Bir Kısım Alimlerin Bir Araya Topladıkları
Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi
Vesellem)'in Güzel Ahlâkından Bazıları:
(Aşağıdaki yazı, İhyâu Ulumi'd-Dîn, Cild 2, Sayfa:
876-880 arasından alınmıştır.
1- “Resûl-i Ekrem (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) insanların
en yumuşağı, en şecâatlisi, en âdili, en çok iffet ve namus sahibi idi. Mahremi
olmayan veya nikâhında bulunmayan veya câriyesi olmayan hiç bir kadın üzerine
el değdirmemiştir.
Peygamberimiz
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem); kadınlara ridasının altından biat verirdi. [İslâm
Tarihi (M. Asım Köksal), Cild 1-2, Sayfa: 66; Râmûz'ul-Ehâdîs (30. Bölüm),
Hadîs No: 582; Kütüb-i Sitte, Cild 2, Sayfa: 276)
Grtlağına harpte ok
batan kadının okunu çıkartıp yarasına tükürdü iyi etti. (Mir'ât-ı Kâinât, Cild
1, Sayfa: 457)
Peygamberimiz
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem) ağzındaki yediği eti, ağzından çıkarıp kadının
ağzına koydu, ona yedirdi, küfürden İslâma çevirdi. (Şevâhidü'n-Nübüvve, Sayfa:
177)
Kadın, erkek karışık
bir odada Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) onlara vaaz, etti.
Kadınlara ayrıyeten
vaaz etti.
Kadınların sesi
Resûlullah'ın sesinden yüksek tonajda çıkıyordu. [Sahih-i Müslîm, Cild 7, Hadîs
No: 22 (2396), Sayfa: 294-295]
Kadınların harbi
bölümünde daha geniş tafsilatlı yazılıdır.
Resûl-i Ekrem en cömerdi idi. Onun yanında para
akşamlamazdı. Şayet elinde para bulunsa onu dağıtmadan evine gitmezdi. (Bazı
zevceleri nezdinde) a'zami bir senelikten fazla nafaka bulundurmamıştır. Bu da
hurma ve arpa gibi sade bir yiyecekten ibâret idi. Eline geçen diğer serveti
Allah rızası uğrunda infâk ederdi. Kendisinden istenilen ve kendisinde bulunan
her şeyi verirdi. Sonra onun nafakasında tesirini gösterirdi. Hatta yıl içinde
eline bir şey geçmezse onun ızdırabını çekerdi.
Ayakkabılarını tamir eder, elbisesini diker, kadınlara
mutfak işlerinde yardımcı olurdu. Kadınlarla et doğrardı. Üstün haya sahibi
idi. Gözlerini kimsenin yüzüne dikmezdi. Köle olsun, efendi olsun, küçük olsun,
büyük olsun herkesin dâvetine katılırdı. Bir yudum süt veya bir oğlak paçası da
olsa hediyeyi kabul eder ve karşılık verirdi. Hediyeyi yer, sadakayı yemezdi.
Ayak takımının davetine gitmekten çekinmezdi. Allah için kızar, kendi namına
kızmazdı. (İhya'u Ulumi'd-Dîn, Cild 2, Sayfa: 876-877) Kendisine veya
adamlarına zararı dokunsa da hakkı yerine getirirdi.” [Tam İlmihal (Seâdet-i
Ebediyye), Sayfa: 383]
*
* *
2- “Müşriklerden korunmak için yine diğer müşriklerden
yardım teklifi gelirdi. Kendisi henüz pek yalnız olup yardıma muhtaç olduğu
halde ben müşrikten yardım istemem derdi. Ashâb-ı Kirâm'ın ileri gelenlerinden
bazıları ile Yahûdiler arasında bir adam ölü olarak bulundu. Aleyhlerine hüküm
verdi ve Hakk'tan ayrılmadı. Ashâbının tek deveye bile şiddetle ihtiyacı varken
o, onlara yüz deve ödemekle hükmetti.
Bir kere açlıktan karnı üzerine taş bağladığı olmuştur.
Hazırda olandan yer, bulunanı red etmezdi. Helâl yemekten kaçınmazdı. Hurma
bulur, ekmek bulamazsa, yalnız hurma ile yetinirdi. Puryan bulursa onu yer,
buğday veya arpa ekmeği bulursa onu yerdi. Helva veya bal bulsa da yerdi.
Ekmeksiz bir miktar süt bulsa onunla da yetinirdi. Kavun, taze sebze veya meyve
bulursa onları da yerdi. Yaslanarak sofra ve masada yemek yemezdi. Başkalarını
kendi üzerine tercih maksadıyla ölünceye kadar üç gün devamlı olarak birbiri
ardınca karnını buğday ekmeğinden doldurmamıştır. Bu, cimrilik veya
fakirliğinden değildi.
Cemiyet ve dâvetlere katılır, hastaları ziyâret eder ve
cenazelerde hazır bulunurdu. Muhâfızı bulunmadan tek başına düşmanları arasında
dolaşırdı. İnsanların en mütavâzisi idi. Kendisinde kibirden eser bulunmazdı.
Sözü uzatmaz, en üstün belâgate (iyi güzel pürüzsüz söz söyleme) sahip idi.
İnsanların en güler yüzlüsü olup, dünya husûsunda hiç bir sûretle
heyecanlanmazdı. Bulduğunu giyerdi. Bazen eski elbise ve bazen Yemen bürdesi ve
bazen yün hırkası ve hülâsa giyilmesi mübâh olan elbiseyi giyerdi. Gümüşten
yüzüğü olup, bazan sağ, bazan sol elinin küçük parmağına takardı. Hizmetçisi
veya başka birisini terkisine alırdı. Deve, at, katır ve merkep'ten bulduğu
vasıtaya binerdi. Bazan da başı açık yalın ayak ve cübbesiz olarak yürürdü.
Şehrin en uzak yerindeki hastaları ziyâret ederdi. Güzel kokuyu sever, pis
kokulardan hoşlanmazdı. Fakirlerle düşer kalkar, yoksullarla bir arada yerdi.
Ahlâkında fazilet sahibi olan insanlara ikrâm eder, şerefli kimselere iyilikte
bulunmak sûretiyle onlarla anlaşırdı. Akrabaları ile alâkalanır ve fazilet
sahibi olanları tercih ederdi. Kimseye eziyet etmez, özür dileyenlerin
mâzeretini kabul ederdi. Şakalaşır fakat şakasında da doğruyu söylerdi. Güler
fakat kahkahalar savurmazdı. Mübâh olan oyunları seyreder ve onları
reddetmezdi. Ailesi ile yarışa kalkardı. Bazen karşısında yükselen sesleri
sabırla karşılardı.
Riyazet; az yeme,
mücahede, nefsi ile mücadele etmek için yemezdi.
Zamanımızda bazı kimseler
erkeklerinde oynamalarını kötü sayıyor. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi
Vesellem)'in yanında erkekler kalkan, mızrak oyunu oynayıp onu Hazret-i Aişe
Validemize omuzunun üstünden usanıncaya kadar baktırdığı meşhurdur. (Sahih-i
Buhari Tecrid-i Sarih, Cild 3, Hadîs No: 513) Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi
Vesellem)'i Medine-i Münevvere'de hicretinde onların toplum olarak kadın-erkek
def çalıp kaside söyleyerek kendini karşılamalarını hoş gördü. (Sahih-i Buhari
Tecrid-i Sarih, Cild 10, Hadîs No: 1556, Sayfa: 113 Hadîsinin açıklamasında;
Mevâhib-i Ledünniyye, Cild 1, Sayfa: 104; Şevâhidü'n-Nübüvve, Sayfa: 94)
Kırkbeş sağımlık
devesi, yedi keçisi, yüzbaş koyunu vardı. (Mevahib-i Ledünniyye, Cild 1, Sayfa:
385) Kesimlik develeri ayrı idi.
Koyun gibi sağmal bulundurur. Aile efrâdı ile sütünden
istifâde ederlerdi. Köle ve cariyeleri vardı. Yeyim ve giyimde onlardan
ayrılmazdı.
Allah için amel etmediği boş vakti geçmezdi. Ya ibadet
veya lüzumlu bir işle meşgul olurdu. Ashâbının bağ, bahçe ve bostanlarına giderdi.
Fakiri, yoksulluğundan ötürü tahkîr etmez, zengine zenginliğinden dolayı saygı
göstermezdi. Herkesi müsâvi şartlar altında Allah'a davet ederdi. (İhya'u
Ulumi'd-Dîn, Cild 2, Sayfa: 877-878)
Fakir evinde ne
yiyorsa onu, zengin evinde ne yiyorsa onu ikrâm eder. Herkesi memnun ederdi.
Bütün güzel huy ve iyi vasıfları ve mükemmel sûrette
sevk-u idâreyi Allah'u Teâlâ onda toplamıştı. Okur-yazar olmayan bir ümmi idi.
Cehâlet muhitinde, çölde, ana ve babadan mahrûm, koyun gütmekle yetişti.
Allah'u Teâlâ bütün ahlâkî faziletleri ona öğretti. İyi vasıflara sahip kıldı.
Geçmiş ve geleceğin haberlerini bildirdi.
Ahirette kurtuluş ve saâdet yollarını gösterdi. Dünyada
iken ahirete gideceği yolu ümmetine açıkladı. Boş şeyleri terk edip vâcibleri
ifânın lüzumunu anlattı. O'nun emrini yerine getirip işinde ona uymağı Allah'u
Teâlâ bize tevfik etsin, âmin ya Rabbe'l-âlemin. (İhyâu Ulumi'd-Dîn, Cild 2,
Sayfa: 878; Ashâb'ın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Hadîs No: 678, Sayfa:
351; Benzeri.)
Ebû'l-Buhturî'nin rivâyetine göre; Resûl-i Ekrem
müslümanlardan kimseye kötü söz söylememiştir. Şayet sözü ile incittiği bir
kimse oldu ise, hemen onun gönlünü almıştır. Hiç bir kadın veya hizmetçisini
tel'în etmemiştir. (İhyâu Ulumi'd-Dîn, Cild 2, Hadîs No: 1063, Sayfa: 878)
Bir savaşta kendisine:
- Bunlara lânet etseniz, dediklerinde, o:
Ben lânetleyiciyi olarak değil, rahmet olarak
gönderildim, diye cevap vermiştir. (Mevahib-i Ledünniyye, Cild 1, Sayfa:
467; Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 425; İhyâu Ulumi'd-Dîn, Cild 2, Hadîs No:
1064, Sayfa: 878; Müslîm Ebû Hureyre'den rivâyet etmiştir.)
*
* *
3- Enes (Radiyallâhu Anhu) yeminle anlatıyor:
"Hoşlanmadığı bir işi yaptığım zaman, "Bunu
niçin böyle yaptın?" diye bana bir defa söylememiştir. Zevceleri ne zaman
beni yermeğe kalkışsalar, onlara mâni olurdu. Bir vakit yatacağı yeri
ayıplamamıştır. Bir şey sererlerse üzerine yatar, sermezlerse yer üzerinde
yatardı.
Allah'u Teâlâ henüz onu Peygamber olarak göndermeden önce
Tevrat'ın birinci satırında vasıflayarak: "Muhammed Resûlüm ve tercih
ettiğim kulumdur" buyurdu. “Haşîn ve sert değildi. Sokaklarda fazla
dolaşmaz. Kötülüğe kötülükle değil, af ile mukabele ederdi. (Şemail-i Resûl,
Sayfa: 71)
Mekke'de doğdu, Medine'ye göçtü. Şam havâlisine mâlik
idi. Arab kıyafeti olarak İzar giyerdi. O ve beraberindekiler Kur'ân-ı Kerim'e
ve ilme bağlanırlar, abdest alırken her tarafını yıkarlardı.” Tevrât'ta olduğu
gibi İncil'de de böyledir.
Rast geldiğine hemen selâm vermek bir ihtiyacı için
karşısına çıkan adam ayrılmadan onu bırakıp ayrılmamak, elini tutan bir kimse
bırakmadan kendi elini ayırmamak gibi hâller de onun güzel ahlâkındandır.
Resûl-i Ekrem Ashâbından birisiyle karşılaştığı zaman,
onunla musafahalaşır ve iyice ellerini birbirine geçirerek sıkıştırırdı.
Besmele ile oturur ve besmele ile kalkardı.
Namazda iken birisi içeri girse, namazını kısaltır. Hemen
selâm vererek gelene bir işi olup olmadığını sorar ve tekrar namaza başlardı.
(İhyâu Ulumi'd-Dîn, Cild 2, Hadîs No: 1065, Sayfa: 879)
Mecliste husûsi bir yeri yoktu, boş bulduğu yerde hemen
otururdu.
Kimseye darlık vermemesi için Ashâbı arasında ayaklarını
uzatıp oturduğu vâki değildir. Umûmiyetle kıbleye karşı otururdu.
Huzûruna giren musafire ikram eder, çok kere yanına gelen
yabancıların altına, sırtındaki elbiseyi serer ve oturturdu.
Müsafirine kendi minderini de verdiği ve oturuncaya kadar
ısrar ettiği de olurdu.
Karşısına çıkan adama öyle samimi davranırdı ki, herkes
kendisinin onun katında en sevimli kimse olduğunu zannederdi. Mecliste bulunan
herkese ayrı ayrı yönelir ve sohbetten nasibini verirdi. Herkese teveccüh eder,
onunla konuşur, ayrı ayrı hal ve hatırını sorardı. Oturması, konuşması ve
dinlemesi, güzel davranışları çok samimi idi. Bununla beraber meclisi bir hayâ;
tevâzü ve huzûr meclisi idi. Nitekim Allah'u Teâlâ:
"Allah'ın rahmetinin eseri olarak onlara yumuşak
davrandın. Eğer haşin ve katı yürekli olsaydın etrafından dağılırlardı"
(Sûre-i A'li-İmran, Ayet 159) buyurmuştur.
Ashâbını künyeleri ile çağırır, çocuğu olan kadınlara da
künyeleri ile seslenirdi. Çocuğu olmayan kadınlara da bir künye bulurdu.
Çocuklara da künye bulur ve onların gönlünü hoş ederdi. Geç kızar ve çabuk
memnun olurdu.
İnsanlara en çok acıyan, en hayırlı ve en faydalı olan idi.
Onun meclisinde asla sesler yükselmez ve yüksek sesle konuşulmazdı.
Meclisten kalktığı zaman:
“Allah'ım, sana hamdeder ve seni noksan sıfatlardan
tenzîh ederim. İbâdete lâyık olan ancak sen olduğuna şehâdet eder, sana tevbe
eder ve senden mağfiret dilerim der ve bunu bana Cebrâil öğretti derdi.” [İhyâu
Ulumi'd-Dîn, Cild 2, Sayfa: 879-880'arasından alınan yazı burada sona ermiştir.
Zübdet'ül-İhyâ, Sayfa: 299-302; İslâm Tarihi (M. Asım Köksal), Cild 11, Sayfa:
412]
Peygamberimiz
(Sallalâhu Aleyhi Vesellem) Mekke'nin on iki beyine ayrı ayrı isim isim beddua
etmiştir. (Kütüb-i Sitte,
Cild 15, Hadîs No: 5598; Sünen-i Neseî, Cild 1, Hadîs No: 308, Sayfa: 201)
Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi
Vesellem) kendinin taklidini maskara ile gösterişe kalkan As bin Vail'in oğlu
Hikem münafığına beddua etmiştir. (İhyâu Ulumi'd-Dîn, Cild 2, Hadîs No: 1139,
Sayfa: 905)
Ömründe pek az yaptıklarını kitapta hiç yapmadı
diye yazmışlar.
Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi
Vesellem)'in yanına bir adam müslüman olmak için geldi. Peygamberimiz
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem) arkasını döndü, yine Peygamberimiz'in karşısına
geldi, yine Peygamberimiz yönünü başka tarafa çevirdi. En son adam:
- Ben çöle gideceğim, ölünceye kadar
dönmeyeceğim, diye çocuğu ile beraber çöle giderken Peygamberimiz onu arkadan
çağırdı. (Hacı Muhammed Bilâl-i Nadir Hazretlerinin Vaaz Bandından alınmıştır.)
Arab süvarilerinden Amir b. Tufeyl ile
Erbed b. Kays Resûl'ü Ekrem'i öldürmek üzere geldiler. Resûl'ü Ekrem bir hile
ile onlardan kurtuldu ve onlara beddua etti. Amir gudde hastalığına yakalanarak
öldü. Erbed'i de yıldırım yakarak yok etti. (İhyâu Ulumi'd-Dîn, Cild 2, Hadîs
No: 1125, Sayfa: 904)
Bunlar Peygamber'in ömründe birkaç tane
olduğu için hiç yapmamış diye yazıyorlar. Mesela Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi
Vesellem) bazı iyi amelleri devamlı yapar, bazen terkederdi.
Devamlı yaptığım sevabının büyüklüğünü
göstermek için, terkettiğim ümmetim mes'uliyetten kurtulsun diyedir,
buyurmuştur.
Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi
Vesellem) bir harpte kırk bin kâfire Kûr'ân'dan bir âyet okuyup toprağa üfürüp
saçtı. O toprak hepsinin gözünü kör etti. [Sûre-i Enfal, Ayet 17; İslâm Tarihi
(M. Asım Köksal), Cild 1-2, Sayfa: 145]
Ayette Bedir cenginde esir alınan yetmiş
kişiyi Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in serbest bırakmasını
Allah'u Teâlâ doğru görmeyip “Bedir cenginde bulunanların Allah'u Teâlâ gelmiş
geçmiş günahlarını affetmese idi; bu esirleri bıraktığınızdan dolayı büyük azap
görecektiniz.” (Sûre-i Enfal, Ayet 68) İkinci bir Ayet yeryüzünde kuvvetlenip
tam yetişmeden aldığınız esirleri barıkmanız doğru olmaz. (Sure-i Enfal, ayet
67) Bundan sonra yeryüzünde kuvvetleninceye kadar hiç bir esiri Peygamberimiz
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem) bırakmadı. Kitaplarda esirleri bıraktığı çoktur.
Bunlar yeryüzünde kuvvetlendikten sonra oldu.
On kâfiri tuttu, esir aldı dokuzunu bir
derede öldürttürdü. Birisini serbest bıraktı o serbest bırakılan:
- Onları öldürdün
niçin beni serbest bıraktın, dedi. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem):
- Cebrâil bana senin
cömert olup, fakirlere çok yardım ettiğini söyledi, o sebebten öldürtmedim,
serbest bırakılmanı söyledim dedi. O kâfir:
- Cebrâil benim
memleketimde böyle olduğumu ne biliyor? Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi
Vesellem):
- O bana âyetleri getirdi, onu bak incele
dedi. Kâfir inceledi. Ve müslüman oldu. (Nura Doğru, Cild 4, Sayfa: 2008)
Bazı âlimler burayı yanlış tefsir edip,
Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) rahmet için geldi, can yakmak için
gelmedi. Ömründe ne hayvan kesti, ne de bir kişiyi öldürdü diye vaaz etmişler,
bunlar yanlıştır. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) son haccında yüz
devenin kırkını Hazret-i Ali eli ile, altmışüç deve kendisi kesmiştir. (Sünen-i
Ebû Davud, Cild 7, Hadîs No: 1905, Sayfa: 289; Altı Parmak, Sayfa: 736; Sünen-i
ibn-i Mace, Cild 8, Hadîs No: 3074, Sayfa: 367; Tam İlmihal, (Saadet-i
Ebediyye), Sayfa: 327)
Bir çok harblerde Hazret-i Ali
(Radiyallahu anhu) buyuruyor:
- Düşmana en fazla yaklaşan en önde harp
eden Resûlullahtı. (Kütüb-i Sitte, Cild 12, Hadîs No: 4291)
Alimlerimizin bunu saklamalarının bir sebebi de:
- Hocam sen niçin harbe gitmiyorsun? diye
sorulunca,
- Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi
Vesellem) can yakmadı. Ben de yakmayacağım gibi batıl sözlerle kendini
savunuyorlar.
Ordunun en önünde harp edip, çok kâfir
öldürmüştür. Bir memlekette küfür yıkılır, İslâm hükmeder, adalet ve zulüm
kalkar, Allah'ın emirleri tebliğ edilir, yaptırılır, uygulanırsa orada zulüm
gider, nur ve rahmet gelir.
Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi
Vesellem)'in de ömür boyu yaptığı ve yaptırdığı budur. Her Peygamber zamanının
en cesuru, en dîndarı ve en merhametlisidir. Firavunun karşısına hiç kimse
çıkamadı. Musa (Aleyhis-selâm) tek başına çıktı. Nemrudun karşısına kimse
çıkamadı. İbrahim (Aleyhis-selâm) tek başına çıktı. Caludun karşısına Davud
(Aleyhis-selâm) çıktı. Bunların hepsi cesurdu da Peygamberimiz (Sallallâhu
Aleyhi Vesellem) harpten korkan bir korkak mı idi? Peygamberimiz (Sallallâhu
Aleyhi Vesellem)'de Mekke beylerinin Ebû Süfyan'ın, Ebû Cehil'in karşısına
kimse çıkamıyor. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) çıkıyor. O
Peygamberlerinde en cesuru idi. En güzel ahlakda da hepsinden üstünü
Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'dir.
Bir düğün sahibine oranın adeti olarak:
- Bize şöyle şöyle bir ziyafet ver,
şunları yap yoksa seni ayağından asacağız, diyorlar. O düğün sahibi:
- Beni Bilâl Baba'ya götürün, o ne ceza
verirse kabulüm diyor. O adamı getirdiler. Babam:
- Burası ceza yeri değil, af yeridir,
dedi ve bıraktı.
Bunları ikramla müslüman edebilmek için
bazılarına uygulamış. Meselâ; Bir şairi müslüman edebilmek için hırkasını onun
altına sermiş, oturtturmuştur. Sebebini soranlara:
- El kılıcı bir kişiyi, dil kılıcı bin
kişiyi keser. Bu bizden tarafa dönerse, bin kişi bizim namımıza propaganda
yapmış sayılır. Onun için hırkamı serip oturtturdum dedi ve onu müslüman etti.
Künye: Bir adamın sevineceği hoşlanacağı
ikinci bir isim. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) Hazret-i Ali'ye
"toprağın babası" (Ebû Turab) [Sahih-i Müslîm, Cild 7, Hadîs No: 38
(2409); Sayfa: 314; Şevâhidü'n-Nübüvve, Sayfa: 239; Sahih-i Buhari Tecrid-i
Sarih, Cild 2, Hadîs No: 276]
Cafer'i-Tayyar'a "fakirlerin
babası" (Ebû'l-Mesâkîn) isimlerini vermiştir. Bunun gibi... (Sünen-i ibn-i
Mâce, Cild 10, Hadîs No: 4125)
Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi
Vesellem)'den sonra Hazret-i Aişe zenginlere kuzu kestirip ağırlar, fakirlere
çorba verirdi. Bunun hikmetini soran sahabeye maksat herkesi ağırlamaksa
zenginin evinde yediği bu, fakirin evinde yediği de budur, buyurdu.
Son Veda haccındaki hutbesinde kölelerinize
hizmetçilerinize, yediklerinizden yedirin giydiklerinizden giydirin buyurdu.
(İslâm Tarihi «M. Asım Köksal», Cild 10, Sayfa: 260)
[İlmin en iyisi Allah'u Teâlâ'nın kuluna
öğrettiği ilimdir. Hızır (Aleyhis-selâm)'ın, Musa (Aleyhis-selâm)'ya öğrettiği
ilim de bu ilimdir. buna Kûr'ân'da Ledün İlmi denir. Peygamberimiz (Sallallâhu
Aleyhi Vesellem) bu ilimle övülür.
Bu
gelen İlm-i Ledün sultanıdır,
Bu gelen tevhid-i
irfan kanıdır.
Bütün kitaplar,
bilginler ve ilimler yanılabilir. Bu yanılmaz. Bu ilmin bir adına da tarikat
maneviyat, kalpten doğan ilim derler. (Sûre-i Kehf, Ayet 66)
Ancak ömründe
kafirlere az beddua etmiştir. Ona köpek musallat et gibi. (Peygamberimize Yapılan
İşkenceler, Sayfa: 145)
Allah'ın belâsı
üzerine olsun diyen kâfire aynısı sana olsun, dedi.
Onların cenaze
namazlarını kılma, kabrine fatiha alma ayeti inmiştir. (Sûre-i Tevbe, Ayet 84)
*
* *
4- “Ebû Hüreyre (Radiyallâhu Anhu) diyor ki, Bir gazâda,
kâfirlerin yok olması için duâ buyurmasını söyledik.
- Ben, la'net etmek için, insanların azâb çekmesi için,
gönderilmedim. Ben, herkese iyilik etmek için, insanların huzûra kavuşması için
gönderildim buyurdu. Enbiyâ sûresinin yüzyedinci âyetinin meâl-i şerîfi,
«Seni, âlemlere rahmet, iyilik için gönderdik» der. (
Seâdet-i Ebediyye (Tam İlmihal) Kitabı Sayfa: 383; Mir'at-ı Kainat, Cild 1,
Sayfa: 425)
*
* *
5- Enes bin Mâlik (Radiyallâhu Anhu) diyor ki,
[Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) bir kimse ile musafaha edince, o kimse
elini çekmedikçe, mübarek elini ondan ayırmazdı. O kimse yüzünü çevirmedikçe
mübarek yüzünü ondan çevirmezdi. Bir kimsenin yanında otururken iki diz
üzerinde oturur, ona saygı olmak için mübarek bacağını dikip oturmazdı. İlk
defa Allah'u Teâlâ'ya saygı ve özen gösterir, ikinci gelene misafir olduğu için
saygı ve özen gösterirdi.] (Seâdet-i Ebediyye (Tam İlmihal) Kitabı Sayfa: 383;
Hayatü's-Sahabe, Cild 3, Sayfa: 89; Ashabın Dilinden Peygamberimizin Hayatı,
Hadîs No: 688, Sayfa: 353, Benzeri.)
*
* *
6- Enes bin Mâlik (Radiyallâhu Anhu) buyuruyor ki, [Resûl
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem) hastayı ziyarete gider, cenaze arkasında yürür,
çağrılan yere giderdi. Eşeğe de binerdi. Resûl (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'i
Hayber gazasında gördüm. Yuları bir ip olan eşek üzerinde idi.
Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) sabah namazından
çıkınca, Medine çocukları ve işçileri su dolu kablarını önüne getirirler.
Mübarek parmağını içine sokmasını dilerlerdi. Kış ve soğuk su olsa da,
herbirine mübarek parmağını sokar, gönüllerini yapardı. [Saadet-i Ebediyye,
(Tam İlmihal), Sayfa: 384; Hayatü's-Sahabe, Cild 3, Sayfa: 88]
Yine Enes (Radiyallâhu Anhu) diyor ki, Bir küçük kız,
Resûl (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'ün elini tutup bir iş için götürseydi,
birlikte gider, müşkilini hâl ederdi.
Câbir (Radiyallâhu Anhu) diyor ki,
Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'dan bir şey
istenip de yok dediği işitilmedi. [Tam İlmihal (Saadet-i Ebediyye, Sayfa: 384]
Bir harpten sonra
ganimet malını Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) dağıttı, bitirdi en
son bir bedevi geldi.
- Bana mal kalmadı mı? dedi. Peygamberimiz
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem) çarşıya git, benim namıma şu kadar borç et,
parasını ben vereyim, buyurdu. Hazret-i Ömer (Radiyallahu anhu):
- Allah sana
güçlükle emretmedi dedi. Diğer bir Sahabe:
- Sen Allah'a güven
ver dedi. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) Allah'a güven ver sözü o
birinden daha makbuldür deyip kendi namına yapılan borcu bilâhere ödedi.
(İhya'u Ulumi'd-Dîn, Cild 2, Sayfa: 895)
*
* *
7- TETİMMET-ÜL MAZHER kitabında diyor ki, Buradan
anlaşılacağına göre, insanların başında bulunan kimsenin, Resûl (Sallallâhu
Aleyhi Vesellem)'e uyarak, bunların ezâ ve sıkıntılarına katlanması lâzımdır.
Zâten sıkıntıya katlanmak, herkes için iyi bir huydur. Üstlerin katlanması ise
daha güzel olur.
ZAD-ÜL MUKVİN kitabında diyor ki, Resûlullah (Sallallâhu
Aleyhi Vesellem)'ın komşusu bir ihtiyar kadın vardı. Kızını Resûlullah
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'a gönderdi. Namaz kılmak için örtünecek bir
elbisem yok. Bana, namazda, örtünecek bir elbise göndersin diye yalvardı.
Resûlulah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'ın o anda başka elbisesi yokdu. Mübarek
arkasındaki entariyi çıkarıp, o kadına gönderdi. Namaz vakti gelince, elbisesiz
mescide gidemedi. Eshâb-ı Kiram (Radiyallâhu Teâlâ aleyhim ecma'în), bu hali
işitince, Resûl (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) o kadar cömertlik yapıyor ki,
gömleksiz kalıp, mescide cema'ata gelemiyor. Biz de herşeyimizi fakirlere
dağıtalım dediler. Allah'u Teâlâ hemen İsrâ sûresinin yirmi dokuzuncu âyetini
gönderdi. Önce habibine:
“Hasislik etme, bir şey vermemezlik yapma buyurup, sonra
da sıkıntıya düşecek ve namazı kaçırarak, üzülecek kadar da dağıtma! Sadakada
ortalama davran” buyurdu. O gün, namazdan sonra, Hazret-i Ali (Kerremallâhu
Veche) Resûlullah'ın yanına gelip:
- Yâ Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)! Bugün,
çoluk çocuğuma nafaka yapmak için sekiz dirhem gümüş ödünç almıştım. Bunun
yarısını size vereyim. Kendinize entari alınız! dedi. Resûlullah (Sallallâhu
Aleyhi Vesellem)! çarşıya çıkıp, iki dirhem ile bir entari satın aldı. Geri
kalan iki dirhem ile yiyecek almağa giderken gördü ki, bir a'ma oturmuş, Allah
rızası için ve Cennet elbiselerine kavuşmak için, bana kim bir gömlek verir
diyordu. Almış olduğu entariyi bu a'maya verdi. A'ma, entariyi eline alınca,
misk gibi güzel koku duydu. Bunun, Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)
mübarek elinden geldiğini anladı. Çünki, Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi
Vesellem)'in bir defa giydiği her şey eskiyip, dağılsa bile, parçaları da misk gibi
güzel kokardı. A'ma duâ ederek.
- Yâ Rabbi! Bu gömlek hürmetine benim gözlerimi aç dedi. İki gözü hemen
açıldı. Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in ayaklarına kapandı.
Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) oradan ayrıldı. Bir dirhem ile bir entari
satın aldı. Bir dirhem ile de yiyecek satın almağa giderken, bir hizmetçi kızın
ağladığını gördü.
- Kızım niçin
böyle ağlıyorsun? buyurdu.
-
Bir Yahudinin hizmetçisiyim. Bana bir dirhem verdi. Yarım dirhem ile bir şişe
ve yarım dirhem ile de yağ satın al dedi. Bunları alıp gidiyordum. Elimden
düştü. Hem şişe, hem de yağ gitti. Şimdi ne yapacağımı şaşırdım dedi.
Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) son dirhemini kıza verdi.
-
Bununla şişe ve yağ al. Evine götür, buyurdu. Kızcağız, eve geç kaldığım için
yahudinin beni döğeceğinden korkuyorum dedi. Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi
Vesellem):
-
Korkma! Seninle birlikte gelir, sana birşey yapmamasını söylerim, buyurdu. Eve
gelip, kapıyı çaldılar. Yahudi kapıyı açıp, Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi
Vesellem)'ı görünce şaşırıp kaldı. Yahudiye, olanı biteni anlatıp, kıza bir şey
yapmaması için şefaat buyurdu. Yahudi Resûlullah'ın ayaklarına kapanıp:
-
Binlerce insanın baş tacı olan, binlerce Arslanın emrini yapmak için beklediği
ey koca Peygamber! Bir hizmetçi kız için, benim gibi bir miskinin kapısını
şereflendirdin. Yâ Resûlullah! Bu kızı senin şerefine azad etdim. Bana imanı ve
İslâmı öğret. Huzurunda müslüman olayım dedi. Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi
Vesellem) ona müslümanlığı öğretti. Müslüman oldu. Evine girdi. Çoluğuna
çocuğuna anlattı. Hepsi müslüman oldular. Bunlar, hep Resûlullah (Sallallâhu
Aleyhi Vesellem)'ın güzel huylarının bereketi ile oldu.
Resûlullah
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem) şu duâyı çok okurdu: (Allahümme innî
es'elükes-sıhhate vel-âfiyete vel-emânete ve hüsnel-hulkı ver-rıdâe bilkaderi
birahmetike yâ Erhamerrâhimîn). Bunun manası;
Yâ
Rabbi! Senden, sıhhat ve afiyet ve emânete hıyânet etmemek ve güzel ahlâk ve
kaderden razı olmak istiyorum. Ey merhamet sâhiblerinin en merhametlisi! Merhametin
hakkı için, bunları bana ver! demektir. Biz zavallılar da, ulu ve şanlı
Peygamberimiz gibi duâ etmeliyiz!
Uyan sevdiğim gençlik, bütün umîdler sende,
Uyan ey Anadolu, ey azîzler diyârı!
Asr-ı se'âdetdeki adâlet, yeryüzünde,
Yeniden te'sis olsun, gelsin İslâm behârı.
Ceddinin
torunusun o kan damarındadır,
İstersen neler olur, rûhları
yanındadır.
Resûlullah'ın aşkı, kalbinde,
kanındadır.
O senden yüz çevirmez, ara
hakîki yârı!
Sarıl güzel
dînine, şerî'atı ihyâ et!
Sünnetin
ışığında gitsin, yok olsun zulmet.
Doğsun İslâm
güneşi ve hakîkî se'âdet,
Yeniden zuhûr
etsin, budur İslâm şiârı!”
[Seâdet-i Ebediyye (Tam İlmihâl), Sayfa:
384-385.]
Kâfire karşı şiddet göstermesini severim.
(Sûre-i Fetih, Ayet 29)
Hemen her peygamber kâfirlerle çok uğraşmış,
onları müslüman edemeyip, onların işkencelerine maruz kalmış, en son sabırları
tükenmiş:
- Yâ Rabbi! Bunlara
belâ ver demişler. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'de bu
Peygamberlerin içinde en çok sabırlı olanı idi. Yukarıda yazdığımız gibi ancak
umuma ait değilse şahsi olarak sabrını taşırıp beddua ettiği birkaç defa
görülmüştür.
Hazret-i Ömer'in
halifeliği zamanında Şam feth edildi. Şam halkı:
- Hazret-i Ömer'in
eli ile müslüman olacağız. Çünkü o adaletlidir dediler. Hazret-i Ömer (Radiyallâhu
Anhu) oraya yaya geliyordu. Hazret-i Halid (Radiyallâhu Anhu) Hazret-i Ömer
(Radiyallâhu Anhu)'e cins bir at gönderdi. Hazret-i Ömer (Radiyallâhu Anhu) ata
bindi, at besili ve cins olduğundan devamlı şahlanıyor, havaya sıçrıyordu.
Hazret-i Ömer (Radiyallâhu Anhu) derhal atı durdurup attan indi. Ve yaya yürüdü
sebebini sordular:
- Resûlullah bir çok
aldığı memleketlere yaya olarak eşek üzerinde girdi. Ben ise şahlanan besili
cins atla giriyorum. Kibir gelmemesi, bir de Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'ın
yaptığına ve Allah'u Teâlâ'ya karşı terki edep ve muhalefet olmaması için yaya
yürüdüm, buyurdu. Şam ahalisinin önünde bir kaç dakikada olsa atı ile gösteriş
yapmadı.
Çünkü Peygamberimiz
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'e son zamanlarda gelen ganimet malı, hediye ve
haraç sayılamayacak kadar çok olup hepsini fakirlere dağıtır yine fakir olurdu.
Allah'u Teâlâ bu kadar fazla ileri gitme diye (Sure-i İsra, Ayet 29)'da
emrediyor.
*
* *
8- “Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'den
TABERANİ'nin Kebîr'inde Enes (Radiyallâhu Anhu)'den rivâyetle tahriç olunan şu
hadîs-i şeriftir. Bu hadîste Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) şöyle
buyurmuştu.
Muhakkak ki; kul ibadeti az olmasına rağmen güzel
ahlakıyla ahiret derecelerinin çok büyüğüne ve menzilelerin şereflisine,
yücesine varır. Ve kul kötü ahlakıyla da cehennemin en alçak (en aşağı)
derecesine varır.
Diğer bir hadîste ise: Dikkat ediniz, size ibâdetin en
kolayını ve beden üzerine en ehvenini haber vereyim mi? O sükut etmek ve güzel
ahlaktır.” (Berikâ, Cild 2, Sayfa: 405)
*
* *
9- “Füdayl dedi ki: Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi
Vesellem)'a denildi ki: Falan kadın gündüzün oruç tutuyor, gece namaz kılıyor
ama, o aynı zamanda kötü huyludur, komşularına lisanıyle eziyet veriyor.
Buyurdu ki: "Onda hayır yoktur, o cehennem
ehlindendir."
Bilcümle her güzel ahlak ve iyilik güzellikte, iyiliğe
(güzelliğe) götürücüdür, (alıştırıcıdır). İyilikler kat kat oluncaya kadar
zincirleme gider. Yine onun kötülükleri de böyledir.” (Berikâ, Cild 2, Sayfa:
405)
*
* *
10- TABERANİ ve EBU DAVUD; Enes (Radiyallâhu Anhu)'den
rivâyet ettiler ki, o şöyle dedi. Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)
buyurmaktadır ki:
Güzel ahlak sahibi dünya ve ahiretin hayrını elde
etmiştir.” (Berikâ, Cild 2, Sayfa: 406)
*
* *
11- TABERANİ EVSAT'ında, Ebû Hüreyre (Radiyallâhu
Anhu)'den rivâyet etti ki, o şöyle dedi. Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi
Vesellem)'dan işittim. O şöyle buyuruyordu.
"Allah hiçbir adamın; yaradılışını ve ahlâkını güzel
etmemiştir ki cehennem ona tama' etsin, (imrensin)" [Berikâ, Cild 2,
Sayfa: 406]
*
* *
12- “BEYHAKİ'nin Ebû Hureyre (Radiyallâhu Anhu)'den
rivâyetine göre; Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) şöyle buyurmuştur.
- Ey Ebû Hüreyre! Sana güzel ahlakı tavsiye ederim. O da
dedi ki:
- Güzel ahlâk ne demektir ya Resûlullah? Dedi:
- Senden kesilen akrabanı ziyaret edersin, sana zulmedeni
af edersin ve seni mahrum bırakana verirsin." Yani iyi ahlâka sarıl. İyi
ahlâk, nefsin kuvvetlerinin itidâlidir, orta yoludur.” (Berikâ, Cild 2, Sayfa:
407)
“Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'da bu mevzuda
buyurmuştur ki:
Kim infazına (öldürmesine) kâdir olduğu halde; gayzını
(gazabını) yenerse Allah onun kalbine emniyet ve iman doldurur. (Berikâ, Cild
2, Sayfa: 407; Kırk Mevzuda Kırk Hadîs Kitabı, Hadîs No: 29, Sayfa: 311)
*
* *
13- “HÜCCETÜ'L-İSLAM'da İmam Gazali şöyle anlatıyor:
İncil'de gördüm ki: İsâ şöyle dedi:
- Yemin olsun ki size bundan önce şöyle denildi. Dişe
diş, buruna burun, kulağa kulak ile mukabele ediniz. Şimdi ise ben size diyorum
ki:
- Kötülüğe kötülükle mukabele etmeyiniz. Kim senin sağ
yanağına vurursa, ona sol yanağını da çevir vursun. Kim senin ridanı yani
gömleğini alırsa, izarını yani alt elbiseni de ona ver. ” (Berîka, Cild 2,
Sayfa: 408)
*
* *
14- “Enes İbn Mâlik (Radiyallahu anhu) şöyle demiştir:
Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) kimseye sövmez
ve lânet etmezdi. Lüzumundan fazla konuşmazdı. Bizden birine darıldığında:
- Alnı toprak olasıca! (yani çok namaz kılasıca)
derdi.” (Ashâbın Dilinden Peygamberimiz'in Hayâtı, Hadîs No: 680, Sayfa:
352; Hayâtü's-Sahâbe, Cild 3, Sayfa: 90)
*
* *
15- “Simak şunu anlattı: Cabir İbn Semura'ya:
- Resûlullah'la birlikte oturur muydun? diye sordum. Câbir:
- Evet! O, çok susan ve az gülen birisiydi. Ashâbı onun
yanında şiir söylerler, bazı işlerini konuşurlar, gülerler ve gülümserlerdi,
diye cevap verdi.” (Ashâbın Dilinden Peygamberimiz'in Hayâtı, Hadîs No: 682,
Sayfa: 352)
Peygamberimiz
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in yanında cehalet devirlerinde yaptıklarından
anlatıyorlardı. Hazret-i Ömer:
- Bütün putların
içinde en hayırlı put bizim puttu dedi. Ordakiler:
- Putun hayırlısı
olur mu? Hazret-i Ömer:
- Sizin putlarınız
alçıdan, taştandı. Bizim putumuz süt kesmiğindendi. Biz müslüman olunca
putumuzu yedik. İşte sizinkinden hayırlı dedi.
*
* *
16- “Enes İbn Mâlik şunu anlattı:
Çocukken Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) bizim
yanımızdan geçti ve: "Es-Selamü aleykum, çocuklar!" dedi.” (Ashâbın
Dilinden Peygamberimiz'in Hayâtı, Hadîs No: 690, Sayfa: 353)
Bilâl Babam, oynayan
çocukların yanından geçerken çocuklar oyunu bırakır, dizilirler kendine
bakarlardı. Böyle yapan her çocuğa selâm verir idi.
*
* *
17- “Peygamberimiz, kendisine Peygamberlik gelmeden önce de,
kavmı arasında ahlâkının güzelliği ve üstünlüğü ile övülür, parmakla
gösterilirdi.
Bu gerçeği, Muhammed b. İshak (vefatı: 151) ile Muhammed
b. Sa'd (vefatı: 230) ve daha başkaları, şöyle dile getirirler:
"Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) erlik çağına
erinceye kadar merdlik ve insanlıkça, kavminin en üstünü, ahlâkça en güzeli,
soy sopca en şereflisi, komşuluk haklarını en çok gözeteni, hilmce (yumuşaklık)
en büyüğü, doğru sözlülükte en başta geleni, eminlik ve güvenilirlikte en
büyüğü, kötülükten ve insanları alçaltan huylardan da, en uzak bulunanı idi.
Yüce Allah, O'nda, bütün iyi haslet ve meziyetleri
toplamıştı. Bunun için, kendisi kavmı arasında (Muhammedü'l-emin) (en çok emniyet edilecek adam) ismi ile anılırdı." ” [İslâm Tarihi (M.
Asım Köksal), Cild 11, Sayfa: 427.]
*
* *
18- “Sûretçe, en güzel bir biçimde yaratılmış bulunan
Peygamberimiz, aynaya baktıkça, Allah'a hamd eder "Allah'ım! sûretimi
güzel yarattığın gibi, ahlâkımı da, güzel kıl!"
Namaza durduğu zaman da "Allah'ım! ahlâkın en güzeline
erişmek için, bana yol göster!
Çünkü, en güzel ahlâkı, bana gösterecek ancak Sensin.!
Kötü ahlâkı, benden uzak tut!
Çünkü, kötü ahlâkı, benden uzak tutacak, ancak
Sensin!"
"Allah'ım! ahlâkın, amellerin, arzu ve emellerin
yaramazlarından Sana sığınırım!"
"Allah'ım! şıkaktan (anlaşmazlık), nifaktan, kötü ahlâktan Sana sığınırım!"
diyerek duâ eder.
"Güzel ahlâk dinin yarısıdır!" (Mir'at-ı
Kainat, Cild 1, Sayfa: 524, Ramuzu'l-Ehadis, Hadîs No: 2229)
"Güzel ahlâk, Allah'ın yarattığı en büyük
şeydir!"
"Sizin, bana en sevgiliniz, kıyâmet günü, yeri bana
en yakın olanınız, ahlâkı en güzel olanınızdır.!" (İhya'u Ulumi'd-Dîn,
Cild 3, Sayfa: 119; Riyazü's-Salihin, Hadîs No: 629, Sayfa: 440)
"Mü'minlerin imanca en olgunları, ahlâkı en güzel
olanlarıdır!" Sizin hayırlılarınız ahlâkı en güzel olanlarınızdır. (Kırk
Mevzuda Kırk Hadis Kitabı, Hadîs No: 5, Sayfa: 305)
"Kıyâmet günü, Mizan'da güzel ahlâktan daha ağır bir
şey yoktur!" (Kırk Mevzuda Kırk Hadis Kitabı, Hadis No: 14, Sayfa: 307)
"Hiç şüphesiz, güzel ahlâk sahibi mü'min güzel
ahlâkı sayesinde geceleri devamlı namaz kılan, gündüzleri devamlı oruç tutan
namaz ve oruç sahibinin derecesine ulaşır!" (Kırk Mevzuda Kırk Hadis
Kitabı, Hadis No: 3, Sayfa: 304)
"İnsanların, İslâmiyet bakımından en güzelleri,
ahlâkça en güzel olanlarıdır!"
Şüphe yok ki, Allah sizin bedenlerinize, sûretlerinize ve
mallarınıza bakmaz!
Fakat, kalblerinize ve amellerinize bakar!" [Tam İlmihal,
(Saadet-i Ebediyye), Sayfa: 20; Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 1270] buyururdu.
Peygamberimizin
önüne bir adam gelip
-
Yâ Resûlullah! hangi amel, üstündür? diye sordu.
Peygamberimiz:
-
Güzel ahlâk! buyurdu.
Adam,
sağ tarafından gelip:
- Hangi amel, üstündür? diye tekrar sordu.
Peygamberimiz, yine:
- Güzel ahlâk! buyurdu.
Adam sol taraftan gelip:
- Yâ Resûlullah hangi amel üstündür diye tekrar sordu.
Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem):
- Güzel ahlâk buyurdu.
Adam, arka taraftan gelip
- Yâ Resûlullah! hangi amel, üstündür? diye tekrar sordu.
Peygamberimiz, ona doğru yönelerek:
- Anlamıyormusun? güzel ahlâktır! O da:
- Gücün yeterse, hiç kızmamandır! buyurdu.
Üsâme b. Şerîk'in bildirdiğine göre:
- Yâ Resûlullah! insanlara verilen en hayırlı şey nedir? diye sordular.
Peygamberimiz:
- Güzel ahlâktır! buyurdu.” [İslâm Tarihi (M. Asım Köksal),
Cild 11, Sayfa: 427-429; Sûre-i Tac, Ayet 4; Hayâtü's-Sahâbe, Cild 3, Sayfa:
90; Ashâbın Dilinden Peygamberimiz'in Hayâtı, Hadîs No: 685, Sayfa: 353]
İyi dikkat lâzım!
Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) bir insan geceleri sabaha kadar
namaz kılsa, gündüzleri akşama kadar oruç tutsa, güzel ahlâk sahibi, her gece
sabaha kadar namaz kılanın her gün akşama kadar oruç tutanın derecesine
yetişiyor. Burada akla bir soru gelir. Evliyada Allah'ın sevdiklerinde zaten
güzel ahlâk vardır. Güzel ahlâk derece derece olup nihayeti yoktur. Ashâbın
ahlâkı, Cihâr-ı Yar'ın ahlâkı kötü mü idi? Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi
Vesellem) niçin onlara:
- Sizin ahlâkınız
benim ki gibi demedi de içinizde en güzel ahlâklı olan benim, sizin
ahlâkınızdan kötü olanları düzeltmeye geldim. Allahu Teâlâ, ben seni iyi ahlakı
tamamlamak için yarattım, buyuruyor. [Tam İlmihal (Seâdet-i Ebediyye), Sayfa:
704] Aslında bu sözler anlatmak içindir. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi
Vesellem) buyuruyor:
- Bir dağ, bir dağın
üstüne çıktı deseler inanın, bir insan ahlâkını değiştirdi deseler inanmayın.
(İhyâu Ulumi'd-Dîn, Cild 3, Sayfa: 129)
Önü kâfir, kötü olup
kötü ahlâk sahibi olan hiçbir insan, müslüman olduktan sonra ahlâkı
değişmemiştir. iyi dikkat lâzım! ahlâk değişmez yönü değişir. Hazret-i Ömer
(Radiyallâhu Anhu) müslüman olunca ahlâkı değişmedi. Önce müslümanlara karşı
şiddet gösterdi. Putları savunup onları ve o görüşü yayan bu hususta çok
şiddet, çok zorbalık yapan Hazret-i Ömer, müslüman olunca Allah'ı,
Resûlullah'ı, Kûr'ân-ı Kerim'i savunup kâfirlere karşı çok şiddet gösterdi.
Ayette Allah'u Teâlâ bunu dile getirerek "kâfire karşı şiddet göstermesini
severim." (Sûre-i Fetih, Ayet 29) buyurdu.
Allah'ın en
sevmediği ahlâk sonunda en sevdiği ahlâk oldu. İşte ahlâk değişmedi, yönü değişti.
Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'de içinde dahil hiç kimse ahlâkı
değiştiremez. Ancak ahlâkın yönü değişir. En kötü ahlâk, en iyi ahlâk olur.
Bir münafığa
bid'atçıya onu över, yaltaklanır, güler yüz gösterir, yumşak davranırsa,
Muhammede indirileni istihfaf (alay) etmiş hafife almış olur, bid'at sahibine
Allah için buğz etmek vacibtir. (Râmûz'ul-Ehâdîs Hadîs No: 4976)
Bir âlime hürmet
eden, bana hürmet etti. Bana hürmet eden, Allah'a hürmet etti. Allah'a hürmet
edenin yeri cennettir. (Envâr'ül-Aşıkîn, Sayfa: 436)
Bir insanın
mizacında hürmet etme varsa, kâfir olup kâfirlere hürmet ettiğinden dolayı
cehennemliktir. Müslüman olursa hakiki müslüman âlimlere hürmet ettiğinden
dolayı da cennetliktir. Yine ahlâk değişmedi, fakat yönü değişti. İçki, zina,
cömertlik, cimrilik gibi şeyler ahlâk değildir, bunlar değişir.
*
* *
19- “Urve, (teyzesi) Aişe (Radiyallâhu anhâ)'nin şunları
söylediğini rivâyet ediyor:
Peygamberimizden daha güzel ahlâklı bir kimse yoktu. Sahâbelerinden veya aile ferdlerinden birisi kendisine
seslendiğinde muhakkak: "Buyur," derdi. Bunun içindir ki Cenâb-ı Hak:
"Hiç şübhesiz büyük bir ahlâk üzerindesin sen,"
(Sûre-i Kalem, Ayet 4) meâlindeki âyetini indirdi.” (Hayâtü's-Sahâbe, Cild 3,
Sayfa: 87; Ashâbın Dilinden Peygamberimiz'in Hayâtı, Hadîs No: 686, Sayfa: 353)
*
* *
20- “Vehb oğlu Kays, Serât oğullarından bir zâtın şunları
naklettiğini rivâyet ediyor: Bir gün Aişe (Radiyallâhu Anhâ)'ye:
- Bana Peygamberimizin ahlâkından haber verebilir misin? dedim.
- Kûr'ân-ı okumuyor musun? Allah'u Teâlâ: "Hiç şüphesiz büyük bir
ahlâk üzerindesin sen," buyuruyor, dedikten sonra şu hâdiseyi nakletti:
- Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) Sahâbeleriyle
bir arada bulunduğu bir gün kendisi için bir yemek yapmıştım. Hanımlarından
Hafsa da aynı gaye ile yemek hazırlamış, benden önce Resûlullah'a göndermiş.
Kız hizmetçime:
- Çabuk git, Hafsa'nın yemek dolu çanağını devir, dedim.
Hafsa'nın yemeği Allah Resûlü'nün önüne konulunca hizmetçim gitti, çanağı ters
çevirdi, yemek döküldü. Allah Resûlü yemeği yerden toplayıp yediler. Sonra
kendi yemeğimi gönderdim. Resûlullah benim çanağımı Hafsa'ya vererek: "Bu
kabı kendi kabınızın yerine alın, içindekini de yeyin", buyurdu. Fakat
bana karşı yüzünde bir değişiklik görmedim" ” (Hayâtüs-Sahâbe, Cild 3,
Sayfa: 87)
Yemek yerken
konuşmak sünnettir. Başka söz aklına gelmiyorsa, yemeğin edebi, erkanı,
usulünden ve yemek hakkındaki Hadîs-i Şeriflerden ezberlemeli öğrenmeli,
söylenmelidir.
Yine Peygamberimiz
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'e hanımının hizmetçisi yemek getiriyor. Diğer bir
hanımı da yemek getiriyor. Evvelki gelen yemeği tabağı ile ikinci gelen
deviriyor. Kendi yemeğini koyuyor. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)
yanındakilere:
- Anneniz öfkelendi,
Allah'ın ismiyle yeyin (Mevâhib-i Ledünniyye, Cild 1, Sayfa: 478) dedi.
Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) bir tek İslâmiyete, dîni mübîne
keder getirecek, söz, iş, hareketlerde kızardı. (Muvatta, Cild 2, Hadîs No: 2,
Sayfa: 551) Buna asabiyeti dîniye derler. Bu çok iyidir. En sevdiği Ashâbları
kader mevzuundan konuşurlarken Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) geldi
ve çok kızdı.
- Bundan konuşmanın
yasak olduğunu bilmiyormusunuz? Siz bununla mı emrolundunuz? (Sünen-i Tirmizî, Cild 4, Hadîs No: 2216;
Ramuzu'l-Ehadis, Hadîs No: 73) buyurdu. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi
Vesellem) pek az bu gibi dîni meselelerle, müslümanların Ashâbın söylediklerine
kızar, kızınca alnındaki damarı dışarı çıkardı. [Râmûz'ul-Ehâdîs (30. Bölüm),
Hadîs No: 24]
Bu; asabiyeti dîniye olmayan o gibi
sözlerin yanlış olduğunu bilipte hazmeden, Allah yanında çok günahkâr olur.
Kûr'ân-ı Kerim'in nasıhmensuh âyetleri on yedi'dir. İlk gelen âyetin hükmünü
sonraki gelen kaldırmıştır. İlk âyet ile amel edilmez, sonraki ile amel edilir.
Bunlar Kûr'ân-ı Kerim'de yazılıdır.
İkinci muhkem-müteşabih âyetler vardır.
Muhkem âyetlere mana verilir. Müteşabih âyetlere mana verilmez. Bunları
bilmeden fetva veren, konuşan, hem küfre varır, hem de İslâmiyeti içinden
baltalar. Bunların hepsinin hakkında hadîsler vardır.
* * *
21-
“Zeyd oğlu Hârise anlatıyor: "Beş-on kişilik bir cemaat babam Zeyd b.
Sâbit (Radiyallâhu Anhu)'in yanına geldiler ve:
-
Bize Peygamberimizin ahlâkından bahset, dediler.
Babam:
- Ben
Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'ın komşusuydum. Kendisine vahy
indiğinde bana haber gönderir, huzuruna çağırırdı. Ben de gider, inen vahyi
yazardım. Biz dünyadan söz ettiğimizde o da dünyadan konuşurdu, ahiretten lâf
açtığımızda o da bizimle birlikte ahiretten söz ederdi, yemeği andığımızda o da
yemekten söz açardı. Size bu söylediklerimin hepsi onun ahlâkıyla ilgilidir,
dedi."
Huyey
kızı Safiyye (Radiyallâhu Anhâ)'den rivâyet olunduğuna göre şöyle demiştir:
-
Peygamber efendimizden daha güzel huylu birini görmedim. İyi hatırlıyorum, bizi
Hayber'de esir aldıklarında geceleyin beni devesinin terkisine bindirmişti.
Uyuklayınca
başım havutun arka kısmına vurdu. Resûlullah eliyle dokunarak: "Kadın,
ağır ol. Huyey kızı, ağır ol" dedi. Sahbâ denilen yere vardığımızda da
bana:
-
Safiyye, kavmine yaptıklarımdan ötürü senden özür diliyorum! Ama onlar benim
için şöyle şöyle söylemişlerdi, dedi.” (Hayâtü's-Sahâbe, Cild 3, Sayfa: 88)
Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi
Vesellem) harbte esir kadını devesinin terkisinde götürüyor. Demek ki
Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) mahremi olmayan kadını devesinin
terkisinde götürüyor. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in hiçbir
kadına eli değmediğini söyleyenlere, hem esir, hem kâfir, hem de devesinin terkisinde,
hem de eliyle vuruyor. Ondan kavmine yaptığı harbte öldürmelerinden, esir
almalarından dolayı özür diliyor.
Yani kavminden kendisine çok fazla eziyet
edenleri Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) harpte öldürüyor veya esir
alıyor. Fakat diğer esirler gibi tutmuyor. Bunu da arkasında binili esir kadına
özür dileyerek söylüyor.
Hicretin altıncı yılı zilkâde ayında Hudeybiye
muahedesi yapılmıştır.
Bu zat Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi
Vesellem) Medine'den Mekke'ye tavaf için geldiklerinde kâfirler bu Süheyl'i
Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'e elçi olarak göndermişlerdi. Suheyl
çok sert, hiç taviz vermeyen dediklerinin hepsini Peygamberimiz (Sallallâhu
Aleyhi Vesellem)'e kabul ettirendi. Ashâb çok sinirlenmişti, Hazret-i Ali sinirinden
Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in Suheyl ile anlaşma muahedesini
yazmıyordu. Hazret-i Ömer sinirinden ayağa kalkmış:
- Sen Allah'ın Hakk Resûlü değil misin?
Niçin harpten korkuyorsun? Suheyl'e niçin bu kadar çok taviz veriyorsun? Harb
etsek, bundan iyi değil mi? diye sinirleniyordu. Ashâbın hemen hepsinin haksız iddia ve sözlerini Peygamberimiz
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in kabul edip anlaşmanın içine koyduğuna hemen her
Ashâb sinirli idi. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) Hazret-i Ali'ye
dönerek:
- Yâ Ali! Senin başına da aynısı gelecek,
benim Suheyl'in sözlerini kabul ettiğimin karşılığını sende tadacaksın.
Suheyl'in kabul etmeyip müslümanları sinirlendirmesinden bir tanesi de:
- Ben anlaşmada Muhammed'i Peygamber
olarak tanımıyorum, tanısam zaten tâbi olurum. “Muhammed Resûlullah” diye
yazılmış “Abdullah'tan doğma Muhammed” diye niçin yazmıyorsunuz? Anlaşma da
sizden bize kaçanı, biz teslim etmeyeceğiz; bizden size kaçanı, siz teslim
edeceksiniz. Benim çocuğum müslüman oldu, bizden kaçtı, size geldi. Bunu niçin
bana teslim etmiyorsunuz? Anlaşmada ki bu gibi sözlere sinirlenmişlerdi.
Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) çocuğu teslim etti. Çocuk:
- Babam beni öldürür ne yapayım? Peygamberimiz
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem):
- Seni Allah korur,
baban öldüremez. Ashâb:
- Bizden kaçıp
onlara gideni biz teslim almayacağız. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi
Vesellem):
- Bizden kaçıp
onlara gideni Allah daha öteye götürsün. Hazret-i Ömer (Radiyallâhu Anhu)'e
bakıp:
- Yâ Ömer! Bu ilerde
müslüman olacak. Takvada o kadar ileri gidecek ki, onun yaptığına sen de
imreneceksin. Ben o günleri görüyorum. Siz sadece yaşadığımız şu dakikayı
biliyorsunuz. Bu muahedelerin hepsini onların lehine, bizim aleyhimize
sanıyorsunuz. Ben bunun için imzalıyorum. Siz bilmiyorsunuz dedi ve aynısı
oldu.
Hazret-i Ali,
Hazret-i Muâviye'ye bir mektup yazdı:
- Halife Ali'den
Muâviye'ye mektuptur. Bu mektubu Hazret-i Muâviye alınca okudu ve:
- Bu da neyin nesi,
ben Ali'nin halife olduğunu kabul etsem, zaten kendine tâbi olurum dedi. Bu
sözü Hazret-i Ali duyunca, ayağa kalktı, kıbleye döndü, iki şehadet parmağını
yukarı kaldırdı:
- Sözün çıktı yâ
Resûlullah! Süheyl senin Peygamberliğini kabul etmiyordu, Muâviye'de benim
halifeliğimi kabul etmiyor. Senin başına da aynısı gelecek dediğin çıktı, diye
içten sevindi.
Süheyl ilerde
müslüman oldu. Takvada ileri geçti. Hazret-i Ömer (Radiyallâhu Anhu) ona
imrendi. Ama Süheyl'in ömrünün çoğu Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi
Vesellem)'e düşmanlıkla geçmişti.
Hazret-i Hamza (Radiyallâhu
Anhu) şehid edilince Hind kadın Hazreti Hamza (Radiyallâhu Anhu)'nın karnını
yardırıp ciğerini çıkartıp çiğ çiğ Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi
Vesellem)'in gözleri önünde yedi. Çünkü Mekke'nin beyler beyi Ebû Süfyan'ın
karısı olan Hind kadının çok yakın akrabaları Bedir cenginde müslümanlar
tarafından öldürülmüştü. Hind kadın o intikamı almak istiyordu. Harb öncesi
bütün köleleri toplayıp Muhammed'i, Ali'yi, Hamza'yı kim öldürürse, ona yüz
deve bahşiş vereceğim ve hürriyetine de kavuşturacağım demişti. O savaşta oruç
olan Hazret-i Hamza (Radiyallâhu Anhu) Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi
Vesellem)'in amcası idi. Yirmi dokuz kâfir öldürmüş, otuzuncu kâfir Siba ile
çarpışıyordu. Harbte korktu derler, diye geriye dönüp bakmak âdeti değildi.
Bunu çok iyi bilen Hind'in kölesi Vahşi bir taş arkasına gizlenmiş üzerine
doğru düşmanı kırıp gelen Hazret-i Hamza'nın kendine arkasını dönmesini
bekliyordu. Tam istediği fırsat eline geçince mızrak atmada çok nişancı olan
Vahşi mızrağını Hazret-i Hamza (Radiyallâhu Anhu)'ya attı ve şehid etti.
Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in rüyası çıkmıştı. Harb öncesi
demişti ki:
- Bir rüya gördüm,
kılıcımın sapına yakın yerden ağzı kırıldı, manası nedir? Yâ Resûlullah
dediler:
- Benim çok yakın akrabalarımdan
birisi şehid düşecek dedi. Hazret-i Hamza
(Radiyallâhu Anhu):
- İnşaallah o da ben
olurum, buyurmuştu. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in amcasının
karnını yarıp ciğerini çıkartıp gözlerinin önünde yiyen Hind kadını görünce:
- Ey Mekke'liler
elime bir fırsat geçerse Mekke'nin ileri gelen beylerinden yetmiş kişiyi
keseceğim dedi. Mekke feth edilirken bunu unuttu, beyler teslim olmak
istiyordu. Hazret-i Halid (Radiyallâhu Anhu) vuruyordu. Peygamberimiz
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem) üç sefer harbi durdursun diye haber gönderdi,
gidenler vursun dedi, sonunda mahkeme etti. [İslâm Tarihi (M. Asım Köksal),
Cild 8, Sayfa: 267 (Benzerî).]
- Ben harbi durdurun
dedim, siz niçin durdurmadınız? dedi!
Cebrâil
(Aleyhis-selâm) geldi:
- Sen