(Kütüb-i
Sitte, Cild 8, Hadîs No: 2364)
“İbn-i
Abbas (Radiyallahu anhu) anlatıyor: Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)
buyurdular ki:
- Cibril (Aleyhis-selâm)
bana Beytullah'ın yanında iki kere
imamlık yaptı. (ilâ Âhir...)”
Namazın
tarifini, vaktini Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e bizzat Cebrâil
(Aleyhis-selâm) imam olarak kıldırıyor, gösteriyor. Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem)'in hadîsine uymayan, O'nun kıldığı ve kıldırdığı gibi olmayan
namaz kabul olmaz.
(İslâm
Fıkhı «el-Hidaye Tercümesi» Cild 1, Hadîs No:154, s.124)
Manâ'sı:
“Kim ki takva sahibi bir âlimin
arkasında namaz kılarsa, bir Peygamberin arkasında namaz kılmış gibi olur.”[1]
(Sünen'ün
Neseî, Cild 1-2, Hadîs No: 780)
Manâ'sı:
“Ebû Mes'ud'dan Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdular ki:
- Bir kavim içinde Kitabullah'ı en çok ve
en iyi okuyan (kimse) o kavme imam
olsun. Kur'ân okuma hususunda müsavi iseler, en önce hicret eden imam olsun. Eğer hicrette de
müsavi iseler, sünneti en iyi bilen imam olsun. Eğer
bunda da müsavi iseler en yaşlı olan imam olsun. Bir kimsenin kendi meclisinde
ondan izin almaksızın ne imam ol, ne de
baş köşeye otur.”[2]
Hadîs-i
şerîfte; “sünneti en iyi bilen imam
olsun” buyuruluyor.
Sünnet kendisinde tamam olan, onu tam bilip
yapan imam olsun demektedir. Bir insan yapmadığı sünneti bilmiş sayılmaz. Çünkü
biliyorsa yapar.
Bir
kimse Bilâl Babama:
-
Sakalsız imamın arkasında namaz kılınır mı? dedi. Bilâl Babam:
-
Camiye tayin edilen hoca sakalsız olsa da o imama uyun, arkasında namaz kılın,
buyurdu.
Bir
başka vaazında:
- Sakalsız imamın arkasında kılınan namaz
insanın içerisine sinmiyor, buyurdu. Yine:
-
Sakalsız kişi sakallıya imam olamaz, buyurdu. Soran:
-
Yâ sakallının bilgisinden iktidarından, sakalsızın iktidarı bilgisi daha fazla
ise yine mi kıldıramaz? Bilâl Babam:
-
Zaten sakal bırakmadığı iktidarının, bilgisinin olmadığındandır. Bilen yapar,
yapmayan ne kadar biliyorsa bilmeyen sayılır. “İlmi ile amel etmeyen âlim kitap yüklü merkebin misâlidir.”[3]
Âlim olup amel etmezse âlim sayılmaz. Merkebe kitabın ağırlığından, ilmi ile
amel etmeyen âlime de ilmin mes'uliyetinden başka bir şey kalmaz. Bu hadîs-i
şerîfte de kim sünneti daha iyi biliyorsa yani hem sünneti daha iyi biliyor,
hem de bildiği ile amel ediyorsa o kimse imam olsun buyuruyar.
Bir
sağlam ayna var; yüzü çapar çapar olmuş, cilası bozulmuş. Bir de çok temiz,
bakınca güzel gösteren ayna kırığı var. Aynaya bakacak olduğunda; güzel
göstermeyen sağlam aynaya mı, yoksa güzel gösteren kırık aynaya mı bakarsın?
İlmi çok olup sakalsız olan sağlam ayna gibi, hiç ilmi, bilgisi olmayıp sakallı
olan kırık ayna gibidir. Mürşid-i Kâmil de çok iyi gösteren, temiz ve çok büyük
aynaya benzer. Hem bakanı gösterir, hem de küçük aynalar onun içinde görülür.
Yine
misal; silahı çok güzel ama acemi olan silah sıkmasını bilmeyen bir adam ile
silah atmasını (sıkmasını) çok iyi bilen ama silahı bozuk olan, ateş almayan
bir adam var. Aynı bunun gibi; sakallı ama cahil dediğimizin çok iyi silahı
var, nişanı tam alamıyor. Sakalsız ama âlim dediğimiz de çok iyi nişan alıyor,
sakalsız olduğu için silahı tetiğe basınca ateş almıyor. Silah atmasını
(sıkmasını) bilmeyen öğrenir. Fakat silahı bozuk olan ne kadar da nişancı olsa
silahı ateş almıyor. Sakalsız olduğu müddetçe de silahı ateş almaz.
Yine;
ümmi, âlim olana namaz kıldıramaz. Ama ümminin ümmiye namaz kıldırması caizdir.
Bilip yapmayan bilmiş sayılmaz, o da ümmidir.
(Kenz'ül-İrfan,
Hadîs No: 795)
“Bıyıklarınızı kesiniz, sakalınızı ziyade
kesmeyiniz ve kendinizi yahudilere benzetecek kadar da uzatmayınız.”
Sakalın
normali; dudağının alt kırmızısına dört parmak konulur parmağından artan sakal
kesilir. Bir günlük aya ay dendiği gibi yüzün etini göstermeyip örtecek kadar
sakala da sakal denir. Yeni doğmuş ayın ışığının az olup, onbeş günlük ayın en
kuvvetli ışık saçtığı zamanki gibi sakalın, dudak kırmızısından itibaren dört
parmak olanı en normal ve nurlu sakaldır. Bundan kısası ayın
on-beş-dört-üç-iki-bir günlük olup ışığı az olan gibidir. Dört parmaktan fazla
uzun olanı da ayın onbeş günden sonra yirmi-yirmibeş-otuz ilerledikçe ışığının,
ziyasının azlığı gibi uzun sakalın da nuru az olur. Bunların hepsine de sakal
denir.
(Kenz'ül-İrfan,
Hadîs No: 805)
“Sakalınızı çoğaltınız, bıyıklarınızı
kısaltınız.”
(Râmûz-ul
Ehâdîs (30. Bölüm), Hadîs No: 24)
“Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem)'in…gür sakalı vardı.…(ilâ
âhir).”
(Kütüb-i
Sitte, Cild 7, Hadîs No: 2136)
“Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem) sakalından enine ve
boyuna alırdı.”[4]
(Râmûz-ul
Ehâdîs, Hadîs No: 4562)
“Bir kavim kötü bir bid'at ihdas ederse
ihdas ettiği bid'at tutarında sünnet ortadan kalkar.”[5]
Bir bid'at kalkarsa bir sünnet gelir. Bir sünnet kalkarsa
bir bid'at gelir. Yaptığımız herşey ya bid' attır, ya sünnettir. Sünnetin en
büyüğü sakal bırakmak; bid'atın en büyüğü sakal kazımaktır.
(Kütüb-i
Sitte, Cild 2, Hadîs No: 61)
“Hz. Aişe (Radiyallahu anhu) Validemiz
anlatıyor: Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):
- Kim şu dine uymayan birşey uyduracak
olursa bu, merdudtur (red olunmuştur) kabul edilemez.”[6]
(Râmûz-ul
Ehâdîs, Hadîs No: 5569)
“Kim bid'at sahibine saygı gösterirse,
İslâm'ı yıkmasına yardım etmiş olur.”
Demek
ki, bid'at sahibi zengin ağa, bey, kültürlü vs. her ne olursa olsun sünnetten uzak bid'atı yaptığı için saygı
göstermememiz lazım. Mü'mine mü'min olduğu için saygı gösterilir. Sakalsız
bid'at ehli olunca ona da saygı gösterilmez.
(Râmûz-ul
Ehâdîs, Hadîs No: 4976)
“…Kim bid'ât sahibini korkutursa Allah
onun kalbini emniyet ve iman ile doldurur. Kim bid'at sahibini men ederse,
Allah onu kıyametin çirkin manzarasından emin kılar. Kim bid'at sahibini
terslerse Allah onun cennette derecesini yükseltir. Kim de onunla karşılaştığı
zaman güler yüz gösterip yumuşak davranırsa Muhammed (Sallallahu
aleyhi vesellem)'e indirileni istihfaf
etmiş (hafife almış) olur. (Bid'at
sahibine Allah için buğzetmek vaciptir.)”[7]
Sakal
bırakmamak en büyük bid'attır. Sakalsızda bid'at sahibidir. “Allahu Teâlâ,
bid'at ehlinin hiç bir ibadetini kabul etmiyor. Sözümüz âlim olup sakal
bırakmayanlaradır.
(Râmûz-ul
Ehâdîs, Hadîs No: 6093)
“Allahu Teâlâ bid'at sahibinin ne
namazını, ne orucunu, ne zekatını, ne haccını, ne umresini, ne cihadını ve ne
de küçük-büyük herhangi bir amelini katiyen kabul etmez, hamurdan kıl çıkar
gibi İslâm'dan çıkar.”
İslâmdan
çıkınca gerisini düşün!
(Râmûz-ul
Ehâdîs, Hadîs No: 6255)
“İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki,
avam halk Kur'ân okuyacak, ibadete kendini verecek (fakat) bid'at ehlinin işleri ile meşgul olacaklar;
hissetmedikleri yerden şirke sapacaklar. Söz ve ilimleri vasıtasıyla rızık elde
edecekler, dini alet ederek dünyalık edinecekler. İşte bir gözü kör deccalın
uyduları bunlardır.”
İlmi
ile amel etmeyenler Kur'ân okuyacak, sünneti yapmak ağrına gelecek, bid'at olan
işlerle meşgul olacak yani âlim görünüp bid'at işleyecek. Anlayamadıkları
yerden şirke sapacaklar. Şirk ise en büyük günah-ı kebairdir. Söz ve ilimleri
ile rızk elde edecekler. Kör deccalın uyduları bunlardır. Deccal ise Allahu
Teâlâ'nın ve Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in düşmanıdır.
(Râmûz-ul
Ehâdîs, Hadîs No: 995)
“Bid'at sahipleri cehennemin
köpekleridir.”
Cehennemin
köpeği olduktan sonra ne kadar âlim olursa olsun cehennem ehlidir. Hatta
cehennem ehlinden de daha aşağı cehennem ehlinin köpekleridir.
(Râmûz-ul
Ehâdîs, Hadîs No: 6294)
“Doğudan başları traşlı kavimler çıkacak;
dilleri ile Kur'ân okuyacaklar (fakat) boğazlarından
aşağı geçmeyecek. Onlar dinden yaydan okun çıktığı gibi çıkacaklar.”
Doğudan
başları traşlı kavimler çıkacak dilleri ile Kur'ân okuyacaklar, okudukları
Kur'ân'ın nuru gırtlaklarından aşağı inmeyecek. Çünkü Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem) “Nur kalbe girerse
kalbi temizler, fetheder, açar.”[8]
buyuruyor. Gırtlağından aşağıya Kur'ân-ı Kerim'in nuru inmezse o kalbi nasıl
açar, fetheder, temizler. Onlar dinden yaydan okun fırladığı gibi çıkacaklar.
Bir oku atarsan hedefine varmadan ok döner de tekrar yaya gelir mi? Onlar da
dinden fırlayıp çıkmışlar, İslâmiyete, din-i mûbine geri gelmelerine imkan
yoktur. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) birçok hadîs-i şerîflerinde
bunları bildiriyor.[9]
Hatta daha da çok fazla olarak “Yaratıkların
en kötüleri, ahlâkça en düşkün olanları bunlardır.”[10] buyuruyor. Yaratık deyince cin, şeytan, mundar
ve görünüşü çok çirkin olan hayvanlar vs. akla gelir. Bunlarında en kötüsü bu
adamlardır. Onların alâmetleri yüzleri kazınmış traş edilmiş, sakal yoktur.
Ondan bilirsiniz demektir.
(Râmûz-ul
Ehâdîs, Hadîs No: 1609)
“Kıyametten önce deccal vardır.
Deccal'dan önce de otuz veya daha çok yalancılar vardır (zuhur
edecektir). Sahabelerden biri
tarafından:
-
Bunların alametleri nedir? diye soruldu. Rasûl-ü Ekrem (Sallallahu aleyhi
vesellem):
- (Ey Sahabelerim!) Sizin içinde bulunmadığınız bir yol (din ve şeriat) onlar size getirecekler. Ve o bid'atlerle
yolunuzu ve dininizi değiştirecekler. Onları gördüğünüz zaman onlardan uzak ve
onlara düşman olunuz.”
(Râmûz-ul
Ehâdîs, Hadîs No: 732)
“Ümmetim arasında bid'atler zuhur edipte
ashabıma sövülürse âlim olan (bu babtaki) bilgilerini izhar etsin; eğer bunu yapmazsa Allah'ın laneti onun
üzerine olsun.”
Âlimlerimizinde
bid'atların mahzurlu olduğunu, sünnetin büyüklüğünü anlatmaları lazımdır.
Bid'atı
yapan kimseye karşı yaptığı bid'at çok iyiymiş gibi saygı gösterir, efendim,
sultanım der karşısında el üfelerler (ovalarlar). Kendine menfaat para benzeri
yardım yapar diye güleryüz gösterip kalbini kırmak istemez. Âlim olan kimse bu
mevzudaki ilmini saklayıp hatırı kırılacak dolayısı ile bana menfaat gelmeyecek
diye ayıktırıcı ikaz edici sözleri bildiği halde söylemezse Allahu Teâlâ'nın
lâneti onun üzerine olsun, demektir.
(Sahîh-i
Buhâri Tecrîd-i Sarih, Cild 9, Hadîs No: 1351)
“Üsame
(Radiyallahu anhu)'den rivâyete göre Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'ın
şöyle dediğini işittim, demiştir:
- Kıyamet gününde bir kişi getirilip
cehenneme atılır da cehennem de onun bağırsakları derhal karnından dışarı
çıkar. Sonra o kişi (bağırsakları etrafında) değirmen merkebinin değirmende döndüğü gibi döner. Bunun üzerine
cehennem halkı o kişinin başına toplanıpda:
- Ey filan! Hal ve şânın nedir? Sen bize (dünyada) iyilikle emredip bizi kötülükten nehyeden (bir
öğütçü) değil mi idin? derler. O da:
- (Evet ben öyle idim. Fakat) ben sizi ma'ruf ile emr ederdim. Halbuki kendim yapmazdım. Yine ben
sizi münkerden nehyederdim de kendim işlerdim! diye cevap verir.”
Kıyamet gününde bir kişiyi cehenneme atarlar. Cehennemde
onun bağırsakları dışarı çıkar. Eşeğin devlip etmesi (değirmen çekerken
dönmesi) gibi bağırsakları etrafında döner. Cehennem halkı:
- Sen âlim idin, bize öğüt verirdin, şimdi ne haldesin?
derler. O da:
- Ben, sizi Allahu Teâlâ'nın emrettiği gibi maruf ile
emrederdim, halbuki kendim yapmazdım, yine sizi münkerden nehyederdim de kendim
işlerdim. Bildiğim ilmi söylemez saklardım. Zenginlerden para, menfaat gelecek
diye onları kırmamak için onlara ters gelecek şekilde söylemezdim, der.
Düşünürsen hem âlim diye hem de kendini görenler “Sen âlim idin bize öğüt
veriyordun, şimdi halin nedir?” diyorlar. Demek ki okumuşluk, âlimlik insanı
cehennemden kurtarmaya yeterli değildir.
(Râmûz-ul
Ehâdîs, Hadîs No: 3522)
“En iyi gençleriniz (ahlâkça) yaşlılarınıza benzeyenlerdir. En kötü
ihtiyarlarınız da gençlerinize
kendilerini benzetmeye çalışanlardır.”[11]
İnsanların
en iyisi ahlakça, görünüm, traş vs. ile sakal bırakıp kendini yaşlıya benzetir.
En kötüsü de yaşlı olduğu halde kendini gençlere benzetenlerdir. Sakal
bırakmayan kimse sakal bırakmamakla kendisini gençlere benzetir. Sakal da en
büyük sünnettir.
Âlim
ve yaşlı olup sakal bırakmayan kimselere yazıklar olsun. Genç olup sakal
bırakanlar ümmetin en makbülleridir. Başka hiç bir şey olmazsa Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'in bu gibi tekdirine rağmen sakal bırakmayanlara
yazıklar olsun. Bilen yapar, bilmeyen yapmaz. Dünyanın ilminin hepsini yutsa
sakal bırakmadıktan sonra o âlimin Allahu Teâlâ'nın yanında bir kıymeti yoktur.
İlim âlim
demektir,
Âlim hakkı
bilmektir,
Eğer hakkı
bilmezse,
O bir kuru
emektir.
Yeryüzüne;
peygamberlerin, ashâbın, tabiinlerin, tarikat pirlerinin, mezheb imamlarının,
evliyaların içinde hiç bir tane sakalsız gelmemiştir. Sakalsızlığın zararı yok
diyenlere soruyorum; Sakalsızların piri kimdir? Peygamberlerden, pirlerden,
mezheb imamlarından hiç birisine pirimdir, onun yaptığını yapıyorum diye sahip çıkamazlar. Ama sakallılar yukarıda
saydıklarımın hepsine sahib çıkan ve tabi olanlardır.
(Râmûz-ul
Ehâdîs, Hadîs(-i Kudsi) No: 2149)
“...Allahu Teâlâ yolunda baş ağartmış
olan adamın bu ak saçı, onun için bir nur olur, herhangi bir adam müslüman bir
köleyi azat ederse, onun her azası onun cehennemden kurtulmasına bir vesile
olacaktır…(ilâ
âhir).”[12]
(Râmûz-ul
Ehâdîs, Hadîs No: 6363)
“Allah
Azze ve Celle buyuruyor: “Ey Ademoğlu!
Başa düşen aklık benim nurumdan bir nurdur, ben nurumu narımla (ateşle) azablandırmaktan haya ederim! Öyleyse sen
de benden haya et!”
Bir
hadîs-i şerîfte de: “Saçınız, sakalınız
sizin nurunuz olacaktır. Nurunuzu zay etmeyin.” buyuruyor.
(İmam-ı
Şa'râni «El-Uhûdü'l-Kübrâ», s.434)
“Taberâni'den
rivâyet edilmiştir; Adamın biri Peygamber Efendimize:
- Birçokları saç ve sakallarındaki
kılları yoluyor, ne dersiniz? diye sorar. Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem) Efendimiz:
- İsteyenler üzerlerindeki nuru yolup
atsın, buyurdu.”
Abdestte ağza, burna su vermek sünnettir. Yaptığımız
her amelde sünnet vardır. Kıldığımız her namazda sünnet vardır. Sünnet
olmakta sünnettir. Bir insanın oğlu sünnet olmazsa ve böyle büyürse ona kâfir
gözü ile bakılıyor. Yani kâfir diyorlar. Bu sünnete böyle söylenirde sen âlim
olarak sünnete kaçamaklı, dolaylı yollardan itiraz edersen Allahu Teâlâ sana ne
muamele yapar?
Sünneti yapamayan kişi sünnettir ama ben
yapamıyorum, siz yapın ilerde inşallah ben de yaparım demesi lazımdır. Aksi
takdirde biz âlimlerimizden bunun sünnet ve bu kadar sevap olduğunu duymadık,
dinlemedik, bilmiyoruz. Duysaydık yapardık diye halk böylesi âlimlerden
mahşerde davacı olur.
Yine
Allahu Teâlâ, bir peygambere peygamberlik vereceği zaman kırk yaşından
aşağısını çocuk ve olgunlaşmamış sayıyor. Kırk yaşından sonra Peygamberlik
geliyor. Allahu Teâlâ, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in mi'râcına
kâmil, yaşlı, oturaklı kimselerin iman etmesini istiyor. Hz. Ali (Radiyallahu
anhu)'nin yaşı kırk yaşından aşağı olduğundan Allahu Teâlâ Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in
mi'râcına şahitliğini kabul etmiyor. Şimdi bir imam Peygamber vekili olarak
O'nun makamında namaz kıldırıyor. O'nun makamı olan minbere çıkıp hutbe okuyor.
Konuyu tam incelersen imamın da hem sakallı, hem kırk yaşını geçmiş olgun
kimselerden olması lazım. Bu çok mühimdir. İmamın yaşlı olanı tercih edilir
demiştik. Kırk yaşından yukarı olan kimselere soruyorum:
-
Kırk yaşından evvelki aklınız, görüşünüz, dünyaya meyliniz, muhabbetiniz,
dünyalık olan şeye bakmanız, Allahu Teâlâ'nın rızasına çalışmanız, kendinizi
haramdan ve kötülükten çekmenize; bir de kırk yaşından sonraki halinize bakın
ikisini kıyas edin. Muhakkak ki, kırk yaşından evvelki halinizi beğenmiyor,
kırk yaşından sonraki halinizi beğeniyorsunuz. Çünkü insan kırk yaşına kadar
her ne kadar olgun görünse yine de kendisinde cehalet eseri vardır. Haramdan
sakınması, ibadete meyli, muhabbeti, kalbini düzeltmesi artar. On beş ile kırk
yaş arasında yaptığına çok pişman olur. “Ben, Allahu Teâlâ'nın huzuruna ne
yüzle varacağım.” der, kırk yaşından sonra kendine çeki düzen verir. Harama
bakması vs. evvelki gibi olmaz. İmamlıkta aynıdır. Sözümüz camiye tayin edilmiş
imamlara değildir. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem); “İmam facirse de uyun”[13]
buyuruyor. İmam yok, bir kişinin imam olması lazım, imam olacak kimsedeki
vasıflarından birincisi sakallı olması; sakallı kimse çoksa ikinci vasıf olarakta
yaşlı yani kırk yaşını geçmiş olması lazımdır. Çünkü Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem)'in makamına geçiyor. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem) ve bütün peygamberlerin [bir tek İsa (Aleyhis-selâm) hariç] hepsine
kırk yaşında peygamberlik geldi. Kırk yaşından küçük olanı Allahu Teâlâ cahil
sayıyor. Onun için imamlıkta yaş çok mühimdir. İmam da peygamber vekilidir. Bu
anlattıklarımız ameli salih işleyen, ibadet taat yapan insanlar içindir.
Bunları yapmadıktan sonra ne kadar yaşasa cahildir. Onun için atalarımız:
“Beş
yaşındaki akıl akıldır, yüz yaşındaki cahil cahildir.” derler. Kendinde düzelme
olmayan kimse yüz sene yaşasa da cahildir. Gördüğünden ibret alıp düşünen,
Allahu Teâlâ tarafına yönelen, beş yaşındaki çocuk akıllıdır. Diğeri ne kadar
yaşlı olursa olsun İslâmdan uzaksa akılsız ve cahildir.
Şimdi
gençlerin imamlık yapmasını diyânet tayin ediyor. Ona itiraz edilmez.
(Sünen-i
Ebû Dâvûd, Cild 2, Hadîs No: 594)
“Ebû
Hüreyre (Radiyallahu anhu)'den demiştir ki; Rasûlullah (Sallallahu aleyhi
vesellem) buyurdu ki:
- Salih olsun, facir olsun hatta büyük
günah işlemiş de olsa her müslümanın arkasında farz namazı (cemaatle
kılmak) vaciptir.”
Namaz
kıldırırken veya kılarken birinci âyet ileriden, ikinci âyet geriden okunmaz.
Meselâ:
Birinci rek'âtta Lî ilâfi (Sûre-i Kureyş)'i, ikinci rek'âtta Elemtere (Sûre-i
Fil) okunmaz. Ayrıca Elemtere (Sûre-i Fil)'i okuduktan sonra Sûre-i Kureyş'i
okumadan Eraeytellezî (Sûre-i Mâûn)' yi de okuyamazsın. Atladığı sûre sayısı en
az iki sûre olacaktır. Bir sûre de birinci rek'âtte okuduğun âyetten sonra âyet
atlamak istersen en az iki âyet ara verip ikinci rek'âtta, üçüncü veya dördüncü
âyetten ileriyi okumak gerekir. Yani bir âyet atlanmaz. En az iki âyet
atlanması lazımdır.
İmamlık
yapacak kardeşlerimizin bunlara riayet etmesi gerekir.
Bilâl
Babam bana:
-
Hilmi! Sana çok namaz kıldırtacaklar. Sen namazı ve namaz kıldırmanın
şartlarını iyi öğren, buyurdu.
(Sünen-i
Tirmizî, Cild 1, Hadîs No: 353)
Manâ'sı:
“Ebû Atıyye'den rivâyet edilmiştir, dedi ki:
Malik b. El-Huveyris bizim namazgahımıza
gelir ve yarenlik ederdi. Bir gün namaz vakti girdi ve ona “öne geç” dedik.
Dedi ki:
- Biriniz öne geçsin. Ta ki neden öne
geçmediğimi size anlatayım. Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'dan işittim, buyurdu ki:
- Her kim bir topluluğu ziyaret ederse
onlara imam olmasın. Onlara kendilerinden biri imam olsun.”[14]
(Sünen-i
ibn-i Mâce, Cild 3, Hadîs No: 971)
Manâ'sı:
“…(Abdullah) ibn-i Abbas (Radiyallahu anhu)'dan Rasûlullah (Sallallahu aleyhi
vesellem):
- Üç kişi vardır ki namazları başlarından
bir karış yükselemez.
1- Bir kavim; imamlığından hoşlanmadığı halde
onlara imamlık eden adam.
2-
Kocası kendisine kızgın olduğu halde
geceleyen kadın.
3- Birbirine küs
duran iki kardeş.”
La ilâhe ilallâh zikri yapılırsa suud eder, yükselir. Tâ
Allahu Teâlâ'ya vasıl oluncaya kadar gider.[15]
Namaz da, ibadetler de, zikir de Allahu Teâlâ'ya
yükselir, gider. Bu üç kişinin namazı başlarından yukarı bir karış yükselmez.
Allahu Teâlâ'ya gitmez. Âyette ki, «suud» eder dediği gibi suud etmez, yükselmez
demektir.
(Sünen'ün
Neseî, Cild 1-2, Hadîs No: 782)
Manâ'sı:
“Ebû Said (Radiyallahu anhu)'den Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) şöyle
buyurdular:
- Üç kişi bir arada olduğunda birisi imam
olsun. Onların imamlığa en layık olanı da Kur'ân'ı en iyi okuyanlarıdır.”[16]
(Râmûz-ul
Ehâdîs, Hadîs No: 2329)
“Kişinin imama yetiştiği birinci tekbir (iftitah
tekbiri) onun için bin deve kurban
etmekten daha hayırlıdır.”
(Râmûz-ul
Ehâdîs, Hadîs No: 4943)
“Kim
kırk sabah namazının iftitah tekbirini imamla beraber almaya yetişirse eline
iki berât verilir; Cehennemden berât, nifaktan berât.”[17]
(Sünen-i
Ebû Dâvûd, Cild 3, Hadîs No: 794)
Manâ'sı:
“Ebû Hüreyre (Radiyallahu anhu)'den rivâyet edildiğine göre; Rasûlullah
(Sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur:
- Sizden biriniz bir topluluğa namaz
kıldıracak olursa kısa kessin. Çünkü onların içinde zayıf olanı, hasta olanı,
yaşlı olanı, iş-güç sahibi olanı vardır. Fakat yalnız kıldığı zaman istediği
kadar uzatsın.”[18]
Namaz
kıldırırken mazereti olanları düşün, kısa kes. Yalnız kılarsan seher vaktinde
hiç kimsenin görmeyip sadece Allahu Teâlâ' nın gördüğü zaman uzat. Uzun sûreler
oku, özenerek tam tatbik et. Bilâl Babam böyle tavsiye etti. Hadîs-i
şerîfte de aynısını söylüyor.
(Sünen'ün
Neseî, Cild 1-2, Hadîs No: 828)
“Ebû
Hüreyre (Radiyallahu anhu)'den; Muhammed (Sallallahu aleyhi vesellem) şöyle
buyurdu:
- İmamdan önce başını kaldıran, Allahu
Teâlâ'nın (onun) başını eşek başına döndürmesinden
korkmuyor mu?”[19]
İmamdan
evvel secde ve rükûya varanda, imamdan evvel başını kaldıran da çok büyük günah
sahibi olur.
(Râmûz-ul
Ehâdîs, Hadîs No: 2163)
“Ey Nas! Ben burada size İslâmın
hakikatlarını gösteriyorum. Rükû ve sücudda beni geçmeyiniz. Ben sizi geçeyim.
Siz fevt ettiklerinizi (kaybettiklerinizi) tamamlarsınız.”
(Sünen-i
Tirmizî, Cild 1, Hadîs No: 355)
Manâ'sı:
“El-Hasan'dan rivâyet edilmiştir. Dedi ki: Mâlik bin Enes'in şöyle dediğini
işittim: Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) üç kişiye lânet etti:
1-) Kendisini
istemeyen cemaate imam olan kişiye;
2-) Kocasını
gücendirmiş olarak geceyi geçiren kadına;
3-) “Hayyal'el-Felah
(haydin felaha)”'ı işitip de icabet
etmeyen kişiye.”[20]
(Sünen-i
ibn-i Mâce, Cild 8, Hadîs No: 2862)
Manâ'sı:
“Ebû Zerr (-i Gıffâri) (Radiyallahu anhu)'den rivâyet edildiğine göre;
Kendisi er-Rebze'ye vardı. O sırada namaz
için ikâmet ediliyor ve bir köle (cemaata) namaz kıldırmaya hazırlanıyordu. Bu (gelen zat) Ebû Zerr'dir, denilince köle (Ebû Zerr
namaz kıldırsın diye) geriye çekilmeye
başladı. Bunun üzerine Ebû Zerr (Radiyallahu anhu) şöyle dedi:
- İmam (burnu ve kulağı gibi) etrafı kesik habeşi bir köle bile olsa
onun emirlerini dinlememi ve ona itaat etmemi, dostum [Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)] bana
tavsiye buyurmuştur.”
(Râmûz-ul
Ehâdîs, Hadîs No: 2373)
“İyi-kötü (hatta büyük
günah işleyen dahi olsa) bir emirin emri
altında savaşmanız sizin üzerinize vaciptir. İyi olsun, kötü olsun her
müslümanın arkasında, büyük günahlar işlese dahi namaz kılmanız vaciptir.[21] İyi ve kötü hatta büyük günah işlemiş bir
halde (olan kimse) ölse dahi onun
namazını (cenaze namazını) kılmak
vaciptir. (farz-ı kifayedir.)”
(Sünen'ün
Neseî, Cild 1-2, Hadîs No: 781)
Manâ'sı:
“Mâlik b. el-Huveyris (Radiyallahu anhu)'den: Ben ve yeğenim (bir rivâyette de
ben ve bir arkadaşım diyor.) Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'ın yanına
geldik. Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) bana:
- Yolculuğa çıktığınızda, ezan okuyun.
Kâmet getirin ve yaşça büyük olanınız imam olsun, buyurdu.”
(Sünen-i
ibn-i Mâce, Cild 3, Hadîs No: 981)
Manâ'sı:
“…Ebû Hâzım (Radiyallahu anhu)'dan rivâyet edildiğine göre şöyle demiştir:
Sehl bin Sa'd-i Sâidî (Radiyallahu
anhu) kavminin gençlerini namaz
kıldırmak için öne geçirirdi. Kendisine:
İslâmiyette yüce bir kıdemin bulunduğu halde sen (niçin böyle) yapıyorsun? (Kendin namaz
kıldırmıyorsun?) denildi. O şöyle dedi:
- Ben Rasûlullah (Sallallahu
aleyhi vesellem)'ı şöyle buyururken
işittim:
- İmam zâmin (kefil)'dir. Eğer namazı iyi kıldırırsa sevab hem
onadır, hem cemaatedir. Şayet fena kıldırırsa vebali onadır. Yani cemaate değildir.”
(Râmûz-ul
Ehâdîs, Hadîs No: 702)
“İmamlarınızın arkasında namaz kıldığınız
zaman abdestinizi dikkatli alın. Çünkü arkasında namaz kılan adamın iyi
abdestli olmaması yüzünden imam okumakta bocalayabilir.”
(Râmûz-ul
Ehâdîs, Hadîs No: 5910)
“Beyinsizlerinizi ve çocuklarınızı,
namazlarınızda, cenazelerinizde öne geçirmeyin. Çünkü onlar Allah Azze ve
Celle'ye (varan)
heyetinizdir.”
(İslâm
Fıkhı «el-Hidâye Tercümesi» Cild 1, Hadîs No:160, s.127)
Manâ'sı:
“İmamın arkasında önce erkekler, sonra çocuklar ve onlardan sonra da kadınlar
dururlar. Zira Peygamber Efendimiz (Aleyhi's-salât-ü ve's-selâm):
-“Benim arkamda önce baliğ ve akıl sahibi
erkekler dursun,[22] buyurmuştur.”
(Râmûz-ul
Ehadis, Hadîs No: 4345)
“İmam ve müezzin kendileri ile birlikte
namaz kılanların ecri gibi bir ecre sahib olacaklardır.”
(Sünen-i
Ebû Dâvûd, Cild 3, Hadîs No: 935)
Manâ'sı:
“...Ebû Hüreyre (Radiyallahu anhu)'den rivâyet olunduğuna göre; Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) (şöyle) buyurmuştur:
- İmam: “(Gayril mağdubi
aleyhim veleddâllîn); Gazaba
uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil” dediği zaman sizde: “Âmin (kabul
et)” deyiniz. Çünkü kimin amin demesi,
meleklerin âmin demesi (vakti) ne
denk gelecek olursa, geçmiş günahları bağışlanır.”[23]
Bilâl
Babam:
-
Melekler duana amin demezlerse o dua kabul olmaz, buyurdu.
(Râmûz-ul
Ehâdîs, Hadîs No: 1815)
“Kim imamla (namaz) kılarsa (imam bitirinceye kadar) ona bir gecelik ibadet sevabı yazılır.”
(İslâm
Fıkhı «el-Hidâye Tercümesi» Cild 1, Hadîs No:157,s.125)
“Şayet cemaatle namaz kılarlarsa imamları
ortalarında durur.”[24]
(Sünen-i
Tirmizî, Cild 1, Hadîs No: 358)
Manâ'sı:
“Enes bin Malik (Radiyallahu anhu)'den rivâyet edilmiştir. Dedi ki:
- Rasûlullah (Sallallahu
aleyhi vesellem) attan düşerek derisi
soyuldu ve örselendi. Bize oturarak namaz kıldırdı. Bizde onunla oturarak namaz
kıldık. Namazdan sonra “imam ancak kendisine uyulmak içindir” veya “kendisine
uyulmak için imam kılınmıştır” buyurdu.
Tekbir aldığı zaman tekbir alın, rükûa vardığı zaman rükûa varın, kalktığı
zaman kalkın, “Semiallahü limen hamideh” dediği zaman “Rabbena Lekel hamd”
deyin. Secdeye vardığı zaman secdeye varın ve oturarak namaz kıldığı zaman
sizde hep birden oturarak namaz kılın.”[25]
(Sünen-i
Ebû Dâvûd, Cild 2, Hadîs No: 598)
Manâ'sı:
“Adiyy b. Sâbit el-Ensâri biri bana dedi ki; diyerek şunları nakletmiştir:
- Ammar b. Yâsir, Medayinde iken kâmet
edildiği zaman, namaz kıldırmak üzere öne geçip yüksekçe bir yerde durdu. Halk
ise ondan daha aşağı bir seviyede ( bulunuyordu.) Huzeyfe hemen ilerleyip onun ellerinden tutup çekti. O'da O'na tâbi
oldu. Nihayet Huzeyfe O'nu (oradan aşağıya) indirdi. Ammar namazını bitirince Huzeyfe O'na:
- Sen Rasûlullah (Sallallahu
aleyhi vesellem)'ın; Bir kimse bir
cemaate imam olduğu zaman cemaatin; durduğu yerden daha yüksek bir yerde
durmasın buyurduğunu (Veya bu manada bir söz söylediğini) duymadın mı? dedi. Ammâr'da:
- Elimi tuttuğunda ben de sana zaten
bunun için itaat ettim karşılığını verdi.”[26]
Şimdi
bazı camilerimizde hocanın minberini (namaz kıldıracağı yeri) tahta ile 10 santim
kadar yüksek yapıyorlar. Bu hadîs-i şerîfe göre caiz değildir.
(Râmûz-ul
Ehâdîs, Hadîs No: 792)
“İmam namazı bitirip (son tahiyyata) oturunca (ettehiyyatüyü okurda) selam vermeden abdesti bozulursa namazı
tamamlanmıştır. Arkasında namaz kılan kimselerinde namazı tamamdır.”
(Sünen-i
Ebû Dâvûd, Cild 3, Hadîs No: 803)
Manâ'sı:
“Cabir b. Semure 'den demiştir ki:
-
Ömer (Radiyallahu anhu) Sa'd bin Ebî Vakkas'a:
-
Gerçekten halk senden namaza varıncaya kadar her konuda şikayet
etmektedir, dedi. (O da) :
-
Ben (namazın)
ilk iki rek'âtını uzatırım. Son iki
rek'âtını da kısa tutarım. Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'in
namazına uymakta kusur etmem diye cevap verdi. (Hz.Ömer (Radiyallahu anhu)
de):
- Senden beklenen de budur, dedi.”[27]
(Râmûz-ul
Ehâdîs, Hadîs No: 163)
“İçinizden iyi olanları (namazlarınızda) imam yapın. Çünkü onlar sizinle Rabb'ınız
arasında öncüdür.”
(Sünen-i
ibn-i Mâce, Cild 3, Hadîs No: 843)
Manã'sı:
“…Cabir b. Abdillah (Radiyallahu anhu)'dan rivâyet edildiğine göre şöyle demiştir:
- Biz imamın arkasında öğle ve ikindi
namazlarının ilk iki rek'âtlarında Fatiha ve bir sûre, son iki rek'âtlarında
Fatiha okurduk.”
(İhyâu'
Ulûmi'd-Dîn, Cild 1, Hadîs No: 491, s.471)
“Bir mescidde yedi sene imamlık eden kimse,
hesapsız olarak cennete girmeyi hak eder. Kırk sene müezzinlik eden hesap
görmeden cennete girer.”
(Râmûz-ul
Ehâdîs, Hadîs No: 447)
“Kişi cemaatte imam olduğu zaman yalnız
kendi nefsi için dua yapmasın. Eğer bunu yaparsa onlara hıyanette bulunmuş
olur. İnsanların evlerine izinsiz bakmasın; bakarsa onlara ihanet etmiş olur.”
(Sünen'ün
Neseî, Cild 1-2, Hadîs No: 793)
“Sehl
b. Sa'd (Radiyallahu anhu)'dan; Amr b. Avf oğulları arasında çatışma vardı. Rasûlullah (Sallallahu aleyhi
vesellem) bunu duyunca öğle namazını
kılıp, aralarını bulmak için yanlarına gitti. Bilâl'e de:
- Ya Bilâl! İkindi namazı vakti gelir,
bende gelmezsem, Ebû Bekir'e söylede namazı kıldırsın, buyurdu. İkindi vakti
gelince Bilâl (Radiyallahu anhu) ezanı
okudu, sonra kamet etti ve Ebû Bekir'e:
- Öne geç, dedi. Ebû Bekir ileriye geçti
ve namaza başladı. Biraz sonra Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) geldi ve safları yararak Ebû Bekir'in
arkasında namaza durdu. Cemaat el çırpmaya başladı. Ebû Bekir ise, namaza
başladığında (hiç bir tarafa) dönüp
bakmazdı. Fakat el çırpmanın kesilmediğini duyunca dönüp baktı. Rasûllullah (Sallallahu
aleyhi vesellem) eliyle ona işaret
ederek yerinde durmasını söyledi. Ebû Bekir (Radiyallahu anhu) Rasûlullah (Sallallahu aleyhi
vesellem)'ın yerinde durmasını isteyen
emrinden dolayı Allah'a hamdü sena etti. Sonra gerisin geriye yavaş yavaş
gelerek ilk safa girdi. Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) bunu görünce ilerledi ve namazı kıldırdı.
Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)
namazı bitirince:
- Ya Ebû Bekir, sana yerinde kalmanı
işaret ettiğim halde niçin kalmadın? diye sordu. Ebû Bekir:
- İbn Ebû Kuhafe'nin Rasûlullah (Sallallahu
aleyhi vesellem)'a imam olması yakışmaz,
diye cevap verdi.
Rasûlullah cemaate hitaben:
- Namaz kılarken herhangi bir şey olursa,
erkekler “sübhanallah” desin, kadınlar el çırpsın buyurdu.”
O zamana kadar erkekler el çırpardı. Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'in bu sözü üzerine erkeklerin «Sübhanallah»
demesi, kadınların el çırpması devam etti.
Bilâl Babamın vasiyeti:
- İmamlık yapmaktan çekinme. Bin kişiye namaz kıldırsan
cennetliksin, yine bir insan Allahu Teâlâ'nın rızası için bir menfaat
gözetmeksizin (fi sebilillah) bin kişiye namaz kıldırsa cennetliktir. Ben:
- Bir seferde mi? diye sordum.
- Hayır! ne kadar zamanda olursa olsun, diye buyurdu.
* * *
Bir gün pazarda çok cins, hızlı koşan bir koşu atı vardı.
Herkes atın koşmasına ve ata hayran kalmışlardı.
-
Bu at bende olsa şöyle koşu yapardım. Diğer birisi:
-
Bu at benim olsa şöyle harb ederdim. Diğer birisi:
-
Bu at benim olsa postacılık yapardım, derler. Orada hazır bulunan Hz. Ali
(Kerremallahu veche)'ye sormuşlar:
-
Sen hiç bir şey söylemedin. Bu gördüğün at neye yarar? Hz. Ali (Kerremallahu veche):
-
Üstüne binip de imamlık yapmaktan kaçmaya yarar. Demişler ki:
-
Yâ Ali! İmamlıktan kaçılır mı hiç? Hz. Ali (Kerremallahu veche):
-
İmamlığın, imam olarak yaptığınız hataların Allahu Teâlâ'nın yanındaki
mes'uliyetin büyüklüğünü, sorgusunu, hesabını bir bilseniz! Hepiniz bana hak
verirsiniz. İmamlığın sevabı ne kadar büyükse, mes'uliyeti de o kadar büyüktür,
diye buyurmuştur.
* * *
“OĞLU
BABASINA NAMAZ KILDIRAMAZ” sözüne karşılık Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'in “İmam Facirse de ona uyun”[28]
hadîsini gösterip imamınız facirse de ona uyun diyorlar. Halbuki Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem):“Müezzinlik
yapmaya koşun imamlık yapmaya koşmayın.”[29]
buyuruyor. İmam facirde olsa uyulur. Fakat bu, facir imama uyun, arkasında
namaz kılın manasında değildir. Yakın muhitlerde facir olmayan, takva ehli imam
olmazsa zarureten facir de olsa imama uyun demektir. Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem) “Bir kimse imamlık yapıyor ise ona uyun, imamlık yapacak olan
kişide imamlık yapmaya koşmasın” buyuruyor. İmama uyan cemaat uyduğundan dolayı
mes'uliyetten kurtuluyor. Bütün mes'uliyet imamlarda oluyor.
(Sahîh-i
Buhâri Tecrîd-i Sarih, Cild 12, s.376)
“(Mâlik'in
râvisi Ebû Kilâbe der ki:) Malik ibn-i Huveyris bana Peygamberin daha bir çok
vasiyetlerini bildirdi, ben onların bir kısmını hıfzettim, bir kısmını
edemedim. (Şunları da emretti:)
“Benim kıldığımı gördüğünüz gibi namaz
kılınız, namaz vakti girince biriniz size ezan okusun, en faziletliniz, en
yaşlınız da size imamet etsin.”[30]
Bilâl
Babam buyurdu:
-
Oğlu babasına namaz kıldıramaz. Biz:
-
Nasıl? diye sorduk.
-
Babanın evlad üzerinde hakkı fazladır, buyurdu. Bunu bazı yerlerde benimsemediler. Babama geldiler. Babam:
- Benim söylediğimi söyleyin. Aksini iddia edenler ile
münakaşa etmeyin diye buyurdu. Babamın vefatından sonra bu söze itiraz edenler
oldu. En fazla da hocalar sordu:
- Neden kıldıramaz? Oğlu âlimse, babası cahilse yine mi
kıldıramaz? Benim gönlüm olursa neden kıldırmasın? Ben oğluma müsaade ettim
veya sebebini iyice açıkla? Neye dayanıp da kıldıramaz diyorsunuz? Allahu
Teâlâ'nın emri kılmak, kıldırmak değilmi? Allahu Teâlâ'nın emri başta değil mi?
diye bu sözü yanlışmış, hatalı imiş gibi göstermeye çalışıyorlar. Babam:
- Sadece benim bu sözü söylediğimi söyleyin. Sözümü
dinleyen dinlesin, dinlemeyen dinlemesin, diye buyurdu. Ama bizi halimize
bırakmadılar. İllâ bir cevap ver, der gibi tekrar tekrar sözü bize kadar
getirdiler. Ben hadîs-i şerîflerle cevap veriyorum. Benim söylediğim sözlere ve
görüşlere karşılık aksini iddia edenlerden de benim sözlerimin cevabını hadîs-i
şerîflerle istiyorum.
İmam olanın başta hür olması lazım. Oğlu babaya karşı hür
değildir. Oğlu ne kadar âlim olsa, babası ne kadar cahil olsa babası oğluna
karşı üstündür. Bir su istenecek olsa babası oğluna mı, oğlu babasına mı su
getirir. Oğlu ne kadar âlim olsa babası ne kadar cahil olsa babası oğluna su
getirmez. Tabiidir ki oğlu babasına su getirir. Oğlu hata yapsa yapmasa
babasının tekdir etmede hakkı vardır. Sen oğluna niye darıldın, denilmez.
Babası hatalı da olsa oğlu babasını azarlasa oğlu suçlu sayılır. Meselâ, oğlu
çok âlim ve bir yerde oturmuş binlerce kişiye vaaz ederken babası aynı yere
gelse oğlu vaazı kesip ayağa kalkıp babasına yer gösterip hürmet yapması
lazımdır. Zaten bunu yapmazsa âlimliğinin bir kıymeti kalmaz. Başka ne kadar
âlim gelse vaazı kesmeyebilir.
Namazda kendisinden daha âlim olana namaz kıldıramıyor. O
âlime namazı kıldırması için teklif ediyor. Babası gelince vaazı terk edip
babasına hürmet edip yer gösteriyor. Anlaşılıyor ki, kendinden çok daha âlim
birinin gelmesi vaazı kesmesine sebep olmuyor. Babasının gelmesi babası için
ayağa kalkıp hürmet etmesine sebep oluyor. Bundan da anlaşılıyor ki, kendinden
âlimine namaz kıldıramayınca babasına hiç kıldıramaması lazımdır. Cahil olan
bir kimse âlimin ilmi dolayısıyla önüne geçip namaz kıldıramaz.
“Köle efendisinin
önüne geçip namaz kıldıramaz.”[31] Evlat da babaya köle sayılır. Köle efendisine namaz
kıldıramadığı gibi, evlatta babasına namaz kıldıramaz.
Buna itiraz ediyorlar, dinimizde babaya aşırı derecede
hürmet, saygı olması lazım. Evlat mı babasına yemek yedirir, su verir, hizmet
eder? Baba mı evladına hizmet eder? Evladı en âlim, babası en cahil olsa,
evladı babasına yemek getirir, su verir, hizmet eder.