NAFİLE NAMAZLAR
(Sünen-i
Ebû Davûd, Cild 3, Hadîs No: 864)
Manâ'sı:
“(Hasan el-Basri) dedi ki: Enes ibn-i Hakim ed-Dabbî, Ziyad'dan veya ibn-i
Ziyad'dan korkup Medine'ye gelmişti. Ebû Hüreyre'yle karşılaştı. (Enes) dedi
ki:
- (Ebû Hüreyre) bana nesebimi sordu. Ben de ona nesebimi açıkladım. Bunun üzerine (Ebû Hüreyre bana):
- Ey Delikanlı! Ben
sana bir hadîs nakledeyim mi? dedi. Ben de:
- Evet (naklet), Allah
sana merhamet etsin, dedim. (Bu hadîs-i Hasan el-Basri'den nakleden) Yunus
dedi ki:
- Öyle zannediyorum
ki, Hasan el-Basri (Ebû Hüreyre'nin) Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'den (naklettiği) bu hadîsi (şöyle) rivâyet etti: Rasûl-ü Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:
- Halkın kıyamet
gününde ilk hesaba çekileceği amel namazdır. Aziz ve celil olan Rabb'imiz
bildiği halde meleklerine (şöyle) der:
- Kulumun (farz) namazına
bakınız. Onu tam mı, yoksa eksik mi kılmış? Eğer (o kimsenin farz namazı) tam ise, onun için (namaz sevabı) tam olarak yazılır. Eğer (farz) namazından biraz eksik olursa, Allahu
Teâlâ şöyle emreder: (Bu) Kulum için
nâfile (namaz) var mı bir bakınız?
Şayet o kimse için nafile (namaz)
var ise (şöyle) buyurur:
"Kulumun (eksik olan) farzını
nafilesinden tamamlayınız. Sonra (farz olan) diğer amellerde bu şekilde (ele) alınır.”[1]
“Kaza namazı borcu olan nafile namaz kılamaz!” diyenlerin
sözleri bu hadîs-i şerîfe göre boştur. Bu hadîste diğer farz amelleri de bu
şekilde ele alırlar dediğinden anlaşılıyor ki mahşerde her farzın noksanını o
ibadetin nafilesi ile tamamlayacaklar. Farz olan namazın boşluğunu nafile
namazla, farz olan orucun boşluğunu kasıtlı yememişse nafile oruçla, farz olan
haccın boşluğunu nafile hac ile tamamlarlar. Bilâl Babam bir vaazında deliller
göstererek; “Üzerine farz hac borcu olan
nafile hac yapabilir.” buyurmuştu. Buna itiraz ettiler. Farz borcu dururken
nafile ibadet yapabileceğinin delili ikindi namazının sünneti,[2] yatsı namazının ilk sünneti nafile hükmündedir,
nafiledir. Kılmadığından dolayı sorumlu değilsin. İkindi ve yatsı ezanı okundu
o vaktin farz namazını kılmak üzerine farz oldu. Niçin kalkıp sünneti
kılıyorsun? “Kılınmaz” dediğine göre kabul olmaması lazımdır. Farzı kılmak
boynuna borç oldu, sen nafileyi kılıyorsun. İkinci büyük delili de yukarıda
yazmış olduğumuz Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in hadîs-i
şerîfidir.
Yine Bilâl Babama sordular: “Farz borç dururken önce
niçin sünnet kılınıyor?” Bilâl Babam buyurdu ki:
- İlk kıldığın olgun değildir. İkinciye kıldığın olgun
olur. Namaza durduğunda, insanın aklında dünya işi, sevgisi olur. İlk defa
sünneti kılar, onları kalbinden atıp huzur tutturmaya çalışırsın. Sünnette
huzur tutturamazsan farzda daha iyi huzur tutturursun. Hem de İslâm dininde
niyet mühimdir. “Mü'minlerin niyetleri
amellerinden hayırlıdır.”[3] Sünneti kılarken öldün, niyetinde farzı da kılmak olduğu
için Allahu Teâlâ o farzı kılmıştan daha fazla sevap yazar. Çünkü niyet amelden hayırlıdır. Niyet eder,
onu uygular ve yapar. Niyetine alıp yapmak imkanı varken yapmazsa o niyet niyet
sayılmaz. Sünnet alıştırmak ve farzı tam tatbik etmek içindir.
İşte “Kaza borcu dururken nafile namaz kılınmaz.”
demeleri yanlıştır. Yukarıdaki hadîs-i şerîfte farz borcu varsa nafilelerle
tamamlayın,” dediğinden anlaşılıyor ki, nafile ibadetler yarın mahşerde
kılamadığın, yapamadığın farzların yerine kaimdir, onun yerine geçer. Nafile
namazlarla kaza namazları tamamlanır. Onun için kaza borcu olan nafile namaz
kılabilir, caizdir. Delil bu hadîs-i şerîftir.
Kaza borcu dururken sünnet ve nafile kılınmaz diyenler
iyi düşünsünler! Teravih nafiledir,[4] kaza borcu dururken bu nafile kılınmıyor mu? Bazı
kimselere bu söz söylenince teravih nafile değil sünnet diyorlar. Yine kaza
borcu olan sünnette, nafile de kılamaz diyorlar. Onların dediklerine göre demek
ki; sünnette olsa nafile de olsa kılınmaması lazımdır. Çünkü adamın kaza borcu
var. Hadîs-i şerîfte Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem); “Bir adamı
yarın mahşere getirirler, kazaya kalmış farz namazı borcu var, onun nafile
defterine bakın derler. Nafile defterine bakarlar. Onun kaza borcunu nafilelerle
ve sünnetlerle tamamlarlar.” buyuruyor. Sünnetlerde farz değildir.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in devamlı yaptığı nafile bize
sünnet kalıyor. Bazan yapıp bazan yapmadığı bize nafile oluyor. Aslında hepside
aynıdır. Teravih namazı kılındığına göre, kaza borcu olan hem sünnet, hem
nafile kılabilir.
Bir kardeşimiz bana sordu:
- Kaza namazı borcu olan bir kimse nafile namaz kılabilir
mi? Ben:
- Kılar, dedim. Çünkü Allahu Teâlâ buyuruyor:
(Sahîh-i
Buhâri Tecrîd-i Sarîh, Cild 12, Hadîs No: 2042)
Manâ'sı:
“Ebû Hüreyre (Radiyallahu anhu)'den; Rasûlullah
(Sallallahu aleyhi vesellem), Allah Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyurdu,
demiştir:
- Her kim beni tanıyan ve ihlas ile bana
ibadet eden bir kuluma düşmanlık ederse, ben de ona harb ilan ederim. Bana
kulum hiç bir şey ile yaklaşamaz, ancak kendisine farz kıldığım şeyleri
sevmesiyle yaklaşır. Her zaman kulum bana nafile ibadetleriyle de yaklaşmak
ister. Nihayet ben ona muhabbet ederim…” (İlâ âhir).[5]
Hadîs-i
şerîfte: “Mü'minin mi'râcı namazdır,”[6] buyurulduğu budur.
Farz
namazı kılmak Allahu Teâlâ'ya yakınlık hasıl eder. Nafile namazı kılmak o
yakınlığı muhafaza eder, düşürmez. Adama, üstünde oturduğum bir minderi
gösterip:
-
Bu minderin diyelim eni de, boyu da bir metre ve bir astarı, bir de bezi,
içinde de beş kilo yün var. Ben bu minderi zay etsem. Bu minderin eninde ve
boyunda astarını, bezini diktirip, onun içindeki kadar da yün koyup aynı
minderi yapsam, yalnız rengi başka olsa! Minderin sahibi
merhametli bir kişi ise o minderin yerine bu minderi kabul eder mi, etmez mi?
Adam:
- Eder, dedi. Ben dedim ki:
- İşte farz namaz Allahu Teâlâ için kılınıyor, nafile
namazda Allahu Teâlâ için kılınıyor. Farz veya nafile olarak kılınan namazların
içinde okunan dualar, tahiyyat, rükû, secde aynıdır. Bir tek niyet ederken
kazaya veya nafileye niyet diye ayrılıyor. Hepsi tamam niyet ayrı oluyor.
Allahu Teâlâ:
“Ben kuluma
anasından ve babasından merhametliyim.”[7] buyurduğu halde kazanın yerine nafileyi niçin kabul
etmesin Yani döşeğin içi-dışı ödenmiş; rükû, secde, dualar yapılmış. Hepsi
Allahu Teâlâ için, yalnız niyette kaza, nafile diye renk ayrılığı var, başka
ayrılık yok. Öyle ise Allahu Teâlâ farz kazanın yerine niçin nafileyi kabul
etmesin.
Hadîs-i şerîf: “Yatsı
namazından sonra (son sünnetten sonra salât-ı vitirden evvel) iki rek'ât nafile namaz kılan, gece sabaha
kadar namaz kılmış gibidir.”[8]
Gece sabaha kadar namaz kılsa, bir çok namazın kazasını
kılabilir. Bir senede on gün yatsı namazından sonra iki rek'ât nafile kılarsa
bir çok zaman kaza namazını kılmış gibi olur. O kimsenin hiç kaza namazı
kalmaz. Bunu anlatmak için söylüyorum. Bu namazı kılın, kaza namazı kılmayın
demek değildir. Kaza borcu için nafile terk edilmez. Nafile için kaza namazı
terk edilmez. Her ikisi de kılınır. Hiç bir kimse ne kadar da günahkâr olsa
Allahu Teâlâ'dan ümidini kesmemesi gerekir. Çünkü Allahu Teâlâ'nın affı
sınırsızdır. Hiç bir kimse ibadetine, aslına güvenip Allahu Teâlâ'dan korkuyu
atmasın. Belki Allahu Teâlâ'nın gadabını kazanırım da beni cehenneme atar diye
korkması lazımdır. Haşa sümme haşa
Allahu Teâlâ ve Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) eksik, yalan ve
olmayacak şeyleri konuşmazlar. Allahu Teâlâ kabul ederim dedikten sonra bunu
niçin kabul ettin diye itiraz edecek kimsede olmaz. Yine Allahu Teâlâ senin vakti
vaktine kıldığın namazın hiç birisini kabul etmem derse, bunu niye kabul
etmedin diye itirazda edilmez. İtiraz etsen de kabul edilmez. Münâfıkların
namazını, orucunu, haccını, zekatını hiç bir ibadetini Allahu Teâlâ kabul
etmiyor.
Ashâb-ı Kehf[9] ile Firavun'un karısı Hz. Asiye[10] Validemizin gizli inançları çok kuvvetli idi. Allahu
Teâlâ gizli yaptıkları dualarını, tam ibadet etmiş gibi kabul ediyor.
Evliyalığın en yüksek zirvesine çıkartıyor. Bunların hiç amelleri olmadığı
halde niçin bu kadar yükselttin, münâfıkların amellerini niçin kabul etmedinde
denilmez. Yunus (Aleyhis-selâm)'un kavmine hem belâ verdin, hem affettin, hem
de cennetlik ettin.[11] Bunları niçin yaptın diyecek var mı? Derse kâfir olmaz
mı? Hiç bir kimsenin az ameli kendisini kurtaramaz demek hatalıdır. Hiç bir
kimse Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in imamlığında arkasında namaz
kılanlara yetişemez. Ama Allahu Teâlâ, münâfıkların, Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem)'in arkasında kıldıkları namazı kabul etmediğini, cehennemlik
olduklarını Kur'ân-ı Kerim'de bildiriyor.[12]
Allahu Teâlâ bizim amelimizi de kabul etmemezlik yapmasın
inşallahu teâlâ. Amellerimizi kabul etsin diye dua ederiz.
Şunun şu kadar namaz, oruç, vs. borcu var, bunun bu kadar
borcu var. Bunları tamamlasın, tamamlamazsa, bunları tam kılmazsa hiç bir
imkânı olmaz, demek bizim ne haddimizdir. Borç borçtur, yapılırsa, eda edilirse
çok iyi olur. Sünneti ve nafileyi birin yerine bin kabul etti ise; senin şu
borcun, bu borcun var demek cahilliktir. Hem de Allahu Teâlâ'nın işine
karışmaktır.
Bir hadîs-i kudside Allahu Teâlâ:
“(Bir kimse) Gece
kalkar, namaz kılar, bir koyun sağımı kadar zikrullah yapar, arkasından dua
ederse kulumun duasını kabul etmezsem ben o kulumu incitmiş olurum.”[13] buyuruyor.
Sen şu şöyle olmaz, bu böyle olmaz sözleri ile Allahu
Teâlâ ile kulun arasına niçin giriyorsun? Hadîs-i şerîfte Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem): “Müjdeci
olun, korkutucu olmayın. Heveslendirici olun, nefret ettirici olmayın, kolaylık
gösterin, zor gösterenden olmayın.”[14] buyuruyor. Vaazınızın çoğu müjdeci olsun demektir. O
kimseyi korkutursan, ibadetten ümidini keser, yapmaz. O kimsenin ibadetini
yapmasına sen mani olmuş olursun.
Hz. Ali (Radiyallahu anhu) bir gün arkasında bir topluluk
ile giderken güneş karşıki dağa vurmuş, o anda bir adam da namaz kılıyordu.
- Yâ Ali! Kerâhat vaktinde namaz kılıyor, bunu namazdan
ayıralım mı ne buyurursun? Sözüne karşılık Hz. Ali:
- Yanında bekleyin, namazı bitirsin, ondan sonra ona sen
namazı kıldığın zaman karşıki dağa güneşin ışığı değmişti (vurmuştu) deyin.
Namazı iade edip etmemesine karışmayın. Namazda; Allahu Teâlâ'nın divanında,
onu namazdan ayırmak Allah ile kul arasına girmektir, buyurdu.
Hadîs-i kudsi: “Benim
kubbeler altında evliyalarım vardır. Onları benden başkası bilmez.”[15] Yani; bir tek Allahu Teâlâ bilir. Allahu Teâlâ'dan başka
hiç kimse onun Evliya olduğunu bilmez. Belki böyle Allahu Teâlâ'ya sevilmiş bir
zat ise niyazla değil nazla yalvarıyorsa onu da Allahu Teâlâ öyle kabul
ediyorsa, ne biliyorsun?
Zamanında böyle bir zata; “Dua et de şu işimiz şöyle
olsun” dediler. O zat buyurdu ki:
- Benim onunla aram iyi değil. Dua talep edenler:
- Niçin iyi değil? dediler. O zat:
- Ben Allahu Teâlâ'ya yalvarıyorum. Yâ Rabbi! Benim
vücudumu cehennemi dolduracak kadar büyük yap, hiç kimseyi cehenneme atma,
herkesin yerine ben yanayım, diyorum. Onu kabul etmiyor. Onun için O'nunla aram
iyi değil, dedi.
Musa
(Aleyhis-selâm):
-
Yâ Rabbi! Bunun Evliya olmasının sebebi ne? Fazla bir ibadetini göremedim.
Bazen şer'a muhalif tarafları da var. Allahu Teâlâ:
-
O, benim kullarıma o kadar o kadar çok acıyor, düşünüyor ki, “onların yerine
ben yanayım, benim vücudumu cehennemi dolduracak kadar büyük yap” diyor. Hem
onun dediğini kabul etmiyorum, hem de kendini Evliya yapıyorum, buyuruyor.
İşte
Allahu Teâlâ ile kul arasına girilmiyor.
Bir
kez gönül yıktın ise,
Bu
kıldığın namaz değil,
Yetmiş
iki millet dahi,
Elin
yüzün yumaz değil.
Şeyh
eteğin tuttun ise,
Doğru
yola gittin ise,
Bir
hayırda ettin ise ,
Birine
bindir az değil.
Yunus
bu sözleri çatar,
Sanki balı yağa katar,
Halka meta'ını satar,
Yüküm cevherdir, tuz değil.
Yunus EMRE
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) hadîs-i
şerîflerde: “Evvabin namazını kılarsan,
on iki senelik ibadet yerine geçer.”[16] “Kuşluk namazı kılan,
kabul olmuş bir hac, bir umre sevabı alır. Denizlerin köpüğünce günahı olsa
Allahu Teâlâ affeder.”[17] buyuruluyor. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem);
“heveslensinler, kılsınlar, mes'uliyetten kurtulsunlar.” diye buyuruyor. Az
ibadetle çok sevap alınacağına dair Kur'ân-ı Kerim'de: “Leyle-i Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır.”[18] Yani bin ay ibadet etmeden, Leyle-i Kadir'i ibadetle
geçirmek daha hayırlıdır. Allahu Teâlâ Kur'ân-ı Kerim'de, Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) hadîs-i şerîflerinde; Birin yerine on, yüz, yedi
yüz, bin, iki milyon sevap vereceğini vaad ediyor. Allahu Teâlâ birin yerine
bin kabul ederse, bir rek'âtı iki milyon[19] rek'âta kabul ederse namaz borcu nerede kalıyor. Bir
Leyle-i Kadir'i namazla, ibadetle ihya etmek bin ay (seksen küsür sene)
ibadetten daha hayırlı oluyor. Borç namaz nerde kalıyor?
“Kaza borcu dururken nafile namaz kılamazsın. Kılarsan
kabul olmaz. Muhakkak sûrette ilk defa kaza borcunu ödeyeceksin.” diyenlere:
Allahu Teâlâ dilerse kabul eder. Allahu Teâlâ'nın
affından umudu kesmeyip, korkuyu da atmamamız lazım. Kaza için nafile terk
edilmez. Nafile için kaza terk edilmez. İkisini de kılar. Hangisine iştahı
varsa onu kılar. Yarın mahşerde Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):
- Benim ümmetim kılsınlar, bu dereceleri alsınlar,
mes'uliyetten kurtulsunlar diye söyledim. Sen neden kılamaz dedin, derse ne
cevap vereceksin? Nafileyi kılmak kolay farz borcu önüne dağ gibi yığılmış.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem); “âhirette farzların eksikliklerini nafile ile tamamlarlar,”
buyuruyor.
Allahu Teâlâ âyetlerde “Onların günahlarını affetmeden başka sevaba çeviririm.”[20] “Eski günah dolu
hayatını iptal eder, yeniden tertemiz bir hayatı tayyibe veririm.”[21] buyuruyor.
Namaz borcu nerede kalıyor? ki “kaza borcu olanın nafile
namazı kabul olmaz” diyorlar. Buna karar verecek, kabul edecek, etmeyecek,
birin yerine iki milyon verecek, günah dolu hayatı iptal edecek, yeni tertemiz
hayat verecek, günahı sevaba tebdil edecek olan Allahu Teâlâ değil midir?
Bunların hepsini ya kabul edecek veya kabul etmeyecek olan yine Allahu
Teâlâ'dır. Kabul edeceğini, kabul etmeyeceğini hiç kimseye sormadan karar
verir, yapar. Hiç kimse en ufak bir iddia edemez. Onun için iyiyi, kötüyü
Allahu Teâlâ seçer.
Bir adamda münâfıklık ederse, ömür boyu kıldığı namazın
hiç birisini Allahu Teâlâ kabul etmezse, cehennemlik olur.[22] Ne kadar da çok kılsa cehennemliktir.
Kaza dururken, nafileyi kılmayın demek, bunu seçip kabul
olup olmadığına, beğenip beğenmediğine karar verecek bir tek Allahu Teâlâ'dır.
Allahu Teâlâ karar veriyorsa, senin karışman Allahu Teâlâ
ile kul arasına girmek olmuyor mu? “Allahu Teâlâ'nın işine karışılmaz.” sözü
budur. Bu sözü Şeyhlere getirip söylerler: “Allahu Teâlâ ile kul arasına
giriyor” derler. Bu söz yanlıştır. Şeyh vesiledir. Allahu Teâlâ, Musa
(Aleyhis-selâm)'yı ilim öğrenmesi için, Hızır (Aleyhis-selâm)'ı vesile ettiği
gibidir. Aksini iddia edenlerden âyet, hadîs göstererek cevap vermelerini
istiyorum.[23]
(Sûre-i Zümer, Âyet 9)
Meâl'i: “Yoksa o (inkâr
eden kimse), geceleri secde ederek ve
kıyamda durarak ibadet eden, âhiretten çekinen ve Rabb'inin rahmetini dileyen
kimse (gibi) mi? (Ey Muhammed!) De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur
mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri bunları hakkıyla düşünür.”
Âyette bilenler dediği gece kalkıp secdeyle, kıyamla
sabahlayan namaz kılan, âhiret azabından korkanlar. O korkudan yatağında
yatmayıp secdeyle, kıyamla sabahlayanlar. İşte Allahu Teâlâ'yı bilen, işte
Allahu Teâlâ'nın azabını bilen, işte Allahu Teâlâ'dan korkan Allahu Teâlâ'nın akıllı
dediği bunlardır. Bunlarla; “ben âlimim, bilgiliyim, ilmim çok” deyip sabaha
kadar yatanlar beraber mi olur? Anlaşılıyor ki, ilim Allahu Teâlâ'dan
korkmakmış. Yine âlim, Allahu Teâlâ korkusundan yatağında yatmayıp, secdeyle,
kıyamla sabahlayanlarmış. İşte bunları ancak temiz, saf akıl sahipleri düşünür.
Allahu Teâlâ kendinden korkmayanı, serbest olanı akşamdan sabaha kadar yatanı,
ne kadar okumuş, bilgili de olsa onları âlim ve akıllı saymıyor.
Hadîs-i şerîf: “Hikmet
ilminin başı, Allah korkusudur.”[24] Allahu Teâlâ'nın korkusundan gece yatağında yatamaz, kalkar secde ile,
kıyamla, namazla, ibadetle ve zikirle sabahlar.
Bu hadîs-i şerîfe göre gece kalkıp ibadet etmek, namaz
kılmak bu kadar çok mühimdir. Yukarıdaki âyette bu vurgulanıyor; “Geceleri kalkıp ibadetle, namazla,
secdeyle, kıyamla sabahlayanlarla, sabaha kadar yatanlar beraber midir?” Gece
kalkınca kazaya niyet etsin, nafileye niyet etsin, şunun namazı olur, şunun
namazı olmaz demiyor. Sabaha kadar ibadetle sabahlasın, kaza kılsın, nafile
kılsın, ne kılarsa kılsın, kabul edecek olan Allahu Teâlâ'dır. Engel olduğun
kimseler yarın mahşerde: “Yâ Rabb'i! Ben yapacaktım, kabul olmaz, diye
yaptırmadılar. Kaza namazımda çoktu. Hesap edip kılmama da imkân yoktu. Beni
namazdan bu soğuttu.” diye yakandan tutarsa ne cevap vereceksin?
(Sûre-i Müzzemmil, Âyet 2-4)
“Geceyi tamamen
değil de, yarısını yahut yarıdan az eksiğini, veya fazlasını yatmadan (ibadetle) geçir
ve Kur'ân'ı tane tane oku.”
Geceleyin kalk, namaz kılarak ibadet yaparak sabahla. Ya
gece yarısından sonra kalk, ya da gece yarısından daha az zamanda kalk, namaz,
ibadet ve duâya devam et.
Gecenin yarısından fazla üçte ikisi kadar bir zamanda
namaz kılmaya çalış. Kur'ân'ı güzelce, özenerek, acele etmeksizin açıkça oku.
(Sûre-i Müzzemmil, Âyet 20)
Meâl'i: “(Rasûl'üm!)
Senin, gecenin üçte ikisine yakın kısmını, (bazen) yarısını, (bazen de) üçte
birini yatmadan (ibadetle)
geçirdiğini ve beraberinde bulunanlardan bir topluluğun da (böyle
yaptığını) Rabb'in elbette biliyor. Gece
ve gündüz (içinde olup bitenleri iyiden iyiye) ölçüp biçen ancak Allah'tır. O sizin, bunu sayamayacağınızı, bildiği
için, sizi bağışladı. Artık, Kur'ân'dan kolayınıza geleni okuyun. Allah
bilmektedir ki, içinizden hastala (nan) lar olacak, diğer bir kısmınız Allah'ın lütfundan (rızık) aramak üzere yeryüzünde yol tepecekler,
başka bir kısmınız da Allah yolunda çarpışacaklardır. O halde Kur'ândan
kolayınıza geleni okuyun. Namazı kılın, zekatı verin, Allah'a gönül hoşluğuyla
ödünç verin. Kendiniz için önden (dünyada iken) ne iyilik hazırlarsanız Allah katında onu bulursunuz, hem de daha
üstün ve mükâfatça daha büyük olmak üzere, Allah'tan mağfiret dileyin, şüphesiz
Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.”
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ışığı yanıp gece namaz kılıp,
ibadet etmeye kalkınca ashâb-ı suffa'da kendisi ile beraber kalkıp namaz kılar,
ibadet yaparlardı. Allahu Teâlâ âyette bunu söylüyor. Hem de gece kalkıp namaz,
zikir, tesbih ile çalışmamıza, çalışanlardan da memnun olacağına işaret ediyor.
Allah'ım hepimize nasip etsin. (Amin)
Allahu Teâlâ için fakire, ihtiyacı olanlara ödünç para
vermek, doğrudan Allahu Teâlâ'ya ödünç vermek oluyor. Diğer bir âyette de
Allahu Teâlâ: “Malınızı ödünç vermekle
temizleyiniz.”[25] buyuruyor. Sıkılmış, darda kalmış ve ihtiyacı olanlara
ödünç verip onu da sıkmaz ve mühlet verirsen, verdiğin parayı temizliyor. Yani
verdiğin para şüpheli veya haram da olsa tekrar sana gelirken yıkanıp
temizlenip gelmiş oluyor. (Bak sayfa 70)
(Sûre-i İsra, Âyet 79)
Meâl'i: “Gecenin
bir kısmında uyanarak, sana mahsus bir fazlalık olmak üzere namaz kıl. (Böylece) Rabb'inin, seni, övgüye değer bir makama
göndereceğini umabilirsin.”
İşte teheccüd namazı, bu âyetle bir tek Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'e farz oldu. “Sana
mahsus olmak üzere namaz kıl.” teheccüd namazı Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem)'e farz buyurunca bizlere farz değil, nafile oldu.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in her yaptığı bize sünnet kalıyor.
Amma âyet-i kerimede “Sana mahsus nafile
namazı kıl” buyurunca Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'e farz, bize nafile oldu. Teheccüd namazını arada bir kılmamız lâzım.
Bu namazı kılanlara, yapanlara ne mutlu!
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ile Allahu
Teâlâ arasında ve Cebrâil (Aleyhis-selâm)'ın konuşmalarının aynısını biz her
namazda en az iki defa konuşuyoruz. Sabah, öğle, ikindi, akşam, yatsı
namazlarında yirmi bir (21) defa Allahu Teâlâ ile konuşuyoruz. Namazda
tahiyyata oturunca okuduğumuz «Ettehiyyat» Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'in mi'râc'da Allahu Teâlâ ile konuşmasıdır. En sonunda «Es-selâmü
aleyna ve ala ibadillah'is-salihiyn» denir. İbadet edip ameli salih
işleyenlere selamım olsun demektir.
Mi'râc'ında Cebrâil'i solladın,
Orada da ümmetini kolladın,
Tahiyyatta bize selam yolladın,
Ne kadar güzelsin yâ Rasûlullah.
Aşık MEÇHUL
Onun için Allahu Teâlâ: “Kulum bana farz namazlarında yakın olduğu kadar hiç bir zaman yakın
olamaz. Nafile namazlara devam ettiği müddetçe de benden ayrılmaz.”[26] Hakk'a yakınlık, gurbiyyet farz namazladır. O yakınlığı,
o gurbiyyeti muhafaza etmek nafile namazla olur. Mi'râc'da Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) ile Allahu Teâlâ arasında doksan bin kelam (doksan
bin soru, doksan bin cevap) konuşulmuştur. Mevlid-i şerîf de:
Sen ki gelip bana eyledin niyaz,
Ümmetin
mi'racını kıldım namaz.
dediği doğrudan Allahu Teâlâ ile konuşmaktır. Sen, camide Allahu Teâlâ'nın
evinde sünnet olanı kıldın, Allahu Teâlâ ile konuştun. En büyük padişah olan
Allahu Teâlâ'nın huzurunda ilk konuşmayı, ilk ifadeyi verdin. İkinci konuşmayı,
farz namazı kılmak için ayağa kalktığında konuşacaksın. Bu nedenle sünnet ile
farz namazı arasında konuşamaz, iki elinle tutacak bir iş göremezsin.
(Sünen-i
Ebû Dâvûd, Cild 5, Hadîs No: 1368)
Manâ'sı:
“…Aişe (Radiyallahu anhu)'den Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) şöyle
buyurmuştur:
- Kendinizi güç yetirebileceğiniz
amellere veriniz. Çünkü siz usanmadıkça Allah usanmaz. Allah katında amellerin
en sevimlisi az bile olsa devamlı olanıdır.
Nitekim
Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) bir amel işledi mi ona devam ederdi.”[27]
(Sünen-i
Ebû Dâvûd, Cild 4, Hadîs No: 1250)
“…Ümmü
Habîbe (Radiyallahu anhu)'den Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):
- Kim günde on iki rek'ât nafile (namaz) kılarsa o namazlar sebebiyle kendisine
cennette bir ev yapılır.”[28]
(Sahîh-i
Müslim, Cild 2, Hadîs No: 105 (730), s.371)
Manâ'sı:
“…Abdullah ibn-i Şakik dedi ki:
Aişe
(Radiyallahu anhu)'den Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'ın tatavvuunu
sordum? Şöyle cevap verdi:
- Rasûlullah (Sallallahu
aleyhi vesellem) benim evimde öğleden
evvel dört rek'ât kılar, ondan sonra çıkar, halka farzı kıldırır, sonra tekrar
iki rek'ât kılardı. Akşam namazını da halka kıldırdıktan sonra yine gelir iki
rek'ât kılardı. Yatsıyı kıldırdıktan sonra yine gelir iki rek'ât kılardı. Bir
de geceleyin içinde vitir olmak üzere dokuz rek'ât daha kılardı. Bir de
geceleyin uzun uzun ya ayakta durarak ya
oturarak namaz kılardı. Ayakta kıraat ederse ayakta iken, oturduğu yerde kıraat
ederse oturduğu yerden rukû ve secdeye varırdı. Fecir tulû edince de iki rek'ât
kılardı.”[29]
(Sünen-i
Ebû Dâvûd, Cild 5, Hadîs No: 1276)
Manâ'sı:
“…İbn-i Abbas (Radiyallahu anhu)'dan demiştir ki:
-
İçlerinde Ömer ibn-i el-Hattab'da bulunan ve bana en sevimlileri Ömer olan bir
takım sevilip sayılan kişiler, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in:
- Sabah namazından sonra güneş doğuncaya
kadar, ikindi namazından sonra da güneş batıncaya kadar namaz yoktur,
buyurduğuna dair benim yanımda şahidlik ettiler.”[30]
(Sünen-i
Ebû Dâvûd, Cild 5, Hadîs No: 1280)
“Aişe
(Radiyallahu anhu)'nin azatlısı Zekvân'dan nakledildiğine göre Hz. Aişe
(Radiyallahu anhu) kendisine şöyle demiştir:
- Rasûlullah (Sallallahu
aleyhi vesellem) ikindiden sonra namaz
kılardı ve (bizi) ondan nehyederdi.
İki orucu birbirine eklerdi ve bizi iki orucu birbirine eklemekten nehyederdi.”[31]
(Sünen-i
Ebû Dâvûd, Cild 5, Hadîs No: 1277)
Manâ'sı:
“Amr ibn-i Abese'den demiştir ki; Ben (Rasûl-ü Ekrem'e hitaben):
-
Ey Allah'ın Rasûlü gecenin hangi saatinde (ibadet ve) duâ daha çok makbuldur?
dedim. (O şöyle) cevap verdi:
- Gecenin son vaktinde, sabah namazını
kılıncaya kadar ve istediğin (nafiley)'i
kıl. Çünkü (bu vakitte kılınan) namaz
şahitlidir (ve sevabı) yazılmıştır. (Sabah
namazını kıldıktan) sonra, güneş doğup
da bir veya iki mızrak boyu yükselinceye kadar (namaz kılmayı) bırak. Çünkü güneş şeytanın boynuzları
arasında doğar ve kâfirler güneşe (o saatte) tapınırlar. Sonra mızrak gölgesiyle bir oluncaya kadar istediğin kadar
kıl. Çünkü (bu saate kadar kılınan)
namaz şahitlidir (sevabı) yazılmıştır.
Mızrak gölgesiyle bir olduktan sonra namazı bırak, (çünkü o saatte) cehennem kızdırılır ve kapıları açılır.
Güneş (batıya) meyledince ikindi
namazını kılıncaya kadar istediğin (nafile)'i kıl. Çünkü bu (saatte kılınan) namaz şahidlidir. (İkindi namazından) sonra güneş batıncaya kadar namazı bırak. Çünkü (güneş) şeytanın boynuzları arasında batar ve
kâfirler ona (o saatte) tapınırlar.”[32]
Gecenin
üçte biri kalınca, şafağın yeri ağarıncaya kadar en makbul zamandır. O zamanda
namaz kıl. Güneş karşı dağa vurduktan (güneş doğduktan kırk beş dakika veya bir
saat) sonraya kadar namaz kılma. O zamana kadar güneş bir mızrak boyu çıkar, o
zaman namaz kılınır.
Namaz
kılınmayacak vakitler
Güneş, şeytanın boynuzları arasından doğar. Kâfirler de
güneş doğarken tapınırlar. Allahu âlem şeytan o saatte namaz kılmamızı ve
kâfirlere benzememizi ister. İşte onlarınkine benzememek için o vakitte namaz
kılınmaz. Mızrak kendi gölgesiyle bir oluncaya kadar namaz kıl demek; mızrağı
dikersin gölgesi tam karşısına düşer. O zaman da kâfirlerin güneşe taptıkları
zamandır. Bu süre öğle namazından kırk beş dakika evvel başlar, öğle namazı
vaktine kadar sürer. Bu zaman da hiç bir namaz kılınmaz. Ama işrak vaktinden bu
süreye kadar nafile ve kaza namazı kılabildiğin kadar kılınır. Cehennem sıcağı
öğle ezanından kırk beş dakika evvel en şiddetli zamanıdır. Onun için namaz
kılınmaz. Cum'a günü cehennemin alevleri yükselmez, coşmaz. Bunun için cum'a
günü o vakitte namaz kılınır. Diğer günlerde cehennemin alevleri yükselir,
coşar.[33]
İkindi
namazından akşam namazına kadar nafile kılınmaz ama kaza kılınır.
Güneş
batarken o günün ikindi namazının farzından başka hiçbir namaz kılınmaz.
(Kütüb-i
Sitte, Cild 9, Hadîs No: 3099)
Manâ'sı:
“Simâk ibn-i Harb anlatıyor: Cabir ibn-i Semüre (Radiyallahu anhu)'ye dedim ki:
- Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'la beraber
oturdun mu?
- Evet dedi, hem de
çok. Sabah namazını kılınca namaz
kıldığı yerden güneş doğuncaya kadar kalkmazdı. Bu esnada (cemaat)
birbirlerine cahiliye devri ile ilgili şeyler anlatırlar ve gülerlerdi. Rasûlullah
(Sallallahu aleyhi vesellem)'da
tebessüm buyururlardı.”[34]
Ashâb cahiliye devrinde yaptıklarına pişmanlık duyup hem
de bunları duyanların ibret alması için birbirlerine anlatırlardı. Cahiliye
devrinde yaptıklarının ne kadar bâtıl olduğunu; İslâmiyete girdikten sonraki
yaşantılarıyla karşılaştırırlar. İslâmi yaşantılarının ve ibadetlerinin ne
kadar üstün, iyi olduğunu birbirlerine anlatırlardı. Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem)'de bundan hoşlanır, tebessüm ederdi.
(Râmûz-ul
Ehâdîs, Hadîs No: 4275)
“(Allah'a yemin ederim ki) Sabah namazından sonra güneş doğuncaya
kadar Allah'ı zikreden bir cemaatle oturmam her birinin diyeti on iki bin olan
İsmail oğullarından dört köle azad etmeden benim için daha sevimlidir. Benim
için ikindi namazından sonra güneş batıncaya kadar Allah'ı zikreden cemaatle
oturmam her birinin diyeti on iki bin olan İsmail oğullarından dört kişi (köle) azad etmemden daha efdaldir.”[35]
Sabah
namazından sonra güneş doğuncaya kadar hiç bir namaz kılınmaz. Namazda
zikirdir, diyenler buna baksınlar. Bu halka olup sabah namazından sonra güneş
doğuncaya kadar “Allah, Lâ ilâhe illallah” diye zikrullah etmeyi söylüyor.
(Sünen-i
Ebû Dâvûd, Cild 4, Hadîs No: 1254)
“Aişe
(Radiyallahu anhu)'den:
- Rasûlullah (Sallallahu
aleyhi vesellem) nafile namazlardan hiç
birinde sabah namazının farzından önceki iki rek'ât sünnette olduğu kadar
devamlı değildi.”[36]
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'in devamlı yaptığı nafileler bize sünnet kalıyor.
Bazı nafilelerde Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ömür boyu yaptığı
halde ara verir, yapmazdı. Ashâb sebebini sorunca:
-
Devamlı yaparsam ümmetime sünnet kalır. Yapamayanlar mes'ul olurlar. Ümmetime
kolaylık olsun, sünnet kalmasın diye yapmıyorum. Yaparlarsa büyük mükafatı var,
yapmazlarsa mes'uliyetleri yoktur, buyurdu.
Bunun
için hadîs-i şerîf'te sabah namazının farzından evvel kıldığı; nafileyi devamlı
yaptığı için bize terkedilmeyecek sünnet kalıyor.
(Sünen-i
Ebû Dâvûd, Cild 5, Hadîs No: 1296)
“…el-Muttalib
(ibn-i Rabia)'dan rivâyet edildiğine göre Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem) şöyle buyurmuştur:
- Namaz ikişer ikişerdir. Her iki
rek'âtta bir tahiyyat okur, ilâhi duygularla kendinden geçer, aczini ortaya
koyarsın. El kaldırıp duâ eder ve ey Allah'ım! ey Allah'ım! dersin. Kim (namazda) böyle yapmazsa o (namaz) noksandır.”[37]
Namazda
kendi kendini kaybeder, kendinden geçer. Olduğu yeri, vakti, zamanı, kendi
kendini her şeyi unutur. Kendi acizliğini, yapamadığını hatırlar. Kendi aczini
bilen kendi kendini bildi. Kendi aczini bilmeyen Rabb'ısını bilemez. Sen kendi
nefsini tanımaya, halk sana perde,
nefsinde Hakk'ı tanımaya sana perde olur. Halkı unut, kendi nefsini de unut.
Sen halkla konuşursan kendi nefsini bilemezsin. Kendi nefsini bilirsen Hakk'ı
bilemezsin. Hem halkı, hem de kendi nefsini unutursan bu şekilde çalışa çalışa
Hakk'a vasıl olursun.
(Sünen-i
Ebû Dâvûd, Cild 5, Hadîs No: 1300)
Manâ'sı: “…Ka'b
ibn-i Ucre'den: Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) (bir gün) Abduleşhel
oğullarının mescidine gelip akşam namazını orada kıldı. Namazlarını bitirince
akşam namazından sonra nafile kılmakta olduklarını gördü. Bunun üzerine:
- Bu evlerde kılınan bir namazdır, buyurdu.”[38]
Nafile
namaz; cami kalabalık olduğunda bulunduğu yerde değil, tenhada, evinde kılınır.
(Sahîh-i
Buhâri Tecrîd-i Sarîh, Cild 2, Hadîs No: 412)
“Zeyd
ibn-i Sabit (Radiyallahu anhu)'den; Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):
- Yaptığınızı gördüğüm şu işi beğendim.
Lâkin yine ey nâs bu nafileyi evinizde kılınız. Zira namazın efdalı insanın
kendi evinde kıldığı namazdır. Meğer farz ola ki, onu mescidde cemaatle kılmak
efdaldir,
buyurdu.”
Bilâl
Babamın nafile ibadeti evinizde yapın dediği bu hadîs-i şerîfe göredir.
(İhyâu
'Ulûmi'd-Dîn, Cild 1, Hadîs No: 643, s.553)
“Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem):
- Evde kılınan nafile namazların camide
kılınan nafile namazlar üzerine fazileti, camilerde kılınan farzların evlerde
kılınan farzlar üzerine olan fazileti gibidir.”[39]
Nafile
namazı ne kadar göstermeden gizli kılarsan o kadar riyadan uzak, o kadar Allahu
Teâlâ'nın rahmetine mazhar olur, demektir.
(İhyâu
'Ulûmi'd-Dîn, Cild 1, Hadîs No: 644, s.553)
“Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem):
- Benim mescidimde bir namaz diğer
mescidlerde yüz namazdan Kâbe'de bir namaz benim mescidimde bin namazdan
hayırlıdır. Bunlardan daha hayırlısı yalnız Allahu Teâlâ'nın bileceği, evin bir
köşesinde kılınan iki rek'ât namazdır.”[40]
Halktan
kesilerek gizli tenha yerlerde zikrullah, namaz, ibadet etme hepsinden
efdaldır. Herkes derin uykuda iken seher vaktinde
ibadet hepsinden daha makbuldur. En gizli zamanda ve en gizli yerde evinde
kılınan namazı düşünürsek Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in bizlere
ne kadar büyük müjde verdiği anlaşılır. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'in Hıra mağarasında çalıştığı aynıdır. Allah'ım bu namazı bizlere de
kılmak nasip etsin. (Amin)
(Sünen-i Ebû Dâvûd, Cild 2, Hadîs No: 560)
“…Ebû Said el-Hudrî (Radiyallahu anhu)'den; demiştir ki:
Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:
- Cemaatle kılınan
namaz, (cemaatsiz kılınan) yirmi beş namaza eşittir. Kişi namazını rükû' ve secdelerini tam
yaparak (erkânına tam riâyetle)
kırda kılarsa (sevabı) elli namaz
sevabına ulaşır.”[41]
Kırda ve tenhada kılınan namaz; yalnız kıldığının 50
misline bedeldir. Cemaatle kılınan namaz; yalnız kılınan namazın 25 mislidir.
Cemaatle kılınan namazın iki misli sevabı olur.
Tarikat deyince akla kibiri, gururu, riyayı, ahlâk-ı
zemimeyi kıracak şeyler yapmak, bir de gizli ibadet gelir. Övülmeden,
övünmekten, gösterişten son derece sakınır. Allahu Teâlâ'nın en sevmediği;
gösteriş, kendini halka beğendirmek, kendi kendini övmektir. En sevdiği
davranışlar da; gönlünü engin edip, herkesi kendinden yüksek bilmektir. Kendi
nefsine güvenmeyip, ona fırsat vermemektir. Tarikatta bir insan çalışır,
ilerler. Bundan kendisinin de, başkalarının da haberi olmaz. En gerideyim hiç
birşey bilmiyorum zanneder. Allahu Teâlâ; “Benim,
kubbeler altında evliyalarım vardır. Benden başkası bilmez.”[42] buyuruyor. Kibrini, gururunu kıracak şeyler yapar, gizli
ibadete çok önem verir. Uzlet, halvet, çile, inziva bunların hepsi gizli
ibadetle ve halktan kesilme ile olur. Bu hadîs-i şerîflere göre nefsine
güvenmez, gizli ibadet yapar, gösterişten, övünmeden son derece sakınır.
Kendisine görünüşte öğretilen birşey yoktur. Gizli öğrenir. Yani ilerlediğini
Allahu Teâlâ kendisine bildirmez. Mürid kendisini en gerideyim zanneder.
Tarikatta ilerleyen düşüyorum, düşen de ilerliyorum zanneder. Allahu Teâlâ; “Siz bilmediğinizi ehli zikirden sorun.”[43] “Mü'minin
firasetinden sakının. Çünkü onlar Allahu Teâlâ'nın nuru ile bakarlar.”[44] “Ben bir kulumu
seversem onun gören gözü, işiten kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı, söyleyen
dili ben olurum.”[45] buyuruyor.
Musa (Aleyhis-selâm)'nın Hızır (Aleyhis-selâm)'dan
öğrenmek istediği ve öğrendiği ledün ilmini kazanabilmek için çalışır. Sonunda
Allahu Teâlâ kendisine bu ilmi verir.
(Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 3, Hadîs No: 1158)
Manâ'sı: “…Aişe (Radiyallahu anhu)'den şöyle demiştir:
- Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) öğle (namazının) farzından
önceki dört rek'ât (sünnet)i
kaçırdığı zaman öğle (namazının)
farzının sonundaki iki rek'âttan sonra onu kılardı.
Ebû Abdillah (müellifimiz): bu hadîsi Şu'be'den yalnız
Kays rivâyet etmiştir.”[46]
Bu da terk edilmeyecek sünnettir.
Bilâl Babam buyurdu:
- Teheccüd namazını devamlı kılan bir kimse arada bir
kaçırmışsa (kılamamışsa) kuşluk vakti kaza etsin. Devamlı çektiği dersini
kaçırmışsa (çekememişse) onu da kaza etsin. Dersinin hepsinin kazası zor olursa
beş yüz tesbihi kaza etsin (100 Estağfirullah elazim; 100 Salâvat-ı şerîfe; 200
Lâ ilahe illallah; 100 Allah, Allah çeksin).
(Kütüb-i
Sitte, Cild 9, Hadîs No: 2959)
“Hz.
Ömer (Radiyallahu anhu); Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):
- Öğleden önce zevâlden sonra dört rek'ât
vardır ki bunlar seherde kılınan emsalleri değerindedirler. Her ne (kadar canlı) varsa, bu saatte mutlaka Allah'ı tesbih
eder. Rasûlullah sonra şu âyeti okudular. “Allah'ın yarattığı şeylerin
gölgeleri sağa-sola vurarak Allah'a boyun eğerek secde etmekte olduklarını
görmüyorlar mı?”[47]
İşrak
vakti, kuşluk vakti kılınan dört rek'ât namazla seher vaktinde kılınan namaz en
makbul namaz olduğundan aynı seher vaktinde kılınan namaz değerindedir, onlar
gibi demektir.
(Sünen-i
Ebû Dâvûd, Cild 5, Hadîs No: 1269)
“Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'in eşi Ümmü Habîbe (Radiyallahu anhu)'den;
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:
- Kim öğle namazından önce ve sonra dört
rek'ât namaz kılmaya devam ederse (o kimse) cehennem ateşine haram kılınır.”[48]
(Sünen-i
Ebû Dâvûd, Cild 5, Hadîs No: 1274)
“…Ali
(Radiyallahu anhu)'den rivâyet edildiğine göre; Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ikindiden sonra güneş yükseklerde bulunmadığı zaman namaz kılmayı
yasaklamıştır.”[49]
(Sünen-i
Ebû Dâvûd, Cild 5, Hadîs No: 1275)
Manâ'sı:
“…Ali (Radiyallahu anhu)'den demiştir ki:
- Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem) sabah ve ikindi
namazlarının dışında her farz namazı müteâkıb iki rek'ât (namaz) kılardı.”[50]
(İhyâu
'Ulûmi'd-Dîn, Cild 1, Hadîs No: 596, s.531)
“Hz. Aişe (Radiyallahu anhu)'den:
- Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) yatsıdan sonra dört rek'ât kılarda öyle uyurdu.”