CUM'A NAMAZI

 

 

CUM'A NAMAZI VE FARZ OLMASI

 

(Sûre-i Cum'a Âyet 9)

Meâl'i: “Ey iman edenler! Cum'a günü namaza çağrıldığı (ezan okunduğu) zaman hemen Allah'ın zikrullahına koşun ve alış-verişi bırakın. Eğer siz gerçeği anlayan kimseler iseniz elbette bu sizin için daha hayırlıdır.”

 

Âyette: “Allahu Teâlâ'nın zikrullahına koşun” buyuruluyor. Yani namaza erken gelir, tek ve gizli olarak Allahu Teâlâ'yı zikreder. Cum'a namazından sonra ya toplu olarak aşikâre yahud tek ve gizli olarak kendi duyacağı kadar Allah'ı zikreder.

Veysel Karani Hazretleri, Hz.Ömer (Radiyallahu anhu)'e:

- Ya Ömer! Sözün zikrullah olsun (Allah'ın zikrullahından başka söz konuşma)! Özün fikrullah olsun (her düşündüğünde Allahu Teâlâ'yı düşün)! Bakışın ibretullah olsun (her baktığından ibret alacak bir akıl, göz ve imana sahib ol)! buyuruyor.

Namazda; "Allahu Ekber (tekbir), Semi'allahu limen hamideh, Es-Selâmu aleyküm ve rahmetullah" gibi kelimeler ve okunan âyetlerin bir çok yerleri Allah, Hu, Hayy, Kayyum ve Ayet'el-Kürsideki  gibi zikir ve zikrullahla doludur. Bunların hepsine zikir denir. İçlerinde zikrullahta vardır. Ama zikrullah ile ilgili âyetler ve hadîslerin içinde zikrullah diye geçer. Bunların hepsi “Allah, Lâ ilahe ilallah” gibi Esma'ul-Hüsnaları tek veya gurub halinde halka olup zikretmeye zikrullah etme denir. Onun için kesinlikle zikir ayrı, zikrullah ayrıdır.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem): “Camiye erken gelen bir deve, sonra gelen bir sığır, daha sonra gelen bir koyun, daha sonra gelen bir tavuk, daha sonra gelen bir yumurta sadaka etmek gibidir.”[1] buyuruyor.

Niçin en erken gelenin sevabı bir deve, en geç gelenin sevabı bir yumurta sadaka etmek gibidir? Aynı namazı o da kılıyor, o da kılıyor. Allahu Teâlâ Kur'ân-ı Kerim'de: “Cum'a ezanı okununca Allahu Teâlâ'nın zikrine koşun”[2] buyuruyor. Ezandan bir kaç saat evvel gelir; Tahiyyat'ül-Mescid namazı, kuşluk namazı kılar. Toplu halde oturur, Allahu Teâlâ'yı hep birden zikrederler veya tek başlarına kendi duyacakları kadar zikrullah ederler. Eli tesbih çeker, dili zikrullah eder veya kalbi düşünür, huzur eder, zikrullah eder. Onun için sevabı fazladır. Tefekkür Allahu Teâlâ'yı düşünme o da çok büyük sevaptır. Hadîs-i Şerîf:

“Bir saat tefekkür etmek bir gecelik ibadetten hayırlıdır.”[3]

“Bir saat tefekkür, bir sene ibadetten iyidir.”[4]

İşte bunlar yumurta sevabı alacakken o sevabı büyütüyor, büyütüyor, büyütüyor deve yapıyor. Zikrullah yapmazsa, yalnız namaz kılarsa namazı kabul olup, namaz ibadetini yapmış oluyor. Ama sevabı küçülüyor, küçülüyor, küçülüyor bir deve olacakken bir yumurta oluyor.

Cum'a namazı kaç rekattır ?

Hanefi mezhebine göre cum'a namazı 18 rek'âttır. İlk defa kıldığın 4 rek'ât sünnet ondan sonra 2 rek'ât hutbe (hutbe namazdır, iki rek'ât namaz yerine geçer. Hutbe okunurken konuşmak, koku sürünmek, işaretleşmek hatta konuşana sus demek senin o an ki namazını bozar.) Hutbeden sonra imamla beraber 2 rek'ât cum'anın farzı kılınır. Bundan sonra cum'anın 4 rek'ât ikinci sünneti kılınır. Kendi kendine kâmet getirilir, 4 rek'ât zuhr–i âhir namazı kılınır. İlk iki rek'âtta zammı sûre, son iki rek'âtta yalnız fatiha okunur. Bundan sonra cum'anın son sünneti 2 rek'ât kılınır.

 

(Sûre-i Cum'a, Âyet 10)

Meâl'i: “Namaz bitince yeryüzüne dağılın ve Allah'ın lütfundan isteyin. Allah'ı çok zikredin. Umulur ki kurtuluşa erersiniz.”

 

(Sünen'ün Neseî, Cild 3-4, Hadîs No: 1367)

Manâ'sı: “Ebû Hüreyre (Radiyallahu anhu)'den:

- Biz, sonra gelen fakat öncekileri geçenleriz. Onlara kitap verilmişti bize de verildi. Onlara Aziz ve Celîl olan Allah bugünü de farz kılmıştı. Fakat onlar onda ihtilâfa düştüler. Bunun üzerine Allahu Teâlâ cum'a gününü bize nasip etti. Böylece bütün insanlar bize teba oldular. Yani ertesi gün (cumartesi) yahudilerin, daha ertesi gün de hıristiyanların kutsal günleri oldu.”[5]

 

(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 2358)

“Cum'a (namazı) imam bulunan bir karyeye farzdır. Eğer o köyde dört kişiden fazla yoksa (imamla beraber dört kişi kâfi gelir.)”[6]

Hanefî mezhebine göre dört kişi ile cum'a namazı kılınır. Bu hadîste de aynısını söylüyor.

 

(Kütüb-i Sitte, Cild 9, Hadîs No: 2856)

Manâ'sı: “Ebû Hüreyre (Radiyallahu anhu) anlatıyor: Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdular ki:

- Cum'a, geceleyin ailesine dönebilen herkese farzdır.”[7]

Köylerde oturanlar şehirlere cum'a namazına gider gece evine dönebiliyorsa o kimseye cum'a namazı farzdır.

 

(Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 3, Hadîs No: 1081)

Manâ'sı: “…Cabir ibn-i Abdillah (Radiyallahu anhu)'dan; Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) bize şu hutbeyi irad buyurdu:

- Ey insanlar! Ölmeden önce Allah'a tevbe ediniz. Meşgul olmadan önce salih amellere koşunuz. Rabb'inizi çok zikretmekle ve gizli-açık bol sadaka (vermek) ile O'nun, sizin üzerinizdeki hakkı yerine ulaştırınız ki rızıklanasınız, yardım olunasınız ve (islah olunasınız) bilmiş olunuz ki içinde bulunduğum bu yılın bu ayının bu gününde ve burada kıyamet gününe kadar Allah size cum'a namazını şüphesiz farz kıldı. Ben hayatta iken veya benden sonra başında âdil veya zalim bir devlet başkanı varken kim cum'a namazını küçümseyerek veya farziyetini inkâr ederek bırakırsa Allah onun işini düzene sokmasın ve işinde ona bereket vermesin. Bilmiş olunuz ki, tevbe etmedikçe böylesinin ne namazı, ne zekatı, ne haccı, ne orucu ne de hiç bir hayrı (sahihtir). Kim de tevbe ederse Allah tevbesini kabul eder (veya kabul eylesin). Bilmiş olunuz ki, hiç bir kadın hiç bir erkeğe namaz kıldıramaz. Hiç bir bedevi hiç bir muhacire imam olamaz. Hiç bir fasık, hiç bir mü'min (fasık olmayan)e namaz kıldıramaz. Meğer ki fasık zor kullanır, mü'minde onun kılıcından ve copundan korktuğu zaman (mü'min ona uyar).[8]

 

(Sünen-i Ebû Dâvûd, Cild 4, Hadîs No: 1056)

Manâ'sı: “…Abdullah ibn-i Amr (Radiyallahu anhu)'dan; Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Cum'a ezanı işiten herkese farzdır.”[9]

 

(Sünen-i Ebû Dâvûd, Cild 4, Hadîs No: 1067)

 Mana'sı: “…Tarık ibn-i Şihâb (Radiyallahu anhu)'dan; Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Köle, kadın, çocuk ve hasta dışındaki bütün müslümanlara cemaatle cum'a (kılmaları) farz-ı ayındır.”[10]

 

(Kütüb-i Sitte, Cild 9, Hadîs No: 2855)

Manâ'sı: “Hafsa (Radiyallahu anhu)'dan; Rasûlullah (Sallallallahu aleyhi vesellem):

- Her ihtilam olan erkeğe cum'aya gitmek vaciptir. Cum'aya her gidene de gusül vaciptir.”[11]

 

(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 2652)

Manâ'sı: “Büyük (cum'a namazı kılınan) camide kılınan namaz farz namazıysa kabul edilmiş hacca bedeldir. Nafile namazıda kabul edilmiş hacca bedeldir. Cum'a camilerinde kılınan namaz, diğer camilerde kılınan namazdan beş yüz derece daha faziletlidir.”

 

Köyde oturanlar mümkünse büyük camilere cum'a namazına gider. Esası o şehirdeki cum'a camisinde şehrin ve köylerden gelenlerin hepsi toplanıp cum'a namazını kılmaları lazım. Köylerde ufak camilerde az cemaatle kılınan da kabuldür. Onun için köylerde (ufak yerlerde) kılınsın diye izin vermişlerdir. Amma şehirde büyük cum'a camisinde bir yerde cum'a namazı kılmak ufak yerlerde kılmanın 500 misli daha fazla sevap alır. Esası şehirlerde cum'a camisi olması, ve o camide kılınması lazımdır.

Yukarıdaki hadîs-i şerîfe göre cum'a namazı şehirde bir yerde kılınır. O da bir cami ki, çok büyük avlusu olup tüm cemaati alır. Diğer camiler küçük sayılır. Şimdi bu imkânsız olduğundan zuhr-u âhir'i yedek olarak kılmamız lazımdır.

 

Mezheb imamlarının kavliyle zuhr-u âhir ve sünnetler kılınmak şartıyla cum'a namazı bir çok yerde kılınabilir.[12] Cum'anın on iki şartı vardır. Bunun hepsinin yerine gelmesine imkân yoktur. Hepside birbirinden zordur. Bunun imkânsız olduğunu gözönüne alan İmam-ı Azam zuhr-u âhir ve sünnetler kılınmak şartıyla her camide kılınsın, demiştir. Cum'a kabul olduysa zuhr-u âhir ve sünnetler kaza ve nafile yerine geçer. Cum'a kabul olmadıysa zuhr-u âhir ve sünnetler öğle namazı yerine geçer. Ben bu on iki şartı tamamlamasam da muhakkak benim namazım kabul oldu diyemezsin. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in zamanında O'nun yaptığını milimi milimine takip edersen o zaman olur. Zuhr-u âhir ve sünnetler kılınmaz. Yalnız iki rek'ât cum'a farzı kılınır. Bu on iki şartı yerine getirmek de imkânsızdır.

 

(Muhtar'ül-Ehadîsin Nebeviyye, Hadîs No: 54, s.81)

Manâ'sı: “Cum'a günü müezzin ezan okumaya başladımı dünya işi yapmak haram olur.”

 

(Sünen-i Ebû Dâvûd, Cild 4, Hadîs No: 1068)

Manâ'sı: “İbn-i Abbas (Radiyallahu anhu)'dan:

- İslâmda Medine'de Mescid-i Nebevi'de edâ edilen cum'adan sonra kılınan ilk cum'a namazı, Bahreyn'in bir köyü olan Cüvasa'da kılınandır.

 

Osman (ibn-i Ebî Şeybe); Cüvasa Abdul Kays kabilesi köylerinden biridir, dedi.”[13]

Şeyh Ahmed Tahtavi'nin Merâk'ûl-Felâh isimli kitabında:

Cum'a farz-ı ayn'dır, Kitap (Kur'ân-ı Kerim), hadîs ve icma ile tesbit edilmiştir. İnkar eden kâfir olur.

 

 

CUM'A NAMAZININ VÜCUBUNUN ŞARTLARI:

 

Aşağıda gelecek olan vasıfları üzerinde toplayan kişilere cum'a namazı farz-ı ayndır, mecburidir.

1-) Hür olmak (Hapsedilmiş olmamak, düşman ve yırtıcı hayvan korkusu olmamak).[14]

2-) Erkek olmak.[15]

3-) Buluğa ermiş akıl baliğ olmak ve akıllı olmak.[16]

4-) Mukim olmak (orada ikamet etmiş olmak).[17]

5-) Sıhhatli olmak (hasta bakıcı ile fazla ihtiyar kimse de hasta hükmündedir).[18]

6-) Yürümeye gücü yetmek.[19] (Şiddetli yağmur, kar, çamur ve benzerleri bulunmamak.)[20]

 

 

CUM'ANIN EDASI

 

NAMAZ KILAN ŞAHSIN (NAMAZIN EDASININ) DIŞINDA OLAN ŞARTLARI

 

Bilâl Babam buyurdu:

1-) Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in zamanında cum'a namazı bir şehirde ve bir yerde kılındı. Cum'a namazı kılınacak yerde çarşı, pazar, otel, hükümet kuvveti (polis, jandarma) olmalıdır. Böyle olan yerde kılınır.[21]

2-) Cum'a namazını başkentte cumhurreisi; vilayetlerde vali; kazalarda kaymakam kıldırmalıdır. Onların da namaz kıldıracak kadar İslâmi bilgiye sahip olması lazımdır. Şimdi köylerde cum'a namazı kılınmasının sebebi namazın sevabından mahrum kalmasınlar diye izin verilmiştir.[22]

3-) Öğle vaktinin girmiş olması lazımdır. “Namaz zaten vaktinde  kılınır,” diyenler Arafat'ta vakfede öğle ile ikindi, akşam ile yatsı beraber kılınıyor. Fakat cum'a namazı muhakkak vaktinde kılınmalıdır.[23]

4-) Namazdan önce hutbe okunmalıdır.[24] (Emir'il-Mü'minin namına hutbe okunur.)

5-) Cemaattır. Hanefilerce cum'a namazının kılınabilmesi için imamdan başka en az üç, Şafiîlerce kırk erkeğin tamam olması lazımdır.[25]

6-) Berat'tır.[26] Caminin yapılması için devletçe uygun görülüp izin verilmesi yani cami yapılacak yer için şikayet eden var mı? Benim yolumu daraltıyor, benim arsama geçmiş gibi şikayetler olmamalıdır. Bunun için bu beratı verecek padişah, cumhurreisi kimse caminin yerine bir heyet gönderir, herkes memnun mu? Kimsenin hakkına tecavüz ediliyor mu? Zorla mı istimlâk olmuş. Bunlar incelenir sonunda müsaade edildiğine dair evrak yazılır, mühürlenir verilir. Buna berat denir. Cephede başkumandanın kılıcını diktiği yer berattır. Meselâ; bizim köyün camisinin beratı Abdul Hamit zamanında gelmiştir. Bilâl Babam camiyi büyütmek (genişletmek) istiyordu. Caminin yıkılıp yerine büyük cami yapılması lazımdı. Ama Bilâl Babam camiye hiç dokunmadı. Etrafından yeni duvarları ördürdü. Evvelki cami ortada kaldı. O vaziyette yeni camide namaz kıldırdı. Daha sonra içindeki ufak caminin duvarlarını söktürüp onu kaldırdı. Bilâl Babama:

- Niçin böyle yaptın? sorusuna Bilâl Babam:

- Caminin beratına halel (eksiklik) gelmesin diye yaptım. Yeni caminin içinde namaz kıldıktan sonra eski caminin duvarını söktürüp yeni camiye katmakla caminin beratına hiç bir noksanlık gelmedi. Bu camiyede berat verilmiş oldu.

 

 

CUM'A NAMAZINDA ZÜHRİ ÂHİR'İN KILINMASI HAKKINDA

 

(Fetâvayi Hindiyye, Cild 1, s.484)

“Herhangi bir yerde, cum'anın caiz olup olmadığı hususunda bir tereddüt meydana gelirse, (bulunulan yerin şehir olup olmadığı hakkında veya başka bir durumda) mukim olan cum'a ehlinin cum'a namazından sonra, öğle namazı niyyeti ile dört (4) rek'ât namaz kılmaları münasip olur. Bir kimse böyle yapmakla (eğer cum'a yerini bulmamış olursa) kesin olarak vaktin farzı uhdesinden düşmüş olur. KAFİ'de de MUHİYT'te de böyledir.

Kılınan bu dört (4) rek'ât namaza nasıl niyet edileceği hususunda görüş ayrılığı vardır. «Bu namazı kılan kimse üzerinde olan son öğle namazı niyyeti ile kılar.» denilmiştir. En güzeli budur. İhtiyata uygun olan ise: “Niyet ettim, vaktine erişip de (henüz) kılmadığım son öğle namazına” demektir. GUNYE'de de böyledir.

 

(İbn-i Âbidin, Cild 2, s.134)

“Kezâ cum'a günü kılınan âhir zuhur da böyledir. Cum'anın sahih olduğu anlaşılır da o kimsenin kazaya kalmış öğle namazı da bulunmazsa kıldığı âhir zuhur Cumhur'a göre cum'anın sünneti yerine geçer. Çünkü vasıf lağv olur, asıl kalır. Bununla da sünnet eda edilmiş olur. Nitekim bunu «FETİH» sahibi böyle izah etmiş, «BAHIR» ve «NEHİR» sahipleri de ikrarda bulunmuşlardır. Ama öğle namazında beşinci rek'âta kalkar da sonra bir rek'ât daha katarak altıyı tamamlarsa bu iki rek'ât öğlenin sünneti yerine geçmez. Çünkü burada kasden namaza başlama yoktur.”

 

(İbn–i Âbidin, Cild 3, s.300-301)

“Ben derim ki: Belki ihtiyat olan onu kılmaktır. Bu, mes'uliyetten yüzde yüz çıkmak manasına gelir. Zira müteaddit yerlerde kılmanın caiz olması delil itibariyle daha kuvvetli olsa da bunda kuvvetli bir şüphe vardır. Çünkü Ebû Hanîfe'den hilafı da rivâyet edilmiş; bu rivâyeti TAHAVİ, TİMURTÂŞÎ ve MUHTAR sahibi tercih etmişlerdir; Attâbi ise onu daha zahir bulmuştur. İmam Şafiî'nin mezhebi bu olduğu gibi İmam Mâlik'in meşhur olan kavli ve İmam Ahmed'den rivâyet edilen iki kavilden biri de budur. Nitekim Makdisî bunu «NURU'Ş-ŞEM'Â Fİ ZUHÛRU'L-CUM'A» adlı eserinde zikretmiştir.

Müttefekun aleyh bir hadîste: “Her kim şüphelerden korunursa, dinini ve ırzını kurtarmıştır.” buyurulmuştur. Onun için ulemadan biri hiç namazını bırakmayan birinin ömrü boyunca bütün namazlarını kaza etmesi hakkında “Mekruh değildir. Çünkü bu ihtiyatla ameldir.” demiştir. KINYE'de ise “namazlarında müctehidlerin hilâfı varsa bu daha iyidir.” denilmektedir.

Bize yukarıda naklettiğimiz hilâf kâfidir. Makdisi'nin MUHİT'den nakline göre şehir hükmünde olduğunda şüphe edilen her yerde (ki günümüzde şehirlerde de cum'anın şartları yerine gelmediğinden şehirlerde de zuhr-u âhir kılınmalıdır.) cum'adan sonra cemaatın ihtiyaten âhir zuhur niyetiyle dört rek'ât namaz kılmaları gerekir. Tâki cum'a namazı yerini bulmamışsa son öğleyi kılmakla vaktin farzını eda etmiş olsunlar. KÂFİ'de de bunun benzeri sözler vardır.

 

KINYE'de beyan olunduğuna göre; Merv denilen şehirde iki yerde cum'a kılınıp kılınmayacağı hususunda ulema ihtilâf ettikleri vakit imamları cum'adan sonra dört rek'ât âhir zuhur kılmalarını halka ihtiyaten vacip olmak üzere emretmişlerdir.

 

Bu hâdiseyi HİDAYE şarihlerinden birçoklarıyla diğerleri nakletmiş ve ele almışlardır. ZAHİRİYE'de namaz borcundan yüzde yüz kurtulmak için Buhârâ ulemasının bunu tercih ettikleri bildirilmiştir. Sonra MAKDİSÎ FETİH'den naklen, «Bir kimse bulunduğu yerin şehir olduğunda tereddüt eder veya o yerin bir kaç mescidinde cum'a kılınırsa cum'adan sonra “vaktine erişip edası müyesser olmayan son farza niyet ettim.” diyerek dört rek'ât namaz kılmalıdır.» demiştir. Muhakkıklardan ibn-i Cürübaş da bunun benzerini söylemiş sonra şöyle demiştir: «Bunun faydası mevhum veya muhakkak olan hilâftan çıkmaktır. Şayet müteaddit yerde kılınan cum'a sahih ise bu kılınan namaz zaruri olmayan bir faydadır.»

Hâsılı: Cum'adan sonra bu dört rek'âtın kılınması gerektiği sabit olmuştur. Şimdi bu dört rek'âtın vacip mi yoksa mendup mu olduğunu tahkik kalmıştır.

 

MAKDİSİ şöyle diyor: «İbn-i Şıhne dedesinden naklen mendup olduğunu söylemiş ve bundan şöyle bahsetmiştir: Âhir zuhuru mücerred tevehhüm edildiği zaman kılmalıdır. Şayet şek edilir veya cum'anın sahih olup olmadığında da şüpheye düşülürse zâhire göre onu kılmak vacip olur. İbn–i Şıhne üstadı Kemâl ibn-i Hümâm'dan da bu manâda sözler nakletmiştir. Bu namazın sünnet yerini tutup tutmadığı bununla anlaşılır. Ve şek edilirse sünnet yerini tutmaz; şek edilmezse tutar denilir. Bu tafsilâtı TİMURTAŞÎ'nin «mutlaka lazımdır.» demesi ile KINYE'nin mezkur sözü de te'yit eder.» Bu makamın tahkiki MAKDİSÎ'nin risalesindedir. İMDÂDA'L-FETAH'da bundan bir nebze bahsedilmiştir.

 

(Sünen-i Ebû Dâvûd, Cild 4, s.249)

“İbn-i Âbidin başka bazı nakilleri de yaptıktan sonra kendi görüşününde ifadesi olarak sonucu şu sözleri ile toplar: “Bil cümle cum'adan sonra bu dört rek'âtın kılınması gerekir.” demektedir.”

 

 

ZUHR-U ÂHİR DİYE BİR NAMAZ YOKTUR. BU NAMAZ NE FARZ, NE VACİP, NE SÜNNETTİR. DOLAYISIYLA KILINMAZ DİYENLERE:

 

Ey müslüman kardeşim!

İyi düşün, senin ve benim hepimizin dini İslâm, Kitabımız Kur'ân-ı Azimüşşan. İtikatta mezhebimiz ehli sünnet vel cemaat. Amelde mezhebimiz Hanefi, Şafii, Mâliki, Hanbelî olup bu dört mezhepten biridir. Bunların görüşlerine, fetvalarına, itikatlarına ters olan görüşü kabul etme. Âyet ve hadîsten ayrılma. Zamanımızda “Zuhr-u âhir namazı yok” diyenler; «Mevlid bid'at, camide musafaha olmaz, salâvat-ı şerîfe getirmeyin, Kur'ân yirminci asra göre yeniden tefsir olmalı, ibadet devri geçti, iman kurtarma devri başladı»; bu ve bunlar gibi fetvalar hep beşinci mezhep dediğimiz fırka-i dâlle görüşleridir.

İmam-ı Azam; mezhebi uğruna canını feda etti. İşte mezhep bu kadar mühimdir. O zamandan bu zamana kadar bütün dünyada şu meseleye İmam-ı Azam şunu söylemiş, İmam-ı Yusuf ve İmam-ı Muhammed bunu söylemiş, İmam-ı Şafiî'ye, İmam-ı Mâlik'e, İmam-ı Hanbeliye göre şöyledir, böyledir denilir. Bunların dışında ve bunlara ters düşen fetvalar kabul edilmezdi. Şimdi aynı Hanefî mezhebi veya dört mezhepten imiş gibi görünüp, onların sözü imiş gibi kendi bâtıl mezhep görüşlerini ileri sürüyorlar.

İmam-ı Azam'ın 80 yaşının her gününe yazdığı kitap sayfası 17'dir. Onun kadar çok kitap yazan belki de gelmemiştir. Kitapları âyetle, hadîsle tasdik edilip, edille-i şer'iyyeye tam uygundur. Açıklamadığı hiç bir mesele, en ufak gizli bir taraf ve şüpheli kısım bırakmamıştır. Sözleri ve kavli Reşat altını gibi gittikçe değer kazanmaktadır. Bunların kavillerini bırakıp, kendi mezheplerinin görüşlerini  söyleyen felan âlim, felan hoca, felan fakı, felan şeyh şöyle dedi, böyle dedi diye fikirleri kurcalayan, milleti ayrı ayrı görüşlere, zihniyetlere bölen sözler söyleyip, bâtıl fikirler ortaya atılmaktadır. Sen İmam-ı Azam mezhebinden isen avurdunu doldura doldura neden evvelkiler gibi İmam-ı Azam'a, İmam-ı Yusuf'a, İmam-ı Muhammed'e göre şöyle; İmam-ı Şafiî'e, İmam-ı Hanbeli'ye, İmam-ı Mâlik'e göre böyle demiyorsun. İsmini cismini duymadığımız Vehhabi fikirli yeni isimlerle fetva veriyorsun. Onlarda âlim olabilir, amma hiç bir zaman için İmam-ı Azam ve yukarıda saydıklarımızın dengi olmasına imkân yoktur. İmam-ı Azam deyince her cebinden yüzbinlerce o âlimlerden âlim çıkar. Dünyanın hiç bir yerinde ehli sünnetten ve dört mezhepten olan İslâm toplumu bin küsur seneden beri «Zuhr-u âhir'i» terk etmemiş, kılmıştır.

 

 

EVVELA ZUHR-U ÂHİR NAMAZI YOKTU DİYENLER:

 

Cum'a namazının 12 şartı var. (Yukarıda yazdık.) Bu 12 şartın yerine getirilememesini göz önüne alan ve bizim bir senede düşünemeyeceğimizi ve bulamayacağımızı bir kaç dakika içerisinde düşünen, bulan İmam-ı Azam buna göre fetva vermiştir. Dünyanın hiç bir yerinde kıyamete kadar devlette yardım etse, herkes titizlikle çaba gösterse, bu 12 şartın bir araya gelmesine imkân yoktur. Bunu çok iyi bilen İmam-ı Azam “Kıyamete kadar her camide cum'a namazı, zuhr-u âhir ve sünnetler kılınmak şartı ile kılınsın.” demiştir.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ve dört cihar-ı yari güzin devrinde bu 12 şart yerine geliyordu. Şimdi ise bu 12 şart yerine getirilememektedir. Kesinlikle benim namazım kabul oldu diyemezsin. Sen Allahu Teâlâ'nın emrettiğinden milim ayrılmayıp, Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ve ashâbının kıldığı, kıldırdığı gibi kılarsan, kıldırırsan o zaman senin namazın kesin olarak kabul olur. Buna da imkân yok. Bunu da çok iyi bilen İmam-ı Azam, İmam-ı Yusuf ve İmam-ı Muhammed ittifaken cum'a namazının 16 rek'ât kılınmasına karar vermişlerdir. İmam-ı Azam'dan başka iki imam İmam-ı Yusuf ve İmam-ı Muhammed:

- Son iki rek'ât sünnet kılınsın.” demişler. İmam-ı Azam ona lüzum görmemiş. Bunların ikisinin kavline İmameyn kavli derler. Evlâ ve makbul olan da imameyn kavlidir. Çünkü İmam-ı Azam tek kalıyor.

Zuhr-u âhir namazı, dört mezhebe göre kılınır. Şafiîler cemaatle kılar. Hanefiler ayrı ayrı kılar. Diğer iki mezhepte kılarlar. Biz bunları örnek alacağız. Bâtıl mezhebler kılmazlar. Vehhabiler de bâtıl mezheb olduğu için kılmazlar, onları örnek alıyorlar. Şu âlim şöyle yazmış diye verilen isimlerin hepsi de vehhabidirler.

 

Ey müslüman kardeşim, iyi dikkat et!

Vehhabiler, “Peygamberimiz öldü. O da bizim gibi bir insan” der. Kabir ziyaretini inkâr eder, sünnet namazlarının hiç birisini kılmaz, namazdan sonra tesbih çekmezler. Hacca gidenlerden sorun. Hz. Hamza (Radiyallahu anhu) ve Hz. Osman (Radiyallahu anhu)'ın kabirlerini bile yıkmışlar. Vehhabiler örnek alınacaksa sadece zuhr-u âhir'in kılınmaması ve bayram namazının birgün önce kılınması değil, hepsinin örnek alınması lazımdır. Belki de bunlar zamanla sindire sindire (alıştıra alıştıra) hepsini söyleyecekler. Vehhabiler fikirlerini ilk defa zuhr-u âhir'i terk ettirmekle sokuyorlar.

Şiiler de aynı şekilde zuhr-u âhir'i ve sünnetleri kılmaz. Onlar da fikirlerini ilk defa Hz. Muaviye (Radiyallahu anhu), Hz. Ebû Bekir (Radiyallahu anhu), Hz. Ömer (Radiyallahu anhu), Hz. Osman (Radiyallahu anhu)'ı karalamakla işe başlarlar. Ondan sonra diğer fikirlerini sokarlar. Bir Suudi Arabistan'a bak, bir de İran'a bak. Bunların itikadları (inançları) ve sözleri ehl-i sünnete, dört mezhebe tam ters düşer. Onun için bu gibi sözlere kanma! 72 bâtıl mezhepten yalnızca bu ikisini yazıyorum.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ve dört cihar-ı yar devrinde bu zuhr-u âhir kılınmazdı. Çünkü bu şartlar tamamdı.

 

 

Zuhr-u âhir Türkiye'de yalnız iki yüz seneden beri kılınıyor diyenlere:

 

Bu kimin kavli imiş? Yine bu iki yüz sene evvel Türkiye'nin 71 vilayetinin bütün köylerine bir anda nasıl yayılmış? Türkiye'de iki yüz seneden beri kılındığını söylediğiniz zuhr-u âhir namazını sizden önce gelen hiç bir âlim okuyup incelememiş mi? Siz neye dayanarak böyle iddia ediyorsunuz?

 

 

Zuhr-u Âhir bid'âttır diyenlere:

 

Cum'a günü cephede düşman ile göğüs göğüse çarpışıldığı sırada; cum'a namazını bir yerde ve bir imamın arkasında kılınacağı zaman karşıda kâfir hücum eder diye kılıp kılmama da tereddüt edilince acaba iki yerde ayrı ayrı mı veya yarısı mı kılsın, diğer yarısı muhafız mı olsun, namaz bitince o bir yarısı yine cemaatla mı kılsın? Bir yerde, iki defa mı, bir defa mı kılalım, diye kılıp kılmamakta tereddüt edilince, Allahu Teâlâ Sûre-i Nisa, Âyet 102'yi gönderdi. Bu âyete göre askerin tümü abdestlenir, yarısı düşman önünde kılıcı çeker, muhafız olarak bekler. Yarısı imama uyar, imamla bir rek' ât kılar. Bir rek'ât kılan asker kılıçları çeker düşman önüne durur. Düşman önündeki asker gelir, ikinci rek'âta imamın arkasına durur, imama uyar. İmam selâm verir, bunlar selâm vermez, ayağa kalkar ikinci rek'âtı kendi kendilerine kılar, selâm verirler. Bunlar düşman önüne geçer, kılıçları çekerler, düşman önünde dururlar. İmamla bir rek'âtı kılıp düşman önüne geçen asker gelir, kalan bir rek'âtı kendi kendilerine kılarlar. İşte Kur'ân, işte Allahu Teâlâ'nın emri, işte Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ve ashâbının kıldığı namaz!

Sen bu namaz cum'a namazı değil, vakit namazı için dersen cum'a ve bayram namazı cemaatsiz kılınmaz. Vakit namazı çok tehlikeli olunca; Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem): “Deveden, attan, binitten inmeyiniz. Elleriniz kılıçlarınızda olsun. Namazınızı binit üzerinde kılın,”[27] buyurmuştur. Salât-ı Havf ise toplu ve cemaatle kılınıyor. Kesinlikle cum'a namazı için emir olunca, vakit namazında da aynı kılınır.

Şimdi harp yok, darp yok ne bir yerde toplanılıyor, ne de böyle bir tehlike anında böyle bir namaz kılınıyor. İşte bir şehirde 50 cami olsa bir yerde kılınması lazım. Bir yerde kılınırken çok büyük ölüm tehlikesi olursa ikiye bölünüp, yukarıda izah ettiğimiz gibi kılınmalıdır.

Sen Allahu Teâlâ'nın emrettiği ve Rasûl'ünün de tatbik ettiği gibi yapamazsan bid'attan, sünnetten dem vurmaya hakkın yok. İmam-ı Azam bu 12 şartı göz önüne alıyor. Bir yerde kılınsın diyor. 12 şartı bu konumuzda yazdık. Cephede bu şartlar nasıl meydana geliyor diye sorarsan. Hadîs-i şerîf'te: “Bütün arz benim ve ümmetim için mescid kılındı…”[28] Her yerde kılabilirler demektir.

12 şarttan birisi de berattır. Caminin beratı olması lazım. Cephede başkumandanın kılıcını diktiği yer berat sayılır. Ordaki berat başkumandana aittir. Şimdi askerde acemilik bitince silahları koyup, yemin merasimi dedikleri de aynen odur. Sahabeler, tabîinler ve daha sonraki gelenler ateşli silahlar çıkana kadar devamlı bunu uygulamışlardır.

Sûre-i Nisa, Âyet 102 cephede cum'a namazı kılınması için inmiş. Cephede başka vakit namazlarında da uygulanmıştır.

Dünya yüzünde kıyamete kadar bu 12 şartın hepsinin bir araya gelmesine imkân olmadığı için, şartlar olmadan kılınmasın dese, şartların bir araya gelmesine imkân yok. Şartlar olmadan kılınsın dese, ne Allahu Teâlâ'nın emrine, ne Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'in sünnetine ve yaptıklarına benzemiyor. Onun için zuhr-u âhir yedek olarak kılınsın demişler. Zuhr-u âhir son öğle namazı demektir. Cum'a sahih, kabul ve kemâl bulmuş ise en son öğle namazını kaza etmiş oldun. Cum'a kabul olmadı ise, o günkü öğle namazını kılmış oldun. Eğer cum'a kabul oldu ise, kaza namazında yoksa nafile namazı kılmış oldun.

 

*  *  *

 

İmam-ı Azam; türkçesi büyük imam demektir. Buna yeryüzünde bulunan bir milyarın üzerindeki müslümanlar İmam-ı Azam diyor ve takdir ediyorlar. İmam-ı Azam'ın kavlinin yerine kendi fikirlerini ortaya atmak isteyenlerin, İmam-ı Azam'ı küçümsemiş olanların hiç birisine azam yani büyük denmiyor, ancak kendi kendilerini büyük sanıyorlar.

 

(Kenzü'l-İrfan, Hadîs No: 937)

Manâ'sı: “Fitne uykudadır, onu uyandırana Allah lanet etsin.”

 

Maraş'ı düşman işgal edince, Çuhadaroğlu Ali Efendi ve Sütçü İmam:

- Kalede düşman bayrağı sallanırken cum'a namazı bize farz değildir, diyerek harb ettiği gibi veya çarşıda gezen kadınların peçelerini (yüzlerini) zorla açmak isteyen düşman askerleri bir şehirde olursa kısacası mal, can, namus emniyeti ortadan kalkarsa, senin camiye gidip cum'a namazı kılman doğru olmaz. Malını, canını, namusunu koruman lazımdır. Bu zamana kadar Avrupa'sında, Çin'inde, Asya'sında, Rusya'sında devletten az bir şey müsamaha görüldüğü zaman hiç bir yerde cum'a namazı 1400 seneden beri terkedilmemiştir. Bu kadar milyarlarca okumuş âlim gelmiş, hiç birisi “Darü'l-Harbtir” diye cum'a namazını terk ettirmemişlerdir. Şimdi bunlar İmam-ı Azam'dan da diğer yetkili âlimlerden de ve bunların hepsinden de kendilerini daha bilgili mi sayıyorlar?

 

(Kenzü'l-İrfan, Hadîs No: 940)

Manâ'sı: “Özürsüz üç cum'a namazını terk edenler münâfığın zümresinden (münâfıklar topluluğundan) yazılırlar.”[29]

 

Bin dört yüz seneden beri bütün müslümanlar, cum'a namazını kılıyorlar. Cum'a hakkında kesin âyet vardır.[30] Kur'ân-ı Kerim'de Cenâb-ı Hakk Teâlâ Hz. hem kılın, hem de kılmayın demez. Bir insanın Kur'ân-ı Kerim'deki âyetlere itirazı ancak Kur'ân ile olması lazımdır. O âyette öyle ama bu âyette de böyle söylüyor denilmesi gerekir. Bunun için de âyete ve hadîse dayanmayan belirli bir ispatı olmayan, kuru iddiaları kabul etmemek lazımdır.

 

(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 6284)

“Bir kavim gelecek, sünneti terk edip dinde (hileli) yollar arayacaklar. İşte Allah'ın, lânetleyenlerin, meleklerin ve bütün insanların lâneti onların üzerine olsun.”

 

(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 6318)

“Kolaylaştırın, güçleştirmeyin; müjdeleyin, nefret ettirmeyin. Birbirinizle iyi geçinin, ihtilafa düşmeyin.”

Cum'ayı kılmadığımızda kârımız ne olacak, kılarsak zararımız ne olacak?

 

(Sûre-i Maide, Âyet 92)

“Allah'a ve Rasûl'üne itaat edin.”

 

Âyetine göre, cum'anın 12 şartının muhakkak yerine gelmesi lazım. Çünkü ashâb, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e itaatlarını bu 12 şartı yerine getirmekle belirtirlerdi. Şimdi bu 12 şart, tâ İmam-ı Azam zamanında bile yerine gelmesine imkân yok idi. Mezheb imamları Şafiî, Mâliki, Hanefî ve Hanbeli onun için “Zuhr-u âhir muhakkak kılınsın” demişler. 12 şartın hepsi yerine gelmeyince Rasûl'üne itaat olmuyor. Ona itaat olmadan bu âyete göre cum'a kabul olmuyor veya kabul olmasında şüphe oluyor. Şimdi hem o şartlar yerine gelmeyince, hem de Zuhr-u âhir kılınmayınca ne Allahu Teâlâ'nın emri yerini bulmuş oluyor, ne de dört mezhebin kavli yerine gelmiş oluyor. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) zamanında ashâb bütün sünnetleri tam yaparlardı. Hz. Ebû Bekir (Radiyallahu anhu) zamanında harbler, zaferler çok kolaylıkla kısa zamanda Allahu Teâlâ'nın yardımıyla kazanılırdı.

Şarap küpünün başından kalkmayan, evlad-ı Rasûl'e düşman olanlar, Hz. Ali (Kerremallahu veche)'nin evlatlarını idam sehpalarında astıran,[31] Hz. Ali (Kerremallahu veche) ve Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i karalamak için maymunların başına sarık sarıp hutbeye çıkarttıran Emeviler zamanında ve başka hiç bir zamanda cum'a namazı terkedilmemiştir.

 

 

DAR'ÜL HARBTİR, CUM'A NAMAZI KILINMAZ DİYENLERE:

 

Cum'a namazı Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) zamanında ve dört cihar-ı yar devrinde bir şehirde bir yerde ve bir camide kılınmıştır. Kıldıran o şehrin valisi olmuştur. Cephede bir yerde kıldırılmış, kıldıran başkumandan olmuştur.

Kesinlikle bunların dışında kılınmamış, kıldırılmamıştır. Hasta ise o gün için geçerli olmak üzere yerine vekil tayin eder. O tayin ikinci cum'a için geçerli değildir. Bu şartlara riâyet edilmiştir. Cum'a namazı kılınacak yerde, çarşı, pazar, jandarma, polis, otel, dükkan, han olması lazım. Bunların olmadığı yerde Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ve ashâb kılmamışlar, kıldırmamışlar. Köylerde bir yerde kılınır, ama bu şartlar yok. Şehirde bu şartlar var, fakat çok yerde kılınıyor. Ne köyde, ne şehirde şartlar tam olmuyor. Şimdi bir şehirde elli (50) camide cum'a namazı kılınıyor.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) harbte cum'a vakti gelince cum'a iki defa, iki yerde kılınmaz. Muhakkak bir yerde, bir defa kumandan kıldıracak, hepsi cum'a namazına dursa kâfirler hücum edecek, ölüm tehlikesi var. Kıldırmasa veya bazısı kılmasa farzı ayndır, kılınması lazım. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) düşünürken aşağıdaki âyet nazil oldu.

 

(Sûre-i Nisa, Âyet 102)

Meâl'i: “Sen içlerinde olup da onlara namaz kıldıracağın zaman onlardan bir zümre seninle beraber namaza dursun, silahlarını da alıversinler. Bunlar secde edince arka tarafınızda bulunsunlar ve namazı kılmamış olan diğer bir zümre de gelsin seninle beraber namazı kılsın ve ihtiyat tedbirlerini ve silahlarını da alıversinler. Kâfir olan kimseler arzu ederler ki, siz silahlarınızdan ve eşyanızdan gafil bulunasınız da sizin üzerinize bir baskın ile baskında bulunuversinler ve eğer size yağmurdan bir eziyet varsa veya siz hasta bulunmuşsanız silahlarınızı bırakmanızdan dolayı üzerinize bir günah yoktur ve ihtiyat tedbirlerinizi alınız. Şüphe yok ki, Allahu Teâlâ kâfirler için hakaret bahş olan bir azab hazırlamıştır”[32]

 

“Sen içlerinde olup da onlara namaz kıldıracağın zaman onlardan bir zümre” diyor. İyice dikkat edilirse hepsini namaza durdurmuyor. Bu âyete göre yarısı namaza duruyor, yarısı namaz kılanları korumak için muhafız kalıyor. Bir zümre bir kısmı deyince hepsi değil.

“Silahlarını da alıversinler. Bunlar secde edince arka tarafınız da bulunsunlar.” Bunlar secde edince arka tarafınızda bulunsunlar demek: Bunlara secde emretmiyor. Namaz kılanları muhafaza etmeleri için secde edenlerin arkasında bulunmalarını emrediyor.

“Namazı kılmamış olan diğer zümre de gelsin, seninle beraber namaz kılsın.” Birinci zümre bir rekât kılıp, düşman karşısına geçip muhafız olacak, ikinci zümre, ikinci rek'âtta yine imama uyacak.

“İhtiyat tedbirlerini ve silahlarını da alıversinler.” Anlaşılıyor ki, cephede en tehlikeli anda ne namaz kılanlar, ne muhafız olanlar ikisi de silahlarını çıkartmadan bütün ihtiyat tedbirlerini ve silahlarını yanlarına alıyorlar. Sonra yarısı imama uyup, bir rek'ât kılıyor, diğer yarısı muhafız olarak geride kılıçlar çekilmiş vaziyette bekliyor. İmam ikinci rek'âta kalkınca askerler yer değiştiriyor. Muhafızlar namaza, namazdakiler muhafızlığa geçiyor. Bu âyete göre cephede ölüm tehlikesine rağmen ne iki yerde kılınıyor, ne iki defa kılınıyor. Bir defa bir yerde kılınıyor. Şimdi de bu âyete göre bir şehirde ne kadar ölüm tehlikesi olsa bir yerde kılınmalıdır. Şehirde bir tehlike olursa yarısı silahlanıp namaza durmalı, yarısı silahlanıp muhafızlığa geçmelidir. Aynı cephedeki gibi birinci rek'ât sonunda namazdakiler muhafızlığa, muhafız olanlar namaza yer değişmesi lazım. Sonraki gelenler imama uyar. İmam ikinci rek'âtı kılar, selam verir. Bunlar selam vermez, ayağa kalkar, ikinci rek'âtı kendi kendilerine kılarlar, selam verirler. Silahları ile düşman önüne geçer. Bir rek'âtı imamla kılan evvelki asker gelir, ikinci rek'âtı da kendi kendilerine kılarlar. İşte Allahu Teâlâ'nın emri budur.

 

(Sahîh-i Buhâri Tecrîd-i Sarîh, Cild 3, Hadîs No: 510)

Manâ'sı: “Abdullah ibn-i Ömer (Radiyallahu anhu)'dan; Şöyle demiştir:

Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) ile birlikte Necid tarafına müteveccihen gazaya gitmiştim. Düşmanın hizasına geldik. Onlara karşı saflarımızı düzdük. (Namaz vakti gelince) Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) Efendimiz bize, kıldırmak üzere namaza durdu. Bir kısım (ashâb) da onunla beraber (namaza) durdular, diğer kısım (ise) yönünü düşmana çevirdi. Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) kendisiyle birlikte olanlarla beraber rükûa vardı ve iki (defa) secde etti. Derken (beraber namaz kılanlar henüz) kılmamış olan taifenin yerlerine gittiler. Ötekiler de gelip Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'in arkasında durdular. Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) onlarla beraber (de) rükûa varıp iki secde etti. Sonra selam verdi. (Ondan sonra) o iki taifenin her biri (nöbetleşe namaza) durup kendi hesaplarına birer kerre rükûa varıp ikişer secde ettiler.”[33] (Bu hadîs-i şerîfi Hanefiler kabul etmiştir.)

 

(Sahîh-i Buhâri Tecrîd-i Sarîh, Cild 10, Hadîs No: 1594)

Manâ'sı: “Sehl ibn-i Ebû Hasme (Radiyallahu anhu)'den [ki, müşârün-ileyh Zâtü'r-Rikâ' günü Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) ile beraber hazır bulunup korku namazı kılanlardandır.] şöyle rivâyet olunmuştur:

Askerin bir kısmı Rasûlullah ile beraber (namaz için) saf bağladı. Öbür kısmı da düşman karşısında saf bağladı. Rasûlullah kendisiyle beraber bulunanlarla bir rek'ât kıldı. Sonra Rasûlullah ayakta durdu. Kendisiyle bir rek'ât kılanlar kendi başlarına (bir rek'ât daha) kılarak (iki rek'âtı) tamamladılar. Sonra çekildiler ve düşmanın yüzüne karşı saf bağladılar. Ve (düşman karşısında bulunan) öbür taife gelip Rasûlullah'ın geri kalan bir rek'ât namazını onunla birlikte kıldılar. Sonra Rasûlullah (Tahiyyata oturdu. Namazdan çıkmayıp) oturmakta devam etti. Cemaat de bir rek'ât kendi başlarına kılıp tamamladılar. Sonra Rasûlullah bunlarla beraber selam verdi.”[34] Bu hadîs-i şerîfi İmam Şafîi, Hanbeli ve  Mâliki kabul etmiştir. Bununla amel ederler.

 

(Sûre-i Bakara, Âyet 239)

“Eğer (herhangi bir şeyden) korkarsanız (namazlarınızı) yürüyerek yahut binek üzerinde (kılın). Güvene kavuştuğunuz zaman da, tıpkı Allah'ın size bilmediğiniz şeyleri öğrettiği şekilde, O'nu zikredin.”

 

İşte Allahu Teâlâ'nın emri yukarda âyet-i kerime ve açıklamalarını yazdık. Ayrıca Hz. Rasûlullah'ın kıldırdığı namaza ait hadîs-i şerîfi de yazdık.

İşte Rasûlullah'ın ve ashâbının yaptığı ve kıldığı cum'a namazı böyledir.

 

 

İKİ FARZ BİR ARADA KILINMAZ DİYENLERE:

 

Kur'ân, Allahu Teâlâ'nın emri olup, Kur'ân'da emrolunan ikiye bölünme, izah ettiğimiz gibi bir arada kılınma ise bunu da sen elli yerde kılarsan (namazın bir farzını terk etmen iadesini gerektiriyor da) sen bile bile Allah'ın emrini yerine getiremiyor, tatbik edemiyorsun. İşte iadesi lazım gelen farzdır. Muhakkak kılınması lazımdır. İadesi de zuhr-u âhir'dir. Allahu Teâlâ'nın emrini, Allahu Teâlâ'nın emrettiği gibi yap, şüphe etme. Allahu Teâlâ bir çeşit emretsin sen başka türlü yap, ondan sonra da ibadette şek (şüphe) olmaz de. Olmaz böyle şey.

İbadeti kabul edecek olan Allahu Teâlâ'dır. Şu ibadet kabul olmadı denmez. Allahu Teâlâ ve Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) bu 12 şartı sorarsa o zaman cevap vermek çok zordur. Biz imkan dahilinde kılıyoruz. Bu 12 şarta riâyet etmeye çalışıyoruz. Yani 12 şart veya bazıları hangi camide daha fazla varsa orada kılınıyor, ona tabi oluruz. Hepsini yerine getiremediğimiz için aczimizden de Zuhr–u Âhir'i kılıyoruz.

 

 

CUM'A NAMAZINI KILMAYANLAR (TERKEDENLER)

 

(Sünen-i Ebû Dâvûd, Cild 4, Hadîs No: 1052)

Manâ'sı: “Sahâbilerden Ebû'l-Ca'd ed-Damrî'den; Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Kim önemsemeyerek üç cum'ayı terk ederse, Allah onun kalbini mühürler.”[35]

 

Üç cum'ayı kasıtlı olarak bile bile geçiren münâfık defterine kayd olur. Allahu Teâlâ: “Onların kalblerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Onların gözlerine de bir çeşit perde gerilmiştir ve onlar için (dünya ve âhirette) büyük bir azab vardır.”[36] buyuruyor.

 

(Sünen-i Ebû Dâvûd, Cild 4, Hadîs No: 1054)

“Kudâme ibn-i Vebere'den; Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Kim özürsüz olarak cum'ayı terk ederse bir veya yarım dirhem ya da bir veya yarım sa' buğday tasadduk etsin, (dağıtsın) buyurdu.”[37]

 

 

CUM'AYA HAZIRLANMA VE GUSLÜ

 

(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 4823)

“Cum'a günü mü'min ihrama bürünmüş kişi gibidir. Namaz bitinceye kadar saçını da tırnaklarını da kesmez.

- Ey Allah'ın Rasûlü! Peki cum'aya ne zaman hazırlanalım diye sordular.

- Perşembe günü buyurdu.

 

(Sünen-i Ebû Dâvûd, Cild 4, Hadîs No: 1078)

Manâ'sı: “…Muhammed ibn-i Yahya ibn-i Habbân'dan Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'ın şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir:

- Sizden birine bulabilirse (veya bulabilirseniz) cum'a günü için iş (günlük) elbiselerinden başka iki elbise temin etmesinde günah yoktur.[38]

 

(Sahîh-i Buhâri Tecrîd-i Sarîh, Cild 3, Hadîs No: 489)

“Ümmü'l-Mü'minin [Aişe (Radiyallahu anhu)]'den şöyle demiştir:

- (Ahd-ı Celîl-i Risâlet-Penâhî'de) Nâs (gerek Medine'ye yakın) menzillerden ve (gerek) evâliden cum'a da nöbetleşe hazır olup (sırtlarında yün aba olarak) toz toprak içinde gelirlerdi ki toz toprak vücutlarına sinip bedenlerinden ter (kokusu) çıkardı. (Bir defa) Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) benim yanımda iken bunlardan biri (yahud bir takımları) huzuruna geldi. Nebiyyi Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Bâri bu gün yıkansanız, buyurdu.”[39]

Bunun üzerine: “Ey habibim! Kendi nefsine sabret. Onların terlerine, kokularına, bilir bilmez sözlerine sabret. Çünkü onlar Rabb'lerinin cemaline mürid olmuşlardır.”[40] âyeti geldi.

 

(Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 3, Hadîs No: 1088)

“(Abdullah) ibn-i Ömer (Radiyallahu anhu)'den;

- Ben, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'den, minber üzerinde şöyle buyurduğunu işittim:

- Kim cum'a namazına gelirse (önce) gusül etsin.”[41]

 

 

(Sünen-i Ebû Dâvûd, Cild 2, Hadîs No: 344)

Manâ'sı: “Ebû Said el-Hudri (Radiyallahu anhu); Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'den rivâyet etmiştir:

- Cum'a günü gusül etmek ve dişleri misvaklamak akıl baliğ olan herkese sabittir. (Akıl balîğ  kimse o gün) kendisi için takdir edilen kokudan da sürer.”[42]

 

(Sünen-i Ebû Dâvûd, Cild 2, Hadîs No: 347)

“Abdullah bin Amr bin el-As, Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'ın şöyle buyurduğunu haber vermiştir:

- Her kim cum'a günü gusleder (varsa) hanımının kokusundan sürünür, en güzel (temiz) elbisesini giyer, insanların omuzları üzerinden aşmaz ve hutbe esnasında konuşmazsa (bunlar) iki cuma arasındaki (günahlara) keffaret olur. Konuşan ve insanların omuzlarına basan kimseye ise (cum'a namazı) öğle namazı (gibi) olur. (Ancak öğle namazının sevabını alır.)[43]

 

(Sünen-i Ebû Dâvûd, Cild 2, Hadîs No: 343)

Manâ'sı: “Ebû Hüreyre (Radiyallahu anhu) ve Ebû Said el-Hudri Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'ın şöyle buyurduğunu haber vermiştir:

- Kim cum'a günü gusül eder, en güzel elbisesini giyer, yanında varsa (güzel) koku sürünür, sonra da cum'aya gelip i