Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in Giyimi:

 -Peygamberimiz (sav) ve evlad-ı Resuller hangi renk elbise giyerlerdi ?

 

1- “Resûl-i Ekrem (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) izar, rida, gömlek ve cübbe'den ne bulursa onu giyerdi. Yeşil elbise hoşuna giderdi. Ekseriya beyaz giyerdi. Ve:

"Beyaz elbiseyi dirilerinize giydirin ve ölülerinize kefen yapın." buyururdu.” [Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 9, Hadîs No: 3566; İhyâu Ulumi'd-Din, Cild 2, Hadîs No: 1078, Sayfa: 887; İslâm Tarihi (M. Asım Köksal), Cild 11, Sayfa: 136; Zübdetü'l-İhyâ, Sayfa: 304]

 

Onun için Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in soyundan gelen Evlâd-ı Resûller yeşil giyer. Her tarikat ne giyer, ne çalar hakkındaki kaside de; "Evlâdı Resûller yeşil giyer" diye söylüyor.

 

                                                 Cümle evladına yeşil yaraşır

                                                 Aşkı gelir bu canıma dolaşır

                                                 Ana mürid olan hakka ulaşır

                                                 Abdulkâdir gibi bir er bulunmaz.

                                                                                     Yunus EMRE

 

Abdulkâdir Geylâni Evlad-ı Resûl olduğu için yeşil giyer, onun evlâtları da yeşil giyer. Yunus Emre'de kaside de bunu dile getirip söylüyor.

Kadiriler giyer daim yeşili

Gün gibi parlıyor onun ışığı.

Kadiri tarikatının hepsi Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in evlâdı sayılıyor. Çünkü onun piri olan Abdulkadir Geylani Hazretleri evlad-ı Resuldur.

 

*  *  *

 

2- Harp için veya başka maksadlarla işleme kaftan giyerdi. İnce atlastan kaftanı vardı, beyaz tenine güzel yakışırdı. Bütün elbiseleri topuklarından aşağı geçmezdi. İzarı ise daha yukarda idi. Gömleği ilikli ve bağlı idi. Namazda ve namaz haricinde bazan bağını çözerdi. Za'feran ile boyanmış bir çarşafı vardı. Yalnız bunun içinde de namaz kıldırdığı olurdu. Bazan da tek bir elbise giyerdi. Keçeden yapılmış elbisesi de vardı. Onu giyer ve:

"Ben ancak bir kulum, kölelerin giydiği gibi de giyerim" derdi. (İhya'u Ulumi'd-Dîn, Cild 2, Hadîs No: 1079, Sayfa: 887)

 

*  *  *

 

3- Cum'a için, diğer elbiselerinden başka hususi olarak iki elbisesi vardı.

Çok kere tek bir izara bürünür ve uçlarını omuzlarına bağlardı. Cenaze namazlarını bu kıyafetle kıldırdığı da olurdu. Evinde de tek bir izar içinde kılardı. Bu izarda münasebet halinde sırtında bulunan, izarı olurdu. Geceleri ekseriya tek bir izar içinde kılardı.

Güzel siyah bir yün elbisesi vardı. Onu birisine hediye etti. Ümmü Seleme:

- Elbiseyi ne yaptın? Senin beyaz vûcuduna o siyah elbise çok yakışırdı, ne oldu diye sordu. Resûl-i Ekrem: "Onu birisine hibe ettim, giydirdim buyurdu. (İhya'u Ulumi'd-Dîn, Cild 2, Sayfa: 887)

 

*  *  *

 

4- Enes (Radiyallâhu Anhu) buyuruyor: "İnce kilime bürünerek bize namaz kıldırdığı da vardır. Parmağında yüzük taşırdı. Hatırlamak için yüzüğüne bir iplik de bağlardı. Yüzüğünün kaşında: "Muhammedü'r-Resûlullah" yazılı idi. Mühür vazifesi görürdü. Onunla yazıları mühürler ve yazıyı mühürlemek töhmetten hayırlıdır derdi. (İhya'u Ulumi'd-Dîn, Cild 2, Hadîs No: 1080, Sayfa: 888)

 

*  *  *

 

5- “... Ebû Ümâme (el-Bâhili) (Radiyallâhu Anhu)'den; Şöyle demiştir:

Ömer bin el-Hattâb (Radiyallâhu Anhu) yeni bir elbise giydi ve:

- Avretimi örten, kıyâfetimi iyi düzenleyen, elbiseyi bana giydiren Allah'a hamdolsun, dedikten sonra, ben Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'dan şöyle buyururken işittim:

Kim yeni bir elbise giyip:

(Elhamdülillâhillezi kesânî mâ uvârî bihi avretî ve etecemmelü bihi fî hayâti) der, sonra eskittiği veya (bedeninden) attığı elbiseye gidip onu sadaka ederse, diri ve ölü iken (yâni dünyada ve ahirette) Allah'ın himâyesinde, Allah'ın muhâfazasında (korumasında) ve Allah'ın sitrinde (örtüsünde) olur. Bunu üç defa tekrarlardı.” (Sünen-i ibn- Mâce, Cild 9, Hadîs No: 3557, Sayfa: 337-338; Hayâtü's-Sahâbe, Cild 3, Sayfa: 267; İhyâu Ulumi'd-Dîn, Cild 2, Hadîs No: 1083, Sayfa: 888-889.)

 

*  *  *

 

6- “Ali (Radiyallâhu Anhu) anlatıyor: "Bir yağmurlu günde Resûlullah ile Baki mezarlığı önünde bulunuyordum. O sırada merkebin sırtında bir kadın yanımızdan geçti. Merkebi kadına kiraya  vermiş adam da merkebi yediyordu (çekiyordu).  Merkeb bir çukuru geçerken kadın düşüverdi. Resûlullah hemen kadından yüzünü çevirdi.

Oradakiler:

- Yâ Resûlullah, kadın uzunca don giymiş, dediler.

Bunun üzerine Efendimiz:

- Allah'ım, ümmetimden uzunca don giyen kadınları bağışla. Ey insanlar, sizler de don edininiz. Uzun donlar elbiseleriniz arasında tesettürü en iyi sağlayan giysilerdir. Kadınlarınızı dışarı çıktıklarında don giydirerek onları (açılmaktan) koruyunuz, buyurdu.” (Hayâtü's-Sahâbe, Cild 3, Sayfa: 267)

 

Zamanımızda bazı kimseler Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in zamanında "don yoktu" derler. Bu söz yanlıştır. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in peygamberliği yayıp hükmettiği zamana kadar kadınlar don giymez, uzun elbise giyerdi. Tam hükmettiği zaman, Peygamberimiz hem kendi uzun don giydi, hem de Ashâb'a giydirirdi. (Ashabın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Sayfa: 469, Benzeri.)

Kadınların da uzun don giyinmesini bu Hadîs-i Şerifte daha iyi söylüyor. Sünneti Resûlullah üzere erkeklerin don giymesine "şeriat donu" denir. Aşık hizasına kadar don uzanır, donun en altında ayağını aşık hizasının üzerinde bağlayacak kadar donun ipi olur, onunla bağlar. Yakın zamanda bu bağlamayıp düğme yapanlar veya lastik takanlar da oluyor.

Bilâl Babam vefatına yakın zamana kadar aynı donu giyerdi. Son zamanlarında hastalanınca değişmesi, giyip-çıkarması zor olunca, bağsız don giydi. Eski yaşlı ihtiyarların hemen hepsi bu donu giyerler. Bu Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'den kalan büyük bir sünnet olduğu için ismine şeriat donu denir. Erkek olsun, kadın olsun, göğsü her ne kadar açık, donu her ne kadar kısa ise imanı, itikadı o derece zayıf veya yok demektir.

 

*  *  *

 

7- “Aişe (Radiyallâhu Anhâ) anlatıyor:

- Bir gün bir elbisemi giydim, hoşuma gitmişti, evin içinde dolaşarak eteklerime bakıyordum. Babam Ebû Bekir içeri girdi ve:

- Aişe! Allah'ın şu anda sana (rahmet nazarıyla) bakmadığını biliyor musun? dedi.

Aişe (Radiyallâhu Anhâ) rivâyet ediyor:

- Bir keresinde yeni bir entarimi giymiştim, entari hoşuma gittiğinden ikide bir eteklerime bakıyordum. Babam Ebû Bekir:

- Öyle ne bakıp duruyorsun? Hiç şüphesiz Allah sana (rahmet nazarıyla) bakmıyordur.

- Nedenmiş o?

- Bilmiyor musun ki bir kul bir dünya süsü ile böbürlendiğinde o süsü bırakıncaya kadar Rabbi kendisine gazab eder!

Hemen elbiseyi çıkarıp sadaka olarak verdim. Bunun üzerine babam:

- Eh, belki bu o gururuna keffâret olur, dedi.” (Hayâtü's-Sahâbe, Cild 3, Sayfa: 268)

 

*  *  *

 

8- “Ümmü Seleme (Radiyallâhu Anhâ) şöyle dedi:

Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'ın en sevdiği elbisesi kamisiydi (gömleğiydi). ” (Ashâbın Dilinden Peygamberimiz'in Hayâtı, Hadîs No: 1074, Sayfa: 463; Kütüb-i Sitte, Cild 15, Hadîs No: 5268; Sünen-i Tir-mizî, Cild 3, Hadîs No: 1817, 1818)

 

*  *  *

 

9- “Enes İbn-i Mâlik (Radiyallâhu Anhu) şöyle dedi:

Resûlullah'ın, boyu ve kolları kısa, pamuktan bir gömleği vardı.” [Ashâbın Dilinden Peygamberimiz'in Hayâtı, Hadîs No: 1075, Sayfa: 463; İslâm Tarihi (M. Asım Köksal), Cild 11, Sayfa: 135]

 

*  *  *

 

10- “İbn-i Abbas (Radiyallâhu Anhu) şöyle dedi:

Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) topuklarının üzerine kadar uzanan, kolları parmak uçlarında olan bir gömlek giyerdi, (Şimdi bunun adına gecelik deniyor).” (Ashâbın Dilinden Peygamberimiz'in Hayâtı, Hadîs No: 1076, Sayfa: 463)

 

*  *  *

 

11- “İbn-i Ömer (Radiyallâhu Anhu) şunu söyledi:

Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'ın düğmesi olan bir gömleği olmadı. ” (Ashâbın Dilinden Peygamberimiz'in Hayâtı, Hadîs No: 1077, Sayfa: 463)

 

*  *  *

 

12- “Hazret-i Aişe (Radiyallâhu Anhâ) şunu anlattı:

"Resûlullah'ın üzerinde, sert ve kaba iki elbise vardı. Ben:

- Yâ Resûlullah! Senin bu iki elbisen sert ve kabadırlar. Onların içinde terliyorsun ve sana ağırlık yapıyorlar, dedim." ” (Ashâbın Dilinden Peygamberimiz'in Hayâtı, Hadîs No: 1078, Sayfa: 463-464)

 

*  *  *

 

13- “Enes (Radiyallâhu Anhu)'den rivâyete göre şöyle demiştir: “Peygamber (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) kaba yünden mamul elbise giyer, kepekli arpa ekmeği yer ve bunu ancak su ile yutabilirdi. Sırtına çul aldığı da olurdu.” (Hayâtü's-Sahâbe, Cild 2, Sayfa: 313-314)

 

Bunların hepsini nefisle mücahede için yani nefsini yenebilmek için yapardı. buyurdu ki:

Nefsinle mücahede Rabb'ınla görgü getirir. (Marifetnâme, Sayfa: 424)

Küçük muhareben büyük muharebeye dönüyoruz.

- Evimizde bu büyük muharebeyi kiminle yapacağız sorusuna:

- Nefsimizle yapacağız. (İbn-i Abidin, (Reddü'l-Muhtar), Cild 8, Sayfa: 370)

- Nefisle mücahede nasıl olur?

- Az yemek, az uyumak, dünya kelâmını az konuşmak. Geri kalan bütün vakitlerini ibadet, taat ile değerlendirmektir, buyurdu. (İhyâ'u Ulumi'd-Dîn, Cild 3, Hadîs No: 117, 118; Sayfa: 150; İrşad, Cild 2, Sayfa: 226, Benzeri.)

 

*  *  *

 

14- “Katade şöyle dedi: Enes'e:

- Hangi elbise, Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'ın daha çok hoşuna giderdi? diye sordum. Enes:

- Hibere diye cevab verdi.

Hibere: Pamuk ve keten ipliğinden dokunan, çizgili, yollu yemen kumaşına denir. ” [Ashâbın Dilinden Peygamberimiz'in Hayâtı, Hadîs No: 1079, Sayfa: 464; Kütüb-i Sitte, Cild 15, Hadîs No: 5271; Kırk Mevzuda Kırk Hadîs, Hadîs No: 12, Sayfa: 443; Sahih-i Müslîm, cild 6, Hadîs No: 32 (2079), Sayfa: 328-329; Sünen-i Tirmizî, Cild 3, Hadîs No: 1847; İslâm Tarihi (M. Asım Köksal), Cild 11, Sayfa: 133]

 

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in kırmızı iki yanında çizgili bir elbisesi vardı. (Riyazü's-Salihin, Hadîs No: 778, Sayfa: 526; Sünen-i ibn-i Mace, Cild 9, Hadîs No: 3599)

 

*  *  *

 

15- “Urve şöyle dedi:

Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'ın heyetlerin karşısına çıkarken giydiği elbisesi, yeşil renkli elbisesiydi. Onun uzunluğu dört arşın, eni iki arşın bir karıştı. Bugün o, halifelerin yanındadır. Eskimiştir ve bir bohça içine konulmuştur. Halifeler onu bayram günlerinde giyerlerdi.” [Ashâbın Dilinden Peygamberimiz'in Hayâtı, Hadîs No: 1106, Sayfa: 468; İslâm Tarihi (M. Asım Köksal), Cild 11, Sayfa: 135]

 

Osmanlı padişahlarının divanında herkes önünde giydiği çok uzun, çok bol elbise de aynıdır. Büyük evliya ve zatların giydikleri de çok uzun, çok boldur. Yalnız Bilâl Babam arap beylerinin çok aşırı derecede bol giyinmelerini doğru görmedi. Onların gömleğinin koluna normal bir insan girebilir. O kadar bol giymekte iyi değildir. Bilâl Babam'ın içten giydiği iç gömleğinin kendisi ve kolları boldur. Kolunu düz tuttuğu zaman kolunun altına on santimetre kadar uzanan iki-üç kol girecek kadar boldu.

 

*  *  *

 

16- “Dıhyetu'l-Kelbî: "Kendisinin, Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'e Şam'dan bir cübbeyle bir çift mest getirip hediye ettiğini ve Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'ın mestleri yırtılıncaya kadar giydiğini" anlattı.” [Ashâbın Dilinden Peygambemiz'in Hayâtı, Hadîs No: 1083, Sayfa: 464; Sünen-i Tirmizî, Cild 3, Hadîs No: 1825; İslâm Tarihi (M. Asım Köksal), Cild 11, Sayfa: 149]

 

*  *  *

 

17- “Abdullah İbnu'l-Haris şunu anlattı:

Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) yirmi yedi deve karşılığında bir hulle satın alıp onu giydi.” [Ashâbın Dilinden Peygamberimiz'in Hayâtı, Hadîs No: 1090, Sayfa: 466; İslâm Tarihi (M. Asım Köksal), Cild 11, Sayfa: 145]

 

*  *  *

 

18- “... Sehl bin Sa'd es-Sâidi (Radiyallâhu Anhâ)'den şöyle demiştir:

Bir kadın, Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'a bir bürde getirdi. (Sehl: Bürde nedir? diye orada bulunanlara sordu da sözüne devamla bürdedir yâni ihrâm gibi dikişsizdir diye sorusunu kendisi cevabladı.) Bürdeyi getiren kadın:

- Yâ Resûlullah, bu bürdeyi sana giydireyim diye kendi elimle dokudum, dedi. Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'da bürdeyi aldı. Zaten kendisinin böyle bir bürdeye ihtiyacı vardı. Sonra Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) o bürdeyi izâr (yani belden aşağı vücuda sarmış) olarak giyip (evden) yanımıza çıktı. Sonra falan oğlu falan (Sehl'in o gün ismini söylediği bir adam) gelerek:

- Yâ Resûlullah, bu bürde ne güzeldir? Bunu bana giydir, dedi. Resûl-i Ekrem (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) de:

- Peki buyurdu. Sonra eve girince bürdeyi dürüp o adama gönderdi. Orada hazır olan cemâat adama:

- Vallahi sen iyi etmedin. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in bu bürde ihtiyacı olarak giydirildi. Sonra sen kendisinin bir şey isteyen hiç bir kimseyi reddetmediğini bildiğin halde Ondan bürdeyi istedin, dediler. Adam da (bu yadırgamaya karşılık):

- Vallâhi ben bu bürdeyi giymek için istemedim. Ve lâkin (öldüğümde) kefenim olsun diye istedim, dedi.

Sehl demiştir ki: Sonra bu zâtın vefat ettiği gün hakikaten o bürde onun kefeni oldu.” [Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 9, Hadîs No: 3555, Sayfa: 334-335; İslâm Tarihi (M. Asım Köksal), Clid 11, Sayfa: 141; Ashabın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Hadîs No: 1084, Sayfa: 464]

-Peygamberimiz (sav)'in zamanında çarşaf varmıydı ?

Şimdi Arabistan'da bazı erkekler ve kadınlar elbise giymeyip kumaşı bedenine sarıp her tarafını örtüyorlar. Ben onu Ka'be'de gördüğümde yadırgamıştım. Bu ve benzeri bir kaç hadîs-i okuyunca anladım ki: Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'den ve ashabından kalan büyük bir sünnetmiş, haklıdır, doğrudur.

Bu hadîsten anlaşılacağına göre; demek ki Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) çoğu zaman dikilmemiş elbiseyi ihram gibi belden aşağı ve yukarı sarıp öyle giyiyor.

Çünkü uzun bol elbise giymek harb yapmağı zorlaştırır. Bilâl Babam'da hem bu hadîsin mucibince hem de Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in emri üzere yapılanları söylüyor. Çarşaf Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in zamanında var mıydı? Sorusuna karşılık bunu söyledi. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in zamanında çarşaf yoktu. Giyimlerde ya entari uzun, bol yahut da harb zamanlarında böyle giyer. Şimdiki toplu iğne ile düşmemesi için sıkıştırıldığı gibi yapar. Öyle harb eder. Çünkü uzun bol giymek harbte hareketi zorlaştırır.

 

*  *  *

 

19- “... Ebû Hüreyre (Radiyallâhu Anhu)'den rivâyet edildiğine göre:

Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) iki çeşit giyinişi yasaklamıştır. İştimâl-i sammâ (denilen giyiniş) den ve kabaları üzerinde oturup bacakları dikerek avret yerini semâya doğru açarak (yâni avret yerini örtüsüz bırakarak) tek bir elbiseye sarınmaktan.” (Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 9, Hadîs No: 3560, Sayfa: 339; Kütüb-i Sitte, Cild 17, Hadîs No: 7061, Sayfa: 460; Sünen-i Neseî, Cild 7-8, Hadîs No: 5305-5306; Tac Tercemesi, Cild 4, Hadîs No: 569, Sayfa: 317)

 

*  *  *

 

20- “... Ebû Bürde (bin Ebî Mûsâ el-Eş'arî) (Radiyallâhu Anhu)'dan şöyle demiştir:

Babam (Ebû Musa el-Eş'ari bir gün) bana şöyle dedi:

- Ey oğulcuğum! Biz Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) ile beraber iken, üzerimize yağmur yağdığı zaman eğer sen yanımızda olsaydın bizim (elbise) kokumuzu koyun kokusu zannederdin.” (Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 9, Hadîs No: 3562, Sayfa: 342)

 

Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in ilk zamanlarında Ashâb fakir, cami dar, elbiseleri yün, çok terler, çok ter kokuları çıkardı. Daha sonra biraz zenginleyince elbiseleri pamuk, cami yüksek, havalı, çalışma az oldu. O koku hali gitti.

 

*  *  *

 

21- “... El-Alâ bin Abdirrahman'ın babası (Abdurrahmân bin Yâkûb el-Cühenî) (Radiyallâhu Anhu)'dan şöyle demiştir:

Ben, Ebû Saîd (-i Hudri) (Radiyallâhu Anhu)'e:

Sen izar (denilen elbisenin uzunluğu) hakkında Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'dan bir şey işittin mi? diye sordum. Ebû Said:

Evet, Ben Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'dan şöyle buyururken işittim:

"Mü'minin izârının uzunluğu baldırlarının ortalarına kadardır. Bununla topuklar arasında olan izâr (ı giymek)'te ona günah yoktur. Topuklardan aşağı olan (izâr kısmının hizâsındaki beden) ateştedir.

O üç kez (de) şöyle buyurdu:

Allah (giydiği), izârını kibirlenerek (yerde) sürükleyen kimseye (rahmet bakışıyla) bakmaz (veya rahmet etmez).” [Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 9, Hadîs No: 3573, Sayfa: 351; Mevâhib-i Ledünniyye, Cild 1, Sayfa: 545; İslâm Tarihi (M. Asım Köksal), Cild 11, Sayfa: 133-134; Kütüb-i Sitte, Cild 15, Hadîs No: 5240]

 

Dizle aşık kemiği arasıdır. Topuğa kadar yani aşığa kadar giymesinde bir günah yoktur. Ordan aşağı giyen kadın, erkek ne olursa olsun yeri cehennemdir.

Demek ki elbise boldur. Ortasına kadar giymede caizdir. Yani diz kapakla aşık arasının dört parmak kadar daha yukarısıdır. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) kafir kralına esir düşen iki ashab kral tarafından sorguya çekildi. Kral:

- Beni mi çok seviyorsunuz? Muhammedi mi?

- Ben mi büyüğüm, Muhammed mi? Birisi:

- Harb hud'a'dır, siyasettir, kandırmaktır hadîsine göre:

- Sen büyüksün, seni çok seviyorum dedi. O biri:

- Muhammed büyüktür, Muhammed'i seviyorum dedi. Bunlar zindandan bir yolunu bulup kaçtılar. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in yanına gelirken her ikiside benim dediğim daha doğrudur, diyordu. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in yanına geldiler. İlk defa birisi:

- Ya Resulullah! Harp hiledir (Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 2396) hadîsine uyarak onu kandırdım. Sen büyüksün, seni çok seviyorum dedim. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Senin şeriatın kuvvetli imiş, şer'an öyle söylemede bir mahzur yoktur. Allah senin kalbinin içini biliyor. O biri:

- Ya Resulullah! Bir can için sen büyüksün, seni seviyorum diyeyim dedim ve sonra Muhammed büyüktür, onu çok seviyorum dedim deyince Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in gözleri yaşararak:

- Seninde takvan kuvvetli imiş, takvada böyle olmalı buyurdu. Bunun gibi Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) bazı hadîslerde bazı sözleri adamına yerine göre söylüyor.

 Gelinlerin giydiği gelinliğin yerde sürünmesi uygun mudur ?

Şimdi gelinlerin giydiği elbisenin yerde sürünmesi sünnete uygun değildir. Manastırlarda kâfir rahibelerinin giydiklerine benzemektedir. (Rahibe: Manastırlarda onların dağ başındaki özel ibadethanelerinde kendilerince ibadet yapan kadınları, kızlarıdır.) Millette çok büyük bir alışkanlık, gelenek olduğu için söylemiyoruz.

İkinci gelinlik giyilip, çıkarılıyor giyilip çıkarılan bir elbise diğer devamlı giydiği elbise gibi değildir, nisbeten caiz olur. Ama kiliselerde, manastırlardaki rahibeler devamlı yerde sürünecek kadar uzun giyerler. Çift sürmeye gidip geldiğin postalla veya çizme ile mest edip namaz kılabilirsin, onlar mest sayılır. Gelinlikle de namaz kılınabilir. O sadece gelinlik olarak giyilip çıkarılıyorsa kılınır. Uzun müddet giyiliyorsa ve yerde sürünüyorsa kılınmaz. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem):

Yürüdüğünüz ayakkabıyı toprak temizler, onunla namaz kılabilirsiniz buyuruyor. (Sünen-i Ebû Davud, Cild 2, Hadîs No: 385; Kütüb-i Sitte, Cild 10, Hadîs No: 3514; Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 2, Hadîs No: 532; [Riyâzü's-Salihin (Aslı ve Tercümesi), Hadîs No: 788, Sayfa: 531)

Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in elbisesini yerde kibir için sürüyene kıyâmet günü Allah rahmet nazarı ile bakmaz, dediği budur. Birde pantol, şalvar bunlar yerde sürünüp, yere değeni ve topuktan aşağı inmesi caiz değildir. Bizzat şahid olduğum şalvar ve pantolonu yere değmeyen adama biraz daha uzun olması lâzımdı, dediklerini duydum.

Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) harbte kulaklı külahı giydiği için kulaklı külahı mehter takımı giyiyor. O da sünnettir. O da harbi, savaşı andırdığından Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) hücuma kalkınca kadınlar arkadan def çalıp, kaside söylüyor, askeri iştaha getiriyor. Türk ordusu hücuma kalktığı zaman hücum davulları dövülüyor ve Allah Allah sedaları ile hücum ediliyor. Hadîs-i Kudsi'de:

“Siz düşmanla karşılaştığınız zaman Allah'ı çok zikredin.” (Sure-i Ahzab, Ayet 41) Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) zamanında Kûr'ân'daki zikrullah âyetleri okunur. Öyle hücuma kalkılır, çünkü onlar Arab, Kûr'ân-ın manasını da biliyor. Onlarca o âyetin okunması makbuldür. O yüzden daha fazla iştaha geliyorlar. Bunlar Türk, âyetin manasını bilmiyor, sadece Allah Allah diye hücuma kalkıyor. Her ikisi de Hadîs-i Şerif mucibincedir.  

 

*  *  *

 

22- “... Abdullah bin Ömer (Radiyallâhu Anhu)'den rivâyet edildiğine göre:

Ömer bin el-Hattâb sırf ipekten mâmul (satılık) bir kat elbise gördü ve:

- Yâ Resûlullah, keşki bu elbiseyi (dışardan gelen) özel hey'etler ve Cuma günü için (giymek üzere) satın alsan, dedi. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem):

- Bunu ancak ahirrette (ipek elbisede) hiç nasibi olmayan kimse giyer, buyurdu.” [Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 9, Hadîs No: 3591, Sayfa: 366; Kütüb-i Sitte, Cild 15, Hadîs No: 5289; Zübdet'ül-Buhâri, Hadîs No: 1310, Sayfa: 945; Kırk Mevzuda Kırk Hadîs, Hadîs No: 15, Sayfa: 444; İslâm Tarihi (M. Asım Köksal), Cild 11, Sayfa: 140]

 

Ömründe ipek giymeyen erkek ahirette ipekten giyer demektir. Bu giyinme dînimizce pamukla karışık olursa erkek giyebilir, aksi takdirde giyemez, haramdır.

Osmanlı padişahları zamanında içki yasak olup, Bektaşi içki içecek yer arıyor, bulamıyor. En son caminin ön kısmında bir yere gidiyor, orda içiyor. Onu takib eden İstanbul'lular yeniçeri zabitine şikayet ediyorlar. Zabit baş ucuna dikiliyor. Bektaşi'ye:

- Sen Allah'tan korkmuyor musun? Ramazan günü içki içiyorsun? Bektaşi:

- İpek haram değil mi? Sen niçin giyiyorsun? Zabit:

- Onun içinde iplik (pamuk) karışımı var. Bektaşi:

- Rakı içinde de su karışımı var diyor.

 

*  *  *

 

23- Erkek olsun, kadın olsun münafığın elbisesi dar olur, kısa olur, ince olur. (Hacı Muhammed Bilal-i Nadir Hazretlerinin Vaaz Bandından alınmıştır.)

 

*  *  *

 

24- Yün elbise giymelidir. Zira Enbiya-i Zişan Efendilerimizin giydikleri elbiseler hep yündür.

Hadîs-i Şerif'te:

«Yün elbise giyiniz, iymanın lezzetini bulursunuz» buyrulmuştur.

Diğer bir hadîste:

«Yün elbiseyi ilk defa cennetten çıktıkları zaman Adem ve Havva (Aleyhis-selãm) giymiştir, buyrulmaktadır.» (Mecmaul Adab, Sayfa: 381, Kırk Mevzuda Kırk Hadîs Kitabı, Hadîs No: 5, Sayfa: 441, Benzeri.)

 

*  *  *

 

25- Ebu Hüreyre (Radiyallahu anhu)'den:

- Vücutlarını gösteren ince elbiseler giyinip salınarak yürüyen kadınlar cennete giremezler ve kokusunu da alamazlar. Halbuki cennetin kokusu beşyüz senelik mesafeden alınır.» (Muvatta, Cild 2, Hadîs No: 7, Sayfa: 563; Mecmeul Adab, Sayfa: 381, Benzeri.)

 

*  *  *

 

26- Bir kimsenin elbisesi inci olursa dinide ince olur. (Mecmâul Adab, Sayfa: 381, Hayat Düsturları, Sayfa: 450-451, Benzeri; Muvatta, Cild 2, Hadîs No: 7, Sayfa: 563)

 

Bu açıdan bütün peygamberler ve evliyalar bol, uzun, kalın giymişler. Onun için çok terlemiştir. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Hazretleri de kendi zamanının en fazla terleyeni idi. (Şemail-i Resul, Sayfa: 49)

 

*  *  *

 

27- Ümmetimden bol giyinenleri Allah esirgesin, ümmetimden bol (elbise) giyenleri Allah esirgesin! Ümmetimden geniş ve bol elbise giyenleri Allah esirgesin. Ey İnsanlar! Bol ve geniş elbiseler dikinin. Çünkü bu kişinin vücudunu daha iyi örter. Kadınlarınız dışarı çıktıklarında böyle bol ve geniş elbiseler giysinler. (Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 6310)

 Şalvar ile pantolon arasındaki fark nedir ?

Yaşım otuz sıralarında iken ben Bilâl Babam'ın kendisine:

- Şalvar ile pantolon farkını sordum. Buyurdu ki:

- Kadın olsun, erkek olsun, mü'minin elbisesi bol olur, uzun olur, kalın olur ve göğsü kapalı olur. Kadın olsun erkek olsun münafığın elbisesi dar olur, kısa olur, ince olur. Sakal; mü'minin nefsinin yularıdır. Sakallı adam hiç bir saz, pavyon bar ve benzerî günah yerlerine gidemez. Herkes:

- Sen şu sakalından burada durmaya utanmıyormusun? gibi veya dînce düşük, yaramaz bir söz söylerler diye çekinir. Öyle yerlere gidemez. Yine:

- Şu saçın ile, sakalın ile bu söz sana yakışır mı? derler. O sakal nefse bir yular olur, o yular kendini cennete götürür. Pantolonda dar kısa olmak var. Mü'minin elbisesinin aşağısı dar üstü bol olur. Veya entari olur. Münafığın elbisesinin aşağısı bol, üstü dar olur.

Tuvalette idrar sıçramaması için entari ise toplayabilir. Pantolonsa altı çok bol toplayamaz yine de idrar sıçrar. Üstü dar olduğu için eğilip doğrulurken her yeri belli olur. Namazda; rukuya veya secdeye eğilirken iki eli ile dizinden yukarı çeker ki, bu da namazı bozar, hiç namaz kılmamış gibi olur. Hilmi; sen hem sakalı bırak, hem de pantolonu bırak. Şalvar giy. Şalvarın üstü bol, altı dardır. Üzerine idrar sıçramasın, idrar sıçramasından çekinmeyenleri cehenneme götüreceğine dair hadîsler çoktur. (Kütüb-i Sitte, Cild 15, Hadîs No: 5495; Şevâhidü'n-Nübüvve, Sayfa: 171; Sahih-i Buhari Tecrid-i Sarih, Cild 4, Sayfa: 555; Kırk Mevzuda Kırk Hadîs, Hadîs No: 16, Sayfa: 43; Sünen-i Neseî, Cild 1-2, Hadîs No: 31, Sayfa: 49)

Ondan sonra ben hem şalvar giydim, hem sakal bıraktım. Sünnet üzere kulak yumuşağına kadar saçımı zaten evvelce bırakıyordum. Birkaç ay sonra benim sakalımı gördü. Tahminen bir santim yüzün etini örtecek kadar idi. Bana:

- Hilmi! Sakalın kısa imiş, ama yaşına göre genç sakalıdır, iyidir ama yaş ilerledikçe bu sakalı sünnet üzere normalini bırak dedi. Normali de Yani alt dudağının kırmızısının bittiği yere işaret, şehadet parmağını korsun, çenenin altından çıkanı kesersin. Buna kabza derler. Bundan uzunu ve kısası sünnet haricidir.

 

Hadîs-i Şerif;

"Bıyıklarınızı kesiniz, sakalınızı ziyade kesmeyiniz ve kendinizi yahudilere benzetecek kadarda uzatmayınız." (Kenzü'l-İrfan, Hadîs No: 799; Ramuzu'l-Ehadis, Hadîs No: 217)

"Sakalınızı ziyade kesmeyiniz yani mecusilere muhalefet ediniz." (Kenzü'l-İrfan, Hadîs No: 802)

 

 

 

 

ÖNCEKİ KONU                               KONULAR                            SONRAKİ KONU