BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİYM
Hazreti Pir'in
Evlâtlarına ve Bilâl Babamın da bize vasiyeti:
Dünyalık
için kul kapısına gitmeyin. Ahiret için her kapıya gidin.
İstanbul'da elbise yerine deri giyen, mağarada duran,
çok büyük bir zat olan İrşâd-i baba'yı,
Padişahla baş vezir denemek için derviş
kılığında mağaraya gelirler, yaşantısını gören padişah dudak büker ve beğenmez.
Herkesin abartmasıymış der, çıkıp giderken irşâd-i baba'ya ayan olur.
Ve
padişahı ayıktırmak için şöyle söyler:
Sakın
Hor bakma şu ebdal postuna
Erenler
üstüne deriyi bağlar,
Gurbi ilahiye vasıl olanlar
Soyunur kemhayı deriyi bağlar.
Azına
çoğuna bakma dünyanın
Tecrid-i
dünyada bile var şanın.
Server Muhammed'e inen Kûr'an'ın.
Mücellid üstüne deriyi bağlar.
Ayağın
depredip çıkartma saftan
Cihanı
halk etti nun ile kaftan.
Güneş baş gösterse gulleyi kaftan
Her sanatın piri deriyi bağlar.
Arif
kibir eylemez devlet görünce
Süleyman'a
ne söyledi karınca.
Bir Ali kahraman cenge girince
Soyunur kemhayı deriyi bağlar.
Gerçek
derviş isen hani teberin
Acep var mı şu dünyadan haberin.
Vücudunda üçyüz
altmış damarın
Halik üzerine
deriyi bağlar.
Ben bir bezirganım alın pacımdan
Ser verir sır vermem ölsem acımdan.
Mihnetli dünyanın
cevri ucundan
Bu sefil irşadı
deriyi bağlar.
İRŞAD-
İ BABA
Musa
(Aleyhis-selâm)'ya Karun karşı geldi. Allah'u Teâlâ Musa (Aleyhis-selâm)'nın
duası ile Karun'u yere batırdı. «Adı batsın, malı yere batsın» ata sözü bundan
kalmıştır. Karun'un yüzyirmi deve yükü altın hazinesinin anahtarı vardı.
Kur'an-ı Kerim'de:
«Onun anahtarlarını büyük bir topluluk götürürdü.» (Sure-i Kasas, Ayet 76)
buyuruyor.
Musa (Aleyhis-selâm)
dünyanın servetinin hepsinden fazla altını olan Karun'un malı kendisine kalınca
bir kaç kişinin ağızdan ağıza «kendini yere batırdı, malı Musa'ya kaldı»
demeleri üzerine yüzbinlerce ton altının yere batması için Musa (Aleyhis-selâm)
dua etti. Karun'un hazineleri de yere battı. Şimdi ki âlimlerimiz ise beş-on
kuruşluk menfaat için zenginlere yaltaklanıyor, büküm büküm bükülüyor.
Onlarınkine ne kadar da ters.
Mekke'liler
müslümanları çok sıkıştırınca Hazreti Ebû Bekir'de Mekke'de duramaz oldu. Zulüm
işkence son haddini bulmuştu. İşkence ile öldürülen insanların sayısı çoktu.
Hazreti Ebû Bekir Mekke'yi terk edip giderken karşısından bir pehlivan geldi.
- İslam dînini
yaymamak şartı ile seni korurum dedi. Hazreti Ebû Bekir ile Mekke'ye geldiler.
Hazreti Ebû Bekir evinin dışında ufak bir mescid çevirmiş orada Kur'an
okuyordu. Okuduğu Kur'an'dan etkilenen kâfir kadınları müslüman oluyordu.
Müşrikler Hazreti Ebû Bekir'i koruyan pehlivana geldiler.
- Ebu Bekir'e söyle
bu namazı içerde kılsın, Kur'an'ı da içerde gizli okusun. Yahut da sen onun
korumacılığından çık dediler. Pehlivan, Hazreti Ebû Bekir'e söyledi. Hazreti
Ebû Bekir (Radiyallâhu Anhu):
- Ben Allah'ın
himayesine sığınıyorum, Kur'an-ı dışarda sesli okuyacağım buyurdu.
Dağıstan aslanı İmam
Şamil kafirleri öldürüp harbte aldığı altınları bir hazineye koydu, askerin
masrafını onunla görüyordu. Askerin içinde:
- Bu altınlar en
sonunda Şamil'e kalacak diye bir söz çıkardılar. Bu söz Şamil'in kulağına kadar
gitti. Şamil: Herkesin gözünün önünde altınları bir kayığa doldurdu. Kendi de
bir kayığa bindi. Gölün en derin yerine gelince altın yüklü kayığı deldi, batırdı.
Öbür kayığa bindi, geldi. Askerlerine:
- Altın bana da yok,
size de yok. Şimdi harbe sıfırdan başlayacağız dedi. İslam Tarihi bu gibi
örneklerle doludur. Biz âlimler böyle
olmamız lâzımdır.
Futuhat nasıl açılır ?
Bir derviş Allah'u
Teâlâ'ya ibadet ederek çalıştığında; Allah'u Teâlâ onu ilk defa sınar.
“Açlıkla, horlukla,
korkuyla mallardan, canlardan, ürünlerden biraz azalma ile imtihan eder,
sınar.” (Sure-i Bakara, Ayet 155) En sonunda ona fütuhatı açar. Futuhat harbte
ise zafere kolaylık, sıkıntıda ise kurtuluşa kolaylık, fakirse zenginliğe
kolaylıktır. İbadetçi ise, manevi bir tutukluluk varsa, onun telafisi için
ibadetin en sonunda da futuh lâzımdır. Ummadığı yerden Allah'u Teâlâ kendisine
helâl, bol, rızık kapısı açar. Dünya kendisinin arkasına düşer. Bütün peygamberler,
evliyalar öyle olmuşlardır.
Bir âlim bu futuhu
beklemeden zahirden kendisi yani sabırsızlık edip Allahu Teâlâ'ya isyankâr
şekilde isterse hem Allah yanında çok mes'ul olur, hem de ilerleyeceği menzilden geri kalır.
İbrahim
(Aleyhis-selâm) oğlu İsmail ile bir olup sırtları ile kum, omuzları ile taş
çekip, şimdiki Kâbe'yi yaptılar. Bizim âlimlerimizde ömür boyu toplar. Bir gün
cami inşaatında kibrini, gururunu kırıb kazma, kürek, işçilik gibi işlerde
çalışmazlar. Halbuki Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem), ashab hem
bizden çok büyük, hem de hayrat işlerine en fazla çalışanlar idiler.
“Peygamberimiz
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem) Mescid-i Kuba yapılırken kerpiç taşıyordu.
- Ya Resûlullah! Sen
bırak, taşıma diye rica ettiler. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)
yine taşıdı.”
“Çölde ateş yakmak
için odun toplarken Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'de topladı.
- Sen toplama, biz
toplarız ya Resûlullah! diyenlere Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem):
- Allah kendisini
başkalarından üstün görenlerden etmesin, buyurdu.” (Mir'ât-ı Kâinât, Cild 1,
Sayfa: 539; Mevâhib-i Ledünniyye, Cild 1, Sayfa: 476)
Şu Türkiye'mizi
gezsen Tarikatçıların ve şeyhlerin cami, çeşme, yol, su ve hayrat gibi eserleri
çoktur.
İsim olarak şeyh
camisi, şeyh hamamı, şeyh-i baliğ, şeyh sultan. Filan baba, filan baba, filan
baba eserleri ile beraber kendilerinin isimleri gayet çoktur. Yine devlet, her yere yol yapıyor. Allah
dostlarının kabrine gelince yol yapamıyor. Makina kırılıyor, arıza veriyor.
Bunlar sayılamayacak kadar çoktur. Hepside tarikat ehlidir. Çünkü Allah'u Teâlâ
onlara yeniden ölmez taze, temiz bir hayat veririm, (Sûre-i Nahl, Ayet 97)
buyuruyor. Allah'u Teâlâ'nın temiz verdiği hayatı, o kabri, devletin makinaları
yıkamıyor.
Alimler
ikidir:
Bir âlim var ki cilâ ile güzel görünen kadın
gibidir. O bir âlimde anasından güzel doğan gibidir. Bunun ikisini de hamama
götürsen, birisinin yıkandıkça çirkinliği, birisinin yıkandıkça güzelliği,
meydana çıkar. İnsanların hamamı teneşir tahtasıdır. Orada yıkanınca birisinin
masiyet kirleri gider. Asıl Allah'u Teâlâ'nın (Sure-i Bakara, Ayet 138)
Ayetinde: verdiği güzellik meydana çıkar. Yanına gelenin sayısının on misli
kabrine gelir. Herkes ordan manevi gıda alır. Zahir müşkülü hallolur. O birinin
de cübbe, sarık, kıraat, giyim, gösteriş güzelliği, gider, çirkinliği meydana
çıkar. Bir kimsenin en yakın akrabası da olsa, kabrine gidip bir fatiha almak
(okumak) aklına gelmez. Dünya da iken yaptığı ameli ile başbaşa kalır. O
birinin kabrini ziyarete gelip, duâ edip, ruhuna okuyup, Allah'u Teâlâ ile
benim aramda vesile olsun; bu adamın sağlığında niçin yanına gelmemişim
diyenlerin sayısı gittikçe artar. (Zahir âlimin bir eseri yoktur. Çünkü:
Kendisinde âyetteki hayatı tayyibe yok.) Şimdi zahir âlimleri, hocalar toplanıp
parasını da, işçiliğini de biz yapacağız diyerek bir cami inşaatına başlasalar.
1-
Kendilerindeki kibir kırılır,
2- Alimler çalışıyor diye millet galeyana gelir.
O âlimlere ellerini vurdurmazlar. Parasını millet seve seve karşılar. Şeyhler
böyle böyle yaptılar, eserleri çoktur, diğerlerinde yoktur.
“Yine Hazreti Ömer'e Bizans elçisi geldiğinde:
- Halife kim diye sordu? Şu caminin duvarının
üstünde üstü başı çamur, duvar yapan adam dediler.” (Dört Büyük Halife kitabı,
Menkıbe 23, Sayfa: 113)
İşte biz her örneği Peygamberimiz (Sallallâhu
Aleyhi Vesellem) ve Ashab'dan almamız lâzımdır. Malın zekatı, kırkta birini
vermektir. Sıhhatin ve afiyetin zekatı da bedenen Allah yolunda hayır işlerinde
çalışmaktır.
Ahlak-ı Zemime'nin, Allah'ın sevmediği kötü ahlakların
yedincisi dünya sevgisidir. Bunların geri kalan altı ahlâkı zemimenin hepsinin
başı da yine dünya sevgisidir. Bütün amellerin hepsinin bozukluğunu düzelten
aşırı derecede cömertliktir.
Hadîs-i Şerif:
“Aşırı derecede cömertliğin kapatamayacağı hiç
bir amel noksanlığı yoktur. Aşırı derecede cimriliğin açtığı yarayı kapatacak,
hiç bir amel yoktur.” (Hacı Muhammed Bilal-i Nadir Hazretlerinin vaaz bandından
alınmıştır.)
Terk
eyler baş ile cânı,
Allah'ı
seven âşıklar.
Neylesin
iki cihânı,
Allah'ı
seven âşıklar.
Elden kor mülk ile
mâlı,
Terkeder ehl'ü ayâli.
Mevlâsıyla olur hâlı,
Allah'ı seven âşıklar.
Dünyaya
bakmaz gözleri,
Zikrullah
olur sözleri,
Toprakdır
yerde yüzleri,
Allah'ı
seven âşıklar.
Erenler yoludur yolu,
Bunlardır, didar
bülbülü.
Hakk'dan gönülleri
dolu,
Allah'ı seven âşıklar.
Gündüz
olur onlar sâim,
Geceler
sabaha dek kâim.
İstekleri
Hakk'dır dâim
Allah'ı
seven âşıklar.
Evliyâ durur her biri,
Ne gılman ister, ne
hûri,
Maksadları
Hakk dîdarı,
Allah'ı
seven âşıklar.
Seyyid Nizam Oğlu yine,
Hakk'a gider döne döne.
Kül olmuşdur yâne yâne,
Allah'ı seven âşıklar.
Seyyid
NİZAMOĞLU.
“Hazreti Ali
(Radiyallahu anhu): Ben Allah'ın kudret elinden istiyorum diye her şeyini
dağıtıp, kuldan hiç bir şeyi istememiştir.
Hazreti Ali
(Radiyallâhu Anhu)'ye Cebrail (Aleyhis-selâm)'in Mikail (Aleyhis-selâm)'i deve
olarak satması; İsrafil (Aleyhis-selâm)'in deveyi satın alması, bu yüzden
Hazreti Ali'ye büyük miktarda altın para vermeleri meşhurdur. Peygamberimiz
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem) Hazreti Ali'ye aldığın deve, sattığın deve mübarek
olsun. Biraz evvel Cebrail bana haber verdi. Deveyi satan Cebrâil, deve Mikâil,
deveyi satın alan İsrafil (Aleyhis-selâm), sana verdikleri para Allah'u
Teâlâ'nın verdiğidir. Çünkü: Sen kuldan istemeyip Allah'tan istiyorum dedin.”
[Dört Büyük Halife Kitabı (Şemsüddîn Ahmed Efendi), 22. Menkıbe, Sayfa:
264-265]
“Hazreti Meryem'e
cennetten meyva gelmesi. (Sure-i A'li İmran, Ayet 37)
“Musa ve İsa
(Aleyhis-selâm)'ya havadan bıldırcın sofra, helva gelmesi.” (Sure-i Araf, Ayet 160; Sure-i Bakara, Ayet 57;
Sure-i Taha, Ayet 80)
Baykuş'un Allah'u Teâlâ'ya tevekkülünün kuvvetli
olması bu sebebten rızkının kıyamete kadar ayağına gelmesi. Bunlar ve bu
gibiler Allah'u Teâlâ'nın sebebsiz verdiği rızıklardır. Bir de Allah'u Teâlâ'ya
hakkı ile sabredip tam çalışanın rızkına bereket verir. Rızk kapısı açar.
İnsanların; kazancı çok olup geçimi dar olan,
kazancı az olup geçimi bol olanı, halk arasında incelersen çok şeyler görürsün.
Çok kısa zamanda fakirken zengin, zenginken fakir
olan insan çoktur.
Zamanemizde Bilâl
Babam ve bizim yazdığımız kitapları bazı âlimler Kur'an-ı Kerim'e ve Hadîs-i
Şeriflere tersmiş gibi aleyhimizde söylüyorlar. Bir çoklarını gönderip bizden
cevabını istiyorlar. Bazıları bu hususta mektupda yazıyor. Bunlara ve dinimizde
olmayan yanlış şeyleri yapan sofu ve âlim takımlarının sözlerinin,
yaptıklarının hepsine birden cevap vermek için uzun müddet Ayet ve Hadîsleri
aradım, buldum. Şimdi bunların hepsine bu yazdığım kitabın içinde cevap
vereceğim inşallah'u Teâlâ. Bir mevzuyu çok kısa ve özet olarak, anlaşılmayacak
yerlerini izah ederek yazacağım. Sözü Allah'ın Ayetlerine, Peygamberimiz
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in sünnetlerine, sözlerine, (yani hadîs-i şeriflerine)
yaptıklarına bırakacağım. Buna karşılık bana cevap verecekler kesinlikle
ayetlerin karşılığında ayet, hadîslerin karşılığında hadîs söylesinler. Şundan
duydum, bu demiş, şu şöyle demişti, bu böyle demiş gibi sözleri, muşları
mişleri kabul etmem. Bu muşlar, mişler mahşerde insanı cehennem ateşinden
korumaz. Cehennem ateşinden koruyacak Allah'u Teâlâ'nın kitabı, Kûr'ân-ı Kerim,
Allah'u Teâlâ'nın sözü olan Hadîs-i Kudsiler ve Peygamberimiz (Sallallâhu
Aleyhi Vesellem)'in Hadîs-i Şerifleridir. Yazdığım ve bundan sonra yazacağım
Ayet ve Hadîslerin inkâr edilmesi veya kabul edilmemesi kesinlikle küfürdür.
Dünyadaki insanların hepsi en iyi ameli salih işleyen, en sofu, en dîndar adam
olsalar bile hepsi de Ayetin bir tanesine itiraz etse veya Hadîsleri kıymete
almasa veya aksini iddia etse, bunların bir tanesine bile inanmayan insanların
hepsini kâfir etmeye yeterde artarda. Çok iyi biliyorum ki; bu kadar açık ve
net olarak Ayet ve Hadîslerle yazdığımıza itiraz edenler çıkacak. Her kim bu
Ayet ve Hadîslere itiraz ederse dîni, imanı ve nikâhı gider, kendisi kâfir,
karısı boş olur. Önünden bunu söylüyorum ki, canım şu âlim şunu şunu dediydi,
şu âlimdi, şu hocaydı bunun dediği daha doğru diyenler iyi düşünsünler. Bizler
Ayet ve Hadîslerin ışığı altında toplanmamız lâzımdır.
Hadîs-i Şerif:
“Ben size bir kitap (Kur'an) bir de hadîslerimi
bırakıyorum. Bunlara uyarsanız yanılmazsınız.” (Râmûz'ul-Ehâdîs, Hadîs No:
6258; Berika, Cild 1, Sayfa: 175-176)
Geri kalan her görüş, her âdet, yapılan herşey
yanılabilir.
ÖNCEKİ KONU KONULAR SONRAKİ KONU