NAFİLE NAMAZLAR

 

Kaza namazı olan nafile namaz kılabilir mi ? 

(Sünen-i Ebû Davûd, Cild 3, Hadîs No: 864)

Manâ'sı: “(Hasan el-Basri) dedi ki: Enes ibn-i Hakim ed-Dabbî, Ziyad'dan veya ibn-i Ziyad'dan korkup Medine'ye gelmişti. Ebû Hüreyre'yle karşılaştı. (Enes) dedi ki:

- (Ebû Hüreyre) bana nesebimi sordu. Ben de ona nesebimi açıkladım. Bunun üzerine (Ebû Hüreyre bana):

- Ey Delikanlı! Ben sana bir hadîs nakledeyim mi? dedi. Ben de:

- Evet (naklet), Allah sana merhamet etsin, dedim. (Bu hadîs-i Hasan el-Basri'den nakleden) Yunus dedi ki:

- Öyle zannediyorum ki, Hasan el-Basri (Ebû Hüreyre'nin) Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'den (naklettiği) bu hadîsi (şöyle) rivâyet etti: Rasûl-ü Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:

- Halkın kıyamet gününde ilk hesaba çekileceği amel namazdır. Aziz ve celil olan Rabb'imiz bildiği halde meleklerine (şöyle) der:

- Kulumun (farz) namazına bakınız. Onu tam mı, yoksa eksik mi kılmış? Eğer (o kimsenin farz namazı) tam ise, onun için (namaz sevabı) tam olarak yazılır. Eğer (farz) namazından biraz eksik olursa, Allahu Teâlâ şöyle emreder: (Bu) Kulum için nâfile (namaz) var mı bir bakınız? Şayet o kimse için nafile (namaz) var ise (şöyle) buyurur: "Kulumun (eksik olan) farzını nafilesinden tamamlayınız. Sonra (farz olan) diğer amellerde bu şekilde (ele) alınır.”[1]

 

“Kaza namazı borcu olan nafile namaz kılamaz!” diyenlerin sözleri bu hadîs-i şerîfe göre boştur. Bu hadîste diğer farz amelleri de bu şekilde ele alırlar dediğinden anlaşılıyor ki mahşerde her farzın noksanını o ibadetin nafilesi ile tamamlayacaklar. Farz olan namazın boşluğunu nafile namazla, farz olan orucun boşluğunu kasıtlı yememişse nafile oruçla, farz olan haccın boşluğunu nafile hac ile tamamlarlar. Bilâl Babam bir vaazında deliller göstererek;  “Üzerine farz hac borcu olan nafile hac yapabilir.” buyurmuştu. Buna itiraz ettiler. Farz borcu dururken nafile ibadet yapabileceğinin delili ikindi namazının sünneti,[2] yatsı namazının ilk sünneti nafile hükmündedir, nafiledir. Kılmadığından dolayı sorumlu değilsin. İkindi ve yatsı ezanı okundu o vaktin farz namazını kılmak üzerine farz oldu. Niçin kalkıp sünneti kılıyorsun? “Kılınmaz” dediğine göre kabul olmaması lazımdır. Farzı kılmak boynuna borç oldu, sen nafileyi kılıyorsun. İkinci büyük delili de yukarıda yazmış olduğumuz Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in hadîs-i şerîfidir.

 

Yine Bilâl Babama sordular: “Farz borç dururken önce niçin sünnet kılınıyor?” Bilâl Babam buyurdu ki:

- İlk kıldığın olgun değildir. İkinciye kıldığın olgun olur. Namaza durduğunda, insanın aklında dünya işi, sevgisi olur. İlk defa sünneti kılar, onları kalbinden atıp huzur tutturmaya çalışırsın. Sünnette huzur tutturamazsan farzda daha iyi huzur tutturursun. Hem de İslâm dininde niyet mühimdir. “Mü'minlerin niyetleri amellerinden hayırlıdır.”[3] Sünneti kılarken öldün, niyetinde farzı da kılmak olduğu için Allahu Teâlâ o farzı kılmıştan daha fazla sevap yazar.  Çünkü niyet amelden hayırlıdır. Niyet eder, onu uygular ve yapar. Niyetine alıp yapmak imkanı varken yapmazsa o niyet niyet sayılmaz. Sünnet alıştırmak ve farzı tam tatbik etmek içindir.

İşte “Kaza borcu dururken nafile namaz kılınmaz.” demeleri yanlıştır. Yukarıdaki hadîs-i şerîfte farz borcu varsa nafilelerle tamamlayın,” dediğinden anlaşılıyor ki, nafile ibadetler yarın mahşerde kılamadığın, yapamadığın farzların yerine kaimdir, onun yerine geçer. Nafile namazlarla kaza namazları tamamlanır. Onun için kaza borcu olan nafile namaz kılabilir, caizdir. Delil bu hadîs-i şerîftir.

Kaza borcu dururken sünnet ve nafile kılınmaz diyenler iyi düşünsünler! Teravih nafiledir,[4] kaza borcu dururken bu nafile kılınmıyor mu? Bazı kimselere bu söz söylenince teravih nafile değil sünnet diyorlar. Yine kaza borcu olan sünnette, nafile de kılamaz diyorlar. Onların dediklerine göre demek ki; sünnette olsa nafile de olsa kılınmaması lazımdır. Çünkü adamın kaza borcu var. Hadîs-i şerîfte Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem); “Bir adamı yarın mahşere getirirler, kazaya kalmış farz namazı borcu var, onun nafile defterine bakın derler. Nafile defterine bakarlar. Onun kaza borcunu nafilelerle ve sünnetlerle tamamlarlar.” buyuruyor. Sünnetlerde farz değildir. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in devamlı yaptığı nafile bize sünnet kalıyor. Bazan yapıp bazan yapmadığı bize nafile oluyor. Aslında hepside aynıdır. Teravih namazı kılındığına göre, kaza borcu olan hem sünnet, hem nafile kılabilir.

Bir kardeşimiz bana sordu:

- Kaza namazı borcu olan bir kimse nafile namaz kılabilir mi? Ben:

- Kılar, dedim. Çünkü Allahu Teâlâ buyuruyor:

 

(Sahîh-i Buhâri Tecrîd-i Sarîh, Cild 12, Hadîs No: 2042)

Manâ'sı: “Ebû Hüreyre (Radiyallahu anhu)'den; Rasûlullah  (Sallallahu aleyhi vesellem), Allah Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyurdu, demiştir:

- Her kim beni tanıyan ve ihlas ile bana ibadet eden bir kuluma düşmanlık ederse, ben de ona harb ilan ederim. Bana kulum hiç bir şey ile yaklaşamaz, ancak kendisine farz kıldığım şeyleri sevmesiyle yaklaşır. Her zaman kulum bana nafile ibadetleriyle de yaklaşmak ister. Nihayet ben ona muhabbet ederim…” (İlâ âhir).[5]

 

Hadîs-i şerîfte: “Mü'minin mi'râcı namazdır,”[6] buyurulduğu budur.

Farz namazı kılmak Allahu Teâlâ'ya yakınlık hasıl eder. Nafile namazı kılmak o yakınlığı muhafaza eder, düşürmez. Adama, üstünde oturduğum bir minderi gösterip:

- Bu minderin diyelim eni de, boyu da bir metre ve bir astarı, bir de bezi, içinde de beş kilo yün var. Ben bu minderi zay etsem. Bu minderin eninde ve boyunda astarını, bezini diktirip, onun içindeki kadar da yün koyup aynı minderi yapsam, yalnız rengi başka olsa! Minderin sahibi merhametli bir kişi ise o minderin yerine bu minderi kabul eder mi, etmez mi? Adam:

- Eder, dedi. Ben dedim ki:

- İşte farz namaz Allahu Teâlâ için kılınıyor, nafile namazda Allahu Teâlâ için kılınıyor. Farz veya nafile olarak kılınan namazların içinde okunan dualar, tahiyyat, rükû, secde aynıdır. Bir tek niyet ederken kazaya veya nafileye niyet diye ayrılıyor. Hepsi tamam niyet ayrı oluyor. Allahu Teâlâ:

“Ben kuluma anasından ve babasından merhametliyim.”[7] buyurduğu halde kazanın yerine nafileyi niçin kabul etmesin Yani döşeğin içi-dışı ödenmiş; rükû, secde, dualar yapılmış. Hepsi Allahu Teâlâ için, yalnız niyette kaza, nafile diye renk ayrılığı var, başka ayrılık yok. Öyle ise Allahu Teâlâ farz kazanın yerine niçin nafileyi kabul etmesin.

Hadîs-i şerîf: “Yatsı namazından sonra (son sünnetten sonra salât-ı vitirden evvel) iki rek'ât nafile namaz kılan, gece sabaha kadar namaz kılmış gibidir.”[8]

 

Gece sabaha kadar namaz kılsa, bir çok namazın kazasını kılabilir. Bir senede on gün yatsı namazından sonra iki rek'ât nafile kılarsa bir çok zaman kaza namazını kılmış gibi olur. O kimsenin hiç kaza namazı kalmaz. Bunu anlatmak için söylüyorum. Bu namazı kılın, kaza namazı kılmayın demek değildir. Kaza borcu için nafile terk edilmez. Nafile için kaza namazı terk edilmez. Her ikisi de kılınır. Hiç bir kimse ne kadar da günahkâr olsa Allahu Teâlâ'dan ümidini kesmemesi gerekir. Çünkü Allahu Teâlâ'nın affı sınırsızdır. Hiç bir kimse ibadetine, aslına güvenip Allahu Teâlâ'dan korkuyu atmasın. Belki Allahu Teâlâ'nın gadabını kazanırım da beni cehenneme atar diye korkması lazımdır.  Haşa sümme haşa Allahu Teâlâ ve Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) eksik, yalan ve olmayacak şeyleri konuşmazlar. Allahu Teâlâ kabul ederim dedikten sonra bunu niçin kabul ettin diye itiraz edecek kimsede olmaz. Yine Allahu Teâlâ senin vakti vaktine kıldığın namazın hiç birisini kabul etmem derse, bunu niye kabul etmedin diye itirazda edilmez. İtiraz etsen de kabul edilmez. Münâfıkların namazını, orucunu, haccını, zekatını hiç bir ibadetini Allahu Teâlâ kabul etmiyor.

Ashâb-ı Kehf[9] ile Firavun'un karısı Hz. Asiye[10] Validemizin gizli inançları çok kuvvetli idi. Allahu Teâlâ gizli yaptıkları dualarını, tam ibadet etmiş gibi kabul ediyor. Evliyalığın en yüksek zirvesine çıkartıyor. Bunların hiç amelleri olmadığı halde niçin bu kadar yükselttin, münâfıkların amellerini niçin kabul etmedinde denilmez. Yunus (Aleyhis-selâm)'un kavmine hem belâ verdin, hem affettin, hem de cennetlik ettin.[11] Bunları niçin yaptın diyecek var mı? Derse kâfir olmaz mı? Hiç bir kimsenin az ameli kendisini kurtaramaz demek hatalıdır. Hiç bir kimse Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in imamlığında arkasında namaz kılanlara yetişemez. Ama Allahu Teâlâ, münâfıkların, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in arkasında kıldıkları namazı kabul etmediğini, cehennemlik olduklarını Kur'ân-ı Kerim'de bildiriyor.[12]

Allahu Teâlâ bizim amelimizi de kabul etmemezlik yapmasın inşallahu teâlâ. Amellerimizi kabul etsin diye dua ederiz.

Şunun şu kadar namaz, oruç, vs. borcu var, bunun bu kadar borcu var. Bunları tamamlasın, tamamlamazsa, bunları tam kılmazsa hiç bir imkânı olmaz, demek bizim ne haddimizdir. Borç borçtur, yapılırsa, eda edilirse çok iyi olur. Sünneti ve nafileyi birin yerine bin kabul etti ise; senin şu borcun, bu borcun var demek cahilliktir. Hem de Allahu Teâlâ'nın işine karışmaktır.

 

Bir hadîs-i kudside Allahu Teâlâ:

(Bir kimse) Gece kalkar, namaz kılar, bir koyun sağımı kadar zikrullah yapar, arkasından dua ederse kulumun duasını kabul etmezsem ben o kulumu incitmiş olurum.”[13] buyuruyor.

Sen şu şöyle olmaz, bu böyle olmaz sözleri ile Allahu Teâlâ ile kulun arasına niçin giriyorsun? Hadîs-i şerîfte Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem): “Müjdeci olun, korkutucu olmayın. Heveslendirici olun, nefret ettirici olmayın, kolaylık gösterin, zor gösterenden olmayın.”[14] buyuruyor. Vaazınızın çoğu müjdeci olsun demektir. O kimseyi korkutursan, ibadetten ümidini keser, yapmaz. O kimsenin ibadetini yapmasına sen mani olmuş olursun.

Hz. Ali (Radiyallahu anhu) bir gün arkasında bir topluluk ile giderken güneş karşıki dağa vurmuş, o anda bir adam da namaz kılıyordu.

- Yâ Ali! Kerâhat vaktinde namaz kılıyor, bunu namazdan ayıralım mı ne buyurursun? Sözüne karşılık Hz. Ali:

- Yanında bekleyin, namazı bitirsin, ondan sonra ona sen namazı kıldığın zaman karşıki dağa güneşin ışığı değmişti (vurmuştu) deyin. Namazı iade edip etmemesine karışmayın. Namazda; Allahu Teâlâ'nın divanında, onu namazdan ayırmak Allah ile kul arasına girmektir, buyurdu.

 

Hadîs-i kudsi: “Benim kubbeler altında evliyalarım vardır. Onları benden başkası bilmez.”[15] Yani; bir tek Allahu Teâlâ bilir. Allahu Teâlâ'dan başka hiç kimse onun Evliya olduğunu bilmez. Belki böyle Allahu Teâlâ'ya sevilmiş bir zat ise niyazla değil nazla yalvarıyorsa onu da Allahu Teâlâ öyle kabul ediyorsa, ne biliyorsun?

 

Zamanında böyle bir zata; “Dua et de şu işimiz şöyle olsun” dediler. O zat buyurdu ki:

- Benim onunla aram iyi değil. Dua talep edenler:

- Niçin iyi değil? dediler. O zat:

- Ben Allahu Teâlâ'ya yalvarıyorum. Yâ Rabbi! Benim vücudumu cehennemi dolduracak kadar büyük yap, hiç kimseyi cehenneme atma, herkesin yerine ben yanayım, diyorum. Onu kabul etmiyor. Onun için O'nunla aram iyi değil, dedi.

Musa (Aleyhis-selâm):

- Yâ Rabbi! Bunun Evliya olmasının sebebi ne? Fazla bir ibadetini göremedim. Bazen şer'a muhalif tarafları da var. Allahu Teâlâ:

- O, benim kullarıma o kadar o kadar çok acıyor, düşünüyor ki, “onların yerine ben yanayım, benim vücudumu cehennemi dolduracak kadar büyük yap” diyor. Hem onun dediğini kabul etmiyorum, hem de kendini Evliya yapıyorum, buyuruyor.

İşte Allahu Teâlâ ile kul arasına girilmiyor. 

 

                   Bir kez gönül yıktın ise,

                   Bu kıldığın namaz değil,

                   Yetmiş iki millet dahi,

                   Elin yüzün yumaz değil.

                                      Şeyh eteğin tuttun ise,

                                      Doğru yola gittin ise,

                                      Bir hayırda ettin ise ,

                                      Birine bindir az değil.

                   Yunus bu sözleri çatar,

                   Sanki balı yağa katar,

                   Halka meta'ını satar,

                   Yüküm cevherdir, tuz değil.

                                               Yunus EMRE

 

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) hadîs-i şerîflerde: “Evvabin namazını kılarsan, on iki senelik ibadet yerine geçer.”[16] “Kuşluk namazı kılan, kabul olmuş bir hac, bir umre sevabı alır. Denizlerin köpüğünce günahı olsa Allahu Teâlâ affeder.”[17] buyuruluyor. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem); “heveslensinler, kılsınlar, mes'uliyetten kurtulsunlar.” diye buyuruyor. Az ibadetle çok sevap alınacağına dair Kur'ân-ı Kerim'de: “Leyle-i Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır.”[18] Yani bin ay ibadet etmeden, Leyle-i Kadir'i ibadetle geçirmek daha hayırlıdır. Allahu Teâlâ Kur'ân-ı Kerim'de, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) hadîs-i şerîflerinde; Birin yerine on, yüz, yedi yüz, bin, iki milyon sevap vereceğini vaad ediyor. Allahu Teâlâ birin yerine bin kabul ederse, bir rek'âtı iki milyon[19] rek'âta kabul ederse namaz borcu nerede kalıyor. Bir Leyle-i Kadir'i namazla, ibadetle ihya etmek bin ay (seksen küsür sene) ibadetten daha hayırlı oluyor. Borç namaz nerde kalıyor?

 

Kaza borcu dururken nafile namaz kılamazsın. Kılarsan kabul olmaz. Muhakkak sûrette ilk defa kaza borcunu ödeyeceksin.” diyenlere:

Allahu Teâlâ dilerse kabul eder. Allahu Teâlâ'nın affından umudu kesmeyip, korkuyu da atmamamız lazım. Kaza için nafile terk edilmez. Nafile için kaza terk edilmez. İkisini de kılar. Hangisine iştahı varsa onu kılar. Yarın mahşerde Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Benim ümmetim kılsınlar, bu dereceleri alsınlar, mes'uliyetten kurtulsunlar diye söyledim. Sen neden kılamaz dedin, derse ne cevap vereceksin? Nafileyi kılmak kolay farz borcu önüne dağ gibi yığılmış. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem); “âhirette farzların eksikliklerini nafile ile tamamlarlar,” buyuruyor.

Allahu Teâlâ âyetlerde “Onların günahlarını affetmeden başka sevaba çeviririm.”[20] “Eski günah dolu hayatını iptal eder, yeniden tertemiz bir hayatı tayyibe veririm.”[21] buyuruyor.

Namaz borcu nerede kalıyor? ki “kaza borcu olanın nafile namazı kabul olmaz” diyorlar. Buna karar verecek, kabul edecek, etmeyecek, birin yerine iki milyon verecek, günah dolu hayatı iptal edecek, yeni tertemiz hayat verecek, günahı sevaba tebdil edecek olan Allahu Teâlâ değil midir? Bunların hepsini ya kabul edecek veya kabul etmeyecek olan yine Allahu Teâlâ'dır. Kabul edeceğini, kabul etmeyeceğini hiç kimseye sormadan karar verir, yapar. Hiç kimse en ufak bir iddia edemez. Onun için iyiyi, kötüyü Allahu Teâlâ seçer.

Bir adamda münâfıklık ederse, ömür boyu kıldığı namazın hiç birisini Allahu Teâlâ kabul etmezse, cehennemlik olur.[22] Ne kadar da çok kılsa cehennemliktir.

Kaza dururken, nafileyi kılmayın demek, bunu seçip kabul olup olmadığına, beğenip beğenmediğine karar verecek bir tek Allahu Teâlâ'dır.

Allahu Teâlâ karar veriyorsa, senin karışman Allahu Teâlâ ile kul arasına girmek olmuyor mu? “Allahu Teâlâ'nın işine karışılmaz.” sözü budur. Bu sözü Şeyhlere getirip söylerler: “Allahu Teâlâ ile kul arasına giriyor” derler. Bu söz yanlıştır. Şeyh vesiledir. Allahu Teâlâ, Musa (Aleyhis-selâm)'yı ilim öğrenmesi için, Hızır (Aleyhis-selâm)'ı vesile ettiği gibidir. Aksini iddia edenlerden âyet, hadîs göstererek cevap vermelerini istiyorum.[23]

 

(Sûre-i Zümer, Âyet 9)

Meâl'i: “Yoksa o (inkâr eden kimse), geceleri secde ederek ve kıyamda durarak ibadet eden, âhiretten çekinen ve Rabb'inin rahmetini dileyen kimse (gibi) mi? (Ey Muhammed!) De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri bunları hakkıyla düşünür.”

 

Âyette bilenler dediği gece kalkıp secdeyle, kıyamla sabahlayan namaz kılan, âhiret azabından korkanlar. O korkudan yatağında yatmayıp secdeyle, kıyamla sabahlayanlar. İşte Allahu Teâlâ'yı bilen, işte Allahu Teâlâ'nın azabını bilen, işte Allahu Teâlâ'dan korkan Allahu Teâlâ'nın akıllı dediği bunlardır. Bunlarla; “ben âlimim, bilgiliyim, ilmim çok” deyip sabaha kadar yatanlar beraber mi olur? Anlaşılıyor ki, ilim Allahu Teâlâ'dan korkmakmış. Yine âlim, Allahu Teâlâ korkusundan yatağında yatmayıp, secdeyle, kıyamla sabahlayanlarmış. İşte bunları ancak temiz, saf akıl sahipleri düşünür. Allahu Teâlâ kendinden korkmayanı, serbest olanı akşamdan sabaha kadar yatanı, ne kadar okumuş, bilgili de olsa onları âlim ve akıllı saymıyor.

 

Hadîs-i şerîf: “Hikmet ilminin başı, Allah korkusudur.”[24] Allahu Teâlâ'nın korkusundan gece yatağında yatamaz, kalkar secde ile, kıyamla, namazla, ibadetle ve zikirle sabahlar.

Bu hadîs-i şerîfe göre gece kalkıp ibadet etmek, namaz kılmak bu kadar çok mühimdir. Yukarıdaki âyette bu vurgulanıyor; “Geceleri kalkıp ibadetle, namazla, secdeyle, kıyamla sabahlayanlarla, sabaha kadar yatanlar beraber midir?” Gece kalkınca kazaya niyet etsin, nafileye niyet etsin, şunun namazı olur, şunun namazı olmaz demiyor. Sabaha kadar ibadetle sabahlasın, kaza kılsın, nafile kılsın, ne kılarsa kılsın, kabul edecek olan Allahu Teâlâ'dır. Engel olduğun kimseler yarın mahşerde: “Yâ Rabb'i! Ben yapacaktım, kabul olmaz, diye yaptırmadılar. Kaza namazımda çoktu. Hesap edip kılmama da imkân yoktu. Beni namazdan bu soğuttu.” diye yakandan tutarsa ne cevap vereceksin?

 

(Sûre-i Müzzemmil, Âyet 2-4)

“Geceyi tamamen değil de, yarısını yahut yarıdan az eksiğini, veya fazlasını yatmadan (ibadetle) geçir ve Kur'ân'ı tane tane oku.”

 

Geceleyin kalk, namaz kılarak ibadet yaparak sabahla. Ya gece yarısından sonra kalk, ya da gece yarısından daha az zamanda kalk, namaz, ibadet ve duâya devam et.

Gecenin yarısından fazla üçte ikisi kadar bir zamanda namaz kılmaya çalış. Kur'ân'ı güzelce, özenerek, acele etmeksizin açıkça oku.

 

(Sûre-i Müzzemmil, Âyet 20)

Meâl'i: “(Rasûl'üm!) Senin, gecenin üçte ikisine yakın kısmını, (bazen) yarısını, (bazen de) üçte birini yatmadan (ibadetle) geçirdiğini ve beraberinde bulunanlardan bir topluluğun da (böyle yaptığını) Rabb'in elbette biliyor. Gece ve gündüz (içinde olup bitenleri iyiden iyiye) ölçüp biçen ancak Allah'tır. O sizin, bunu sayamayacağınızı, bildiği için, sizi bağışladı. Artık, Kur'ân'dan kolayınıza geleni okuyun. Allah bilmektedir ki, içinizden hastala (nan) lar olacak, diğer bir kısmınız Allah'ın lütfundan (rızık) aramak üzere yeryüzünde yol tepecekler, başka bir kısmınız da Allah yolunda çarpışacaklardır. O halde Kur'ândan kolayınıza geleni okuyun. Namazı kılın, zekatı verin, Allah'a gönül hoşluğuyla ödünç verin. Kendiniz için önden (dünyada iken) ne iyilik hazırlarsanız Allah katında onu bulursunuz, hem de daha üstün ve mükâfatça daha büyük olmak üzere, Allah'tan mağfiret dileyin, şüphesiz Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.”

 

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ışığı yanıp gece namaz kılıp, ibadet etmeye kalkınca ashâb-ı suffa'da kendisi ile beraber kalkıp namaz kılar, ibadet yaparlardı. Allahu Teâlâ âyette bunu söylüyor. Hem de gece kalkıp namaz, zikir, tesbih ile çalışmamıza, çalışanlardan da memnun olacağına işaret ediyor. Allah'ım hepimize nasip etsin. (Amin)

Allahu Teâlâ için fakire, ihtiyacı olanlara ödünç para vermek, doğrudan Allahu Teâlâ'ya ödünç vermek oluyor. Diğer bir âyette de Allahu Teâlâ: “Malınızı ödünç vermekle temizleyiniz.”[25] buyuruyor. Sıkılmış, darda kalmış ve ihtiyacı olanlara ödünç verip onu da sıkmaz ve mühlet verirsen, verdiğin parayı temizliyor. Yani verdiğin para şüpheli veya haram da olsa tekrar sana gelirken yıkanıp temizlenip gelmiş oluyor. (Bak sayfa 70)

 

(Sûre-i İsra, Âyet 79)

Meâl'i: “Gecenin bir kısmında uyanarak, sana mahsus bir fazlalık olmak üzere namaz kıl. (Böylece) Rabb'inin, seni, övgüye değer bir makama göndereceğini umabilirsin.”

 

İşte teheccüd namazı, bu âyetle bir tek Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e farz oldu. “Sana mahsus olmak üzere namaz kıl.” teheccüd namazı Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e farz buyurunca bizlere farz değil, nafile oldu. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in her yaptığı bize sünnet kalıyor. Amma âyet-i kerimede “Sana mahsus nafile namazı kıl” buyurunca  Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e farz, bize nafile oldu. Teheccüd namazını arada bir kılmamız lâzım. Bu namazı kılanlara, yapanlara ne mutlu!

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ile Allahu Teâlâ arasında ve Cebrâil (Aleyhis-selâm)'ın konuşmalarının aynısını biz her namazda en az iki defa konuşuyoruz. Sabah, öğle, ikindi, akşam, yatsı namazlarında yirmi bir (21) defa Allahu Teâlâ ile konuşuyoruz. Namazda tahiyyata oturunca okuduğumuz «Ettehiyyat» Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in mi'râc'da Allahu Teâlâ ile konuşmasıdır. En sonunda «Es-selâmü aleyna ve ala ibadillah'is-salihiyn» denir. İbadet edip ameli salih işleyenlere  selamım olsun demektir.

 

          Mi'râc'ında Cebrâil'i solladın,

          Orada da ümmetini kolladın,

          Tahiyyatta bize selam yolladın,

          Ne kadar güzelsin yâ Rasûlullah.

                                               Aşık MEÇHUL

 

Onun için Allahu Teâlâ: “Kulum bana farz namazlarında yakın olduğu kadar hiç bir zaman yakın olamaz. Nafile namazlara devam ettiği müddetçe de benden ayrılmaz.”[26] Hakk'a yakınlık, gurbiyyet farz namazladır. O yakınlığı, o gurbiyyeti muhafaza etmek nafile namazla olur. Mi'râc'da Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ile Allahu Teâlâ arasında doksan bin kelam (doksan bin soru, doksan bin cevap) konuşulmuştur. Mevlid-i şerîf de:

                  

          Sen ki gelip bana eyledin niyaz,

          Ümmetin mi'racını kıldım namaz.


dediği doğrudan Allahu Teâlâ ile konuşmaktır. Sen, camide Allahu Teâlâ'nın evinde sünnet olanı kıldın, Allahu Teâlâ ile konuştun. En büyük padişah olan Allahu Teâlâ'nın huzurunda ilk konuşmayı, ilk ifadeyi verdin. İkinci konuşmayı, farz namazı kılmak için ayağa kalktığında konuşacaksın. Bu nedenle sünnet ile farz namazı arasında konuşamaz, iki elinle tutacak bir iş göremezsin.

 

(Sünen-i Ebû Dâvûd, Cild 5, Hadîs No: 1368)

Manâ'sı: “…Aişe (Radiyallahu anhu)'den Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur:

- Kendinizi güç yetirebileceğiniz amellere veriniz. Çünkü siz usanmadıkça Allah usanmaz. Allah katında amellerin en sevimlisi az bile olsa devamlı olanıdır.

Nitekim Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) bir amel işledi mi ona devam ederdi.”[27]

 

(Sünen-i Ebû Dâvûd, Cild 4, Hadîs No: 1250)

“…Ümmü Habîbe (Radiyallahu anhu)'den Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Kim günde on iki rek'ât nafile (namaz) kılarsa o namazlar sebebiyle kendisine cennette bir ev yapılır.”[28]

 

(Sahîh-i Müslim, Cild 2, Hadîs No: 105 (730), s.371)

Manâ'sı: “…Abdullah ibn-i Şakik dedi ki:

Aişe (Radiyallahu anhu)'den Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'ın tatavvuunu sordum? Şöyle cevap verdi:

- Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) benim evimde öğleden evvel dört rek'ât kılar, ondan sonra çıkar, halka farzı kıldırır, sonra tekrar iki rek'ât kılardı. Akşam namazını da halka kıldırdıktan sonra yine gelir iki rek'ât kılardı. Yatsıyı kıldırdıktan sonra yine gelir iki rek'ât kılardı. Bir de geceleyin içinde vitir olmak üzere dokuz rek'ât daha kılardı. Bir de geceleyin uzun uzun ya ayakta durarak  ya oturarak namaz kılardı. Ayakta kıraat ederse ayakta iken, oturduğu yerde kıraat ederse oturduğu yerden rukû ve secdeye varırdı. Fecir tulû edince de iki rek'ât kılardı.”[29]

 

(Sünen-i Ebû Dâvûd, Cild 5, Hadîs No: 1276)

Manâ'sı: “…İbn-i Abbas (Radiyallahu anhu)'dan demiştir ki:

- İçlerinde Ömer ibn-i el-Hattab'da bulunan ve bana en sevimlileri Ömer olan bir takım sevilip sayılan kişiler, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in:

- Sabah namazından sonra güneş doğuncaya kadar, ikindi namazından sonra da güneş batıncaya kadar namaz yoktur, buyurduğuna dair benim yanımda şahidlik ettiler.”[30]

 

(Sünen-i Ebû Dâvûd, Cild 5, Hadîs No: 1280)

“Aişe (Radiyallahu anhu)'nin azatlısı Zekvân'dan nakledildiğine göre Hz. Aişe (Radiyallahu anhu) kendisine şöyle demiştir:

- Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) ikindiden sonra namaz kılardı ve (bizi) ondan nehyederdi. İki orucu birbirine eklerdi ve bizi iki orucu birbirine eklemekten nehyederdi.”[31]

Dua ve ibadetin en makbul olduğu zaman nedir ? 

(Sünen-i Ebû Dâvûd, Cild 5, Hadîs No: 1277)

Manâ'sı: “Amr ibn-i Abese'den demiştir ki; Ben (Rasûl-ü Ekrem'e hitaben):

- Ey Allah'ın Rasûlü gecenin hangi saatinde (ibadet ve) duâ daha çok makbuldur? dedim. (O şöyle) cevap verdi:

- Gecenin son vaktinde, sabah namazını kılıncaya kadar ve istediğin (nafiley)'i kıl. Çünkü (bu vakitte kılınan) namaz şahitlidir (ve sevabı) yazılmıştır. (Sabah namazını kıldıktan) sonra, güneş doğup da bir veya iki mızrak boyu yükselinceye kadar (namaz kılmayı) bırak. Çünkü güneş şeytanın boynuzları arasında doğar ve kâfirler güneşe (o saatte) tapınırlar. Sonra mızrak gölgesiyle bir oluncaya kadar istediğin kadar kıl. Çünkü (bu saate kadar kılınan) namaz şahitlidir (sevabı) yazılmıştır. Mızrak gölgesiyle bir olduktan sonra namazı bırak, (çünkü o saatte) cehennem kızdırılır ve kapıları açılır. Güneş (batıya) meyledince ikindi namazını kılıncaya kadar istediğin (nafile)'i kıl. Çünkü bu (saatte kılınan) namaz şahidlidir. (İkindi namazından) sonra güneş batıncaya kadar namazı bırak. Çünkü (güneş) şeytanın boynuzları arasında batar ve kâfirler ona (o saatte) tapınırlar.”[32]

 

Gecenin üçte biri kalınca, şafağın yeri ağarıncaya kadar en makbul zamandır. O zamanda namaz kıl. Güneş karşı dağa vurduktan (güneş doğduktan kırk beş dakika veya bir saat) sonraya kadar namaz kılma. O zamana kadar güneş bir mızrak boyu çıkar, o zaman namaz kılınır.
Namaz kılınmayacak vakitler
Güneş, şeytanın boynuzları arasından doğar. Kâfirler de güneş doğarken tapınırlar. Allahu âlem şeytan o saatte namaz kılmamızı ve kâfirlere benzememizi ister. İşte onlarınkine benzememek için o vakitte namaz kılınmaz. Mızrak kendi gölgesiyle bir oluncaya kadar namaz kıl demek; mızrağı dikersin gölgesi tam karşısına düşer. O zaman da kâfirlerin güneşe taptıkları zamandır. Bu süre öğle namazından kırk beş dakika evvel başlar, öğle namazı vaktine kadar sürer. Bu zaman da hiç bir namaz kılınmaz. Ama işrak vaktinden bu süreye kadar nafile ve kaza namazı kılabildiğin kadar kılınır. Cehennem sıcağı öğle ezanından kırk beş dakika evvel en şiddetli zamanıdır. Onun için namaz kılınmaz. Cum'a günü cehennemin alevleri yükselmez, coşmaz. Bunun için cum'a günü o vakitte namaz kılınır. Diğer günlerde cehennemin alevleri yükselir, coşar.[33]

İkindi namazından akşam namazına kadar nafile kılınmaz ama kaza kılınır. Güneş batarken o günün ikindi namazının farzından başka hiçbir namaz kılınmaz.

 

(Kütüb-i Sitte, Cild 9, Hadîs No: 3099)

Manâ'sı: “Simâk ibn-i Harb anlatıyor: Cabir ibn-i Semüre (Radiyallahu anhu)'ye dedim ki:

- Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'la beraber oturdun mu?

- Evet dedi, hem de çok. Sabah namazını kılınca  namaz kıldığı yerden güneş doğuncaya kadar kalkmazdı. Bu esnada (cemaat) birbirlerine cahiliye devri ile ilgili şeyler anlatırlar ve gülerlerdi. Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'da tebessüm buyururlardı.”[34]

 

Ashâb cahiliye devrinde yaptıklarına pişmanlık duyup hem de bunları duyanların ibret alması için birbirlerine anlatırlardı. Cahiliye devrinde yaptıklarının ne kadar bâtıl olduğunu; İslâmiyete girdikten sonraki yaşantılarıyla karşılaştırırlar. İslâmi yaşantılarının ve ibadetlerinin ne kadar üstün, iyi olduğunu birbirlerine anlatırlardı. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'de bundan hoşlanır, tebessüm ederdi.

 

(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 4275)

(Allah'a yemin ederim ki) Sabah namazından sonra güneş doğuncaya kadar Allah'ı zikreden bir cemaatle oturmam her birinin diyeti on iki bin olan İsmail oğullarından dört köle azad etmeden benim için daha sevimlidir. Benim için ikindi namazından sonra güneş batıncaya kadar Allah'ı zikreden cemaatle oturmam her birinin diyeti on iki bin olan İsmail oğullarından dört kişi (köle) azad etmemden daha efdaldir.”[35]

 

Sabah namazından sonra güneş doğuncaya kadar hiç bir namaz kılınmaz. Namazda zikirdir, diyenler buna baksınlar. Bu halka olup sabah namazından sonra güneş doğuncaya kadar “Allah, Lâ ilâhe illallah” diye zikrullah etmeyi söylüyor.

 

(Sünen-i Ebû Dâvûd, Cild 4, Hadîs No: 1254)

“Aişe (Radiyallahu anhu)'den:

- Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) nafile namazlardan hiç birinde sabah namazının farzından önceki iki rek'ât sünnette olduğu kadar devamlı değildi.”[36]

 

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in devamlı yaptığı nafileler bize sünnet kalıyor. Bazı nafilelerde Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ömür boyu yaptığı halde ara verir, yapmazdı. Ashâb sebebini sorunca:

- Devamlı yaparsam ümmetime sünnet kalır. Yapamayanlar mes'ul olurlar. Ümmetime kolaylık olsun, sünnet kalmasın diye yapmıyorum. Yaparlarsa büyük mükafatı var, yapmazlarsa mes'uliyetleri yoktur, buyurdu.

Bunun için hadîs-i şerîf'te sabah namazının farzından evvel kıldığı; nafileyi devamlı yaptığı için bize terkedilmeyecek sünnet kalıyor.

 

(Sünen-i Ebû Dâvûd, Cild 5, Hadîs No: 1296)

“…el-Muttalib (ibn-i Rabia)'dan rivâyet edildiğine göre Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur:

- Namaz ikişer ikişerdir. Her iki rek'âtta bir tahiyyat okur, ilâhi duygularla kendinden geçer, aczini ortaya koyarsın. El kaldırıp duâ eder ve ey Allah'ım! ey Allah'ım! dersin. Kim (namazda) böyle yapmazsa o (namaz) noksandır.”[37]

 

Namazda kendi kendini kaybeder, kendinden geçer. Olduğu yeri, vakti, zamanı, kendi kendini her şeyi unutur. Kendi acizliğini, yapamadığını hatırlar. Kendi aczini bilen kendi kendini bildi. Kendi aczini bilmeyen Rabb'ısını bilemez. Sen kendi nefsini tanımaya, halk  sana perde, nefsinde Hakk'ı tanımaya sana perde olur. Halkı unut, kendi nefsini de unut. Sen halkla konuşursan kendi nefsini bilemezsin. Kendi nefsini bilirsen Hakk'ı bilemezsin. Hem halkı, hem de kendi nefsini unutursan bu şekilde çalışa çalışa Hakk'a vasıl olursun.

 

(Sünen-i Ebû Dâvûd, Cild 5, Hadîs No: 1300)

Manâ'sı: “…Ka'b ibn-i Ucre'den: Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) (bir gün) Abduleşhel oğullarının mescidine gelip akşam namazını orada kıldı. Namazlarını bitirince akşam namazından sonra nafile kılmakta olduklarını gördü. Bunun üzerine:

- Bu evlerde kılınan bir namazdır, buyurdu.”[38]

 

Nafile namaz; cami kalabalık olduğunda bulunduğu yerde değil, tenhada, evinde kılınır.

 

(Sahîh-i Buhâri Tecrîd-i Sarîh, Cild 2, Hadîs No: 412)

“Zeyd ibn-i Sabit (Radiyallahu anhu)'den; Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Yaptığınızı gördüğüm şu işi beğendim. Lâkin yine ey nâs bu nafileyi evinizde kılınız. Zira namazın efdalı insanın kendi evinde kıldığı namazdır. Meğer farz ola ki, onu mescidde cemaatle kılmak efdaldir, buyurdu.”

 

Bilâl Babamın nafile ibadeti evinizde yapın dediği bu hadîs-i şerîfe göredir.

 

(İhyâu 'Ulûmi'd-Dîn, Cild 1, Hadîs No: 643, s.553)

“Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Evde kılınan nafile namazların camide kılınan nafile namazlar üzerine fazileti, camilerde kılınan farzların evlerde kılınan farzlar üzerine olan fazileti gibidir.”[39]

 

Nafile namazı ne kadar göstermeden gizli kılarsan o kadar riyadan uzak, o kadar Allahu Teâlâ'nın rahmetine mazhar olur, demektir.

 

(İhyâu 'Ulûmi'd-Dîn, Cild 1, Hadîs No: 644, s.553)

“Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Benim mescidimde bir namaz diğer mescidlerde yüz namazdan Kâbe'de bir namaz benim mescidimde bin namazdan hayırlıdır. Bunlardan daha hayırlısı yalnız Allahu Teâlâ'nın bileceği, evin bir köşesinde kılınan iki rek'ât namazdır.”[40]

 

Halktan kesilerek gizli tenha yerlerde zikrullah, namaz, ibadet etme hepsinden efdaldır. Herkes derin uykuda iken seher vaktinde ibadet hepsinden daha makbuldur. En gizli zamanda ve en gizli yerde evinde kılınan namazı düşünürsek Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in bizlere ne kadar büyük müjde verdiği anlaşılır. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in Hıra mağarasında çalıştığı aynıdır. Allah'ım bu namazı bizlere de kılmak nasip etsin. (Amin)

(Sünen-i Ebû Dâvûd, Cild 2, Hadîs No: 560)

“…Ebû Said el-Hudrî (Radiyallahu anhu)'den; demiştir ki: Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:

- Cemaatle kılınan namaz, (cemaatsiz kılınan) yirmi beş namaza eşittir. Kişi namazını rükû' ve secdelerini tam yaparak (erkânına tam riâyetle) kırda kılarsa (sevabı) elli namaz sevabına ulaşır.”[41]

 

Kırda ve tenhada kılınan namaz; yalnız kıldığının 50 misline bedeldir. Cemaatle kılınan namaz; yalnız kılınan namazın 25 mislidir. Cemaatle kılınan namazın iki misli sevabı olur.

Tarikat deyince akla kibiri, gururu, riyayı, ahlâk-ı zemimeyi kıracak şeyler yapmak, bir de gizli ibadet gelir. Övülmeden, övünmekten, gösterişten son derece sakınır. Allahu Teâlâ'nın en sevmediği; gösteriş, kendini halka beğendirmek, kendi kendini övmektir. En sevdiği davranışlar da; gönlünü engin edip, herkesi kendinden yüksek bilmektir. Kendi nefsine güvenmeyip, ona fırsat vermemektir. Tarikatta bir insan çalışır, ilerler. Bundan kendisinin de, başkalarının da haberi olmaz. En gerideyim hiç birşey bilmiyorum zanneder. Allahu Teâlâ; “Benim, kubbeler altında evliyalarım vardır. Benden başkası bilmez.”[42] buyuruyor. Kibrini, gururunu kıracak şeyler yapar, gizli ibadete çok önem verir. Uzlet, halvet, çile, inziva bunların hepsi gizli ibadetle ve halktan kesilme ile olur. Bu hadîs-i şerîflere göre nefsine güvenmez, gizli ibadet yapar, gösterişten, övünmeden son derece sakınır. Kendisine görünüşte öğretilen birşey yoktur. Gizli öğrenir. Yani ilerlediğini Allahu Teâlâ kendisine bildirmez. Mürid kendisini en gerideyim zanneder. Tarikatta ilerleyen düşüyorum, düşen de ilerliyorum zanneder. Allahu Teâlâ; “Siz bilmediğinizi ehli zikirden sorun.”[43]Mü'minin firasetinden sakının. Çünkü onlar Allahu Teâlâ'nın nuru ile bakarlar.”[44] “Ben bir kulumu seversem onun gören gözü, işiten kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı, söyleyen dili ben olurum.”[45] buyuruyor.

Musa (Aleyhis-selâm)'nın Hızır (Aleyhis-selâm)'dan öğrenmek istediği ve öğrendiği ledün ilmini kazanabilmek için çalışır. Sonunda Allahu Teâlâ kendisine bu ilmi verir.

 

(Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 3, Hadîs No: 1158)

Manâ'sı: “…Aişe (Radiyallahu anhu)'den şöyle demiştir:

- Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) öğle (namazının) farzından önceki dört rek'ât (sünnet)i kaçırdığı zaman öğle (namazının) farzının sonundaki iki rek'âttan sonra onu kılardı.

Ebû Abdillah (müellifimiz): bu hadîsi Şu'be'den yalnız Kays rivâyet etmiştir.”[46]

Bu da terk edilmeyecek sünnettir.

 

Bilâl Babam buyurdu:

- Teheccüd namazını devamlı kılan bir kimse arada bir kaçırmışsa (kılamamışsa) kuşluk vakti kaza etsin. Devamlı çektiği dersini kaçırmışsa (çekememişse) onu da kaza etsin. Dersinin hepsinin kazası zor olursa beş yüz tesbihi kaza etsin (100 Estağfirullah elazim; 100 Salâvat-ı şerîfe; 200 Lâ ilahe illallah; 100 Allah, Allah çeksin).

 

(Kütüb-i Sitte, Cild 9, Hadîs No: 2959)

“Hz. Ömer (Radiyallahu anhu); Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Öğleden önce zevâlden sonra dört rek'ât vardır ki bunlar seherde kılınan emsalleri değerindedirler. Her ne (kadar canlı) varsa, bu saatte mutlaka Allah'ı tesbih eder. Rasûlullah sonra şu âyeti okudular. “Allah'ın yarattığı şeylerin gölgeleri sağa-sola vurarak Allah'a boyun eğerek secde etmekte olduklarını görmüyorlar mı?”[47]

 

İşrak vakti, kuşluk vakti kılınan dört rek'ât namazla seher vaktinde kılınan namaz en makbul namaz olduğundan aynı seher vaktinde kılınan namaz değerindedir, onlar gibi demektir.

 

(Sünen-i Ebû Dâvûd, Cild 5, Hadîs No: 1269)

“Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in eşi Ümmü Habîbe (Radiyallahu anhu)'den; Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:

- Kim öğle namazından önce ve sonra dört rek'ât namaz kılmaya devam ederse (o kimse) cehennem ateşine haram kılınır.”[48]

 

(Sünen-i Ebû Dâvûd, Cild 5, Hadîs No: 1274)

“…Ali (Radiyallahu anhu)'den rivâyet edildiğine göre; Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ikindiden sonra güneş yükseklerde bulunmadığı zaman namaz kılmayı yasaklamıştır.”[49]

 

(Sünen-i Ebû Dâvûd, Cild 5, Hadîs No: 1275)

Manâ'sı: “…Ali (Radiyallahu anhu)'den demiştir ki:

- Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) sabah ve ikindi namazlarının dışında her farz namazı müteâkıb iki rek'ât (namaz) kılardı.”[50]

 

(İhyâu 'Ulûmi'd-Dîn, Cild 1, Hadîs No: 596, s.531)

“Hz. Aişe (Radiyallahu anhu)'den:

- Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) yatsıdan sonra dört rek'ât kılarda öyle uyurdu.”