah temizlik olmayan namazı kabul
etmez, hıyanetle kazanılan paradan verilen sadakayı da kabul etmez.”[3]
(Kütüb-i
Sitte, Cild 8, Hadîs No: 2666)
Manâ'sı:
“Ebû Hüreyre (Radiyallahu anhu)'den; Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):
- Allah sizlerin namazını hades (abdest ve
guslün tazelenmesini gerektiren hal)
vâki olunca yeniden abdest almadıkça kabul etmez.”[4]
(Kütüb-i
Sitte, Cild 8, Hadîs No: 2667)
Manâ'sı:
“Ebû Hüreyre (Radiyallahu anhu)'den; Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):
- Abdestli olmayanın namazı da yoktur.
Üzerine besmele çekmeyenin abdesti yoktur.”[5]
Abdeste başlamadan ilk defa
besmele çekmek şart oluyor.
(Sûre-i
Ankebut, Âyet 45)
Meâl'i: “(Rasûl'üm!) Sana vahyedilen kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz,
hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı zikretmek elbette bu hususta daha
büyüktür. Allah yaptıklarınızı bilir.”
Namaz
insanı her türlü kötülükten çeker, alıkor. İnsanı kötülükten alıkoymada elbette
zikrullah daha büyüktür.
(Râmûz-ul
Ehâdîs, Hadîs No: 5516)
Manâ'sı:
“Namazı kendisini fuhşiyat ve münkerden
alıkoymayan kişi (Allah'a yaklaşması)
şöyle dursun ondan daha da uzaklaşır.”[6]
Çünkü
münâfıkların, zındıkların kıldıkları namaz kabul olmadığı gibi kendini Allahu
Teâlâ'dan daha da uzaklaştırır.
(Râmûz-ul
Ehâdîs, Hadîs(-i Kudsî) No: 6384)
Manâ'sı:
“Allahu Teâlâ buyuruyor:
- Ben namazı, ancak azametime tevazu
gösteren, mahlukâtıma karşı böbürlenmeyen, gündüzünü zikrimle geçiren, günaha
ısrarlı bir halde yatmayan, açı doyuran, garibi barındıran, küçüğe acıyan,
büyüğe saygı gösteren kimseden kabul ederim. İşte o benden diler, ben de (dileğini) veririm, bana dua eder, duasını kabul ederim. Bana yalvarır, yakınır
ben de onu esirgerim. O benim katımda cennette ki Firdevs gibidir. Ne kendisi
ne de meyveleri değişip bozulmaz.”
(Râmûz-ul
Ehâdîs, Hadîs No: 2651)
“Namaz imanın direği (aslı ve temeli)dir. Cihad amelin zirvesidir. Zekat ise
derece bakımından ikisinin arasındadır.”
(Sünen'ün
Neseî, Cild 1-2, Hadîs No: 467)
Manâ'sı:
“Ebû Eyyûb (Radiyallahu anhu) anlatıyor; Bir adam:
- Ya Rasûlullah! Beni cennete sokacak bir
amel söyle? deyince Rasûl-i Ekrem (Sallallahu
aleyhi vesellem):
- Allah'a kulluk eder, hiç bir şeyi ona
ortak koşmazsın. Namazı kılar, zekatı verir, akrabayı ziyaret edersin. Deveyi
bırak, buyurdu.
Galiba Rasûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem) devesinin üzerinde idi.”
(Sünen'ün
Neseî, Cild 1-2, Hadîs No: 461)
Manâ'sı:
“Ebû Hüreyre (Radiyallahu anhu)'den Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):
- Herhangi birinizin kapısında günde beş
defa yıkandığı bir nehir olsa, o kimsenin üzerinde kir kalabileceğini tasavvur
edebilir misiniz? buyurunca ashâb:
- Kir kalmaz, dedi. Bunun üzerine Rasûl-ü
Ekrem (Sallallahu
aleyhi vesellem):
- İşte beş vakit
namaz da böyledir. Allah bununla günahları giderir, buyurdu.”[7]
(Sünen-i
ibn-i Mâce, Cild 3, Hadîs No: 927)
Manâ'sı:
“Ebû Zerr (-i Gıffâri) (Radiyallahu anhu)'den rivâyet edildiğine göre kendisi
şöyle demiştir: Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e denildi ki:
- Süfyan'ın rivâyetine göre ise Ebû Zerr (Radiyallahu
anhu) şöyle demiştir: Ben Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem)'e dedim ki:
- Ya Rasûlullah! Servet sahipleri sevabı
alıp götürdüler. (Şöyle ki): Bizim dediğimizi derler. Bir de mallarını Allah yolunda harcarlar.
Halbuki elimizden infak gelmez. Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) bana:
- Ben size öyle bir şey bildireyim ki onu
yaptığınız zaman (fazilet bakımından) sizi
geçenlere yetişirsiniz ve (fazilet yönünden) sizden sonra gelenler size yetişemezler. O da şudur:
- Her namazdan sonra Allah'a otuzüç, otuzüç
ve otuzdört defa hamd, tesbih ve tekbir getirirsiniz, buyurdu.
Ebû
Süfyan demiştir ki:
- Hamd, tesbih ve tekbir'den hangisinin
otuz dört (defa)
olduğunu bilemeyeceğim.”[8]
(Râmûz-ul
Ehâdîs, Hadîs No: 140)
Manâ'sı:
“Ey Fatma! Allah'tan kork! Rabb'ının
farzını yerine getir. Ehlinin ameli gibi bir amel yap. Yatağına geldiğinde 33
kere tesbih «Sübhanallah», 33 kere tahmid «Elhamdülillah», 34 kere de tekbir
«Allahu Ekber» getir. Hepsi yüz yapar. Bu senin için bir hâdim (hizmetçi)den daha iyidir.”
Namazdan
sonra otuzüç sübhanallah, otuzüç elhamdülillah, otuzüç Allahu ekber diye tesbih
çekeriz.
Bazı
Ulema;
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'in Uhud Cenginde mübarek iki dişi şehid oldu.
Veysel Karâni Hz. de otuz iki dişini çektirdi ve Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem)'e gönderdi. Hz. Ebû Bekir (Radiyallahu anhu) bunu görünce;
“Sübhanallah” Hz. Ömer (Radiyallahu anhu) görünce; “Elhamdülillah” Hz. Ali
(Radiyallahu anhu)'nin; “Allahu Ekber” dediğini, Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem)'in de bunu her namaz sonunda çekin buyurduğunu bazı kimseler
söylediler. Bilâl Babam:
-
Onların huzuruna Veysel Karani Hazretlerinin dişleri geldi. Onlarda aynısını
söylediler. Ancak her namazın sonunda çektiğimiz tesbih ondan kalmadı.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) bizzat hadîs-i şerîf'le bunları
çekin diye emretti. Onların söylediğinin de ayrı bir özelliği vardır. Bu
hadîs-i şerîflerde aynı Bilâl Babamın dediği hadîs-i şerîflerdir.
(Râmûz-ul
Ehâdîs, Hadîs No: 775)
“Biriniz namaza kalkıp durduğunda rahmet(-i ilâhi) üzerine iner. Onun için taşları ve (toprakları
secde yerinden) silmesin. (Çünkü bu
huşu'nun gitmesine, namazın fesadına ve rahmetin inmemesine sebeb olabilir.)”
(Râmûz-ul
Ehâdîs, Hadîs No: 2644)
Manâ'sı:
“Farz namaz bir önceki namazdan diğer
namaz vaktine kadar işlenecek günahları örter. Cum'a namazı bir evvel ki
cum'adan diğer cum'a vaktine kadar yapılacak günahları örter. Ramazan ayı da
bir önceki ramazandan diğer ramazan ayına kadar yapılacak günahların keffareti
olur. Hacc'da bir önceki hacc'dan diğer hacc'a kadar işlenen günahların
kefareti olur. Müslüman bir hanıma, kocası veya mahremi bulunmadan haccetmesi
helâl olmaz.”
Bilâl
Babam bir vaazında:
-
Senenin en makbul günü hacıların Arafat'a çıkıp dua ettikleri gündür. Bundan
daha da makbulü cum'a günüdür. Cum'a günü mü'minlerin bayramıdır. Bir melâike
kabir ehline çağırır:
-
Dünyadan bir istediğiniz var mı? Kabir ehli:
-
Bir imrendiğimiz şey vardır. Biz cum'a gününün bu kadar faziletli olduğunu
bilemiyorduk. Tekrar dünyaya dönsek bir cum'a namazı kılabilsek, derler. Cum'a günü caminin kapısına bir melâike
durur. Allahu Teâlâ melâikeye:
-
Bunların günahlarını al. Benim huzuruma günahsız olarak girsinler, buyurur.
Cemaat camiden çıkarken melâike sorar:
-
Yâ Rabb'i! Bunların günahlarını geri vereyim mi? Allahu Teâlâ:
-
Benim şanıma yakışmaz. Günahsız olarak gitsinler. Aynı günahı ne zaman
tekrar işlerlerse o zaman o günahı ile
bu günahı beraber verin, buyurur.[9]
Cum'a günü haftada bir geldiğinden kıymetini bilemiyoruz. Cum'a günü yalnız
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in hürmetine O'nun ümmetine nasip
olmuştur.
(Râmûz-ul
Ehâdîs, Hadîs No: 4353)
Manâ'sı:
“Namaz kılanın üç hasleti vardır: Göğün
ortasından başının ortasına kadar iyilik ve ihsan saçılır. Ayaklarından
başlayarak tâ göğün ortasına dek melekler onu kuşatırlar. Biri de ona şöyle
seslenir; Namaz kılan kime münacaat ettiğini (kime yalvardığını) bir
bilse katiyen ondan ayrılmaz.”
(Râmûz-ul
Ehâdîs, Hadîs No: 4709)
Manâ'sı:
“İki koruyucu Melek, kişinin namazlarını
birbiri ardınca Allah'a refedince (yükseltince) Allah şöyle buyurur:
- Şahit olun! Ben bu kulumun iki namaz
arasında işlediği küçük (günahları) bağışladım.”
(Râmûz-ul
Ehâdîs, Hadîs No: 4421)
Manâ'sı:
“Siz namazı beklerken Rabb'inizin gökten
bir kapı açıpta meleklere meclisinizi göstererek sizinle iftihar ettiğini bir
görseniz.”
(Sûre-i
İsrâ, Âyet 78)
Meâl'i:
“Gündüzün güneş dönüp gecenin karanlığı
bastırıncaya kadar (belli vakitlerde)
namaz kıl. Bir de sabah namazını, çünkü sabah namazı şahitlidir.”
(Sûre-i
Hud, Âyet 114)
“Gündüzün iki tarafında (sabah, öğle ve
ikindi) gecenin yakın saatlerinde (akşam
ve yatsı) namazı kıl. Çünkü iyilikler
kötülükleri (günahları) giderir. Bu,
öğüt almak isteyenlere (güzel bir)
hatırlatmadır.”
(Kütüb-i
Sitte, Cild 8, Hadîs No: 2364)
Manâ'sı:
“İbn-i Abbas (Radiyallahu anhu)'dan; Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):
- Cibril (Aleyhis-selâm)
bana, Beytullah'ın yanında iki kere
imamlık yaptı. Bunlardan birincide öğleyi, gölge ayakkabı bağı kadarken kıldı.
Sonra, ikindiyi her şey gölgesi kadarken kıldı. Sonra akşamı güneş battığı ve
oruçlunun orucunu açtığı zaman kıldı. Sonra yatsıyı, ufuktaki aydınlık (şafak)
kaybolunca kıldı. Sonra sabahı şafak
sökünce ve oruçluya yemek haram olunca kıldı. İkinci sefer öğleyi, dünkü
ikindinin vaktinde her şeyin gölgesi kendisi kadar olunca kıldı. Sonra ikindiyi
her şeyin gölgesi kendisinin iki misli olunca kıldı. Sonra akşamı önceki
vaktinde kıldı. Sonra yatsıyı gecenin üçte biri gidince kıldı. Sonra sabahı
yeryüzü ağarınca kıldı.
- Sonra Cibril (Aleyhis-selâm)
bana yönelip:
- Ey Muhammed! Bunlar senden önceki
Peygamber (Aleyhis-selâm)'lerin namaz vaktidir. Namaz vaktide bu iki
vakit arasında kalan zamandır, dedi.”[10]
İkindi
vaktinin birinci seferinde gölge bir boy olunca kılıyor. Buna
vakti evvel
denir. İkinci seferinde iki boy olunca kılıyor. Buna da vakti sâni denir. Bilâl
Babama sordular:
-
Hangisinde kılmak caizdir?
-
Ezan okununca her ikisinde de kılmak caizdir. Vakti sanide ezanı okumak,
kıldırmak kılmak daha iyidir. Bizim mezhebimize göre vakti sânide üç imamın
kavli birleşiyor. Vakti evvelde de kılmak caizdir. İki imamın kavli de
böyledir. Hem de vakti sanide namaz vakti daha olgunlaşmış olur, buyurdu.
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) hem vakti evvelde hem de vakti sanide namaz kılmıştır. Bir çok
hadîslerde Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in kıldığı namazlarında
böyle bir kaç çeşit yaptığı anlatılıyor. Dört mezhebin hepside hadîslere
uyularak yapıldığı için yukarıda bahsedildiği gibi her mezheb birini alıyor.
Mezheblere göre görüşler o yüzden değişiyor. Dört mezhebin sahibleri yarın
mahşerde mizan terazisinin başında bulunur ve başka mezhebten birisi kendinin
mezhebinde olan bir şeyle bilerek veya
bilmeyerek amel etmişse "Bu benim mezhebimde vardı, bu da hadîs-i şerîfle tasdiklidir,
buna göre amel etmiştir.” der, şahitlik yapar, “O günde kimse kimseye şefaat edemez. Ancak Allah'ın izin vermiş olduğu
kimseler şefaat eder.”[11]
âyetine göre şefaat eder, kurtarır. Şart şu ki: Bilerek veya bilmeyerek yanlışlıkla
ömründe bir veya bir kaç sefer olmuşsa kurtarır. Yoksa kendisi bu mezhebte
işine geldiği gibi öbür mezhebin veya diğer tüm mezheblerin dediği ile devamlı
amel etmiş, ve bunu gelenek haline getirmişse ona şefaat etmez. En iyi davranış
dört mezhebin hangisinden ise o mezhebin sözlerini, görüşünü tam tamına tatbik
etmesi lazımdır.
“Mezheblere
ne lüzum var. Biz mezhebsiz olmaz mıyız? Mezhebler kafamızı karıştırıyor.”
diyenler çok yanılıyor. Dört mezhebin dışındakinin hepsinin âyete hadîse ters
düşen tarafları var. Şer'i bakımdan
namaz, abdest, oruç, kadınlar, erkekler bunların başında bulunan haller çok
mühimdir. Hemen her rast gelenin bunlara karışması dil uzatması olmaz. Dört
mezhebin imamlarından Allahu Teâlâ razı olsun. Bize âhiret yolculuğunu yapabilmek
için eğerli, gemli at misali veya her bakımı yapılmış hazır taksi gibi
mezhebleri âyetle, hadîsle bizler için hazırlamışlar. Bundan ayrılıp mezhebsiz
olarak gideceğiz diyen körün gözlüye yol göstermesi gibi olur.
(Sünen-i
Tirmizî, Cild 1, Hadîs No:173)
Manâ'sı:
“İbn-i Mes'ud (Radiyallahu anhu)'dan;
- Bir adam ibn-i Mes'ud'a hangi amel daha
faziletlidir, diye sordu. İbn-i Mes'ud dedi ki:
- Ben bunu Rasûlullah (Sallallahu
aleyhi vesellem)'a sordum ve şöyle
buyurdu:
- Namazları vaktinde kılmak.
- Ya Rasûlullah (Sallallahu
aleyhi vesellem)! başka ne? dedim.
- Anne ve babaya iyi davranmak, buyurdu.
- Ya Rasûlullah (Sallallahu
aleyhi vesellem)! Başka ne? dedim.
- Allah yolunda cihad, buyurdu.”
(Kütüb-i
Sitte, Cild 8, Hadîs No: 2390)
Manâ'sı:
“Hz. Ali ibn-i Ebî Talib (Radiyallahu anhu) anlatıyor:
- Rasûlullah (Sallallahu
aleyhi vesellem) bana şu tenbihte
bulundu.
- Ey Ali! Üç şey vardır, sakın onları
geciktirme:
1-)
Vakti girince namaz(ı hemen kıl);
2-)
Hazır olunca cenaze(yi hemen
defnet);
3-)
Kendisine denk birini bulduğun bekâr
kadın(ı hemen evlendir).[12]
(Kütüb-i
Sitte, Cild 8, Hadîs No: 2412)
“İbn-i
Ömer (Radiyallahu anhu)'den Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):
- Namazın ilk vaktinde Allah'ın rızası
vardır. Son vaktinde de affı vardır.”[13]
(Sünen'ün
Neseî, Cild 1-2, Hadîs No: 859)
“Ebû Zerr (Radiyallahu anhu)'den;
Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) dizime vurarak şöyle dedi:
- Namaz vaktini
geciktiren bir kavmin arasında olsan ne yaparsın? Ben:
- Ne yapmam lazım?
diye sordum.
- Namazı vaktinde kıl.
Sonra işine bak. Eğer namaz kılınırsa sende mescidde olursan tekrar namaz kıl, buyurdu.”[14]
(Kütüb-i Sitte, Cild 8, Hadîs No: 2392)
Manâ'sı:
“Buhâri ve Neseî'den gelen bir rivâyette:
- Sizden kim ikindi namazının bir
secdesini güneş batmazdan önce kılabilirse namazını tamamlasın. Sabah
namazınında bir secdesini güneş doğmazdan önce kılabilen namazını tamamlasın.”
Ancak
Neseî bir rivâyetinde şöyle der:
“...İlk rekâtını kılarsa....”[15]
(Râmûz-ul
Ehâdîs, Hadîs(-i Kudsi) No: 4088)
Manâ'sı:
“Allahu Teâlâ buyurdu:
- Kuluma verilmiş sözüm vardır: Namazı
vaktinde kılarsa, mutlaka onu azaptan kurtarıp hesap sormadan cennete
koyacağım.”
(Kütüb-i
Sitte, Cild 8, Hadîs No: 2416)
Manâ'sı:
“Ukbe ibn-i Amir (Radiyallahu anhu)'den:
- Üç vakit vardır ki Rasûlullah (Sallallahu
aleyhi vesellem) bizi o vakitlerde namaz
kılmaktan veya ölülerimizi mezara gömmekten nehyetti:
1-) Güneş
doğmaya başladığı andan yükselinceye kadar.
2-) Öğleyin
güneş tepe noktasına gelince meyledinceye kadar.
3-) Güneş
batmaya meyledip batıncaya kadar.”[16]
(Kütüb-i
Sitte, Cild 8, Hadîs No: 2419)
Manâ'sı:
“Amr ibn-i Abese Es-Sülemi (Radiyallahu anhu)'den: Bir gün Rasûlullah
(Sallallahu aleyhi vesellem)'a:
-
Ey Allah'ın Rasûlü! Allah'a biri diğerinden daha yakın olan bir saat var mıdır?
(Veya) Allah'ın zikri taleb edilen daha yakın bir saat var mıdır?
- Evet, vardır dedi. Allah'ın kula en
yakın olduğu zaman gecenin son kısmıdır. Eğer bu saatte Aziz ve Celil olan
Allah'a zikredenlerden olabilirsen ol. Zira o saatte kılınan namaz, güneş
doğuncaya kadar (meleklerin)
beraberlik ve şahadetine mazhardır. Çünkü güneş şeytanın iki boynuzu arasından
doğar. Ve bu doğma anı kâfirlerin ibadet vakitleridir. O esnada, güneş bir
mızrak boyunu buluncaya ve (sarı zayıf) ışıkları kayboluncaya kadar namazı bırak.
Bundan sonra namaz (güneş gün
ortasında mızrağın tepesine gelinceye kadar) yine (meleklerin) beraberlik
ve şehadetine mazhardır. Güneşin tepe noktasına gelme saati, cehennem
kapılarının açıldığı ve cehennemin coşturulduğu bir saattir; namazı (eşyaların
gölgesi) doğu tarafına sarkıncaya kadar
terkedin.
Bundan sonra namaz (güneş
batıncaya kadar) meleklerin beraberlik
ve şahadetine mazhardır. Güneş batarkende bu beraberlik ve şahadet kalmaz.
Çünkü o, şeytanın iki boynuzu arasında kaybolur. O sırada yapılacak ibadet
kâfirlerin ibadetidir.”[17]
Kur'ân-ı
Kerim'de ruh isminde bir melek gelir,[18] Gecenin üçte biri kalınca fecir vaktine (imsak vaktine) kadar
kalır, bekler. Uyumayıp ibadet edenleri denetler, o zamanda yapılan ibadet çok
makbuldür.
Hadîs-i
Kudsi:
“Bir insan gece kalkar abdest alırsa,
namaz kılmazsa beni incitmiş olur. Abdest alır, namaz kılar, arkasından bir
toklu sağımı kadar olsun, zikrullah etmezse beni incitmiş olur. Gece kalkar,
abdest alır, namaz kılar, bir toklu sağımı kadar zikrullah eder, arkasından dua
etmezse beni incitmiş olur. Gece kalkar, abdest alır, namaz kılar, bir toklu
sağımı kadar beş dakika zikrullah eder, arkasından duasını yaparsa o kulumun
istediğini vermezsem. Ben de o kulumu incitmiş olurum.”[19]
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem): “Bir insan gece kalkarsa abdest almaya erinir,
rahatsız olur veya kendisine zor gelir, şeytan zor gösterir ise hiç olmazsa en
azı yatağının içinde otursun üç sefer: «Sübhanallahi
velhamdülillahi velâ ilahe illallâhu vallahu ekber velâ havle velâ guvvete illa
billahil aliyyül azim» Ayrıca üç sefer:
«La ilahe ilallallâhu vahdehu la şerike leh, lehül mülkü ve lehul hamdü ve hüve
alâ külli şey'in kadîr» desin geri yatsın, buyurdu. Ashâb:
-
Ne olur ya Rasûlullah! diye sordular. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem):
- Geceyi gafletle geçirmemiş, gece
kalkmış ibadet edenlerle beraber ibadet etmiş sevabı yazılır.
-
Ya Rasûlullah! Ya iki sefer derse ne olur? Buyurdu ki:
- Geceyi gafletle geçirmemiş ibadet
edenlerle ibadet etmiş sayılır. Ashâb tekrar sordu:
-
Ya Rasûlullah! bir sefer derse ne olur? Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem):
- Yine geceyi gafletle geçirmemiş ibadet
edenlerle ibadet etmiş sayılır, buyurdu.
SABAH NAMAZI
(Sûre-i
Bakara, Âyet 187)
Meâl'i:
“…Sabahın beyaz ipliği (aydınlığı), siyah ipliğinden ayırt edilinceye kadar
yiyin, için, sonra geceye kadar orucu tamamlayın. Mescidlerde ibadete çekilmiş
olduğunuz anlarda, kadınlara hiç yaklaşmayın. Bunlar Allah'ın yasak
sınırlarıdır. Bu sınırları aşmayın. İşte böylece Allah âyetlerini insanlara
açıklar. Umulur ki, korunurlar.”
Bilâl
Babam buyurdu:
-
Fıkıh kitaplarında, iftar vaktinin bitişi (imsak vakti); gecenin bitişiyle,
sabahın ilk vaktidir. Bunu belirlemek için kara ve beyaz ipliğin belli olması”
diye yazarlar. Bizim burada; bir hoca eline bir siyah, bir beyaz dikiş ipliği
almış, ortalık ışımış (aydınlanmış) olduğu halde beyaz iplik ile siyah ipliği
ayıramıyor. Elindeki ipliklere bakarak: “Sahur yemeği yenir” diyor. Halbuki
ortalık ışımıştı. Bunu Bilâl Babama sordular. Buyurdu ki:
-
Ayın (batıp güneşin daha doğmadığı gece) karanlığında güneşin doğduğu tarafa,
gözü iyi gören adamlar bakarsa, normal şafaktan evvel ve imsak vaktinin
bitiminde; şafağın yerinde beyaz iplik gibi bir beyazlık olup, iki tarafı da
siyah olur. O iki siyah çizgi ve ortadaki çok az beyazlık yukarı doğru iplik
şeklinde direklenir.[20]
Bu nedenle siyah iplik, beyaz iplik diye tabir edilmiştir. Gökyüzünde bu durum
belli olana kadar yenir, demektir. Bu Şafiilerin namaz
vaktidir.
Şafiiler namaz kılıp, camiden çıktıkları zaman, Hanefîlerin namaz vakti olur.
Hanefîlerin
sabah namazının vaktini İmam-ı Azam Efendimiz şöyle haber veriyor:
-
Şafağın yeri ağarınca pencerenin önünden geçen gavur mu (kâfir mi), müslüman mı
belli olursa o zaman sabah namazının kılınma vaktidir. Yani havada sis, bulut
gibi şey yok, tam berrak yaz gününde geçen adamı seçebilmek gerekir. Meselâ:
Bir
kişi, dikkatle baktığında pencerenin önünden başına papaz okulunda okuyanların
giydikleri siperi olmayan etrafı köşeli, ortasında düğme olan siyah başlık
giyen bir kâfir papazı mı yoksa başında beyaz sarık bulunan bizim
hocalarımızdan, âlimlerimizden mi olduğunun anlaşıldığı (seçildiği) vakit,
sabah namazının tam kılınma vaktidir.
Bu
İmam-ı Azam'ın bizzat kendi sözüdür. Bu vaktin öncesi Şafîilerin sabah namazını
kılma vaktidir.
Hanefîler,
Şafîilerin karanlıkta kendi vakitlerinde kıldıkları sabah namazına uyabilirler.
Cemaatte Şafîi çoksa hoca (imam) Şafîilere uyar ve erken namaz kıldırır. Hanefî
çoksa hoca (imam) Hanefilere uyar ve Hanefîlerin sabah namazını kıldıkları
vakitte kıldırır. Şimdi çok yerde hepsi Hanefî olduğu halde Şafîilerin sabah
namazı kıldığı vakit de bilmeden sabah namazını kılıyorlar.
(Sünen-i
Ebû Dâvûd, Cild 5, Hadîs No: 1263)
Manâ'sı:
“Ebû Seleme (Radiyallahu anhu)'den demiştir ki: Aişe (Radiyallahu anhu) şöyle
dedi:
- Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem) sabah namazının iki
rek'âtlik sünnetini kıldığı zaman eğer ben uyur olursam yatardı, uyanık olursam
benimle konuşurdu.”[21]
Bilâl
Babam birisine tarif ederken duydum. Şafîilerin namaz kıldığı zaman evinde
sabah namazının sünnetini kıl, Hanefîlerin sabah namazını kıldıkları zamana
kadar huzur-u rabıta, istiğfar ile
geçir. Camiye giderken dünya kelâmı konuşmadan başına uzun bir örtü ört, herkes
seni hasta zannetsin ve huzuru bozmadan istiğfara devam ederek öylece camiye
git. Sabah namazının farzını cemaatle kıl, yine aynı vaziyette evine gel. Diğer
dört vakitte de namazını camide imamla kıl. (Namazlar ehl-i sünnet imamlarının
arkasında kılınmalıdır.) Diğer bütün nafile ibadetlerini de evinde yap.
Hadîs-i
şerîf: “Ümmet-i Ashâb'ım ben sizinle
konuştuğum (meşgul olduğum) müddetçe
hakikat âleminden geri kalıyorum.” buyuruyordu. Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem) kimse ile mesgul olmazsa hakikat âlemi halden hale geçiyordu
ki; bu lisanla anlaşılmaz. Ama Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)
ashâbı ile konuşmaya, onların
müşküllerini halletmeye ve dinî vecibeleri öğretmeye mecburdur. Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) sünnetleri evinde kılardı. Evi ile camisi
bitişikti ve sünnet ile farz arasında mecbur kalmadıkça dünya kelâmı
konuşmazdı. Hem de Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in konuşması
bizim konuşmamız gibi değildir. Çünkü hadîs-i şerîfte: “Benim gözüm uyur kalbim uyumaz.”[22]
buyuruyor. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in konuşması da, uyuması
da bizimkine benzemez. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) iki orucu
birbirine eklerdi ve ikindi namazından sonra nafile kılardı bizi bunlardan men
etti.[23]
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):
- Kişinin oturarak kıldığı namaz, normal
namazın yarısına denktir, buyurdu. Ashâb:
-
Sizde oturarak kılıyorsunuz, dedim. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):
- Evet öyledir! Ancak ben sizlerden
birisi değilim,[24] buyurdu. Yine Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem):
- Ganimet malı
bana helâl kılındı. Benden evvel kimseye
helâl edilmemiştir.[25]
(Sünen-i
ibn-i Mâce, Cild 2, Hadîs No: 716)
Manâ'sı:
“Bilâl (Radiyallahu anhu)'den rivâyet edildiğine göre; Kendisi Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'e gelerek, sabah namazı (vakti)ni haber vermek
istemişti. Bilâl (Radiyallahu anhu)'e:
- O uyuyor, denmiş. Bunun üzerine Bilâl (Radiyallahu
anhu):
- Namaz uykudan hayırlıdır, namaz uykudan
hayırlıdır, demiş. Bunun üzerine bu cümle sabah ezanına yerleştirilmiş ve
böylece (tesvib) durumu sabitleşmiştir.”
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) bunu duyunca çok beğendi. “Bunu sabah ezanına
ekleyin” buyurdu. “Essalâtü hayrun minnen nevm” Namaz uykudan hayırlıdır,
cümlesi sabah namazının ezanına eklendi.
(Sünen-i
Tirmizî, Cild 1, Hadîs No: 412)
“Aişe
(Radiyallahu anhu)'den Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):
- Sabahın iki rek'âtı dünyadan ve
dünyadakilerden hayırlıdır.” buyurdu.[26]
(Sünen-i
Ebû Dâvûd, Cild 4, Hadîs No: 1256)
Manâ'sı:
“…Ebû Hüreyre (Radiyallahu anhu)'den rivâyet edildiğine göre;
Rasûlullah (Sallallahu
aleyhi vesellem) sabah namazının iki
rek'ât (sünnetinde) «Kâfirun» ve
«İhlas» (sûrelerini) okurdu.”[27]
Bu
sünnet namazıdır, bu sûreler hafi (gizli) okunur. Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem) de namazda okuduğunu söyleyip, yazdırıyor.
(Sünen-i
Ebû Dâvûd, Cild 4, Hadîs No: 1259)
Manâ'sı:
“…Abdullah ibn-i Abbas (Radiyallahu anhu)'dan rivâyet edildiğine göre;
Sabah namazının iki rek'ât (sünnetinde) Rasûlullah (Sallallahu aleyhi
vesellem)'ın en çok okuduğu; “Biz
Allah'a ve bize indirilene iman ettik.”[28] (âyetini);
- (ibn-i Abbas) dedi ki:
- Bunu birinci rek'âtta okurdu. İkinci
rek'âtta da “Biz Allah'a iman ettik, şahid ol ki, biz müslümanlarız”[29] (âyetini) okurdu”[30]
(Sünen-i
Ebû Dâvûd, Cild 5, Hadîs No: 1278)
Manâ'sı:
“İbn-i Ömer (Radiyallahu anhu)'in azatlısı Yesâr'dan:
- İbn-i Ömer (bir gün) beni fecir doğduktan sonra namaz kılarken
gördü de (şöyle) dedi:
- Ey Yesar! (Bir gün) biz bu namazı kılarken Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)