DUÂ

 

 

Allahu Teâlâ'nın yardımı her şeyden üstündür. Meselâ: Osmanlı devleti zamanında Allahu Teâlâ'ya inanç çok kuvvetli idi. Güreşçilerimiz Allah'a tam inanır, bir bilir, O'na güvenir,  dayanır, duâ eder.  Ondan sonra güreş minderine çıkarlardı. Bu yüzden güreş şampiyonluğu elimizden hiç gitmedi. Şimdi ise şampiyonluğu kaybettik. Allahu Teâlâ'nın açık yardımı belli oldu.

Duânın, duâ yardımının; İslâmın ve İslâma bağlanmanın yardımı sebebi ile yüzlerce sene bizim güreşçilerimiz hiç yenilmemiştir. Şampiyonluk daima Türkiye'de kalmıştır. Hatta dünya şampiyonu denilen kimseler bizim baş güreşçilerimiz ile değil ancak ikinci, üçüncü olanları ile güreşirlerdi. Onlarda baş güreşçiye düşürmez, yenerlerdi. “Türk gibi kuvvetli” sözü Avrupa'da meşhurdur. Bu millet dinine bağlı olduğu müddetçe devam etti. Ne zaman din ihmal edildi. Allahu Teâlâ'nın yardımı kesildi. Güreşçilerimiz de şampiyonluğu kaybettiler.

Evvelce bu inançla müdafaa vardı ki yeniyorduk. Şimdi o müdafaa yok ki yeniliyoruz. İnsanlar aynı insan, milletler aynı millet, bir tek kaybımız Allahu Teâlâ'nın yardımıdır. Yüzlerce sene Türkiye' de şampiyon yetişsin, hiç ara vermesin, şimdi neden  olmasın! İşte Allahu Teâlâ'nın açıktan yardım yaptığı, Allahu Teâlâ'nın büyüklüğü meydana çıkıyor.

 

Bilâl Babam buyurdu:

Bir çocuk çok güzel olur. Temiz bakılır, temiz giydirilir. Üstü başı tertemiz çiçek gibi olur. O çocuğu herkes sever. Hatta Cumhurreisi, Padişah da sever. Aynı çocuğun üstü başı pis olur. Pislik içinde kalırsa en yakın akrabasıda olsa bu çocuğu çabuk temizleyin der. Ne sevebilir ne kucağına alabilir. Bir insan da aynen çocuk gibidir. İbâdet, taat, zikrullah, amelî salih ile kalbi nûrlanır. Kendisi temizlenirse manevi temizlik olursa o derviş ve müslümanı Allahu Teâlâ'da sever. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'de, herkes de sever.

Zulûmat, pislik, günah ile kaplanırsa, pislik içinde kalan çocuk gibi olur. En fazla sevecek olanlar da sevmezler. Diğer bir deyimle bir dağın içinden maden çıkar. O maden fabrikadan geçer. Demir, çelik olur. Daha sonra tekrar fabrikadan geçer. Makine gövdesi olur. Yine fabrikadan geçer. Birbirlerine takılır parça tamamlanır. İnsanlığa en yararlı bir âlet olur. Taksi, otobüs, traktör, harb aletleri gibi en güzel alet olur. Bu maden hiç işlenmeden dağdan çıktığı gibi dursa çöplüğe atılmadan başka bir işe yaramaz. Allahu Teâlâ'da her insanı o maden gibi, en iyi işleri yapacak halledecek kapasitede yaratmıştır. İbâdet, tâat ve zikrullahla kalbi nurlanır.

 

(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 1027)

“İnsanların en yüksek dereceli olanı; Allah'ı zikredenlerdir.”

 

Daha sonra çok çalışır. Yine tekrar tekrar fabrikadan geçip en iyi alet gibi olur. Yine aynı insan hiç ibadet yapmadan Allahu Teâlâ'nın nehyettiği şeyleri yaparsa o da fabrikaya gitmeyip atılan maden gibi olur. Bir insan bu dünyada gezmeyi, övünmeyi, kendisinden bahsedilmesini sever. Nefis öyle ister. Asıl insan toprak altında hesap vermeyi düşünen insandır. Çünkü bu dünya fânidir, geçicidir. Ahiret bâkidir.

 

Dua'nın kabulune etki eden sebepler nelerdir ?

(Mecmâ'ûl Âdab, s.27)

“Duânın kabülünde bir takım sebebler beyan olunur:

1- Helâl lokma yemektir.[1]

 İbn-i Ebî Vakkas (Radiyallahu anhu) Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'den duâsının kabul olmadığının sebeblerini sordu. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Ya Saad! Haramdan sakın, bir kimsenin karnında haramdan bir lokma bulunsa kırk gün duâsı kabul olmaz. Ayrıca duâ hacetlerin anahtarıdır, buyurdu.

2- Duâ eden kimse temiz ve tam bir itikat üzere olmalıdır. Duânın kabul olacağından asla şüphe etmemelidir. Ben vacib'ül-vücûd Hazretlerinden hacetimi istedim, muhakkak verecek diye inanmalıdır.

3- Tevbedir yani isyandan temizlenmiş olarak duâ etmiştir.

4- Kabulünde acele etmemek yani istediğinin gecikmesini Cenâb-ı Hakk'ın hikmetine bağlamalıdır.

Hadîs-i şerîf'te, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki: “Kulun duâsı, isyan ve günaha dayanmadıkça, yakınlarına ziyareti kesmek istemedikçe ve acele etmedikçe mutlaka kabul olunur. Eğer duâsında Ya Rabb'i! Felan hatunla zina etmeyi, akraba ile sılâ-i Rahimi kesmeyi ve ziyaret etmemeyi bana nasip eyle ve hacetimi şimdi kabul eyle gibi şeylerle Allahu Teâlâ'ya duâ edilmez ve o duâda kabul olmaz.”[2]

5- Duâ ettiği şeyin geç veya erken olmasını dahi talep etmemek. Kısaca duâ da ne acele etmek, ne de geri bırakmak gibi şeyleri hatırına getirmez. Her işinde olduğu gibi Allahu Teâlâ'dan duâsının kabulünü bekler.[3]

6- Duânın kabulünde Cenâb-ı Hakk Teâlâ'yı muhayyer kılmaktır. Yâ Rabb'i dilersen isteğimi ver gibi.

7- Duâ'ya aralıksız devam etmektir. Hatta duâ için yedi vakit tayin edip her vakitte üçer defa duâyı tekrar etmek. Bu tertip her ne kadar zorlama ve taciz etme gibi olsa da bunlar mahluk içindir. Allahu Teâlâ için değildir. Bir Hadîs-i Şerîf'te Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem): “Cenâb-ı Hakk kullarından ısrarla isteyeni sever”[4] buyuruyor.

 

İstanbul'da bir medrese'de okuyan talebelere hocaları:

- Bir kimse, Allah'tan herhangi bir şeyi duâyla ister, fiilen ister, sâî gayret eder, olmasına çalışır, ümidini kesmez ve ne kadarda uzun sürse azminden geri kalmazsa, en sonunda Allahu Teâlâ o kimsenin istediğini muhakkak verir, der. Bunu dinleyen talebelerden birisi evine gelir. Annesine:

- Ben padişahın kızını istiyorum. Git bana iste, der. Kadın her ne kadar:

- Olmaz, dediyse de çocuk:

- Sen ne yapacaksın illâ iste. Kadın en son mecbur kalıp padişahtan istemeye gitti. Sözü uzatmayalım, kısadan yazıyorum. Padişah kendinden sorunca; kızına düğürcü (görücü) geldiğini söyledi. Padişahın yanındaki vezirler, kumandanlar bıyık altından sezdirmeden gülüştüler. En son Padişah'a:

- Padişahım! Bunun gücünün yetmeyeceği bir şey iste de ümidini kessin, gitsin dediler. Padişah:

- On batman mücevherat getirirsen sana kızımı veririm, dedi. O dediği mücevher, altından çok kıymetli, yüzlerce kilo altın yapar. Kadın geldi oğluna anlattı. Oğlan hiç üzülmedi.

- Mücevher nerde bulunur? diye sordu. Kuyumcular:

- Hindistan denizinde bulunur. Bu seferde:

- Hindistan'a kervan nereden kalkar, dedi ve Hindistan'a giden bezirgana katıldı. Hindistan'da denizin kenarına bir çadır kurdu. Yirmi dört saat ibadet, duâ, yalvarma ile Allahu Teâlâ'dan istiyor. Her gün iki kova denizden su alıp bir çukura döküyor. Çünkü esbabına (sebebine) teşebbüsü terketmiyor. O boşaltma ile denizin bitmeyeceğini kendisi de biliyor. Ama o suyu alıp, dökme esbabına teşebbüs olduğu için yapıyor. Üçüncüsü umudunu kesmemektir. Ne kadar ara uzarsa umudunu kesmiyor. İki buçuk sene denizin kenarında o çadırda hem duâ etme, hem denizden iki kova su alıp çukura döküp hem de ümidini kesmeyip iki buçuk sene beklemesi Allahu Teâlâ'nın hoşuna gitti. Deniz fillerine veya su aygırlarına emredip denizin dibindeki o taşlardan aldırıp, çocuğun çadırının dibine bıraktırdı. Çocuk sabahtan kalktı. Her zamanki görülmeyen bu parlak taşlardan bir tanesini kuyumcuya götürüp, bozdurup onunla kırk katır aldırdı. Bir kervan düzdü. Sandıkların içine bu mücevherleri de saklayıp evine geldi. Evinde mücevherleri çuvallara doldurdu. Annesine:

- Git yine padişahın kızını iste. On batman mücevheride götür, dedi. Kadın oğlunun dediğini yaptı. Padişah mücevherleri alıp kuyumculara, sarraflara gösterdi. Hepsi de hakiki mücevher olduğunu doğruladılar. Padişah, yaşlı kadının yanına gelip:

- Evinizde bundan daha var mı? Kadın:

- Çuvallarla var, dedi. Yine Padişah:

- Oğlunu bana çağır, dedi. Oğlandan inceden inceye hepsini sordu. Oğlan olup biteni anlattı. Baş vezir padişaha:

- Padişahım kızını buna vermeyi Allahu Teâlâ lâyık görmüş ki, bunları verdi. Bu mücevherleri Allahu Teâlâ vermese bu yapamazdı. Allahu Teâlâ senin kızını buna layık görünce senin de kabul etmen lâzım dedi ve padişah kızını o çocuğa verdi. İşte Allahu Teâlâ'dan ümidini kesmeden, usanmadah, esbabına teşebbüs ettiğinde Allahu Teâlâ'dan ne istersen onu verir. Allahu Teâlâ cümlemize muin olsun. (Amin)

8- Duânın kabulünün uzamasında kendisi asla üzüntü ve bıkkınlığa düşmez. Yahut, istediği şeyin dünyaca kendisi hakkında hayırlı olmadığından Allahu Teâlâ âhirette verilmek üzere geciktirilmiş olmasındandır. Başına gelecek bir musibet veya belâyı o duâ ile karşılar ve def eder. Duânın kabulünün tehirinde hikmet vardır. Kıyamet gününde bir kimse amel defterinde bir takım sevapları görür[5] onu dünyada işlememiştir. Taaccüp eder, Cenâb-ı Rabb'ül-İzzet buyurur ki:

- Dünyada filân ve filân işlerin hakkında duâ etmiştin. Dünyada bu isteğini sana vermedim. Bu güne tehir ettim. Şimdi defterinde olan sevaplar dünyada iken yaptığın duâların semeresidir. O kimse temenni eder ki; keşke dünyada ki bütün duâlarım kabul olmasaydı da onların mükâfatını bu günde defterimde hazır bulsaydım, der.

9- Bir kimse rahat ve huzurlu zamanlarda duâyı tekrar tekrar etmelidir. Nitekim Hadîs-i Şerîf'te: “Bir kimsenin başına bir belâ geldiğinde duâsının kabul olmasına sevinirse rahat ve huzurlu vaktinde duâyı çok yapsın.”[6]

10- Duâya başladığında Besmele ve Hamd ile başlasın.[7]  Yani “Bismillahirrahmanirrahîym, Elhümdülillahi Rabb'il âlemin ves-selâtü vesselâmü alâ Muhammedin ve alâ âlihi ecmain” ile başlamalıdır.

11- Duâdan önce abdest veya gusül etmektir. Hadîs-i şerîf'te: “Bir kimsenin Cenâb-ı Hakk'a veyahut mahlûkattan bir kimseye müracaat olunacak bir isteği olsa güzelce abdest alır. İki rek'ât namaz kılıp Allah'a hamd ve Rasulüne salâvat-ı şerîfe getirir. Duâ edip hacetini (dileğini) ister.”

12- Duâ ederken kıbleye dönmelidir.[8]

13- Duâda anasını ve babasını zikretmezse o kimseye fakirlik gelir.

14- Duâda cümle mü'minleri de zikretmelidir. Bir kimse mü'min kardeşine gıyabında yani arkasından duâ eylese başı ucunda bir melek durup; “Cenâb-ı Hakk onun mislini sanada ihsan eylesin” diye duâ eder. Bu suretle ehl-i imana duâ etmek dolayısıyla kendine duâ etmek demektir.[9]

15- Duâyı bitirdikten sonra ellerini yüzüne sürmektir.[10]

16-  Duânın sonunda “Subhâne Rabbinâ Rabbil izzeti ammâ yasifûn vesselâmun alel mürselin velhamdülillâhi Rabb'il âlemin” denilmelidir.

17- Duânın sonunda «Âmin» demelidir. Kâ'bul Ahbar'da Âmin sözü Cenâb-ı Kibriya'nın mühürüdür. Kullarının duâsının sonunu onunla mühürledi diye rivâyet olunmuştur.

18- Kendi duâsına dahi «Âmin» demelidir. Çünkü bir kimse duâ ederken kendi duâsına âmin dese melekler dahi âmin der.

19- Ellerini yukarı kaldırıp avuçlarının içerisini duâların kıblesi olan arş tarafına açmalıdır. Hadîs-i şerîf'te: “Rabb'iniz Hay ve Kerim'dir. Bir kimse ellerini kaldırıp hacetini Rabb'ısına arz eylese Cenâb-ı Hakk o kimseyi eli boş çevirmez.”

20- Kalbinde vus'at ve zaruret olan duânın kabul ve tesirini kat'i olarak bilmektir. Çünkü kalbin inşirah bulması (açılması) Cenâb-ı Hakk'ın teveccüh ve ihsan-ı İlâhiyyesinin zuhurunun alâmetidir. Zira duânın eseri yakın zamanda müşahede olunursa Cenâb-ı Hakk'a “Elhamdü lillâhillezî bi izzetihî tetimmüs sâlihât” ile hamd etmektir. Eğer uzayıp geç olursa (Elhamdü lillahi âlâ külli halin) ile hamd etmektir. Duâ için vakitlerin en efdalını ve saatlerin eşrefini seçmektir. Meselâ: Cum'a günü gibi, cum'anın ikinci ezanı gibi ve iki ezanın arası gibi ve her namazda ezan ile kamet arası[11] gibi. Güneşin batma vakti gibi ve hatib minberde oturduğu an gibi ve her gecenin üçte biri kaldığı gibi ve seher vakitleri ve cum'a, Regaib, Berat, Mi'râc, Kadir, Arefe, bayram geceleri[12] ve iftar vakti gibi vakitlerdir. Hastanın duâsını da ganimet bilmelidir.[13]

 

(Ramûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 5418)

Manâ'sı: “Kim sabah kalkınca (Euzu bi kelimatillahittâmmâtilletî la yücavizuhünne berrun vela fâcirun min şerri ma haleka ve berae ve zera'e) derse, akşama dek, cin ve insanların şerrinden kurtulur. Akrep veya yılan sokarsa kendisine hiç zarar vermez. Akşam söylerse sabaha kadar aynı durum hâsıl olur.”

 

(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 5421)

Manâ'sı: “Kim on kerre (Lâ ilâhe illâllahu vahdehu lâ şerike lehu ilahen vahîden sameden lem yelid velem yuled velem ye kûn le hû küfüven ahad) derse kendisine üç milyon sevap yazılır. Kim fazla söylerse Allah daha fazla yazar.”

 

(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 5436)

Manâ'sı: “Kim her gün bir defa (Sübhanellahil kâimid dâimi Sübhânellâhil-Hayyil Kayyûmi, Sübhânellahil-Hayyillezî lâ yemûtü, Sübhanallahil azîymi ve bi hamdihî, Sübbûhun Kuddûsün Rabb'ul Melâiketi Verrûhi, Sübhanel-aliyyil â'lâ, Sübhânehu ve teâlâ) derse, cennetteki yerini görmeden veya kendine gösterilmeden ölmez.”

 

(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 6196)

Manâ'sı: “Ey Ali! Sana öyle bir duâ öğreteceğim ki, eğer sende zerrelerin adedince günah olsa hepsi bağışlanır. (Allahümme Lâ ilâhe illâ entel-Halîmül hakiym. Tebârekte subhâneke Rabb'ül arşil azîym)”

 

(Sûre-i A'raf, Âyet 55)

Meâl'i: “Rabb'inize yalvara yakara ve gizlice duâ edin. Bilesiniz ki O haddi aşanları sevmez.”

 

(Sûre-i Bakara, Âyet 186)

Meâl'i: “Kullarım sana, beni sorduğu vakit deki; Ben herhalde yakınım. Duâ edenin duâsını bana duâ ettiği anda işitir, ona karşılık veririm. O halde kullarım da benim dâvetime uysunlar ve bana inansınlar, umulur ki doğru yolu bulurlar.”

 

(Sûre-i İsrâ, Âyet 110)

De ki: İster Allah deyin, ister Rahman deyin. Hangisini deseniz olur. Çünkü en güzel isimler O'na hastır. Namazında açıktan okuma; onda sesini fazlada kısma, ikisinin arası bir yol tut.”

 

(Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 10, Hadîs No: 3856)

“... El-Kasım (bin Abdirrahman) (Radiyallahu anhu)'den şöyle demiştir:

- Allah'ın o İsm-i Azam'ı ki onunla çağırıldığı zaman duâyı kabul buyurur, (şu) üç surededir. Bakara, A'li İmran ve Taha.”[14]

 

Yukarıdaki Hadîs-i şerîf'teki üç sûredeki âyetler şunlardır:

 

(Sûre-i Bakara, Âyet 255)

Meâl'i: “Allah kendisinden başka hiç bir ilah bulunmayan Allah'tır. O, Hayy ve Kayyum'dur. (Ezeli ve ebedi diri olan O'dur. Bütün varlıkları yönetip gözeten O'dur.)…” (İlâ âhir)

 

(Sûre-i A'li İmrân, Ãyet 1-2)

Meâl'i: “Elif, Lâm, Mîm. Hayy ve Kayyum olan Allah'tan başka ilâh yoktur. (Ezelî ve ebedî diri olan odur. Bütün varlıkları yöneltip gözeten odur.)

 

(Sûre-i Taha, Âyet 111)

Meâl'i: “Bütün yüzler, ezeli ve ebedi diri olup tüm varlıkları yöneltip gözeten (Allah)'e boyun eğmiştir.”

 

(Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 10, Hadîs No: 3860)

“Ebû Hüreyre (Radiyallahu anhu)'den rivâyet edildiğine göre Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:

- Şüphesiz Allah'ın doksan dokuz (yani) yüz eksi bir ismi vardır. Kim bu isimleri (tamamen) sayarsa cennete girer.”[15]

İzinsiz ders çekenleri bekleyen tehlikeler nelerdir ? 

Bilâl Babam buyurdu:

- Esmâ'ül-Hüsna'yı ezberleyen cennetliktir. Bir kimse bunu ezberlemek için çok çalıştı. Ezberleyemedi. Çünkü Allahu Teâlâ ezberlemeyi nasip etmiyor.

Tarikatta ders çekme çok mühimdir. Derler ki; şeyhim diye ders tarif etme kolay, mekirden mürid kurtarmak zordur. Mürid, şeyhinden izinsiz dersini arttırıp çekerse veya izinsiz başka esmalar okursa, şeyhi tam kamil Şeyh olmayıp müridi mekirden kurtaramazsa mürid mekre düşer. Kendine sıkıntı gelir, deli gibi olur. Hatta gide gide deli olur.

Buna inanmayan, bir veya bir kaç esmayı izinsiz olarak on bin yirmi bin defa çeksin. Bu dediklerimiz olur mu olmaz mı gözüyle görsün!

Hakiki Şeyh, mürid mekre düşünce şeyhine huzur eder, çağırır. Allahu Teâlâ lütfundan şeyhin vasıtası, vesilesi ile yardım eder, kurtarır. Bazen şeyhin haberi olur, bir çok zamanda haberi olmaz. Müzekki-n-Nüfus kitabında Eşrefoğlu Rumi Hz.'nin “Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır” dediği budur. Tarikatta ki dersi şeyhsiz çeker, şeytan kendisine müdahele eder, mekre düşer. Tıpkı Hadîs-i Kudsi'de:

Zeliha'nın şerrinden Yusuf (Aleyhis-selâm)'u babası Yakup (Aleyhis-selâm)'ın cama vurup “Ne yapıyorsun Yusuf! Dışarı çık!” diye bağırdığı gibi olur. Zahirde Yakup (Aleyhis-selâm), Yusuf (Aleyhis-selâm)'ı arıyor arıyor, bulamıyor. Maneviyatı ise Zeliha'nın şerrinden kurtarıyor. Maneviyatta yaptığından zahirinin haberi yok. Hakiki bir şeyhte müridi mekirden kurtarır belki haberi olmaz. Mürid mekre düşünce Şeyhin kurtarmaması o müridin helâkine, o tarikatın lekelenmesine sebeb olur.

Hiç tarikata girmeden fazla ders çeken de aynı olur. Mekre ve şeytanın tuzağına düşer. Şeyh hakiki şeyhse, mürid kendisine verilen dersten fazla, kendi kafasından izinsiz ders çekiyorsa o da mekre düşer.

Kur'ân-ı Kerim'in herhangi bir âyetini, dünyaca şu işim böyle olsun diye defalarca okumak o da mahzurludur. Okumak, Allahu Teâlâ rızası için olur. Duada ne isteyeceksen istersin. Bazı kimseler kitapta okudum, şu esmayı şunun için şu kadar, çekersen şöyle şifalı imiş deyip çekmesi veya bir âyeti seksen-yüz sefer, dünyaca şu işim şöyle olsun diye okuması hem hatalı, hem de tehlikelidir. Müridin veya mürid olmayanın mekre sıkıntıya düşmesine sebeb olur.

Şeyhin verdiği ders reçete, mürid hasta misali olup o reçeteyi uygulayan gibidir. O reçetenin dışına çıkan hastanın şifa bulmadığı gibi, Şeyhin verdiği dersin dışına çıkması müride de şeytanın müdahele etmesine sebeb olur.

 

(Sahîh-i Buhâri Tecrîd-i Sarîh, Cild 12, Hadîs No: 2142)

“Ebû Hüreyre (Radiyallahu anhu)'den Nebi (Sallallahu aleyhi vesellem)'in:

- Vallahi ben Allah'a günde yetmiş defadan çok muhakkak istiğfar ve tevbe ederim, buyurduğunu işittim,” dediği rivâyet olunmuştur.

 

(Sûre-i Mü'min, Âyet 60)

Meâl'i: “Rabb'iniz (şöyle) buyurdu: Bana duâ edin size icabet edeyim. Çünkü bana ibadeti bırakıp büyüklük taslayanlar aşağılanarak cehenneme gireceklerdir.”

 

(Kenzü'l-İrfan, Hadîs No: 336)

Manâ'sı: “Bir babanın oğlu için duâsı bir peygamberin ümmeti hakkındaki duâsı gibi makbüldür.”[16]

 

(Kenzü'l-İrfan, Hadîs No: 340)

Manâ'sı: “Aleyhi's-selâtü Vesselâm Efendimiz'le Ehl-i Beytine salatü selâm okumadıkça yapılan duâ makam-ı icabette (kabul makamına) vasıl olamaz.”[17]

 

(Sünen'ün Neseî, Cild 1-2, Hadîs No: 1134)

“Aişe (Radiyallahu anhu)'den:

- Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) rükû ve secdelerinde: “Sübbûhun, kuddûsün (Rabbüna ve) Rabbül melâiketi verruh” derdi.”

 

(Kimyâ-yı Saâdet, s.186)

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Efendimiz duâdan önce “Sübhâne Rabbiye'l aliyyil a'lel-Vehhab” derdi. Ve yine buyurdu: ‘Duâ edecek olan kimse önce bana salâvat okusun. Çünkü, bu duâ muhakkak kabul edilir ve Allahu Teâlâ iki duâdan birini kabul, diğerini red etmekten daha üstündür.”[18]

 

(Sünen-i Tirmizî, Cild 6, Hadîs No: 3605)

“Cabir ibn-i Abdullah (Radiyallahu anhu)'dan rivâyet edilmiştir. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:

- Zikrin en faziletlisi, Lâ ilahe illallah ve duânın en faziletlisi elhamdülillahtır.”

 

(Gunyet'üt-Tâlibîn, s.826)

“Ebû Cafer (Radiyallahu anhu)'in duyduğuna göre; Ebû Hüreyre (Radiyallahu anhu) Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu anlatmıştır:

- Gecenin son üçte biri kaldığı zaman Allahu Teâlâ dünya semasına nüzul eyler. Şöyle buyurur:

- Bana duâ eden kimdir ki: Onun duâsını kabul edeyim...? Benden bağışlanmasını isteyen kimdir ki, onu bağışlayayım? Benden rızk isteyen kimdir ki, onun rızkını vereyim. Benden sıkıntısının giderilmesini isteyen kimdir ki, onun sıkıntısını gidereyim? Tâa tan yeri ağarıncaya kadar bu durum sürer.”[19]

 

(Büyük Duâ Kitabı «Mecmûatul-Ahzab», s.39)

“Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) Efendimiz buyurur:

- Gece yarısında gök kapısı açılır, bir melek şöyle seslenir. Yok mu duâ eden, duâ etsin duâsı kabul olunacaktır. İsteyen yok mu? İstesin isteği verilecektir. Sıkıntısı olan yok mu? Duâ etsin sıkıntısı giderilecektir. O nazik saatte bir kişi yoktur ki duâ etsin de duâsı kabul olmasın?”[20]

 

(Sünen-i Ebû Dâvûd, Cild 5, Hadîs No: 1481)

“Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in sahâbisi Fedâle bin Ubeyd (Radiyallahu anhu)'in şöyle dediği rivâyet edilmiştir. Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) bir adamın namazında Allahu Teâlâ'yı sena etmeden ve Peygambere salâvat getirmeden duâ ettiğini duyup:

- Şu adam acele etti, buyurdu. Sonra adamı çağırıp ona veya bir başkasına:

- Sizden biriniz namaz kıldığı zaman önce Rabb'ini tâzim ve sena etsin, sonra Nebi (Sallallahu aleyhi vesellem)'ye salâvat getirsin, bundan sonra da artık istediği şekilde duâ etsin.”[21]

 

(İhyâu 'Ulûmi'd-Dîn, Cild 1, Hadîs No: 956, s.879)

“Oruçlunun duâsı red olunmaz.”[22]

 

(İhyâu 'Ulûmi'd-Dîn, Cild 1, Hadîs No: 960, s.879)

“Kulun Allah'a en yakın olduğu secde halidir. Secde de Allah'a çok duâ edin.”[23]

 

(İhyâu 'Ulûmi'd-Dîn, Cild 1, Hadîs No: 961, s.879)

“İbn-i Abbas (Radiyallahu anhu); Rasûl-ü Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem)'den şöyle rivâyet etmiştir:

- Rükû ile Sücûd da Kur'ân okumaktan men olundum. Rukûda Rabb'inizi tazim edin. “Sübhane Rabbiyel azim” deyin. Secde de ise, duâ edin. Çünkü secde hali, duâların kabulüne müsait olan bir haldir.[24]

 

(İhyâu 'Ulûmi'd-Dîn, Cild 1, Hadîs No: 964, s.880)

“Duâda gözlerini semaya kaldıranlar, bu adetlerinden vazgeçmeli. Yoksa gözlerinin ziyası (ışığı) alınır.”[25]

 

(İhyâu 'Ulûmi'd-Dîn, Cild 1, Hadîs No: 965, s.881)

“Ebû Musâ el-Eş'ârî'den; Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Ey İnsanlar! Sizin duâ ettiğiniz (Allah) ne gaibtedir ve ne de sağırdır. Sizin duâ ettiğinizde (Allah) sizinle atlarınızın boynu arasındadır, buyurdu.”[26]

 

Zikrullahta Allahu Teâlâ duymuyor gibi zikrullahta bağırıyorsunuz diyenler hakkında

 

 

“­Allahu Teâlâ işiticidir, en gizli halimizi de bilir. Siz, Allahu Teâlâ duymuyor gibi zikrullahta bağırıyorsunuz?” sorusuna cevap:

Allahu Teâlâ sümme haşa! sağır değil, bizim nefsimiz sağırdır. Zikrullahta bağırmamızın sebebi; uyuşuk yılan gibi olan nefsin uyuşuğu açılsın diyedir. Çok uykuya dalan bir adamı kaldırıp bir işe göndermek istersin. Adamda uyku sersemliği var. Duyuyor ama anlaması zor, uyku sersemi. Onu sallarsın, bağırırsın, tekrar tekrar söylersin. Bizim nefsimizde de Allahu Teâlâ'nın zikrini gönlümüze yerleştirmeyen gaflet uykusu ve sersemliği var. Bağırmamız uyuşuk yılan gibi olan nefsin uyuşuğu açılsın, duysun diyedir.

Hadîs-i şerîf'te: “Siz çarşıda bazı adamlar görürsünüz. Onlarda kalp yoktur. Gezer, alış-veriş yapar, kalbi ölüdür.”[27] buyuruluyor. İşte o kalbe duyurmak için bağırırız. Diğer bir hadîs-i şerîfte: “Âlim meclisine giderseniz ilminiz artar. (Hükema meclisine) ilm-i hikmet meclisine giderseniz ölmüş kalbiniz dirilir.”[28]

Bizim türkçemizde; “Felan adamın yanına gittim. Biz uykudaymışız, hiç bir şey bilmiyormuşuz. Adam bize iyice anlattı. Evvelce biliyoruz zannettiğimiz konuda bizi kandırmışlar, uyutmuşlar” derler. Çünkü ölü ölüye bir şey anlatamaz.

İşte hadîs-i şerîfte de; “Âlim meclisine giderseniz ölmüş kalbiniz dirilir.” buyuruluyor. Kalb bir tarlaya benzer. O tarlayı çalı-diken sarmış. Ona ekilen tohum boşa gider. Ulemanın sözü tohum gibidir. Tarlada o tohumu yetiştirme kabiliyeti var fakat tarlanın imarı lazım. Seher vaktinde; 100 veya 500 «Estağfirullahel azim», 100 veya 500 Salavat-ı şerîfe, 200 veya 1000 Lâ ilahe illallah, 100 veya 500 Allah, Allah çekmek kalb tarlasını imar etmektir.

 

(İhyâu 'Ulûmi'd-Dîn, Cild 1, Hadîs No: 966, s.882)

“Muaz ibn-i Cebel (Radiyallahu anhu)'den şöyle rivâyet etmiştir:

- “Cennette bile âlimlere ihtiyaç vardır. Çünkü cennet halkına, ne isterseniz isteyin dendiği vakit onlar ne isteyeceklerini ve nasıl isteyeceklerini bilemeyecekleri için âlimlerden sual edeceklerdir.”

Diğer bir hadîs-i şerîf'te:

“Duâda seci'den (kafiyeli söz'den) yapmacık sözlerden kaçının. Allah'ım! Senden cenneti ve beni cennete yaklaştıracak söz ve ameli diler. Cehennemden ve cehenneme yaklaştıracak söz ve işlerden sana sığınırım, demek kâfidir” buyurdu.

 

(İhyâu 'Ulûmi'd-Dîn, Cild 1, Hadîs No: 967, s.883)

“Rasûl-ü Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem) bir duâsında:

- (Allah'ım!) Rükû ve sücûd ederek sözlerinde duran ve sana yakın olan mukarreblerle beraber, korkulu günde emniyeti ve ebediyet gününde cenneti senden dilerim. Zira dilediğini yapan, merhamet edip acıyan, ancak sensin.”[29]

 

(Mecmâ'ûl Âdab,  s.26)

“Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Ya Enes! Çok duâ et... Zira duâ kaçınılmaz kazaları red ve def eder,” buyurmuşlardır.

Duâ; İbadetin halisi, mü'minin silahı, yerlerin nuru ve dînin direğidir, diye rivâyet olunmuştur.

Bir diğer rivâyette de:

“Ey Ashabım! Sizi düşmanlarınızdan kurtaracak, rızkınızı genişletecek bir şeye delâlet edeyim mi? Gece ve gündüz Allah'a duâ ediniz. Zira duâ mü'minin silahıdır” buyurulmuştur.

 

(Mecmâ'ûl Âdab,  s.27)

“Duâ gelmiş ve gelecek belâlara (karşı) menfaat verir. Belâ nâzil olur. Sahibi onun def'ine duâ eder. O duâ, o belâ ile buluşur ve karşılar ve tâ kıyamete kadar savunur ve çarpışırlar.”[30]

 

(Mecmâ'ûl Âdab,  s.27)

“Cenâb-ı Hakk bir kuluna muhabbet ederse, onun ah ve eninini (inlemesini) ve yalvarıp yakarmasını işitmek için, onu bir musibet ile ibtilâ eder.”

                  

                   Meşakkat çekmeyen bulmaz terakki,

                   Belâsız vuslatı canan olunmaz.

 

Belâ çekmeyen ilerleyemez.

 

(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 1425)

“Mü'min bir kul Allahu Teâlâ'ya dua eder de, Allahu Teâlâ Cebrâil'e:

- Ona cevap verme, çünkü ben onun sesini duymaktan hoşlanıyorum! der. Bir facir kişi de dua ettiği zaman Allahu Teâlâ Cebrâil'e:

- Onun ihtiyacını hemen görüver, çünkü ben onun sesini duymak istemiyorum, der.”

 

(Sünen-i Ebû Dâvûd, Cild 5, Hadîs No: 1495)

“...Enes bin Malik (Radiyallahu anhu)'den rivâyet edildiğine göre:

O, Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) ile birlikte otururken adamın biri namaz kılıyordu. Adam (namazdan) sonra:

- Ey Allah'ım hamd ancak sanadır, senden başka ilah yoktur. Gökleri ve yeri yaratan bol bol veren (sensin). Ey Celal ve ikram sahibi! Ey Hayy (diri) ve Kayyum! diyerek senden istiyorum, diye duâ etti. Bunu duyan Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Şüphesiz Allah'a kendisi ile duâ edildiği zaman mutlaka kabul ettiği ve istenildiğinde verdiği İsm-i Azam ile duâ etti, buyurdu.”[31]

 

(Sünen-i Ebû Dâvûd, Cild 5, Hadîs No: 1498)

“Ömer (Radiyallahu anhu)'den demiştir ki: Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'dan umre için izin istedim. Bana izin verdi ve:

- Kardeşçiğim, bizi de duâdan unutma, buyurdu. Bana öyle bir söz söylemiş oldu ki, onun yerine tüm dünyaya sahip olmam beni o kadar sevindirmezdi.”[32]

 

(Sahîh-i Müslim, Cild 8, Hadîs No: 26 (2690), s.179)

Manâ'sı: “Abdulaziz ibn-i Suheyb dedi ki: Katâde (Radiyallahu anhu) Enes (Radiyallahu anhu)'e:

- Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) en çok hangi duâ ile duâ ederdi? diye sordu. Enes (Radiyallahu anhu):

- Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in duâ ederken en çok kullandığı duâ: “Allâhümme âtinâ fi'd-dünya haseneten ve fi'l-âhireti haseneten ve gınâ azâbe'n-nâr: Yani; Ya Allah! Bize dünyada bir güzellik ver, ahirette de bir güzellik ver ve bizi ateş azâbından koru demesi dedi.”

 

(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 89)

“Cibril bana gelip şöyle dedi: Allah sana şu kelimelerle duâ etmeni emrediyor. Çünkü onların biri sayesinde sana istediğini lütfedecektir. (Allah'ım bana hemen afiyet vermeni belâna karşı sabretme gücünü vermeni; dünyadan rahmetine çıkmamı diliyorum senden!)”

 

(Sünen-i Tirmizî, Cild 6, Hadîs No: 3796)

Manâ'sı: “Ali (Kerremallahu Veche)'den rivâyet edilmiştir:

Bir mükâteb, Ali (Radiyallahu anhu)'nin yanına gelerek «Kitabet bedelimi ödemeğe asla muktedir değilim, bana yardım et» dedi. Ali (Radiyallahu anhu) şu mukabelede bulundu: « Dikkat! Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'ın bana öğretmiş olduğu bir takım kelimeleri sana öğreteyim mi? Üzerinde Sir dağı kadar borç olsa Allah onu senden kaldırır. Şöyle duâ et:

 - Allah'ım! Helâlınla beni haramdan önle ve lütfunla beni Sen'den başkasına muhtaç etme!”[33]

 

(Sünen-i Tirmizî, Cild 6, Hadîs No: 3807)

“El-Berâ (Radiyallahu anhu)'den rivâyet edilmiştir: Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:

- Yatma yerine varacağın vakit namaz için abdest aldığın gibi abdest al, sonra sağ yanın üzerine yat. Ve sonra: (Allahümme es-lemtü vechiye ileyke vefevvedtü emri ileyke ve elce'tü zahrî ileyke rağbeten ve rahbeten ileyke, lâ melcee velâ mencâ minke illâ ileyke amentü bi kitâbikellezî enzelte ve Nebiyyike ellezî erselte.)  "Allah'ım! Yüzümü (kendimi) senin emrine verdim, işimi sana havâle ettim, seni isteyerek ve sayarak arkamı sana dayadım, senden sığınmak ve korunmak ancak sanadır. İndirdiğin kitabına ve gönderdiğin peygamberine iman ettim!" diye duâ et. O gecede ölürsen fıtrat üzere ölürsün.”

El-Berâ (Radiyallahu anhu) dedi ki: “Duâ'yı bellemek için bu kelimeleri tekrarladım ve «gönderdiğin Rasûlüne iman ettim» dedim. Rasûl-ü Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem) «Gönderdiğin Nebiyyine (peygamberine) iman ettim.» diye söyle!” buyurdu.[34] 

 

(Sünen-i Tirmizî, Cild 6, Hadîs No: 3808)

Manâ'sı: “Abdullah bin Hubeyd (Radiyallahu anhu)'den rivâyet edilmiştir dedi ki; Yağmurlu ve kapkaranlık bir gecede bize duâ etmesi için Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'ı aramaya çıkmıştık ki ben kendisine yetiştim. Rasûl-ü Ekrem:

- «Oku» buyurdu. Bir şey okuyamadım. Tekrar:

- «Oku» buyurdu ve bunun üzerine:

- Ne okuyayım? dedim. Buyurdu ki:

- «Gul hüvallahu ehad ve Muavvizeteyn sûrelerini akşama ve sabaha vardığın zaman üç kere oku; Her kötü şeye karşı sana yeter.” buyurdu. 

 

(Sünen-i Tirmizî, Cild 6, Hadîs No: 3817)

Manâ'sı: “Amir bin Şuayb'ın dedesi (Radiyallahu anhu)'nden rivâyet edilmiştir; Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:

- Duâların en hayırlısı Arafat gününün duâsıdır. Benim söylediğim ve benden önceki peygamberlerin söyledikleri en hayırlı şey şudur: "Allah'tan başka tanrı yoktur, birdir, şeriki yoktur, mülk yalnız O'nundur, hamd yalnız O'nadır ve O her şeye kadirdir.”

 

(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 3049)

“Duâ eden kimseye şöyle demesi kâfi gelir; Beni affet, bana acı ve beni cennetine koy Allah'ım!” 

 

(Büyük Duâ Kitabı «Mecmûatül-Ahzab», s.29)

Manâ'sı: “(Allâhümme innî eûzü bike min en üşrike bike şey' en ve ene a'lemü ve estağfiruke limâ lâ a'lemü inneke entel Allâmül ğuyub)

Allah'ım, sana bir şeyi ortak koşmaktan sana sığınırım. Bilirim ve istiğfar ederim. Zira ben bilmem çünkü sen meydanda olmayanları bilirsin”

 

Kitaptaki izahında:

Bu duâ günde en az üçer defa okunmalı ki, günahlar bağışlansın ve insan şirkten muhafaza edilsin. Küfürden korunmak için, imanı tazelemek ve nikahı yenilemek gerekmektedir. Bir insanın kafadan yukarısına küfretmek, iman ve nikah tazelemesini gerektirir.

 

(Büyük Duâ Kitabı «Mecmûatül-Ahzab», s.30)

Manâ'sı:(Ya mugallibel gulûb, sebbit galbî alâ dinike ve tâatike)

"Ey kalbleri döndüren, kalbimi dinin ve taâtın üzerine sabit kıl."

 

Kitaptaki izahında:

Bu duâ akşam namazının sünnetinden sonra okunursa daha isabetli olur. Ve arkasından üç defa: "Allahümme ecirnî minennâr" denmelidir. Yani; Allah'ım beni cehennemden uzak kıl.

EŞBAH isimli kitapta yapılan açıklamaya göre, bu duâya devam eden kimse için cehennemin yedi kapısı kapanır ve cennetin sekiz kapısı açılır. Nasıl ağacın kökü sağlam olursa, ağaçta sağlam olur. Aynı onun gibi bir insanın din ve itikadı sağlam olursa, yaptığı ameller de sağlam olur.

 

(Büyük Duâ Kitabı «Mecmûat'ül-Ahzab», s.31)

Manâ'sı: “(Rabbî zidnî ılmen ve tevfîkan ve hüden)

"Ya Rabb'i! İlmimi tevfik ve hidayetimi fazlalaştır."

 

Kitabtaki izahında:

Bu duâ seçkin kişilerin duâsıdır. Yani havâs tabakasının yaptıkları duâdır. İstedikleri şeyler çok önemlidir. Allah'ı bilme ilmi, Allah'ın muvaffakiyetini, sonsuz hidayetini istemek demektir.

 

(Büyük Duâ Kitabı «Mecmûat'ül-Ahzab», s.31)

“(Allahümme inni es'elüke'l affe ve'l-âfiyete fiddîni ved dünya vel-âhireti)

"Allah'ım! Senden din, dünya ve âhiret sıhhatini ve bağışlamanı isterim.”

 

Kitabındaki izahında:

Bu duâda din, affa yönelik; dünya da sıhhate yöneliktir. Âhiret hususundaki duâ ise, günahlardan dolayı çekilen sıkıntının kaldırılmasını istemek demektir.

 

(Büyük Duâ Kitabı «Mecmûat'ül-Ahzab», s.37)

“Ebû Hüreyre (Radiyallahu anhu)'den rivâyet edildiğine göre Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:

- Üç duâ şüphesiz makbuldür.

1- Mazlumun duâsı, 2- Yolcunun duâsı, 3- Ana-babanın evladı hakkındaki duâları.”[35]

Yine Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) hadîs-i şerîf'te buyurdu ki:

“Üç sınıf kimsenin duâsı makbuldür. Asla red olunmaz:

1- Oruçlunun iftar anındaki duâsı, 2- Adaletli hükümdarın duâsı, 3- Mazlumun bedduâsı.”[36]

(Büyük Duâ Kitabı «Mecmûat'ül-Ahzab», s.37)

“Sevbân (Radiyallahu anhu)'ın rivâyet ettiği hadîs-i şerîf'te:  Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyuruyor:

- Dört kimsenin duâsı müstecaptır. Kabulüne şüphe yoktur. 1- Adaletli padişahın duâsı, 2- Din kardeşinin gıyabında yaptığı duâ 3- Mazlumun duâ ve bedduâsı 4- Bir kimsenin evladı hakkında yaptığı duâ.”[37]

(Büyük Duâ Kitabı «Mecmûat'ül-Ahzab», s.38)

“Rasûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu:

- Beş kişinin duâsı makbuldür. 1- Mazlumun bedduâsı, 2- Hacının evine dönünceye kadar yaptığı duâ, 3- Gazinin evine gelinceye kadar yaptığı duâ, 4- Kardeşin kardeşe gıyabında yaptığı duâ 5- Hastanın iyileşinceye kadar yaptığı duâ.”[38]

“Sema kapısı açılır ve şu dört yerde duâ kabul olunur:

1- Düşman ile karşı karşıya gelindiğinde, 2- Yağmur yağdığında, 3- Namaz için kâmet yapıldığında, 4- Kâ'be-i Muazzama görüldüğünde.”[39]

“Hastaları ziyarete gidiniz ve onlardan duâ isteyiniz. Zira hastanın duâsı makbuldür ve günahı bağışlanmıştır.”[40]

“Sıkıntılı olan kimsenin bedduâsından sakının. Çünkü onun o andaki bedduâsı makbuldür.”[41]

“Kur'ân-ı hıfzedenin duâsı makbuldür. Asla reddolunmaz.”[42]

 

(Büyük Duâ Kitabı «Mecmûat'ül-Ahzab», s.39)

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur:

“İki vakit vardır ki o vakitlerde yapılan duâ makbüldür, o vakitlerde duâ reddolunmaz. Sema kapısı açılır, duâsı reddolunan kişiler çok az bulunur: Birisi ezan okunduğu vakit; Diğeri de düşmanın karşısında iken yapılan duâdır.”[43]

Gecede bir vakit vardır ki o vakte duâsını isabet ettirenin duâsı mutlaka kabul olunur.”[44]

 

(Büyük Duâ Kitabı «Mecmûat'ül-Ahzab», s.45)

Manâ'sı: “İbnü'l Musib anlatıyor: “Ben bir ara  çok sıkılmıştım, ne yapacağımı bilemiyordum. Bu üzüntümle birlikte Harem-i Şerîf'e girdim. Bir ara çakıl taşlarında kıpırdama gördüm, baktım kimse yok. Arkasından bir ses duydum: “Sen üzüntülü olduğun için şu duâyı yapta kurtul denildi. Duâyı yaptım, hemen